Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 11 Ocak 2012 · 35:40
Bir hafta önceki dersten devam edelim inşallah. Malum bir hafta önceki derste yolumuzun olmazsa olmaz noktasındaki zikrullahın tevhid olması gerektiğini, tevhidle göreceğimizi, sülukumuzun tevhidle olacağını anlattık. Her tarikatın, her topluluğun, her cemaatin dinin ortada kendisine referans kabul ettiği ölçüleri vardır. Bir de kendisine temel kabul ettiği ölçüleri vardır. O yüzden zikrullah noktasında bizim temel ölçümüz tevhiddir.
Tabi, tevhidi sadece ve sadece zikrullah gibi algılamayıp, tevhidi aynı zamanda hem düşünce, bizim fikri yapımız olarak, hem de kalbi yapımız olarak algılayın. Sadece tevhidi zikrullah noktasında algılarsanız, bu noktada yine ayağımız yere basmaz. Tevhid malum, daha önceki derslerde bahsettiğim gibi, La İlahe İllallah, Muhammedun Resulullah kelimesiydi.
Tabi, bunun bu noktada, birinci derecede biz, La İlahe İllallah noktasını el alıyoruz. Bu manada hadis-i şerifler var. Ben çeşitli kaynaklardan ölçü olsun bağımından, hadis-i şerifleri biraz derledim, topladım, hakkınızı helal edin. Şuradan biraz okuvereyim. Hem vaktinizi de fazla almak istemiyorum, sağa doğru verin. La İlahe İllallah diyen, bela ve sıkıntılardan kurtulur. Bu söylediklerimin hepsi de hadis. Hepsi de hadis kitaplarının, hangi kitaptan aldığıma dair şeylerini yazdım buraya. Gerekirse buraya asarız inşallah. Arkadaşlar oradan alırlar. Söylediğimin hepsi de hadis kaynakları da burada var. La İlahe İllallah diyen, bela ve sıkıntılardan kurtulur. La İlahe İllallah'ı çok söyleyerek, imanınızı tazeleyin.
Amellerin kıymetlisi, La İlahe İllallah demektir. Zikrin en faziletlisi, La İlahe İllallah demektir. La İlahe İllallah demek, 99 belayı önler. Bunun en aşağısı sıkıntıdır. Benim ve diğer peygamberlerin dediği en üstün şey, La İlahe İllallah sözüdür. La İlahe İllallah diyenin günahları silinir, yerine o kadar sevap yazılır.
La İlahe İllallah cennetin anahtarıdır. La İlahe İllallah diyen sözünde sadık ise, bütün günahları affedilir. La İlahe İllallah, ölüm halindekilere, La İlahe İllallah söylenmesini terkin edin. Onları cennetle de müjdeleyin. Şeytanın insana en yakın olduğu an bu vakittir. Ağır hastayı, La İlahe İllallah demeye zorlamayın. Sadece terkinde bulunun. Son sözü, La İlahe İllallah olanın ruhu kolay çıkar. Ve söz, kıyamette ona nur olur. Dünyaya tercih edilince, La İlahe İllallah sözü, Allah'ın kazanından dünya karını tercih eden, La İlahe İllallah yalan söylüyorsun. Sözünde sadık değilsin buyurur.
La İlahe İllallah diyene işlediği günahlardan dolayı kafir demeyin. Buna kafir diyelim, kendisi kafir olur. İhlasla, La İlahe İllallah diyen cennete girer. İhlasla söylemek, söyleyeni haramlardan alıkonasıdır. Muazzin bin Cemal buyurdular ki, kimin hayatta söylediği son sözü, La İlahe İllallah olursa cennete girer. Bizim yolumuzda gidecek olan kardeşler, dillerinden tevhidi eksik etmeyecek, gönüllerinden tevhidi eksik etmeyecek, sırlarından tevhidi eksik etmeyecek, fiilyatlarından tevhidi eksik etmeyecek.
O yüzden geçen derslerde belirttiğim gibi, zikrin en faziletlisi, en eftali, o kimsenin fiilleriyle Allah'ı zikretmesidir. Sizin diliniz La İlahe İllallah derken, şifayı başkalardan umarsanız, diliniz La İlahe İllallah derken, yardımı başkalardan umarsanız, diliniz La İlahe İllallah güç ve kuvveti başkalarına atfederseniz, La İlahe İllallah, kudreti, kuvveti başkalardan, Allah'tan gayrısından bulursanız, sikrullah, sikrullah değildir. O tevhid düşüncesi tevhid değildir.
Tevhid birlemektir, tevhid birleştirmektir. Tevhid üzerinde taşımaz. Ha muhakkak ki, onun tevhid yönü de var, ayrı yönü de var, ben insanlar anlattı. Yani bir kimsenin, La İlahe İllallah, yani fena filah, hiçbir şey yok Allah'tan başka. Ama, beka makamına geldiğinde, o kimsede sarhoşluk kalmaz.
Sarhoşluk kalmadığı zaman, kendisinde bir uyanıklık asıl olur. Uyanıklık asıl olunca, tevhrikayı da, tevhrikadan buradan ayrılıktan kasıt, bazı insanlar kalkarlar, tevhid düşüncesinin içerisinde, peygamberlerin ve kitapların ayrı birer ölçü, ayrı birer kanun, ayrı birer hukukmuş gibi görürler ki, Allah muhafaza eylesin, burada ayrılığa düşerler. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretin hukukuyla, Kur'an'ın hukukuyla, Allah'ın hukuku birbirinden ayrı değildir. Tevhid düşüncesinde hepsi de birdir. Bu noktada, tevhid, meselenin özüdür, içeriğidir. Tevhrikası ise, ayrılığı ise, o şeyin, o özün dilidir. Yani tevhid, tabiri caizse, Allah'ın zatıdır. Tevhid ise, ayrı gibi gördüğümüz, Kur'an'ın peygamberleri ve elçileri, o meselenin tevhrikası gibi olsa dahi, onlar bir din, dili dilidir.
Yani, Allah'ın bu noktada, emirlerini ve hükümlerini, Allah'ın bize anlamak istediği, vermek istediği mesajı, bir Allah, peygamberlerinin üzerinden, melenin üzerinden, kitaplarının üzerinden, elçilerinin üzerinden bizlere ulaştırır ki, bu bir kısım insanları sanki düşünüyorlarmış gibi gösterir, tevhrikayı, yani ayrılığa düşürür. Bizim yolumuzda bu noktada ayrılık yoktur. Biz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin söylediklerini de, ve onun yolunda giden, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunu takip eden, nübüvvet yolunda gidenlerin söylediklerini de, Kur'an ve sünneti uyduğu müddetçe, tevhid noktasında bir görürüz.
Tevhid noktasında bir görürüz. O yüzden bizim yolumuzda, burada tevhidde hiç kimse, belli bir hale geldiğinde, belli bir noktaya geldiğinde, Allah'la birleşeceğini, Allah'la yet vücut olacağını, veyahut da Allah'la kimsenin fani olacağını noktasında, Allah'ın içinde Allah'la birleşeceğini ummasın. Bizim yolumuzda, bazı velayet yollarındaki gibi, Allah'la bu noktada birleşme yoktur.
Bazı velayet, işte, Hallâc-ı Mansûr'un en az demesini, biz Hallâc-ı Mansûr'un en az, hak demesini, Allah'la birleşme olarak görmeyiz. Kendi faniliğini, kendi yokluğunu, nefsinin bu noktada yok olduğunu görmüş, ve orta yerde, bu benim kendi zahat, kendi düşüncendir. Ve orta yerde, Allah'ın bütün sıfatlarıyla tecelli ettiğini görmüş, ve Allah'ın o sıfatlarını gördükten sonra, orta yerde kalan, meydanda kalan, o hak tecelliyatını görünce, en harf yoksa kendisini, hakla birleştirdiğinden neydi? Allah Celle Celaluhu, hem zahat noktasında, hem sıfat noktasında, hiçbir şeye benzemez. Benzemez.
Hem zahat noktasında, hem sıfat noktasında, hiçbir yerde sürkun bulmaz, mekanı yoktur. Biz Allah, şu mekandadır diyemeyiz. Biz Allah, şuna benziyordu diyemeyiz. O yüzden, tehlidin öyle bir noktasına gelir ki, insanlar kendi akıllarından, akıllarından Allah'a bir sıfat izaf ederler. Yani bir mekan izaf ederler. Bir şekil izaf ederler ki, burası küfürdür. O yüzden Hallâc-ı Mansûr da, eğer ki kendi şahsi dairesinde, kendi şahsi dairesinde, hakla kendisinin birleştiğini söylediyse, biz onu küfür olarak algılarız ve nitelendiririz. Allah'la hiçbir kimse, hiçbir şey birleşemez. O yüzden bizim yolumuzda, Allah'la birleşmek yoktur. Ya, nefsini kötü görüp, nefsini hakim görüp, nefsini fani görüp, nefsini yok bilmektir.
Nefsini yok bilmek, farklı bir şeydir. Bir kimsenin nefsini, Allah'la birleştirmesi, Allah'la hemhal etmesi, farklı bir şeydir. Biz tevhid noktasında, kainata tecelli eden her şey, Allah'ın sıfatları olduğunu görür, Allah'ın sıfatlarının, tecelliyatlarını seyreder, ve Allah'ın sıfatlarının, tecelliyatlarını seyreder. Kendi nefsimizi yok biliriz. O yüzden, gözümüz Allah'a, Rabb'e baktığında, kendi nefsimizi unutur, kendimizden geçer, her şeyin, Allah'ın sıfatlarının, tecelliyatlarını olduğunu görür, ve kendimizi yok biliriz. Ama, kendi nefsimize baktığımızda, o zaman, bizim kendi nefsimiz, kendimize görünür, ve deriz ki, bu bizim nefsimiz. burada tefrikaya ayrılmış oluruz.
Bu bizim nefsimiz dediğimizde. O yüzden, bir kimse, Kur'an ve sünnet dairesinde, düşüncelerini, ve fikriyatını, oturtturmak zorundadır. Bu kısım, ehmet asovu. Kendi sekir hallerini, kendi sarhoşluk hallerini, sanki dindermiş gibi bize göstermişler, sanki dindermiş gibi bizim önümüze koymuşlar. Sekir hali, yani sarhoşluk, insanları, Kur'an ve sünneti seni iyi anlamaya, iyi yaşamaya, ibadetlerini iyi etmeye, sevk etmelidir ki, doğru sekir hali, doğru sarhoşluk, doğru tevhid denizinde yüzmek odur.
Ama sekir hali, insanların Kur'an ve sünnet çizgisinden, yaşantısından, farzlarından, insanları Kur'an ve sünnet düşüncesinden uzaklaştırıyorsa, o doğru sekir hali değildir, onun peşinden gidilmez, ona uyulmaz. Tevhid yolcusu, bizim yolcumuz, Kur'an ve sünnetin emreti, şeriat-ı garradan zerrece ayrılmaz. Zerrece ayrılmayacağı için, o tevhidin özünü yaşar. Tevhidin özünde, ayrılık yoktur, tevhika yoktur. Tevhidin özünde, birlemek vardır, birleştirmek yoktur, birlemek vardır. O yüzden, sözlerim iyi anlaşılsın, anlaşılmıyorsa tekrar sorulsun. Birlemek farklı bir şeydir, birleştirmek farklı bir şeydir. Bununla bunu birleştirirsiniz. Bu birleştirmektir. Allah'ın dağıtı ve sıfatları, hiçbir şeyle birleşmez.
Bir şey, bir şeye hulül etmez. Birleşmez. Bir şey, bir şeye katılmaz. Tevhid düşüncesinde bu yoktur. Bizim tevhid düşüncemiz, bu her ikisini bir görmektir. Her ikisini bir. Bunu birlemek farklı bir şeydir. Yani birleştirmek farklı bir şeydir. Birlemek, bir görmek farklı bir şeydir. O yüzden biz birleştirmeyiz. Biz bir görürüz, bir. tevhidin özü de bu bir görmektir. Allah bizi o tevhid anlayışına ulaştırsın inşallah. O yüzden tevhidi çekerken, le ala illallah derken, Allah'ı zikrederken, birleyiniz. Şirk ehli olmayalım. Gizli şirk ehli olmayalım. Biz Allah'ı biliyoruz derken, bir kısım, sekil halinde söylenmiş sözlerle, sanki Allah'la birleşecekmişiz gibi, Allah'a hulül edecekmişiz gibi, onun içine girecekmişiz gibi kendimizde böyle bir şey oluşmasın.
Bir kısım ehli tasavukun adaya düştüklerinden birinci noktası da bu haldir. Yani enbari levame mülhüme mutmenine geldiğinde, beşinci makama geldiğinde kendi kendine Allah'la birleşeceğini zanneder. Allah'la beraber olacak. Sanki Allah'la arkadaymış gibi olur. Cisim izaf eder. Kendi kendine Allah'a bir mekam, bir makam izaf eder ki Allah'ı muhafaza eylesin. Burada yanılgıya düşer, hataya düşer, tehtikaya düşer. O yüzden Allah, sizin hayalinizde bir canlılık var ise, hayalinizde bir şekil var ise, o Allah değildir. Sizinize bir şekil var. Allah şu şekildedir diyorsanız, hayırdır, Allah o şekilde değildir. Allah, hayallerin ve akılların alamayacağı bir şeydir. O yüzden onu tefekkür etmek, onu düşünmek zat noktasında, onu rabuta etmek, zat noktasında haramdır.
Allah bizi ondan muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak hepimizi de tevhid eyli, ehli eylesin inşallah. Şu kağıdı alın, bu tarafa alsın. Bir soru soramazsa, sorsun inşallah. çıkıp sizde, Allah-u Teala ben bir kurumu sevdim mi, onun yürüyen ayağı olurum veya, onun yürüyen ağzı olurum, o benimle görür, o benimle konuşur gibi bir, yani kısaca bir mealine verdim. Bunu tevhid noktasında, birlemekle nasıl anlayacağız? Bir kimse farzlarla bana yaklaşır. Nafilelerle ben onu, o beni sever, ben de onu severim diyor. Nafilelerle birbirimizde sevgi oluşur. Ben onu seversem, gören gezi, duyan kulağı, yüreğin ayağı tutan eli olurum. Benimle görür, benimle duyar, benimle tutar, benimle.
Türkçeye biz, çevirirken, dili böyle. Allah, sıfat noktasında, sonradan oluşmaz bir şeyde. Sıfat noktasında, Cenab-ı Hak sonradan, olgunlaşmaz, erginleşmez, tamamlanmaz. Allah zaten sıfatlar olarak, tamamlanmıştır, olgunlaşmıştır. Kemal noktasının, en zirve noktasındadır. Şimdi biz bunu Türkçeye çevirirken, o benimle görür derken, sonradan sanki Allah, onunla görüyormuş gibi bir hal olur. O zaman da bu tevhid, düşüncesinde sakatlık peydana getirir. Sanki sonradan, onunla tutuyormuş gibi olur. Hayır. Kul, bunun Allah'ı sevince, farzları yerine getirir, nafilelerle, Allah'a yaklaşmış olur.
Nafilelerle, Allah'la arasında, muhabbet peydah olur. Yani o artık Allah'ı seviyordur. Allah'a muhabbet. Muhabbet ayrıdır, aşk ayrıdır. Siz muhabbetle, aşkı bir zannedersiniz. Hatta aşkı muhabbetten üstün tutarsınız. Öyle değil mi? Öyle değil mi? Size iki tane hadis söyleyeceğim. Bir kimse, bir kimseye aşık olur da, iffetini muhafaza etme noktasından, kimseyi söylemeden ölür ise, hadis-i şerif bu. O şehit hükmündedir diyor. Aşkın güzelliğine var. Öyle değil mi? Bir kimse, bir kimseye aşık olur, iffetini muhafaza etmek kastıyla. Bunu hiç kimseye söyleyemez. İçinde o aşka ölürse, şehit hükmünde olur.
Çok hoşumuza gider. Öyle değil mi? Evet. Çok hoşumuza gider. Bir hadis-i şerif daha var. Bir kimse, bir kimseye muhabbet ederse, muhabbet eden kimse, sağır ve dilsiz olur. Muhabbet eden kimse, sağır ve dilsiz olur. Ben bu iki hadis-i şerife yan yana getirdim, koydum. Dedim ki, aşkta akım var. Bu anlatılan aşkta akım var. Bu anlatılan aşkta, bir çerçeve var. Bu anlatılan aşkta, bir sınır var. iffetini muhafaza etmek ve korumak için, aşkını saklıyorsa, aşkını içine gömüyorsa, onda akıl önde. Akıl öndeyse, aşk geride.
Demek ki aşk, muhabbetten daha aşağı derecede. Ama muhabbet eden kimse de akıl yok. Çünkü muhabbette akıl yok. Akıl olmadığı için, sağır ve dilsiz. Akıl olmadığı için, muhabbet ettiği kimseye karşı, ne bir şey söyleyebiliyor, ne de bir şey duyuyor. Duyguların ve duyumların çalışmadığı bir nokta. Muhabbet noktası. O zaman muhabbet noktası, aşk noktasını geçmiş. O yüzden aşk noktasında insanlar, sekin halinde olabilirler. Sarhoş olabilirler. Ama muhabbet noktasına ulaştıklarında, onlarda sekin ve sarhoşluk kalmaz. Onlarda sekin ve sarhoşluk yaşayan kimsenin nefsi vardır. Muhabbette ise nefis kalmadı. O kimsenin aklı, duyguları durdu.
İşte öyle bir noktaya gelir ki o kimse. Muhabbet noktasında belli bir dereceye gelir. Belli bir dereceye geldiği zaman, artık kendi nefsinden hiçbir şey görmez. Kendi nefsinden hiçbir şey görmediğinden, kendisinden zuhur edenin, kendisinden tekelli edenin, Allah olduğunu, Allah'ın sıfatları olduğunu görür ve der ki kendi kendisine, benimle o tutuyor, ben tutmuyorum. Benimle o yürüyor, ben yürümüyorum. Benimle o görüyor, ben görmüyorum. İşte bir kısım ehli tasovu, kendi dairesinde yaşadığı kerametleri, kendi dairesinde gelen ilhamları, kendi dairesinde gelen keşifleri, kendisinden görmüş ki, ayakları kaymıştır. Kendi bir makam izafi etmişler ve kendi kendilerini kenara çekerekler, biz şu hadis, biz bu hadis, biz şöyle keramet gösteriyoruz, böyle ilham alıyoruz, böyle keşif alıyoruz, deme cehaletinde bulunmuşlar ve Allah muhafaza eylesin, bu dünyadan perberişan olarak göçüp gitmişlerdir.
Oysa, fena filaha geçip, pekabilah noktasını bulan, fena filaha geçip, pekabilah noktasını bulan, zikir noktasında fiil hayatın zikrine ulaşan, seyir-i sülük noktasında, cen noktasına, yan daha ileri bir noktaya ulaşan bir kimse, bu noktada bulunmamış. Demiş ki, hadisi, kutsini, muci bince, benim gören ben değilim, ekvatordaki bir karıncanın rızkını görüyorsa, demiş ki, Allah gösteriyor bunu buna.
O kendisinden bir şey izah etmemiş, kendisinden bir şey görmemiş. Demiş ki, Allah, Allah, Allah'ın sıfatlarının tecelli otalamak görmüş. Anlaşıldı? Bir kısım evliya demişler ki işte, herhangi bir yüzlerine keramet suhur etmiş, kendilerinden birmişler. Oysa Allah, Habibi ne diyor ki, ey Habibi, o toprağı sen atmadın, ben attım. Tevhid. Anlaşıldı? O toprağı sen atmadın, ben attım. Siz ne tarafa yüzünüzü çevirirseniz, çevirin. Allah'ın veçine, Allah'ın yüzüne çevirirsiniz. Tevhid. Siz ne tarafa Allah'a dua ederseniz, derin. Allah sizin dua ettiğiniz taraftadır. Dua ettiğiniz taraftadır. Allah gökte değildir. Allah gökte değildir. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve diğer peygamberler, ellerini havaya doğru kaldırmışlar.
Havaya doğru kaldırmak bir yücelik simgesidir. Bir azamet simgesidir. Yücelik, yücelik ve azamet simgesi olduğu için, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve diğer peygamberler öyle dua ettiği için, biz öyle dua ederiz. Yoksa Allah'ın makamının, mekamının gökyüzünde olduğunun inancıyla değil. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz bir yücelik noktasında, bir azamet noktasında elimizi yukarı doğru kaldırırız. Oysa secde ederken farkında mısınız? Allah diyor ki, Celle Celaluhu, Hadis-i Kudsi ve Hadis-i Şerif, kulun Allah'a en yakın olduğu nokta secde halidir. Biz Allah'a gökyüzüne ellerimizi çevirip, dua ederken secde hali. Ayrı bir öz var.
Ayrı bir simgesel bir şey var. Bu ne? Kulun en yakın olduğu hal secde hali. Yani, her şeyini yok edip, hiçliğe bürünüp, Allah'ın önünde, Ya Rabbi, ben yokum, ben hiçim, ben zayıfım deyip, önünde secde ettiği hal, Allah'a en yakın olduğu hal. O zaman Allah'a en yakın olan halinizi uzatın. Allah'a en yakın olan halinizi çoğaltın. Yani secdenizi çoğaltın. Yani secdede duanızı çoğaltın. Secdedenizi kulağınızı çoğaltın. Secdede isteyin istediklerinizi. Secdede. Gece yarısı herkes yatarıp, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin sünnetidir. Hanımlarıyla yatar kalkardı, gusülü ne derdi? Ondan sonra onların yatardı, o giderdi kenara oturup, secdesini uzatırdı.
Hazreti Ayşe Validemiz diyor ki, bir gün Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin öldüğü zannetti. Secdedeydi diyor, hiç sesi çıkmıyordu ve ayağından diyor, tükkükledi, öldü mü acaba diyor. Ha demek ki o kadar secdeleri uzun ve o kadar sükun haldeymiş. Dışarıdan göre bir kimse, secdede onun öldüğünü zannediyor. Ne kadar büyük bir yokluk ve hiçlik. Allah bizi muhafaza edersin. O yüzden tevfik noktasında, biz o hadisi kudsi'yi algılarken, anlarken, sanki Allah sonradan bizim tutan elimiz ayağımız oluyormuş gibi algılanmasın. Allah aslında öyledir. Ama biz farkında değilizdir. İdrakimiz yükselmemiştir. İdrakimiz genişlememiştir.
Biz sonradan idrakimiz genişleyince, yükselince, bakarız ki, Allah bizimle görür, bizimle duyar, bizimle konuşur, bizimle tutar, bizimle yürür. Bu ne halidir? Demirin, ateşin içinde durma halidir. Demir ateşin içinde durunca, yakıcı ve yanıcı özelliği vardır. Kendi kendine der ki, ben ateşim. Yalan mı? Değil. Ama ateşten çıkarınca, o yine der ki, ben ateşim dese, yalancı olur mu? Olur. İşte ehli tasavvufun ve belli bir markama gelen insanların öyle bir halleri vardır ki, öyle bir anları vardır ki, Allah'la görürler, Allah'la duyarlar, Allah'la tutarlar, Allah'la yürürler. O haldeyken onlara itiraz etmeyin, Allah muhafaza eylesin.
İnsanı helaka götürdü. Ama biz o hali bilemeyiz. O yüzden biz zahiri noktada, onların Kur'an ve sünnet noktasında, müştehidlerin iştahatları noktasında gittikleri yoldan gitmeye çalışırız. Anlaşıldı mı? Evet. Kudretlerim'de Allah arşı istiva ettir. Kudretlerim'e bu nasıl alınır? Allah'ın arşı istiva etmesi, hadisleri de var, hadis-i kutsu da var bu noktada. Allah'ın arşı istiva etmesi, yani arşa yerleşmesi demektir. İstiva etmek ne demektir? Yerleşmektir. Allah arşa istiva eder. Allah arşa ne yapar? Tecelliyat olarak tecelli eder. Allah arşa ne yapar? Aynı bir zar noktasında da, sıfat noktasında da yerleşebilir. Bu Allah'ın arşın üzerine bir mekam, bir makam tahsis etmek değildir.
Allah dünyaya da istiva eder. Allah seher vaktinde, Allah diyor, tabiri caiz, hadis-i kutsu dönür diyor. Allah yeryüzüne istiva eder. Yeryüzüne gelir. Yok mu? Hastalıklardan şifa isteyen, şifa vereyim. Yok mu? Benden rızık isteyen, rızk vereyim. Yok mu? Bela ve müsibetlerden kurtulmak isteyen, bela ve müsibetlerden kurtulmak vereyim diye, Allah diyor, her seher vaktinde, yeryüzüne istiva eder. Bu, o esnada, kulun Allah'la yakınlaşmasının, kendi çabasından fazla bir lütf, Allah'ın lütf-i ilahiyecidir. Allah tabiri caizse, kullarına burada ikram etmektedir, ihsan etmektedir, demektedir ki, siz seher vaktinde kalkar iseniz, ve benden bir şey isterseniz, ben sizin o istedikleriniz, o vakitte, o vakitte, icra ederim, yerine getirim manasındadır.
Anlaşıldı mı? Evet. Geçen hafta pazar gün, Seyit kardeş, Hatip, Orman, evet. Ben genelde şu aşağı, Ankara yolundan buradan böyle gidiyor, pek böyle heykel noktası. Pazar günü ne gitmezse, hadi buradan döneyim dedim, heykelden çıkıyorsun. Bizi inandırsın, erkekliğimden utandım. O kadınların, o kızların, o hallerini görünce, inan olun, erkekliğimden utandım. Kendi kendime de gittim böyle, sarhoş gibi oldum, eve gittim, ne yapma, heykelden çıktım, ne ama heykelden çıktım diye, kendi kendimi paraladım. O kadınlar, o kızlar, o hale gelmiş ki, Allah muhafaza eylesin.
Kafamı ne tarafa çevireceğimi şaşırdım. Kafamı ne tarafa çevireceğimi şaşırdım. Ve kendi kendime dedim ki, ya ben sanki Pursa'da yaşamıyor mu dedim ya. Herhalde dedim, benim gözüme bu sefer görüldü böyle dedim, kendi kendime. Allah muhafaza eylesin. Burada, kendi hanımlarımı, kendi kız kardeşlerini, kendi çocuklarını öyle gezdiren bir insanın bulunacağına inanmıyorum. Bunu bir kere baştan söyleyeyim. Kendi kendime şuna kanaat ettim. Dedim ki, Mustafa Özbağ, bir gecen dahi boş geçmemesi lazım. İnsanlar öyle bir hale gelmişler ki, böyle şeyleri anlatmayı pek sevmem ben biliyorsunuz. Allah muhafaza eylesin. Böyle şeyi tekrar tekrar söylüyorum.
Bir şey olduğundan dolayı değil. Gözümün önünde bütün gün insanların oluk oluk, sokaklarının içerisinde koşaraktan cehenneme doğru gittiğini gördüm hep. Ve katranlaşmış, zifleşmiş bir şekilde, kafkar olmuş bir şekilde. Kara kızıllık olur ya, kara kızıl bu şekilde. Tesettürden dolayı, tesettürden dolayı. Ve bu kadınlarımız, bu kızlarımız, bizim kadınlarımız, bizim kızlarımız. Tesettür noktasında öyle bir haldeler ki, Allah hepsinde ve hepimizde muhafaza eylesin. O yüzden durmayın. Etrafınıza ışık saçın. Etrafınızla ilgilenin. Etrafınızdaki komşularla, akrabalarınızla, etrafınızda hanım kardeşlerimiz, hanımlarınız, çocuklarınız ve sizde bu noktada gayret sarf edin.
Ve bu noktada bu topluluğu, bu insanları Allah yoluna katmak, Kur'an ve sünnet yoluna katmak için mücadele edin. Dava, mesele, şehri, tarikat, cemaat, hepsini geçmiş vaziyette. Hepsinde geçmiş vaziyette. İnsanlar oluk, oluk, oluk cehenneme doğru koştururken, biz kendi heva ve hevesimize, kendi dairemizdeki problemlere, meselelere düşme noktasında değiliz.
Hepimiz, hepimiz, tevhid erleri ise, tevhid yolcuları ise, insanlara Kur'an'ı, sünneti Resulullah'ı, tesettürü, Allah'ı sevmeyi, Allah'ın zikri, Kur'an'ı sevmeyi, Kur'an'ı okumayı, namazı sevmeyi, namazı kılmayı öğretmek zorundayız. Bu noktada mücadele etmek zorundayız. Mücadele bizim özü, mücadele yolumuzun temeli, esası bu olması gerekir. Başka bir şey tanımıyorum. Ve o kadınlar, o çocuklar, o kızlar, nerelerini, ahşaklarını şaşırmış vaziyetteler. Dükkanın alt katından üst kata çıkamaz hale geldim. Yollarda, sokaklarda dolaşamaz hale geldim. Yani kafamı nereye çevireceğimi şaşırıyorum. Kafamı nereye çevireceğimi şaşırıyorum. Siz nasıl dolaşıyorsunuz bilmiyorum.
Bizi muhafaza eylesin. O yüzden Cenab-ı Hak hepimize şuur nasip eylesin. Hepimize ihlas nasip eylesin. Hepimize mücadele aşkı, Allah aşkı, Kur'an aşkı, Resulullah aşkı, tevhid aşkı versin. Ve hepimiz hızlı bir şekilde, vaktimizi boşa harcamadan Allah yolunda mücadele edelim, mücahade edelim. Allah bizi o yolda eylesin inşallah. O yüzden gencimiz, yaşlımız, ihtiyarımız hiç önemli değil. Konumumuz, durumumuz ne olursa olsun, tevhid yolunda, tevhid mücadelesine devam edeceğiz. Tevhid yolunda, tevhid mücadelesine devam etmez isek, biz de bizi de paçavra gibi kenara atarlar. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretten ahlakıyla ahlaklanıp, onun yolunda yürümeye çalışacağız.
Onun yolunda devam etmeye çalışacağız. Velayetin bir kısım parıltılarına aldanmayalım. Bir kısım parıltılı sözlere, parıltılı hallere, parıltılı rüyalara aldanmayalım. Tevhid yolunda bir hiçmiş gibi mücadeleye devam edelim. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Hakkınızı helal edin. Allah rızası nelfatiha, maselam. Bu hafta sonu kadınlara sohbet yok.
Önümüzdeki hafta sonu var kadınlara sohbet haber olsun arkadaşlarım. Allah gecenizi mübarek etsin. Hayırlı geceler.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.