Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 11 Ocak 2012 · 32:37
Var mı bir soru sorunu? Yanlışım biraz. Ova sıcak, kapıyı da açın. Şeriflerden, birinde, Peygamberimizin ilk ikilerinden bahsediyor, kırmızıyı yasakladı diyor. Başka bir hadisi şerifte, işte, Fanaç-ı Mescid'den çıktığında, üzerinde kırmızı vardı diyor. Hani belli bir süreden sonra mı yasaklanma burada? Belli bir süreden sonra yasaklandı, kırmızı büsbütün giymek caiz değildi. Yoksa bir kimsenin üzerinde kırmızı kuşak olabilir, veya ne bileyim işte kırmızı yelek olabilir, komple kırmızı giymek veya komple bedeni ölçecek kırmızı bir şey giymek caiz değildi. Öbür türlü kırmızılı, çizgili bir şey olabilir. Bunda bir beis yok.
Yok yani buna benzer başka şeylerde de var. Mesela oturup kalkmaktan veya ayakta su içmek, ya da suyu üç yudumda içmek gibi. Yani tek yudumda içtiğini, üç yudumda içtiğini yani bu. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir yudumda da su içmiş, üç yudumda da su içmiş. Oturduğu yerde de su içmiş, ayakta kendinde su içmiş. Ama normalde seferdeyken ayakta su içtiğini naklediyor. Hazreti Ömer radallahu anh hazretleri. Biz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri oğlu da naklediyor. Sefer halindeyken diyor onun ayakta su içtiğini gördük diyor. O yüzden seferi haldeyken veya belirli zamanlarda insan öyle bir zaman gelir ki işte şeyde ayaktayken su içebilir. Oturmaya müsait değildir. Ama oturarak içmek evla olan, üstün olan. Üç yudumda içmek evla olan, üstün olan.
İnsanın sağ eliyle bir şey kullanması, yazması, yemek ilmesinin sağ elini daha fazla kullanması evla olan. Sol elimiz düşman değil. Biz sol elimizi de kullanıyoruz. Bunda bir beis olmaz. Veyahut da mesela ayakta insan bir sefer içmekle kafir olmaz, dinden çıkmaz. O esnada ortam onun da gerektirmiştir. Müsait olmamıştır. Ayakta içmiştir adam suyu. Biz ayakta o adam su içti deyip de hemen onun üzerine cedelleşip onun takvasız olduğuna hükmedemeyiz. Öyle bir şey olmaması lazım. Yani sünnet-i Resulullah'ın içinde de ehven olan, fazilet olarak yüksek olan sünnetler var.
Fazilet olarak daha aşağıda olan sünnetler var. Bu ne? İşte suyu oturarak üç yıldır da içmek. En evla olan, fazilet üstün açısından en faziletli olan sünnetler var. Ama öyle bir zaman gelir. İnsan tek yudumda da içebilir, ayakta da içebilir. Onun küfrüne veya işte ne bileyim eksikliğine, noksanlığına, nakızlığına hükmedemeyiz. Abi cüz-i irade nedir? Cüz-i irade bir kimsenin kendi akli melekeleriyle yaptığı bir şeydir. Bir kimsenin işte doyduğunda yemeği bırakması cüz-i irade. O kimsenin cüz-i iradesinin çalıştığını işarettir. Bir kimse kendi kendine düşünür. Öğlen ezan okundu, benim namaz kılmam lazım der. Namaza sevk eden şey kendi iradesidir. Yani o kimse namaz kılmayı düşünür. Namaz kılmak için hareket eder.
Bu insanın cüz-i iradesidir. İşte sizin buraya derse gelmeniz kendi cüz-i iradenizin neticesidir. Bir kimse cüz-i iradesiyle Kur'an'ı ve sünneti Resulullah'ı yaşar. Yoksa bazı ehli tasavvuf kendi kendine demiş ki yani işte bir kimsenin dinini yaşaması cüz-i iradesinin dışındadır diye. Böyle bir hükme varmışlar. Bazı ehli tasavvuf yanlıştır, eksiktir, noksandır. Ya bir kimse kendi cüz-i iradesiyle gayret sarf eder, kendi cüz-i iradesiyle belli aşamaları geçer. Cenab-ı Hak ayet-i kerimde mealen mücahade edenlerin yollarını açarız demiş. Demek ki burada bir cüz-i irade var. Bir kimse cüz-i iradesini kullanarak da mücahade edecek. Başka bir hadisi kudside kul bana farzlarla yaklaşır demiş. Demek ki bizim yaklaşmamız cüz-i irademizde.
Neyi yapacağız? Farzları yerine getireceğiz. Biz farzları yerine getirmekle Allah'a yaklaşmış oluruz. Devam ediyor hadisi kudside. Nafilelerle de ben onu severim. Ha demek ki biz nafileleri de yaparaktan biz o cüz-i irademizi kullanmış olacağız. Yoksa bir kimse oturur o zaman işte benim cüz-i iradem Allah'ın iradesinin içerisinde ben kalkıp işte bu tip şeyleri böyle yaparım. Burada cüz-i irade çalışır. Başka bir şey değil. Başka bir alanda manevi alanda cüz-i iraden çalışmaz. Yani nasıl cüz-i iraden çalışmaz? Bir kimse herhangi bir keşif açıldığında, herhangi bir ilham açıldığında onda o kimsenin cüz-i iradesi yoktur. O tecelliyata rağm olur. Külli iradeye rağm olur. Yani benim kalbime şimdi şu ilim gelsin. Ben şu anda şu kerameti göstereyim. Ben şimdi şu yakınliğe dahil olayım.
Veya da ben normalde kendimi şu marifet noktasına getireyim diye böyle bir cüz-i irade kullanamaz mı kimse? Bu noktada insanın cüz-i iradesi yoktur. Ha o noktaya erişirken cüz-i iradesi vardır. Mesela bir kimse marifet nedir? Bilmektir. Bir şeyi bilmektir marifet. Bir şeyi anlamaktır marifet. Marifet bir şeyi idrak etmektir. Marifet bir şeyi idrak etmektir. Anlamaktır, bilmektir. Marifete giden yol vardır. O marifete giden yolu biz cüz-i irademizle görürüz. Marifete giden yani Allah'ın sıfatlarını ve sıfatlarının tecelliyatlarını bilme ve anlama bu marifettir. Bu marifete ulaşmak için bir kimsenin yola girmesi gerekir. Bu yol nedir? Kur'an ve sünnet-i seninin içindedir. Kur'an ve sünnet-i seninin içinde gizli ve aşıkardır.
Kimisine bazı yerler aşıkardır, kimisine bazı yerler gizlidir. Biz cüz-i irademizle o marifet yoluna gireriz. Mesela Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sahabeden herhalde hariseye olacak. Soruyor, sen diyor bu imanın tadını nasıl aldın? İmanın tadını nasıl aldın? Bu imana neyle güzelleştirdin, neyle tatlandırdın? O da diyor ki ya Resulallah geceleri uykusuz, gündüzleri susuz ve nefsimle diyor mücadele ederim. O zaman dönüyor ona ya harise sen arif oldun. Sen arif oldun, sen arif oldun diyor. Ha demek ki bir kimsenin arif olabilmesi için arif marifet sahibi insan demek. Arif bir şeyi bilen kimse demek. Bir şeyi anlayan, idrak eden kimse demek.
Tasavvufu manada arif Allah'ın sıfatlarını bilen, sıfatlarının tecelliyatlarına vakıf olan kimse demektir. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sen arif oldun, sen arif oldun derken o kimsenin cüz-i iradesi var. Nedir cüz-i iradesi? Geceleri uykusuz kaldın. Yani o kimse gece ibadet etti. Herkes uyurken o namaz kıldı. Herkes uyurken o zikrullah etti. Herkes normalde oruç tutmazken o gündüzlerini oruçlu geçirdi. Herkes gündüz yok sıcaktı, yok soğuktu derken, kendi dünya meşkalesi içerisinde, hevaya hevesinde oynarken, oynaşırken o kimse gündüzünü oruçlu geçirdi. Ve diyor ki ben nefsimle mücadele ettim. Nefsimin dediklerini yerine getirmedim. O zaman ariflerin üç tane şartı çıktı. Enteresan bir şey.
Yani herkesin gittiği yoldan gitmiyorsun sen. Ya arif olmak istiyorsan gecelerin uykusuz geçecek. Arif olmak istiyorsan gündüzlerin susuz geçecek. Yani çöl iklimini düşünün, Medine'yi münevvere'yi düşünün, Medine'yi düşünün. Hicaz bölgesindeki o sıcaklığı düşünün, o yakıcı sıcaklığın içerisinde susuz kalmayı düşünün. Yani orucunu fazlalaştırmak. Demek ki oruç marifete erişmede, arif olmada çok önemli bir basamak. Aklından bitmiyor. Diyor ki nefsimle mücadele ettim. Nefsimle savaştım. Nefsimle boğuştum. Kadınlar çıplak çıplak ortalıkta dolaşıyordu, ben bakmadım. Kadınlar bana hadi gel diyorlardı, ben gitmedim. Başka bir rivayette de diyor ki dünyadan ben sevgimi kestim hadis-i şerifte. Hadis-i şerif bir yerde daha ilavası var. Dünyadan sevgimi kestim, dünyayla irtibatımı kestim, dünyayla muhabbetimi kestim.
Marifete ermek için iki sevgi bir yerde olmaz. Dünyayla ilişkisi olan yani bu manada ilişki sevme ilişkisi. Dünya hırsı olan, dünya tamı olan, ben mal biriktireceğim, mülk biriktireceğim. Ben şunu şöyle yapacağım, bunu böyle yapacağım, şöyle zengin olmam lazım, böyle zengin olmam lazım değil. Kur'an ve sünnetin disturlarını bir kenarda bırakın. Bugünkü decaliyetin ve şeytaniyetin disturlarını kendisine distur eden bir kimsenin kalbine marifetin zerresi inmez. Marifetin zerresi inmez. Marifet çünkü dilde devamlı Allah'ın zikir, kalpte devamlı Allah'a muhabbet. Allah'a muhabbet ve bir kimsenin kalbinde başka bir muhabbet olmaması gerekir. Kalbinde Allah'ın marifeti olur. Kalbinde Allah'a muhabbet kimsenin veya kalbinde kimsenin kalbinde marifet olmaması gerekir.
Bunun içinde cüz-i irade gerekir. Yani marifet bir kimseye tepeder bununla Allah'a muhabbet kalbine inmez. İner mi iner? Biz orasına karıştırmayız. Yani ehli tasavvufun en büyük hataya düştüğü noktalardan birisi budur. Allah bu işi yapmaya muktedir mi? Muktedir. O zaman yapar. Yapar da onun bir cüz-i irade noktasında ve sebepler dairesinde gidilecek olan bir yolu var. Nedir o? O kimse Kur'an-ı Kerim'in hükümlerine uyacak. Bu cüz-i iradenin yapmakla sorunlu olduğu bir şeydir. O kimse sünneti Resulullah'a tabi olacak. Yani sen otur, marifet benim kalbime pat tak gelir bir gelir. Oturayım ben gelsin. Böyle bir tasavvuf anlayışı yok. Onda cüz-i irade var. Yani o zaman bir kimse marifete erişmesi için Kur'an, sünnet, müştecilerin iştahı dairesinde yaşamak zorundadır ki marifet olur.
Bir kimsenin kalbine marifet inerse de o kimseye ne keramet lazımdır, ne ilham lazımdır. Bir kimsenin kalbine marifet inerse o kimseye halükarlarda haller lazım değildir. Çünkü kalbinde marifet olan en büyük keramete erişmiştir. Kalbinde marifet olan en büyük ilham erişmiştir. Kalbinde marifet olan en güzel yakınlığa erişmiştir. Neden? O çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadis-i şerifi gereğince o arif olmuştur zaten. Onun başka bir şeye ihtiyacı kalma. Marifetin özü de Allah'tan başka hiçbir şeye insanın ihtiyacının kalmamasıdır. Öyle ihtiyacı hiçbir şeye kalmayacak ki kalbinde sırf Allah sevgisi olacak. Kalbinde sırf Allah muhabbeti olacak.
Dilinde sırf Allah zikri olacak. Dili devamlı Allah'ı zikredecek. Marifetin dildeki tecelliyatı Kur'an ve sünneti tabi olma dilde. Ve Allah'ı zikretmedin. Kalpteki tecelliyatı nedir? O kimsenin kalbinde Allah'a karşı aşırı bir muhabbet, aşırı bir sevgi, aşırı bir bağlılıktır. Kalpteki tecelliyatıdır. O kimsenin sırrında marifet tecelli eder. Tecelli eder mi? Eder. İşte sırda zikrullah dediğimiz. O kimsenin Allah'ın sıfatlarında yok olması bu marifetin ayrı bir tecelliyatıdır. O kimse ondan sonra geri döner. Marifet noktasında geri döner ne olur? Fiiliyatta zikrullaha erişir ki. İşte marifetin en uç noktası veya en zirve noktasıdır. O yüzden biz cüz-i irademizi bu manada kesinlikle ve kesinlikle reddedemeyiz.
Bizim için aklımızın var olduğuna işarettir. Siz öğlen yatsı namazı ezan okundu mu okundu. Cüz-i irade ile namazın kılıncağını idrak eder, namazı kılarsınız. Ve iradenizi o noktada yönlendirirsiniz. Yoksa kalkıp da ya irademiz bizim Allah'a et. Eee o zaman namazı o kıldırırsa kılarız. Bu tasavvufun bir anlayış değildir. Bu sapıklıktır, eksikliktir, yanlışlıktır. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz cüz-i irademize sınsıkı yapışırız. Sebepler de ailesinden. Gideriz bir kardeşi bir meseleyi anlattıran bizim cüz-i irademizdir. Biz gideriz kardeş, Hasan kardeş. İşte şunu şöyle yap, bunu böyle yap. Bu cüz-i iradedir. O yüzden biz cüz-i irademizi kesinlikle ve kesinlikle kenara atamayız.
Kesinlikle ve kesinlikle yanımıza koyamayız. Cüz-i irade bize lazımdır. Ve biz onunla hareket eden, onunla yolumuzu ne yaparız buluruz. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. O yüzden bu cüz-i irade meselesi önemli bir mesele. Ehli tasavunun en fazla yıkıldığı noktalardan birisi bu. Cüz-i iradenin kalktığı yer var mıdır? Vardır. Ben kalktığı yer yoktur demiyorum. Ama biz normal noktada, zahiri noktada, şer'i noktada cüz-i irademizin neticesinde imtihanları kazanırız veyahut da kaybederiz. Yoksa öbür gün o zaman der, ya ne yapalım Allah bana böyle yaptırdı. Senin cüz-i iradenin yok mu? Var. E nasıl oldu bu iş? E Allah öyle istedi. Böyle bir şey olmaz.
Biz ondan sorumlu oluruz. Cüz-i irade yoksa o kimsenin sorumluluğu da yoktur. Cüz-i irade yoksa. Yani nedir bu? Delidir adam. Deli. Veya işte deli derken çılgınca hareketler yapan şey aklımıza geliyor. Veya saftır, anlamsız bir insandır. Allah muhafaza eylesin. O sorumlu olmaz. Öbür türlü herkes imtihanın o sır perdesi olan cüz-i iradenin neticesinde ama olumsuz noktada durur. Evet. Konuyu fazla mı uzattık? Kahlu belada cüz-i irade var mıydı? Orada cüz-i irade... Güzel bir soru. Kahlu belada cüz-i irade vardı. Bunu bir sohbette daha bana sorarsanız ben de derim ki başka bir sohbette kahlu belada cüz-i irade yoktu. Diyeceksiniz ki nasıl oluyor bu? Evet.
Şer'i daireden bana birisi gelse kahlu belada cüz-i irade var mıydı derim ben. O kimse de... Çünkü neden? Bir şey ona hitap ediyor. Yani bir şey hitap etmesi demek Allah ona hitap ediyor. Elesdü kübü rabbi kim? Ben sizin Rabbiniz değil miyim? O hitaba nail olan, hitaba mahzar olan bir cisim var, bir şey var. Onlar da diyorlar ki bela evet sen bizim Rabbimizsin. Doğru mu? Doğru. Bunu bütün tefsir kitaplarında, bütün işte fıkıh kitaplarında bulabilirsiniz. Bu şer'in ortada böyle algılanması lazım, böyle anlaşılması lazım. Ben buna itiraz etmiyorum, bu noktada duruyorum benden.
Ama benim içimdeki bu mesele daha kemalli bir nokta. Yani öyle okuduğumuz gibi değil. Belki de karmaşık gelebilir, ne bileyim karışık gelebilir. Açık ben fikirlerimi gizleyen bir insan değilim. Bu noktada anlayışlarımı gizleyen bir insan değilim. Onu da bir derste size anlatırım inşallah. Tamam mı? Bu kadar bir kafanızda bir çivi çakılsın. Yani bu böyle ama bunun içi farklı değil. İçi farklı olsun. Evet. Muhakkak ki akıl vardı. Akıl var olduğu için onlar da dediler ki evet sen bizim Rabbimizsin. Muhakkak ki onlar Rabbilerini orada o noktada kahlu belada evet diye bütün insanlar, bütün ruhlar. Allah'ın ben sizin Rabbiniz değil miyim hitabını eleştiğine göre.
Demek ki o hitabı gördüler, o hitabı anladılar, o hitabı idrak ettiler. Ama bu ben biraz açayım diyeneyim milletin kafasında. Ama bu o kimselerin aklının üstünlüğünden, idraklerinin üstünlüğünden değil. Anlaşıldı mı? Allah'ın onlara gösterdiği lütfi ikramındandı, ihsanındandır. O yüzden onlardan cevap veren, yani onlardan cevap veren aslında o ruhların kendi akıl yapıları değildi. Allah'ın dizayn ettiği, Allah'ın oturtturduğu yerleştirdiği bir anlayış, bir idraktı. Onlar, o ruhlar kendi kendilerine belli bir kemale gelerekten evet sen bizim Rabbimizsin cevabını verebilecek kapasitede ve anlayışta değillerdi. Anlaşıldı? Aslında bu veçeden bakılacak olursa soran Allah'tır, cevabı verenden de Muhammed-i Mustafa'nın nuruydu.
Evet, burada kalsın. Sonra hamur, ondan sonra nur muhabbetleri gene girerdi. Evet. Külli iradeniz anlayalım. Bu da çok güzel. Külli irade, külli irade direkt Allah'ın iradesidir. İşte marifetin öyle bir noktası gelir ki orada o kimse külli iradeye teslim olur. Aslında biz cüz'i irademizde bir şeyler yaparken külli iradeye doğru koşarız. Külli iradenin içine doğru gideriz. Külli iradenin içinde hareket ederiz. Fakat biz burada cüz'i irade ve külli irade olarak ayırırken bizim cüz'i irademizden sorumluyuz. Yani imtihanın özü orası. Külli iradeden sorumlu değiliz. Yani biz namaza doğru gelirken bir kör kurşuna kurban gidebiliriz. Bu külli irade. Anlaşıldı mı?
Anlaşıldı mı? Aslında kör kurşuna gelirken bizim için külli irade. O kurşunu çeken bir cüz'i irade verir yine. Tetiği çeken var yani. O adam tetiği çekerken aslında onun için yine cüz'i irade. Ama sonuç olarak o tetik bize tevafuk ederken bize ulaşırken orada külli irade çalışıyor. Fakat o tetiği çeken yine sorumlu. Biz zannediyoruz ki ya adam kör kurşuna kurban gitti. Allah onu öyle istedi. Doğru Allah onu öyle istedi ama o tetiği çeken kimse de sorumlu. O senin için külli irade sonuç. Anlaşıldı mı? O başlangıç olarak tetiği çekilmesi cüz'i irade yine. O tetiği çeken o kimse sorumlu. Anlaşıldı mı? Burada külli iradeydi. Yerli yerine oturtmamız lazım. Bir kimsenin doğumu külli irade.
Ölümü külli irade. Buna söyleyecek bir sözümüz yok. Ben evlenmeyi de külli iradesinin içine koyarım. Ama insan evlenirken cüz'i iradesiyle gider. İşte yok onun karşı gözü hoşuna gider. Yok kimsin bunun malı mülkü güzel der. Öyle hoşuna gider. Kimi kadın bakar o yaylı gibi adam der. Öyle hoşuna gider. Eğlenir. Ama sonuçta bu noktada da insan cüz'i iradesiyle külli iradeye koşar. O zaman külli iradene dünyanın sağdan sola doğru dönmesi. Külli iradene dünyanın güneşin etrafında dönmesi. Külli iradene işte samanyolunun başka bir merkezin etrafında dönmesi. Külli iradene işte bütün yaratılan her şeyin arşalarının etrafında dönmesi. Külli iradene arşalarının etrafında bütün ruhların arşalarının etrafında dönmesi.
Bunların hepsi de külli irade. Cennet külli irade, cehennem külli irade, içindeki yaratıklar külli irade. Lehu muhafaz külli irade. Bunların hepsi de külli irade. Bizim onlara dokunacak, onlara seslenecek, onlara müdahale edecek bir noktamız yok. O yüzden cüz'i irade cüz çok küçücük minicik bir şey demek. Yani o küllün içinde, o büyüklüğün içinde biz küçücük bir irademiz var bizim. Biz de o irademizi çok büyük bir irade gibi görüyoruz ki Allah muhafaza eylesin, o da yanlış. Anlaşıldı? Bizim irademiz bizim sadece kendimizi yönetmeye kaka. Biz güneşi yönetemez, ayı yönetemeyiz, cenneti, cehennemi yönetemeyiz. Anlaşıldı? Kaderi rıza göstermekle külli irade arasında bağ... Efendim? Kaderi rıza göstermekle külli irade arasında bağlanabilir miyiz?
Zaten külli irade ile kaderin arasında bir fark yok ki. Evet. Hz. Ali Efendimiz'in sözü. Biz yine de o noktada Allah bizi zikreder. Evet doğru, biz onu zikretmeden, o bizi zikretmez. Hz. Ali Radyalar Hazretleri'nin sözüdür. Perdenin gerisinden bir söz. Ama velakin, biz cüz-i irade noktasında Allah'ı zikretme işleyi hakkımızdan biz sevap alıyoruz. Cenab-ı Hak bizim sevap almamızı hususi bir noktada, hususi bir, Allah bundan sorumlu değil. Hususi bir noktada bizim sevap almamızı istediğimizden dolayı bizim gönlümüze zikrullahı buydu. Bir kimsenin istidadıyla cüz-i irade ile aynı şey mi?
Bir kimsenin cüz-i iradesi ile istidadını geliştirebilir. Yoksa tembellik hüküm süre kaybeder. Kitap. Evet. Aa gelmeyecektin derseye, dayanamadın. He? Allah ne yap. Muhammed-i Mustafa'nın nurunun kokusunu almayan bir zerre yoktur. Farkında olun ama olmaz. Yaratılan her şey Muhammed-i Mustafa'nın nurunun yüzü suyunu denedir. Yaratılan her şey. Allah arzımızdan çok bereketi versin inşallah. Amin.
Şimdi yaz günü hava sıcak şeyler de geçiyor saatler. O yüzden kısa tutmaya çalışıyoruz. Allah razı olsun bu kalabalıklığımız insana şey veriyor, heyecan veriyor. Cenab-ı Hak sayınızı, aşkınızı, muhabbetinizi artırsın inşallah. Amin. Şimdi bazen az zamanda Cenab-ı Hak çok şeyler ihsan eder. O yüzden böyle bir zamanı yaşatsın inşallah. Amin. Derslerinize devam edin. Zikrullahı asla kesmeyin. Az önce marifeti anlattım. İnsanı marifete ulaştıran en önemli şeylerden birisi zikrullah'tır. O yüzden zikrullahı ve dersinizi asla gevşek bırakmayın. Gözlerinize sahip olun. Şimdi yaz günü en büyük sıkıntı bu. Yani bir bakıştan yıkıldığınız an olur. Bir dokunuştan yıkıldığınız an olur.
Bir böyle kalbinizin o tarafa doğru meyninden dolayı yıkıldığınız an olur. Kendinizi diri tutun. Kendinizi devamlı zikrullahla diri tutun. Zikrullah ölüyü diriltir çünkü. Zikrullah dağınıklığı toparla. Yani bir insan dağılır ya. Veyahut da düşüncesi dağılır. Kalbi dağılır. Fikriyatı dağılır. Onu tevhid. Yani zikrullahla o toplanır. Bir insan zikrullahla zayıflığını zikrullahla geçiştirir. Zikrullahla o kimse kuvvetlenir. O kimse öyle bir kuvvetli hale gelir ki. O Cenab-ı Hak ona öyle bir hal verir ki. Artık ona nefis ve şeytan galip gelmez. Bir kimsenin şeytana galibiyeti zikrullahladır. Yani o şeytanın üzerine tevhid kılıcını çeker. Zikrullahla Allah Allah nidarlarıyla, tevhid nidarlarıyla şeytanı indirir aşağı.
Gözünü zikrullahla, tevhidle muhafaza edersin. Muhafaza etmezsen benim gibi kör olursun sonra. Allah muhafaza eylesin. O yüzden gözünüze sahip çıkın. Kalbinize sahip çıkın. Yani kalbinizden Vay bu kadının şurası şöyleymiş. Bu kadının burası böyleymiş. Bu düşünceleri atın. Kalbinizde hep Allah muhabbeti olsun. Kalbinizde hep Resulullah muhabbeti olsun. Kalbinizde hep Allah'ın aşk bir izleri olsun. Kalbinizde Allah'la görüşün, Allah'la konuşun. Allah'la dertleşin. Kalbinizde içinizden onunla konuşun. Belki de size bu tuhaf geliyor şimdi. Belki de bu size değişik geliyor. İnsan işte ya bize böyle öğretilmedi diyebilirsiniz. Değişik şeyler yorumlayabilirsiniz. İşin kısasını söylüyorum size.
İşin yolun en kısa noktasını söylüyorum. Kalbinizde Allah'la muhabbet edin. Allah'la konuşun. Ondan isteyin. Ondan yardım dileyin. Ona dua edin içinizden. Onunla içinizden bir bağ kurun. Ya Rabbi beni bundan muhafaza eyle. Ya Rabbi buramı şöyle eyle. Ya Rabbi buramı böyle eyle. Ya Rabbi şu halimi böyle eyle. Onunla kalbinizden bir ilişki kurun. Muhabbet kurun. Ve o muhabbeti sıkı tutun. Çalışırken, yolda yürürken ne işinizde olursa olsun. Kalbinizde devamlı Allah'la olan o muhabbeti fıkır fıkır kaynatın. Kendinizi bu zamanda açık öyle muhafaza edebilirsiniz. Öyle koruyabilirsiniz. Eğer kalbinizden Allah'a bir bağ kuramıyorsanız, yaptığınız ibadetler zahirde kalın.
Yani o namazda Allah'la konuştunuz. O namazda Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle konuştuğunuzu bilin. O namazda bütün velilerle, bütün evliyalarla, bütün müminlerle konuştuğunuzu, bir halaka kurduğunuzu bilin. Namazı öyle kılın. Veya zikrullah yaparken zikrullah da Allah'la, meleklerle, peygamberlerle, bütün ümmetin müminleriyle beraber idrak edin. Öyle halaka kurduğunuzu bilin. Yani böyle bir haldir. Onunla iletişim kurduğunuzu anlasanız, idrak etseniz... ...kaldırabilir misiniz? O zikrullah'tan kalkabilir misiniz? Sizinle beraber meleklerin, peygamberlerin, evliyaların, enbiyaların, bütün mevcudatın tevhid çektiğini idrak edin. Tevhidden geri durabilir misiniz? Duramazsınız.
O yüzden kendinizi öyle hemhal edin. Bu sıcak havalarda kadınların böyle soyunduğu, perişan bir şekilde soğabalarda dolaştığı bir zamanda... Allah'ı zikretmek var ya, işte en büyük iş. Bütün haliyle, fiilleriyle, kalbiyle, diliyle Allah'ı zikretmek var ya, en büyük iş. O en büyük işe sımsıkı yapışın. Kadınlarınıza sahip çıkın. Her derste söylemeyi gayret edeceğim. Kız çocuklarınıza sahip çıkın. Oğlan çocuklarınıza sahip çıkın. Ahlaksız yetişmelerini önleyin. Kadınlarınızı, kızlarınızı tesettüre riayet ettirin. Olabildiğince, olabildiğince onları İslam ölçülerinde yaşatmaya gayret edin. Olabildiğince, olabildiğince onlara zulmetmeyin. Olabildiğince, onların ihtiyaçlarını görmeye çalışın.
Olabildiğince, isyan etmelerini önlersiniz. Onların fikirlerini alın, evde tatlılık olun. Onların düşüncelerini alın, uygulamazsanız dahi evde tatlılık olun. Çocuklarınızla arkadaş gibi olun. Bu zamanda çocukların, arkadaşların televizyonlar oldu. Sokaktaki bozuk insanlar oldu. Siz arkadaş olun çocuklarınızla, eşlerinizle. Allah bizi muhafaza eylesin. Tebliğ edin. Etrafınıza, komşularınıza, arkadaşlarınıza tebliğ edin. Neyi? Allah ve Resulü'nü. Şeyhinizi tebliğ etmeyin. Yok bizim. Bizim ayrı bir yolumuz yok. Bizim yolumuz Kur'an ve Sünnet. Bizim liderimiz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Başka bir liderimiz yok bizim.
Eğer ki siz kalkar etrafa, üstadınızın ne kadar mükemmel olduğunu, üstadınızın ne kadar iyi olduğunu, üstadınızın ne kadar mübarek olduğunu anlatırsanız yanılgıya düşersiniz. Anlatılacak olan kimse Resulullah'tır sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. İnsanlar taklit etseler dahi, taklit etmek için Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri yeter. Örnek alacaklarsa Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri örnek olarak yeter. Geri kalan hepsi de gelecek geçecek. Baki olan Resulullah'tır sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Anlatılacak şahıs noktasında, insan noktasında. Baki olan Allah'tır. Allah'ın Kur'an'ını tebliğ edin. Yolumuz Allah'ın Kur'anıdır.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetini tebliğ edin. Yolumuz Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetleridir. Müştehitlerin iştahatlarını temledim. Yolumuz budur, yolumuz başka bir şey değildir. Topluluğumuz bu olsun. Toplanmamız, dağılmamız bu olsun. Anlayışımız bu olsun. Bu yeter insanlara. Allah bizi muhafaza eylesin, nefsimizin uydurmasın. O yüzden bu dairede, bu noktada kardeşimiz devam etsin, devam ettiği yere kadar. Cenab-ı Hak hayırlı bir menzile ulaştırsın inşallah. Haklarınızı helal edin. Evet. Bizden yana da helal olsun inşallah. Cumartesi günü gündüz, öğlen namazından sonra kadınlara burada sohbet var.
Şimdi serbestsiniz. Soru soramazsa sorsun yine.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.