Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 13 Ocak 2012 · 49:39
Eğer ki herhangi bir kesilen, helal hayvanın üzerinde, besmele kesilmediğine dair, çekilmediğine dair katil bir düşünceniz veya tespitiniz varsa, o caiz olmaz. Hanefiler öyle demişler, eğer ki bir etin yenilen hayvanın üzerinde besmele çekilmezse, o caiz olmaz yenmesi, kesilirken. Bir kısmında demişler ki, işte böyle bir şüpheniz varsa, yerken üzerine besmele çekmeniz yeterlidir demiş.
Öyle diyenler de var, az da olsa, bu tehlikeli bir durum. Allah Resulü şükürlilerden kaçınmış. Bu misinde yazıyor ya, İslamî musullere, bir şekilde hazırlanmıştır. O, yiyen için bir kutu tercih için insan, veyahut da Hacı abi şeydeken, tavukçuluk yaparken, o yazı yazıyor bir şeye, dilekçeye, kalkış yere. O, müftülük gelmiş, müftülük de fetva gönderdi Hacı abi, onu da duvara astı.
Tabi, aslında bunu uygulamış olsa herkes, mesele, mesele, İslam, Müslümanlar tarafından, real hayata geçirmiyor, tatbik edilmiyor. Müslümanlar sadece karanlıktan şikayet ediyorlar. Soruyoruz boyuna. Ya onun hakkında bir şey yapmıyor. Mesela ne? Kim bu? Örneğin, Banvit. Banvit'e mektup yazacak herkes. İslamî usullere uygun olup olmadığının açıklanmasına. Banvit meclur, oradaki bu sefer müftülüğü çağıracak veya diyanete müracaat edecek, diyanet müftülükte onu kontrol edecek. Deyecek ki fetvayı verecek. Banvit plislerin kesimhanesine gittik, bakın ona baktık. İşte İslam'a uygun bir şekilde olduğunu gördük diyecek. Bu sefer öyle olunca, Müslümanlar tüketici toplum, önceden tüketici toplum değiller.
Şimdi tüketici her şeyi tüketiyor. Yani bu işte tavuk da olsa, balık da olsa, et de olsa, kıyafet de olsa, arkadaş da olsa, dost da olsa, eş de olsa, çocuk da olsa tüketiyoruz. Anne babayı tüketiyoruz, her şeyi tüketiyoruz. Biz ben zannediyorum, tüketim toplumu olduk dediğimizde siz zannediyorsunuz ki yiyecek, içeceği kastediyorum. Hayır, arkadaşlarımız da çok rahat tüketiyoruz. Dostlarımız da çok rahat tüketiyoruz. Kardeşlerimiz de çok rahat tüketiyoruz. İşte çavuşumuzu, zakirimizi, üstadımızı da çok rahat tüketiyoruz. Annemizi, babamızı rahat tüketiyoruz. Çok rahat. Böyle bir tüketim toplumu haline geldik biz böyle. Biçer dövüler, biçip dövüyoruz boynu bizi.
Çıkardığımız harpa olsa, nar ve saddaklar. Diyeceğiz ki ya harpa da öğretiyoruz. Biz harpa da öğret ederiz. Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden normalde bu tür meselelerde duyarlı olunursa, bu sefer o firmalarda kendilerine çekip düzen verirler. En azından bununla alakalı çalışırlar. Veya bununla alakalı bunu önemserler. Şimdi önemsemiyor. Tabi insanlarda gün geçtikçe dini duyarlılık kalmıyor. Gün geçtikçe. Deccadir bizim bir tarafımızdan tutuyor. Bir tarafımızdan tutunca bizim böyle her gün farkında olmadan biz günden güne, günden güne, günden güne dini duyarlılığımızı kaybediyoruz. Öyle bir hale geliyor ızkı alttık. Din sadece düşüncede kalıyor.
Din sadece kitaplarda kalıyor. Ve el hayata geçirmiyor. Öyle olunca da bu tip şeyler önemsemiyor. Ötümüzden kalıyoruz. Ben şimdi bunu söylüyorum ya. Yani işin doğrusu Allah'tan korkumdan söylüyorum. Sizin burada yüzde 10'unuz dahi şuraya piliç aldığınız fabrikalara bir dilekçe yazalım diye aklınızın ucundan geçmez. Böyle bir şey zaman bulamazsınız. Fırsat bulamazsınız. İşiniz çok çünkü. Abi tasavvufta bir lütfen. Kitabın neresinden başlayayım diye düşünüyorum. Bizim yolumuzda mürid-mürşid ilişkisi, velayet yolundaki mürid-mürşid ilişkisi yok. Bizim yolumuzdaki mürid-mürşid ilişkisi daha fazla kardeşliğe dayalar, dostluğa dayalar, arkadaşlığa dayalar.
Daha biraz daha ileri gidersek böyle büyük konuşmak istemem ama kafamda tasavvur ettim, hayal ettim. Fakat bir türlü başarısını görmediğim bir şey sahabelerin kendi arasındaki ilişkisi. Gönüllü arzu eder ki sahabelerin kendi arasındaki ilişkiyi kendi aramızda tesis edelim. Gönüllü arzu eder ki sahabelerin birbirlerine olan dostlukları, arkadaşlıkları, kardeşliklerini biz kendi aramızda tesis edelim. Gönüllü arzu eder ki insanlar birbirlerini gerçekten yürekten sevsinler. Gerçekten birbirlerine yürekten davransınlar. Yani o kitaplarda yazıyor, mürid-mürşid ilişkisi. Hep okursunuz. Yok, okuduklarınızın hepsinde de en başında şunu yazar. Mürid-mürşid'in önüne gittirme, kasipcinin önünde yatan mefta gibi olacak. Yani o okuduğunuz eserlerin hepsinde bu var.
O yüzden o eserlerdeki mürid-mürşid ilişkilerinin büyük bir çoğunluğunu ben kendi nefsimde reddeder miyim? Mürid-mürşid ilişkisi olacaksa bu Kur'an ve sünnet tayresinde olmalı. İşte Cenab-ı Hak ayet-i kerimde Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Ama başka bir yerde de itaat Kur'an ve sünnet üzerinede. Hadis-i şerifte vardır bu noktada. O yüzden mürid-mürşid ilişkisine bakış açısı, hadis-i şeriflerin ışığında ve imamların fetvasında olması lazım. Üzerinde veya bunun dışında, bunun altında, bunun yanında değil. Kur'an sünnet iştihatları da arası gerekir. Mürid-mürşid ilişkisi. O yüzden bu eseri önemsemiyor. Yani bir kimseye zorla birisine saygı göstermez.
Ama sen saygı göstereceksin deseler ben kendi kendime derim ki ne saygı göstereceğim ki ben bunu, ben bunu sayıdım derim. Veya ben bunu, ne saygı göstereceğim ona derim. Ben öyle dersem o zaman bir başkası da benim için böyle düşünür mü düşünür. O yüzden mürid-mürşid ilişkisi içerisinde mürid-mürşidini seviyorsa, üstadını seviyorsa, Kur'an sünnet ve imamların iştihadı dairesinde onu bizim tavsiyelerini, onu düşüncelerini kabul eder. Bu noktada uğraşır, çabalar. Bu noktada gayret gösterir. Yok sevmiyorsa, muhabiri yoksa, bağrılı tabbe ise o kadar. E bağrılı çok iyiyse daha fazla yapar. Burada mürşidin kendi zatına, kendi şahsına değil, yola hizmet edilmesi lazım. Mürşidin kendisine hizmet, insanı bir noktaya kadar götürür. Bir noktadan sonra orada kalır.
Ve mürşidin böyle bir hizmete ihtiyacı olmaz. O da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunda gidiyor. Onun kendi özel ihtiyaçlarını kendisi karşılasın. Kendi ihtiyaçlarını kendisi görsün. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi şahsi ihtiyaçlarını sahabelere gördürmedi. Gücünün yetmediği, mescidi tek başına yapmadı. Mescidi Müslümanlarla beraber yaptı. İşte bir ev yazıldı, evini Müslümanlarla beraber yaptı. Kulatını yapmadı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin evinde başka kadınlar gidip direktler. Hanımlarla ya Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi şahsi işlerini sahabelerinin üzerine yaptırmadı.
Ama Kur'an ve sünnet noktasında honsiyerlerde bulunursak sadece bu ölçeden bak. Yani şahsi kanaatın görüyorum ben duyuyor. İşte kimisi şeyhini çorabını giydiriyor. Yok kimisi donunu giydiriyor. Yok kimisi işte evinin bilmem bir şeyisini yapıyor. Bunlar şey değil. Bu noktada uygun gördüğüm şeyler değil. Ha şunu aklından bir de öyle tepki geliyor. Ya acami hediyeleşmek sünnet. Ya hediyeleşmek sünnet. Demişim ki birisine bana bir tane çay bardağı al. Kaça aldın. Hediyeleşmek sünnet. Semameriz hediye edecektim.
Kendi kafanına bir gün önce ne hediye ettin beni kal. Bu hediyeleşmek. Ben diyeceğim ki gel beni filanca yere götür. Gel beni götür. Sen onun parasını alacaksın. Hediyeleşmekle alakası yok. Ama şahsi yerlerde görüyorum. Bir ilişkinin olmasını istemiyorum. Sonuçta ben zaten kendini mürşid olarak da gören bir kimse değilim. Bunu da açıkça beyan edelim. Allah beni affetsin inşallah. Yani ama kendilerini şeyh görenler, mürşid görenler, kendilerini zamanın kırkluğu işte üçü, beşi, yedisi, kırkı, on yedisi, yirmisi görenler, kendilerini bu tip şeyler yaptırabilirler, yaptırıyorlar da.
Onlar bu tip şeylere layık insanlar. Ben neden yaptırıyorlar, neden yapıyorlar, beni ilgilendirmiyor. Herkes layıkını bulur. Eğer kimse Kuran ve sünnetin dışında yaşıyorsa, Kuran ve sünnetin dışındaki hareketlere tavırlama maruz kalır. Eğer ki Kuran ve sünnete layık ise bir kimse, Kuran ve sünnet noktasında yaşantısına devam ettirir, onun da göreceği şey Kuran ve sünnet olur. Bir kimse kendi halet-i ruhiyi, kendi hayalini, kendi düşüncesini, kendi felsefesini, Kuran ve sünnet üzerine yapılandırmazsa, aslında Kuran ve sünneti bulamaz. Kuran ve sünnet üzerine yapılandırır. Düşüncenizi de onun üzerine yapılandırır. İnsanlar gelecek, her şey gelip geçecek. Kuran ve sünneti olan Allah'a haki kalacak.
Ve bizim çocuklarımız gerçek, erkek, torunlarımız gerçek, bir miras olarak gerçek. Onları da miras olarak devredilecek. Devredilirken biz bıraktığımız mirası, teliz, her yüklerden alınmış, badan alınmış, her hevesden alınmış, sünnetin dışında olan şeylerden alınmış, bir sünnetin dışındaki şeylerden alınmış bir tasavvuf düşüncesi ve hayatı bırakalım.
Bunun için mücadele ederim. Zaten benim adamda benim böyle şeyim yok. Benim bir tek derdim var. Kuran ve sünnet noktası temiz bir şekilde yaşanabileceğin de büyük bir şeymiş gibi gelebilir. Bunca zaman içerisinde, bunca şeyin içerisinde bu sana mı düştü diye düşünebilirsiniz. Ey Allah! Bu ben kendi kendime bize düşmüş diyorum. O yüzden bulmuş gibi görünen, tasavvufun içindeymiş gibi görünen, Ben sünnet ve imamlarının içtihatlarının dışında ne varsa reddediyorum. Yanlış olabilirim, ya anca onu doğurmuş gibi söylemiş olabilirim, onu İslam'da var olmayan bir şey değil. İmam-ı Gazana camiye hemen oturmuş, şeyin içerisinde, minaret içerisinde hallet etmiş, çıkmış, bugüne kadar yazdıklarını hepsinde reddediyorum diye bir risale yazmış, şeyin olur.
Bu kadar yazdıklarını kendisi reddetmiş. Basit böyle bir şey ben de reddediyorum. Madem ki o elde etmiş, bizim dışında bir tasavvuf düşünülemez. Dantlarına uydun efendimize, beni ne kadar, seni işte eşimden de fazlaca severim ya Resulallah. İşte imanın şimdi kemaletisi şerifinin, müşit yüzlerinde oturtturduğu hotel'e şu çıkar.
Ya bilme, peygamberi sevdiği gibi sevecek. Mürşidini peygamberi sever gibi sevemez. Dinimiz, peygamberi Allah gibi sevilmeyeceğini beyan eder. Peygamberi sevmenin, Allah için olmasını beyan eden bir gün söyler. İndirildiğinde, indiğinde, muşriklerin başı konu.
Kimse dedi ki, kendisine tapılmasını istiyor. Bir tek elme var. Şimdi tam hatırıma gelmedi. Bu suredeydi lan. İşte o. İşte mi? Zıkılacaklar mı?
Yukarıda kurulacaklar. Bizi, iyi sevgililerin düştüğü hatanı, yalnız biz peygamberi severken, peygamberi Allah'tan birisi gibi sevmeyiz. Çünkü, parçalanmaz. Allah bölünmez. Bu ehli tasarın önce, bu ehli tasarın önce Allah'ın bir parça verdir. Bu, on bir şeye hulümetlerine inanır. Aslında bunu direkt olarak söyleyemez. Ama bunu parçalı, mutlu bir şekilde söyler. Yani üstadına bakar. İçimize sokmak, tevhidi şimdi sadece ne eyla eyla.
Tevhidimiz söylemezse, tevhid oluşmaz olur. Gerekir ki. Bir dinerse olur. Beyan ederiz aynı zamanda.
Bizi düşürebilir. Yani şunu diyebilir. Muhy. Ondan böyle üçlü teslisi inancı var ya. İsa, Cebrail. Bunun gibi. Öyle bir inanca sokar. Tasavvuf bilincimizde. Böyle bir şey yoktur. O, duru için severiz. Dediği için severiz. Biz için peygamberi severiz. Eline koymayız. Uçmuş olur, sapıklayın olur şehirleri. Senin canında arzası olur.
O, sizin imanınızın kemale erdiği için böyle canını veririz gerekir der. Bizim yolumuz o.
Bunun altını çizeyim. Hakkı insan bir şeyini istemiyor. Kendinizden geçercesine, kuran, sünnet ve imanların iştahına itaat. Üstadınız.
Üstadı sevmek demek, strateji umman. Üstadı sevmek de öyle. Bak bu da öyle. Beni seviyor musun? Bırakın. Seviyor musun? Seviyor musun? Seviyor. Diyor ki, dövmeyin hamurlarını. İçme cigareyi. Seni çok seviyorum abi.
Seni çok seviyorum abi. Seni çok seviyorum. Gece namazına kın. Seni çok seviyorum abi. Abicim ben haftamın dört gecem. Sen de dört gecesi derse git. Dört gecesi git. Üç gecesi git. Seni çok seviyorum abi. Mahallede derse derse git. Seni çok seviyorum. İslam'a karşı akıllı ol. Kuran ve sünnete duyarlı ol. Sünneti öğrenenler için itaat edemeyiz. Bizim davranışımız, bizim halimiz, oturuşumuz, kardeşimiz sünneti Resulullah olacak.
O yüzden mürid-mürşid ilişkisi sünneti Resulullah'ta olduğu gibi. İmamların iştahı da olduğu gibi olacak. İmamların iştahı da olduğu gibi olacak. İmam iştahı şeydenin önüne bakıyoruz. Elimdeki eserler el ver.
İlk hareketine bakıyoruz. Yanlış anlaşılmasın. Yaşanan soğuk ilikle tasoğuklar. Çamaşırlarının kendileri yıkamışlar. Kendi yiyeceklerini kendileri hazırlamışlar. Kendi kudaylarını kendileri görmüşler. Kendi ekmeklerini kendileri pişirmişler. Hanımlarına daha çamaşır yıkamışlar. Yani hanımlar daha yıkadırmış hiç. Hanımlarına neden yemek hazırlamadım dememiş hiç. Çünkü dünyada mı yaşıyor? İnsanlar kendi heva ve heveslerinden bir sürü kuralı tutturmuşlar.
Kural, alıyorsun hadiste, sünnette, fıkıhta yeri var mı? Değil yok. Ya bu nereden çıkmış? Çıkmış. Görürsek şeyhinden öyle görmüş o. Şeyhinime zaten kaldırsan o da diyecek ki şeyhimden öyle gördüm. Onu mesela kaldırsan o da diyecek ki şeyhimden öyle gördüm. Ben şunu istemiyordum. Mustafa'ya reval ettikten sonra biz ondan böyle gördük. Öğretmen böyle yaparız. Hayır kardeşim. Bir eksikliğin noksanını alsa gelin şimdi yüzüme söyleyin. Bu noktada Kur'an ve sünnete aykırı bir arkadaşlara anlatışım var deyin. Eyvallah. Herkesin eksiği olacak bu eksik bana aynı. Size anlatırken Kur'an ve sünnetin dışına çıkıyorsan beni Allah rızası için ikaz et. Allah rızası için.
Çünkü ya Ömer'e hikaye etmişler. Ömer'i koca Ömer'e kadınlarla alakalı bir fetvada yanlışlık var demiş. Resulullah'tan duydum ki bu mesele böyleydi. Allah rızası diyor ki o kadının, Hazret Ömer diyor ki kadının adını anlamakta. Ömer'i düzelttiriyor.
Şimdi bir portretçisi, bir üstada bir kadın diyecek ki burada hatalı davrandınız efendim. O kadın o derbahta duracak. Veyahut da bir erkek vermiş diyecek ki efendim burada hatalı davranınız. Burada olmaması lazım da o adın derbahta duracak. Mümkün değil. Mümkün kardeş. Mümkün. Han ve sünnet noktasında size anlatışımda bir eksiklik varsa kadının elinizi deyin ki abi ya biz bilir. Bir hadis vardı böyle böyle olmaması lazım. Bir feta var böyle olmaması lazımdı. Eyvallah. Canını yiyeyim ben. Burada söyleyeyim. Doğru bu. Ömer'in ikaz edildi. Ömer'in ikaz edildi. Hazreti Osman'ın ikaz edildi. Hazreti Ali Hazreti Dili bir dinin mensubuyuz.
Ve insanlara bu başta olmak Şahset ve Resulü Hazreti Ebubekir Ahşerî Mübeşşeridir diye sıralamış ve petva var. Eksiklik, noksanlık olur. Bu sıralamaları değiştirirse onun küfrında bizim zilvede tıklılığında ve katılıyoruz doğru.
Bir peygamber gelecek olsaydı benim şeyhliysem onlar olayız demişler onlara. Ömer'in mümininken ve İslam topraklarının hızla geliştirdiği yayıldığı girayetini çoğaldı Ömer gibi bir kimseye.
Öyle Ömer ki gözünün üstünde kaşı var dese bir kimse bakar bana baktığı düşüncesi. Cebinden çıkardığı şeyin bir değeri vardı.
Cebinden çıkardığı şeyin bir değeri vardı. Bizim yolumuz Rit-Mürşid ilişkisi olacaksa böyle bir ilişki olacaksa. Yoksa benim yanımdan. Dur, eve gidince hanım. Rit-Mürşid ilişkisi Resulullah'ın ahlakında var sanırız onları. İşte siz onun yanında sesinizi yükseltmeyin. Konuşuyor adam.
Bu da dışarıda bir mesele var. Çık dışarıda konuş gir içeri. Ne insanların feyizini bozuyor. Çık dışarıda iç. Burada hiç kimse çay içmiyor. Çakır çakır çakır … Aşına saygısı yok adam. Her şeyimiz sünneti Resulullah'a uygulanacak. Allah bizi onlardan uyarsın. Ha? Bunlar böyle monotonlu haşetin içerisinde. Önüzü de, tahtısı da, altı da üstü de sünnetin içerisinde.
Sünnetleri iyi takip edin. Bedavacı olmayın. Böyle ben kafası kırık bir insanım ya. İşime gelenler kenara böyle bazen aklıma gelenler atıyorum kenara. Bununla alakalı böyle hadislerin şeyi muhtasarı gibi diyeyim. Böyle diyeyim bir şeyler hazırladım inşallah. Beraber irdeleyelim hem. Peygamberse Resulullah Hazretleri'nin bazen yılda bir sefer, iki sefer, üç sefer yaptığı sünnetleri var. Bir de hiç terk etmedi işe. Hiç terk etmemiş onları. Birisine besleleyle bir işe başlamak. Kim terk edilmiş bir sünneti icra ederse iki yüz şehit sevabı vardır diyor. Başka bir hadislerimde yüz tane diyor. Başka bir hadislerimde iki yüz tane. Neden ümit var olmayalım? Ben de iki yüz taneyi ölçalım kendime. Demek ki bir terk edilmiş sünneti icra edersek iki yüz şehit sevabı alacağız diyor.
Her işe besmeleyle başlamak. Her işe. Ve bu besmeleyi öyle sünneti vesullahi uyduracağız. Her işimizi yaparken besmeleyle başlayacağız. Her işimize. Bunu kulağınıza küpe yapın. Besmelesiz bir işe başlamak yok. Besmelesiz başladığımız bir işe şeytan karışacak çünkü. Şeytan ona ortak olacak. Neye başladıysanız şeytan sizin olağınız. Besmelesiz. Übrü, beyin delili. Neye başladıysanız. Düşünmeyin. Soyunurken, çıkarken, çalıştırırken, kapatırken her şeyde besmeleyi çekeceksiniz.
Besmelesiz bir işiniz olmayacak. Sünnet ile sünnet şeytan ve hırsızlardan emekmiş olsa ondan beri besmelesiz bir hayat olmayacak. Besmelesiz bir işe başlamamış olacak.
Derviş, besmelesiz bir hayat olmayacak. Besmelesi unutmuşuz. Ad dilinde kullanılır. Bu besmelesiz olmayacak. Doğru yok. Hiçbir şey. Besmeleyi. Peygamber'in işinde sadece önemsiz işlerini, böyle ate işlerini son eleyle yapardık. Bir gömleğimizi geleceğiz.
Bir şey yaparken sağ elimizi kullanacağız. İlk etapta. Yiyerekten, suyun bulunmadığı yerde işte başka unsurlar ortaya çıkabilir. Ama su var ise yıkanın.
Elimizi yıkacağız. Resulullah sanılmaz resulmaz, yeter yıkarmış. Sünnet. Ve çocuğunuza o sünnet düşüncesine açılacaksınız. Üç yaşında da olsa besmele ve sünnet anlayışı oluşacak. Besmeli'yi bilecek çocuk. Döndüremeyebilir, tam söyleyemeyebilir. Siz ona öğretin. Aynı zamanda çocuğunuzla ilgilenmiş olursunuz. Hanımımıza öğretin. Şimdi diyeceksiniz yap. Ben bir katık yaşındaki kadına la elay sunullah dedirttiremedim.
Dilim dönmüyor diyor ya. Söyleyemiyorum bunu diyordu. Ben bunu ölürsem kafir mi ölçem diyordu bana. Bunlar belki de küçük şeyler. Öyle değil mi? Ama bilmiyor toplum. Alışmamış. Öğrenmemiş. Bunlara etrafını açacaksın ona. Diyeceksin ki evli abi besmele çek. Yavrum besmele çek. Dükkanı açarken besmeleyi de açacaksın dedim dükkanımı diyeceğim. Kapatırken besmeleyi de açacaksın dedim dükkanımı diyeceğim. Kapatırken besmeleyi de açacaksın dedim. Çekalarken yaşayan insanların topluluğu. Basit şeyler bunlar.
İhtiyacı tane duymuyor hiç kim. Bir kısmında katkı konuşma olan besmeleyi katkı. İşte sünnete de sonuna katkı konuşacak kardeşim bir tane sünnet anlat. Sünnet anlat. Kimse okumuyor yani. Onlar böyle sünnet var boş. İçiyi boş. Ya nasıl boş? Bize anlatılmıyor. Neyi sünnet olduğunu bilmiyoruz. Allah bizi affetsin inşallah. Yeninizde bir şey içtiğinizde bir şey olduğunda Allah'a anlat. Güzeli başka bir hadislerde el. Hakkı sonundan ölüyorum çünkü. Bir sefer iki sefer bir yere ben dergislere yemeğe gidiyom.
Veyahut da toplumlukta yemeğe. Yani çocuğun önüne düşüyor çocuk atıyor o pirinciye pilav yelken. Veyahut bir et parçası düşüyor atıyor. Neden? Tabağım düştü diye. Ben içimden diyorum ki çocuk burada da atıyor diyor. Bir şey atıyorsa atmayın önce. Bir şey atıyorsa ilk. Siz de atmayın ama o zaman besmeleyi kanı görecek. Siz besmeleyi ve ağzınızı hem de diyeceksiniz ki. Allah sallallahu aleyhi ve sellem'e de demiş ki. Bereket belki de tabaktan düşen lokmadadır. Veyahut da pirinç kırıntısında veya ekmek kırıntısında. Ağzınızı atacaksınız.
Bir şey israf edilmeyecek. Görüyorlar. Şimdi etin yağını kısa. Yalanı herkes birbiri yemek yerken. Neden? Çünkü insanlar da yiyor insanlar. Artık kendi kendine diyor ki külah almayın. Bu çok yediğini gösteriyor onu. O bir Allah'ın rızkı. Allah'ın nimeti. Sen bunu, bunu ya ben bundan külah alırım diye yersen külah alırsın. Sen niyet edersen yarabbi şifa olsun diye şifa olur ya sana. Allah'ın laneti olarsan meleklerin lanetine uğrarsın. İsraf etme, israfı ölme. İşte ev güzel ve tota attı.
Çocuğunuza öğretin. Önce kendinize öğretin. Ve çocuğunuza bir şey yiyip. Çocuk duruyor şimdi. Ben bunu istiyorum. Oğlum buradan yiyip işte şunu istiyorum dedi. Kral Kral gibi tutturdum. Neden? İslam terbiyesi yok evde. Çocuklar ne zaman eve beynin? Nesi oldu?
Çinliye efendisi. Yerden üzerinde yemek mümüz değildir. Önce için oturma.
Bunu denk getirir. Gidelim bir yerde bakıyorum. Adam masada yiyor ya. Bıçak koymuş şimdi. Bak örtülü mümür. Hiç masada yemek yemek yemek yemek kültür. Yemek sorunlu değilsin.
Değilseniz basa kültürünüzü olmuştur. İşte çatal hangi yerde tutulur? Kaşık hangi yerde tutulur? Bıçak hangi yerde tutulur? Balık nasıl yenir masada? İşte kebap nasıl yenir? Öyle mi o zaman? Yemek yiyemeyiz. Veya normal bir lokantada. Yani böyle illaki bunların kurallığı bir yerde yiyemeyiz. Yemeyiz. Resulullah Salullah ve Selam Hazretleri'nin sünnetini uygulayın o zaman. Allah bizi muhafaza eylesin. Yemeğe sofra. Kadın sofra kuruluyor. Bir koydu ya çorbadan başladı. Kadın kini yemeğe getiriyor. Salataya getiriyor bilmem ne. Adam başlamış ama. Kadın sofrayı dişiyor. Adam karnı doyuyor. Bunahta yok. Yemek herkes sofraya.
Aile komple sofraya. Ve yemeğin adamınlardır. En yaşlı olur. Ölçe kaynanan başlayacak. Önce baban başlayacak. Anlatacaksınız.
Anlatacaksınız. Öğreteceksiniz bunu da. Bu sünnetler kurutulup gidecek. Allah muhafaza. Kıdıkça yememek. Yemek çöğün yemek. İslah'ın dövü çöğün yemek yemek yok. Resulullah'ın dövü çöğün yemek yediği görünürmüş.
Biz yiyoruz. Sabah yiyoruz. Öğlen yiyoruz. Akşam yiyoruz. Arada yiyoruz. Yatarken de yiyoruz. Yiyoruz ama yiyoruz. İki öğün yiyeceksiniz. Metronunda değilsin kardeşim. Acıktıysan yani. Hepimiz senirmiş kuzular gibi biz. Hepimiz de. Ya Allah ya.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.