mustafaozbag.org

163. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 9 Ocak 2012 · 1:30:54

Hâbzı muhafaza eylesin inşâAllah. Bugün Miraç gandı. Miraç-ı Nebi, Miraç-ı Muhammedi. Değişik isimler altında tarih boyunca anılmış. Ama hadise Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Allah'la görüşmesi, Allah'ın tabiri caizse zamandan ve mekandan münezzeh olan Allah'ın bu yücelik manasında katına çıkıp onunla hemhal olması. Yücelik manasında katına çıkıp, bir mekan gibi değil. Kat derken Allah buranın dördüncü katında değil, Allah beşinci katta değil, Allah semavatın bir katında değil. Allah arşa istiva eder ama Allah arştadır diyemeyiz. Allah bir gün gelir, bir an gelir, dünyada göğe veya dünyaya istiva eder, Rahman istiva eder der. Bu Allah'ın zaman olarak, mekan olarak orada olduğunu göstermez. Allah zamandan ve mekandan münezzehli.
Bu manada her ne kadar bir kısım ehli tasavvuf, bazıları Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Allah'ın katına çıktığı, Allah'la Allah'ın katında görüştüğü demesi, orada bir mekan izafe etmekten dolayı değil. Allah'ın yüceliğini göstermek için. O yüzden Miraç hadisesi de imanı gerektiren bir hadise. Allah Celle Celaluhu, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin amcası Ebu Talib vefat ediyor. Ardından Hazreti Hatice vefat ediyor. O arada çok büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Ve o yeni iman edenler, yeni Müslüman olanlar çok büyük sıkıntılar yaşıyor. O sıkıntının içinde, o üzüntünün içinde, o halet-i ruhiyede Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çok üzülüyor. Çok üzülmesinin neticesinde Cenab-ı Hak ona bir nefes aldırma bağımından.
Ona ayetlerini gösterme, şimdi şeyde ayeti kerimede biz ona bir kısım ayetlerimizi göstermek için onu Kabe'den aldık, Mescid-i Aksa'ya ve o bölgede etrafını da gezdirerekten oradan onu katımıza yücelttik diyor Cenab-ı Hak yükselttik diyor. O sıkıntının içerisinde, o halet-i ruhiyenin içerisinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini o manevi yolculuğa çıkarıp bir nebze olsun rahatlatmak.
Yoksa Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o manevi yolculuklara çıkmamış bir kimse değil. Burayı iyi algılayalım. Sanki o güne kadar Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri birinci semavattan, ikinci semavattan o göklerin katlarında bulunanlardan, ondan sonra işte öbür katlarda bulunan birinci kattaki Adem aleyhisselam, ikinci kattaki öbür peygamberlerden, üçüncü katta, dördüncü katta, beşinci, altıncı, yedinci kattaki İbrahim aleyhisselam katlarından habersiz olduğundan değil.
Çünkü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri İlm-i Ledin Sultanı. İlm-i Ledin Sultanı olduğu için o katlardan olan bitenden her şeyden Allah'ın izniyle haberi var. Burada yalnız maksat, amaç sadece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin o katlarda olup bitenleri, o melekleri göstermek değil. O cenneti, o cehennemi göstermek değil. Allah tabiri caizse, Miraç meselesinde dahi meydan okuyor. Neye meydan okuyor? O hem kafirlere, hem müşriklere, hem mürtedlere, hem daha önce gelmiş olan, hem Yahudilere, hem Hristiyanlara, hepsine de meydan okuyor. Allah diyor ki Celle Celaluhu, ben öyle bir peygamber yarattım ki, ben öyle bir peygamberi peygamberlikle görevlendirdim ki, o öyle bir Muhammed ki, işte diyor o Muhammed'i bu şaşayla, bu şatafatla sizleri tanıtıyorum.
Sizlere tanıtıyorum. Yoksa birinci gökteki semavatın kapısını çaldığında, Cemre Aleyhisselam içeriden ses geliyor birinci göktekinden. Yanındaki kimdir? Muhammed'dir. Ona tebliğ vazifesi verildi mi? Evet verildi. Pat göklerin kapısı açılıyor. Allah Celle Celaluhu, peygamberini gök halkına ilan ediyor ve tanıtıyor. Peygamberini tanıtıyor. Ey Habibim, bak sen burada yeryüzünde bu kadar üzülüyorsun. Seni üzüyorlar, seni sıkıntıya koyuyorlar, seni bu tıp tanımıyorlar. Hepsini yapan benim. O sıkıntıları da senin başına asaran benim. Ama ben öyle bir Allah'ım ki, sana öyle bir yücelik verdim ki, sana öyle bir muhabbet verdim ki, sana öyle bir özellik verdim ki, işte birinci gök halkı seni tanıyor şimdi.
İkinci gök halkına çıkarıyor. İkinci gök, ikinci göke çıkardığında yine Cebrail aleyhisselam kapıyı vuruyor. Yine ilçeriden soruyorlar. Yanındaki kimdir? Muhammed'dir. Muhammed. Başka bir isim yok. Çok enteresandır. Ben bu isimlerin üzerine kafayı takarım. Kendi kendime düşünürüm. Neden Mustafa demedi? Neden Habibim demedi? Neden Peygamber demedi? Neden Resul demedi? Göğe çıkarken her gök kapısında Rumuz isim. Muhammed. Yanındaki kimdir? Muhammed. Ona tebliğ vazifesi verildi mi? Evet verildi. Açın o göğün kapısını da. Oradaki peygamberler de hemhal oluyor. Oradaki meleklerle hemhal oluyor. Oradaki meleklerin nasıl zikrettiğine bakıyor. Melekler işte o şaşanın, o tantanının kendilerinin yaratılış sebebini görüyorlar.
Melekler asıl Allah'ın bir ayetini tanıyorlar. O gök halkındaki kimseler Allah'ın ayetini tanıyorlar. Aha Allah Celle Celaluhu bunu anlatırken bize o bir kısım ayetlerimizi göstermek üzere demiş. Allah da ona ayetlerini izhar ediyor, önüne seriyor. Ey Muhammed bak benim böyle bir göküm var. Bu katta böyle melekler zikrediyor. Bu katta bunlar şey yapıyor. Bunların hepsi de senin nurunun yüzü su hürmetine yapıyor. Muhammed Mustafa her gökte kendi nurunu görmüştür. Bakmıştır ki her meleğin üzerinde, her peygamberin üzerinde, her yaratılışın üzerinde Muhammed Mustafa'nın mührü vardır. Allah Celle Celaluhu kainatı yaratırken Muhammed Mustafa'nın mührünü her şeye vurmuştur.
İnsanlara vurmuştur, hayvanlara vurmuştur, böceklere vurmuştur, nebavata vurmuştur, göğe vurmuştur, cennete vurmuştur, cehenneme vurmuştur, sizin arşaleye vurmuştur, levh-ı mafıza vurmuştur, kürçeye vurmuştur. Siz ne giderseniz gidin, manevi olarak hangi kapıyı çalarsanız çalın, hangi manevi hal üzerine giderseniz gidin. Ve mutlaka ve mutlaka Muhammed Mustafa'nın nuruna, Muhammed Mustafa'nın şefaatine, Muhammed Mustafa'nın sayesine muhtaçsınız. O Muhammed Mustafa'yı tanıcak, Adem Aleyhisselam'a dahi Muhammed Mustafa'yı tanıtan Allah, bütün peygamberlerine tanıtıyor. Adem Aleyhisselam kendi kendine diyor ki, ya Rabbi o beni yarattığında, benim gözümü açtığında bana ruh ühledin der.
O senin arşale alanı okuduğunda, la ilahe illallah Muhammedun Resulullah dediğin, o Muhammed Mustafa'nın yüzü zürmetine beni affet dediğin de Allah onu affediyor. Muhammed Mustafa'nın yüzü zürmetine. O yüzden Muhammed kaldırılışında, her yeni bir perdenin açılışında Muhammed. Ve maneviyatta şöyle bir şey vardır. Allah affetsin, büyüklenme bağımından söylemiyorum. Her muhakkak gün muhakkak nefis meratiminin geçilmesinde bir hadisi şerif, bir salavat-ı şerife muhakkak muhakkak o kimseye verilir. Ki o seyri sülükte yürüsün. O muhakkak ve muhakkak Muhammed Mustafa'nın nuruyla yürüyecek. Muhammed Mustafa'yı tanıcak, onun bastığı ize başacak. Muhammed Mustafa'yı tanımayan asla ve asla hiçbir yol gidemez.
O yüzden ikinci kat göl, iki, üçüncü kat, dördüncü kat, beşinci kat, altıncı kat, yedinci kat ve Arş-ı Ala. Yedinci katın bulunduğu yer, Arş-ı Ala'nın bulunduğu yer. İbrahim Aleyhisselam da yaslanmış Arş-ı Ala'ya doğru. Yedinci katta İbrahim Aleyhisselam makamı. Ateşe atılma makamı. Bir kimse ateşe atılmadan olgunlaşmaz, kemale ermez. Maksat ateşe atılmak değildir. Ateşe atılmak değildir. Amaç tevhiddir. O yedinci makama geldiğinde biz hep işin edebiyatındayızdır. İbrahim Aleyhisselam'ı ateşe atarlarken, Cebrail Aleyhisselam der ki, ben hızla dünyaya üç sefer indim. Bir indim. Bir inişinde İbrahim Aleyhisselam ateşe atıldı o zaman. Gelir, ya İbrahim, seni bu ateşten kurtarayım.
İbrahim Aleyhisselam ona cevap verir. Ya Cebrail, sen de mahluksun. Sen de Allah'ın keslim olmuşsun. Beni ister ateşi, ister beni firavunun ateşinde yakar, ister beni ilahi aşkına. Beni ırgala, beni burası böyle gitgeller gibi. Hiç olmasa Allah'a dua et de. O benim halime var. Bu, onun için geçerli bir yer değil.
Biz, kendi halimizde, kendi ahvalimizde, şu müşkülattan bizi kurtar. Ya Rabbi, bu hastalıktan bizi kurtar. Ya Rabbi, bu darlıktan bizi kurtar. Ya Rabbi, bu zulümden bizi kurtar. Ya Rabbi, şu hengametten bizi çıkar. Ya Rabbi, bu darlıktan, bu genişlikten, bu sıkıntıdan, bu her türlü başımıza gelen, hoşumuza gitmeyen, nefsimize ağır gelen, her şeyden biz deriz ki, Ya Rabbi bizi kurtar. Ama orada öyle bir şey yoktur. Orada der ki insan, Ya Rabbi, sen halime var. Ardında bir şey söylemeyen gücüm. Ehli tasavvuf, bu benim kendi parantezim. Ehli tasavvuf, Allah'ı razı etmek için uğraşmaz. Ehli tasavvuf, bu benim kendi parantezim. Tekrar söyleyeyim. Ehli tasavvuf, kendisi Allah'tan razı olmaya çalışır.
Allah'ı razı etmek farklı bir şeydir. Allah'tan razı olmak farklı bir şeydir. Allah'tan razı olmak nedir? İnsanın başına gelen her türlü şeye ses çıkarmamaktır. İsyan etmemektir. Duyanda bulunmamaktadır. İtiraz etmemektir. İflas edersin, hanımın kaçar, çocuğun ölür. Hanımın hasta olur, sen hasta olursun. Dükkanın yanar, araban devrilir, kaza olur, bela olur, annen ölür, baban ölür, dayın ölür, amcan ölür. Arkadaşın senin hançerler, o senin bıçaklar, o senin başına bomba yağdırır, o senin ardından dürtükler. Ama sana temiz meyve gelir, ama sana pis bir yemek gelir. Başına ne gelirse gelsin, hangi hal içerisinde bulunursan bulun, itiraz etmek, isyan etmek yok. İnsanın kendisinin Allah'tan razı olduğuna gösterir. Kestirme sonuç burasıdır.
Biz Allah'ı razı etmek için namaz kullarımız orası, o razı olur bizden. Onun tabiri caizse gönlü bizden daha hafif. O kullarının tövbe etmesini bekliyor. O kullarının kendisine yönelmesini bekliyor. O kullarına bir adım gelmesini bekliyor. Kendisi söylemiş hadisi kutsuda. Bana kim bir adım gelirse ben ona on adım gelirim. Bana kim on adım gelirse bana ona yüz adım gelirim. Bana kim yüz adım gelirse ben ona koşarım. O beni farzlarla memnun eder. O farzlarla ibadetini yerine getirir. Nafilerlerle benim muhabbetimi kazanır. Ben onu severim. O da beni sever. Ben onu sevince gören gözü duyan kulağı tutan eli yüreğin ayağı olur. Benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle yürür.
Allah Celle Celaluhu bizden razı olacağını beyan etmiş. Demiş ki ben sizden razı olacağım. Ve hatta ve hatta bu Miraç'la alakalı meselenin en önemli meselelerinden birisi. Muhammed ümmetinden bir kimse. İlk ehli olmadan La ilahe illallah Muhammedun Resulullah der ise Sırfır kelimeyi kayyip eden dolayı cennet ona vacip olur. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri Miraç'ta onun ümmetine, onun arkasından gerçek olanlara en büyük müjdeyi ona veriyor. Diyor ki ya Muhammed senin ümmetinden birisi şirk üzerine olmadığı müddetçe ona cennet vacip olur. Yani La ilahe illallah Muhammedun Resulullah deyip ölürse o kimseye cennet vacip olur.
İman etmiş bir şekilde ölürse cennet vacip olur. Günahkar olabilir, günahlar olabilir, her türlü fıskı fücur işlemiş olabilir. Hiç önemli değil. Ama eğer ki o La ilahe illallah Muhammedun Resulullah kelime kayyipesiyle öldüyse ona cennet vacip olur diyor. Miraç'ta Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine verdiği en büyük hediyelerden birisi bu. O zaman Allah Celle Celaluhu bizden razı olmak için tabiri caizse Allah bizi affetsin, öyle yanlış anlaşılmasın, kollarını açmış, bizi bekliyor. Diyor ki ey Muhammed ümmeti, ey kullarım gelin ben sizi affedeceğim. Benden tövbe isteyin, tövbelerinizi kabul edeyin. Benden rızık isteyin, rızıklarınızı arttırayım. Ben affet isteyin, sizi affedeyim, cennet isteyin, size cennetimi koyayım.
Benden cehennemden korktuğunuzu söyleyin, cehennemden uzaklaşmak istiyorum deyin. Sizi cehennemden uzaklaştırayım. Yeter ki ondan isteyin, yeter ki ona yönelin. Allah bu noktada herhangi bir şey demiyor. Ama önemli olan ne? Allah'tan razı olmak. Yani onun bizim başımıza giydirdiği keletirlerden şikayetçi olmamak. O yüzden Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri İbrahim makamından geçtikten sonra diyor ki Cebrail benim işim buraya kadardı. Bundan sonrasına benim işim yok. Bundan sonra ben bir adım daha gidersem yanarım ya Muhammed. Ya sen bundan sonra yalnız gideceksin. Ve ondan sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Refref adında manevi bir binek ve onunla Allah'la görüşüyor. Bazı müfessirler, bazı alim, ulema işte bu meselelerden sonra bir sürü tartışma yok kalp gözüyle mi gitti, yok ruhuyla mı gitti, yok bedeniyle mi gitti, görürken kalp gözüyle mi gördü, ruh gözüyle mi gördü.
Bunlar bu tartışmaların içine hiçbirimiz de girmiyoruz. Biz inanıyoruz ki, biz inanıyoruz ki, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hem vücutla miraç etmiştir, vücut gözüyle Allah'ı görmüş, hem ruh gözüyle görmüş, hem de kalp gözüyle görmüştür, hem de sır gözüyle görmüş, hem de sır gözüyle görmüş. Hangi göz koyar ne isim olarak koyalım, bütün o gözlerin bütün isimleriyle Allah'ı Celle Celaluhu görmüştür. Ve Allah, burası izahtan, burası herhangi bir mekandan, ondan sonra zamandan bir lezzet bir şeydir. Bizim buraya izah etmemiz, bir kimsenin buraya izah etmesi mümkün değildir, burası izah edilecek bir şey değildir. Biz buna böyle iman ederiz. İslam'da öyle şeyler vardır ki, izahı mümkün değildir, o akılla anlaşılması mümkün değil, ancak sırr ile veya marifetullah ile veya ilm ile dünle anlaşılacak bir şeydir ki, orası izah gelmez.
İzah gelmediği için de biz orayı izah etmek için dahi uğraşmayız, inanırız. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Miraç'ta Allah Celle Celaluhu ile hem gözüyle, hem kulağıyla, hem vücuduyla, hem azalarıyla, hem de ruhuyla görüşmüş, konuşmuş ve görmüştür. O yüzden Muhammed-i Mustafa'dır. O yüzden Allah'ın en mütena yarattığı bir varlıktır. O yüzden mahlukatın en şereflisidir. O yüzden yaratılmışların en şereflisidir. O yüzden biz onun adım attığı yere adım atmaya çalışırız. O yüzden biz Muhammed-i Mustafa'nın, Kur'an'ın haricinde getirdiği her şeyi kabul ederiz. O yüzden biz Muhammed-i Mustafa'nın, Allah o heva ve hevesinden konuşmamıştır, hükmüne iman ederiz.
Onun konuştuğu her şeyi, yaptığı bütün eylemleri kabul eder, iman ederiz. Miraca da iman ederiz. Ve miraca iman etmek insanı sıddık noktasına götürür. Çünkü Hz. Ebu Bekir Efendimiz'le müşrikler yorda karşılaştırdılar. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri geceyi yaşadığı hadiseyi sabahleyin herkese anlatmaya başlayınca, müşrikler dediler ki yakaladık şimdi onun bir tarafından. Bu mecnun oldu, bu deli oldu. Bu öyle şeyler bahsediyor ki insanların akıl bunu almaz. Hemen koşturuyorlar. Yolda Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e denk geliyorlar. Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e diyorlar. Ya Ebu Bekir, senin arkadaşın ne söyledi biliyor musun? Ne söyledi diyor. O dedi ki gece miraca gitti. O dediyse doğru söylemiştir.
O ne dediyse doğru söylemiştir. O yalan söylemez, o yanlış söylemez, o eksik söylemez. Onun söylediğini ben tasdik ediyorum. Ne dediğini biliyor musun? Ne dediği önemli değil. Ben onun söylediğini tasdik ediyorum diyor. İşte o zaman sıddik makamına erişmiş oluyor. Oysa aynı zamanda başka sahabeler de var. Bir kısım sahabelerin içi çürüldü bu meselede. Acaba dediler kendi kendilerine. Acaba dediler. Çünkü bu mesele küçük bir mesele değil. Bu mesele öyle hemen patlak halledilecek, hazmedecek bir mesele değil. Mangal gibi iman lazım. Mangal gibi yürek lazım. Öyle bir yürek lazım, öyle bir iman lazım ki herkesin hazmedemeyeceği, bir anda yutamayacağı bir şey. O yüzden sahabeler bu meselenin bir kısmı bir kendi kendine şüpheye düştüler.
Ne zaman ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini müşrikler çıkıştırıp Mescid-i Aksa'nın çeşitli yerlerine adım adım sorup da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onlara gözünün önünde gerilip de sonradan diyor ki onlar bana sordurulduğunda benim gözümün Mescid-i Aksa'ya getirildi. Adım adım, santimetre santimetre, milim milim ben onlara söyledim diyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Şimdi bir kısmı da kalkıyor, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunu böyle söylerken hal yoktur diyor. Ey gafi! Hal yoktur da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bunu nasıl açıklıyor? Ve Allah'ın Resulü diyor ki kervanı gördüm ben diyor giderken Mescid-i Aksa'ya götürürlerken kervanı gördüm filancanın kervanı filanca beldedeydi diyor.
Ertesi gün diyor ki filanca zaman burada olur diyor. Onlar çünkü filanca beldedirlerdi. Şu saatte gelirler filanca saatte burada olurlar. O kervan o saatte Mekke'ye girince o bir kısım kalbi çürüyen Müslümanlar da inanmış oluyor. Müşrikler zaten inanmaz. Kafirler zaten inanmaz. Allah kafirlerle alakalı ayet-i kerimde onların kalplerini mühürlenmiştir diyor. Kalbi mühürlü olan, gözü mühürlü olan görmez bir şey. Bugün de görmüyor. Yarın da görmetecekler. Bir gün önce de görmemişlerdi. 1400 yıl önce görmediler. Görmetecekler, görmüyorlar ve görmeyecekler. Hala da görmüyorlar. Görmemekte ısrar ediyorlar, inat ediyorlar. Ve biz ne kadar miraç meselesine inanırsak onların inançsızlıkları o kadar fazla artıyor.
Küfürleri o kadar fazla artıyor. Ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine her cihetten saldırıyorlar. Her cihetten. Neden? Onların inançsızlıkları ona emrediyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine miraçta Ümmet-i Muhammed'e bir şey daha hediye edildi. Ne? Beş vakit namaz. Beş vakit namaz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hediye değil. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri miraca çıkmazdan önce de namazını kılıyordu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kendini bildi bileli namaz kılıyordu. Çünkü Allah celle celaluhu onu mükavenattan namütenayi yarattığından o kendini bildiğinden beri namaz kılıyordu.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin namaz kılmadığı gün düşünülemez. O hep namazını kıldı. Peygamberliğinden önce de kıldı. Gençliğinde de namazını kıldı. Ve gece namazını hiç bırakmadı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri asla ve asla gece namazını bırakmazdı. Her gece mutlaka bizim teheccül namazı dediğimiz veya gece namazı dediğimiz gecesini mutlaka ve mutlaka namazla geçiriyordu. O yüzden namaz bize hediye. Muhammed-i Mustafa'ya uyanlara hediye. Muhammed-i Mustafa'ya uyanların miracı namaz. Allah Celle'yle Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri namaz müminin miracıdır diyor. Namaz müminin miracıdır. Yani namaz uruç eder. Sizin ameliniz uruç eder. Namaz uruç eder. Yükselir. Nereye? Allah'ın katına.
O yüzden namazı olmayanın dini yoktur. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Müslümanlarla bizimle kafirlerin arasında namaz vardır diyor. Namaz. Namaz bu kadar önemli. Eğer bir kimse namazı kasten terk ediyorsa, kasten terk ediyorsa, İmam-ı Şafi'ye göre küver ehlidir. Hele böyle bir zamanda namaz, mutlaka mutlaka o kimsenin mümin olduğunun sıfatıdır. Mümin olduğunun. Müslüman olduğunun demiyorum. Kim la ilahe illallah Muhammed-i Resulullah derse, o kimse Müslüm'dir. Ama müminlik ayrı bir sıfattır. Müminlik Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle alışveriş etmektir. Müminlik Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle hemhal olmaktır. Müminlik Allah'la hemhal olma, Allah'la alışveriş etmektir.
O yüzden müminliğin birinci derecesi, birinci sıfatı. O kimse mutlaka namaz kılacak. Mutlaka namazını kılacak ki, o kimsenin mümin olduğu, dangalansın, mühürlensin, tasdiklensin, namazsız bir mümin asla düşünülemez. Bir kimse namazı kasten terk ediyorsa, Muhammed-i Mustafa'nın izinde değildir. Değildir. O gözümün, iki gözümün nuru namaz. Namaz dinin direği. Hadisler hep bunlar. O ölüm döşeğindeken dahil. Üç sefer, dört sefer bayıldı. Üç sefer, dört sefer onu kaldırdılar. Gusle ettirirler. Üzerinde o ateşten, o hararetten dolayı kafasını kaldıracak durumda değil. Uyandığında diyordu ki, Ya işe namazı. Pak bayılıyordu. Bütün sahabeler bekliyor. Hepsi de namaz kılacaklar.
Mescitte de bekliyorlar. Bayılıyor. Bayılınca bekliyorlar. Bir müddet geçiyor. Kendine geliyor, su istiyor, su. Akdet, Ya işe namazın bitiyor. Ya işe namazın bitiyor. En sonunda tekrar guslettiriyorlar. Bir tarafına Hazreti Ebu Bekir Efendimiz giriyor. Bir tarafına Hazreti Ali Efendimiz koltuğunun altına at. Adımını atacak o halde değil. Anlatıyor sahabeler, Vallahi adımını atmadı diyor. Ayaklarını böyle süreye süreye götürdü. Biz onun koltuğunun altına girmişsiz, o halde, baygın halde. Ve gitti diyor. O devamlı namaz kıldırdı. Minberin arkasına oturdu kaldı. Tabiri caizse yığıldı kaldı. Yığıldı kaldı. Dedi ki Ebu Bekir'e, Ya Ebu Bekir geç namazı kıldı.
Son namazı oturduğu yerden kıldı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Ve gelmiş geçmiş bütün günahları affolmuştu. İçi temizlenmişti. Mirat-ı hadisende sizinle de temizlenmişti. Miraçtan önce de çocukluğunda da temizlenmişti. Miraçta yeniden temizlendi. Çünkü yeniden tenvir edildi. Kalbi yeniden ameliyat edildi. Ola ki bir şey sıçramıştır. Ola ki bir şey bulaşmıştır Resulullah. Bunların hepsi temizlendi. Çünkü Allah'ın katına herhangi bir pas ile, herhangi bir kir ile gidilmesi mümkün değil. Tertemiz edildi. Ve kendisi diyor Resul'a, Cebrail geldi. Benim içime, benim kalbime ameliyat etti. Benim içimi temizledi. Din temizliktir. Din temizliğin üzerine kurulmuş.
Allah'la dostluk temizliğin üzerine kurulmuş. Hem zahiri hem batını. Biz hem zahire temiz olacak. Evimiz temiz olacak, dükkanımız temiz olacak, arabamız temiz olacak, sokaklarımız temiz olacak, beldelerimiz temiz olacak, her şeyimiz temiz olacak. Vücudumuzun dışı temiz olacak. Gusülümüzü devamlı alacağız, abdestimizi devamlı alacağız, taharetimizi devamlı yapacağız. Yolulması gereken, kesilmesi gereken tüylerimizi keseceğiz, kıllarımızı keseceğiz. Bu bizim zahiri temizliğimiz, bu devamlı temiz halde olacağız. Öldüğümüzde kimse demeyecek ki, bu adamın etek tıraşı olmamış, bu adamın koltuk tıraşı olmamış. Üç günden, dört günden fazla büyümeyecek bizim tıraş etmemiz tıraşı. Müslüman her gün ne yapacak?
Banyo yapacak, gus edecek, abdestini alacak. Çok affedersiniz, tuvalet kurusu kopmayacak, çok güzel temizlenecek. Bizim iç durumumuzda bir tane leke olmayacak. Müslüman temiz olacak. Din temizliğin üzerine kurulmuş. Din kalp temizliğinin üzerine de kurulmuş. İçimiz temiz olacak. Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, eğer bir evde kelp var ise, oraya melekler tecelli etmez diyor. Kardeşler düşünün, bir ev düşünün. O evinizde siz kelp besliyorsunuz, köpek besliyorsunuz. Ve Allah'ın melekleri, o köpek beslediğiniz eve girmiyor. Köpekleri temizlemezsek, Allah'ın melekleri bizim kalbimize gelir mi? Tecelli eder mi? O zaman din temizliktir, hem de içimizi temizleyeceğiz. Kalbimizdeki köpekleri ürküteceğiz, kaçıracağız içimizden.
Kalbimizdeki köpek ne, iç ne? Kim, haset, garet, iftira, gıybet, dedikodu, yalan, haram. Bunlar bizim kalbimizden temizlenmedikçe, şehvet korkusu, şehvet duygusu, zenginlik duygusu, mam, makam, mansım duygusu. Bunlar kalbin itleri, kalbin köpekleri, kalbin kirleri. Bunlar temizlenmedikçe, bizim gönlümüz de mirad etmez. Bizim gönlümüze de bir melek gelmez. Asla ve asla. Gelmeyeceği için biz gönlümüzden, kalbimizden kendimize bir yol bulmamız mümkün değil. O yüzden biz din temizliktir, aynı zamanda iç temizliktir. İçimizi de temizleyeceğiz. Ve tövbe edeceğiz. Temizliğin baş kesesi, temizliğin baş ilacı, tövbe. Allah'a tövbe etmek. Günahlardan dönmek.
Nereye kadar? Hep bunu söylüyorum. Nereye kadar tövbe? O günahı terk edinceye kadar tövbe. O günahı terk edinceye kadar yalan söylüyorsak, o yalanla söylediniz mi, teçe tövbe edeceğiz. Ya Rabbi, ben yine yalan söyledim, beni affeyle. Ya Rabbi, ben söz vermiştim, gıybet etmeyecektim. Yine gıybet ettin, beni affeyle. Ne zamana kadar? Terk. Ya Rabbi, yine yanlışa düştüm, iftira ettim şu kardeşe. Ne zamana kadar? Kardeşine iftira etmeyinceye kadar. Ne zamana kadar? Hırsızlığı terk edinceye kadar. Ne zamana kadar? Kadınlara bakmayı terk edinceye kadar. Ne zamana kadar? Kadınları baştan çıkarmayıncaya kadar. Gençler, sakın ha, işiniz çok zor. İşiniz çok zor.
Benim gibi zavallı, sakalı, saça ağırmış bir adama bakıyorlarsa, sizi hobur hobur oplatıyorlardır. Allah sizi muhafaza eylesin. O yüzden sizin bir genç kıza bakmamanız, vallahi savaşta cihad etmek kadar önemli. Sizin genç bir kızla tokalaşmamanız, sizin etabınızı koşturan bir kıza, ya Allah'tan korkarım, ben seninle konuşamam demeniz, vallahi de savaşta cihad etmekten daha önemli, daha ekler. O yüzden içinizi temizleyin. Eğer içinizi temizlerseniz, tövbe ederseniz, bu dış, zahiri, Allah'a afatlardan kendinizi muhafaza ederseniz, Muhammed-i Mustafa'nın yüzü su hürmetine, onun nuruyla, onun aşkıyla size mutlaka vanevi bir kapı açılacaktır. Gençsiniz çünkü, o gençliği yaşadım ben. La ilahe illallah, Muhammed-i Resulullah derken ateş çıkardı içimizden.
Ateş, ateş. O gençken arkamızdan koşardı kızlar. Ve her hız arkamdan koştumda dönüp bakmazdım ben. Hadis-i şerif aklıma gelirdi. Ya Rabbi, sen dönmeyen harç hala'nın gölgesinde gölgelendireceğini çözlerdin. Bakmıyorum arkamdan gelenlere derdim, vallahi o gece göreceğini görürdüm. İnan onun koştururlardı.
Dönüp bakmazdım hiç. O şey olmazdı. Kendi kendime derdim ki, kaybettim Mustafa Özbagen'a. Şimdi üç gün açsın, susuzsun. Üç gün ağzıma ayrandan başka bir şey koymadın mı bilirin. Yedi gün ayrandan başka ağzıma hiçbir şey koymadın mı bilirin. On beş gün, yirmi bir gün ağzıma ekmek davranın. Bunu hevay hevesten söylemiyorum. Gençsiniz. O sizin yaptığınız her hafta, Uhud Dağı kadar. Sizin oradan alıncaya kadar. Şatahattan konuşmak istemiyorum Allah muhafaza hevesi. Ama sizin o bakmayışınız var ya, o sizin dimdik duruşunuz var ya, o günahlara karşı sizin dimdik duruşunuz var ya. Vallahi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bütün şefkatini, bütün muhabbetini, bütün iştiyakını ayağa kaldıracak.
Gökteki melekler dahi kendi kendine aralarında bağırışım çağıracaklar. Ya Rabbi, öyle bir kul var ki, bütün hatunlar onun peşinden ama o senin rızan için, senin sevgin için, senin muhabbetin için billahi dönük bakmıyor. Başkasının duası değil, melekler dua edecek. Melekler ki, duaları keskin kılıç gibidir. Niçin? Çünkü günahsızdırlar. Günahsız oldukları için Allah, o sevdiği kullarına melekleriyle dua ettiriyor. Diyor ki, ey melakiler, şuna dua edin. Onlar dua ediyor, Allah kabul ediyor. O yüzden miracı Muhammed, miracı Muhammed'i yaşamak için içimizi de temizleyeceğiz. Ama o şimdiki o, dünyevi düşünenlerin bizim içimizi temizlediği gibi değil.
Tövbe ederekten, ya Rabbi diye diye. Ve tevhid çekerekten, la ilahe illallah Muhammedun Resulullah diye diye. Yoksa o zındıkların dediği gibi değil. Etni tasavvuf, içini temizlemekle iştigal edecek. Yalandan, bibetten, delikodudan, içindeki kinden, nefretten, içindeki zenginlik sevdasından, içindeki mal, makam sevdasından kurtulacak. Kur'an ve sünnet için yaşayacak. Kur'an ve sünnet için yaşarsa, miracı Muhammed'i onda tecelli edecek. O da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ayaklarının baktığı yere basa basa çıkacak. Basa basa çıkacak. Ama neyle basacak? Neyle çıkacak? Muhammed-i Mustafa'nın ahlakıyla çıkacak. Onun amelleriyle çıkacak.
O nasıl saranı sımsıkı bağlı, eteni tasını taranı toplayıp, nerede bir la ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyecek olana hizmet ettiyse, ona hizmet götürdüyse, onunla hemhal olduysa, o fakirse ona para verdiyse, onun yiyeceği yoksa yiyecek verdiyse, yiyeceği yoksa yiyecek verdiyse, ona devamlı dini anlattıysa biz de öyle yaşayacağız ki, Muhammed-i Mustafa'nın miracı Muhammed'i esini yaşayalım. Yoksa o miracı Muhammed'i yaşayamayız. Ve miracı Muhammed'i yaşayamıyorsak, Allah bizi muhafaza eylesin. Amacımız birinci gökte neler oluyor, ikinci gökte neler oluyor, üçüncü gökte neler oluyor değil. Şu fakiri hiç ilgilendirmemiştir o meseleler, hiç ilgilendirmemiştir. Beni bir tek şey ilgilendirmiştir, bir kişinin daha Allah demesi, bir kişinin dinle tanışması, bir kimsenin dahi Muhammed-i Mustafa ile tanışması, bir kimsenin dahi Allah ile tanışması, bir kimse dahi Allah demiş, bir kimseye yüz tane la ilahe illallah al bunu çek dediğim zaman,
o gece en mutlu insan benim. Bir kimseye, bir kimseye, bir kimseye. O gün kardeşim gel, onu ikna ettim, gel Allah'ı zikret, gel Allah'ın temdini çek, gel Allah'a kul ol, ona revan ol, namazı kıl, orucu tut, tövbe et dediğim zaman. Ve o da her bir adım attıysa o da, vallahi benden daha mutlu hiç kimseye. Ömrünüzü, hayatınızı, yaşantınızı, Muhammed-i Mustafa'nın nuruna vakfedin. Muhammed-i Mustafa'nın yoluna vakfedin. Paranız geçecek, bir milyon dolarla battım. En çok sevdiğim adam arkamdan dedikod etti. Makamınız geçecek, zafirliğim alındı, herkes dedikod etti. Hepsi geçecek bunların, hepsinden imtihan olacaksınız. Hanımınızdan, çocuğunuzdan, eşinizden, aşınızdan, her şeyinizden. Ama hiç kimseye kim beslemeyeceksiniz.
O kini beslerseniz, vallahi Muhammed-i Mustafa'nın kokusunu alamazsınız. O kini beslerseniz, billahi gök altından hiçbir kimseyi göremezsiniz. Kalbinizdeki kini açsanız. Kalbinizdeki kibiri açsanız, büyüklenmeyi açsanız. Şu kapıdan giren en etna insandan, kendini etna göreceksin. Diyeceksin, şu kapıdan yeni gelen derviş var ya, Allah Allah diyeceksin. Bu her şeyini bırakmış gelmiş. Bu kadını bırakmış, kızı bırakmış, etrafını bırakmış, anne, baba, çoluk, çocuk, her şeyini girmiş. Şu dergaha girmiş, şu misaline girmiş. Ya Rabbi sen onu affeyle. Bizi de ona hizmetçi eyle. Samimi olarak. Bizi de ona hizmetçi eyle. Biz hepimizin hizmetçisiyiz. Kendi nefsim için söylüyorum.
Öyle olduğunuz zaman Muhammed-i Mustafa'nın kokusunu duyacaksınız. Öyle yok değilseniz, Muhammed-i Mustafa'nın kokunu duymasının mümkün değil. Sizin evinizi şereflendirmesi, ev derken kalp evinizi söylüyorum. Sizin içinizi şereflendirmesi mümkün değil. Ancak öyle mümkün. Neyle? Onun bastığı yere adım basmakla, onun geçtiği yerden geçmekle, onun nefes aldığı yerden nefes almakla mümkün. Kardeşler, sahabeden birisinin saçları Mekke'de yerlerde sürülüyordu. Sordular. Dediler ki, sen niçin bu saçlarını kesmiyorsun? Dedi ki ona Muhammed-i Mustafa'nın elindeydi. Onun başını okşamıştı. Onun başını okşadığı için o bir daha saçlarını kesemedi ölünceye kadar. Ve saçlarını o muzunda götürüyordu. Dediler ki, sen saçlarını kes.
Vallahi de kesmem. Billahi de kesmem. Ve hiç kimse bana bu saçlarını kestiremez. Çünkü o dedi saçlara, Muhammed-i Mustafa'nın elindeydi. Düşünüyorum kendi kendime. Bizim acaba bize elimiz eli değmiş olsaydı ne olurduk diye. Onlar Muhammed-i Mustafa'ya böyle aşıktılar. Düşünebiliyor musunuz? Oturun saatlerce düşünün bunu. Yıllarca düşünün. Vallahi içinden çıkamazsınız. Okuduğum günden beri içinden çıkamıyorum. Diyorum ki, aşka bak, muhabbete bak. Şu vağlılığa bak, şu zenliğe bak, şu ulbülüğe, şu yüceliğe bak. Gelin. Onun başını okşadığı için o saçını hiç kesmeyecek. Ve hiç kimse kestiremeyecek. Hazreti Ali Efendimiz'e diyorlar ki, Ya Emre'l-Mümmü'nün.
Vak filan ce kerahat vaktinde namaz kılıyor. Namazdan men mi edenlerden olayım diyor. Gidiyorlar sahabeye diyorlar ki, Künfe'de namaz kılıyor. Kerahat vakti. Akşam kerahat vakti. Diyorlar ki, bu namazın namazı değil. Vallahi de billahi de bu namazdan beni hiç kimse men edemez. Çünkü ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretini, filanca zamanda, filanca yerde, bu vakitte namaz kılarken gördüm. Billahi bu namazı kılar. Rezullaha muhabbet, böyle bir sevgi, böyle bir aşik birisini anlatalım sahabeden. Hepsi de bilen Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretine aşk numunesi. Onlar onun bastığı yere basaraktan, onun geçtiği yerlere geçerekten, onun Muhammed'in kokusunu sinerekten. Neden Bilal-i Habeşi bir daha ezan okuyamadı?
Dedi ki her ezana çıktığında, Eşhedü ve la ilahe illallah ve eşhedü Muhammed'en abduhu ve resulü diyemem ben. Bunu söyleyemem. Beni mazul karşılayın dediğim, Medine'yi terk etti. O zaman Miracı Muhammed'i tecelli edecek. Allah bizi muhafaza eylesin. Ümmet-i Muhammed gaflette. Biz bugün Miracı nasıl kutlarız ki? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin manen ayak bastığı yer, Siyonistlerin, Yahudilerin, Zalimlerin, Kafirlerin işgali altında.
Biz nasıl Miracı Muhammed'i, Biz nasıl Miracı, Cuş-u Hürriş içinde kutlayacak ki Ümmet-i Muhammed? Diyebilir mi bir kimse, Biz Miracı Muhammed'i Cuş-u Hürriş içinde kutladık diye? Diyemeyiz. Neden? O Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Mescid-i Aksat'ın şu anda zulüm oldu. Ama bizde hayır yok. Bizde niçin hayır yok? Bizde o aşk yok. Bizde o muhabbet yok. Bizde o iman yok. Bizde o birlik beraberlik yok. Bizde o kaygı yok. Bizde o dava düşünce. Selahattin Eyyub'i, Yüzü bir kere doldu Türkiye. Demiş ki tebessüm olursanız olun, aşkınız olursanız tebessüm sünnettir.
Tebessüm etmek gerek. Yine Selahattin Eyyub'inin yüzü gülmemiş. En sonunda dayanamamış. Yüftü. Mirac et Eyyub'i sını beklemekte.
Selahattin Eyyub'i gelsen olacak. Onun arkasındaki tek askerler de. Onun arkasından yürücek insanlar da. Herkes Mehdi Ali Resul'ü bekliyor. Diyorum ki Mehdi Ali Resul çıksan olacak. Sen gideceksin mi peşinden? Gideceksin mi peşinden? Bırakacaksın mı saray gibi evini? Bırakacaksın mı uçak gibi arabını? Bırakacaksın mı eurolarını kenarda? Bırakacaksın mı çoluğunu, çocuğunu, karını, kızını burada? Ben Allah yolunda cihada gidiyorum deyip de. Nerede Hazreti Hazal'a gibi. Kılıcına kalktığı gibi savaş meydanı.
Şehit olduğunda Resulullah bakıyor ki melekler yıkıyor onu. Diyorlar diyor ki kim bu genç? Alın getirin bunu bana. Sorun soruşturun. Sorun soruştururlar ya Resulallah. Bu dün akşam evlenmiş. Dün akşam zihaba gitmiş. Hanımını çağırıyorlar. Diyorlar ki ne oldu? Vallahi ya Resulallah. Dün akşam biz bununla yaptık. Yeni evlenmiştik. O savaş var delilince. Yıkanmayı unuttu. Kılıcını boynuna ağızlı yönünü gitti. Ardından ölüm haberi geldi. Şehitlik haberi geldi ya Resulallah diyorlar. O Mehdala Resul'un arkasından gitmek için Hazreti Hanzala gibi iman. Hazreti Hanzala gibi yüreği lazım. Ham gibi sevap. O yüzden Miracı Muhammed'i bu ruh. Miracı Muhammed'i kırık.
Miracı Muhammed'i hüzünlü, cederli. Miracı Muhammed'i. Ama Allah, bir gün gelecek şahlanacak mümmet-i Muhammed. Bir gün gelecek, devran tersine dönecek. Bir gün gelecek, ümmet-i Muhammed muhakkak ve muhakkak dirilecek. Bir gün gelecek, ümmet-i Muhammed o Şam'a da bayrağını dikecek. O Mescid-i Aksa'ya da bayrağını dikecek. Ümmet-i Muhammed bir gün gelecek. O bu bir böyle Moskova'nın göbeni de layık olan Muhammed'in Resulullah'ın canını dikecek. Washington'un göbeni de, Londra'nın göbeni de dikecek. Ama dua et, inşallah bizimle diksin. Ama kendimize gelin. Ama toparlayalım kendimizi, tövbe edelim. Varın, gündüzünüzü dünyanızla geçirin.
Ama gecenizi gelin Allah'la geçirin. Gelin gecenizi Resulullah'la geçirin. Gelin gecenizi ibadetle geçirin. Gelin gündüzünüzü kirazla geçirin. Gelin gündüzünüzü bırakın. Her şey oluyor. Vallahi ne diyorum bakın. 98 yılında 1 milyon dolarla ben ömreye gittim. 1 milyon dolarla. Ama 99'da ömreye gideceğim zaman 1000 dolar borç para aldım. 1000 dolar borç parayla gittim 99'da ömreye giderken. Gisi de geçecek. Ama gündüzümüzü, hadi gündüzümüz dünya. O mutlaka lazım. El açan olmayalım. Avuç açan olmayalım. Kimseye 5 tane ver demeyelim. Bu büyük durum. Allah kimseyi buraya düşürmesin. Ama gencemizi ibadetle geçirelim. Gecemizi yarabbi diyelim. Dersimize sahip çıkalım.
Bugün kandilmiş. Bir gün öncesinden kendimizi dizayn edelim. Bir hafta öncesinden dizayn edelim. Kandil filanca gün. Tasadduk edelim. Yemek verelim. Pilav verelim. Fakirlere üst baş alalım. Diyelim ki, Miracı Muhammed'in'in hürmetine. Miracı Muhammed'in'in hürmetine diyelim. Apartmana pilav dağıtalım. Miracı Muhammed'in'in hürmetine diyelim. Mahalleye tavuk dağıtalım. Miracı Muhammed'in'in hürmetine diyelim. Önümüze gelene selam verin. Önümüze gelene diyelim ki, Miracı Muhammed'in mübarek olsun. Ancak böyle mümkün. Kendimize gelelim. Gündüzü bıraktık. Gecemize sahip çıkalım. Bırakalım şu televizyonu. Tehide vuralım. Oturalım dizimizin üstüne. La ilahe illallah.
Muhammed'in Resulullah diyelim. Her gün bizden bir tane nur kapısı açılacak. Her dediğimizde, yetmiş bin nur kapısı var demiş Cenab-ı Resulullah. Yetmiş bin nur kapısını açacak olan, yetmiş bin teybis. Oturalım her gün teybis. Oturalım her gün Allah. İster bize yüz tane. Yüz bir yana çekelim. Oturalım tesavvsız tesavvsız. Oturalım çonsuz Allah. Kardeş bu akşam zikrullah var. Ya şöyle, ya bırak gel Allah de. Gel Allah de. Dinde ne yapacaksın? Sen nereye gideceksin? Olsa bir kapın arasın. Manevi bir kapın alışverişin olsun. Allah de başka bir şey değil.
Dinine sahip çıkın. Kur'an'ına sahip. Okumasını öğren. Nasıl biz Muhammed'in arkasından gidecek olan Mehdi Ali Resul'a asker olacağız ki? Biz Kur'an-ı Kerim okumasını bilmiyoruz. Biz haramı helalı bilmiyoruz. Biz hadis-i şerifleri bilmiyoruz. Biliyoruz mu? Oturmuşuz. Boş boş diyoruz ki bize Mehdi Ali Resul gelecek bizi kurtaracak. Ayet-i Kerime var. Siz hallerinizi değiştirmedikçe Allah sizin halinizi değiştirmez. Biz kendimizi değiştirmedikçe kim bizim halimizi değiştirecek? Biz gıybeti terk etmedikçe kim bize gıybeti terk ettirecek? Biz haramı terk etmedikçe kim bize haramı terk ettirecek? O yüzden keselim. Miracı Muhammed'i bu akşam bizim için bir sebep olsun.
Diyelim ki ya Rabbi kestik attık bundan öncesini. Biz bugün yeniden mümin olmuş gibi yeniden La elahe illallah Muhammed'in Resulullah demiş gibi dinimize sımsıkı sarıldık. Namazı sımsıkı kılacağız. Orucu sımsıkı tutacağız. Tövbe-i sımsıkı yapacağız. Haram terk edeceğiz. Haramı terk edeceğiz. En büyük hicret bu. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetten sorular. Ya Resulullah hicret nedir? Sizin günahlardan sevaba kaçmanızdır. Günahlardan sevaba dönmenizdir. Hicret bu. Cihat bu. Gelin her gün bunu yaşayalım. Ve yemin ediyorum. Yemin ediyorum. Eğer siz bunu kırk gün böyle yaşayacaksınız. Muhammed'i Mustafa size teşrif edecek. Muhammed'i Mustafa size bir nefes verecek. Muhammed'i Mustafa size bir gayret verecek Allah'ın izniyle.
Decek ki buradayım gelin. Allah bize o gayreti, o nefesi, o şefaatı alanlardan eylesin. Tövbe edelim kardeşler. Allah kerim. Allah kafur. Allah mu'in. Allah latin. Allah'ın her şeye gücü, kudreti yeter. Allah diyor ki tabiri caizse bir deve iğnenin deliğinden geçer mi? Allah geçerir. Deliği iğnenin deliğinden geçirme muktedir olan Allah. Sizi hem affeder, hem muhafaza eder, hem hırs eder. Hem de sizi kendine dost eder. O yüzden Allah'a sınsıkı sarılalım. Bırakalım. Bugünden öncesi bitti. Bugün bu saatten öncesi bitti. Bizim bu saatten önce bir yaşantımız yoktu. Bu saatten önceki yaşantımızı reddediyoruz. Her şeyinle. İyisiyle de kötüsüyle de. Biz yeni bir sayfa açıyoruz.
Yeni bir sayfa. La ilahe illallah. Muhammedun Resulullah. Telime-i Tayyib Essin'in baş tacı olduğu bir sayfa. Hayatımıza, yememize, içmemize, oturmamıza, kalkmamıza, gülmemize, ağlamamıza, hanımımızda olan istigalimize, çocuklarımızda olan istigalimize, ticaretimize, aşımıza, eşimize, bütün her şeyimize. Baş tacı edilecek. La ilahe illallah. Muhammedun Resulullah. Kelime-i Tayyib Essin'in uygun bir hayat tarzı. Uygun bir hayat tarzı. Ona dikkat edelim. Onun için okuyalım. Saflarımızı sıklaştıralım. Kardeşlerle olan diyaloglarımızı çoğaltalım. Yalnızlık büyük ohşe. Yalnız kalını kurt kapat derler ya. Şeytan kapıyor, şeytan. Deccal kapıyor.
Yalnız kalına deccal vuruyor, pençesini alıp götürüyor. Biz nereye gittiğini daim görmüyoruz. Ondan sonra arkasından diyoruz ki, nefsine uydu ya. Bırak kardeşim. Sen git onun şeytanın deccalını elinden kurtar. Sen git onun şeytanın midesinden al. De ki kardeşim gel, tevhid alakasına kendini temizle. Gel tevhid alakasına Allah seni temizlesin. Gel tevhid alakasına Rahman seni kucaklasın. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. O yüzden kendimize gelin, tövbe edelim. Hele bu gece bir sürü ibadet çekirleri var kitaplarda anlatılan. Bir tek ibadet vardır. Niyet temiz. Bir tek ibadet vardır. Bir tek ibadet çok kısa. Niyetin temiz olsun. Halis olsun. Allah'a ibadet etmek olsun.
Ne namaz olursa olsun. Kıl namaz bu gece. Allah'a ibadet etmek olsun. Otur. Neyi zikrullah ederseniz yalnız Allah'ı zikret. Allah'a tövbe et. Nasıl tövbe ediyorsan et. Estağfurullah lazım mı dersin? Subhaneke ve bihamdiye subhanelillazim ve bihamdiye estağfurullah lazım mı dersin? Yoksa oturur bütün gece. Ya Rabbi beni affeyle mi dersin? Ne dersen de. O affı, affı büyük olan Allah. Bu gece affı muhafret dileyelim. Bu gece namaz kılalım. Allah'a zikredelim. Yarın da Mirac-ı Muhammed'in ertesi günü. Hey ne güzel. Kendi kendine bir adet üretmiş. Mirac-ı Muhammed'in ertesi günü süt ikram etmiş bütün insanlara. Demişler ki akşam Mirac-ı Muhammed'iydi. Akşam Mirac kandiliydi.
O yüzden size süt ikram ediyoruz demişler. Ertesi gün Osmanlı ülkesinde komple Mirac hadisesinden sonra süt dağıtmış. Süt ilim demek. Süt berraklık demek. Süt tatlılık demek. Süt Allah'a giden kutlu yol manasında. Süt hem vücuda sıhhar, hem ruha sıhhar, hem kalbe sıhhar. Hem de o saflığın simgesi. O yüzden ertesi günü süt ikram etmiş Osmanlı. Bütün dergahlarda, bütün mahallelerde Mirac'ın ertesi günü yani yarınki günü hep süt ikram etmişler. Biz de yarın her şeyi ikram edelim gücümüzün yettiğince. Diyelim ki dün akşam Mirac-ı Muhammed'iydi. Bize Allah böyle bir geceyi nasip etti. Kendi içimizden diyelim ki ya Rabbi sen bizi bu gece ibadetle istihdam etin. Bunun şükrü olsun.
Bu gece biz dağıtalım, yarın dağıtalım. Onun şükrü olsun. Bir dahaki Mirac-ı Muhammed'e çıkmaya yüzümüz olsun. Biz ertesi gün hiç olmazsa bir kaşık pilav komşumuza diyelim ki komşu dün akşam Mirac-ı Muhammed'iydi. O da kutlamadıysa kendi kenara deysin ki eyvah benim aklıma gelmemişti. Bir dahaki seneye not alsın bir kenara. Mirac-ı Muhammed'i ben kutlayacağım diye. Öbürkü de desin ki Allah mübarek etsin. Biz de işte dün akşam dersledik, sikrullah'taydık. Allah razı olsun. Birbirlerimizle kaynaşalım inşallah. Muhammed'i Mustafa'nın yüzü suymetine inşallah. Üç ihlas bir Fatiha-i Şerife. ...ince o sünneti seniye. Dışarıdan baktığın zaman insanlara keskin ince gelir.
Kılıcın sağ tarafı da ateş, sol tarafı ateş, sol tarafı ateş cehennem. Kılıcın üzerinde yürümezler. İnsan öbür tarafa atlar, atarsa kendini düşerse cehenneme düşer. Kılıcın üzerinden yürürken adam sağ tarafa atarsa aşk ateşine düşer. Yine yanar. O yüzden normalde bir kimse o Kur'an ve sünnet çizgisini yürüyecek ki, Kur'an ve sünnet çizgisini yürüyecek ki, her iki tarafa da belli bir noktaya kadar gidecek. Sağ tarafa da yanar insan. Sağ tarafa da düşmüş olsa aşk ateşine yanar. Eğer ki o aşk ateşini belli bir noktada, belli doğruyu yakaladırsa, belli bir yere kadar giderse, Ama tarihi boyunca o aşk ateşine düştüğünü zannedenler, hep yanılmışlar. Bir kısım dini ve ahiretini yok etmişler.
Perişan etmişler. O tarafa düşmek de tam belli bir noktaya gelmeden hatalı, yanlış. Ama öbür tarafa düşmek zaten hatalı, zaten yanlış. Öbür taraf cehennem. O yüzden aşk ateşine girecek olan bir kimsenin de, Kur'an ve sünnet çizgisini, Kur'an ve sünnet bilgisini dinlesi lazım ki, aşk ateşiymiş gibi görünen şeylere de aldanmasın. İnsanlar çünkü tarih boyunca yanılmışlar. Hatta eski alimler, eski ulemalar, tabiinden sonra gelenler, selef dediğimiz alimler, hadis bilgisi olmayan bir kimsenin, tasavvuf yolunda ilerlemesini kerih görmüşler. Kerih görmelerinin sebebi, o kimselerin hadis ilmini bilmeyip, hadis bilgisi olmadığından dolayı, her an için hata yapabilir, yaklaşmaya düşebilir, eksikliğe düşebilir manasında, onların tasavvufla ilgilenmelerini kerih görmüşler.
İlmi manada, ilmi noktada bu. Yaşantı noktasında değil. İnsanlar vardır, tasavvufu çok iyi bilirler ilim noktasında. İnsanlar vardır, tasavvufu yaşarlar. Tasavvufu yaşayan kimseyle, tasavvufu bilen kimse aynı manada değildir. Bir kimse bilir, yaşamaz. Mesela Allah'ın sıfatlarını bilir, Allah'ın esmalarını bilir, Allah'ın dinini bilir, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini bilir. Tasavvufi olarak belli bilgi birikimine, ilim birikimine sahiptir. Ama yaşantısında takva yoktur. Tasavvufu yaşamak demek takvadır. Yani işte kadınlarla yine tokalaşır, kadınlarla beraber zikrular yapar, adamlarla işte Kur'an ve sünnet çizgisinin dışında şeyler söyler, dışında bir hayat yaşar. Bu tasavvufu bilen kimse yaşayacak manasında değil.
Öbürkü de yaşıyordur fakat teknik bilgiye, teknik donanıma sahip değildir. O kimse yaşantısındaysa, samimiyse yine kendini kurtarır, bilmese dair. Ama bilip de yaşamayan Allah muhafaza, cehenneminde bir kimse Kur'an ve sünneti seneye bilgisini, yani şeriat bilgisini oluşturacak. Kılıcın üzerine yürümeye gayret edecek. Düşecekse şahit, o zaman sağ tarafa düşecek yine. Sol tarafa düşmeyecek. Zaten o çizgide yürüyen bir kimse de, kesinlikle kalkıp da sol tarafa düşmeyi meyletmez. Ama sağ tarafa düşmeyi de meyletmeyecek. Nereye kadar? Belli bir öğretiyi, belli bir örneği görünceye kadar. Ondan sonra tarihte bazı kimseler çıkmış, adamın namazı yok, adam demiş ki kendi kendine biz işte Allah'a vuslat olduk, adamın namazı yok, biz devamlı Resulullah'la görüşüyoruz demiş.
Adam işte ne bileyim, Kur'an ve sünneti seneye'nin görmediği bir hayat yaşamış, kendine dahi kendi kendine Allah'a dost, Resulullah'a dost zannetmiş, ve etrafı böyle lanse ettirmiş. Elinde şey yok, delil yok, elinde bir senin on yiyaretçin yok. Öyle olmayınca söyleyecek bir laf yok. Adam diyor ki bizantinsiz namaza dedi. Sizi çağırıyorlar. Yani seni çağırmıyorlar. Bizimki hal oldu, bizim namazımız kılındı, tamam. Biz olduk dedi. Ben bunu kullanmam, gözümden masada oturuyordu. Dedim ki sen küfre düştün, böyle zındık oldun sen dedim ben. Beni öyle göreceğini biliyorum ben senin dedi bir de. Büyüklük yapıyor yani sen avamsın, sen beni öyle göreceksin.
Biz olduk manasından. Mesela adam kendi kendine demiş, biz 23 sene ehli tasavvuf olduk, 23 sene ehli tasavvufun içinde bir şeyhin dizin dibinde oturursan, sahabe hükmündesin. Kendisini sahabe görüyor adam. Sen şimdi o adam gerçekten samimi olarak kendisini sahabe görüyor. Kendine öyle inandırılmış. Sen onu anlatıyorsun günlerce. Yani sahabeye yetişmem mümkün değil. 23 sene bir şeyhin dizin dibinde değil, 2300 yıl. Bak 23 sene değil, 2300 yıl. Sen bir şeyhin dizin dibinde otursan, sahabenin atının burnunun üzerindeki terinin tozu olamazsın diyor, anlatamıyorsun onu. Bu neden kaynaklanıyor? O kendisini aşk ateşinin içinde yanıp kavrulup piştiğini zannediyor.
Hayal. Başka hiçbir şey değil. Kendini öyle zannediyor. Namazı bırakmış, orası bırakmış. Ama öyle evliya menkıbeleri var ki, öyle anlattığı meseleler var ki, kendi kendine oturursun, şey yaparsın, sen Mevlana sizin periniz değil mi? Evet. İyi ondan sana bir kısa anlatayım diyor. Mevlana Celaleti Rum Hazretleri'nin şey kıssasını anlatıyor. Hani birisi geldi kapı dışarıdan, vurdu kapıya, tak tak tak. İçerideki sordu, kim o? Ben. Git. Kapıda işin yok. Bağdımda laf. Ardından tekrar geldi. Vurdu kapıya, tak tak tak. Kim o? Ben. Git. Bu kapıda işin yok. Ardından tekrar geldi. Yandık pişti. Kapıya vurdu, tak tak tak.
Kim o? Sen. Dışarıdaki sen diyor. Sen ben oldunsan, gir içe. Şimdi bunu almış adam, bunu neye, bunu Mevlana Celaletin Rumaz'daki mesnevisinde bunu anlatıyor, benim anladığım şu, dışarıdaki kimse Allah'ın ahlakıyla ahlaklandıysa, o zaman Allah'ın rızasına kavuşmuş oluyor, rahmetine ulaşmış oluyor, Allah'la vustat kapısını açmış oluyor. Allah'ın ahlakıyla ahlaklanırsa, ama dışarıdaki kimse Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmadığından, o zaman o kimseye diyor ki, git, bu kapıda işin yok. Neden? Sen Allah ahlakıyla ahlaklanmadın. Sen Kur'an ahlakıyla ahlaklanmadın. Sen Habibi'nin yolunu tutmadın. Onun ahlakıyla ahlaklanmadın. Adam bunu almış kendine, bu meseleyi, o öyle yorumlamıyor.
Diyor ki, tak tak tak, gir içeri, yani o dışarıdaki da Allah oldu. Yani içerideki aşk ateşiyle, onun aşkıyla, onun muhabbetiyle, sen dedi ya, dışarıdaki, o da kendi kendine, yani o dışarıdaki kul, haşa, tabiri caizse Allah oldu. Allah olduğu için, ona husat oldu, onunla emal oldu. Onun da fena oldu, yani Allah'tan bir parça oldu. Ve Allah oldu. Allah'la emal oldu. Ne derseniz deyin. O yüzden onu içeri kattırın. Şimdi Allah zamandan münezzeh, mekandan münezzeh, cisimden münezzeh, her şeyden münezzeh mi? Her şeyden münezzeh. Her şeyden münezzeh olan bir Allah, her şeyden münezzeh olan bir Allah'a, sen yer mekan koyuyorsun, koyuyorsun, bir de kapı koyuyorsun.
Tak, tak, tak. Kim o? Ben. Git. Anlatabildim mi? Yani onu anlatılacak, onun üzerine konuşulacak çok şey var. Ama hiçbirisini konuşmaya gerek yok. Bu ne yerden kaynaklanmış? İşte almışlar, bu tip sözleri, bu tip muhabbetleri almışlar, kendi kendilerine, sanki ilahi aşkın içindeymiş gibi, tespit etmişler. Ve kendi kendilerinin, ilahi aşkın içini yürüyormuş zannetmişler. Hiç alakası yok, Nuhar'a doğru gitmişler. Nuhar'a doğru. Namaz mühmeyi miracı, hadis-i şerifte namaz olmayan bir müslümanın, müslümanlığını tartışıyor. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bir hadis-i şerifte, kafirlerle aramızda namaz var diyor. Adam namazı bırakacak da, ilahi aşka dalmış olacak. Bir kısım, tasavvumuş gibi gören insanlar, Kur'an ve sünnet-i seneye'nin emretmediği, dışladığı bazı şeyleri yaparak da, kendilerinin ilahi aşka daldığını zannetmişler.
Bir kısım da, direk cehennemlik ameller işleyerek de, nara gitmişler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden yol, Kur'an ve sünnet-i seneye uygun olacak. Yol, Muhammed-i Mustafa'nın bastığı izleren, bastığı ayak izlerine basınarak da gidilecek. Başka bir alternatif. Hitsinin, yani kişiyle kalbinin arasına girer dedi, insanın normalde kalbi burada, yani manevi bu olay nitelendiriyor, kişinin de ayrı bir meklisine dair diyor.
Yani Allah, insanı hiç hesap etmediği kadar insana yakındır. Yani sen hiç hesap etmezsin. Yani kalbinin arasına girer. Senin kalpten geçtiğini dair, kalbinden geçirdiğini dair dinler. Bilir. Sesinden geçirdiğini dinler, bilir. Senin ne yapmak istediğini, ne yapmak isteyeceğini bilir. Ve onunla saklı gizli hiçbir şey yok. Sen kendi kendine normal düşünsen, yani benim şuram saklı, buram gizli mi diye düşünsen, hayır onun için saklı, gizli, hiçbir şey yok. Senin içinde gizli yok. Yarattığı hiçbir şeyi ona saklı, gizli değil. Bilir abi, şimdi birçok ayetin başlangıcında, hafra yemin olsun, zevkine yemin olsun, geceye yemin olsun, nefseye yemin olsun, yemin mi diye düşünsen.
Allah orada, tabiri caizse, yani benim kendi okuduklarımdan çıkardım, orada Allah, asla yemin olsun, işte zamana yemin olsun, geceye yemin olsun, şuna yemin olsun diye söylerken, orada kullarına bir mesaj oluyor. Diyor ki, dikkat edin, Allah bir şey boşu boşuna yemin etmez. Allah'ın bütün mesajları mühündür, ama bu mesajı daha mühündür. Nasıl bazı peygamberler, bazı peygamberlerden daha faziletliyse, Allah'ın bazı mesajları, bazı mesajlarından daha faziletli. Yani daha böyle o mesajlarının dikkate alınması. Yani Allah, asla olsun dediği zaman, orada öyle, böyle direkt bir şey anlatıyor. Dikkat edin buraya, dikkat et buna deriz yani. Kırılacak eşya, dikkat et buna.
Mühim bir eşya veya pahalı bir eşya, buna dikkat et. Ha yani bu çay bardağı değil, buna dikkat et. O altında Allah da yemin ediyor ki, dikkat et. İnsanlığın çıkışı bu bölge. Adem Aleyhisselam'ın indirilmişi bu bölge. Allah burayı tayin etmiş. Burayı seçmiş kendini. Allah o yüzden orayı tayin ettiği için, Adem Aleyhisselam'ı oraya indirmiş. Adem orayı tayin ettiği için, Beytullah'ı oraya yaptırmış. Adem orayı tayin ettiği için, bütün peygamberleri o bölgede, o bölgenin etrafında yaratmış. Oralara göndermiş. Oradan gitmişler başka yerlere.
Başka veliler gitmiş, başka peygamberler gitmiş, Afrika yarım odasına gitmişler, Amerikan yarım odasına gitmişler. Ama hepsi de o bölgede gitmişler. Anladın? Hepsi de o bölgede. İnsanlığın hepsini ağlar mı? Yani kardeşi için. Ben o akşam her şeyi bıraktım. Kardeşi için. Bu kardeşlik tek tarafın oradan, yoksa iki tarafın oradan. Tek tarafı. İki tarafı beklenen şeylerden menfaat var. Biz bir şey yaparken, karşıdan bir menfaat beklemeyin. O yüzden bizim kardeşimiz, sabırıca ise platonik aşktır. Yani tek taraftır. Biz kardeşliğimize kardeşlik yaparken, ondan bir şey beklemeyiz. O ne yaparsa yapsın. Biz yeter ki kardeşlik yapalım. Ağlamak nefisten olmaz.
Ne mutlu ağlayabilir. Keşke herkes nefsinden dair olsa da ağlasın. Çünkü iki damlı gözyaşı, ahireten kimsenin ateşten kurtulmasına versin. Allah bizi gözyaşı kim ağlamayı nefisten derse, ona tövbe yakışır. O kimsenin tövbe etmesi gerekir. Allah bizim hafızı gelsin. Rabbim Allah ve dost doğru.
Yani şimdi o sahabenin üzerinde, Cenab-ı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, öyle şıkıslara yönelik şeyler var ki, onların hepsini topladığımız zaman, bütün oluyor. Yani bir başkası da, Ebu Zer'i Gifari Hazretleri demiş ki, hiç kimseden hiçbir şey, bana bir şey öğret ya Resulullah, ben onunla amel edeyim, onunla cennete gireyim. Ona demiş, hiç kimseden hiçbir şey istememeyi, bana vaat et, ben de sana cenneti vaat edeceğim. Bunun gibi sahabenin çeşitli kimselerin üzerinde, çeşitli onların üzerinde biatlaştığı veya onlara emrettiği, tavsiye ettiği şeyler var. Bu da onlardan birisi. Kişiye özel. Ama bu bütün ümmet-i muavhurede mütalik, bir öğreti.
Yani bir insanın, insana her şey, bir bütün metin halinde bir şeyler usulması zor değil. Olaylar karşı, olaylarla karşılaşacak, insanlarla karşılaşacak, değişik zamanlar, zeminler, değişik hadiselerle, insanlarla karşılaşacak, değişik olaylar olur, değişik hükümler çıksın ve din tamam olsun. Din öyle tamam oluyor. O kimse geliyor, ya Resulallah bana öyle bir şey öğretti, senden sana bana etsin. O da diyor ki, Rabbim Allah de. Şimdi bir insan, Rabbim Allah derse, Kur'an-ı Kerim konfetine giriyor. Şimdi bir insan, Rabbim Allah derse, öz sözler. Rabbim Allah derse, bu sefer sünnet-i Resulullah da giriyor, peygamber de giriyor. Kur'an girdi, Rabbim Allah demekle insanım. Şey girdi, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri girdi, ondan sonra onun içine bir şey daha giriyor.
Ardından diyor ki, ona bakın özel bir menfez açılıyor. Diyor ki, dosdoğru ol. Yani bunların hepsi de var. Bunların hepsini sen içinden işleyebileceğini, işte yapabileceğini yap, ama sana hüsesi bir ders veriyorum, böyle tabiri caizse. Hüsesi bir ahlak. Sen bunun içinde dosdoğru olacaksın. Bu demek değil de, gömülü sahabilere dosdoğru ol demiyor. Ona diyor ki, sen dosdoğru. Ya onun doğruluk noktasında zevkli var, ya da doğruluk noktasında kuvvetli ne var, sen daha da burayı kuvvetlendir diyor. Bir insana iki şeyden dolayı böyle şeyler veriyor. Ya bir insan o tarafa zayıftır, sen bu zayıf olan yerini kuvvetlendir, oraya istihkam et denirsin, dersin oraya bir kale veriyor.
Ya da o kimse orada kuvvetlidir, onun kuvvetine kuvvet katsın daha diye, sen bu noktada daha da, yani devam et denir, onun tasdik denir. İkisinden de birisi olabilirsin. O yüzden dosdoğru olmayı ona söyle. Bu demek değildir ki sadece o, bütün ümmet-i muhammed'i, bütün sahabeyi geçer. Ama ona bu sisi bir yol, bir menfez açmış o. Mesela başka birisine diyor ki, sen beş vakit namazını kıl, orucunu tut, ebeveynine sahip çık, ebeveynine bak, ben sana cennete diyorum, tavir ediyorum. Ey kadınlar, bana üç şey sözlerim, ben sizin cennete sözlerim. Kadınlar diyor ki, namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, kocalarınızı tavir olun, ben sizi cennete var, cennete sözlerim.
Üç şey. Bunun gibi, Peygamber sallallahu ve selemen. Bunların hepsi, hümmet-i muhammed'e mütahili şeyler. Geniş çerçeveden bakmak lazım. Yani bir kimse, Rabbim Allah dedi, Kur'an-ı Kerim'in hükümlerini kenara attı, sünnet-i resulullah kenara attı, Rabbim Allah demiş olmaz mı ki? Dedi ki, bu olan biten bu, zalimin zulmünden dolayı, Dedi bu olan biten bu zulüm Allah'ın gücüne dedi nasıl gitmez dedi yani? Böyle bir söz söyledi abi. Buna nasıl bakmak lazım? Bizim öyle Allah'ı sorgulamamız yani yersiz. Allah'ın nasıl gücüne gitmez? Muhakkak ki Allah'ın da gücüne gider ama Allah'ın da hesaplamış, kitaplamış her şeyi ayarlanmış, tabiri caizse kaderi mutlakta yazılı olan şeyler. Muhakkak ki Allah'ın gücüne gidiyordur. Allah'ın gücüne gitmez, gider.
Ama bizim onu sorgulama hakkımız yok. Böyle bir zaman böyle bir zamanmış. Şimdiki ortam böyle. Yaşananlar bu. Biz elimizden geldiğince bu yaşananların içerisinde doğru yol, bunun doğru yol içerisinde mücadele edeceğiz. Başka alternatifimiz yok. Yani bu zulümlerin sadece zulmete tarafı bakmakta yalnız. O zulmün karşısında Müslümanlar ezilecek, Müslümanlar eziyet çekecek, Müslümanlar da sevabını alacak. O zulmün karşısında Müslümanlar katlediliyor. Şu heda şahmetin içi var. Onlar da şehit oluyorlar. Şimdi bir taraftan bakıyoruz muhakkak zulüm ama bir taraftan o zulmün altından ne çıkıyor? Rahmet çıkıyor. Nedir o? Zülme karşı gelenlerin rahmeti çıkıyor. Orada bir zulümüşleniyor. Sen burada o zulme karşı direnç gösteriyorsun, dua ediyorsun.
Aklına getiriyorsun. Gece gözyaşı döküyorsun. Onlara dua ediyorsun. Onlara zikrlar hediye ediyorsun. Yarabbi meleklerinle onları muhafaza et diyorsun. Sen de o zulme başkaldırmış gibi Allah da sana sevap veriyor. Anlaşıldı mı? Allah açlığı verir. Biz açlığı verdiği zaman o musibet olarak görürüz. Ama aynı zamanda açlığa sabrettiğimiz zaman da sevabımızı alırız. Açlık ne oldu bizim için? Rahmet oldu. Allah bir zorluğu verir. O zorluğa bakarız biz. O zorluktan kurtulmak için mücadele ederiz. O mücadeleden ne olmuş oluruz biz? Rahmetle çıkmış oluruz. Sevap almış oluruz. O yüzden başınıza gelen musibetleri, yani bu hastalık olabilir, bu maddi ve manevi darlık olabilir, bu maddi ve manevi sıkıntı olabilir, bu kardeşinizden, arkadaşınızdan, etrafınızdan, annenizden, babanızdan bir sıkıntı olabilir.
Bunları biz ne yapacağız? Sabırla, namazla, zikrullah ile, iyi ahlak ile savuşturacağız. Ve böylece o gelenlerimiz ne yapmış olacağız? Kendi nefsimizde, kendi sinemizde eğriterekten sevaba çevirmiş olacağız. Biz ondan sevap almış olacağız. Anladın? Bize kardeşimiz bir yanlışlık yapacak, o yanlışlığına biz sabredeceğiz, ondan sevap alacağız. Aynı zamanda kardeşimizi kazanacağız. Bize hanımımız yanlışlık yapacak, biz onun yanlışlığına sabredeceğiz ve onu eğiteceğiz. Hem onu eğittiğimizden sevap alacağız, hem de yanlışlığına sabredeceğiz. Yeterli değil, mesela kardeşi bir daha düşmüş, bunu benim zekatım diye mi vermek lazım yoksa gönlümden? Hem buna bir yardım, zekata niyet ederekten verilir.
İnsanın içinde, kendi içinden der ki, bu benim zekatım der, onu rencide etmeyecek şekilde parayı verir. Kendi içinden, tabii. Kendi içinden niyet edecek. Onun kalkarsın, bu benim zekatım olsun, ben bunu istemeyim derse adam rencide olabilir. Yani kendi niyetinde. Tabii, niyet ettim, niyet ettim. Ama o istihameti yaşatayım, yaşamasın. Yaşasın, o önemdeyiz. Yani zekatım verecek olduğumuz kimse, insan verimci derecede kendi kardeşlerinden, kendi ailesinden, akrabasından sorsan. İnsanın önce kendi kardeşinden sorsan. Ya ben zekat vereceksem önce kardeşime verecek. Kendi akrabalarımı verecek. Kendi mahallemdeki insanlara verecek. Kendi beldemdeki insanlara verecek.
Demirtaş'ta oturuyorsak, önce Demirtaş'ın içine zekat verecek. Yani kendi bu akrabam olabilir, kendi ailem olabilir, kendi sülalem olur, kendi mahallem olur. Kendi beldemdeki insanlara verecek. Yani ben buradaki, hani derler mi, mum dibine ışınmaz diye mum dibine ışınacak böylece. Adam şimdi burada Demirtaş'ta ticaret yapsın, gitsin işte bilmem nerede başka bir yere zekat versin. Onda o riya kokusu var Allah'ım, riya kokusu var. Ne yapacak? Zekat'a önce gelecek Demirtaş'ta, fakir, fukara, yetim, duz, ihtiyar, kendi kardeşlerinin, adamın kendi kardeşi orada perperişan dışarıda zekat verecek diye uğraşıyor. Caiz değil ki, önce kardeşi düşman oluyor onun o zaman. Dostluğunu peydah ettirecek, kardeşini peydah ettirecek.
Önce gidecek kendi kardeşine, al kardeşi buyurun bakayım, alınçıdaki bir hak, helal olsun sana. Bu parayı da geri istemiyorum, sen bunu istediğin yere harca. Tabi zekatını yine seçeceksin kendinize. Bu yol geçmez. Zekat verilen herkese fitrede verilecek. Şeytan sizi Allah'ın rahmetiyle kandırmasın. O normalde bir kimse Allah'ı affeder der, günah işlemeye devam eder. O şekilde. Yani o kimse şimdi, başka bir ayet-i kerime de siz Allah'ın affını, mağfiretini düşünerek de günah işleyicilerden olmayınız. Allah azap edici dedi.
Bu manada yani bir şeytan Allah'ın rahmetiyle insanı kandırıp, Allah'ı affeder canım sen yap yapacaksın. Hayır yok kardeşim öyle bir şey. Allah'ı affeder doğru ama Allah'ı affeder deyip de yapma. Hatta öyle kusurla, yanlışlıkla, bir eksiklikle, nefsi uyumuşun yapmışsın bunu. Yapmaya devam etme. Geri dön Allah'ı affeder seni. Ama Allah'ı affeder diye beni yaparsan o an şeytan seni Allah'ın rahmetinle gandımış olur. Bir de özür dilerim, der ki yarın Allah'tan af dilersin canım. Rahmeti geniş. Yarın bunun için özür dilerin, Allah'tan mağfiret dilersin. Şimdilik yap ya ne yapacaksın. Bu şeytan kandırmış oluyor. Farklı nerede şey görüyoruz şimdi Huzur Aleyhisselam'ı.
Şimdi peygamber kimisi? Kur'an-ı Kerim'de geçen isimlerin hepsini peygamber olarak bilir. Onların hepsi de birer nebidir. Biz öyle inanırız. Partişmeye de girmeyiz. Çünkü Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onların peygamber olduğunu hadis-i şeritlerde beyan etmiş. Ondan sonra gelen ulemanın sözüne bakmayız biz. Ve Allah Celle Celaluhu onların isimlerini orada nebi olarak veya kimisinin peygamber olarak. Onun bir kısmında Allah'ın salih kuruluydu diyor. Ama peygamberliğin de bir özelliğidir salih kurulu. Allah'a o peygamberliğin, o nebiliğin bir özelliği olarak ifade ettiğine inanırız. O yüzden hepsinde peygamber olduğunu inanırız.
Ben öyle inanırım. Bir göstermeyince kimi yirmi beş veriyor Kur'an'da geçen peygamberleri. Kimi yirmi sekiz, yirmi dokuz diyor. Biz peygamber, Kur'an-ı Kerim'de geçen peygamberlerin kaç tanesi o kadardır. Ama peygamberlerin Kur'an-ı Kerim'de geçen o kadardır isimleri. Allah'ın sayısı sonsuz peygamberi vardır. Biz kalkıp da peygamberlerin bir adeti koyamayız. Sayamadık ki. Bu konuda bir ayet de yok, hadis de yok. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri şu kadar peygamber dememiş. Geçti dememiş. Ben okumadım. Bilmiyor olabilirim. Varsa daim peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adı. Dilinden şu kadar peygamber varsa eyvallah söyleyecek bir sözümüz yok. Ama yok ise eğer o zaman bizim ona adet koymamız da yer.
Yok ki işte yüz yirmi dört bir peygamber. Allah kim bilir? Allah çünkü geçmiş kaybı da Allah bildiriyor bize. Ki İsa aleyhisselamdan öncesinde Adem aleyhisselamın kadar kayıp geçmiş kaybı. Geçmiş kaybı biliyoruz değil mi? Bilmiyoruz. Yeryüzünde şimdi öyle yerleşim alanları eski alanlar çıkarıyorlar ki. Yani beş bin yıllık, altı bin yıllık, yedi bin yıllık yerler çıkarıyorlar. Yani orada kimler yaşamış, nasıl yaşamış bildiğimiz var mı? Yok ama Allah diyor ki her topluluğa bir peygamber nebi gönderdi mi? O zaman peygamberin nebinin yani peygamberin sayısını bir adet koyabilir miyiz? Belki de o sıraladı sıraladı sıraladı oğlunu oğlunu oğlunu oradan kaç tane peygamber gönderdi bilemiyoruz. Ama Allah bir boşluk bırakmıyor sonuçta.
Bunlarını başıboş bırakmamış. Nerede bir topluluk varsa oraya bir peygamber göndermiş. Oraya bir kendi emirleri niyacık bir insan göndermiş. O yüzden biz peygambere adet koymamız bence yanlış. Ama Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazreti koyduysa şu kadar adet peygamber diye o zaman söyleyecek bir sözüm yok. Ben okumadım bugüne kadar. Okumadığım için işte eski tasavvufi eserlerdi, eski hitaplardı, 124 bin peygamber derler ya. Yani. O tabirelik rahatsız. Ama ben hadis seyirlerde okumadığım için ben böyle bir sayıyı kabul etmiyorum kendim hepsinden. Allah kaç tane peygamber gönderdi, siga, bize ismini bildirdi bunlar var. İsmini tespit edilenler bunlar var. İsmini tespit edilmeyen yok mu diyeceğiz biz?
Allah geçmişten gaybı bildirendi Allah çünkü. Şimdi kıyamette Yecüc-ü Meccül Türkçe'yi söyledi, onun rivayet olduğunu da yine Hükkaneyn Aleyhisselam'ın hem bir doğuyu gidip gelip, batıyı fethetti. Mesela Yecüc-ü Meccül Fers sözlük, o günkü kavmi mücadeleyi hazırlayıp onlarla savaş etmesini. Ve Yecüc-ü Meccüc'ü de onun hapsettiği söyleniyor, hadis şerifte, hadis şeridilerde onu destekliyor, demirden hapsettiğini ve hadis şeridilerde onu destekliyor, demirden hapsettiğini ve Hazreti Ayşevalidemiz ders ediyor.
Bir gün Resulullah diyor, böyle ter içinde uyandı, dedi ki diyor, Hazreti Ayşevalidemiz soruyor, ya Resulallah seni böyle üzen, böyle terleten, seni sıkan nedir? Ya Ayşe bugün Meccüc'ün bulunduğu yerden böyle delik açıldı diyor, hapsedildikleri yerden işaret ediyor böyle. Yani küçük bir delik açıldı diyor. Tabii o küçük bir delik açıldı dediği zaman yani bu fitneye işaret. Yani Yecüc'le Meccüc'ün fitnesini işaret. Şimdi kıyametin, bu noktada da hadis şerif var, kıyametin elâmetlerinden birisi de Yecüc'le Meccüc. Miraç'ta da o kıyamet elâmetleri anlatılıyor, Miraç hadisesinde. O zaman kıyamet elâmetlerinin içinde de Yecüc'le Meccüc'ün zuhur etmesi, çıkması var. Demek ki Kur'an-ı Kerim'de de var, hadis şeridilerde de var olduğuna göre kesin ve kat'î.
O zaman Yecüc'le Meccüc çıkacak, dağmı öyle. Habet-ül Arz çıkacak, bunlar zaten meşhur kıyamete, on tane büyük kıyamet elâmeti, onları. Bunu normalde biz düz, hadis şerif olarak, bu ne kavmi? Mesela Çinlilerin yüz yıllık, kaç yana var diyebiliriz.
Bilemeyiz. Mesela o Yecüc'le Meccüc'ün kavmini Çin serti olarak, bizim Himalaya'lardaki dağları söylüyor. Ural Dağları var ya, Rusya'ya, orayı söylüyor. Yani bunlar çeşitli zamanlarda çeşitli tevhirler yapmışlar. Doğrusunu Allah biliyor. Sonuçta biz o Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adına bir kavim olarak nitelerde. Bir kavim olarak nitelerde, biz de bir kavim olarak nitelerde. Bu ahir zamanda çıkacaklar, yeryüzünü perişan edecekler. E şimdi, yani sonuçta Deccal ayrı bir şey. Deccal ayrı. Haber olmaz da Allah. Yani zaten Yecüc'le Meccü, Deccal, Süfyan ordusu hepsi de, bunlar bir bölüm.
Mehdi, Mehdi'nin askerleri İsa aleyhisselam, Hızır aleyhisselam, onlar bir sattı. Ashab-ı Kehf'de onlar. E bu tarafta da Deccal var, şeytan var, Ashab-ı Rakim. E şimdi, bu şeyler söylemiş ki, bunlar geçmiş tarihlerde hepsi de farklı farklı bunları tevil etmişler, tefsir etmişler.
Biz bunların hepsinden döneceğiz geriye, Hazreti Abbas'ın tefsirine bakacağız. Hazreti Abbas'ın tefsirinde bu konuda bir şey yok, o yüzden de bir sorun yok. Bakıyoruz, dönüyoruz, dönüyoruz biz Hazine, yok orada bir şey. Orada bir şey yoksa, bizde de bir şey yok. Yani Hazreti Abbas'ın bir şey söylemediği, yani bu ilmi reddetmek manasında değil. Bir kısmında ilmi reddetmek manasında değil. Hayır, bu ilmi reddetmek manasında değil. Biz öze vakıf olmaya çalışıyoruz. Yani Hazreti Abbas ki, Resulullah sallallahu anh ve Selam Hazreti'nin dizinin dibinde, dizinin dibinde olan kimse o mesele hakkında bir şey söylemiyorsa, ben kendi nefsim için söylüyorum, başkalarının söylediğini kabul etmek istemiyorum ben.
Ama bir şey söylememesi de zaten ilim yok. Mesela, bir başkasının söylediğini veya kendi kafasından söylediğini, beni ilgilendirme onlar. Ben yıllardan beri, benim tarzım, tavrım, beni ilgilendirme. Otur şimdi sen, onunla alakalı veya başka ayetlerle alakalı o kadar şey söylemişler ki, hepsi de kendisinin kendi geldikleri ilim noktasından göre söylemişler. Hazreti Abbas'ın, biz bol bol hadis-i şerif okuyacağız. Tefsir deniyor mu? Bol bol meal okuyacağız. Ve haramı, helalı bilme noktasında evimizde yoksa gideceğiz, bir emanet, ehliyet alacağız. Neyi okuyacağım diyelim, gidecek hidayı alacak veya bir kudürü alacak. Haramı, helalı öğrenmeyen, namazı bozan bozmayan.
Ve oturacak, kalkacak hadis-i şerif okuyacak. Ve oturacak, kalkacak, meal okuyacak. Oturacak, kalkacak, Kur'an-ı Kerim okuyacak, Arapçasına. Kur'an-ı Kerim okuyacak, devamlı. O onun ilmini açar, o onun fehmini açar, o onun anlayışını açar. Oturacak adam bol bol Allah'ı zikredecek. O onun anlayışını açar, zikrullah anlayışını açar. Oturacak bol bol adam hadis-i şerif okuyacak. O hadis-i şeriflerle adamın fehmi açılır, içi açılır, görüşü açılır. Böylece kendisine doğru bir istikamet oturtturur. Kur'an, sünnet ve imamların fetvası. Bitti. Kendisini bulandırmasına gerek yok. Şimdi adam hiçbir ilme sahip değil. Hiçbir kitap yok.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi