mustafaozbag.org

16. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 1:06:27

Beş milyar ve biraz altında olan genç bir kıza kurban kesmek vacip midir? Evet, vaciptir. Nisap miktarı mala sahip olan bir kimse kurban kesmek zorundadır. Hanefi'ye göre vaciptir. Şafi'ye göre kurban kesmek nafile ibadettir. Yani sünnettir. Bir kimse Hanefi'ye göre kurban kesme ibadetini terk ederse, günah-ı kebair işlemiş olur.
Vacibi terk, günah-ı kebairdir. Kurbanla alakalı önümüzdeki hafta inşâAllah sohbet edeceğim ama kısaca ben söyleyeyim, bu hayır kurumlarına veya vakıflara veyahut da işte telefon numarasıyla kurban kestiriyorlar ya, bununla alakalı soruyorlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri vekaletle kurban kestirdi ama kurbanının başında durdu.
Hazreti Fatıma'ya da dedi ki, kızım Fatıma kurbanının başında durdu. Bir kimse kurbanı, boynuzunun kırıldı. Ne yapacak ki? Yazdırdı, yatırdı parayı oraya. Kimin, hangi hayvanın, kimin sahibi, kim bu hayvanın? Yok. Kırıldı birisinin boynuzu. Kimin kurbanının boynuzu kırıldı? Yok. Öldü, kiminki öldü? Belli değil. Gece yalnız kaldığı zaman korkan ve panik atak geçiren, yalnız kalamayan bir insana tavsiye edebileceğiniz dua nedir? İnsanlar yalnız kaldıklarında Allah'a iltica edecekler. Yalnızlık Allah'a iltica etme zamanıdır.
Kimsenin bulunmadığı yerde, kimsenin görünmediği yerde Allah'a iltica edilir. Dua edilir, zikrullah edilir. Ve o esnada yapılan dua, o esnada yapılan zikrullah, o esnada yapılan ibadete riyâ karışmaz kolay kolay. O yüzden yalnızlığı nimet bilir. Derviş için yalnızlık nimettir. Allah'a aşıklar için yalnızlık nimettir. Cenab-ı Hak onu o esnada yalnız bıraktıysa, kendisiyle dost olmasını istediği için yalnız bırakmıştır. Eğer etrafınızda hiç kimse kalmamış ise, herkes sizi terk edip gittiyse, bilin ki Allah var, Allah herkesi terk ettirmiştir sizin etrafınızda. O yüzden yapayalnız kaldığınız anda yalnızlığınızı dolduracak olan Allah vardır.
Ve Allah her şeye kafidir. Ve Allah her şeye yeter. Ve Allah her şeye hakimdir. Eğer ki öyle bir yalnızlık esnasında, ya Rabbi deseniz, Allah'ın buyur kulum sesini duyarsınız. Anne ve baba çocuklarına kötü davranır veya döverse günahı var mıdır? Evet, kim kime kötü davranırsa, kim kime zulmederse o günahtır. Kötü davranış, kim kime davranırsa günahtır. Anne çocuğuna davrandı, anneye günah değil değil. Veya baba çocuğuna kötü davrandı, babaya günah değil değil. Böyle bir şey yok. Kim kime kötü davranırsa, kim kime kötülük yaparsa o günaha kebair işlemiştir. Yaptığı şeye göre, yaptığı kötülüğe göre. Yaptığı yanlışlığa göre, yaptığı eksikliğe göre. Söylediği sözlere göre o kimse günah işlemiştir.
O yüzden anne babalar, çocuklarınıza karşı bir suç işlediğinizde, bir hata işlediğinizde erdemlilik gösterin. Çocuklarınızdan özür dileyin. Onların gönüllerini alın. Hata işlemek muhakkak ki eksik ve yanlış. Ama ve lakin özür dilememek, hatayı telafi etmemek daha büyük yanlış. İnsanlar o daha büyük yanlıştan geri dönecekler. Bir kimse yanlışlık yapıyorsa, kime yapıyorsanız yapın. İster kardeşinize, ister arkadaşlarınıza, ister komşularınıza, ister akrabalarınıza, ister eşinize, ister çocuklarınıza, isterseniz büyüklerinize birisine hata yaptınız. Bundan geri dönün. Özür dileyin, helallaşın. Özür dileyin, helallaşın. Ve helallaşıncaya kadar, helallaşıncaya kadar onun gönlünü almaya çalışın.
Onun helallaşmasını sağlayacak, helal etmesini sağlayacak, niye gerekiyorsa onu yapmaya çalışın. Şunu unutmayın. Sizin peygamberiniz ölmezden önce herkeste helallaşma adına sırtına kırbaç vurdurmaya razı olan bir peygamber. Dedi ki sahabe bir savaşta benim çıplak yığırtıma kırbaçına vurdun yanlışlıkla. Bütün ashab ayağa kalktı. Herkes dedi ki ne istiyorsan söyle. O üç sefer vurmuş, biz beş sefer vur, on sefer vur, otuz sefer vur. İstediğini söyle. Yeter ki dediler Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni. Şimdi böyle üzme. Dedi ki hayır. Ben kısasa kısas istiyorum. Mübarek hasta ateşler içerisinde sırtını açtırdı. Herkes vuracak diye ağlaşırken geldi nübüvvet mührünü öpüverdi.
Dedi ki ya Resulallah amacım, maksadım, niyetim sizi kırbaçlamak değildi. Amacım, maksadım nübüvvet mührünü öpmektir dedi. Allah Resulü şefkat ve merhamet kimsali. Dedi ki cennetlik birini görmek istiyorsanız buna bakın. Ve Peygamberiniz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri asla ve asla insanların hakkına ve hukukuna riayet eden bir kimseydi. Ne pahasına olursa olsun. O yüzden birilerine karşı hata yaptıysanız anneniz babanız olabilir. Anne baba da çocuklarına yapmış olabilir. Helallaşın, özür dileyin. Allah bizi affetsin inşallah. Çocukların anne baba üzerinde hakkı var mı? Demiş, evet. Çocukların da anne ve babalarından hakları var. Bir, hayırlı isim konması.
İki, onların dinlerinin öğretilmesi. Çocuklarınıza dinlerini öğretin. Üç, eğer kız çocuğuysa ev işinden, el işinden, kocaya davranışlarından, akrabalara davranışlarından tutun. Bir, kadının nasıl olması gerektiğine dair varıncaya kadar. Eğer erkekse sanattan, ticaretten, işte tarımdan neyden olacaksa onun iaşesini sağlamasına vesile olmaktır. Evimize misafir geldiği zaman bazıları ayakkabıyla girmek istiyor. Uyarıyoruz ama alınıyorlar, günaha giriyor muyuz? Ya bir eve ayakkabıyla girmek, eğer ayakkabısı temiz ise haram değil, günah değil, yanlış değil. Bu bir kültür meselesi. Eğer ayakkabısı temiz değil ise, o zaman bir kimsenin evine girerken temiz olmayan ayakkabıyla girmek yanlış.
İnsanlar evlerini temiz tutacaklar. Ha bu noktadan misafiri tatlı bir şekilde uyarın. Daha doğrusu böyle tatlı bir şekilde ifade edin. Ama kırmadan, üzmeden, misafirinizi üzmemeye gayret edin. Çünkü eğer o misafir evde, ev sahibine karşı, ev sahibinin namusuna, şerefine, haysiyetine, malına, evin içindeki herhangi bir şeye tecavüzkar davranıyorsa, ev sahibi ona müdahale eder.
Ama öbür türlü, böyle insanların kültürleriyle alakalı veya kılık kıyafetleriyle alakalı veya ne bileyim işte kendi örf ve adetleriyle alakalı bir şeyse, eğer haram değil ise bu, Allah ve Resulü yasaklamadıysa, o kınanmaz. İyi bir misafir nasıl olmalı? İyi bir misafir edepli olandır. İyi misafir ahlaklı olandır. İyi misafir gitmiş olduğu evi rahatsız etmeyen, gitmiş olduğu evde böyle bir şeyi istemeyen, bir şeye atlamayan, saldırmayan, ev sahibini eleştirmeyen, dedikodu etmeyen, gıybet etmeyen, suizan beslemeyen kimse iyi bir misafir.
İyi bir misafir etrafını küçük görmeyen, verilen ikramı küçük görmeyen, verilen ikramı reddetmeyendir. Misafir Allah'ın misafiridir. Ama misafir eğer ki edepsiz davranırsa, misafir eğer ki ahlaksız davranırsa, misafir eğer Kur'an ve sünnet umdelerini yerine getirmezse, misafir kaybeder, ev sahibi kaybetmez. İyi bir misafir bu noktada edebe, erkana riayet eder.
Tevazulu, alçak gönüllü, hoşgörülü, yumuşak huylu, güler yüzle olması lazım. Eğer ki birinin evine gittiğinizde onun eşyasını kınarsanız, yaptığı ikramı kınarsanız, onun hal ve hareketlerini kınarsanız günaha girdiniz. İnsanlar vardır, bir eve gider, evin halısını beğenmez, perdesini beğenmez, işte kilimini beğenmez, koltuğunu beğenmez, evin eşyasını beğenmez. Bununla alakalı ev sahibini rencide eder. Bu koltuğa mı oturacağım, bu mindere mi oturacağım, bana bu ikramı mı layık gördün, geldin bir tek çay mı içireceksin bana, veya bir çayın dahi yok mu, bir şekerin dahi yok mu, tutamadın mı? Bunlar bir misafirin ev sahibine söyleyeceği sözler değil.
Misafir gider, nereye misafir olursa olsun, Allah rızası için gider. Allah rızası için, gittiği için ne açlığını söyler, ne toklığını söyler, ne uykusuzluğunu söyler, ne rahatsızlığını söyler. Misafirsin, gidersin, oturursun. Bir bardak su verirlerse, içer kalkarsın. Bir bardak su dahi vermezlerse, bir bardak su verir misiniz demezsin. Bir misafirin önüne ne getirirse, onu en edepli misafir, ey sahibinden bir bardak su dahi istemeyen misafirdir. Bir bardak su, demeyin bana bir bardak su katar mısın diye. Çeşmeden deme, abim bir bardak suyu getirsin senin önüne.
İçtiğin zaman bir daha getiriyorsa bir daha getirsin. Çay getiriyorsa çay getirsin. İşte git misafirliğe, boş çay bardağının içerisine kaşık çıkırdatıyor, sallıyor. Çayın bitti, misafir yapıyor bunu. Misafir, gittiği yerde hiçbir şey istemez. Kimin evine giderseniz gidin, misafirseniz hiçbir şey istemeyin. Kendi evinizde daha istemeyin.
Hakkınız değil mi? Evet hakkınız. Alışkanlık olur ama. Hep istersiniz o zaman. Kendinizi terbiye edin. Kendi evinizde daha istemeyin. Kendi iş yerinizde daha istemeyin. Kendinizi terbiye etmek maksadıyla. O sizin hakkınız olmadığı için değil. O sizin hakkınız. Ama terbiye edin kendinizi. İstemeyin. Kimseden hiçbir şey istememeyi kendinizi terbiye edin. Nefsinizle alakalı bir şey istemeyin. Evet kendi evinizde dahi. Bu size tuhaf gelebilir. Bir terbiyeye ihtiyacınız görüyorsanız kendi nefsinizde. Evet istemeyin.
Düşünün şimdi tefekkür edin. Ben kimin evine gittim neyi istedim deyin. Bir bardak su istedin mi birisinin evinde istedin. Kendini terbiye edin. Birisinin evine gittin karnım açıktı benim. Dedin mi dedin kendini terbiye edin. Uykum geldi ben nereye yatacağım dedin mi dedin. Kendini terbiye edin. İsterse senin annenin babanın evi olsun. Misafirsin. İster teyzen ister halen ister amcan olsun. İsterse kardeşin olsun. Hiç kimseden hiçbir şey istemeyin. Hele misafirseniz hiç istemeyin. Hiç istemeyin. Bu sizin ahlakınızı inceltecektir. Bu sizin ahlakınızı güzelleştirecektir. Bu sizi iyi misafir edecektir.
Bu sizi hafif misafir edecektir. Karşıdaki insan bakarken sizi bu noktada diyecek ki hiçbir ağırlığı yok. Hiçbir şey istemiyor ki. Hiçbir şeyi sorgulamıyor. Ya gittik evine de bir çorba içtik çıktık. İyi ikram etmiş. İkram edecek çorbayı da bulamazdı. Bir hurma ikram ederlerdi. Bir hurma ikram ederlerdi. Siz şimdi çorbayı küçük görüyorsunuz. Bizler şimdi çorbayı küçük görüyoruz. Bizler şimdi bir kap yemeği küçük görüyoruz. Bizler şimdi bir dilim ekmeği küçük görüyoruz. Bizler şimdi bir tebessümü küçük görüyoruz. Bizler şimdi birisi bize bir çeşit yemek çıkaracak. Misafire hakaret etmiş gibi görüyoruz şimdi.
Gelin sünneti Resulullah'a bakalım. Hiç kimseden hiçbir şey istemeyelim. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz halife. Kırbacı düşer devenin üzerinden. Devi ıhıldatır, iner. Kırbacını alır. Derler ki ya Emre'l-Müminin. Söyleseydin biz sana verirdik. Der ki biz Resulullah'a hiç kimseden hiçbir şey istememek için söz verdik. Düşen kırbacımız dahil olsa hiç kimseden hiçbir şey istemeyiz.
Enteresan şeydir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri hadis-i şerifte der ki her şeyinizi Allah'tan isteyin. Kaybolan, düşen ayakkabınızın bahığı dahil. Ayakkabınızın bahığı. Onun dahi Allah'tan isteyin. Evet bir misafirliğe gittiniz suya mı ihtiyacınız oldu? İçinizden deyin ki Ya Rabbi susuz kaldım. Büyüdüm su. Bir bardak su. Evet Allah'tan isteyin. O noktada Allah'a olan imanınız kavi ise, Allah'a olan imanınız metin ise, Allah'a olan imanınız olgunlaştıysa, merak etmeyin. Allah size su lazımsa o ev sahibinin kalbine ilham edin, size suyu getirttirecektir. Merak etmeyin.
Ama bize Allah'tan istemeyi öğretmediler. Allah'tan isteyin. Cenab-ı Hak kayanın içerisinden su çıkarttırır. Allah'tan isteyin. Allah çam ağacından elma verir. Allah'tan isteyin. Allah çam ağacından hurma verir. Size tuhaf gelebilir. Ama Allah'tan isteyin o verir. Şeriatın kuralları belli. Yukarıdakiler sohbet edecekseniz dışarı çıkıp sohbet edeceksiniz. İkatın adabındandır. Sohbetlerin adabındandır.
Burası olması şart değil. Nereye sohbete giderseniz girin. Sohbet esnasında bir başkası bir başkasıyla sohbet ediyorsa, konuşuyorsa, sohbet edene hakaret etmiyor. Oradaki dinleyenlere de hakaret ediyor. Bu biraz ağır bir söz ama doğrusu bu. Bilmeden olabilir. Olabilir. Biliyorsa yanındaki ona tihaf vermeyecek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzurunda ashab birbirleriyle sohbet esnasında konuşmazlardır. Bunu hep silsile takip etmiştir. Hiçbirisi de sohbet esnasında birbirleriyle konuşmamışlardır. Camilerde insanlar birbirleriyle dünyevi sohbet etmezler.
Caiz değildir. Camide insan selamlaşır, çıkar bahçede ne konuşacaksa konuşur. Yüksek sesli olmamak şartıyla. Tekkelerde, sohbet meclislerinde insanlar birbirleriyle sohbet etmezler. Sohbet esnasında. Sohbet bittiyse, evet herkes birbirleriyle sohbet eder. Tanışır, kaynaşır, konuşur. Veya sohbet başlamamışsa, o esnada, o hale kadar tanışırlar, konuşurlar. Sohbet başladığı anda, insanlar birbirleriyle konuşmayı, birbirleriyle sohbet etmeyi bırakırlar. Lazım olan bir şey var ise, görevliler bir şey söylüyorlar ise, veyahut da küçük şeyler vardır. Bunları söyleyebilirler. Bir kelimeyle, iki kelimeyle.
Anan nasıl, baban nasıl, çocuklar nasıl, akraba nasıl, öyle miydi, böyle miydi konuşulmaz, sohbet edilmez. Ve birisi böyle bu şekilde konuşur ise, ona cevap verilmez. Adaptardır. Allah bizi affetsin. Şeriatın kuralları belli, tarikatın da biliniyor. Peki, hakikatla marifetin kuralları var mıdır, nasıl öğrenilir? Yani şeriatı ve tarikatı bir kimse öğrendiyse, ve bu hal ile hallendiyse, ona marifetin ve hakikatın da hali ve edebi verilir.
Şeriat ve tarikat, çalışmakla elde edilir. Hakikat ve marifet verilir. Bu çalışmakla alakalı değil. Kul, farzlarla benim emrimi yerine getirir. Nafilelerle bana yaklaşır ve beni sever. Ondan sonrası Allah'a ayır. Ben de onu severim. Anlaşıldı? Allah bizi onlardan ayır etsin. Bir üstad, dervişlerinin kim olduğunu önceden bilir mi? Bildiği de olur, bilmediği de olur. Bazı kitaplarda veya bazı şahıslar, bunların hepsi de bize bildirildi dediği anda, şatahat yapmış olur. Bu çok uygun bir kelime değil.
Bu çok uygun bir söz değil. Böyle söyleyenler var mı? El cevap var. Söylemek uygun mu? Bir işin bencesi varsa. Ama evet, bir kimse, bir veli, kendisine derviş olacak olan, daha doğrusu kendisiyle yol gidecek olan. İnsanları tanır mı? El cevap tanıdıkları olur. Allah tanıtırsa tanıyacak. Allah rüyasında halinde gösterdiyse o da görecek. Gerçek derviş kimdir? Bulsak, ben dahil bulsak Allah bizi affetsin. Tasavvufta cezbe hali var mıdır?
Tasavvufta cezbe vardır. Böyle titremek, kalkıma, ondan sonra ne bileyim böyle değişik hal ve hareketlere girmek değildir. Hanım vardır ya, titrer böyle. Görüyorum ben onları. Camilerde de görüyorum. Önceden daha fazla görüyordum. Değişik meclislere, değişik sohbetlere gidiyordum. Orada daha fazla görüyordum. Allah affetsin. Bunlar cezbe değil. Onlar hiya, onlar gösteriş. Allah muhafaza eylesin. Meşhurdur. Hazreti Ömer Efendimiz'in zamanında Irak'ın bir Müslüman böyle titremeye başlıyor. Hazreti Ömer Efendimiz soruyor.
Bu kimdir? İşte Irak'ın Müslümanlardan birisidir ya emrel müminin. Bu ne ki diyor? Ya emrel müminin, onun yanında Allah anıldığında o böyle bir hale giriyor derler. Hazreti Ömer Efendimiz der ki, onda şeytanın tecelliyatını görüyor. Kadınlarda daha fazladır bu. Böyle zikrullah esnasında Kur'an-ı Kerim okurken işte bir titrerler filan. Erkeklerde de olur. Onunla o kimse gündeme gelir. Onunla o kimse öne gelir. Dikkat çeker. Herkes döner ona bakar. Hatta derler ki ne aşk var ya kadında veya erkekte. Çok aşkı canım ya işte zikrullah da tir tir titriyor. Allah Allah insanı ağırlaştırır. Cezbe insanın gözünden yaş akıtırır.
Cezbe insanı titretmez. Cezbe hali nedir? O esnada birden Abdülkadir Geylan Hazretleri şakkak gelir. İrkilirsin. Eyvallah. O güne kadar halde hiç öyle bir şey yaşamamışsındır. İrkilirsin. Hayretin artar. Eyvallah. O ana kadar kendinle alakalı hiç yaşanmamış bir şey yaşarsın. Hayrete dalarsın. İrkilirsin. Bir anda olursa. Eyvallah. Cezbe odur. Yoksa cezbe elektriğe tutulmuş gibi titremek değildir. Yoksa cezbe böyle kendini yerden yere atıp top gibi hoplamak değildir.
İnsanların arasında o esnada prim sağlamış olabilirsin. İnsanlar o esnada vay ya ne cezbe geçirdi ya ne oldu ya filan der. Veya başında toplanırlar senin. İşte sen böyle bayılırsın, ayılırsın. Herkes senin başında. Güzel şey bunlar. Değil mi? Tatlı. İnsana tat verir bu. Lezzet verir. Kime? Nerene? Nefsine. Bu senin nefsine lezzet verir. Sen dersin ki kendi kendine ooo. Herkes der ona zaten. Ya ne cezbe geçirdi ya ne hal var ya onda ya. Çok basit. Kulağa ne iyi diyeceksin? Kimi gördün diyeceksin. Şunu gördüm derse götüreceksin bir kabristana çekiverceksin. Kabirdeki taşı. Bu kim diyeceksin buradaki?
Çok basit. Veya birini gördüm dediğinde ama onun ehli olacak orada bunu söyleyecek olan kimse onun hal gördüğünü ve halinde de neyi gördüğünü bilecek. O derse ben Abdülkadir Geylan Hazretleri'ni gördüm ona diyeceksin ki bu akşamki sardığı sarık ne renkti? Ona diyeceksin ki gözlerini gördün mü bu gece? Çok basit sorular var. Çok basit sorular var. Çok basit. Ha ehil olmayanları kandırırlar. Bu yolun yalancıları çoktur. Yalancıları olduğu gibi yolun da yalancıları çoktur. Cezbenin de yalancısı çoktur. Kimse bilmiyor ya. Kimse bilmiyor ya. O kendince öyle der o. Ulan yutturdun buradaki herkese.
Aviyane konuşun. Enayi. Sen kendi kendine yutturdun. Neden? Yaptığın zikrullahı bedavaya götürdü. Şeytan aldı götürdü. Şeytan aldı götürdü. Şeytan kandırdı. Yarın ahirette sen diyeceksin ki ben zikrullah yaptıydım. Allah da diyecek ki sen bunun için zikrullah yaptın. Ya insanlar beni beğensin. Ne aşklı ne tezbeli desin. İnsanlar beni beğensin. Vay hüngür hüngür ağlıyor desinler. İnsanlar beni beğensinler. Gabak ya hepsi de. Maneviyattan da haberleri yok ya. Eee ben şimdi burada bir cezbe hareketi yaparsam herkes beni çay içirir, çorba içirir, yemek yedirir. Dergahanın başına geçerim. Yani şeyh bile olursun.
Titreyerek şeyh olur mu? İnsanlar olur. Bilmeyenlerin başına titreyerekten şeyh olur. Olur mu olur? Evet. Çok titreyen şeyh gördüm ben. Bir titriyor. Dervişin birisi diyor ki şimdi peygamber efendimizle görüşüyor. Diyen de yani ben derviş dedim de şimdi şey olmasın.
Keşke derviş olsa halife. Diyen. Aaa dedim demek görüşürken böyle ceyran tutmuş efendisi ya dedim. Demek ki daha dedim kendi kafasitesi artmış dedim. Fazla geliyor. Ceyran ya. Allah bizi affetsin. İnsanlar ölüp gidecek. Fani. Ben de faniyim. Ben de öleceğim gideceğim. Uzak yakın. Size ölçü kalsın. Tüm gün geçtikçe hikmeti güda. Eski dergahlardan yetişen kimseler kalmıyor.
Artık insanlar sabırlı değiller. İnsanlar çilelere katlanmak istemiyorlar. Uzun nefesli işlere gelmiyor insanlar. Hele bu dervişlik olunca daha zor. Bozuluyorlar. Yıkılıyorlar. Bıkıyorlar. Bıkıyor. Bozuluyor. Yıkılıyor. Bir şeyler oluyor. Ve o eski eğitimin alan, o eski terbiyeyi alan insan çok az. Bu öğretenlerin suçu değil. Bu öğrenenlerle alakalı. Ben Bursa'ya geleli on sekiz yıl oldu.
En eski Hüseyin var içinizde. Ali var. Nerede Ali? Ali var. En eski. Sizden daha eskisi var mı? Yok. Yok. Var mı Ali sizden daha eskisi? Kim var? Hasan var. Hüseyin var. İki kardeşler onlar. Tamam. Sen varsın. Başka kim var dikkatlerinden? Mehmet var. Evet sen varsın. Evet öbürki var. Evet öbür Mehmet var. Dört kişi, beş kişi. Hoş o zamanla zaten on beş yirmi kişilik değil mi? On kişilik, on beş kişilik. Adnan var ondan sonra. Cafer var. Yani en eski dediğimizde baştan geçti. Adnan da yoksa bir ay sonra, iki ay sonra Adnan, üç ay sonra.
O kadar bir şeydir. Kalmıyor. On sekiz yıl, on sekiz yıldan beri bu hizmet devam ediyor. Ve ilklerden olan on kişi, on beş kişi. İnsanlar uzun bir eğitim, uzun bir maraton. Devam ettirmek çok zor. Onu da diyorum Mehmet. Bizim benim de ilk başladığım zamanlardan kalan kalmadı desem yeri var. Yani çok az kaldıydı. Benim de başlayan Sivas'ta Ahmet Dur'a namı vardı. Nevşehir'de vardı beş altı kişi. Sivas'ta vardı on kişi kadar. O kadardı. Başka kimse yoktu yani. Cezbe noktasında konuştum ya, onunla alakalı söylüyorum.
Öğrenin ki, bizden sonra gelecek olanlara veya başka sohbetlere, başka yerlere gittiğinizde ölçü olsun. Allah bizi affetsin inşallah. Bir şeyi de belirteyim. Hemen hemen cemaat toplandı. Zikruların sonunda da söyleyeceğim. Geç geliyorsunuz. Önümüzdeki hafta saat sekizde sohbete başlayacağım. Sohbetimden bıktığınız için, istemediğiniz için mi geç geliyorsunuz?
Olur ya, sekizde toplanamaz mısınız? Sekizde toplanalım diyenler elini kalmasın. Harbi harbi. Peki, sekiz buçukta toplanalım diyenler elini kalmasın. Harbi harbi. Ben fikrimi kenara attım. Tekrar söyleyeyim. Sizin fikriniz önemli. Biz evet, sohbet sekiz buçukta başlasın. Anca yetişiyoruz, dışarıdan geliyoruz. Anca toplanınız diyorsanız, sekiz buçukta endeksleyeceğim. Veya sekiz on beşe endeksleyeceğim. Açık konuşuyorum. O yüzden ben sekizde başlayacağım dediğim için elinizi kaldırmayın. Tekrar oylama yapıyorum. Sekiz buçukta başlayalım diyenler elini kalmasın.
Sekiz on beş diyenler elini kalmasın. Sekiz diyenler elini kalmasın. Tamam. Ne gelmediniz sekizde o zaman? Çalışanlar kaçta geliyorlar? On iki saat çalışanlar elini kaldırsın.
Nasıl geleceksiniz o zaman sekize? Yetişebileceksiniz mi? İyi. O zaman ortası olsun. Sekiz buçukla sekizin ortası. Sekiz çeyrekte. Tamam. Sekiz çeyrekte zikurlaha, sohbete başlarım. Haberiniz olsun inşallah. Haklarınızı helal edin. Evet. Konu sırası gadab. Yani sinirlenmek. Yani kızmak. Boş yere öfkelenmek. Boş yere öfkelenmek. Boş yere kızmak. Haksız yere kızmak. Şüphesiz öfke şeytandandır. Şeytan ise ateşten yaratılmıştır. Ateş ancak su ile söndürülür. Sizden biriniz öfkelendiği vakit abdest alsın buyurmuş Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Hatta bir yerde okuduğumuz başka bir hadis-i şerif daha ilerisini söylemiş.
Öfkelendiğinizde yıkanınız demiş. Yine söylüyor işte öfke şeytandandır. Şeytan da ateşten yaratılmıştır. Kim öfkelenirse yıkansın diyor hadis-i şerifte. Demek ki bir kimse haksız yere öfkelenmeyecek. Öfkelenirse abdest alacak. Daha da öfkesi geçmedi. Başka hadis-i şeriflerde diyor ki, Öfkelendiğin zaman otur ayaktaysan. Ayaktaysan otur. Oturuyorsan ayağa kal. Yine öfken geçmedi, yak. Hadis-i şerifte diyor ki, o zaman da yatınız. Ya öfkeni dindir. Öfkeni geçiştir. Haksız yere öfkelenme.
Haksız yere insanların kalbini kırma. Haksız yere kötü söz söyleme. Öfkelendiysen öfkeni yut. Sizin en kemalliniz öfkelendiğinde öfkesini yenen insan. Ne diyor Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem? Başka bir hadis-i şerifte? Pehlivan odur ki, öfkelendiğinde öfkesini yener. Derviş, ehl-i tasavvuf. Yolcu, Allah yolcusu haksız yere öfkelenmez. Allah yolcusu haksız yere öfkelenip insanların kalplerini kırmaz. Allah yolcusu haksız yere boş söz söylemez öfkelenip de. İnsanların kalplerini kırmaz Allah yolcusu. Haklı olmuş olsa dahi kalbini kırmaz hiç kimsenin. Öfkelenenler Allah'ı az zikredenlerdir.
Allah'ı az zikredenler münafıktır. Münafıklık alameti vardır üzerinde. Allah ayet-i kerimede o münafıklar var ya onlar Allah'ı az zikrederler der. Haksız yere öfkelenmek yok. Bu günah-i kebalilerin üçüncüsü. Birincisi neydi? Şirk. İkincisi neydi? Riya. Üçüncüsü ne? Haksız yere öfkelenmek. Haksız yere gadaplanmak. İnsanları kasıp kavurmak. Evde çoluğu çocuğu kasıp kavurmak. İş yerindeki insanları kasıp kavurmak. Müşfik olun. Merhametli olun. Şefkatli olun. Etrafınızdaki her şeye iyi davranın. Etrafınızdaki her şeye yüksek ahlaklı davranın.
Öfkelenmeyi bırakın. Haklı olmuş olsanız dahi. Hiddetlenmeyi bırakın. Haklı olmuş olsanız dahi. Öfkenizi yatıştırın. Sakinleştirin. Sakinleştirin. Hemen zikrullah'a başlayın. Öfkelendiğinizde hadis-i şerifte der ki Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Siz birden öfkelendiğinizde eûzübillahimine şeytanun racim deyinizden.
Şeytanın şerrinden Allah'a sayınlarım. Evet. Öfke şeytandandır. Öfke insanı yer bitirir. Öfke insanın kemalini götürür. Öfke insanın hayrını hasenatını götürür. Öfke insanın ahlakını bozar. Kimliğini bozar, kişiliğini bozar. Öfke insanı aşağı çeker. Şeytanını batırır. İnsanlar bakarlar ki, İnsanlar bakarlar ki ne kadar boş insanmış der. Ne kadar hafif bir insanmış der. Erkekler evde öfkelenmeyi erkeklikten sayarlar. Hayır. Öfkelenmek adamlıktan sayılmaz. Adamlık, öfkelenecek yerde öfkelenmemektir. İyilik, kızılacak yerde kızmamaktır.
O sizin damarınızda damarınızda basar. O sizin nasırınızda nasırınızda basar. Bu neyse ona şeytan galip gelmiştir. Karşınızdaki kimseye şeytan galip gelmiştir. Ve onun üzerinden sizi alt etmeye çalışır. Onun üzerinden sizi indirmeye çalışır. Onun üzerinden şeytan sizi katletmeye çalışır. Sakın! Hemen zikrullaha başlayın. Hemen tevhide devam edin. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah devam edin. O sizi kurtaracaktır. Susun! Bu büyük bir erdenliliktir. Öfkelenip yanlış konuşmaktansa susmayı tercih edin. Öfkelenip kötü konuşmaktansa ağzınıza ban çekin. Unutmayın!
Dilini koruyan dinini korur. Öfkesini koruyan imanını korur. Öfkesini muhafaza eden, zapturapt altına alır. İmanını muhafaza eder, zapturapt altına alır. Şeytanın sevdiği üç tane hal vardır. Şeytan bu üç hali çok sever. Üç hali. Bunun başındaki öfkedir. Gazaptır. Gazaptır. Haksız yere. İkincisi cimriliktir. İkincisi sarhoşluktur. İçki içerip sarhoş olmaz. Şeytan bu üç hali çok sever. Niçin? Bir kimse öfkelendiğinde kendi dengesini kaybeder. Kendi akli dengesini kaybettiğinden ağzına geleni söyler.
Ve eline geleni yapar. Diline geleni der. Şeytan çok hoşuna gider bundan. İkincisi sarhoş insan. İçki içer ya, uyuşturucu alır ya, şeytanın çok hoşuna gider. Ona her türlü melaneti işletir. İçki içen kimse her türlü melaneti işlemeye hazırdır. Her türlü sözü söylemeye hazırdır. İçki içen aşırı derecede öfkelenen kimseler imanlarını kaybetmeye, nikahlarını kaybetmeye, arkadaşlarını, dostlarını kaybetmeye, etrafını kaybetmeye mahkumdur.
Üç zümre, üç zümre, etrafındaki her şeyi kaybeder. Sarhoş, içki içen ve içmeye devam eder. Öfkelenen, öfkelenen, zamanda cimri, etrafındaki arkadaşlarını, komşularını, dostlarını, eşlerini, her şeylerini kırarlar, fatarlar. Şeytan bu üç kimsenin çok hoşuna gider.
Bu üç kimseyi sevdiği kadar şeytan kimseyi sevmez. Bu üç kimseyle dost olduğu kadar kimseyle dost olmaz. Ve şeytan senin üzerinde galip gelmezse, bil ki senin karşındakinden galip gelmeye çalışır. Yani eşinizden, yani çocuklarınızdan, yani etrafınızdaki çalışanlarınızdan, sokakta trafikteki başka bir şoförden, taksi şoförlerinden, minibüs şoförlerinden, acemi şoförlerden, bayan şoförlerden, kendini bilmez, ne olduğunu bilmez şoförlerden.
Evet trafikte, sokakta kendini bilmez komşularda, kafana çöp atar senin, evet arabanın üzerine çöp atar senin, balkonuna çöp atar senin, aşağıdan güm güm vurur senin, yukarıdan güm güm vurur, gürültü geliyor diye. Şeytan onların üzerinden sana doğru geliyor. Öfkelenme, gadaplanma, sakın ha! Öfke insanı bitirir, yok eder, harap eder, manevi olarak.
Bunlar kalbin manevi hastalıklarıdır. Bunları günah-i kebair olarak anlatıyorum, üç dört haftadır. Bunların günah-i kebair, muhakkak ki günah-i kebair asıl amacım, asıl maksadım, derviş kalbi rahatsızlıklardan, kalbi hastalıklardan alınması gerekir. Eğer haksız yere hala da öfkeleniyorsanız, dervişlikten çok uzaksınız. Allah'ı çok zikrederekten, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakını düşünerekten, onu tefekkür ederekten bunlardan uzak duracaksınız. Bir, neydi? Şirk. İki, riya. Üç, öfkelenmek. Haksız yere. Derviş kardeşler bunlara dikkat edecekler. Tasavvuf, güzel ahlak yoludur. Tasavvuf, kalbi hastalıkların onarıldığı, tedavi edildiği alandır.
Allah muhafaza eylesin. Yoksa ehli tasavvuf, ehli derviş kalbi hastalıkları devam ederken, ehli derviş kalbi rahatsızlıkları devam ederken, onların kalplerinde nur kapılar açılmaz. Onların kalplerinde nur perdeler açılmaz. Zikurlah, zikurlah bir kalbe yerleştiyse, o kalpte şirk, o kalpte riya, o kalpte gösteriş, o kalpte öfke, o kalpte kibir, o kalpte cimrilik, o kalpte asla ve asla Allah'ın sevmediği şeyler yaşamaması gerekir.
Derviş, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanan kimse. Derviş, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlakıyla ahlaklanan kimse. Size öfkelenirler, siz öfkelenmeyin. Size kibirlenirler, siz kibirlenmeyin. Her ne kadar Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri kibirlenene kibirleniniz dediyse de, onda da ayrı bir hastalığa işaret ve ayrı bir tedavi vardır, siz en azından başkalarına kibirlenmeyin.
Allah bizi onlardan eylesin. Cenab-ı Hak öfkesine sahip olanlardan eylesin. Hatta haksız hiç öfkelenmeyen, hiddetlenmeyenlerden eylesin. Öfke bizim fıtratımızda var, yaratılışımızda var. Doğru yere kanalize edeceğiz. Ya cimriliğimize öfkelenelim, riyakarlığımıza öfkelenelim, yalakalımıza öfkelenelim, şahsiyetsizliğimize öfkelenelim, kimliksizliğimize öfkelenelim.
Sünnet-i Resulullah'a tabi olamadığımızdan dolayı şahsiyetsizlik ve kimliksizlik odur. Onlara öfkelenelim. Günah işlemişiz, nefsimize öfkelenelim. Ama haksız yere başkalarına öfkelenmeyelim. Allah bizi onlardan eylese. 3-2-4-Fatiha. Ya Rabbi, halkı olan sevabları evvelen biz zât, tarik-i aynat, yasayi mevcudat, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme gelmiş geçmiş, bütün Peygamber-i Zişan eferlerimizin ruhlarına ayrı ayrı hedirdik, basır ve siddar eyle ya Rabbi.
Amin. Ömer dâle eyle ya Rabbi, feydatlarını, himmetlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. İhlas bir Fatiha. Amin. Amin.
Hakkı olan sevabı, filimiz seyyidat, buluk adil geylani, filimiz seyyidah medel rufay, filimiz seyyidah medel bedelik, filimiz seyyidib rahim adil dostu ki, Şeğbü lesalli, şâdeli, şânek, şübendi, muhammedi, bahaddini, şâhı mevlana, celalettin, rûmi, Hacı Bektaşi vele Hacı Bey, Râmi vele Mehmed-i Muhuddün iftihadı Hazretlerinin ruhlarına, ayrı ayrı hedirdik, basır ve siddar eyle ya Rabbi. Amin. Sırdar eyle ya Rabbi, feydatlarını, himmetlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Üç ihlası Fatiha. Amin.
Geçmiş mürşid-i kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhlarına, ayrı ayrı hedirdik, basır ve siddar eyle ya Rabbi. Amin. Üstadımız, mürşidimiz, canımız, cananımız, sultanımız, payındırlacı Mustafa Efendi Hazretlerinin ruhaneti küsellerine, hedirdik, basır ve siddar eyle ya Rabbi. Amin. Nihala Resul'un ruhaneti küsellerine, hedirdik, basır ve siddar eyle ya Rabbi. Amin. Üstadımız, mürşid-i kamillerin, velilerin, evliyaların, dervişlerin, müminlerin ruhaneti küsellerine, hedirdik, basır ve siddar eyle ya Rabbi. Amin. Üstadımız, Osman Ali'den gelmiş geçmiş, akrabayı talikatımızdan gelmiş geçmişlerinin ruhlarına, ruhanetlerine, ayrı ayrı hedirdik, basır ve siddar eyle ya Rabbi. Amin.
Üstadar eyle ya Rabbi, feydatlarını, himmetlerini, şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Estağfurullah. El-Azim. El-Kerim. El-Ezile. El-Ilahe illa hu. El-Hayyul-Ghayyuhu. El-Türküle-Gönü. El-Ayyuhu. El-Şeytadur-Racîm. Bismillahir-Rahmanir-Rahim. El-Ezile.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi