mustafaozbag.org

15. Mesnevi Şerhi (80-93 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 28 Temmuz 2020 · 56:07

Allah sofrası, alışırsız, pazarlıksız, parasız, pusuz gelip durmadaydı. Musa'nın kavmi içinden birkaç kişi edepsizcesine nerede sarılmasak, hani mercimek dediler. Gökten sofra gelmez oldu, ekmek kesildi, bize de ekin etmek, yer verlemek olarak sallamak zahmeti kaldı. Cenab-ı Hak Musa Aleyhisselam'a emretti, Musa Aleyhisselam kavmiyle beraber Firavun'un zulmünden kaçtılar.
Süleyman'ın, Firavun'un zulmünden kaçaraktan bir rivayette Sina çölüne gittiler. Sina çölüne gidince, çölde yiyecek, içecek hiçbir şey yok. Yahudiler Musa Aleyhisselam'a eziyet etmeye başladılar. Yahudiler Musa Aleyhisselam'a eziyet etmeye başlayınca, Hazreti Musa, Tur-i Sina'ya çıkıp Allah'a yalvardı, yakardı, niyaz etti. Bir rivayette Musa Aleyhisselam, Allah'a geceleri namaz kılıp niyaz etmeye başladı. Geceleri kalkıp niyaz etmeye başlayınca, Cenab-ı Hak onlara cennetten bıldırcınla heyro göndermeye başladı. Bir rivayet edilir ki, oradan ağaçın dibinden, ağaçın kökünden onlar her gün giderler, oradan bıldırcın ve heyro alır yerlerde.
Ve böylece onlar ağaçın dibinden her gün bıldırcın etiyle heyro pişmiş, hazır, yemek yemeye başladılar. Bir müddet sonra Yahudiler bu manada nankör insanlardır. Cenab-ı Hak o yüzden onlara yalanetlemiştir. Onlar Musa Aleyhisselam'a dediler ki, biz yeter bizim yediğimiz, içtiğimiz bu kadar. Biz bıktık bundan. Oysa yedikleri şey cennet nimeti olduğundan dışkıları yoktu. Cennet nimeti olduğu için onlardan ter olarak dışarı çıkıyordu. Cennet nimeti olduğu için onlar küçük abdest, büyük abdest ihtiyacı duymuyorlardı. Yedikleri bıldırcın etinden ve helvadan dolayı suya da ihtiyaç duymuyorlardı. Hepsi de gürbüzleştiler ve gençleştiler. Semirdiler tabiri caizse. Ve tabiri caizse azdılar. Ve azınca da onlar bu sefer nankörlüğe doğru gittiler.
Her azam nankörlüğe gider. Her kıymet bilmeyen nankörlüğe doğru yol açar cennetler. Nankörlük kapısını tekrarırsın. Hamd edenler, şükreden her nimetlerini artırır Cenab-ı Hak. Hamd etmeyenlere, şükretmeyenlere de Cenab-ı Hak onların nefislerini kendi başlarına azgınlık olarak salıverir. Onlar kendi kendilerine, kendi nefislerine zebunu oldular. Ve edepsizliklerini ellerine aldılar. Edepsizliklerini ellerine alınca dediler ki ya Musa, biz bıktık bu cennet meyvesinden. Biz bıktık bu cennet nimetlerinden. Biz eskisi gibi olmak istiyoruz. Biz yeniden soğan, sarımsak yemek istiyoruz. Biz yeniden arfı, buydar, mercimek yemek istiyoruz. Biz yeniden çiftçilik yapmak istiyoruz.
Biz yeniden patlıcan yemek istiyoruz. Biz yeniden domates yemek istiyoruz. Gibi o günün neyse sebzeleri, dediler ki biz onlardan yemek istiyoruz. Böyle olunca Cenab-ı Hak onların o küstahlıklarından dolayı, onların o edepsizliklerinden dolayı, onların o nankörlüklerinden dolayı cennet nimetini dünyadan kaldırır. Gökten sofrayı kesiverdi Cenab-ı Hak. Ve ertesi gün gittiler, baktılar ki ağacın dibinde nimetler yok. Bunu böyle bir şey hayal edin. Çölün ortasında bir ağaç var, insanlar karınları acıktıkça gidiyorlar, o ağaçtan nimetlerini alıyorlar, rızıklarını alıyorlar. O ağacın üzerinden Cenab-ı Hak ne yapıyor? Bunlara nimetlerini veriyor. Ve oradan yedikleri, içtikleri şeyle bütün ihtiyaçlarını görüyor.
Tuğba dalının dünya versiyonu. Cenab-ı Hak cennetteki tuğba dalını almış, getirmiş, çölün ortasına koymuş. Hani cennette tuğba ağacı vardır ya, o tuğba ağacından insanlar istedikleri meyveyi, semseyi, yiyeceği, içeceği alırlar. Ben onu öyle hayal ederim, kendi kendime derim ki alacak adam olmuşsun, muzdan bir parça yiyecek cennette, diyecek ki yok ben burasının biraz daha tatlısını istedim, tak, biraz daha tatlısı olacak. Diyecek, aa bu harika olmuş. Böyle bir tuğba dalı düşünün. Ve bu tuğba dalı cennetteki bütün köşklerin, bütün insanların gözünün önünde olacak. Bir şeyi o kimse hayal edecek, hayal ettiği anda tuğba dalından tak o meyve veya sebze gelecek. Bir şey hayal edecek, önünden ırmaklar geçer diyor ya, Cenab-ı Hak önündeki ırmaktan hayal ettiği şeyi sunuveracak.
Cennetteki görevli olan, hizmetkar olan melekler, onları istedikleri tepsilerin içerisinde onlara sunacaklar. Cennet hayatı, öyle bir hayal kurgulanabilir. Bu hayali kurgularken bunun hakkında, ayet-i kerimeleri, hadis-i şerifleri topladığınızda, hayalinizi daha da genişletebilir, daha da derinletebilirsiniz. Süt ırmağı var, mal ırmağı var. Evet, o ırmaklarda bin bir çeşit her şeyi içecek var. Ve öylesine muhteşem bir şey ki, sizin hayal etmeniz yetiyor. Hayalinizden geçirmeniz yetiyor. Dile dökmenize gerek yok. Dua etmenize gerek yok. Zikretmenize gerek yok. Bir şeyde çaba göstermenize gerek yok. Hayal edin yeter. İşte Cenab-ı Hak bu Tuğba ağacının belki de bir dalını dünyaya verivermiş.
Ve çölün ortasında, çölün ortasında o Yahudiler, o Tuğba dalının, dalından istedikleri gibi nimetleniyorlar. İstedikleri gibi. Ve hiçbir gayret sarf etmeden, hiçbir şey yapmadan, sadece Musa'ya iman edip, Musa'nın peşine düştüklerinden dolayı, öylesine demek ki bir şeye iman edeceksin ki, öylesine iman ettiğinde, Cenab-ı Hak, sana cennet nimetini dünyada kendin sunuver. Hani Hazreti Peygamber der ya, beni Rabbim besler. Demek ki Hazreti Peygamber gibi iman edemesek dahi, onun yolunda olursak, o zaman bizim de almaya, satmaya, çarşında, pazarda, orada, burada, koşuşturmaya ihtiyacımız kalmayacak. Rezak olan Allah zaten demiş, rızkınız bana aitti. Ve bu hal ile hallenen veliyullah olmuş mu?
Her cevap olmuş. Bu hal ile hallenen veliyullah'a da insanların kafaları basmamış zaten. Abdülkadir Geylan Hazretleri bir gün evde yemek yerken, bir dervişin annesi Feryat Fikan demiş ki, görüşmek istiyorum. Almışlar huzura Geylan Hazretleri, kızarmış tavuk yiyor. Kadın, vah yavrum, benim yavrum çilahanelerde, mescitte, medresede, aç, susuz, perişan olurken, sen ha demiş, koca peri, kızarmış tavuk yiyorsun. Geylan Hazretleri, çabuk olmamış, katır kutur, katır kutur, tavuğu yemiş. Kadın söyleniyor orada. Kemikler tonlamış mübarek, tavuğun kemiklerini. Küntü biiznillah demiş. Tavuk kıt kıt kıt … yürümüş gitmiş. Dönmüş kadına, senin oğlun da bu hale erişince demiş, o da tavuğunu yesin. Senin oğlun da demiş, bu hale erişince, o da tavuğu yiyecek.
Demek ki, veliullahın öyle halleri olmuş ki, veliullah öyle hallerinde yemiş içmiş. Demiş mi? Evet. Demiş, senin oğlun da bu hale erişmek için demiş, şimdi riyazat yapıyor. Demek ki, riyazat yetişinceye kadar var mı? Cevap var. O riyazat lazım mı? Lazım. O riyazatsız, o hale kavuşulur mu? Hayır. Hiç de mesele toparlayacak olursak, Hazreti Peygamber'in peşinden giden veliullahın da, geçmiş peygamberlere sunulan gök sofraları gibi, onlar da sunuldu, görülmüş. Vakti ki, Musa aleyhisselam kavminin bu edepsizliğinden sonra, Cenab-ı Hak, İsa aleyhisselam'ı göndermiş. Ve, sonra İsa şefaat etti.
Yani İsa aleyhisselam, geldiğinde yine şefaat etti. Ve Tanrı yine sofra yolladı, tabak tabak ganimetler gündü. Ve Cenab-ı Hak, İsa aleyhisselam'ın duasının bereketine, yine ne yaptı? Gökten sofra indirdi. Bu nasıl oldu? İsa'nın havarileri biliyorlardı ki, Musa'nın kavmine, böyle sofra inmişti. Ve Musa aleyhisselam'ın kavmine böyle sofra indiğini bildiğinden dolayı, Hazreti İsa aleyhisselam da beni İsrail peygamberi. Kendi peygamberlerinin üzerinde şüpheleri var. Kendi peygamberlerinden mucize bekliyorlar. Ve havariler dediler ki, Ya Musa, hani bizim kulağımıza çalındı, biz biliyoruz, eski ahipte de yazıldı ki, Musa'nın kavmine Cenab-ı Hak cennet nimetiyle nimetlendirdi. Onlara gökten sofra indirdi. Allah'a niyaz et de, bize de Cenab-ı Hak gökten sofra indirsin.
Ve Musa aleyhisselam, Kur'an-ı Kerim'de onlar için yok, siz haddi aşanlardan oldunuz. Ve Cenab-ı Musa, abdest alıp hemen kıbleye yöneldi, Allah'a hakikati de namaza durdu. Namaza durunca, namazda uzun uzun Allah'a dua etti, ve Cenab-ı Hak'a yalvardı. Ve Cenab-ı Hak da, havarilere gökten sofra indirdi. Ve havarilere dedi ki, ey havarilere, bu Allah'ın bir lütfu, ikramıdır. Sakın ha, ertesi gününe bu yemekten ayırmayın. Yediğinizi yiyin, yiyemediğinizi fakire, fukaraya verin, dağıtın. Bu eksilmez, bu devamlıdır. Bu her gün bize gelicidir. Sakın nefsinize uyup da, ertesi güne bundan saklamayın. Ertesi güne saklamayın. Kuyunun suyu çekildikçe, kuyunun gözenekler açılır.
Sen parayı harcadıkça, para gelir sana. Sen cömertlik yaptıkça, yenisi gelir. Sen cömertlik yapmazsan, yenisi gelmez. Kuyuda su çekersen sen, kuyunun gözenekler açık olur. De onun taze su gelir. Sen arının peten alıp sağarsan, arı yeniden bal yapar. Sen arının peten alıp sağmazsan, arı tembel eşir, yeniden bal yapmaz. O zaman sen arıyı sağman lazım. O zaman sen kuyudan suyu çekmen lazım. O zaman sen o aşağıdaki kuyudan, o akarsudan çekmezsen, kuyunun gözenekleri tıkanır. Bunun gibi, Hz. İsa dedi ki, bu devamlıdır. Bu eksilmez. Cenab-ı Hak bunu her daim ve ertek bize. Taat'ı var. O yüzden siz edepsizlik etmeyin.
Küstahlık etmeyin. Allah'ın emirlerini yerli yerinde, yerine getirin. Sakın ha nefsini duyanlardan olmayın. Ama küstahlar gene edebi terk ettiler. Küstah hep edebi terk ederdir. Çibirliler edebi terk ederdir. Nankörler edebi terk edenlerdir. Vefaslılar edebi terk edenlerdir. Onlar edebi terk ederler. Sen edebi terk edersen, sana nimet kesilirsin. Sen edebi terk edersen, sen nail olduğun güzellikleri kaybedersin. Sen edebi terk edersen, sana Allah'ın bahşetmiş olduğu şeyleri, Cenab-ı Hak senden alır gider. Aslında onu senden alıyorsa, seni sevgilendir gene. Sana şefkat de kadınlandır. Diyor ki, Ey ahmak kulum, ben sana merhamet ettim, lütfettim, ikram ettim, ihsan ettim.
Sana sundum nimetlerini. Ama sen nimetlerime karşı nankörlük ettin. Sen nimetlerime karşı hainlik ettin. Sen nimetlerime karşı vefasızlık ettin. Ve böylece bana nankörlük etmiş oldun. Bana vefasızlık etmiş oldun. Bana hainlik yapmış oldun. Senin elinden bu vermiş olduğun nimetleri ben şimdi aldım. Diyorsa, sen ona yine şükret. Yine ona hamd et. Sana şefkat yok adı bu. Ama sen küstahlığına rağmen, senin nankörlüğüne rağmen, senin vefasızlığına rağmen, hala da işin hakkın gidiyorsa, hala da sen nimetin içerisinde boğuluyorsan, bil ki sen firavunlaşma yolundasın. Bil ki sen nemrutlaşma yolundasın. Tabiri caizse Cenab-ı Hak senin nefsinin çilbirini bırakıverdi.
Tabiri caizse sen çilbirsiz beygire benzedi. Tabiri caizse sen semersiz eşeğe benzedi. Attı seni, azatlayıverdi seni. Sen azatla meşek oldun, gittin. Sahipim de yok, çilbirim de yok, severim de yok senin. Senin ayağından alçakçak olan da yok. Sen azatla meşek oldun, çıktın. Vur nefsine nasıl oluyorsan vur. Senin Cenab-ı Hak tabiri caizse huzurdan kovuverdi. Senin Cenab-ı Hak kapının dışına bırakıverdi. Senin Cenab-ı Hak azgınlığın, sapkınlığın içine bırakıverdi. Bu işin daha da kötüsü. Bu işin daha da şergesi. Eğer senin nimet evinden alsaydı şefkat tokadı olacaktı, uyanacaktın sen. Sen düne kadar senin işin asan giderken, asan gitmiyorsa şefkat tokadı, tövbeye gel. Şefkat tokadı, kendini topla, helallaş.
Kime haksızlık yaptın, kime yanlışlık yaptın, kime eksiklik yaptın, kimin kötü nazarını aldın, kime ne yaptıysan helallaş derler toparlar. Sen şefkat tokadını anla. Senin normalde düz yolda giderken eğer ki ayağın aksadıysa, bunun hepsinden bil hemen tövbe et. De ki ben Rab, ey Rabbim ben nefsime uydum. Ben kendime zulmedenlerden oldum, beni affetler. Adem Aleyhisselam'ın duasına devam et. Peygamberlerin duasına devam et. Allahu la ilahe illallahü ente subhane ki inni kültümüne zalimimler. Ya Rab ben zalimlerden oldum, ben hainlerden oldum, ben vefasılardan oldum, ben nankörlerden oldum, ben hafet etmeyen, şükür etmeyen gafil kullarından oldum, beni affetler. Senin ayağına bir çelme takılması, senin yoluna bir taş çıkması Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı bu manada.
Cenab-ı Hakk'ın sana şefkat ve merhamet muamelesi. Oysa ahmaklar, gazdiler derler ki bizim işimiz bozuldu, yolda giderken işimiz penşan oldu. Sen sakın ha, onu Allah'ın bir azabı, Allah'ın bir gazabı gibi görme. O şefkat ve merhamet sana. Titre kendine dön. Şükret, tövbe et, dön kendine. Allah'ın zikret, abdestini anlamazını kıl, dön kendine. Cenab-ı Hak sana bir hastalık vermiş, bir musibet vermiş, bir sıkıntı vermiş, bir dert vermiş, bir daraltı vermiş. Sana bir problem senin önüne koyduysa, sen tövbe et, dön. Hamd et, dön. Cenab-ı Hak'ın sen kıymetli kulusun. Cenab-ı Hak'ın sen değerli kulusun. Cenab-ı Hak'ın sen sevgili kulusun. Seni bataklığın içine atmıyor.
Seni sapıklığın içine atmıyor. Seni nankörlük delyasının içine atmıyor. Seni kibirlilik deryasının içine atmıyor. Seni ben bilirim deryasının içine atmıyor. Seni öyle bir noktaya getiriyor ki, senin ayağını bir taş aldıranaktan, sana bir sıkıntı vererekten kendine döndürüyor. Diyor ki, ey ahmak kulum, ey akılsız kulum, ey gaflete düşen kulum. Kendine gel, ben varım. Kendine gel, bana dön. Bana döndürüleceksin zaten. Ama şimdiden bana dön. Bu Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanıdır. Bizim edepsizliğimize, küstahlığımıza, nankörlüğümüze, yanlışlığımıza karşı Cenab-ı Hak merhametini, şefkatini, Cenab-ı Hak lütfunu, ikramını sergiliyor bize. Eğer başımızda bela, müsübet, sıkıntı, dert, daraltı yok ise, eyvah eyvah, eyvah eyvah.
Sen firavun olmaya yol tutmuş senin nefsin. Nemrut olmaya yol tutmuş senin nefsin. Ve sen şöyle düşünüyorsun. Ben hiçbir hata yapmadım lan benim işim azam oldu. Ben çok akıllıyım, o yüzden işim azam oldu. Ben her şeyi yerli yerinde yapıyorum, o yüzden işim azam oldu. Ben çok gayret sarf ettim, çok çalıştım. O yüzden işim azam oldu. Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı yok yani. Sen çok akıllısın. Sen çok iyi ticaret biliyorsun. Sen çok iyi matematik biliyorsun. Sen çok iyi muhasebe biliyorsun. Sen çok iyi fizik, kimya biliyorsun. Senin yaptığın işi hiç kimse yapamıyor. Sen öylesine büyük şeyhtsin, öylesine büyük dermişsin, öylesine büyük tüccarsın, öylesine büyük amirsin, memursun, her neyse.
Sen öylesine her şeyini mükemmel yapıyorum ki, senin hiçbir işin azam gitmiyor. Azam gidiyor, hiçbir işin eksik gitmiyor. Ve sen kendi nefsini dev aynasında görmeye başlıyorsun. Firaun yokuş yukarı giderken onun arka ayakları uzardı. Firaun yokuş aşağı inerken de atının ön ayakları uzardı. Ve Firaun böylece kendi ilahlığını ilan etti. Dedi ki ben ilahım, görmüyor musunuz? Benim atım yokuş aşağı inerken ön ayakları uzuyor, atım yokuş yukarı giderken arka ayakları uzuyor. Her şeyi asam, yeryüzünde dolaşan yarı ilah o. Nemrut da öyle yapmadı mı? Nemrut da öyle yaptı. Ateşi yaktırdı, dedi ki ben istediğimi cezalandırırım. İstediğimi de affederim.
O Mersin tarafında cennet, cehennem mağarası o yüzden var. Cehennem mağarasına ateş yaktılar, cennet mağarası da filmin park, yeşilliklerin içerisinde durdular. İstediğini cehennem mağarasına atardım. Bakın işte ben de ilahım, dünyadaki insanları cezalandırırım. Attım onu cehennem mağarasına, cehir cehir yandı. Feryat figan yananların orada. Öbür tarafta da cennet mağarası var, vadisi var. Açıyor onu cennet vadisini. Aha diyor o cennetin de burası. O cennet vadisinde ceylanlar, kuşlar, çiçekler, sofralar kurulur. Uyan, şimdi de cennet vadileri var. Dünya üzerinde. Şimdi de cehennem vadileri var. Dünya üzerinde. Şimdi de sen hayatını cennet hayatı gibi yaşıyorsan aman dikkat et kendine.
O zaman da İbrahim ateşe atıldığında Sare annemiz attı kendini ateşe. İbrahim'e aşık. Aşık İbrahim'e. İbrahim ateşe atılınca dayanamadı o da kendini attı ateşe. Benim sevgilim ateşteken ben nasıl dışarıda dururum dedi. Benim, beni çok yaralardı. Ve gerçek seven olarak görürüm ben Sare annemizi. Ve Hazreti İbrahim aleyhisselam da Sare annemizi yanından hiç ayırmadı.
Ardından Hacer'i alsa dahi Sare'yi yine yanından ayırmadı. Hacer'i aldı. Hacer'den İsmail oldu. Sare'yi yanından ayırmadı. Sare onun gözünün nurudur. İlk göze alsıldı. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin Hatice'si gibi. Sare kendini ateşe attı. Attı kendini ateşe. Tutmadı kendini dışarıda. İbrahim ateşe, o da ateşe. Ve Sare annemiz ateşin içerisine girdiğinde baktı ki, içerisi gürlük güristanlık. Annesine seslenmeye başladı. Anne gel ne olursun. Burası ateş gibi görünse de ateş değil. İçerisi gürlük güristanlık. Ama bütün İbrahim'e inananlar da dahil Sare'nin annesi de dahil. Dışarıdan ateşi gördüler de, manadaki, o içerideki gürlük güristanlık bahçeyi görmediler.
Ve hiç kimse kendisini ateşe attı mıdır? Bir tek Sare annemiz attı. Şefaatü üzerimiz olsun. Ve bütün geride kalan, o iman ettim diyenlerin hiçbirisi de, İbrahim yandı gitti, kül oldu dediler. Ama İbrahim aleyhisselam, Cenab-ı Hak ateşin içerisinden kurtarıverdi. Dedi ki, ey İbrahim sen burada durma. Burada sana inandık dediler, hepsi vefasız bunların. Sana inandık dediler, hepsi nankör bunların. Sana inandık dediler, hepsi de hain bunların. Sana inandık dediler, gerçekte bunlara iman etmemiş olanlar. Sen peygamberlerin büyüğüsün, azimisin. Sen buralarda durma dediler. Cenab-ı Hak İbrahim aleyhisselam'ı hicret emniyle hicret ettirdi Mısır'a. Mısır'a gitti, Cenab-ı Hak orada ona tekrar ihya etti.
Mön mülk verdi, han hamam verdi. Her şeyini yeniden verdi. İşte nankörler, edepsizler, edepsizler, edepsizler maaşanlar. İsa aleyhisselam'ın havarileri oldu. O havariler, o kalan yemekleri ayırdılar. Kendine fislenme, ertesi gün yeriz dediler. İsa'nın emrini yerine getirmediler. İsa aleyhisselam'ın sözünü yerine getirmediler. Onun emrini, sözünü yerine getirmemekle küstahlık yaptılar. Nankörlük yaptılar, hainlik yaptılar. Cenab-ı Hak yine gökten inen sofranın yolunu kesti onlara. Küstahlar gene edebi terk ettiler. Dilenciler gibi sofradan artanları aşırıdılar. İsa onlara yalvardı.
Bu boyuna gelir, yeryüzünden eksik olmaz dedi. Unu bir kişinin sofrası başında ona karşı kötü zamda bulunmak, harisliğe kalkışmak, küfürdür dedi. Sen öyle bir unu kişinin sofrasına oturmuşsun. Padişahlar padişahının sofrasına oturmuşsun. Padişahlar padişahının sofrasında hainlik yapmak, padişahın sofrasında nantörlük yapmak, padişahın sofrasında Ali Cengiz oyunu oynamak küfürdür. O rahmet kapısı, bu görmedik yoksun suratların tamahları hırsları yüzünden yine kapandı onlara. O rahmet kapısı hırs'tan, hırs ve tamahtan. Rahmet kapısı neden kapanırmış? Hırs ve tamahtan. Rahmet kapısı aptallıktan ve salaklıktan kapanır. Rahmet kapısı bu manada nankörlükten kapanır. Allah muhafaza eylesin.
Ve Hazreti Mevla'na devam ediyor mesnevisinde. Ümmet-i Muhammed'e bir işaret veriyor. Diyor ki zekat verilmeyince bulut gelmez. Yağmur yağmaz. Zina yüzünden de etrafa veba ayırılır. Hadis-i Şevt Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'ye diyor ki eğer zekatlarınızı vermezseniz Cenab-ı Hak kökten rahmetini yendirmez. Eğer zekatınızı vermezsen topraklar yiyecek bitirmez. Zekatlarınızı dürt düzgün verirseniz Cenab-ı Hak gökten rahmet indirir. Gökten rahmetini indirince topraktan bin bir çeşit meyve sebze çıkar. Gökten rahmet inmezse topraktan hiçbir şey çıkmaz. İşte zekat vermek edeptir. Zekat vermek bolluk berekettir.
Eğer sen kazancının zekatını vermezsen sana rahmet yağmaz. Seninle beraber o beldeye de yağmaz. Eğer sen zekat vermediğin halde senin malın paramporunu atıyorsa bil ki sen firavunluya doğru yol biliyorsun. Zekat vermediğin zaman sende bir eksiklik noksanlık varsa şefkat ver, hamet bu. Aman zekatını düzgün hesapla, fazlasınla ver. Fazlasınla ver. Beş lira vereceksen altı lira ver. Cenab-ı Hakk'ın rahmet kapısını tıkla. O para senin değil, o para fakir fukaranın sana geçici olarak verilen, emanet gibi verilen para. O para senin değil, o mal senin değil, o mülk senin değil. Allah fakir fukarayı senin üzerinden, senin elinden rızıklandıracak. O parayı kendinin görürsen sen, senin gözüne batar.
O parayı kendinin görürsen kalbine batar senin. O parayı kendinin görürsen sen yerle eleksan olursun. Allah muhafaza eylesin. Zekat verilmezse Cenab-ı Hak bereketini keser. İhsanın lütfunu keser. Zina çoğalınca da veba artar diyor. Hastalık artar. Çocuklarınızı genç yaşta evlendirin. Kızlarınızı istediğin bir erkek varsa onunla evlendirin. Oğullarınızı evlendirin. Evlenme çağına gelmiş olan çocuklarınızı evlendirin. İnsanların evlenmelerini kolaylaştırın. Nikahlanmalarını kolaylaştırın. Zinaya gitmelerini önleyin zina haram. Şöyle düşünme. Benim kızım iki üç sefer görürsün konuşsun anlatsın bakalım canım. Anlaşırlarsa evlendireyim deme.
Benim oğlum üç beş gün konuşsun çıksın gelsin gitsin yesin içsin koklasın da sonra evlendireyim ne düşünme. Zinaya kapı açma. Zinaya kapı aralama. Anneler babalar evlenme çağına gelmiş olan çocuklarınız evlenmeyi istediklerine onları evlendirmeniz vacip. Bazı imanlara göre farz acele ediniz evlenme çağına gelen çocuklarınızı evlendirmekte. Acele ediniz öbürlerinizi gömmekte. Acele ediniz borcunuzu ödemekte. Acele ediniz namazınızı kılmakta. Acele ediniz hayır hasenet işlemekte. Adı şerif mehirleri yüksek tutmayın. Nikahla evlenmeyle alakalı işlerin yoluna yolu yokuşa vurmayın. Kolaylaştırın.
Şunu diyebilirsiniz. Kolaylaştırıyoruz ucuz diyor. İşte kale alınmıyor kıymetsiz deniyor olsun. Siz sünneti uydalayın. Siz zinadan korkun. Kızlarınızın ve oğlanlarınızın zinaya düşmesinden korkun. Düşünebiliyor musunuz? Kızının zina yapmış. Mahşer halkının önünde köpekler gibi çatışmış vaziyette halk olacak. Oğlunun zina yapmış. Bütün mahşerin önünde köpekler gibi çatışaraktan halk olacak. Ya Rabbi hepsinde günahlarını affeyle. Ümmet-i Muhammed'i bu haliyle hallendirme. Ümmet-i Muhammed'i bu haliyle o peygamberlerin önüne rezil zebil etme. Hepsinde günahlarını affet ya Rabbi.
Kıymetli dostlar. Zina bir memlekette artar sonra da hastalık bitmez. Zina yapanların hastalıkları bitmez. Zina yapanların hepsi de hastadır. Hasta. Bedeni hastadır. Kafası hastadır. Kalbi hastadır. Zina yapanların kafayı değildir. Bedenleri yerinde değildir. Kartları yerinde değildir. Çatallıdır her şeyleri. Tövbe edip geri dönenler müstesna. Tövbe edenler hiç günah işlememiş gibidir. Zinaya devam edenlerin günahları aff olmaz. İçki içmeye devam edenlerin günahları aff olmaz.
Onlar asla cennetin yüzünü görürüzler. Tövbe edip geri dönecekler. İşte Hz. Mevlana diyor ki zina yüzünden etrafa veba ayrılır. Senin zina yapmaman önemli değil. Komşun yapıyorsa, arkadaşın yapıyorsa, etrafın yapıyorsa o hastalık sana bulaşır. Mahallede zina yapan varsa o hastalık sana bulaşır. Senin dükkanında zina yapan varsa hastalık sana bulaşır. Bana ne demez senin yanında çalışsa da bir kimse. Sen onun zina yaptığını görüyorsan, anlıyorsan, sen orada bile bile onu çalıştırıyorsan, onun zinasına destek oluyorsun bana ne deme. Hastalık sana da bulaşır. Bereketsizlik sana da bulaşır. Lütufsuzluk, ikramsızlık sana da bulaşır. Nankörlük, vefasızlık sana da bulaşır.
Bile bile bana ne deme. İnsanların başına ne geliyorsa bana ne cilikten geliyor. Bana ne ya konuşuyorsan. Bana ne deme, sana ne. Bana ne dersen sana bulaşacak o. Bir edepsizliğe gözünü yumarsan o edepsizlik sana bulaşır. Hırsızlığa göz yumarsan senin malın alın götürürler. Sen bir kimsenin edepsizliğine göz yumarsan o edepsizliğe sen de uçar olasın. Bir kötülüğü gördüğünüzde mümkünse eliniz de, mümkün değilse diliniz de, o da mümkün değilse kalben buz ederekten önlemeye çalışınız ki bu imanın en zayıf noktasıdır. Sen zina yapanın bile bile göz yumaması. Tavsiye edeceğin şey şu, evlen hemen nikahını kıy. Evlen kardeşim nikahını kıy.
Annem babam ne der? Ya böyle daha büyük günahı kebayı. Günahı kebayı. Sen annem babam ne der diyerekten, babam ne der diyerekten günahı kebale devam et. Git annene babana söyle. Kız erkek önemli değil. Ben filancayla evlenmek istiyorum beni filancayla evlendirin. Evlendirmiyorlar. Ya vazgeçteceksin. Vazgeçteceksin. Ben seninle evleneceğim. Sen de onunla evleneceksin. Diyeceksin gideceksin annesinin babasının karşısına, kızın annesinin babasının karşısına. Erkeksen. Selamun aleyküm aleyküm selamun.
Ben kızınıza talibim. Onunla evlenmek istiyorum. Bizi evlendirin. Bizi evlendirin. Bitti. Bir anne baba dönecek, kızına diyecek. Kızım bununla evlenmek istiyor musun sen? Gerçekten evet. Evlenecek gidecek. Esnektir köstekte kız çıktı dedi mi? Kızın aklını başına topla. Evlenecek sen dostlar evlen. Gayrı kupak iş yapma. Arkadan dolanarak iş yapma. Derviş kardeşler. Arkadan dolanarak iş yapmayın. Biz birisiyle gidin annesinden babasından iste. Git iste. İsteyenin bir yüzü ver, birinin iki yüzü karı olsun. Git iste. Sen yiğitliğini göster. Kızla evlenecek misiniz? Annenize babanıza söyleyin.
Bu filanca gerçek beni isteyecek. Baba beni onunla evlendir. Anne ben onunla evlenmek istiyorum. Beni onunla evlendir. Delikodu yapmayın. Laf dalaştırmayın. Laf kaynatmayın. İnsanların namusuyla, ahlakıyla oynamayın. Evlenecek olan insana yol açık. Zina yapmayın. Zinadan uzak durun. Hazreti Mevlana diyor ki Zina. Yayılırsa hastalık yayılır. Hastalık yayılır. Bu hastalık zahiri değil sadece. Manevi, batili bu hastalık. Bu hastalık bir ülkenin üzerine çöker. Bir merdenin üzerine çöker. Bir memleketin üzerine çöker. Bugün başımızda terör var ise, bugün başımızda belalar, musibetler, sıkıntılar var ise, bütün millet olarak, tövbe edin kendimizi toparlamamız lazım.
başımıza neden bunlar musallat oldu? Neden helikopterimiz düşüyor? Neden uçağımız düşüyor? Neden askerimiz şehit ediliyor? Neden polisimiz şehit ediliyor? Tövbe edip geri dönmemiz lazım. Biz nerede yanlış yaptık? Biz nerede yanlış yaparak da bunlar bizim başımıza musallat oldu? Biz zinayı mı serbest bıraktık? Biz içkiyi mi serbest bıraktık? Biz kumar mı serbest bıraktık? Biz ne yapıyoruz? Kendimize gelelim. Biz ne haldeyiz? Kendimize gelelim. Evet terör terör. Biz ne yaptık? Terörist başını idam edilmesin diye yasa çıkarıldığında biz ne yaptık? Yollara düştük mü idam edilsin diye? Biz yollara düştük mü zinacıları idam edilsin diye? Biz yollara düştük mü tecavüzcüler idam edilsin diye?
Biz yollara düştük mü uyuşturucu satanlar, üretenler idam edilsin diye? Biz yollara düştük mü hapsız yere kim öldürüldüyse öldüren idam edilsin diye? Yollara düşmedik. Biz bir kuruş maaş azaldık diye yollara düştük. Biz beş kuruşumuzu aldılar diye yollara düştük de namuslarımız heba olduğunun için yollara düşmedik biz. Irzalımız heba oldu, yollara düşmedik biz. Bizim kadınlarımızın, kızlarımızın başörtülerini kapılarda sıyırdılar, attılar, biz yollara düşmedik. Bizim camilerimizi kilitlediler, yollara düşmedik biz. Bizim tekkelerimizi kilitlediler, yollara düşmedik biz. Bizim medenselerimizi kilitlediler, yollara düşmedik biz. Ama bir tütün parası için yollara düştük biz.
Bir siyasetçi için yollara düştük. Birisi bir şapka aldı, kurtaracağım sizi dedi, yollara düştük biz. Birisi neyin şapkası koydu, kurtaracağım dedi. Birisi de gitti, bir melal şapka koydu kafasını, kurtaracağım dedi. Biz onların peşine yollara düştük. Dinimiz, namusumuz giderken yollara düşmedik biz. Düşmedik. Vatanımız parçalanırken yollara düşmedik biz. Memleketimizi içten dıştan yerlerken yollara düşmedik biz. Düşmedik. Hala daha düşmeyiz biz. Biz hala daha düşmeyiz. Bir asker şehit on üç gün bağırırız. Vatan bölünmez, şehitler ölmez. Ha oldu bitti. Bir saat sonra herkes var, kızı alpapazı. İki saat sonra dansörler oynuyor televizyonda.
O şehidin ailesinin ciğerine ateş düştü. Kimin aklında? Kimsenin aklında değil. Bir saat sonra hemen bir televizyonda dansörler oynuyor, şarkıcılar kaynıyor. Satılıyormuş kimin umrunda? Gelereler cayır cayır çalışıyor memlekette. Barhadeler cayır cayır çalışıyor memlekette. Bütün diskotekler cayır cayır çalışıyor memlekette. Bütün fuhuş yuvaları cayır cayır çalışıyor memlekette. Kimin umrunda? Hastalık artar. Bela, musibet artar. Artar. Bir kuruş maaşlarından kesseler var ya birilerinin. Herkes ona çıkar. Bir zam yapmasınlar da bir görsünler. Bütün memurlar yolda.
İşçilere bir zam yapmasınlar bak. Bütün işçiler protesto'da. Üniversiteden yürüyorlar. Neden? Harçlar için. Harçları kaldırdı. Namuslar nerede? Geçen gün birisi gelmiş. Hacı abi ne olursun, ne olur? İşte üniversitede bulunduğun sen ne? Görükler. Görükler'deki üniversitede okuyan kızlar oralarda barlarda satılıyor. Böyle baktım. Müstahat bize. Neden böyle diyor? Biz namusumuz için yürümedik ki. Biz izzetimiz, haysiyetimiz için yürümedik ki. Biz din adamlarımız için yürümedik ki.
Biz alimlerimiz için yürümedik ki. Bir gecede, bir perdede 300 alim birden astılar. Ertesi sabahın kimsenin umurunda olmalı ki. Milletin sokaklarında dar ağaçlarına sallandırdılar. Kim ne dedi ki? Aha daha dün 28 Şubat oldu. Kim ne dedi ki? Allah'ı zikredenler, toparlanıp götürüldü, sorgulandı. Kim ne dedi ki? İki gün, üç gün istedikler de yerde tuttular. Kim ne dedi ki? Kimin umuruna girdi? Beni aldılar kaç sefer, kendimden pay biçiyor. Kimin umurundaydı ki. Şimdi alsalar götürseler ne olacak? Kime kimsenin umurunda? Millet diyecek ki, dilin sivriydi zaten. Başına geleceğim belli. Biz ona dedik, böyle konuşmadı yani. Bitti.
Bu sivri dilli topu olacak. Hocam sen melami değilsin. Neden? Sivri dillisin diyor bana. Pardon. Mevlevi değilmişim. Neden? Sivri dilliyim ben. Birisi de geçen gün ne yapmış? Ürkücüden mevlevi olur mu? Ben eski ülkücüyüm diyorum ya. Bence ki. İşte Hazreti Mevlana diyor ki, zina yüzünden etrafa veba yayılıyor. Veba ne biliyor musunuz? Kasıt ne biliyor musunuz? Veba. Vebanın o gün için tedavisi yok. Veba bir şehre girdi mi şehri helak ediyor. Vebanın dirbiyesi karantinaya alıyorsun. Karantinaya alarak da şehir komple, şehir komple ölüyor. Kurtuluş yok.
Bir şehirde, bir köyde veba hastalığı olduğunda şehri karantinaya alıyorsun. İçeri giriş, çıkış yasak. Komple ölüyor orası. Hazreti Ömer Efendimiz gidecek oluyor. Hazreti Ömer Efendimiz'i durduruyor sahabeler. Diyorlar ki ya Emre'l-Mülminin Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetler dedi ki, bir hastalık bir belde de varsa oraya ne girilir ne çıkılır. Senin girmen de çıkman da cahil değil diyorlar. Hazreti Ömer Efendimiz günlerce oturup ağlıyor bu hala. Veba. Yani tedavisi olmayan hastalık. Bir yerde zina artarsa tedavisi olmayan hastalığa düçar olursun. Bu hastalık zahir olacak diye şart yok. Bu hastalık vatini olabilir. Evlerinize dikkat edin. Evlerinize, eşlerinize, kızlarımıza, oğlanlarımıza dikkat edin.
Bu hastalığa düçar olmasınlar. Aile batar, sülale batar, akrabalıklar batar, dikkat edin. Mahalle batar, dikkat edin. Dikkat et. Kızını muhafaza et. Eşini muhafaza et. Dikkat et. Dikkat et. Allah muhafaza eylesin. Sana karaltılardan, gamdan ne çökerse, korkusuzluktan, küstarlıktan belirleri çöker.
Senin üzerine ne musibet gelirse, sen edepsizce yaşarsın ondan. Buldaki korkusuzluk Allah'tan korkmamak. Sen Allah'tan korkmazsan, senin üstüne karanlıklar çöker. Sen Allah'tan korkmazsan, senin üzerine dam kasaret çöker. Sen Allah'tan korkmazsan, sana cahillik çöker. Sen Allah'tan korkmazsan, sana her türlü maddi iman evi hastalık sana çöker. Senin başına ne gelirse, Allah'tan korkmamandan gelir. Başına ne gelirse, küstahlından gelir. Edepsizliğinden gelir. Allah muhafaza eylesin inşallah. Kim, dostun yolunda korkusunca yürürse, erlerin yollarını vurur. Aman değildir o. Sen bir mürşid-i kamirin elinden tuttuysan, sen bir tarikata girdiysen, sen Allah yoluna girdiysen, sakın o an, orada edepsizlik yapmaya kalkma.
Orada nankörlük yapmaya kalkma. Orada hainlik yapmaya kalkma. Orada edebini takın. Orada terbiyeni takın. Orada kork Allah'tan. Allah'tan korkusuzca davranma. Ben hem de içki içerim deme. Ben hem de kumar oynarım deme. Ben hem de zina ederim deme. Ben hem de yalan söylerim deme. Ben hem de gıybet ederim deme. Ben hem de iftira ederim deme. Edebini takın. Edepsizlik noktasına kendini düşürme. Hayasızlık noktasına kendini düşürme. Terbiyesizlik noktasına kendini düşürme. Eşeklik noktasını kendini düşürme. Düşürme kendini o halde. Düştüysen bir an önce tövbe et. Geri dön. Yola vuruculardan olma. Yola laf getiricilerden olma. Yola küf getiricilerden olma.
Yola leke getiricilerden olma. Yürüyemeyeceksen yolda yürüyen olur. Hiç yürüyeceğim diye yola çıkma. Yol, yolcu ister. Yolcu, vefalı olacak. Yolcu, dilayette olacak. Yolcu, istikamette olacak. Yolcu, terbiyeli olacak. Yolcu, Kur'an ve sünnete sımsık yapışacak. Yolcu, eli tuttu mu bırakmayacak. Yolcu, ihanet etmeyecek hiç. Hainlik etmeyecek. Yola leke getirmeyecek hiç. Kaşını dahi kaldırmayacak. Gözünü dahi kaldırmayacak. Ola ki yanlış anlaşılırmayacak. Elini gerçekmeyecek. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hizmetleri, Kur'an ve sünneti diyor, azın işlerinizle sıkın. Öyle tutun. Yolu azın işlerinden kavrayacak. Kur'an ve sünneti azın işleriyle kavrayacak.
Yolda öyle yürülecek o kimse. Şu gök, edep yüzünden ışıklarla toplulu bir hale gelmiştir. Melek, edep yüzünden suçtan alınmıştır, temiz olmuştur. Etrafında bir güzellik varsa, edepledir. Göğün rengarenk oluşu, süzülmesi edebindendir. Yıldızların rengarenk, çoşu, huruş içerisinde dönmeleri edebindendir. Meleklerin, pibi fark, nurdan yaratılmaları edeplerindendir. Edeb, nurdan tatiymiş. Edepli ol, diline sahip ol, gözüne sahip ol. Edepli ol, eline sahip ol, ayağına sahip ol. Edepli ol, aklına sahip ol, kalbine sahip ol. Edepli ol, etrafına asla zararlardır. Edepli ol, terbiyeli ol, kibirli olma, nankör olma, vefasız olma, hain olma, edepli ol. Lütuflu davran, hamd edenlerden ol, tövbe edenlerden ol, teşekkür edenlerden ol.
İkram edildiğini bil. Edebini asla asla kalbinden eksik etme. Aman, kimseye tepeden bakma, kimseye yanlış bakma, kimseye eksik bakma, satın, satın, hainliye uğra, hainlik yapma. Vefasız diye uğra, ama vefasız olma, ama sen olma. Sen tuttuğun eli bırakma, sen durdun yoktada dur, sen istikametli ol, Allah bizi onlardan eylesin.
Bak, melekler edeb yüzünden tertemiz olmuşlar. Sen de öyle edebli ol, meleklerden üstün ol. Sen edebini takınırsan, meleklerden üstün olursun. Sen halife olarak yaratıldın. Kendini bataklığın içine atma. Sen halife olarak yaratıldın. Kendini pisliğin içine atma. Sen halife olarak yaratıldın. Muhammed-i Mustafa'ya ümmet olarak yaratıldın. Muhammed-i Mustafa'ya layık, ümmet olma yolunda gitti. O Muhammed-i Mustafa seninle övülsün. O Muhammed-i Mustafa seninle övülsün. O Muhammed-i Mustafa mahşerde, yüzü af af çıksın meydana. Desin ki işte benim ümmetim bu. Desin ki işte benim ümmetim bu. Desin ki işte benim ümmetim geliyor. O çıksın yine.
Başını hoşçtın senin. Sarını düzeltsin. Yüzünü hoşçtın senin. Gözünü yaşını silsin. Allahümme sallallâ seyyidine ya Muhammed dedinler. Tıp bak gözünün önüne gelsin. Desin ki buradayım ümmetim. Geldim. Söyle bana derdini. Hadi beraber ağlayalım desin. Hadi beraber haykıralım desin. Hadi beraber yürüyelim desin. Düşsün senin önüne. Onun bastığı adı bulamaz. Onun gittiği yoldan git. Onun tozuna kurban ol. Onun nefesine kurban ol. Onun gittiği yolun hayaline kurban ol. Öylesin edepli ol ki senin elini bırakmasın. Öylesin edepli ol ki senin elinde hep elin üstünde olsun. Öylesin edepli ol ki hep gözünün içine baksın. Desin ki bu zamanda sen nasıl büyümetsin.
Öyle edepli ol. Öylesin edepli ol ki melekler seninle ölüsünler. Öylesinler kendi kendilerini paralasınlar. Desinler ki ya Rabbi bu seni nasıl seviyor. Melekler kendi kendilerini yıtsınlar. Başlarını gözlerine çıkartınlar. Desinler ki böyle aşık kulların mı var senin? Biz bunu bilememişiz. Biz bunu tanıyamamışız. Nice aşık kulların varmış senin. Sen bilenlerdensin. Sen azimsin, keremsin deyip. Seni gördükçe onlar hamdlerine harçlasınlar. Edeb, edeb, nurdan tacıdır. Nurdan tac. Edeb sadece süsmak değildir. Haramlardan uzak durmaktır. Haramlardan uzak durun. Haramlara yanaşmayın. Haramlara ilişmeyin. Haramlara yaklaşmayın.
Helal daire hepinize yeter. Hepinize yeter. Hepinize yeter. O yüzden haramla iştikam edelim. Edebi yoktur. O edep perdesini yırtmıştır. Dilin edebini takının. Haram konuşmayın. Gözün edebini takının. Harama bakmayın. Kulağın edebini takının. Haram işittirmeyin. Eğin edebini takının. Harama elinizi uzatmayın. Ayağınızı edeplendirin. Harama doğru yürütmeyin. Kalbinizi edeplendirin. Kalbinizde hep Allah sevgisi olsun. Kalbinizde hep Muhammed-i Mustafa hayali olsun. Kalbinizde başka bir hayal dokunmasın. Kalbinizde başka bir sevgilin dokunmasın. Kalbinizde bir sevgilin olacaksa o Allah olsun. Kalbinizde bir hayal olacaksa o Muhammed-i Mustafa olsun.
Gözünüzü Allah'a dikin. Gözünüzü Muhammed-i Mustafa'ya dikin. Edebin en âlâsı odur. Gözünüzü Allah'a dikin. Edebin en kutsalı ve makbulü odur. Allah bizi o edeb ne edeplenenlerden eylesin. Güneşin tutulması küstahlık yüzündendir. Azazi küstahlığın fervasında yüzünden kapıdan sorulmuştur. Rivayet edilir ki güneş kendini çok met etmiş. Rivayet edilir ki güneş çok kibirlenmiş. Rivayet edilir ki güneş var mı benle de haşranı yüce demiş. Cenab-ı Hak ayı getirevermiş önüne. Önüne ayı getireverince güneş tutuluvermiş. Güneş tutuluverince yani dünyaya ışığını göndermeyince o zaman utanmış. Tövbe etmiş. Ya Rabbi demiş. Sen Haluk yüzü celalsın. O yüzden her güneş tutulmasında Hazreti Peygamber dua eder.
Her ay tutulmasında Hazreti Peygamber dua eder. Küstahlık, küstahlık seni al aşağı eder. Küstahlık seni yerle yeksan eder. Küstahlık seni cennetten el ediyen kovdurur. Bak ne dedi şeytan? Dedi ki ben ondan üstünüm. Sen benim onunla mı eş tutuyorsun? Ben ateşten yaratılmayayım o topraktan dedi. Ve Adem'e secde etmedi. Küstahlık yüzünden ebediyen huzurdan kovuldu. Küstahlığından dolayı. Cenab-ı Hak bizi o küstahlığa düşenlerden eylemesin. Cenab-ı Hak nefsine bıraktıklarından eylemesin. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dediği gibi gözlerimizi açıp kapatıncaya kadar bizi nefsimizin eline bırakmasın inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi