Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Ocak 2012 · 1:01:35
Mehl-i tasavvufun çeşitleri vardır. Allah nasıl peygamberleri kimisinden, kimi peygamberi üstün yarattıysa, kimi insanları kimi insanlardan üstün yarattıysa, Mehl-i tasavvufun da hepsi de aynı değildir. Kimisi kimisinden üstündür. Üstünlükleri onların içlerinde bulunduğu işlerinden dolayıdır. Üstünlükleri onların verdikleri mesajlardır.
Üstünlükleri onların takvalarındandır. Bir kısım ehli tasavvuf vardır ki insanları Allah yoluna çağırırlar. Bir kısım ehli tasavvuf vardır ki insanları kendi yollarına çağırırlar. Bir kısım ehli tasavvuf vardır ki insanları Allah'a çağırırlar. Üstün olanı, en kıymetli olanı insanları Allah'a çağıranlardır. Allah'a çağıran ehli tasavvuf dünya üzerinde azdır.
Çünkü yola çağırmak kolaydır. Kendi yoluna çağırmak ise her şeyden kolaydır. İnsanların, insanların yollarına uymaları da kolaydır. Çünkü onda heva ve heves var. İnsanlar giderler, insanların yollarına hemen peşlerine düşerler. Bunun her dediği doğru derler. Bu ne güzel insanmış derler. Çünkü heva ve hevese hitap eder, nefse hitap eder. Çünkü o kimse kendi yolunu kurmaktadır. Kendi düzenini, kendi sistemini kurmaktadır. Kendi heva ve hevesine göre davranmakta, kendi heva ve hevesine göre her şeyi dizayn etmektir. O yüzden o yol çok kolaydır. İkinci kolay olay, insanları Allah yoluna çağırırlar. Allah yolundayız derler, Allah yoluna gelin derler.
Bu ödürkilerden biraz daha evladır. Hiç olmazsa Allah yoluna kalkmaya çalışır. Ama Allah'la karşılaştırmaz. Allah'a götürmez. Allah'ı tebliğ etmez. Allah'la seni hemhal etmez. Allah'a doğru seni yolculuğa çıkarmaz. Ya bu Allah'ın yolu, sen bu yolu tanın. Sen bu yolu gör. Sen bu yolu bil. Yolun şurasında şu var, yolun burasında bu var. Bu yol da uzaktır. Yakındır ama uzaktır. Öbür güne rağmen biraz da kıymetlidir. Ama benim birincide anlattığım gibi Allah davetçilerinin, Allah yolcuları gibi Allah'a davet eden, Allah'la karşılaştıranlar gibi değildir. O yüzden bizim yolumuz direk, direk Allah'a davet ediyorsa. Kendi yoluna değil.
Kendi tasavvuf Allah'ın yoluna değil. Kendi yoluna da değil. Eğer birisi sizi Allah'ın kendi yoluna davet ediyorsa ondan uzaklaşın. Eğer birisi sizi Allah'ın yoluna davet ediyorsa hasbelk eder, hasbelk eder kabul edilebilir. Ama ve lakin direkt Allah'a davet eden gibi olmaz. Ama ve lakin Allah'a davet edenin de işi zordu. Allah'a davet edenin işi çok zordu. Herkes onu anlamak, herkes onu dinlemek, herkes onun etrafına koşmak, herkes onun arkasına kalabalık güruhlar gibi toparlanıp yürümez. Çünkü nefsine zor gelir. Belki namazı kılsan da olur, kılmasan da olur. Orucu tutsan da olur, tutmasan da olur. Aman ya Allah'ın alacağı oruç değil mi?
Sen kışın tutuver der. O kimse kendi yolunu kuruyor. Kendi sapık yolunu kuruyor. Kimisi de Allah yoluna davet eden insanı. Gelin burada Allah'ın yolu var. Allah'ın sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle karşılaştırmaz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine götürmez seni. Ya yolda bırakır, o yolu tanıtır sana. Bize yol lazım değil. Biz gideceksek direkt Allah'a gideceğiz. Direkt Allah'a yapacağız. Onda cem olma, birleşme manasında değil.
Onun dini makisteyen. İyyâ kenabüdü ve iyâ kenastayın. Zırnla gelmiş olacak. Yani Allah'la işi. Bizim orucumuz Allah'adır. Namazımız Allah'adır. Tövbemiz Allah'adır. İbadetimiz Allah'adır. Biz şahıslara, insanlara, şunlara, bunlara takmaz onlarla yardım dilemeyiz. İyyâ kenabüdü ve iyâ kenastayın. O yüzden tasavvufun birinci şartı, birinci şartı, birinci en önemli meselesi tövbedir.
Bir kimse ehli tasavvuf olacaksa, bir tarikata girecekse, birinci şartı onun tövbe etmesidir. Eğer o tövbe etmezse, eskisi gibi hevaya hevese devam etsekse, günah ekibarilere, günah ekibarilere devam etsekse, genişekliğe devam etsekse, onun tasavvuf yolunda işi yoktur. O kendine yeni bir yol arasın. Gitsin kendine işte, kendi şahsına yol açanların yoluna gitsin. Veya başkalarının yoluna gitsin. Allah öyle emretmiyor. Tövbe edecekse, bitmiştir mesela. Bir kimse tövbe, gerçek tövbe. Direkt her şeyini terk edip, Allah'a yönelmesidir. Heva ve hevesten gelen her şeyini terk edip, direkt Allah'a yönelmesidir. Yani tavuk tövbesi gibi, sabahleyin günahı işle, akşama tövbe et. Öğlen günahı işle, akşama tövbe et.
Yok bir başkasının hakkını, hukukuna riayet etme, akşama tövbe et. Bu ehli tasavvufun işi değildir. Bu ehli tasavvufun işi değildir. Bir kimse Allah dedi mi, meselesi bitmiştir. Artık o, bir daha günah-i kebbal işlememeye, bir daha hata kusur işlememeye bile bile azmetmiştir. Ondan geri dönüşü yoktur. O yüzden tasavvuta, inabe, ders almak tövbeyle bitiştiktir. Bir kimse tövbe etmeden dert almış sayılmaz. İşlediği günah-i kebbalileri terk etmeye. Bak nedir? Kur'an ve sünnet-i seneyeye yönelmektir. Sünnet-i seneyeye rağm olmaktır. Yoksa git bir şeyden dersini al, ben dersimi aldım, kurtuluşa erdim, işim bitti. Hayır!
Sünnet-i seneyeye yönelmeyecekse, o kimse hiç dert almasın. Terk edip, Allah'a teslim olmak, ona güvenmek, ona dayanmaktır. Değilse, inabemiz, yani ders almamız öyle değilse, o zaman o yol yolcu değildir.
O yolcu yolcu da değildir. Boşuna çakıl taşı oynamasın. Gitsin sanatı, ziraatı neyse, ticareti neyse, para kazanması neyse, devam etsin. Değilse, biz her cümantısı geliyoruz, senden fırçayı yiyip gidiyoruz. Benimki fırça değil.
Konuşuyormuşum gibi gelmesin size, sesim arkaya gitsin diye söylüyorum. Biraz da heyecanlı ve hararetli. Ama işin doğrusu bu. Terci tövbe etmeyeceksen. Hayır kardeşim, ehli tasavvufta işin yok. Sen buradan çıkıp gıybet ediyorsan, hala da yalan söylüyorsan, hanımına, çoluğuna, çocuğuna zulmediyorsan, arkadaşlarına, akrabalarına, apartmanına zulmediyorsan, senin tasavvufla işin yok. Annene babanız zulmediyorsan, senin tarikatta tasavvufla işin yok. Senin Allah'la işin yok. Unutmak korkuyu terk etmek değil. Korku deryasına dalıp da, ümidi unutmak da değil.
O zaman tasavvufta tövbe, inabe, haf ve reca. Yani korkuyla ümit arasında olma. Korkuyla ümit. Derviş, korkuyla ümit arasında bulunur. Ne zaman ki ümidi fazla geldi, korkuya sarılır. Der ki Allah gazav eder. Allah cebbardır. Allah kahvardır. Ola ki benim günahımı affetmeyi verirse. Perişan olur cehennemi boylarım der. O korku sapını, korku ipini, korku dizginini hiç bırakmaz. Korku galip gelmeden reca'ya sarılır. Ümide sarılır. Ümit dizginini tutar. Der ki ya Rabbi, tövbe ederiz. Günahlarımı inşallah affedersin. Ya Rabbi, hatalarımı, kusurlarımı inşallah affedersin. Ya Rabbi beni affeyle.
Ve Allah'ın affının var. Allah'tan ümidini kesmez. Allah'tan ümidini kesmediği için, devamlı o ipte bir eli sağlam, sımsıkı yapışmış olur. O zaman, haf ve reca'yı terk eden derviş, mutlaka hataya düşer. Mutlaka kusura düşer. Ya korkusu galip gelir. Allah'tan bu sefer ümidini keser. Sanki Allah sırf azab edilmiş gibi algılar. Ya da ümide çok sarılır. Allah'ın, Allah muhafaza edersin. Azabını unutu verir. O zaman yine hata yapar. Yine kusur işler. O zaman tasavvuf demek. Birinci derecede tövbeye sarılmak. Ama her şeyle. Ama her şeyle. İkincisi inabe. Yani ders almak. Ders almaktan kasıt, al kağıt parçasını, şu dersleri çeken, ondan sonra hayatın bitti demek değil.
Bütünüyle Kur'an ve Sünnet-i Seniye'ye ram olmak. Bütünüyle Kur'an ve Sünnet-i Seniye'ye dönmek. Hayatının her alanında, kaçın sıkı sarılmak. İşte gerçek ders almak bu. Gerçek inabe bu. Yoksa git hangi şeyhe bağlanırsan bağlan. Hangi bir üşüd-i Kamil'e bağlanırsan bağlan. Dersini al. Ondan sonra yine de her şeyi, eşkisi gibi yaşamaya devam et. Onun da adı tasavvuf olsun, tarikat olsun. Hayır, öyle bir tasavvuf, öyle bir tarikat yok. Ders almak da bitti mi? Hayır, bitmedi. Halk ve Recai'yi terk etmeyecek. Onun da bitti mi? Hayır, onunla da bitmedi. Mutlaka ve mutlaka takvayı yaşamaya çalışacak. Takva nedir ya Resulallah?
Takva sizin şüphelileri terk etmenizdir. Takva nerededir ya Resulallah? İki göğsünün arasını. Takva huzadır diyor. Takva sarıkta değil, takkede değil, cübbede değil, şallarda değil. Takva sakalda değil. Nice sakallılar var ki, annelerine, babalarına küfrediyorlar. Nice dervişim diyenler var, hanımlarına küfrediyorlar. Nice dervişim diyenler var, bizim dergahımızda, bizim içimizde. Çocuklarına küfrediyorlar, hanımlarına küfrediyorlar, etrafına küfrediyorlar. İnsanlara hep şüphelileri terk etme. Hadi seni şimdi buradan kim kurtaracaksa kurtarsın deyip,
o aşağılıklığı yapıyorsa, onun neresi tasavvuf? Onun neresi İslam? Onun neresi tasavvuf? Kimsenin seyri sülükü yoktu demiş. Kimse kimseyi aldatmasın.
Şeyh Efendi'nin halkasında takribi 7-8 bin, 10 bin derviş vardı, doğru mu? 10 bin tane dermişin içinden bir tane adamın seyri sülükü olacak. Yazık! İnsanların geldiği nokta, kabalar, halifeler, su kabakları, görülmüş gibi görünmeyecek. İnsanların önüne gelince,
insan ki şüpheli şeyleri terk ediyormuş. Eve gidince düp küp yutuyor, ağzına geleni söylüyor. Ondan sonra insanların arasında ehli takva gibi duruyor. Hayır takva olayım. O münafıtlık yapıyor. Takvanın münafıtlığını yapıyor. O cömertlik yapmıyor. Cömertliğin münafıtlığını yapıyor. O haf ve reza noktasında duruyormuş gibi görmüyor. İnsanların arasında. Ama eve gittiğinde ya ümit deryasında yüzüyor, ya korku deryasına dik kalmış gidiyor. O da haf ve reza değil. Dert almak değil. Burada herkes ders aldığı için o da ders alacak. Ondan sonra gitsek kendi kafasına göre gayrı kutmak devam etsek. O dert almak değil. Benim kalbim unutmayın. Sağufa girmek zorunda değilsin.
Gidemeyeceğim diyorsan dersin ki selamun aleyküm. Hakkınızı helal edin. Gücüm ve kudretim yetmez. Benim kuvvetim yetmez. Ben bunu yapamayacağım. Bu çok sıkı. Pazartesi, Perşembe oruç tutamayacağım. Yapamayacağım. Ben ayda üç gün oruç tutamayacağım. Yapamayacağım. Eyvallah. Namazları, parçalarını kılamayacağım devamlı. Olur mu olur. Benim işim gücüm oluyor. Bazen ben kaydırgı bak kaydırıyorum namazları. Eee? 3-5 gün sonra hepsini toptan bir günde kılıyor. Eee yok böyle bir şey. Yolumuzdan gidecek olan farz namazlarını vaktinde kılacak. Yolumuzdan gidecek olan kaza namazlarını kılacak. Yolumuzdan gidecek olan kaza oruçlarını tutacak.
Tövbelin özü bu. Hem de de ki Ya Rabbi beni affeyle. Hayır. Geçmiş oruçlarını kaza yapacağız. Kaza yaptıktan sonra kazayı bıraktığın için Allah'tan tövbe isteyeceksin. Dicek ki Ya Rabbi ben bilememişim. Ama ben ehli tasavvuf oldum. Derviş olmaya aday oldum. Salik oldum. O yüzden ben burada kaza oruçlarıma ve namazlarıma tutmaya ve kılmaya gayret ediyorum. Bıraktığım için geciktirdiğin için beni affeyle Ya Rabbi. Eyvallah. Dekatını düzgün hesaplayıp vermeyeceksen bizde işimiz yok. Bizde işin yok. Dekatını vereceksin. Yurta değil. Filancı yer. Medrese açıyormuş.
Medreseye değil. Filancı yer. Cami yapıyormuş. Camiye değil. Orçlulara. Cihad eden mesavvuf bunu kabul etmez. Bir kimse haccaye gidecek.
Ömreye gidecek. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kavru şerifini ziyarete gidecek. Üstadına gidecek. Derviş kardeşlerine gidecek. Kendi arkadaşlarına, akrabalarına gidecek. Seyahatin özü budur. Gittiği yerde orada masraf açmayacak insanlara. Cihad ediyorum Allah yoluna çıktım diyorsa hiç kimseden hiçbir şey istemeyecek. Benim karnım aç. Benim karnım tok. Ben yemek yiyeceğim. Beni arabayla alın. Beni arabayla götürün. Bizim yolumuzda bunlar yok. Diyse bilillah. Hizmet ediyorsa kendiliğinden hizmet edecek. Kendiliğinden misafir ediyorsa kendiliğinden misafir edecek. Sen gideceksin. Selamun aleyküm aleyküm selam. Kardeş ziyarete geldim seni.
Allah razı olsun. Hoş sohbet ettik. Selamun aleyküm. Bana misafir et. Kal mutlaka. Ya rahatsız edeyim. Kal kardeşim. Eyvallah. Kalacak. Kal filan demiyor. Selamun aleyküm aleyküm selam. Gece saat 1-2 önemli değil. Çırt yola. Su mu kesin? Sobası yanıyor mu? Yanmıyor mu? Sıcak mı? Soğuk. Hanımından kavgalı mı? Hanıma hasta mı? Çocuklarına bir problem mi var? Başka bir misafir mi var evde? Haberin var mı? Yok. Dön geri kardeşim. Başka türlü seyahat seyahat değildir. Git adamın ne olduğu belli değil. Adamın hangi durumda olduğu belli değil. Git evinde 10 gün misafir ol. Hayır yok bu seyahat değil.
Kim olursa olsun. Sen kardeşini ziyarete gittiysen Gideceksin ziyaret etsen döneceksin. Selamun aleyküm aleyküm selam. Sen şeyhini ziyarete gittiysen Gideceksin selamun aleyküm aleyküm selam. Döneceksin geleceksin. Sen kimseye hırsız olmayacaksın. Yaslansınlar. Sen kimseye gidip yaslanma. Gelsinler sana dayanma. Sen hiç kimseye dayanma Allah'tan başka. Senin paranı yesin. Sen hiç kimsenin parasını yeme. Gelsinler sen harca. Ama sen gidip de kendine harca atma. Tasavvuf da var mı? Evet. Ama böyle var. Onun cebine 3 kuruş koymuyor.
Bilmem neredeki kardeşi var. Arkadaşı var. Derviş kardeşi var. Onu ziyarete gidiyor. Önce annene babanı ziyaret et. Önce annene babana bak. Önce kendi memleketinde kardeşlerine bak. Bunları inşallah her zaman.
Kendinizi bir hiç görün. Tasavvuf kendini hiç görmektir. Kendinizi yok bilin. Tasavvuf insanın kendisini yok bilmektir. Ve hatta her şeyi yok bilmektir. Var olan Allah'tır. Her şey geçici. Makam geçici. Haller geçici. Yollar geçici. İnsanlar geçici. Heside geçmeyen vaktum. Kalıcı olan Allah. Kalıcı olan Allah rızası için yapılan ameller. Kalıcı olan ne? Yaptığımız seyyatlar günah-ı kebailler. Allah günah-ı kebaillerden dönmeyi, Cenab-ı Hakk'ın emirlerini tutmayı nasip ve müesser eylesin. O yüzden kardeşler, insanlar vardır, hep kendi etrafında insanları toplamak için çıkarlar, konuşurlar. Allah onlardan da bizi muhafaza eylesin. Allah beni öyle olmaktan da muhafaza eylesin.
Allah tekrar tekrar söylüyor. Beni öyle olmaktan da Allah bizi muhafaza eylesin. İstihane yapın. Bütün arkadaşlara, bütün insanlara bunu tavsiye edin. Rüyasında kimi görüyorsa gitsin oradan ders alsın. Gitsin kim hangi şeyhi görüyorsa gitsin oradan ders alsın. Gitsin hangi şeyh etabı olmak istiyorsa gitsin oraya tabi olsun. Allah herkesin yolunu açık etsin. Yeter ki Allah desin. Yeter ki Kur'an ve sünneti seni enzar olsun. Yeter ki Allah'ın dinini yaşamaya çalışsın. Yeter ki Allah'la Mursat hocam deyip Allah yolunda devam etsin. Başka bir şey lazım gelmezdi insanlara. Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Sorusu olan varsa sorsun. Anlattınız o yolda.
Üstadın şeyhin yeri nedir? Bu yolu üstadını olarak görecek. Yoluna itaat edelim. Hadisini o şeyhin yerine koymayın.
Hani karşılaşmışlar. Ya Ömer beni ne kadar seversin. Seni ülkümden, eşimden, dostumdan, çocuğumdan, hanımından fazla severim. Olmadı ya Ömer. Kamil olmamışsın. Kemale ermemişsin. Ölülürler. Dur ya Resulallah. Nefsinden de fazla severim. İşte şimdi imanın kamil oldu. İmanın kemale erdi ya Ömer. Bu Mürsid-i Kamiller için uyarlanmaz. Kim bunu veliler için, şeyhler için uyarlıyorsa hata yapıyor, kusur istiyor. Hayır. Bu herhalde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri içindir. Onun için uygundur. Eğer bir kimse, Peygamber kendisine gözünün gördüğünden her şey sevgili gelmedikçe imanı kemale ermer der. İşte bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine rabıtanın geldiği noktadır.
Senin gözünün gördüğü her şeyden en sevgili Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gelecek. O zaman, şeyhle beraber yol gidilir. Mürsid-i Kamillerle beraber yol gidilir. Beraber çile çekilir. Arkadaşlık yapılır. Salihlerle beraber olun demiş. Salihlerle, salih toplulukla beraber olun. Ona muhabbet edilir. Onu sevilir. Ama asla ve asla bu dediğim ölçüde sevilmez. O yanlışlıktır. Ve hatta ve hatta bir kimse Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde fani olsa, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onun gözünde herkesten fazla sevgiliyse, baktığı yerde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görüyorsa, dönüp de şeyhini rabıt etmesi küfürdür.
Salihler sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kurnasına, çeşmesine götürmüş, oradan ona su içiriyor. O dönüp de eğer ki, benim şeyhim var, ben şeyhime rabıt ederim derse, vallahi küstahdır, billahi küstahdır ve küfür etlidir. Yolun küfür ehlidir. Yolun. Hayır. Sen dönüp şeyhine rabıt edemezsin artık. Neden? Sen çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini baktığın her zerrede görüyorsun. Sen ona baktığın her yerde görüyorsun. Üstünde, başında, sağında, solunda, aşağıda, yukarıda, çarşıda, duvarda, her yerde onu görüyor musun? Görüyorsun, görüyorsun. Ondan sonra o kimseyi kalkıp da bir şeyh bizi rabıt edeceğim diyorsa, vallahi yolu bilmiyor, billahi yolu bilmiyor.
O kimse yolu bilmiyor. O kimse bilmeden veya bilerek küstahlık yapıyor. Aynı şey fena billah, beka billah noktasında da aynıdır. Ve bir kimse Allah onun her şeyinde, her tarafında Allah'ın sıfatlarının teceliyatını görüyorsa, Cenab-ı Hak onun kalbine ihap ediyorsa, ve kalbinde keşf ve keramet açılmış ise, dönüp de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini rabıta etmesi küfürdür. Cumhuriyetleri cömertlik yapacağı zaman, ulanırken, topuklarının üzerinde geri dönenlerden mi olacaksınız ayetini oku ve Peygamber öldü der. Şeyhler gelip geçecek, mürşid-i gamiller gelip geçecek,
Kafa Özbağ'da vazgeçilmez değil. Nasıl ki Abdullah Gürbüz vazgeçilmez değildi, nasıl ki Mustafa Efendi değildi, nasıl ki Bekir Baba Ali Efendi değildi, hiçbirimiz değiliz, hepimiz geçeceğiz. Baki olan Allah, basi olan Allah, Ebubekir Efendimiz'de iki değişik örnek, mallarını getirirken ne bıraktı, ehline ne bıraktın, Allah ve Resul'unu derken, öldüğünde diyor ki, o Resulullah öldü, o manada şeyhi müceddit alimlerden, mücedditlerden,
müştehitlerden farza görmek, Allah muhafaza eylesin, tecrideyi almış, bir şeyh İmam-ı Azzam Hazretleri'nin tozu olamaz, bütün mürsid-i kamilleri üst üste toplayacaklar, İmam-ı Azzam Hazretleri'nin tozu olamaz, tozu, tozu olamaz, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin tozu olamaz, Allah bizi muhafaza eylesin, hiç kimse nefsine paye vermesin, hiçbir şey, hiçbir mürsid-i kamilim diyen kimse, düşün peşime diyen kimse, Allah muhafaza eylesin, kendi nefsine paye vermesin, muhakkak ki biz, üstadımızı severiz,
muhabbet ederiz, aşk derecesinde değil, onun dedikleri doğruysa uyarız, onun dedikleri isap ettiyse, alır kabul ederiz, hizmet var, hizmete rağmen oluruz, için mücadele etmeyiz, bu şeyhi sevmek değil, onun cebine bir kuruş koymak için yarışmayın, bu şeyhi sevmek değil, Allah muhafaza eylesin, şeyhi seven insan, onun açtığı istikamette, onun yürüdüğü istikamette yürümeye çalışır, onun açtığı mücadele stratejisinde, mücadele etmeye çalışır, şeyhi sevmek demek, kenarda çekilip, hep anlatıyorum, ona rağut edeceğim diye uğraşmak demek değil,
adam şeyhi seviyor, şeyh düşmüş yollara, Allah'a anlatacağım diye uğraşıyor, bizimki televizyonun karşısına geçmiş, bir de rağut ediyor, hayatına arada gözünü açıyor, çayı getir, çay geliyor, o tesbih elinde, zikrullah yapıyor, ne? şeyhi rağut ediyor, o rağut ediyor, Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Tasarruf Allah'ındır. Bu tasarrufa sahip olan şeyhler gelsin de, bana bir tasarruf etsin. Ya biz de, ya onlarda çok insan ister, Kırak, Suriye, perişan, sokaklar perişan, bir tasarruf eden olsa da, bunları toparlasın.
Anlaşıldı. Ne uğraşayın, bir şey yapmadığını, yaptığını görmedik ki. Ne türlü tasarruf yapar mıydı? Yapardı. İşkembeyi geçirdiler mi? Geçirdiler, dişini kırdılar mı? Kırdılar, yanağını yaraladılar mı? Kovuldu mu? Mekke'den, kovuldu, hicret etti, sürgün yedi. Yemene doğru gidiyor, bir tane, mürşiklerden birisi gördü, ne oldu dedi, dedi ki, kavmin bana zulmediyor, gidiyor.
Tasarruf ederdi. Dedi ki, ben sana emanlık vereyim, gel Mekkeliler, sana dokunmasın, sen çok cömert insansın, kısmına, akrabına, yolcuya yardım edersin, fakire, fukaraya yardım edersin, sen bir beldeden kovulursan, o belde, felaket gelir, dedi müşrik. Müşrik, müşrik, geldi, ben sana eminlik vereyim, emanlık vereyim. Geldi, Mekkelilere dedi ki, bu benim emanımdadır. Mekkeliler dedi ki, bu geliyor, bizim Kabe'mizde ibadet ediyor. Sen emanındaysa, söyle, Kabe'ye gelip ibadet etmesin. Orada namaz kılmasın. Döndü, ya Ebu Bekir, burada namaz kılmamaya söz ver. Bunu kabullen. Peki dedi, Hz. Ebu Bekir Efendimiz, gitti, yolun kenarına, evinin bahçesine, ilk mescidi yaptı. Siz ilk mescit zannedersiniz ki, Medine'de oldu.
Öyle değil mi? Hayır, ilk mescit, Hz. Ebu Bekir Efendimizin mescididir. Kendi evinin bahçesinde, İslam tarihinde ilk mescididir. Evinin bahçesinde, mescidi yaptı, ve mescitte devamlı ibadet etmeye başladı. Nakşibendilerin halveti buradan gelir. Nakşibendiler bilmez bunu. Nakşibendilerin halvetinin nereden geldiğini, nakşibendiler bilmez. Nakşibendilerin halvetinin başlangıcı, Hz. Ebu Bekir Efendimizin, Mekke'de, kendi evine yaptığı mescitten başlar. Mescitte oturup, devamlı Allah'ı zikretmeye, devamlı namaz kılmaya başladı. Baktılar, şimdi yola da pencere açtı. Aynı zamanda zeki. Yola pencere açık. Geçen görüyor, bakıyor ki, Hz. Ebu Bekir Efendimiz namaz kılıyor.
Geçen bakıyor, namaz kılıyor. Bir, iki, üç, Müslümanlar orada toplanıp, namaz kılmaya başladılar. Müslikler durmadılar. Dediler ki, hayır bunu da kabullenmiyoruz. Ya, dediler ki, bu mescidini yıkacak. Dediler ki, ya İnan'ını kaldır, ya da bu mescidini yıktır. O müşrik geldi, dedi ki, ya Ebu Bekir, benim buna daha fazla gücüm yok, bu mescidi yık. Ya da ben Eman'ımı kaldırıyorum. O da dedi ki, ben Allah'a dayandım, yaslandım, senin Eman'ından çıktın. Ne yapıyorlar, yapsınlar dedi. Onu da Eman'ını kaldırır, müşrikler geldiler, Hz. Ebu Bekir Efendimizin, mescidini, neden tasarruf etmedi ki? Bir noksanlık değil, sebepler dairesinde doğru olan.
Anlaşıldı. Oturmuşuz biz. Oturacak, şeyhi tasarruf edecek ona. Hain kardeşim, çalışacaksın. Oturacak, ticaretini bırakacak, ondan sonra benim gibi iflas edecek, ondan sonra diyecek ki, şeyhi tasarrufu gelecek. Gelmiyor. Yok böyle bir şey. Tutuyor seni, benim bana olan borcunu vermiyor. Hele biraz daha işin bozuk, gitmeye başlayınca, herkes toparlanıyor. Yanı başındaki arkadaşın, dahi başına pinekliyor. Seni çok seven düşman oluyor. İşine sahip çık. Sen işine sahip çıkmazsan, işin dağılır. İşine sahip çık. Aileme sahip çık. Aileme tasarruf edecekler diye bakma. Çocuğun hasta, sahip çık, götür doktora.
Yok şeyhim hüfler de, hastalığı geçer. Boş, boş şeylerle. Namaz da, İhya-i Ölüm, İmam-ı Gazale Hazretleri öyle, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne, tahiyyatta, salat-ı selam gönderiliyor ya, veç hali ne güzel.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne, salat-ı selam göndermek, Allah'ı zikretmek, bir ibadet ederken, ondan büyük bir haz duymak, zevk duymak, severek yapmak. Veç hali o. Cezbe o. Otur. Titre. Ne oldu? Cezbe geldi ona. Vur kafasına bir balyoz adamı. Oluncaya kadar, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri,
savaşmakla emrolunan bir peygamberim dedi, peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, bunun ümmetleri kafirlerle savaşır, münafıklarla savaşır, mürtedlerle savaşır, dinsizlerle savaşır. Gelip de kafir, mürted, dinsiz bir tokat vurursa, gel benim öbür tarafımdan da bir tokat vur demek, haysiyetsizlik, şerefsizlik, onursuzluktur. Başka bir şey değil. Beni, Kuray dilerinden birisi, Müslüman'ın birisini katletti, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, ikindi namazı okunmuştu, farzını kıldırmadı sahabiye. Ey ashabım dedi, beni Kuray dilerine alınacak bir intikam var, bir hesap var. Beni Kuray dilerine, o Yahudilerden birisi, Yahudiler, ta peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinden biri, başörtüsüne düşmandır, örtümeye düşmandır.
Bu örtü düşmanlığı yeni değil yani. Bir kimse örtüyü istemiyorsa, örtü düşmansa, onda Yahudi bozukluğu vardır. Yahudi bozmasıdır o şerefsiz. Çünkü başörtüsüne düşmandır. Örlesinden de, o günkü Yahudilerden birisi, Müslüman kadınların birisinin başörtüsünü aşağı indirdi. Müslüman bunu gördü, o kimseyi vurdu. Şimdi meseleyi anlatamayacağım. Şeyi dediler, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, farz namazı kıldırmadı. Bizim yolculukta, seferi haldeyken, namaz kılmanın fetvası oradan çıkar. Fetva. Hanebiler demişler ya, farz namazlarını yolda giderken, bineğin üzerinde kılabilirsiniz.
Oradan fetva vermişler. Sahabenin bir kısmı da, konakladığı yerde kılmış, şafilerle oradan fetva vermişler. Demişler ki, farz namazı bineğin üzerinde olmaz. O kimse konaklayacak, namazını kılacak. Konaklayıp da kılan sahabelerden, konaklayıp da kılacak fetvasını vermişler. Bineğin üzerinde kılan sahabelerden de bineğin üzerinde kılınabilir fetvasını vermişler Hanebiler. Ve bineğin üzerinden namazı kılmışlar. İki yapmışlar. İndirerekler. Ve gitmişler, onun intikabını almışlar. Dememişler, sen bir tane daha mümin öldür. Gel bizim öbür tarafımıza da bir tane gül kondur, öpücük kondur. Yok öyle bir şey. Anlaşıldı? Ehli tasavvuf için de yok. Biz kendi kardeşimize merhamet ederiz, rahmet ederiz.
Kendi kardeşimiz bize haksızlık yaparsa, sabredebiliriz. Sabretmeyebiliriz de, kardeşim bu benim hakkım, ver benim hakkımı. O benim hakkım. Anlaşıldı? Kendisini savunamayan Müslüman, nasıl Müslüman olacak ki? Neden?
Kuş yediğendir. Banyo yapar. Dolaşabilir. Yani bir ihtiyaçları var mı yok mu diye.
Yani cima manada, evet cima var burada. Cima anlamındaydı. Bir defa banyo yapar dedi, bir de yağmurda yine cimasını yağmur suyuyla alır, abdestini alır, yani dışarıda soyunu cimasını alır, üst başını dışarıda yıkar alır dedi. Ben şöyle düşünüyorum, yani o zaman kap falan yok mu, doldurup da içeride yapar. Yağmur yağar, insan yağmur suyununu da güsle edebilir. O manada. Ama olmadığı için insanların her türlü bir şey gelebilir. Yani ben o manada soruyorum. Bakalım inşallah ona da. Nerede Ramuz el-Adis mi? Ramuz el-Adis de Peygamber s.a.s.m'ın cinsel gücüyle alakalı bir gezer bir gecesi. Bu manada benim bildiğim şu, yani hanımlarının her gece bir eksikledik var mı, bir ihtiyaçları var mı diye her gün onları dolaşırdır.
Ama cinsel ilişkiyle alakalı hangi hanımda geceliyorsa orada geceler. Ben de öyle biliyorum hocam. Sen öyle bildiğin en, ben de öyle biliyorum. Allah sen benden hazırsın. Hakkif suresinde Musa aleyhisselam ile Hızır aleyhisselam arasındaki mesele anlatılıyor. Bu kitasavvuf edildi de bunu bazı hususlarına açıklamak için kullanıyor. Burada Hızır aleyhisselamın sahabi bir çocuğu öldürdüğü, Musa aleyhisselamın da işte masum bir cana karşılık olmaksızın bir cana kıydın, kötü bir iş yaptın diye onu ikaz ediyor. Şimdi dünya üzerinde Musa sen mi yaşıyor? Onun şeriatı var. O bir şeriat da Allah'ına göndermiş. O şeriatı göre de Musa sen bir şeriatına göre de masum bir cana karşılıklı olasın, başka bir cana kıyılmaz.
Hükmü var. Şunu da onu okuyunca biraz şaşırdım. Çünkü Allah'a çok yakın olmuş bir kul, Hızır aleyhisselam. Şöyle bir şey olabilir mi? Bir peygamber var dünya üzerinde. Onun şeriatı da var. Yaşıyor o peygamber. Allah kendine çok yakın olan bir kuluna, o şeriatı mugayyir bir şeyi ilham eder ve yaptır mı acaba? Hızır aleyhisselamın hayatı normal insanların hayatı gibi değil. Normal insanların hayatı gibi olmadığından dolayı onun şeriatı kendine ait. Allah'la kendisi arasında. Bir peygamberin şeriatı insanlara zahire yöneliktir. O insanlara şeriat, insanların zahirine göre hükmeder, söyler. Hızır aleyhisselamın hükmü Allah'la kendisinin arasında. Anlaşılır. O yüzden onun yaptıkları, onun ettikleri, Allah Celle Celaluhu anlatıyor, bu böyle böyle yapardı diyor.
Doğrudur, gerçektir. Allah'la kendisinin arasında. Oradan bize bir şeriat çıkmaz. Ne anlamamızı anlayacağız? O kadar anlayacağız. Fazla bir şey anlamamıza gerek yok. Öyleymiş, yaşamış. Hiç Hızır aleyhisselam bununla böyle yaşadı diye bizim şeriatımızı etkileyen imamlar, müştehitler, sahabeler hiç böyle bir onun şeriatından etkilenip bir şey yapmışlar mı? Yok. Yapmamışlar. O kadar Allah Celle Celaluhu onu anlatıyor bize. Biz o kadar onu anlat, meseleyi bitiririz. Bizi bağlamaz fazla. Şeriat noktasında. Neden? Bizim şeriatımız var. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri sonuçta bir şeriatla gelmiş, bir kitapla gelmiş. Onun şeriatı bizi bağlar. Hızır aleyhisselam görünmüştür, görünmemiştir.
Şimdi yaşıyorduk, yaşamıyorduk. Hepsi de Allah Allah kendisinden arasında bir şey. Yine o da bizi bağlamaz. Yani şöyle diyor, mesela Hızır aleyhisselam hakkında peygamberdi ya da Allah'a çok yakın olan bir kuldu diyenler vardı. Şöyle bir de çıkıp diyebilir miyiz? Yani şimdi de... İlham, Kur'an ve sünneti sene uyduğu müddetçe ilhamdır. Keşf, Kur'an ve sünneti sene uyduğu müddetçe keşftir. Keramet, Kur'an ve sünneti sene uyduğu müddetçe keramettir. Bir ilham hiçbir zaman senet sepet değildir. İlhama göre hareket edilmez. İlhama göre bir şeyde fetva verilmez. İlhama göre bir şeye hükmedilmez. Bir şeye hükmedilecekse, eğer bir fetva verilecekse, şeriat bellidir.
Kur'an, sünnet, müştehitlerin iştahı bellidir. Ona göre hükmedilir ve fetvası verilir. Keşfe göre, ilhama göre, rüyaya göre, hayır, asla ve asla şeriat olmaz. Anlaşıldı. Anlaşıldı. Nice zamanlar görülmüştür ki, ilham ehli gibi görünen kimselerin ilhamları şeytani çıkmış. Keşif ehli gibi görünen insanların keşfleri isabet etmemiştir. Rüya ehli olan insanların, gaybe müteahillik, gaybe yönelik rüyaları isabet etmemiştir. Allah muhafaza eylesin. Kendi içimizden de bunu çok rahat örnekleriz. Ondan sonra diyorlar ki, sen şeyhin arkasından konuşun. Hayır. Örnek var elimizde. Anlaşıldı mı? Anlaşıldı. Demek ki keşifle, kerametle, ilhamla, gaybe müteahillik bir şey konuşulmuş.
Ben konuşunca kızıyor sonra, olay oluyor ortalık. Üç tane, üç tane, Mehdal ve Resul ile tarih var. Üçü de boş çıktı mı? Çıktı. Çıktı. Ha demek ki, o kimsenin, keşfin. Diyeceğiz ki, keşifte hata olur. Keramette hata olur. İlhamda hata olur. Neden hata olmaz? Kur'an ve sünnette. Bunlar yok mu? Keşifte olur, keramette olur, ilham da olur. Allah yoluna çağıranlar, keşfi, kerameti, ilhamı saçarlar ortaya. Ben yanlışını gördüm, düşün peşime. Bana böyle ilham oldu, bu böyle olacak. Ben keşfimde bunu böyle gördüm, bu böyle tecelli edecek derler. O öyle olmaz.
Ya maneviyat geciktirdi derler. Ya maneviyat uzattı derler. Ya öyle olmadı da böyle oldu derler. Kendilerine kaçacak, sapacak yer aranlar. Neden? Çünkü olmayabilir. Hakikati. İlhamın hakikati vardır. O hakikata erişilmediği müddetçe, hakikatına erişmemiş.
O çakırtaşından oynuyor. Ezeb altı, altı, altı, kirli bile kadar açık. İlmi, Allah'ın insanların gönlüne ilham ettiği marifet ilmi. Anlaşıldı? Gaybı bilmek demek değil. Ledin ilmiyle, gaybı bilmek olarak nitelendiriyorlar. Hayır. Gaybı bilmek, ledin ilmi değil, gaybı bilmek yok çünkü. Bir insanın gaybından sorarlarsa, de ki, gaybı Allah bilir. Hem geçmiş hem gelecek gaybı. Gaybı Allah bilir. Mezhepleri seçme hakkına sahip midir? İkincisi, bundan sorumlu mudur?
Yani mezhepleri araştırma noktasında bir sorumluluğu var mıdır? İnsanlar ya taklit ehlidir ya tahkik ehlidir. Taklit ehli ise o kimse herhangi bir mezhebi taklit ederekten devam eder giderler. Taklit eden kimseler, mezheb seçme hürriyetine sahiptirler. Derler ki ben şu mezhebe riayet edeceğim, o mezhebe göre devam edeceğim, o mezhepte devam ederler. Tahkik ehli olan kimse, tahkikte yücelirse, yükselirse o zaman kendisi de kendi adına mezheb kurabilir. Geri kalan taklit ehlidir ki, mutlaka bir mezhebi taklit etmesi gerekir. Anlaşıldı? Seçme özgürlüğüne sahip. Der ki mesela, şimdi Şafi kardeşlerin bu şehir yaşantısında bazı zorluklar yaşıyorlar. Yaşamaları mümkün.
Bir kimse ben bu zorlukları yaşamaktansa Hanefi'ye geçsem der, geçer. Bu da onlar için mümkün. Ama Hanefi'nin burası kolay, şunu alayım. Şafi'nin burası kolay, bunu alayım. Elma, armut toplar gibi. Maliki'nin burası kolay, bunu alayım. Ondan sonra öyle bir halde yaşayayım, bu olmaz. Anlaşıldı? Ya Hanefi'dir, ya Maliki'dir, ya Hanbeli'dir, ya İmam Ahmet'e uymuştur. Mutlaka bir şeye uymuşacak. Anlaşıldı? Evet. İman, Hanefi'lere göre onlar amelleri imandan bir cüz kabul etmişler. Hanefi'ler amelleri imandan bir cüz kabul etmediklerinden dolayı bizim imanımız eksilmez veya artmaz. Ama olgunlaşır veya gökleşir.
Anlaşıldı? Veya enerjisi fazlalaşır, parlar, aydınlatır her tarafı. Veya enerjisi eksilir, söner, körsür. Anlaşıldı? Gönlünü yapmak için aldığı borçtan fazlası verildiği geçiyor. Sahihtir. Bir kimse bir yerden borç almış olsa, borcunu geriye öderken, borçlu kimse kendi gönlünden biraz fazlalık koysa sahihtir, bu riba olmaz. Fâlevene hu, la i'matlı ve ya Hazreti Allahü Celle. Fâle-Fâle-Fâle-Fâle-Fâle-Fâle.
Kadınların arasında gün meselesinde yanlış anlaşılma olmuş herhalde. Biz 15 günde bir, bir ayda bir yapalım falan diye bir muhabbet olduyduk. Sonradan yine her hafta devam etsin diye kadınlar bu konuda dediler ki her hafta olsun. O yüzden haberiniz olsun. Yani karışıklık olmasın diye ilan ediyoruz. Önümüzdeki cumartesi gün gündüz yine kadınlara öğlen burada sohbet var. Bir, ikincisi bu kutlu doğum haftasıyla alakalı arkadaşlar çalışmalar yapıyorlar. Bu noktada inşallah birbirimize yardımcı olalım, arkadaşlara yardımcı olalım. Allah razı olsun inşallah. Saatler iler alıyor yine öğlen namazından sonra.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.