Üstad Mustafa Özbağ

15 Ekim 2011 - Karabaş-i Veli Tekkesi

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 22 Ekim 2011 · 31:08

Peygamber Efendimiz'in hanımlarına karşı davranışları nasıldır? Kadınlara verilen değer, kadınların eşlerine karşı sorumlulukta nelerdir? Erkeklerin de eşlerine karşı sorumlulukta nelerdir? Peygamber Efendimiz'in kızı evlenirken verdiği nasihatler. Tarih boyunca kadınlarla alakalı değer verip vermemeyle alakalı şeyler hep tartışıla gelmiş, konuşula gelmiş.
Bütün semavi dinlerin hepsi de kadınlara değer vermiştir. İslam bir adım daha ileri giderekten kadınlara karşı pozitif ayrımcılık yapmış. Bugünkü dille söylüyorum pozitif ayrımcılık değil. Pozitif ayrımcılık ona daha fazla müsamaha göstermen, onun isteklerini biraz daha üstün tutmak. Bu manada. Tabi İslam'ın o gün gelmiş olduğu topluluğu ve dünya üzerindeki kadınların yeriyle alakalı sıkıntılar olduğundan dolayı İslam kadınlara karşı mükemmel bir noktada pozitif ayrımcılık yapmıyor. Şimdi böyle klasik anlatım vardır ya işte kadınların, kızların
deli deli görüldüğü zamanda işte yok şöyle olduğu mal gibi alınıp satıldığı zaman olarak algılanır ya aslında çok fazla bir fark yok. Bugün de kadınların üzerinde kadınlarla alakalı bundan farklı şeyler var. Tabi din kendi elindeki argümanlara hiçbir zaman maddesel bakmamıştır. Bu dünyalık da bakmamıştır. Maddesel ve bu dünyalık bakmadığından dolayı İslam tadını öteye hazırlamış, ahirete hazırlamış.
Ama bu bir İslami sistemin içerisinde oluşacak, İslami bir sistemin içerisinde anlaşılacak bir şey ve bir İslam kültürüyle, İslam inancıyla olgunlaşacak olan bir şey. Yanlışın ön tarafa kadar oldu abi. Bugün kapitalist dünya bize vahşi bir hayatı alıp süslüyüp, pullayıp bize zorla dayatırken kadınlar dünyasıyla alakalı da vahşetini dayatmış vaziyette.
Tabi İslam mantığı, kültürü, inancı içerisinde baktığımızda böyle kısa kısa örnekleyerekten geleceğim. Evli bir kadının ekonomik olarak hiçbir probleminin olmaması gerekir. Koca, eşinin her türlü maddi ihtiyaçlarını karşılamaktan sorumludur. Onun barınmasını, yemesini, içmesini, giymesini, onun sosyal ve kültürel hayatının kendi sistemi içerisinde, kendi hayat standartı içerisinde yaşatmak da mükelle.
Sorumluluk olarak, hani erkeklerin sorumluluğu. Ama o, bu, bugünkü kapitalist sistem bize bunu öngörmez. Kapitalist sistem çünkü dünya üzerinde bir erkeğin kazancıyla bir kadını ve evini bakabilecek noktada tutmaz. Önümüze bizim o kadar çok az yiyecek yerler sıralar ki biz kendi kendimize şunu düşünürüz. Çalışmayan bir bayanla evlenirsek sıkıntı yaşarız diye düşünürüz. Bizi o hale getirir. Ve otomatikman, periyodun menfaat felsefesini önümüze koyar. Biz kadına menfaat deneceğimiz bir olgu olarak görmeye başlarız.
Kadın gündüz tarlada çalışıp, gece adamın yatağına girmezse, adamın evliliğinin bir anlamı kalmaz. Ve adam, kendi tabirince, kendi dairesinde o kadına bakmak zorunda değildir. Batı bize menfaat felsefesini içimize oturtturup, kadının erkeğe bakışını ve erkeğin kadına bakışını menfaatın üzerine koymuştur. Ve bir kadın eğer benim hakkım, hukukum ne diye sorguluyorsa ve bir erkek de evin içerisinde kendi hakkını, hukukunu sorguluyorsa ve dinin bana verdiği hak ne diye o hakkı sonuna kadar kullanmayı düşünüyorsa, bu mesele evlilikte karşılıklı sevginin, saygının, muhabbetin, şefkatin, merhametin, aşıklığın, aşkın kalktığını,
sadece menfaatlerin ve hukukun, menfaatlerin ve hukukun konuşulduğu sanki adalet sarayıymış gibi, mahkemeymiş gibi veya da insanların hak hukuk dağıtıldığı bir organmış gibi olur ki, bu çok katı, çok böyle şefkatsiz, merhametsiz bir oluşumudur. Ama bize bunu iter, bugünkü batı dünyasının vahşice hayat biçimidir. Vahşice hayat biçimidir.
Hani alay ederlerdi ya, bir lokma bir hırkacısınız diye, ehli tasavvufa ve ehli islamla alay edilirdi. Siz bir lokmacı bir hırkacısınız diye. Biz de bunun karşısında savunmaya geçer, biz bir lokmacı bir hırkacı değiliz derdik. Derlerdi daha doğrusu. Sanki bir lokma bir hırkacı olmak aşağılanacak bir şeymiş gibi önümüze konurdu. Batı ve batı kültürünün içindeki satılmış beyinleri, batı kültürünün içindeki bozulmuş kalpleri, batı kültürünün tecavüzüne uğramış neydi belirsiz fikir zavallıları, dinin ve bilhassa İslam'ın basit yaşama, basit yeme, basit içme, basit yiyinme olgusunu aşağılanacak bir şeymiş gibi önümüze koyup, insanları lüks bir hayata, insanları gösterişe, şataata, şatafata hava atmaya ve dünyaya bağlayıp onları sömürmeye amaçladı.
Ve bunu da gerçekleştirdi. Biz şimdi kızımızı bir lokma bir hırka düşünen bir adama vermeyi düşünmeyiz. Biz şimdi oğlumuzu bir lokma bir hırka düşüncesi olan bir kızı almak istemeyiz. Alsak da onu çok basit görürüz. Hor ve akir görürüz. Onu ucuz görürüz. Şimdi ve otururuz, kadınların ve erkeklerin birbirlerine karşı olan sorumluluklarını anlatırız. Dün akşam da İstanbul'da buna benzer bir soru var. Ben de dedim ki hiçbir hak hukuk istemiyorum. Eğer evlilikte eşler birbirlerine olan haklarını ve hukuklarını sorguluyorlarsa, bir şeye İslami yönünden hukuki olarak mecbur kaldıkları için yapıyorlarsa, ben kendi nefsim için söylüyorum. Yapmasın. Yapmasın.
Onun istediği yemekse, ekmekse, kıyafetse, barınmaksa, hiçbir bana şartını şurtunu yerine getirmesin, ben ona bakayım yine. Yok, hayır. Bu İslam kültürü değil çünkü. Bu hukuku uygulamak, hukuku dayatmak İslam kültürü değil. İslam var mı bunun içerisinde? Evet. İslam hukuku belirlemiş mi? Evet. O hukuka en alt zaviyeden insanların uyuması gerekiyor mu? Evet. Bunun maddesel boyutu var, bunun işte maddesel boyutunun içerisinde evinin geçimi, bakımı, çocukların geçimi, bakımı, eğitimi, işte cinsel hayatlar, gece hayatıyla alakalı veya gündüz hayatıyla alakalı. Biz bunların bütün hepsinde en ince ayrıntılarına kadar inşallah olmazsa önümüzdeki hafta örnek olması veya bir ölçü olması bağımından bir sohbet edelim.
Geniş olarak. Hiç sorulara, cevaplara bakmayalım. İslam'da evlilikle alakalı genel hukuk tairesini anlatalım. Ama bu hukuk tairesine uymak için uğraşacaksa insanlar, evlilikleri bitmiş demektir. Ya bir kadın mecbur olduğu için yemek yapacaksa yapmasın ya. Bir erkek evine mecbur kaldığı için bakacaksa bakmasın. Bir erkek evine ya İstanbul hukuku bana bunun şart koşmuş, ben eve iki ekmek götürmek zorundayım diyorsa götürmesin ya.
Ekmeğin alsın koltuğunun altına nereye gidiyorsa gitsin. Bir kadın diyorsa İstanbul'u bana mecbur kılmış, mecbur kıldığım için ben bu erkekle gece yatacağım diyorsa yatmasın ya gitsin nerede yatıyorsa yatsın. Yok, İslam'da bu böyle bir anlayış yok. Hukuku belirlemişler. Hep benim savunduğum bir şey vardır. Hukuk cahiller içindir. Hukuk zalimler içindir. Hukuk tanımaz, hudut bilmez, arsızlar içindir. Densiz, edepsiz, terbiyesiz, ahlaksız. Onlara dersin ki bu buna uy, uymazsan bunun cezası var.
Buna uy, buna uymazsan cezası var. Oysa kendisini ahlak noktada yukarı çıkarmış, kendisini sevgiyle yoğurmuş bir kimseye hiçbir hukuk lazım değildir. O koşarak yemek yapar. O koşarak evine ekmek götürür. O koşarak çocuklarıyla ilgilenir. O koşarak eviyle ilgilenir. Evine bir şey götürürken büyük bir mutlulukla götürür. O kimse büyük bir mutlulukla bir salkın üzüm götürmüş evine. Büyük bir mutlulukla, büyük bir aşkla. Onun bir salkın üzüm almaya muhtedir olmuş. Ama bir salkın üzümü evine götürmüş. Ve kadın onun o mutluluğunu, o duygusunu ve evdeki kadın onun o halini algılayamıyorsa, anlayamıyorsa bir salkın üzüm mü aldın diyorsa o kadın da batsın.
O kadın da batsın. Adam sabahtan akşama kadar gayret etmiş, çalışmış, çabalamış ama az kazanmış. Kazarmış Cenab-ı Hakk'a. Büyük bir aşkla, muhabbetle yarın ekmeği koltuğunun altına almış gitmiş. Kadın ona bununla mı geldin diyorsa ne lazım hukuk ya? Hukuk lazım değil ona. Veyahut da kadın evinde bir avuç pirinç ile ne yapabilirim diyor. Oturmuş, düşünmüş, taşınmış. Demiş ki ya ben bunun salçayla suyun içerisinde haşlayıp, biraz kaynatayım, içine de bir iki avuç atayım. Olsun bir pirinç çorbası, ekmekle biz bunu o harika karnımızı doyuruz demiş. Kadın bunu büyük bir aşkla yapmış, eve gelmiş, koymuş evde bunu sofraya.
Adam gelmiş, bunu mu yaptın demiş. Yani burada hukuk bütün her şeyi halletmiyor. Her şeyi halletmiyor. O yüzden eşler birbirlerine sevgiyle, birbirlerine muhabbetle, birbirlerine şefkatle, merhametle, birbirlerine anlayışla, olgunlukla, kemaletle davranmaları gerekir. Birbirini gözeten, birbirine saygı duyan, birbirine merhamet eden, birbirine muhabbet eden noktada olması gerekir.
Ve birbirine merhameti yoksa, muhabbeti yoksa, saygısı yoksa, birbirinin konuna girip onu kaldıramayacaksa, onun sırrını inşa edecekse, onun halini inşa edecekse, onun özelini inşa edecekse, onunla alakalı herhangi bir şeyi, bir eksikliği, bir noksanlığı, bir duygusallığı silah olarak ona geri döndürecekse, onu orta yerde satacaksa, onu kendi annesine, kendi babasına karşı savunamayacaksa, erkek veya kadın eşler birbirinin arkasından kötülüyorlarsa, eşler birbirlerinin arkasından hançerliyorlarsa, birbirlerinin arkasından ona defalarca herhangi şeyler söylüyorlarsa,
eşler nankörün karekökülü olur. Eşler hainlisinin eksikliğini, noksanını gidip ev ev anlatıyorsa, bir kadın kocasının, der ki eksik ve noksan huylarını büyütüp, annesine, babasına, arkadaşlarına, komşularına, akrabalarına, ama kendi etrafından ama eşlerinin etrafından, bayrak açıp dağıtmaya başladıysa, nankör kere nankördür. Hain kere haindir. Birbirine saygısı kalmamış, birbirine güveni kalmamış, birbirine merhameti kalmamış. Hukuk ya olsa ne olacak ki Allah bizi affetsin inşallah. O yüzden
kıymetli dostlar, evli olanlar, eşlerinize merhametle, hürmetle davranın, anlayışla davranın, saygıyla davranın. Zorlaştırmayın. Evlenecek olan gençler, kadın kız tarafı da erkek tarafı da ehlilikleri zorlaştırmayın. Birbirlerinizden bir şey isteyerekten birbirlerinizin hayatını zorlaştırmayın.
Sen yatak odasını alacaksın, oturma odasını alacaksın, şunu alacaksın. Ben bunu asla almam. Haydi muhabbete bak sen. Arkadaş ne alıyorsan, ben de ne alıyorsam alacaksın. Hiçbir şey istemiyorum senden. Seninle benden hiçbir şey istemem. Şimdi evlilikten şey haline gelmiş, karşılıklı hesap kitap ediyorlar. Sen neyi alacaksın? Anlaşmaya bağlılar. Sen neyi alacaksın? Almadın. Ben evlendirmem diye çıkıyor işin içinden. Allah muhafaza eylesin. Kişi kendinin mutmainliğe geldiğini nasıl anlar? Anladığı anda mutmainliğe de olmadığı anlaşılır. Mutmainliğe geldim dediği anda onun emmarede olduğu anlaşılır. Sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mahmud diyen bir insanların ünmeti olarak. Hangi makamda göreceğiz ki kendimizi? Şair Necip Fazıl'ın bildim seni ey Rabb. Bilinmez, meşhur dediği yaratıcıyı layıkıyla bilmek ve hissetmek için
neler yapmalıyız? Bilmek lazım demek ki. Kulluk, kulluk, kulluk. Allah'ı bilmenin yolu, kapısı, başlangıcı, sonu kulluktur. Kulluya devam. Tekke ve dergaha ailesi tarafından gönderilmeyen kişi derviş olamazdı. Bunun için nasıl bir yol bulmalı? Çözüm öğretmedi. Allah yardımcısı olsun onun inşallah. Otuz tane polisi öldüren seri katili yakaladıklarında sormuşlar ne yaptın diye. Onlar da beni kovalamasaydı.
Bizler de aile için ya da hayatımızdaki tartışmalarda hep haklı bir tarafımızı buluyoruz. Suçlu olsak da bu gaflete düşmemek için ne yapmalıyız? Sufi terbiyesi senin en haklı olduğun konu vardır der ki sufi en haklı olduğum yerde benim haksızlığım başlar der işin içinden çıkar.
Haksız olan sensiniz. Var sen haklı ol kardeş. Bu evinizde iş yerinizde her tarafınızda bunu uygulayabilirsiniz. Bu eviniz kaderiyle sözde sanatçılar arasında ve sözde sosyet arasında kadınlar yurt dışındaki siper bankalarının siper satımı alarak babası nesebi belli olmayan çocuk sahibi olmaya başladılar. Bu rezaletimi aklınıza sığınarak İslam dini açısından bir değerlendirmesini yapar mısınız?
Bunu zaten İslam dinine tabi olan bir kimse yapmaz ki ya. Neden İslam dini için ben bunu anlatmaya çalışayım mı? Dilimi kirleteyim. Kadınların saçlarını siyah rengi boyatması günah mıdır? Kadınlarda saç kesiminde bir ölçü var mıdır? Mesela kulak hizasında kesilmiş saç uydun mudur? Ya bırakın saçlarla uğraşmayın ya. Fikrinizle uğraşacağınıza saçınızla uğraşıyorsunuz. Ahlakınızla ahlakınızı güzelleştireceğinize saçınızla uğraşıyorsunuz. Kadınlar saçlarınız bakımlı olsun. Uzdanlığın kısalığı önemli değil. Saçınız bakımlı olsun. Saçınız kocanızın gözüne hoş görünsün. Kocanızın kızın gözüne hoş görünsün. Kocanızın istediği tipte ve şekilde olsun. Kadın kendisini kocasına beğendirmekten mükellef. Ama bir adam eğer kadının saçına bakıyorsa sadece Yani ona da söylenecek laf yok. Siz dindar olanını seçiniz demiş. Ahlakınıza bakın.
Dede ki iş olarak canlı balık ve malzemeleri satıyorum. Buradan gelen gerile bir kısmıyla balık alıyorum. Kalanını ev ihtiyaçları için kullanıyorum. Her sene zekatımızı veriyoruz. Ama bundan kazandıklarınızın zekatını nasıl hesaplayacağız? Ya da nasıl bir yol izleyelim? Denizden çıkın balığın zekatı mı? Kazandığın paranın zekatı kırar balık değil. Kısa sureleri Şehidallahu suresinin açıklamasında Allah yanında din İslam bu cümlede neyi belirtmişler? Allah'ın dini İslam değildir bunu belirtiyor. Amine Resul'ün açıklamasında Ey Rabbimiz bize bizden öncekileri yüklediğin gibi Oğlum yük yükleme derken de iyi belirtiyor çalışmıştır. Allah ağır yük yüklemez.
İki ya da üç yıl oldum kulağımı derdirttim. Allah ya Allah. Hakkınızı helal edin ya. Ya ne işin var sizin kulağınızdan sonra ya? Ya ben burada her şeyi okuyorum be. Siz de her şey yayını sormaması var. Ya şu insanlar halada sessiz zikir ilk ne zaman yapılmıştır?
Kendimizdeki yeri ve önemi nedir diye soruyorlarsa Ve o kimse zikri biliyorsa Gerçekten zikrullahı biliyorsa Ve bunu bildiği halde Veya kendisi hafi zikirdeyse hiç önemli değil. Sırf cehri zikre atıfta bulunmak için bunu söylüyorsa Gerçekten cahilin kare kökü bu insan. Yapmayın müslümanlar yapmayın. Yapmayın. Allah rızası için. Şimdi sorularını okumadıklarım diyecekler ki İşte bizim sorumuzu okumadı. Önemsiz gördü. Kıymetli dostlar. Hakkınızı helal edin. Yani burada biz tasavvufla alakalı sohbetler etmeye çalışıyoruz. Burada böyle şahısların kendileriyle alakalı böyle dini bir mesele olmuş olsa Dini bir şey olmuş olsa biz ona cevap vermeye gayret edelim.
Kulağını dermişin derdiysen der öbür tarafını da der. Yani kulak derminin dinle nereden bağlantısı kuracağız? Yani tasavvuf sohbetinin konusu mu ki? Saçının kadın saçını ne kadar kestirecek? Tasavvufun konusu mu ki? Dinin konusu mu ki? Din oturacak senin saçının kaç santim olduğunu mu ölçecek?
Kapmış kadının birisi Harun Reşit'in hanımı. Hizmetçisi gelmiş. Hizmetçisi kapıya vurmuş Harun Reşit zannetmiş. Açmış kapıyı bir bakmış ki Harun Reşit'in hizmetçisi. Tak kapatmış kapıyı. Benim saçlarımı gördü diye o gitmiş sıfır numara kestirmiş saçları. Ben bunun Allah'ın huzuruna nasıl çıkarım? Yarabbi senin huzuruna ben nasıl bakarım demiş. Gitmiş saçlarını kökten kestirmiş. Şimdi burada saçın uzunluğu kaldı mı anlayışa göre? Din neden karışsın senin saçının boyuna? Saçlarınızın kınanama kadınlar için saça kına vurmak caiz. Kına vurmak caizse git hangi renge kına vuruyorsa vur.
Din ne karışsın sana? Bunlar tasavvuf sohbetinin konusu değil. Hakkınızı helal edin. Yani burada bunlarla vakit hala da tırnak boyasıyla, saç boyasıyla, saç kesimiyle uğraşacaksak işimiz var bizim. Yani o kardeşler de haklarını helal etsinler. Yani lütfedip evlerinize birer tane fıkıh kitap alın. İmnihal kitap alın. O İmnihal kitabından lütfedip okuyun. Dininizle alakalı. Burası bir tasavvuf sohbetinin olduğu yer. Burada saçla, tırnakla, egzamayla, yok kumak dernesiyle, yok burun dernesiyle uğraştırmayalım. Bunlara cevap verme noktasında olmayalım. Türkiye'deki İslam toplumu, Türkiye'deki İslam toplumu bunlarla oyalanmasın.
Daha fazla kulluk. Allah'ı daha fazla nasıl sevebiliriz? Allah'ı bilmemizi nasıl arttırabiliriz? Arttırabiliriz. Biz ne yapalım da ahlakımızı daha da yükseltelim? Biz ne yapalım da iyiliğimizi arttıralım? Ne yapalım da hayır hasenatımızı arttıralım? Biz ne yapalım da daha iyi bir kul olalım? Biz nasıl zikredelim? Neyle zikredelim? De Allah'ın hoşuna gitsin. Biz nasıl salat-ı selam getirelim de Peygamber sallallahu ve selam hazretlerine hoşnut edelim? Biz bunların üzerine yoğunlaşalım. Allah'ı sevmenin yolunu öğrenmekle yoğunlaşalım. Yaşamaya gayret edelim.
Bunu anlamaya gayret edelim. Birisi bana kalbin hallerinden sorsun. Birisi bana nefsin hallerinden sorsun. Birisi bana ruhun hallerinden sorsun. Birisi bana sırrın hallerinden sorsun. Birisi bana nefis hangi noktada olursa ruh hangi halde olur onu sorsun. Birisi bana ruh hangi halde olursa sırrın nerede olur onu sorsun. Birisi bana nefis hayvan hangi makama geldiğinde sevgislülük başlar onu sorsun. Allah rızası için lütfen hakkınızı helal edin. Cümlemizi affetsin, cümlemizi muhafaza eylesin. Allah rızası için El Fatiha'na selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi