mustafaozbag.org

15. Mana 4 kapı 40 Makam

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 21 Ağustos 2022 · 44:31

Euzübillahimineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftali zikr-i fâlevenle hû, Hak Muhammeden Resulullah, Cemiyen Enbiya'yı velmürselîn, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Selamun Aleyküm, Aleyküm Selamun Aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i, Kur'an ve sünnet-i seneye sımsık yapışmayı nasip eylesin,
Kur'an ve sünnet-i seneye yaşamayı nasip eylesin, Cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, Hakkı hak bilip hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihad eden kullarından eylesin, Allah hepinizden de razı olsun inşallah. E biraz üç beş dakika geciktik, bizim Hakan kardeş bir soru hazırlıyordu, onunla alakalı gene bir soru manzumesi öyle diyelim, onunla alakalı birkaç kelam ettik, hakkınızı helal edin inşallah.
Derdimiz tabi İslam dünyası yine, bu konuda iştahatla alakalı sorular hazırlıyor. İştahat edilmesi edilmemesiyle alakalı iştahat konusunu işleyeceğiz inşallah. Ne zaman soruları bitirdi, ondan sonra yeni bir konu açılacak herhalde bir hayli o konu gider gene. İnşallah onunla uğraşacağız Allah'ın izniyle. Güzel oluyor, iyi oluyor, farklı bir şey ondan sonra. Bir de kardeşler, arkadaşlar böyle farklı bir pencereden bir bakış açısı yakalanıyor. İnşallah faydalı olur. Evet, bu mesneviye devam ediyoruz. Dördüncü kapı, hakikatteyiz. Hakikatin sekizinci makamı, manayı bilmek, mana. Adem'den itibaren mana üzerinde bütün herkes kafa yormuş, bir şeyler yazmışlar, bir şeyler söylemişler.
Mana hep insanların ilgisini çekmiş. Girit meseleler, ne nedir, ne değildir. İnsanoğlu bunun üzerinde hep kafa yormuş, beyin yormuş, tabiri caizse üzerinde çok durmuşlar. Hala da mananın üzerinde, hani görünenin arkası, görünenin ayrı onun arkasındaki bilinmeyen. Onun arkasının ne manaya geldiğine dair onun hala da devam eder. İnsanoğlu, mananın ne olduğunu veyahut da bir şeyin manasının ne olduğunu, görünenin arkasında ne olduğunu merak eder insanoğlu. Bu bir taraftan zahirci dediğimiz kimseler oluşur, onlar direkt akıl üzerinden gider. Tabiri caizse, benim tabirimi hoş görün, akılperestlik yaparlar. Bir kısmı da aklı tamamen reddeder, aklı kenara koyar.
Sadece meselenin metafizik tarafından, mana tarafıyla ilgilenir. O farklı bir dünyada yaşar. Böyle hani ne şiş yansın, ne kebap yansın noktasında değilim. Burada gerçek manada, Kur'an ve sünnete dayalı bir sufi sistematiğinde ise akıl da lazımdır, mana da lazımdır. Çünkü manayı yorumlayacak olan, manayı tabiri caizse harfe çevirecek olan yine akıldır çünkü.
Çünkü akılsız bir mana aslında çok işe yarar bir şey değildir. Manasız bir akıl da çok işe yarar bir şey değildir. Ama mana bu noktada sufiler için muhakkak olması gereken bir olgu mudur? Evet, manasız bir sufilik, manasız bir din, daha da ilerisi, manasız bir din, yani batınsız bir din, manasız bir din, kemale ermemiş bir dindir.
Din manası var ise o zaman o manadan uzaksa o dinin dindarları onlar kemale ermemişlerdir o zaman. E şimdi de zaten bütün dünyanın en büyük handikapı bu. İsevilerde de, Musevilerde de, Muhammedilerde de mana kapısı kapalı. Yani, mana ile ilgilenen, mananın üzerine oturup düşünen, mananın üzerinde hareket eden çok az.
Bu genelde tarih boyunca bunun önderliğini sufiler yapmış. Ama ne yazık son dönem sufileri de bundan uzak. Ve bununla alakalı bir çalışmaları, bir gayretleri yok. Ve ne yazık ki İslam dünyasındaki sufi yapılanmaları da büyük bir çoğunluğu manadan uzaklar. Şimdi, böyle olunca da dünya tamamiyetle madde perestliğe doğru koşuyor.
Akıl perestliğe doğru koşuyor. Yani, madde perestlik Avrupa'da, Amerika'da, Batı'da bitti. Ama bizde madde perestlik en acımasız, en vahşi bir şekilde devam ediyor. Ve öyle bir açmazda ki İslam dünyası. Batı'nın bıraktığı madde perestliği, akıl perestliği, biz ne yazık ki yeniden, yeni bulmuş gibi, biz onu böyle sokakta bulmuş gibi alıp başımıza tac ediyoruz.
Oysa, mesela örnekliyorum bunu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hadis-i şerifinde peygamberliğin başlangıcını rüyaya bağlayıp, rüyayı peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz demesine rağmen, yani İslam dünyasında rüyaya karşı savaş açılıyor. Yani, çünkü rüya, mananın olmazsa olmazlarından. Bakın, rüya, mananın olmazsa olmazlarından.
Sizin, bizim, hepimizin peygamberi olan Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, rüyayı peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz derken, ne yazık ki bugün İslam dünyası rüyayı çöpe atıyor. Tabiri caizse, peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzünü de çöpe atıyor. Ve bunu tatlı bir şekilde inkar ediyorlar. Çünkü, bu manadan anlayan, bu mana denizine kulaç atacak olan kimseler yok denecek kadar az.
Böyle olunca, insanlar bunun cehaletini yaşayınca, onun düşmanı oluyor. Bilmediğinden dolayı onu reddediyor. Oysa, ahir zamanda ümmetimin görmüş olduğu rüyalar mübeşşirattandır dediğinde, sahabe soruyor, mübeşşirat nedir ya Resulullah? Salih kimselerin gördüğü sahih rüyalardır diyor. E şimdi, bu mübeşşirattan, yani müjdeleyen, insanları hakikate doğru yönlendiren, buna dahi insanlar, İslam dünyasındaki, kendisini alim gören, kendisini şeyh gören kimseler, bunu reddediyorlarsa, İslam dünyası manaya kapısını kapatıyor.
Kapatmış vaziyette. Bakın, kapatmış vaziyette. Siz bugün bir müftüye gidip, bir rüyanızı tevil ettiremezsiniz. Müftü olmuş ama. Yani düşünün, Bursa müftüsü, il müftüsü. Siz bugün Bursa il müftüsüne gidip, rüyanızı tevil ettiremezsiniz. Siz bugün, Türkiye'de, benim diyen bir şeyhe, rüyanızı tevil ettiremezsiniz.
Bakın, acı şeyler bunlar. O çok kalabalık müritleri olan bir şeyhe gidin, rüyanızı anlatın, rüyanızı tevil etmekten uzaktır. Ha bazı rüyalar vardır, hani tevhile ihtiyaç yoktur. Ve bazı rüyalar vardır. Sahibi için tevhili uygun değildir. Bunları kabul ederim. Bu sünnet-i seniyye ile de sabit zaten. Tevil edilmesi gereken rüya vardır. Tevil edilmemesi gereken rüya vardır. Bunu ancak rüya tevil eden kimse bunu idrak eder, anlar. İyi. Ama hiç rüya tevil edilmiyorsa, orada sıkıntı vardır. Ama ne yazık ki, bugün çok acı bir şey. Manaya kapısı açık olması gereken, sufi topluluklarının manaya kapısının açık olması gerekirken, en başta onlarınki kapalı.
Ve böylece İslam dünyası, kısır bir akılperestliğin pençesinde. Bakın, kısır bir akılperestliğin pençesinde. Ve bu çok üzücü, bunu tarikatlar, sufiler de ne yazık ki bu sıkıntının içerisindeler. Allah bizi affetsin. Oysa Cenab-ı Hak Lokman suresinde ayet 20, Allah size zahir ve batın nimetlerini bol bol vermiştir.
Ayette sabit. Demek ki Cenab-ı Hak hem zahir olarak, hem batın olarak bize bol bol nimetlerini vermiş. O zaman bu nimetin manasını veyahut da manadaki nimeti veyahut da batın nimetini biz ne kadar tanıyoruz, biz ne kadar biliyoruz? İslam dünyası bu ayeti kerimeyi nasıl anlıyor? İslam dünyası bu ayeti kerimeyi anlayıp ne yapıyor? Biz bırakalım İslam dünyasını, biz o zaman kendimize bakalım. Evet, Cenab-ı Hak demek ki hem zahir olarak, hem batın olarak nimetlerini bol bol vermiş. O zaman o batın nimetlerinden faydalanmak, o manadan faydalanmak, bütün ümmet-i Muhammed'e, bütün inananlara kapı açık.
Bakın, bütün kapı açık. Ebu Hureyre'nin söylediği bir söz var ya, Radiyallahu anh Hazretleri'nin, ben Resulullah'tan iki heybe veya iki ilim aldım, önümdekini bütün herkese saçtım. Eğer arkadaki heybeden bir şey söylesem, hani siz böyle işaret ediyor, Ebu Hureyre'nin kafasını keserdiniz manasında söylüyor. Demek ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bu ilmi ashabına öğretmiş, Ebu Hureyre'ye öğretmiş.
Veyahut da, o sır vermiş olduğu sahabe, Hüzeyfetül Yemani'ye vermiş. Demek ki, bu ilmi talim tedrisat ettirmiş. Hz. Ali Efendimiz'e talim ettirmiş. Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e talim ettirmiş. Hz. Ömer Efendimiz'e talim ettirmiş. Bazı sahabelere bu ilmi talim ettirmiş. Yani örneğin, hani meşhurdur ya, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri bir rüya görür. Rüya görünce, Hz. Ebu Bekir Efendimiz, ben tevil edebilir miyim ya Resulullah'ta? Demek ki, Hz. Ebu Bekir Radiyallahu anh Hazretleri'ne o terbiyeyi, o eğitimi ona vermiş. Demek ki, sufilikte bilhassa, mürşidi kamillik yolunda, kemale erme yolunda, manayı bilmek önemli bir makam.
Bu makama erişmeyen bir kimsenin, mürşidi kamillik iddiasında bulunması, fiililik, şeyhlik iddiasında bulunması, kocaman bir yalandan ibaret. O manayı bilecek ve o manayı tevil edecek. Eğer o manayı bilmiyorsa ve o mana tevili o kimsede yok ise, onun mürşidi kamilim, ben şeyhim, ben şuyum, ben buyum diye orta yere çıkması, kocaman bir yalancılıktan ibaret.
Allah muhafaza eylesin. Çünkü, Hz. Peygamber bunu öğretmemiş olsaydı sahabiye, biz diyecektik ki, bu ilim sadece Peygamber-i Zişan Efendilerimize ait, bundan sonrasına ait değil diyecektik. Ama velakın bu ilmi ashabına öğretmiş, ashabına buna aktarmış, ashabına öğretip, ashabına aktarınca, o zaman bu ilmi yok görmek, bu ilmi sırtımızı dönmek mümkün değil.
Allah muhafaza eylesin. Bakın, hani Miraç'ta, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, iki kadeh içki getiriliyor. Birisi şarap, birisi süt. Miraç esnasında henüz daha içki haram edilmedi, zahiri olarak. İçki haram değil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, kendisine ikram edilen iki kadeh içkiden süt olanını tercih etti. Ve sütü içti. Sütü içince, onu tercih edince, melek dedi ki, fıtratı irşad eden, Allah'a hamdolsun, eğer şarabı alsaydın, ümmetin azmıştı dedi.
Buhari-i Nesai-i Müslim. Sonra Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sütü ilme tevil etti. Buradaki fıtratı da ilme tevil etti. Bakın, süt, görüntüde madde ve bir içecek. Ve görüntüde madde içecek olmasına rağmen, ve rüyada veya miraç esnasında böyle bir şey görüldüğünde, sütün manası ilim olduğu, fıtrat olduğu, sütün manası.
Peygamberlerde bu ilim, bu hikmet hepsinde vardır. Hz. Muhammed-i Mustafa'da bu zirvedir. Bakın, süt burada ilme tevil edildi. Görüntüde süt, ama hakikati, onun manası ilim. Anca, aynı buna benzer, hani Cebrail aleyhi ve sellem, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine geldi de, iman nedir, İslam nedir, ihsan nedir, kıyamet nedir, ne zaman kopar diye, sıralı, meşhur bir Cibril hadisi vardı.
Onları sormuştu. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine ashabına döndü. Dedi ki, bu soruları soran kimdi? Herkes dediler ki, dıhiyeydi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine buyurdu ki, o dıhiyye değildi. O Cebrail kardeşimdi dedi. Bakın, zahiren görüntüde kim vardı? Dıhiyye'ye benzer bir cisim vardı. Dıhiyye'ye benzer bir suret vardı. Fakat o suretin gerçeği, hakikati, manası Cebrail aleyhisselamdı. Ve oradaki sahabe, onun gerçeğinden uzaktı. Onun manasından uzaktı. Herkes onu dıhiyye gördü. Ama Hazreti Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onun dıhiyye olarak görmedi.
Dedi ki, o Cebrail kardeşimdi dedi. İşte manadan kast edilen şey bu olsa gerek. Yine Hazreti Enes radiyallahu anh hazretleri naklediyor. Ben bu gece rüyamda kendimi, Ukbe İbni Rafi'nin evindeymişim, öyle gördüm. Orada bana İbni Ta'ab denen cinsten taze hurma getirildi. Allah Resulü devam ediyor. Ben bu rüyayı şöyle tevil ettim. Yükselme dünyada bizimdir. Ahirette de hayırlı akıbet bizimdir. Dinimiz de tamamlanmıştır. Bakın Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine rüyasında ona olgunlaşmış taze bir hurma hediye ediliyor ona ve o hurmayı şöyle yorumluyor. Diyor, yükselme dünyada bizimdir.
Yani dünyada şan ve şerefi artacaksa bu ümmetin artması lazım. Bu ümmetin yükselmesi lazım. Devam ediyor. Ahirette de hayırlı akıbet de bizimdir. O zaman hani o amene Resulü'de okulduğumuz Ya Rabbi bize dünyada da ahirette de iyilik ver, afiyet ver diye o dua ettiğimiz Rabbena atına füdün ya haseneten. Evet. Bakın Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hurmayı farklı bir şekilde tevil etti. Dedi ki, alçalma da, pardon yükselme de, ahirette de hayırlı akıbet bize aittir, ümmete aittir ve aynı zamanda da dinimiz de tamamlanmıştır dedi. Bakın rüyada görülen hurmanın manası tamamlanmış bir din ve hem dünyada hem ahirette iyiliğe gark olmuş bir ümmet.
O zaman biz şimdi kendi kendimize, eğer rüyamızda bize hurma yedirlerse, bir hurma hediye ederlerse, kendimizce şimdi ne yapacağız? Tevil edeceğiz. Manası ayrı, hadis-i şerif mucivince diyeceğiz ki, evet dünyada da yükselme bize ait, ahirette de hayırlar bize ait, dinimiz tamamlanmış. Kimin dini? O şahsın dini tamamlandı. Yani onun imanın kemalerdi. O sahih bir imana sahip oldu. Ve ona hem dünyalık hem de ahiretlik nimet verildi. Lütfedildi, ikram edildi. Ona ihsan edildi. Ama bunun zahirdeki görüntüsü ne? Hurma oldu. Bakın zahirdeki görüntüsü hurma oldu. Şimdi kalbime geleni söyleyeyim. Hz. Ayşe annemiz gıybet etmişti.
Gıybet ettiğinde Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ona dedi ki, sen ölü kardeşinin etini yemek ister misin? Tükür ya Ayşe dedi. Tükür ya Ayşe deyince, Hz. Ayşe annemiz tükürdü. Bir pançak, çürümüş, kanlı bir et çıktı ağzından. Bakın, şeydeki gıybet manevi bir hastalıktır. Birisine bir tokat vurursun, bu fiilidir. Gıybet manevi bir hastalıktır. Bunun zahire tecelliyatı, bir pançak kokmuş, kanlanmış et olarak görüldü. Bakın, bir pançak et olarak görüldü. Demek ki, gıybetin manası kokmuş insan eti yemek. Bunu sen görmedin, sen bunu görmediğin için gıybete devam ettin. Eğer sen bunu görmüş olsaydın ve bunu senin ağzından çıksaydı bu, ve sen bunu tükürmüş olsaydın ve o kokuyu hissetmiş olsaydın, sen gıybetten tiksinecektin.
Ama gıybetin manasını bilmediğinden dolayı, sen gıybetin haramlılığını zahir olarak kabul ettin. Zahirde kaldı. Veyahut da namaz sizi kötülüklerden alıkor. Eğer sen kötülüğe devam ediyorsan, namazın manasına ulaşmadın. Senin kalbinden birilerine kötülük geçiyorsa, namazın manası sende oturmadı. Sende yerleşmedi. Sebep, sen çünkü hala da kötülük düşünüp, kötülük yapansın. O zaman namazın manası sende oturmadı, yerleşmedi. Veyahut da oruç tuttun ama orucu senin yememek, içmemek, cinsel ilişkiye girmemek olarak kaldı. Ya sen yalanda söyledin, yemin de ettin, küfür de ettin, hakaret de ettin, herkese her şeyi yaptın.
Oruç mana olarak sende tecelli etmedi. Mana olarak sende tecelli etmiş olsaydı, orucun senden şikayetçi olduğunu görecektin. Veyahut da sen tevhidin manasına ermedin. Eğer tevhidin manasına ermiş olsaydın, tevhidin senden şikayetçi olduğunu görecektin. Nasıl yani? Evet, tevhid senden şikayet ettiğini duyacaktın, görecektin. Diyecekti ki, Ey Allah'ım, beni okuyan bu kulum var ya, Evet, sahih bir kalple okumadı. Beni okuyan bu kul, sahih bir dille söylemedi. Beni okuyan bu kul, bununla insanları aldattı.
Bununla etrafı kandırdı. Bununla mal alırken yalan söyledi. Bununla mal satarken yalan söyledi. Bununla kardeşini kandırdı. Eşini kandırdı. Çocuğunu kandırdı. Etrafını kandırdı. Beni söyleyen bu kuldan, ben şikayetçiyim ya Rabbi, deyişini sen duymadın. O yüzden tevhidin manasına varmadın daha henüz. Tevhidin manasına varmış olsaydın, senin affın için tevhidin nasıl mücadele ettiğine şahit olduğun gibi, senin cezalandırılman için de Allah'a şikayetçi olduğunu duyar, görürdün.
Bunu duyup görmediysen, her ikisini de. O zaman tevhidin manasını bilmiyorsun daha. Daha tevhidi mana olarak yaşamadın. Ha sen ne zamanki tevhidin senin için, Cenab-ı Hakk'ın huzurunda, senin affın, mağfiretin, lütfun, ikramın için dua ettiğini, yalvardığını duydun. İşte o zaman tevhidin manası sende tam olarak tecelli etti. Ve artık sen, senin üstadın tevhide devam et. La ilahe illallah'a devam et dediğinde, ben zaten onu söylüyorum ki efendim, deme küstahlığında bulunmazsın. O zaman o küstahlığı atarsın. Dersin ki, bana ne büyük bir zikir vermiş.
Dersin ki ne kıymetli bir zikir vermiş. Dersin ki ne muhteşem bir zikir vermiş. Ben nasıl bunu kalbimden geçirdim? Nasıl içimden geçirdim? Ben zaten tevhide devamlı çekiyorum efendim. Ha biz bilmiyorduk senin tevhid çektiğini ya. Sen biliyordun. Tevhidin manasına ermek. Sen tevhidin manasına ermiş olsaydın, bir derviş kardeşinin kalbini kırmazdın. Sen tevhidin manasına ermiş olsaydın, bir Müslüman'ı incitmezdin. Sen tevhidin manasına ermiş olsaydın, sen eşini incitmezdin. Eşine küfretmezdin. Eşine hakaret etmezdin. Sen tevhidin manasına ermiş olsaydın, çocuğunun Allah'tan sana bir emanet olduğunu, bir rahmet olduğunu, bir lütuf olduğunu bilir, ona göre davranırdın.
Eğer sen tevhidin manasına ermiş olsaydın, eşyanın dile geldiğini, eşyanın senden şikayet ettiğini, eşyanın seni şikayette bulunduğunu, duyar görürdün. Eğer tevhidin manasına ermiş olsaydın, israf etmezdin. Gösterişe düşmezdin. Eğer tevhidin sende manasına ulaşmış olsaydın, sen dost doğru bir Müslüman olurdun. Dost doğru bir mümin olurdun. İşte manayı bilmek. Hem okuduğun Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinin hakikatinin ne olduğunun kalbine ilham olarak gelmesi, hem okuduğun hadisi şeriflerin manasının kalbine ilham olarak gelmesi veyahut da bir fıkıhi meselede fıkıhi meselenin ne olduğunun kalbine ilham olarak gelmesidir.
Manayı bilmek, manaya erişmek, her sufinin, her sufinin ulaşması gereken bir yoldur. Ulaşması gereken bir makamdır. Bu makama ulaşmayan bir sufi, olgunlaşma, kemale erme yolunda çok eksik ve noksandır. Bunun yolu nedir? Hep derim, farzları riayet et, nafilellerle Allah'a yaklaş ve Allah'ı sev. Üstadına tabi ol. Üstadına tabi ol. Tabi olmayacaksan pılını pırtını topla, ben yerine getiremiyorum da. Evet, çünkü bu iş öyle şaka kaldırır tarafı yok. Bu iş layloylon kaldırır tarafı yok.
Sufilik yolu incelik ister, sufilik yolu edep ister, ahlak ister, sufilik yolu bilmek ister, yaşamak ister, anlamak ister. Sufilik yolu, heva ve hevesle gidilecek bir yol değil. Sufilik yolu, koluna şeytanı takaraktan yürünelecek bir yol değil. Sufilik yolu, nefsin ne isterse onu yap, onu yerine getir, böyle gidilecek bir yol değil. Sufilik yolu, titizlik yolu, disiplin yolu, sufilik yolu, içsellik yolu. O içselliği yaşamak, o içselliği harekete geçirmek de mümkün. Bu hem dil ile zikir, hem kalp ile zikir, hem ruh ile zikir, hem de sır ile zikirle, hemhal olma yolu.
Sen sadece zikirullahın, dilde kalırsa, bu yol, dilde kalanların yolu olmaz. Bu yol, kalde kalanların yolu olmaz. Bu yol, böyle, lay lay lay lay, gidilecek bir yol olmaz. Biz normal bir cemaat değiliz. Biz normal bir tarikat da değiliz. Hep bunu ben, ifade ediyorum. Kardeşler, biz bir cemaat değiliz. Biz bir tarikat değiliz. Biz bir sufi topluluğuz. Biz sufiliği yaşamamız gerekir. Ve sufiliği derinlemesine yaşayarak yürümemiz gerekir. Biz inşallah, öyle olmaya gayret edelim. Hazreti Abbas'ın oğlu, Abdullah radıyallahu anh hazretleri naklediyor.
Bir adam, Resulullah aleyhissalatü vesselam'ı gelerek, şu rüyayı anlattı. Bu gece, rüyamda buluta benzer bir şey gördüm. Ondan yağ ve bala yağıyordu. İnsanlar da ellerini açıp, bu yağmurdan almaya çalışıyorlardı. Azıcık alan da vardı, çok çalabilen de. Derken, arzdan semaya kadar uzanan bir ip gördüm. Siz o ipe yapışıp çıktınız. Sizden sonra birisi ona tutunup, o da çıktı. Sonra bir diğeri yükseldi. Sonra bir diğeri daha ipe tutundu. Ama ip koptu, ancak onun için ipi eklediler, o da yükseldi. Rüyabu. Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri, ortaya atıldı. Dedi ki, Ey Allah'ın Resulü, annem babam sana kurban olsun.
Müsaade ederseniz, bu rüyayı ben yorayım dedi. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, pekala yor dedi ona. Hz. Ebu Bekir Efendimiz, radiyallahu anh hazretleri, şunları söyledi. Bakın bulut ne mana tevil edilmiş. O bulutumsu gölgelik, İslam'ın bulutudur. Ondan yağan, bal ve yağ Kur'an'dır. Kur'an'ın, bal gibi, halavati, ve yağ gibi yumuşaklığıdır. İnsanların bundan avuç avuç almaları, Kur'an'dan kiminin çok, kiminin az miktarda istifadeleridir. Arzdan semaya inen ip ise, senin getirdiğin hakikattir. Sen buna yapışmışsın, Allah o sebeple seni yüceltecektir.
Senden sonra bir adam, daha ona yapışacak ve onunla yücelecek. Ondan sonra bir daha ona yapışıp, o da yücelecek. Ondan sonra bir daha yapışır, fakat ip kopar, ancak onun için ip ulanır, o da yapışır, yükselir. Ey Allah'ın Resulü, annem babam sana feda olsun, doğru tevil edip etmediğimi haber ver. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri cevap verdi. Dedi ki, bazı tevilinde isabet ettin, bazı tevilinde de hata ettin. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz dedi ki, Allah'a kasem olsun ya Resulullah, hatalarımı söyle. Hayır dedi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, yemin verme. Buhari, Müslim, Tirmize, Ebu Davud, İbni Mace. Şimdi bak, bu topluluk içinde olan bir şey çünkü.
Bütün kütüb-i sitte sahibi olan altı hadis imamı, bunu tevil nakletmiş. Bakın, rüyada görünen bulut, İslam'ı simgeledi. Akan yağ ve bal, Kur'an'ı simgeledi. Ben Hazreti Ebu Bekir radıyallahu anh Hazretlerine, haşa böyle düzeltme cihetine gitmeyeyim. Yani benim kalbime gelen bal veya Kur'an ve sünneti seni olarak geldi. Allah'a, haddi açmaktan Allah'a sığınırım. Rabbim muhafaza eylesin. Şimdi o ip, yukarıdan sarkıtılan ip, Kur'an sünnet. Allah Resulüne diyor ki, sen sarıldın, kurtuluşa erdin.
Ardından Hazreti Ebu Bekir, ardından Hazreti Ömer, ardından Hazreti Osman. Fitnenin çıktığı zaman. Sonradan diyor, ip koptu. Hazreti Ali Efendimiz'e yani, bağlanmadı. Buna benzer, birkaç tane de rüya tevhili var. Hani onda dört tane, beş kişi ipi sarılıp çıkıyor, sonra kopuyor ipi. Hazreti Ali Efendimiz de o ipe tutunuyor yani, sonra fitne galip geliyor. Bakın, rüyada görünen suretler farklı, manası farklı. Bakın, rüyada görünen suretler farklı. Veyahut da harfe bakarız biz, öyle değil mi? Harfe bakarız, suret, ama manası farklı. Harf, değil mi?
Elif koyduk, değil mi? Elif, harf. Manası ne? Manası farklı. Ama harf farklı, mana farklı. O zaman, harfin arkasında, mana gizli. Rüyada görünen suretlerin arkasında, mana gizli. veyahut da senin çıplak gözle gördüklerinin arkasında, mana gizli. Eğer o manaya biz uzak isek, o manayı bilemiyorsak, anlayamıyorsak, o zaman sıkıntı büyük. Allah muhafaza eylesin. Bir enteresan daha rüya, Hazreti Ayşe annemizden, daha fazla vaktinizi almayacağım, saat 11'e geliyor. Hazreti Ayşe annemiz, naklediyor bunu. Rüyamda, hücreme, 3 ayın düştüğünü gördüm. Rüyam, babam Ebu Bekir'e, Radiyallahu anh Hazretlerine anlattım.
Rüyasını Hazreti Ayşe ve Bekir'e Efendimiz anlatmış. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri dururken, babasını anlatmış. Buradan hüküm çıkıyor. Bir şeyh, bir mürşidi kamil, bir kimseye rüya tevil izni verebilir, verilirse ona anlatılır mı? Evet. Veya rüya dinleme izni verilebilir mi? Evet. Ona anlatılır mı? Evet. Hadis-i Şerif'ten çıkan sonuç. Ebu Bekir Radiyallahu anh'a anlattım, sükut etti, cevap vermedi. Demek ki rüyayı tevil edenin, susma hakkı var.
Zorlama. Tevil edilmediyse edilmedi. Hayırlısı olsun, hayırlısı olsun dendi. Kapat. Kapıyı zorlama. Ha, kendi kendine de, rüya tevili verilmiş bir kimse ise, suizana düşme. Yani bunda acaba rüya tevili var mıydı ya filan. Yapma bunu. Otur oturduğun yere. Sufilik edep işi. Hazreti Ebu Bekir Radiyallahu anh Hazretleri, tevil etmiyor rüyasını. Ne zamana kadar? Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, vefat edip, Hazreti Ayşe annemizin, odasına defnedilinceye kadar. Onun odasına defnedilince, diyor ki, işte rüyanda gördüğün, üç aydan birisi, ve en hayırlısı diyor. Üç aydan birisi, ve en hayırlısı.
Demek ki, o odasına düşen, ay, birincisi, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri oldu. İkincisi, malum, Hazreti Ebu Bekir Efendimiz oldu. O da onun yanına gömüldü. Üçüncüsü de, Hazreti Ömer Radiyallahu anh Hazretleri oldu. O da onun yanına gömüldü. Demek ki, üç tane ay, onun odasına düştüğünü, gördüğünün, rüyasının tevili, bu oldu. Mana farklı. Aynı şekilde, hani, Yusuf aleyhisselam rüya görmüştü. Yusuf aleyhisselam rüya gördüğünde, dedi ki, ay, ve on iki tane dedi, yıldız, bana secde ediyordu, dedi, babasına. Babası da dedi ki, bu rüyanı, söylemeseydin, şeytan dedi, size en büyük düşmandır.
Ay, niye tevhil edildi? Yusuf aleyhisselamın halasına. Yıldızlar, kardeşlerine tevil edildi. Bakın, rüyada, görünen, suretler ayrı, manalar ayrı. Harflerin, suretleri ayrı, manaları ayrı. İşte, sufilik yolu, bu manaya erişme yoludur. Bu manaya erişme yolu, kalbin çalışmasıyla mümkündür. Kalp çalışmaz, ilham almaz ise, o kimse, manaya erişemez. Allah, bizi o yolda olanlardan eylesin.
Rüya, bunun en büyük kapılarından birisidir. Rüya, mana kapılarından bir kapıdır. Ahir zamanda, önemli bir kapıdır. Ahir zamanda. Çok önemli bir kapıdır. Halden, daha önemlidir. zikrullah'ta görülen halden, daha önemlidir rüya. Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz. Rabbim ona erişenlerden eylesin inşallah. Amin. Yani yine böyle, bu konuda hadis-i şerifler var, bir hayli toplamışım. Ama, inşallah bunu burada sonlandıralım. Önümüzdeki haftaya, dokuzuncu, makam, manevi yolculukta, inşallah, devam edeceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse. Haklarınızı helal edin.
Bizden yana da helal olsun. Geceniz hayır olsun inşallah. El-Fatiha. Aman selam. Ne istedim.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi