Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Ocak 2012 · 1:05:39
Bu sefer, muhabbet, ya önce kuldan Allah'a gider, ya da Allah'tan direkt kula gelir. Kulun bir çabası olmama. Peygamberler onlardandır. Peygamberler direkt Allah'ın seçip ayırdığı, muhafaza ettiği, koruduğu, büyüdük, beslediği, ezelde seçilmiş insanlardır. Bir kısım ehli tasavvuf, velilerin de o peygamberlerin hamurundan yaratıldığını, onların da ezelde seçilmiş insanlar olduğu söylerler. Burası adı insanlar katılır, katılmaz, kendilerine ait bir şey.
Ama kulun Allah'a sevgisi vardır, Allah'ın da kulak sevgisi vardır. Sonuçta vahdet-i vücutçuda olsa, vahdet-i vücûd da olsa, ehli tasavvufun en uç noktasında da olsa, en alt noktasında da olsa, mağbut ve mahluk ilişkisi vardır. Bunu reddetmek, bunu yok saymak, kul ve Allah'ı bu noktada cem etmek, bizim yolumuzda yoktur. Bu noktada cem etmek.
Çünkü bir emri veren vardır, bir de emre muhatap olunan vardır. Emre muhatap olunan, emri yerine getirmezse, cehennemle cesarlandırılacağı vaat edilmiş, emri yerine getirilirse, ona da cennetle mükafatlandırılacağı vaat edilmiş. Söylenmiş, emredilmiş bu. Bunu değiştirmek, bu anlayışı yok saymak, bu emri yok saymak mümkün değildir. Bu bir temel fikir yapısıdır. Temel bir disturdur. Temel bir Kur'an ve sünnet öğretisidir. Allah vardır, kullarını yaratmıştır. Ve kullarının yaratılış sebebi, kendisinin bilinmesi, kendisinin tanınması, kendisinin emirlerini yerine getirilmesi içindir. Kulların yaratılış sebebi, maksadı, amacı budur. O zaman emredenle emredilen vardır.
Haşa, Allah kendi kendine emretmez bu noktada. Kendi kendine emretmez. Kendine namaz kıl demez, kendine oruç tut demez. Namaz kıl dedi, oruç tutun dedi, tövbe edin dedi, hac edin dedi, zekat verin dedi bir muhatabı vardır. Onlar da kimdir? Kullarıdır. O zaman sevginin, muhabbetin iki tecellisi vardır bu noktada. Bir, Allah kulunu sever. İki, kul Allah'ı sever.
Hadis-i Kudüsü'de Cenab-ı Hak der ki, kul Allah'ı severse, Allah da onu sever. Hadis-i Kudüsü'de der ki, kul Allah'a bir adım yaklaşırsa, Allah da ona on adım yaklaşır. Ona on adım yaklaşırsa, Allah ona yüz adım yaklaşır. O zaman önce kula düşen vazife, Allah'ı tanıyıp, bilip, onu sevmektir. Ona tabi olmaktır. Yoksa, kulda bu hareket yok ise, bu fidyat ve bu düşünce yoksa, kulun Allah sevgisine ulaşması, Allah'a mustat olması düşünülemez, mümkün değildir. Hadis-i Sebilillah, Meccan'ın bir kulu ayırır mı? Ayırır. O yaptıklarından sorunlu değildir. Ve ayırdığını isterse, hiç günaha kusura bulaştırmadan götürür mü? Cennete götürür.
Ama velakin kullarınız üzerine böyle bir tecelliyatı hiç görülmemiştir. Peygamberler de görülmüştür. Peygamberlerin haricinde herhangi bir kulun üzerine böyle bir tecelliyat görülmemiştir. O yüzden muhakkak ve muhakkak kul Allah'ı sevmek zorundadır. Kul Allah'ın emirlerini yerine getirmek zorundadır. Kul Allah'a yönelik zorundadır ki, kulu sevsin. Allah'ın kulu sevmesine sebep olsun. Sebepsiz sever mi sever? Her şeyi bir şekilde bir sebebe bağlamıştır. Sebebi reddetmemiz, sebebi inkar etmemiz, sebebi yol görmemiz mümkün değildir bizim yolumuzda. O yüzden kul Allah'ı sever. Allah'ı sevdiği için namazını kılar. Allah'ı sevdiği için orucunu tutar. Allah'ı sevdiği için salih insanlarla odurunu kalkar.
Allah'ı sevdiği için dünya sevgisine taba etmez. Allah'ı sevdiği için dünyanın kirliliğinden uzaklaşmaya çalışır. Allah'ı sevdiği için küfür etmez. Allah'ı sevdiği için yalan söylemez. Allah'ı sevdiği için hep zikrullah alakalarında dolaşır. Bilir ki eğer ki zikrullah alakalarında dolaşmazsa şeytan ona gavir gelir. Bilir ki o zikrullah'ta muza kalırsa şeytan onu kendi elinin, kendi gördüğünün altına alır. İnsanlara iyilikte bulunur. Kul Allah'ı sever. Allah'ı sevdiği için haramlardan uzaklaşır. Yeminden, gıybetten, dedikodudan, fuhuştan uzaklaşır. Kul Allah'ı sevdiği için Allah düşmanlarıyla muhabbet kurmaz. Allah düşmanlarının kendine dost etmez. Allah düşmanlarıyla kendisini hemhalet, Allah'ın kendisini sevmesini düşündüğünden, istediğinden, geceleri kalkar, ahı elin eder, fener fikar eder.
Rabbi beni affeyle, muhafaza eyle. Ya Rabbi beni affeyle, Allah'ın ona sevgisi ve muhabbeti, Allah'ın da onun koruması, ruhsı, onun gönlüne yerleşmeye başlar.
Bu kulun Allah'ı sevmeye başladığıdır. Bir şey, bir hata, bir küpe geçirme. Kendisi biliyor, halk bir kategoride.
Halk biliyorsa, aşırsa, merucüne gitti. O kasaya yağmur için, firavunu yükseltmek için, nili geri çevirdi ki, o ilahvını taslasın diye.
Evet, Musa'da kibir vardı, firavunda kibir vardı. Evet, firavun, firavun ve cehennemlik. Eyvallah. İşte, burada mücadele etkilerine sahipleri, itaat edin derken, dostu olacak, eksikliğiniz, itaatle eksikliğiniz,
bizden olan emir sahiplerine olan itaat eksikliğiniz, diz boyu değil. İkisi muhakkaktır. Ve Allah'ın sizi sevmesini istiyorsanız alın. Gönlünüze nurlu. Yürüyün. Nerede biz? İster kadirinin kudretini zikrullah da ara. Sen otur, kaybettiniz.
O yüzden normal bir kibisi mümkün değil. O zaman her gün tövbe. Önce tövbeyle vurun. Rabbiz sana hakkıyla kulluk edemedi.
Hakkıyla kulluk etmiş gibi görür. Nasıl günahlardan muhafaza edilmiş sayar ki, onunla övünür ben böyle bir veliyim ki, günahlardan muhafaza edildim der. O Allah'tan uzak, şeytanın kucağına düşmüş, şeytanın vesvesesinin içinde yok olmuş insandır. Ve şeytan bayağı vermedi. O şeytan değil ki bize vesvese vermeyecek. Evet bize de vesvese verir.
Ve bize vesvese verir ve der ki, sen aşağı verirsiniz. Pislik çukuruna yıkır. Bu yüzden siz ya Rabbi deyin. Bu yüzden siz hep ya Rabbi beni affetmeyin. Kendinizi günahkar görürsün. Ve günahkarsınız. Günahkarız. Günahımız affolur. Aynı anda zikrullahı yaparken, kaşımızda gözümüzde deriz ki, bu nasıl zikrullah yapıyor? Günaha girdiğimiz anda. Burada zikrullahı yaparız. Senden daha güzel zikrullah yapmak olmadı deriz.
İçimizden yeniden şeytanın vesvesesine dalar. Günahın dibine batarız. O yüzden mübarek Mevlana demiş ki, gel yüz bin seferde tövbe şişesini kırsan gel. Neden? Çünkü o gün affetsin der. Biz o gün günaha gireriz. Kendimizi kirletiriz. Bizim işimiz kendimizi kirletmek. Asağımız yok ki. atalım orta yere de büyücülerin büyücülerin büyülerini yok etsin.
Yok. Biz bu günahımız da, bu günahımız, Musa önümüzde olsa, bizi kabul etmez. Yutam için aldı. Ünümüz filanlaşmış. İçimiz filanlaşmış. Bizim gözyaşımız, Yusuf'un kardeşlerinin gözyaşı gibi. Allah bizi affetsin. Amin. Biz zamanın Ebu Cehilleri, zamanın. Ve kendi kendime geceleri düşünüyorum. Dedim ki geçen gün kendi kendime. Ebu Cehilleri dedim muhamemiştir bizim üzdüğümüz kadar. Bu yetime değil, bana gelmesi lazımdı. Filavun biliyorsan Allah'u var.
Ey kavmim, arkadan filavunun askerleri geliyor. Geliyorsa gelsin, o senin Rabbinin işi. Bizim işimiz değil. Yap. Bize on iki yol lazım. Musa Aleyhisselam'ın asasını bir daha vurdu, on iki yol açıldı. Girdiler, dediler ki yürümeyiz. Neden? Biz birbirimizi görmemiz lazım. Musa Aleyhisselam bir daha asasını vurdu. Yeniden herkes birbirini gördü. Yürüdüler, filavunun elinden kurtuldular. Ve yeniden müşriklerle karşı karşıya gelince, o filavunun mezaliminden, zulmünden kurtulan, o Yahudiler dediler ki, ya Musa, sen Allah'ınla git savaş, biz savaşıcılardan değiliz.
Kim Müslüman? Kim mümin? Mümin mi onlar? Düşünüyorum kendi kendime. Bugünün filavunları var mı? Sevgisi nerede? Mümin, müminin aynasıdır.
Neden aynamızı kırıyoruz? Neden birbirimize küfrediyoruz? Neden birbirimizle dövüşüyoruz? Neden birbirimizin yüzünü çırmaklıyoruz? Neden birbirimizin gözünü çıkarıyoruz, kulağını kırıyoruz, atıyoruz? Neden birbirimizin kolunu, kanıtını kırıyoruz? Kanı peygamber bize demedi mi mümin, müminin aynasıdır. Biz içimize filavun olduğu için söyleyin.
Ve dışımızdan diyoruz ki, biz Allah'ı çok seviyoruz. İçimizdeki filavunu ne yapalım? Eski Nemrut değil biz de. Nemrut neden İbrahim'i ateşe attı? İbrahim çıktı, baktı, mağaradan yıldızlar var, benim Rabbim bunlar olamaz dedi. O gün insanlar yıldızlara tapıyorlardı. Güneş'e tapıyorlardı. Hayır bunlar benim Rabbim olamaz dedi. Nemrut neden onun durduğu yerde aksın ki? O yıldızlara tapmadın lan, Nemrut'un Allah'lığını kabul etmedin lan, Nemrut'un ilahlığını kabul etmedin lan ateşe atıldı. Biz içimizdeki o imanı ateşe atmıyoruz mu şimdi? Atmıyoruz muyuz, atmıyoruz muyuz?
İçimizdeki o iman çocuğunu? Yerle yeksan etmiyor muyuz içimizdeki iman çocuğunu? Perişan etmiyor muyuz içimizdeki iman çocuğunu? Perişan ediyoruz. Eğer bu Allah'ın sevgisi, bunu düzeltecek, başka bir şey düzeltmesi mümkün değil. O yüzden Allah'ı sevmeye çalışın. Ve Allah'ı sevmek kuru kuru bir aşk olmasın. Kuru bir sevda olun. Pardesli parçambeleri oruçlarınızı tutun. Ayın üç gün oruçlarınızı tutun. Gevşek davranmayın. Allah'a ne derim?
Ve zikrullah bir hediyedir. Cennet meyvesi bozulur, elkanı bozulur, dili bozulur, gözü bozulur, eli bozulur.
Bir gün dersinizi çekmeyin, ateşi gün bozulduğunuz gündür. Bozulursunuz. Bir derse tak, iki derse üst üste gitmeyen insan, üçüncü derse gitmek istemez. Olursan ol. Hangi şeyhe bağlı olursa, ilahi kod numarasını unutursun. İlahi kod numarasını çeviremezsin. Ve sana dünya girer. Ve sana şeytan girer.
Bir şey, bir yeri terk ederse, bir şey gelir oraya oturur. Bu cevap burada alternatifiniz yok. Hepimizin alternatifi var. Alternatifsiz olan Allah, hepimizin alternatifi var. Allah isterse insan suretinde, meleklerini dinletir, sikulları yaptırır. Oturur evde televizyon izlersin, oturur hatunla kavga edersin, çocuklarla takışırsın.
Takışırsın. Oturursun, konu komşunun dedikodusunu yaparsın, başka bir şey yapmazsın. Zannet de ki, sen olmadığın zaman, burada ders olmayacak. Ders olur. Biz yokken de ders oluyordu. Bizle beraber mi başladı, tarikatı hayır? Bizden önce de vardı, bizden sonra da olacak. Bizim dışımızda olanlar da olacak, bizim içimizde olanlar da olacak. Sen yerini iyi tutmaya çalış. Sen yerini muhafazaya çalış, kendini muhafaza etmeye çalış. O yüzden zikrullahı terk etme. Allah'ı sevme yolu nerede olmasın? İnce bir yoldur çünkü.
O olur olmaz şeyleri kabul etmez. O olur olmaz şeyleri öyle hemen patlak halletmez. Sen ince davranacaksın, ince düşüneceksin, ince hareket edeceksin. Sakın yanlışlığa düşme. Sakın insanları beğenme, mezzik etme. Sakın insanları tepeden, edenleri sevmez. Sakın insanların arka kalına, dervişliğine bakmaz.
Allah'ın sevdiğini bir konudur. Siz sevdiğinizle alay ettirir misiniz? Gelse birisi sizin eşinizle alay etse, müsaade eder misiniz? Gelse sizin çocuğunuzla birisi alay etse, müsaade eder misiniz? Sevmezsiniz. Allah'ını sevmez. Alay edersin, ileri geri konuşursun. Allah diyemlerin arkası, dedikod edersin. Allah muhafaza eylesin. Ola ki birisi işini bitirmiştir. Sen mi işini bitirken oğlum?
Velilik senin elinde mi? Dostluk senin elinde mi? Dervişlik senin elinde mi? Sofilik senin elinde mi? Dostluk senin elinde mi? Kendisi diyor, ben istediğimi aziz ederim. İstediğimi de zelil ederim. Ben seni kurtarım. Elimden ben seni uçururum.
Gel sana hidayet vereyim. Gel seni affedeyim. Allah'lık haşa. Sakın. Zehir etmiş. Onun işi. Onun işi. Bir yere gercikler kapalı. Demek ki oradan ileri geçemiyorsun. Cebrail'e dair sınır koymuş demiş ki ya bu hafaza mümkün değil. Bundan sonrasını sen yalnız gideceksin.
Cennin gideceksin. Ondan sonrasının ne olup olmadığını... İbrahim bilmiyor, Adem bilmiyor, Musa bilmiyor, İsmail bilmiyor, İshak bilmiyor. Yusuf bilmiyor, Yunus bilmiyor, Yakup bilmiyor. Bilmiyor. Şugayet bilmiyor. Eyyub bilmiyor, Lokman bilmiyor. Bilmiyorlar. Onların fevkinde Cebrail bir yere kadar gidiyor ve onların gidemeyeceği yere kadar götürüyor Cebrail onu. Diyor ki ya Muhammed bundan sonra benim işim bitti. Bundan sonrası senin kendine ait. Bundan sonra sen gideceksin, kendin gideceksin. Bitti.
Mihmandarlı bitti. Rehberliği bitti. Göstereciliği bitti. Bitti o göstericilerin, bütün koltuk göstericilerin. Hani sinemada karanlıkta koltuk göstericisi vardır ya, senin elinde numara vardır. Karanlıkta sen onu göremezsin. Adamın elinde fener var, bakar şu numara. Koltuklarını da biliyor, alır götürür senin evinle, bölmüş gibi oraya koyar. Mihmandar yol gösterecek. Karanlıktayız. Elinde fener olan bir kimse bizim yolumuza bakacak. Deyecek ki sen burada gideceksin. Sen burada yol gideceksin. Karanlıktayız çünkü.
Ve bütün insanlar karanlıktadır bu noktada. Yol göstericiler nedir? Kur'an ve sünnettir. Kur'an ve sünnet. O ana yolumuz. Ama onun içinde Allah yol göstericiler koymuş. Diyor ki sen burada buna gideceksin. Ve onun da yolu biter. Yol gösterecek. Benim işim bitti bundan sonrası senin kendine. Muhammed Mustafa da oraya kadar geldi. Cebrail'de onun de işi orada bitti. Dedi ki ya Muhammed bundan sonra sen kendine gideceksin. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden kendi kendimize kontrol altında tutacağız. Her daim, her saat, her dakika, her nefes. Diyeceksiniz ki ya zorlaştırıyorsun.
Hayır. Kolaylaştırıyorsun. Unutursanız işlerinizi zorlaşır. Bu noktada... Sevgisi ona ulaştığından dolayı her şey Allah'la işini talif eder. Ve der ki Allah her şey kâfi. Bir şeyi kendisinde eksiklik görmez. Bir şeyin yokluğunu hissetmez. Bir şeyin yanlışlığını hissetmez. Bu noktada birisi yanlışlık dediğim o. Birisi gelir etini çimcikler. Onun etini bulutması. Onun etini kanatması. O esnada der ki yok ya bu benim canımı acıtmadım. Sana acı veren şey ona acı vermez.
Sana tatlı gelen de ona acı getir. Sana tatlı gelir dur. Ona acı gelir. Eşin zıtlıdır çünkü. Nefise, hevaya, şeytana, deccabiyete, şeytanete düşenlerin tatlı gelen şeylerin ona acı gelir. O yüzden nefise, şeytana, deccabiyete düşenler. Allah sevim senin tırnağını şeytanete, deccabiyete düşen kimse. Dudakları ne kadar acıymış, zehir zemberekmiş.
Dudaklarının değdiği yere dudaklarını değdirse dudakları yanar, zehir zemberek olur. Ve onu gönlüne koyamaz. Allah dostu onu gönlüne dahi koyamaz o kimse. Koyarsa işi biter zaten. O yüzden yakılır, yanar, mahvolur, kürolur. Ve ondan yanık kokusunu duyarsın. O güne kadar ondan. Ve Allah dostu kimsenin.
Gönlünü Allah. Ondan ilk önce leş kokusunu yapacak. Önce o içindeki leşin putları yakacak. O kokuyu duracak. Hane halkı, etraf ondan tiksince görücek. Önceden hepsi de nefse hoştu. Hepsinin hoşuna gidiyordu. Sonradan tiksimmeye başlarlar. Belki o senden çok kötü şeyler geliyor. Neden? Önceden gelmiyordu ya. E önceden ikisi aynı kurvarda koşuyordu. Birisi şimdi bir yere çarptı. Birisi bir eşkıya çarptı. Eşkıya ona bir aşı vurdu. Ondan bir leş kokusu çıkacak. O koku çıkacak. İçindeki kin, kibir, içindeki büyüklük, içindeki alay, nefret çıkacak. İçindeki Allah düşmanlığı çıkacak.
Şeytana bozluk çıkacak. İçine namaz sevgisi, oruç sevgisi, Allah sevgisi, peygamber sevgisi, mümin sevgisi konacak. Onlar konuncaya kadar öbür günler çıkarken muhakkak feryat, figan, acı, fitran, hüsran, her şey yıkılacak. İşte defteri bu. En büyük depremi yıkılır. Nasıl Muhammed'in yerleştirdin ki putlar yıkacak, yıkılmadan olmayacak.
Orası gül kokmayacak. Putlar yıkıldıktan sonra orada gül kokusu çıkacak. İçindeki kin, nefret, şehvet çıkacak. O kokuyu açacak. Ondan sonra gül kokusu çıkacak ondan. Öbür türlü gül kokusu çıkmasının mümkün değil. O yüzden Allah'ı sevin. Allah'ı sevmeye devam edin. Ve sakın aklınızdan geçirmeyin. O bizi affetmez. O bizi sevmez. O bizim yolumuzu asan etmez diye. Hayır. Ümitsizlik kapısı değil onun kapısı. Allah'ı severiz. Sevdiğimiz kadar o bizim bizi sever. Bin misli bizi sever. İsterse bizi sever. Onun keyfiyeti kendisine ait. Her şeyin şeytaniyette, deccaliyette olduğu.
Ve herkesin... İmamların istihatlarını terk edildi. Herkesin gaflete şey sana düştüğü bir anda. Sen alın. Ocak senin önüne. Allah de. O senin yollarını, kapılarını açacak. Önünde. Binlerce kapı.
Sen istedin kapıdan yürü. Şeytaniyete ve deccaliyete dönme. Kademi dahi çökertmiş o vesvese. Unutma. Çökertmiş o vesvese. Unutma. Zeka ve seni de çökertir. Unutma. Kardeşlerini kuyuya atırmış. Kardeşini kuyuya atar mı insan? Şeytanın vesvesesine dalar satar. Kıskançlık girerse, kim girerse, refret girerse. Hasistlik girerse kardeşini kuyuya atar mı? Evet atar. Sakın ha.
O vesveseye bakma. O yüzden sen Allah demeye devam et. Sen Allah dedikçe o şeytan senden kaçacaktır. Al dedikçe bir tuğla daha ölecektir şeytanın kapısına. Katına, semaya doğru yol alacaksın. Bakacaksın ki melekler seni karşılıyor. Bakacaksın ki peygamberler önünü çevirirsen sen olurken dönüp de başkalarına.
Yolda hanımı düşünün Allah'ı. Yolu daha iyice çevirirseniz o bir daha sizi gözünüzü çevirmeyebilir. O sizi kolunuza takmazsa ne yaparsınız?
Sen bir gün önce neden böyle bunu yaptın dersen ne yapacaksınız? Gönlümüz açılsın ferasete. Gönlümüz açılsın hep böyle manevi şeylere. Yıkılırsınız, yıkılırsınız. Dur-u sinaya çıkıp dünyan vardı, artmadı. Dedi ki yarabbim ben kusur ettim. Sen affedicisin, sen temizleyicisin.
Ben bilemedim dedim, bilemedim. Ondan sonra dedi ki ya Musa. Firavun bana dua ederken sen dua etmedin. İnce bir yere bak. Dua ederken sen bana dua etmedin. Bir hikaye daha var ya. Hani Musa diyor ki yarabbim. İstiyor. Misafir olarak bekliyorlar. Musa'nın birisi kolu tanısılıyor. Ya Musa benim karnım aç diyor.
Yoldan geldim fukarayip. Şurada bir yemek yedebilir misin bana? Bizim çok büyük bir misafirimiz gelecek. Şimdi sana yemek yediremeyiz. Bakmıyor böyle onun yüzünden. Misafir dönüp gidiyor. Öğlen oluyor, ikindi oluyor. Akşam karanlık basıyor. Gelen yok. Ve Musa'nın karnım başlıyor. Ya Musa senin Allah'ın... O bak gelmedi yemeğimize.
Bize tenezzül etmedi. Musa dayanamadı. Baktuk baskıları aldı yine hırkasını, asasını. Çıkınını gitti Turisina'ya. Ya Allah yakar kırk gün yine hiçbir şey yok. Kırk gün. Kırk üç günü Musa ile Cenab-ı Hak vahyetti, konuştu. Dedi ki ya Musa ne istiyorsun? Dedi ki ya Rabbi seni misafir etmek istedik. Bekledik o kadar hazırlık yaptık. Benimle alay ediyorsun. Ya Musa senin kolundan çeker. Dedi ki ben ekmek buna verir misiniz? Onca yemeklerin içinde. Sen onun yüzüne dahi bakmadın. O bendim ya Musa.
Allah'a ekber. İnce perdeye. İnce perde. Yapamazsın. Nasıl birisi eteğini çekerse dönüp bakmazsın. Oysa ne yapacaksın? Oysa ne yapacaksın? Ya biz o Allah'ın gönderdiği melekleriz.
Bize bir zarar olmaz. Ya. Sen pırını pırtını topla. Yürü buradan. Biz buraya hallar pabul gibi atmaya geldik. Biz buranın yerine al. Koruyuculardan olma. Bunu toplayıp gitti. Yerine yeksan ediverdi Allah orayı. O yüzden sakın ha. Sakın. Senin önünde o ağlar gibi duran şeytanın kandırmacası. Senin önünde sana gel. Allah seni imtihan ediyor. Kendini çok saptukat tatlını tut. İnce dur ince. Allah diyen ince duracak. Allah diyen ince düşünecek.
Diyen ince yaşayacak. Dostluk peydan olsun. Allah'la hemhal olmak peydan olsun. Ahmetin sevgisi gönlüne dolsun. Gönlüne aksın. Adam işini halletiyor zaten. Başka bir şey lazım değil. Akarsan doğruyu düzeltecek ona. Öğretecek. İyiyi öğretecek. Güzeli öğretecek. Onun gönlüne akıtacak zaten. Kitapta olmayanı dahi öğretecek ona. Kitapta olmayan ne demek? Tefsirlerde yazarlar ya. Ayet-i Kerime'nin tefsiri vardır. Onu dahi öğretecek. Öğretecek. Öğret bir o. Öğretici o. Anlamadığını anlarsın. Duymadığını duyarsın. İdrak edemedin. İdrak edersin. Neden? Allah'la muhabbetin var. Bilginin kaynağı o. İlmin kaynağı o. Her şeyin kaynağı o. Ondan almaya başlarsın.
O yüzden aman sakın. Sakın. İnce yaşayın. İnce düşünün. İnce davranın. Ve dışarıdan bakanlar sizi kaba görsünler. Esinler ki ya bu. Bundan olmaz. Böyle bakar adam senin kalıbına. Bundan adam olmaz. Bundan derviş olmaz. Böyle davran olur. Eyvallah sen ince yaşamaya devam et. Varsın seni beğendirmesin hiç kimseye. Kendine saklamıştır. Kendi dostlarına saklamıştır. Ancak dostlarını dostları sever. Dostlarını düşmanlarına sevdirmez. Sevdirir mi? Sevdirmez. Allah'ın düşmanı Allah'ın dostluğunu sever mi? Dostluğunu severse o Allah'ın düşmanı. O şeytanla dost olan müminleri sever mi?
Şeytanın yolunda giden, Allah yolunda gidenleri sever mi? Allah bizi muhafaza etsin, korusun inşallah. O yüzden her gün, her an, bir dakika aman af kapısından kendinizi uzaklaştırmayın. Bir dakika aman tevhid kapısından uzaklaşmayın. Aman her kapısından uzaklaşmayın. Aman kim ki kulluktan başka makama gözünü çevirdi, gözü oyuldu. Kim ki kulluktan başka kendi kendine makam tahsis etti, hayal gördüğünü anladı. Ba heyha! İnsanda kibir var ya, insanda büyüklük var ya, insan kendine bir makam tahsis etti ya. Oradan aşağı itmesi çok zordur bu insan için. Firavun gibi insanların önüne çıkar, ilahlığına devam eder. Allah bizi onlardan eylemesin.
O yüzden kendinizi ilahının noktasına sokmayın. Ben arkadaşlara derim Allah'lık yapmayın diye. Kendimizi kurtarıcı yıllarında görüyoruz. Kendimizi fethi ver, insanları hidayetlere sevk eden, insanları hidayet kapısını açan, hidayet veren gibi görüyoruz. Allah muhafaza eylesin. Bu Allah'lık yok, hayır. Yok, hayır. Çevkimiz kuluz, hepimizde. Hepimizde kuluz. Hiçbirimizin birbirimizden farklılığı yok. Üstün olan, takvaca üstün olan. Hepimiz kuluz, sakın ha! Kardeşim, herkesi korur. Onun sağından son, herkese sağından son, Allah'a çevirin.
Bak herkesin Allah'ı, yol herkesin yolu. Muhammed-i Mustafa, herkesin Muhammed-i Mustafa'sı. Bizim Kur'an'ı. Tutabilene, gidebilene, yürüyebilene, koşabilene, Allah bizi onlardan eylesin cümlemize. Fâle mennehu.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.