Üstad Mustafa Özbağ

15 Ocak 2011 - Karabaş-i Veli Tekkesi

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 3 Temmuz 2012 · 1:20:28

Selamün aleyküm, Allah gecenizi hayır etsin inşallah, Cenab-ı Hak gönülünüzü hayırlı hayır etsin, ayınızı, yıldığınızı, yıldığınızı hayırlı hayır etsin, inşallah, kendimi bir sağa bir sola savunuyor gibi hissediyorum, bir o kapıda, bir bu kapıdayım, gideceğim kapıyı gördüğüm bir köpü seçer, ne yapmalıyım, baktığım her yerde Allah'ı gördüğüm için, hangi kapıda olman lazım, kendi içeride sunumiyeti sağlamak için, bir tek Allah'a sığındık, ona kul olmak istiyorlar.
Bütün cümle insanlar kabul etse de, etmesen de, istese de istemesen de, Allah'ın kulu oluyorlar. Bugün bir Hristiyana da gitsen Allah'ın kulu oldu, bir Museviye de gitsen de Allah'ın kulu oldu, bir müşrik de Allah'ın kulu oldu, bir ata tapan da puta tapan da Allah'ın kulu oluyorlar. Mümin, Allah'ın kulu olduğunun idrakinde olan, bir kimse Allah'ın kulu idrakinde değilse, ve o idraksizlik bilinçliyse kimdeyse, o kafirdir.
Ama Allah'a kulluk noktasında, hataları varsa, yanlışlıkları varsa, eksiklikleri varsa, o müşriktir. Ama bu noktada, Allah'ın kulu olduğunun idrakinde ise, o da mümindir. Bu noktada, Allah'a kull olmak istiyoruz dediğimizde, zaten Allah'a kulsunuz. Allah'a kull olmanın idrakini, derinleştirmeniz, genişletmeniz gerekir.
Herkes Allah'a kull, ama sen, Muhammed-i Mustafa'nın hidayeti üzerine olacaksın. Kendine bir kapı arıyorsan, Muhammed-i Mustafa'nın hidayetini kendine kapı et. Kendine bir yol arıyorsan, Muhammed-i Mustafa'nın yolunu kendine yol et. Bunun haricinde, kapı ve yol olarak gördüğün her şey, atıldır, batıldır. Seni selamete erdirmez, seni sükunete erdirmez, seni maddi manevi duyurmaz, seni maddi manevi çekip çevirmez.
Kıymetli kardeşler, yol Kur'an ve sünnettir. Birileri bizim yorumumuza geldi, benim yoruma geldiyorsa, o çok uygun bir davranış değildir. Çağrılacak olan, tavsiye edilecek olan, tebliğ edilecek olan yol, Kur'an ve sünnettir. Kim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışırsa, felaha kavuşur, kurtuluşa kavuşur.
Kur'an ve sünnete uymayanlar, delalete, bataklığa, sapkınlığa giderler. O yüzden, biz ismini Mevlevi diyebiliriz, biz ismini Kadir-i Rufay-i Bektaş-i Dusiki diyebiliriz. Biz ismini Halvet-i Cevvet-i diyebiliriz. Biz ismine Nurcu veya Süleymancı veya işte şucu bucu koyabiliriz. İnsanlar böyle bu tip şeyler de koyabilir. Ama bir kimse benim yorum doğru buraya gel derse yanlıştır, eksiktir.
Bütün dellallar, bütün dellallar, Kur'an ve sünneti anlatmak zorundadır ki doğru olan olur. Doğru olan, doğru olan Muhammed-i Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin hidayetine tabi olmaktır. O yüzden kendinize, nerede olursanız olun, kimde olursanız olun, hangi cemaatin, hangi tarikatın, hangi felsefenin içinde olursanız olun, hangi kimin şemşiyesinin altında girerseniz girin.
Ama bunların içerisinde bir kimse, Kur'an ve sünneti anlatıyorsa en doğrusu olur. Sizi Kur'an'a davet edin, sizi tek bir Allah'a davet edin, sizi Muhammed-i Mustafa'nın yoluna davet ediyorsa, onun hidayetine davet ediyorsa, doğru olan olur. Bakın doğru olan olur. 25 yıllık İslami bir hayatı var. Gördüğüm şu var, cemaat, bir kimse, bir şahıs, kendine çağırıyorsa ondan uzak durur.
Veya kendilerine çağırıyorlarsa uzak durur. Benim bu kendimce tespitim. Doğru olan çünkü dünya üzerinde tek doğru var. Kur'an ve sünnet. Nice cemaatler gelmiş gitmiş, nice tarikat önderleri gelmiş gitmiş, nice büyük pirler gelmiş gitmiş, nice veliler gelmiş geçmiş, nice cemaatler 1400 yıllık eğer Muhammed-i bir tarih koyacaksak 1400 yıl. Ama Adem'den beri koyacaksak normalde tarihini bilmiyoruz net olarak.
Yani işte diyoruz ya, İsa aleyhisselamdan sonra Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri geldi diyenler var. Ben de hayır, arada peygamberler var daha diyorum. Nice peygamberler geldi. İsmini, cismini, adedini net olarak bilmiyoruz. Ama hepsi de ilah olan Allah'a davet ettiler. Hepsi ya kendilerine vahyedilen dini, kendilerine vahyedilen kitaba insanları davet ettiler ya da daha önce indirilmiş olan kitaba davet ettiler.
O zaman din, Kur'an ve sünnettir. Bugünkü zamanda, bugünkü düzlemde, bugünkü dünyada din, Kur'an ve sünnettir. Müslümanlıktır, tutuluş değildir. İnsanlar birilerini davet edip çekiyorlarsa sapıklıktır, bataklıktır, bataklıktır. İnsanları bir yola, bu Kur'an ve sünnet eksiktir, noksandır, noksandır, noksandır, hız yoktur. Eksiği ve noksan olmayan bir kitap yoktur.
Eksiksiz kitap Kur'an, eksiği ve noksan olmayan bir kitap yoktur. Muhammed Mustafa adını sallallahu aleyhi ve sellem'a gönderir. Eksiksiz olana yapılır. Şazeriliği, hiç kimse, hiçbir cemaatın eksiğiyle, gediğiyle uğraşacak halimiz yok.
Hiçbir şahsın eksiğiyle, gediğiyle uğraşacak halimiz yok. Bu tip şeylerin zamanımızdır. Allah bizi affetsin inşallah. Yemek yemem zamanımız yok. Şükran olsun. Onlara deyelim ki zaman kalsın. Ama yol seçilecekse Kur'an ve sünnet kardeşim. Bütün güneşler batar. Muhammed-i Mustafa'nın güneşi batmaz. Bütün kitaplar batar. Kur'an batmaz. Kur'an'ı tefsir edenler batar. Hadis-i şerifleri şerh edenler batar.
Bir eserdeki Hadis-i Şerif'in şerhi ayrı, şimdi ayrıdır. 500 yıl önceki âlimin kötülüğünden mi? Hayır. O günkü anlayış oydu. Ama onun anlayışı bitti. Bitti. Yeniden Kur'an tat taze doğuyor. Yeniden Muhammed-i Mustafa'nın hidayeti tat taze doğuyor. Demiş ya, dün geçti cancağızım demiş. Dün geçti, dün bitti. Dünkü anlayışında duruyorsan zarardasın.
Dünkü fikrinde duruyorsan zarardasın. Dünkü hayatında duruyorsan zarardasın. Dün geçti cancağızım. Yarın yeni bir gün. Resulullah yeniden doğacak. Tazeleyecek kendini. Yarın aşıklar o aşkın yeni taze görünmüş elbisesine yeniden hayran hayran bakacak. Elbisesini tatilemede, kokusunu değiştirmede, endamını ayrı bir endamla süslemede, zülfünü değiştirmede, her an kaşını değiştirmede, her an gözünün sürmesini değiştirmede, her an kokusunun rengini, kokusunu değiştirmede.
Her an ayrı bir cilve, her an ayrı bir hayret, her ayrı bir aşkla yolculuk, her yıksız renkler göründürmede. Bugünü unut, bitti. O zaman bana dünkü anlayışla gelme. Bana dünkü fikrinle gelme. Dün bitti, al dersini yürüyorum. Bugün Kur'an yeniden doğdu. Bugün sünneti Resulullah kendini tazeledi.
Bugün Muhammed Mustafa yeni peygamberlikle vah yolundu, yeniden peygamberlik yapıyor. Bugün Kur'an sana yeniden iniyor. Bugün yeniden iniyor. Her gün Kur'an-ı Kerim'i oku, anlayışın değişecek. Her gün Kur'an'dan meal oku. Kur'an-ı Kerim'i Arapçasından bilemiyorsan. Her gün oku Kur'an-ı Kerim'in mealini. Her gün bir hadis oku. İstersen aynı hadisi binlerce kez oku, binlerce kez okumakla binlerce kez aynı bir anlayışa sahip olacaksın.
Peygamberi bir mucize var. Peygamberi bir mucize sözü orada dururken, size hangi... Bilelim ki... Deyişinde ayrı bir perdeye geçeceksin. Her la ilahe illallah değişinde ayrı bir makama geçeceksin. Her la ilahe illallah değişinde kalbinde ayrı bir tat, ayrı bir lezzet olacak. Seni nereye davet edeyim başkan? Başkan nereye davet edeyim? Her la ilahe illallah değişinde ayrı bir tat bulasın. Kapıya götüreyim ki seni. Hayatlı bir tat olursun. Seni hangi kapıya götüreyim ki o şefaatçin olsun.
O yarabbi dediğinde buyur ya bu... Kapı tanımadım. Ben başka bir kapı bilmedim. El açılacak yer görmedim. O yüzden bütün kapılar geçer. Bütün insanlar geçer. Ben canımdan çok sevdim. Kendimden çok sevdim. Dünya üzerinde gördüğüm insanlardan çok fazla sevdiğim şeyhimi gömdüm kendi evlerimden. Benim için vazgeçilmez oranı gömdüm. Senden sonraya bıraktım. Dedi ki neden? Ben zaten yalnızım iyice yalnız kalırım dedim. Ben senden sonraya kalmak istemiyorum dedim.
Beytullah'ta üç gün durdu. Üç gün hiç konuşmadı kimseyle. Bitti geldi eve. Üçüncü gün dedi ki olmadı Mustafa'nın dedi. Benden sonraya kalıyorsun dedi. Benim için vazgeçilmezdi. Benim için vazgeçilmez olan ikinci insandı. Birincisi babamdı. Çocuk gelip aşıktı bana. Onu da kendi evlerimde gördüm.
16 yaşından. İkincisi şeyhimdi onu da kırdım. Vazgeçilmezdi. Vazgeçilmez insan geçer. Biter. Ondan sonra benim sözüm oldu. Mezarlıklar vazgeçilmezdi insanlarla doludur. Mustafa Özbağ sen de vazgeçilmez değilsin. Sen de bir gün biteceksin. Hepiniz vazgeçilmez değilsiniz. Hepiniz biteceksiniz. Bak şuradaki mezarlıklar vazgeçilmezdi onlarla. Onlar öyle sema ediyorlardı ki her semalarında Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onlarla beraber sema ediyorlardı. Onlar öyle sema ediyorlardı. Her semalarında, her semada Muhammed-i Mustafa ile kucak kucağıydı sanki. Onlar öyle sema ediyorlardı. Şu anda burada lokma pişen yer var ya, o lokma pişen yer bu dergahın mutfağı.
O mutfakta çalışan dervişan her tencerenin içerisine atarken Allah diye atıyordu. Tencereyi karıştıran Allah Allah Allah diye karıştırıyordu. Sünnet kardeşler. Yol benim yolum değil. Yol Ahmet-i Muhammed'in yolu değil. Bu sözüm cemaatlere, tarikatlara karşıymış gibi algılanmasın. Allah bizi affetsin.
Hepsi de birer okul mesabesindedir. Ama önemli olan sünnettir. O kalıcıdır. O ebedidir. O ezelidir. Muhammed-i Mustafa hazır. Muhammed-i Mustafa başındadır. Muhammed-i Mustafa yolun içindedir. Yolun sahibidir. O Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Öyle bir peygamberdir ki hiçbir peygambere verilmemiş hususiyet, hiçbir peygambere verilmemiş bir ak, hiçbir peygambere verilmemiş derecesi var.
O orada otururken, o orada dururken hayret ederim, şaşarım insanlar kendilerinin kendi yollarını olduğunu söyleyip ona davet ederler. Donar, düşünemez hale gelirim. Derim ki, bu şahsın Muhammed-i Mustafa'dan haberi yok. Allah bizi muhafaza eylesin. Utanırım, üzülürüm. Allah korusun, asla ve asla bu noktada durmam. Kendim için, bu benim kendi şahsi fikrim. Bir kardeş şunu diyebilir. Yok, ben şucuyum. Allah sevdiğiyle beraber eylesin. Allah sevdiği yolda eylesin onu.
Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir sözü var. Kişi sevdiği iledir. Her şey başka bir şey değil. Kişi sevdiği iledir. Hani gelir ya peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, görür yolda sahabeyi. Derki sen niye avlıyorsun, ne bu feryadın filanın? Deki duruşa bak. Ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Ümit ediyorum ki ben cennetlik olacağım. Ama orada seni göremem diye üzülüyorum diyor.
Üzüntüye bak ya. Senin aynı katta olamam. Senin aynı yerde olamam. Seni göremezsem halim ne olur diye düşünüyorum diyor. Ona üzülüyorum. Sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki kişi sevdiği iledir. Kişi sevdiği iledir. Kişi sevdiği iledir. Ve boyunca bakarım ben gerçekten insanlar sevdikleriyle. Başka yerde değiller. Kıybeti seviyorsa kıymetle, dedikoduyu seviyorsa dedikoduda, tarkanı seviyorsa tarkanda, topu seviyorsa topta, boksu seviyorsa boksta, işte ne bileyim kafeyi seviyorsa kafede, tavlayı seviyorsa tavlada, kağıdı seviyorsa kağıtta, içkiyi seviyorsa içkide, balığı seviyorsa balıkta, adam av merak etme, avı seviyor adam. Bu seher sonunda gidiyor, donuyor orada oturuyor.
Bir kuşu vuracağım diye. Onu seviyor, ahmak. Bakıyor, var mı öyle bir akıl diyorsun? Var. O otayı bekliyor. Balık beş lira, git beş lira, al. Diyor ki bunun keyfi ayrı. Allah'ım diyorum ya, bundan keyif alıyor adam. İnsan sevdiğinden keyif alır, öyle değil mi? Sevmediğinden keyif alır mı? Almaz. O da balık avlamaktan keyif alıyor. Ondan keyif alıyor. Neden? O balıktan keyif alıyor.
Sevdiğinden. Kişi sevdiği ver. O zaman sevdiğiniz yolunuz sizin. Neyi seviyorsanız o sizin yolunuz. Neyi seviyorsanız o sizin kimliğiniz. Neyi seviyorsanız o sizin kişiliğiniz. Neyi seviyorsanız o sizin renginiz. Neyi seviyorsanız, içinizde o var, dilinizde de o olacak, halinizde de olacak. O zaman yol arama. Ya yol sensin. Bak içine, içinde yolunu gör. İçine bak. Neyi seviyorsanız? Ahmet Mehmet, bak içine. Ey Ahmet, en çok sevdiğin ne? Yolunuz benim. En çok sevdiğin Allah. Bunu ben duruyorum kardeş. En çok sevdiğin Allah ise, Allah demiş ki, Allah'ı seviyorsanız bana uyur. Cennetlik olacağız. Biz de Musevi'yiz. Biz de Allah'ı seviyoruz. Biz de cennetlik olacağız.
Dikimler yeni değil bunlar. Geçmiş ümmetlerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete mi gideceksiniz? Geçmiş ümmetlerde yaşananlar sizin başınızda yaşanmadan elinizi, kolunuzu sallaya sallaya mı gideceksiniz? O zamanında kendilerince. Demişler ki biz de iyi seveyiz, biz de iyi seveyiz, biz de Allah'ı seviyoruz. E biz de cennete gideceğiz. Biz de Musevi'yiz, biz de Allah'ı çok seviyoruz. Biz de Peygamber'e itaat ettik. Biz de cennete gideceğiz. Allah cevap veriyor Allah. Filanca efendi değil, filanca hoca efendi değil, filanca profesör değil, filanca muskacı değil, filanca üfürükçü değil, filanca üstad mürşid adını ne derseniz değilsin, din adına hüküm koyanlar var ya onlar değil kardeşim.
Allah cevap veriyor. Ayet-i Kerime'nin sebebi, sebebin üzülü bu. Sebebin üzülü, niye tecelli ettiğini görelim. Sebebin üzülü bu. Hristiyanlar da, Yahudiler de, biz de Allah'ı çok seviyoruz o zaman deyip iddiada bulundular. Allah cevap verdi. Allah gülü şeye kadir. Kimin ne yapacağını önceden bilen?
Kimin ne düşündüğünü düşüneceğini önceden bilen? O cevaplandırıyor. Ey Habibim de Peygamber'in dilinden söyletiyor. Peygamber'ini nasıl methediyor? Nasıl yücelere çıkarıyor? Peygamber'in öbürü peygamberlerden nasıl yükseğe çıkarıyor? Peygamber'in öbürü peygamberin yollarından ve inanın yukarıları yücelere çıkarıyor. Peygamberleri o peygamberin altına indiriyor. Peygamberlerin getirdiği şeriatı nasıl o o kendileri Mustafa'nın şeriatını nasıl yukarı çıkarıyor?
İstediği elbiseyi diker, diktiği elbiseyi yırtar, bir daha elbise diker. Bir bahçe yapar, ne kadar güzel bahçe, o bahçeyi tavrım ağrı eder. Bahçe onun, ağaç onun, meyve onun, sebze onun, bitkiler onun, güller onun, gülistanlıklar onun. Yeniden şeriat vermiş, yıkmış, yeniden şeriat getirmiş, yıkmış, yeniden şeriat getirmiş. Bu kaçıncı şeriat? Bu kaçıncı yıkım? Bu kaçıncı sürgün? Bu kaçıncı peygamber? Bu kaçıncı kitap?
Bir din var mı? Bunlar için en müdür. Demiş ki sizin dininizi bugün tamam ettim. Ve din olarak size İslam'ı seçtim. Hep bir din haline getirmeye çalışan dinsizler var ya diyoruz diye. Hani o budistler var ya, hani o nirvanacılar var ya, hani o böyle uzun noktaya bakanlar var mı? Sene bak, tek ayet-i kerime. Kur'an-ı Kerim'in her mucize ama şu ayet-i kerime var ya şu mesele. Herkese cevap. Bütün yollara, bütün alışlara cevap. Bütün her şeye.
Muhammed'in bu sayı kendi zatına aldı. Kendi emanını aldı. Kendi faslının altına, kendi elinin altına aldı. Sen atmadın, ben attım dedi onun için çünkü. O da üzerine insanlar var ya, gerçekten çok üzülüyorum. Kendime diyorum ki ya, ay mübarek insan ya. Biraz sünnet-i resulullah'tan bahsetseydin ya.
Biraz Kur'an-ı Kerim'den bahsetseydin ya. Sünnetinle bahsetseydin ya. Biraz ya, biraz. Cenab-ı Hak cümlemizi koruyor inşallah. İbn-i Abbas resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri eve kamçı rasmi emretmiştir. Hiç okumadım. Doğrudur. Nerede okuduğunuza bir bana inşallah bir dahaki derse veya şimdi ulaştırırsanız, kaynak olarak inşallah bakalım.
Burada ailevi meseleler var. Onları okumak istemiyorum. Sefer ayının uğursuzluğu, böyle bir şey alakası yok. Hiçbir ay uğursuz değildir. Bu enteresan, Hanevi mezhebine göre dişinde dolgu bulunan kişinin gusül abdesti geçersizdir. Şafii mezhebine göre niyetini gusül yapması gerekiyormuş, bunu açıklarız. Ya bunları geçin artık ya. Hâlâ da bunlarla mı uğraşıyor insanlar ya? Kardeşler, diş dolgusu, İmam Muhammed, İmam Yusuf'un fetvası var, caiz.
Caiz. Bu konular bitti gitti, daha bunlarla mı uğraşıyor insanlar? Yok, musüve alırken Şafii'ye, abdesti alırken Hanefi'ye, yok namazı kılarken Malik'e, geçin bunların hepsinde. Evet. Allah bizi abdestliyorsun. Her abdest için tahlet gerekir mi? Hiç alakası yok. Eğer bir necis varsa ondan temizlenecek insan. Şeytanın hileleri adlı bir kitap var. Bu kitap hakkında ne düşünüyorsunuz? Bilmiyorum ki kitabı.
Ben öyle yeni yazılan kitapları filan bana sormayın. Ben bilmiyorum, bakmıyorum, okumuyorum onları. Çık konuşuyorum bunu da. Diyeceksiniz ki ya işte okumaz mı? Ben bayağı okurdum. Şimdi işte mümkün olduğunca okuyabilirsem her gün muhakkak meal okuyorum. Muhakkak biraz tefsir okuyorum. Muhakkak hadis okuyorum. Allah affetsin. Hadis okumayı çok seviyorum. Hadis okuyorum.
Hadis okuyorum. Biraz tasavvufi olarak meslevi okuyorum. Kuşehrinin Risalesi var. Ondan okuyorum. Ben öyle çok yani değişik kitaplar okuyan bir kimse değilim. Ha okunabilir mi? Okunabilir. Allah bizi affetsin. İslamiyet'te hamam kültürünü nasıl yorumlamamız gerekir? Hadis şerimle sabit. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki siz İçlerinde hamam adı verilen, beldeler bulunan yerler fethedeceksiniz. Oralardan uzak durun diyor. Hamam denilen yerlerden.
Ama Türklerin kültüründe hamam var. O zaman bir kimse evinde banyo yapamayacak noktadaysa hamama gidebilir. Yolcu hamama gidebilir. Seferi olan hamama gidebilir. Evinde banyo yapacak noktası yok. Hamama gidebilir. Ama şifa için. Yani eksaması var. Yok işte romatizması var. Bel ağrısı var. Baş ağrısı var. İç hastalığı var. Ona bir kaplıca bir böyle hamam iyi gelir. Şifa için gidebilir.
Gözüm kapalı namaz kılıyorum. Kabul olmadığı konusunda söylentiler var. Görüşümüz nedir? Onlar Allah ise kabul etmesinler. Şunu unutmayın. Bir kimse namazın farzlarını yerine getiriyorsa senin namazın kabul olmadığı demek Allah'lık yapmak. Bir kimse senin namazın kabul değil demek namazı kabul eden sensin yani. Şunu diyebilirsin. Kılıçında eksiklik var kardeşim.
Kıbleye tam durmalı. Kabul edip etmediğini nereden biliyorsun? Senin orucun kabul değil. Senin namazın kabul değil. Allah mübarek etsin. İşin yüzünü askersin. Birisinin ibadetinin olmadığına hükmetmeyin. Birisi dini bir meseleyi soran biliyorsanız hükmedersiniz. Bilmiyorsanız bir şey diyemeyeceğim. Suda boğulan insan şehit sayılamış. Evet suda boğulanlar, ateşte yananlar, hastalıktan ölenler, karın ağrısından dahi olsa zulmen öldürenler şehit hükmündedir.
Kadının birisi hayat figan ağlıyor. Hadis-i şeritle delilendirelim. Diyor ki ne oldu? Allah Resulullah bak diyor. Bun gitti. Hani boşu boşuna gitti gibi. Ne oldu ki diyor? Ateşli hummadan öldü. Genişletil diyor. Ateşli hummadan ölenler şehit hükmündedir. Vebadan ölenler şehit hükmündedir. Karın ağrısından ölenler şehit hükmündedir. Suda boğulanlar şehit hükmündedir. Yananlar şehit hükmündedir.
Şehit hükmündedir. Depremde sarsıntılar ölenler şehit hükmündedir. Genişletin, daraltmayın. Genişletin, daraltmayın diye Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adını söylüyor. Namaz kılarken sanki birisi beni izliyormuş gibi hisse dayandı. Hissediyorum. Özellikle gece namaz kılarken birisi arkamdaymış gibi oluyor. Nefsime uyuyorum. Bu durumdan kurtulmak için ne yapma orayı? Neden kurtulmaya çalışıyorum ki? Her namaz kılanın etrafına Cenab-ı Hak meleklerden muhafaza gönderir. Sen namaza durduğunda Allahu Ekber dediğinde bir soruna, bir soruna, maneviyatına göre, bir önüne, bir ardına Cenab-ı Hak muhafaza meleği gönderir. Muhafaza meleği gönderir. Namaz kılanın ve sen namaz kıldığında ikindi namazına kadar niyet ettiğinde Cenab-ı Hak senin yine maneviyatına göre, iyi kulluğuna göre, senin ihlasına, senin fasiletine göre en az bir tane melek görevlendirir.
Seni muhafaza etmek için bir dakika namaz vaktine kadar. Niyet etmişin ya. Kefaret orucu tutan kişi sefere çıktığı zaman oruca ara verebilir mi? Verebilir. Cist yemek veya mayonez, ketçap yemek zararı mıdır? Açıklar mısın? Kurmayayım ben ya. Kızıyorlar ben böyle söyleyince. Ben yemiyorum. İçmeyiverin diyor. İçmiyorum ben.
İşte mayonezdır, ketçaptır. Bunlar hazırsa ben yemiyorum hiç. Ben hazır gıda ve hazır içecek hiçbir şey yapışmıyorum. Bir şey hazır gıda. Yemiyorum ben. Bunlar sucuk dahil, onu dahil dışarıdan almıyorum. Ben yemiyorum. Yemiş, fantaymış, meyve suyumuş, içmiyorum hiç. Yani yakın arkadaşlar var şahittir. Kim bir yerden lokanta dahi olsa yemiyorum.
Gidecek olursam eti göreceğim. Eti göreceğim. Et olarak, kıymadı değil. Et olarak onu göreceğim. Bilmediğim bir yere gidersem onu yerim. Öbür türlü yemiyorum ben. Tanımadım, bilmediğim bir yerde yemek yemiyorum. Kim olursa olsun. İki tane hurma yiyorum o bana daha lezzet. Elim ekmek alır, yiyiveririm ben. Açsını geçir, çizdürmek değil mi? Bir tane elma alıp yiyirim ben.
Hamdolsun arabada hurma vardır. Atarım ağzına üç dört tane hurma biter işi. Allah yolundan çıkarsın. Kim ne yiyorsa yiyorsa. Yemem, alanda yemem de. Çiçek yağı yemem. Ya bitkisel yağı yemem kardeşim. Zeytinyağı yemem. Bitti. Ya dişenizi biz bulamıyoruz. Laf. Kız yakarken. İçmiyom kardeşim. Benim kümcülümde var bizim çeşmede bir tane, bizim mahallede bir tane ahlâ su vardı önceden.
Herkes gelirdi oradan içme suyu doldururlardı. Ahlâ su denirdi. Herkes sıraya girerdi orada. Seviyorum ben. O türlü devam ettiriyorum. İçmiyom hiç. Cims hayatta yemem. Hepsi de hazır gıda, hepsi de hazır içecek. Yok. Hazır ayran da içmem kolay kolay. İçseksem de işte. Örneğin biz burada dağıtıyoruz ya. Allah affetsin, dağıtıyoruz demeyelim ya. Burada ikram ediyoruz ya. İltimadın yani marka reklamı gibi değil.
Sahibini tanıyorum. Hacı kendisi. Merhabımız var. Tanıştık, görüştük. Yani ona böyle içimden yani adam böyle namuslu bir adam. Onun üzerinde de suizan besleyecek değil miyim ya? O suizan beslemedin. İçtiğim şeyi burada da ikram ediyoruz biz. Öbür türlü ben bilmedim, tanımadığım bir ayranı da içime. Daha ilerisini söyleyeyim ben hazır yoğurt da yediyorum. Dişeniz ne alıyorum ben böyle yaşıyorum. Bunların hepsi de, hepsi de insanları ütmek için üretilen şeyler. Ütülüyor oğlum, ütülüyorsunuz. Ütülüyorsunuz. Sağlığınız bozuluyor. Düşünceniz bozuluyor. Dola içenler aynı sınıfa giriyor. Dola içenlerin kültürleri, ahlakları aynıdır. Bakın cips yiyenlerin kültürleri, ahlakları aynıdır.
O paketten cips yiyen, çatır çatır yiyen, yolda çatır çatır dar sandviç yiyen, tost yiyen, yolda bir şey yer içen, onun ahlakı, onun kimliği, onun kişiliği aynı kültüre gider. İnsan yedi, yediğinden etkilenirsin, içtinden etkilenirsin. Boş verin, gidin evinize yaptırın kuru fasulye, vurun yumruğu, soğanın üzerine, çatır çatır onu yiyen. Evet, aranızda şerbet yaptırın, yoğurt yaptırın, ayran yaptırın, todulu şerbeti yapsınlar, demir hindi şerbeti yapsınlar, ıhlamur kaynatsınlar, zencevil şerbeti yapsınlar, zencefil kaynatsınlar, nane, kekik yapsınlar. Ondan için bir şey içecekseniz eğer, kadınlara bu yolu siz açıyorsunuz. Köfte ne? Ne o? Sucuğun kilosunu bakıyorum, on beş lira. Yanlış ya, sucuğun fiyatı yanlış.
Yeni sekiz yıldan beri. Yemediklerimi sıralıyorum. Sizden yemek istediğiniz için değil. Bunlardan kendimi muhafaza etmek için yemiyorum. Yani yaklaşık ikiden beri de bir tane aspirin içmiştim yok. Sekiz yıl oldu. Bu perhise başladığından beri bir tane aspirin içmedim. Konserve, hazır yiyecek, hazır içecek. Bunların hepsini bıraktım. Dedim ki yiyemeyeceğim bundan sonra, içmeyeceğim bundan sonra.
İşin doğrusu Beytullah'ta o ömreye git dedik, ömrede öyle bir hal yaşadım. Kendi kendime dedin ki tamam bunlar yasaklandı sana. Elhamdülillah. Gerçekten sağlığınızın kavuştuğunu göreceksiniz. Kadınlar, çocuklarınıza, eşlerinizde hazır gıda, hazır yiyecek, hazır içecek, ikram etmeyin. Hazır yiyecek, hazır içecek, hazır gıdalar alın. Otantik yaşayın, natural yiyin, otantik yiyin.
Bakın hadis-i şeriflere, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri yazın yazlık yemiş, kışın kışlık yemiş. Ben yerli domates, bitti mi bitti, bir daha domates almam. Yerli biber, bitti mi bitti, bir daha biber almam. Yerli salatalık, bitti mi bitti, bir daha almam. Çıkıncaya kadar. Sıktı mı yerlisi, alırım. Seramalı da yemem. Onlar dahi aslında. Şimdi toprağı olan, diyorum ki tohumlarınızı üretin. Bursa'da yakında geliyor. Biz ona dahi diyor, gideceğim tohumunu, biber tohumunu, domates tohumunu üret kendisin.
Vaktim olsa bunu samimiyetimle söylüyorum. Gideceğim yakın bir yerden, beş bin metre kadar bir yer çevireceğim. Kendi yiyeceğim, içeceğim, tohum olarak oraya ekeceğim. Onun tohumunu alacağım, bir dahaki seneye gene ekeceğim. Hazır tohumlar dahi insanların erkekliğine, kadınlığına, sağlığına, fikrine, aklına, gönlüne vallahi zarar, billahi zarar. İnsanların ahlakı bu. İnsanların fikri değişti, düşüncesi değişti, görüşü değişti, yaşantısı değişti. Adamın yiyeceği bozuk, ahlakı, giyeceği bozuk, ahlakı da, inancı da bozuluyor, yaşantısı da bozuluyor. Her şey bir sandeviciyemi kadar bitti. Aşkı bir sandeviciyemi kadar, sevdası bir sandeviciyemi kadar, namazı bir sandeviciyemi kadar, her arkadaşlığı bir sandeviciyemi kadar bitti.
Sandeviciyemi kağıdını attı, arkadaşını da attı. Sandeviciyemi kağıdı attı, kocasını da attı. Sandeviciyemi kağıdı attı, karısını da attı. Sandeviciyemi attı, çocuğunu da attı. Attı. Otuz yıllık arkadaşınızı. Ben yürüdüm, araba ilerli park var. Çocuk parkının altında kadın tuttu beni. Dedi ki, kocaefendi bana yardım et. Hayırdır dedim ya. Benim kızıma yardım et. Hayırdır dedim ya. Buyur söyle.
Buyur söyle. Kızı daha on dört, on beş yaşında, on dört, on beş yaşında. Ben diyor on iki tane, on üç tane sevgilisini biliyorum diyor. Nasıl kurtaracağım bu çocuğumu diyor ben diyor. On dört, on beş yaşında bir kızın annesinin bildiği on dört, on beş tane sevgilisi var. Böyle baktım, kendine bak dedim. Ne dedim bunun için, bunun cevabını alıyorsam. Neden? O buzuma yaşıyorum.
Her şey önünüze çıkar. Sizin önünüze çıkar. Bir kola görürsün. Dersin ya bir cips yedim. Çocuk cips istedi de, çok istedi de, aldım da. O çocuğun önüne çıkar o. Sen yedirdin, senin önüne çıkacak.
Ondan sonra çocuğum asi oldu. Sen asisin. Böyle dinlemiyor. Tövbe. Edeb-i müfret kamçı. Bakayım inşallah ben de olabilir. Tecelliyatını değiştirebilir. İnsanın en sevdiğini kaybetmekten neden korkar? Tecelliyatını değiştirebilir mi? Yani biz tecelliyatımızın ne olduğunu bilmiyoruz ki. Yarının ne olacağını söyleyecek olan bir kimse var mı burada?
Yarının ne olacağını bilen bir kimse dua etsin de değiştirsin adı. Yarının ne olacağını gören kimse zaten Allah'a dost olmuştur. Yarın olacak olduğunu görse o can baş üstüne der, yürür gider zaten. Sen yarını bilmiyorsan dua et kardeş. Allah'a hep dua edeceğiz.
Göstermek için dua ederiz. Yalvarışımız ona kulluğumuzu göstermek içindir. Yakarışımız ona muhtaçlığımızı göstermek içindir. Fakrimizi, acizimizi onun önüne sermek içindir. Duamız, yalvarışımız. Kaderimizi değiştirmek için değil, başımıza geleni değiştirmek için değil, ondan her ne geldiyse başımız gözümüz üstüne. O bize iyi göndermiştir, hayır göndermiştir. O bize tatlı göndermiştir. O bize güzel göndermiştir. O bize bir buket çiçek göndermiştir. O bize lütfetmiştir, ikram etmiştir, iksan etmiştir. O bizim dudağımıza bir öpücük kondurmuştur. Bir öpücük. Aman geleni nasıl değiştirmeye kalkacağız? Ne diyeceğiz ki bunu değiştir, bunu al başımızdan.
Yalvarışının bir şeyi değiştirmek için değil, yakarışınız gelenden şikayet için değil. Bir bize afiyet, bir biz senin kulunuz. Aciziz, lütfet. Bundan iyilik de veren salihler isteriz. Gelenden şikayet değiştirmeye çalışmak. Çok iddialı sözler. Ne olacağını görsek dahi ona boynumuzu bükeriz.
Ve insanlar yarından, ertesi günden, daha ertesi günden, on yıl sonunda, beş yıl sonrasında rüyalar görebilir, bu tip haberler alabilir. Bu tip şeyler görebilir. Bunu değiştirmeye kalkarsa bir kimse, bundan yalpalamaya kalkarsa, Cenab-ı Hak onun o halini ondan alır. Düzgün arabanı kullan. O kaza alacaksa olur sana.
Düzgün gitgine. Senin ayağını taş alacaksa alacak, senin başına bir taş gelecekse gelecek. Sünnete uysana kalacak, kalacak, bela gelecek, musibet gelecek, sıkıntı gelecek, varlık gelecek, yokluk gelecek, dert gelecek, gam gelecek, kasavet gelecek, çocuktan imtihan, eşten imtihan, anneden imtihan, babadan imtihan, maldan imtihan, derişten imtihan, şehhten imtihan, her şeyden imtihan yaşayacağım.
Senin zenginliğin olsun. Bu senin tadın olsun. Bu senin lezzetin olsun. Bu senin hayatın olsun. Dolu dolu yaşa. Dolu dolu yaşa. Başınıza gelenden şikayet etmeyin. Afret dileyin. Allah'a hamd edin. Allah'a hamd edin. Bir şeyden kurtulmaya çalışmayın.
Olduğunuz bir tek bir şey var. Kur'an-ı Sünnet. Dinin hukuku. Hadi ters yüz et. İnsan en sevdiğini neden korkar?
Sevdiği için korkar. Seven korkar. Sevenin kalbi böyle pır pır atar. Sevenin kalbi ürkek cehlem kalbi gibi. Sevenin kalbi ürkek kekrik kalbi gibidir. O korkar. Sevdiğini kırmaktan korkar. Sevdiğini üzmekten korkar. Sevdiği kaşınıp kaldırır diye korkar. Kaldırsa halimle oğlum der. Allah bizi affetsin. Hazreti Mevlana'nın sultan velet gibi çok değerli bir evladı vardır. Aynı zamanda Alaaddin de onun öz oğluydu. Hazreti Mevlana'nın ortanca oğlunun babasıyla aynı yol ve ahlaka sahip olmamasının sebebini nasıl yorumluyorsunuz? Biz geçmişte insanların başına ne geldiyse geldi, ne olduysa oldu.
Onlar aynı bir hayat. Biz şimdi buradan dilimizle ne onlarla uğraşalım ki? Bizi Hazreti Mevlana ilgilendiriyor. Mevlana'nın meslemesini okuruz. Ayet, hadis açıklamasıdır. Tefsir niteliğini okuruz. Onlar yaşamışlar, onlara ait. Onların hayatı. Allah bizi affetsin. Ruhlar aleminde tanıştırılmış ruhlar bu dünyada da beraberlerdir diye bir söylem duydum. Doğru mudur? Doğruysa kişi o halimi hatırlayabilir mi? Allah razı olsun. Evet hadis-i şerif vardır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazreti der ki ruhlar aleminde birbirleriyle tanışanlar sevişenler bu dünyada da birbirleriyle tanışırlar sevişirler. Bundan haberiniz olur mu? Cenab-ı Hak maneviyatınızı açsın haberiniz olsun.
O zaman bakarsın sırada tanışacak olanlar var, tanışacak oldukların var, sırada. Oradan haberin olursan nur ala olur. Bakarsın beş yıl sonra, üç yıl sonra, tarih verirler vermezler ama bir bakarsın ki aaa bundan tanışacaksın, bunu göreceksin. Hatta görürsün hemen nereden gördün bunu? Başlarsın hesaplamağı. E kanal değiştirirsen nereden gördüğünü anlarsın o zaman. Niye ayrı bir kanalın yoksa nereden anlayacaksın? Mevcut bu dünya kanalıyla olmuyor kardeş. Kanala geçsen. Öbür kanala geçersen, o şeyin hikmetini, o şeyin doğrusunu görürsün. Kanalı değiştireceksin. Size bir hikaye anlatayım mı bu konuyla alakalı?
Mesnevi okuyacaktım hem de mesneviden olsun o hikaye. Davud aleyhisselamın zamanında genç bir çocuk vardır. O genç delikanlı her gün yavlar yakar dua eder. Ya Rabbi bana zahmetsiz rızık gönder. Ben iş çalışmayayım. Ben hiçbir işe gitmeyim. Ben hiçbir şey yapmayayım. Ya Rabbi senin fazlın geniş. Bana zahmetsiz en dilinden rızık gönder. Var mı peygamberlere sofra inmiş, inmiş. Üyelilere sofra inmiş, inmiş. O gençler gece gündüz bunun için dua edermiş. Arkadaşları da derviş ki, ey be kardeş ya bu kadar da ahmak olma. Bu kadar da saf olma. Geç çalış çalışmadan rızık mı olurmuş derviş. Herkes alay edermiş. Etrafındaki komşular, arkadaşlar.
Herkes bu çocuğa gülermiş. Ama bu çocuk yavlar yakar. İki göz, iki çeşme. Ya Rabbi bana derviş. Böyle adam rızık gönder. Dua, dua, dua, … Bir gün çocuk böyle yine hücresinde dua ederken kersiniz kapıdan içeri girmiş. Ya Rabbi duamı kabul ettin demiş.
Bana demiş hiç eziyetsiz bir rızık gönderdin. Bismillahirrahmanirrahim. Öküzü kesmiş. Bir de şükür namazı kılmış. Açmış ellerini. Ya Rabbi duama cevap verdin. Elhamdülillah. Demiş. Namaz bitmeden. Esselamünaleyküm ve rahmetullah. Adamın birisi yana yıkıla gelmiş. Vay hain benim öküzümü nasıl kesersin. Öküz Rabbimden demiş bana. Ben bu öküzü kestim. Cümle alem bilmekte ki demiş. Ben böyle bir dua etmekteydim. Allah benim duamı kabul etti. Böyle bir şey olur mu? Ne hain adamsın.
Ne hırsız adamsın. Ne zalim adamsın. Ne kötü adamsın. Demiş öküzün parasını. Demiş yok. O bana Rabbimden geldi. Koşa koşa Davut aleyhisselam abi. Demiş ki ya Davut. Hukukun adaletin timsalisi. Sen demiş padişah olduğundan beri adaletsiz hiçbir hükmün olmalı. Sen başımıza geçtiğinden beri adaletinden kurtlar, kuşlar, koyunlar, cümle mükevanat adalet içinde yaşıyor. Demiş hükmet halime benim. Bu demiş edepsiz adam benim öküzümü kesti. Davut çağırmış o genci. Demiş gel buraya. Şu şehrin büyük bir kısmı benim duamı bilir demiş. Ben gece gündüz yalvarırım Allah'a.
Gece gündüz dua ederim. Ya Rabbi bana bir eziyetsiz rızık gönder. Senin her şey gücün yeter. Senin her şeye kuvvetin yeter. Sen her şeyin sahibisin dedim. Yalvardım yakardım. Cenab-ı Hak da bana bir öküz gönderdi. Benim duamı kabul etti. Benim duama cevap verdi. Diyerekten kestim ben bu öküzü demiş. Benim ette gözüm yok. Benim hayvanda gözüm yok. Benim yemekte içmekte gözüm yok. Ben duam tecelli etti diye kestim onu. Davut demiş. Eken biçer. Sen ettin mi ki biçiyorsun demiş. Sen bu öküzün parasını verdin mi ki kesiyorsun demiş. Sen demiş bu işin ilmine vakıf değilsin.
Hikmetine vakıf değilsin. Ne olur demiş. Rabbin için Allah demiş Allah. Ona sor istersin. Böyle bişey istedin mi? Bu nasıl hukuk? Böyle bişey bulursun. Mü'min-i mirallahu aleyhi ve sellem Hazretleri. Sendeki din yıkılır ha.
Ahlak olma. Allah'ın dini yıkılmaz. Namaz yıkılmayan dini yoktur. Onda kalmaz. Tüm peygamberlerin silesidir. O genci de çağırmış.
O öküz. Şu öküzü demiş. Şu genci helal et git demiş. Bu nasıl hukuk? Bu nasıl adalet? Sahibi zannettik. Biçmek kime helal olmuş? Biçmek kime helal olmuş? Nasıl böyle olur? Fat figan o adama. Demiş şu malının ne kadar malın varsa bağışla da git demiş. Az önce demiş öküzü helal et. Şimdi demiş malını bağışla da git akıllısa. Malını bağışla da git demiş.
Eğer sen benim sözümü anlıyorsan insanın gözünü dünya bürüdü mü? İnsanın gözünü geçici meta bürüdü mü? Gözünü hiçbir şey görmez. Hakikati göremez o. Doğruyu göremez o. Doğruyu bilemez o. Diğer kanallardan süt içmiş, ekmek yemiş, tatlı yiyenler hakikattan haber ver.
Ancak yakin halinden geçir, hakkal yakin noktasında olanlar öbür kanaldan haber verebilirler. Ancak Allah da dostluk peyla etmiş, ilmine dün sahibi olanlar hakikattan haber verebilirler. Yoksa sen daha süt içerken hakikattan dem bekle. Hak olma. Gel şu malını bırak da git bu adama. Yok demiş bu nasıl adalet? Ellerini arkadan bağlayın bağlamışlar. Demiş bu adam benim peygamberliğime laf söylemekte ya. Hani bu adam demiş hikmetime laf söylemekte ya.
Evet. Toplanın demiş filanca yerde bir ağaç var. Ağacın altında toplanın. Demiş ki şu öküzü kesilen adam var ya. Evet. Bu çocuğun demiş babasının yanında köleydi. İlerisiyle yattı, cariyesiyle cima etti. Ve bunu babası anlayınca demiş bu suçunu örtmek için.
Aha demiş bu ağacın dibinde babasını katletti. Katlederken de demiş heyecandan telaşından kendi ismi yazılı bir çağını da babasının yanında unuttu öyle gömdü demiş. Davut diyor buna. Ben diyor gece Rabbime münacat ettim. Açın diyor. Şu olduğu yere toprağa. Kasıyorlar. Bir de bakıyorlar ki gerçekten adam orada. Kemikleri var. Bir çağ çıkıyor. Bıçak bu adresi. Şimdi diyor. Bütün malı mülk. Şimdi bu adam bu bıçakla diyor. Bunun babasının katilini katletecek. Bu da hala oldu. Başı orada durur. Mal mülk tekrar çocuğa geçiyor.
Çocuk gerçekte kesti. Ancak dikkat erbabı bul ve mağfirette durur. Rabbini zikret. Rabbini zikret. Ona tabi ol. Yürür. Tabi ol. Bende ol. Onu dinle. Onu dinle. Git önüne otur. Ne derse. Benim sohbetim de dinleyelim. Benim sohbetim güzel değil. Parayı sen burada ne güzel sema ediyorlar. Sema edenlere bak. İçini dışını temizlediğine vesile olsun.
Haberin yok senin. Yarından haberi yok. Benim meşhurdur şeyim. Şuradan mezardan haber veriyorsan bana. Hakikat evine ihtiyacın yok senin. Ne diyorsan. Şu mesele nedir. O da cevabı yok senin. Yarından haberi yok. Benim meşhurdur şeyim. Şuradan mezardan haber veriyorsan bana.
Hakikat evine ihtiyacın yok senin. Ne diyorsan. Şu mesele nedir. O da cevap veriyorsa. Eyvallah devam et. O seni yönlendirir zaten. Zamanın kamiline gönderir. Zamanın mürşidine gönderir.
Zamanın peygamberinin var. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin muharisine gönderir. Allah resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazreti demezdi. Her zaman, her zaman aptal vardır. Mürşidi kamil vardır. Bu kırk tane aptalın otuz tanesi İbrahim gönüllüktür. Bunlar asla eksilmez. Birisi vefat ettiğinde yerine birisini geçerler. Zaten onlara tabi ol. Dün akşam bir mevzu oldu. Bir arkadaşla. Dedim ki. Ayet-i kerimede o veliler mahzun olmazlar, mahcup olmazlar. Onlara korku yoktur. Var mı ayet-i kerime? Var. Hz. Ömer efendimiz bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken Allah'ın öyle velileri vardır ki Allah onların sözlerini geri çevirmez.
Yağmur yağsa dese yağmur yağar. Var mı? Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretten böyle hadis-i kerime var. Kardeş, bana o veliyi göster. Ben gideceğim onunla dost olacağım. Onunla beraber olacağım diyorum ya. Var mı Cenab-ı Hak diyor mu? O konunun duasını kabul edecek.
Dese ki yarabbi şu kulunu affet. Sözünü geri çevirmiyor ya. Dese ki bu kuluna hayır ver. Ya bundan daha büyük bir cevizi geri çevirmeyecek mi? Çevirmeyecek mi? Çevirmeyecek. Habit mi? Hadis deselerini geri çevirmez. Dualarını geri çevirmez. Eyvallah. Cenab-ı Hak onları yalancı çıkarmaz. Eyvallah gideceğim dizinin dibinde oturacağım dedim. Ben bir 18 yıl dizinin dibinde oturdum. Bir 18 yıllık daha ömrüm varsa gideceğim öyle bir zatın dizinin dibinde. Bir 18 yıl daha oturacağım. Rahat zaman olmuş o 18 yıl. Ben dizinin dibinde. Yani dese ki yarabbi şu kulunu affeyle.
E geri çevirmeyecek. O da affedecek. Dost olmuş ona. Dost dostluğun ricasını geri çevirir mi? Dost dostluğun sözünü kırar mı? Sözünü iteler mi? İncitir mi? Onu mahzun etmeyecek. Onu mahçup da etmeyecek. Onu mahzun etmeyecek. Hani bu ara diline persenek oldu diyorum ya. Antakyalı Habib vardı ya. Antakyalı Habib'e gelen elçiler vardı ya. E o elçiler ölen bir çocuğa dua ettiler. Yarabbi bunun canını tekrar geri ver dediler. 12 yaşındaki çocuk canlandı, dirildi. Cenab-ı Hak ona can verdi. O dostlarının, o elçilerinin sözünü geri çevirmedi. Ve o çocuk eşhedü ve la ilahe illallah dedi. Ve dedi ki, ey bu insanlar var ya.
Allah'ın dostudur, elçileridir. Bunlara tabi olun. Bunlara uyun dedi. E o elçiler demek ki dua edince, hani birisinin de alaca hastalığı vardı ya, cüzzem hastalığı vardı ya. Cenab-ı Hak bunun cüzzem hastalığını da geçirdi. E, kısma ona öyle bir dost lazım ki duası muhtemel olsun. Gece onun dizinde bir de oturacak. Haberi vardır onun muhakkak. Allah cümlemizi onlarla dost eylesin. Allah cümlemizi Habib'in yolunda eylesin. Hakkınızı helal edin. Bu ara ben çok konuşuyorum. Bütün kardeşler bu noktada bana halklarını helal etsin. Dilim mi düştü, çenem mi düştü bilmem. Dün gece iki saat konuşmuşum. Şimdiden baya konuştum. O yüzden gerçekten bunu samimiyetimle söylüyorum.
Tevazundan filan değil. Hakkınızı helal edin. Böyle otomatiğe sarmışım, otomatiğe çan çan çan … Konuşuyorum bu ara. Herhalde kendime bir susma orucu verebilirim. Allah beni affetsin. Gerçekten çok konuşuyorum. Bunu samimiyetimle söylüyorum. Hakkınızı helal edin. Allah rızası için elfaatiye. diyorlar.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi