Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 4 Temmuz 2020 · 1:15:57
Takip edenler için hatırlama olsun istedim. Hani bir Yahudi padişah vardı, o Yahudi padişah büyük hendekler yaptı, hendeklere çalı, çırpı, yanıcı maddeler doldurdu ve o hendekleri ateşe verdi ve ateşe verdikten sonra da Müslümanları, Müminleri, inananları o ateşe atıyordu. Bu Yahudi padişah, bazı rivayetlerde Zinuas olarak geçiyor, o Yahudi padişah aynı zamanda Yahudi değildi aslında, putperestti.
Bazıları Yahudi diyor, bazıları putperestti diyor ve bir müddet sonra inananlar kendilerini ateşten sakınmamaya başladılar ve ateş onları yakmamaya başladı. Öyle olunca, o Yahudi padişah ateşe hitap etmişti. Hani ne oldu ki, sen neden yakıcılığın ve yanıcılığın devam etmiyor diye ve yakıcılığı ve yanıcılığı devam etmeyince ve Müslümanlar da kendisini ateşe atmaya başlayınca, bu sefer Yahudi padişah kendi etrafındaki insanlara emretti.
Dedi ki, onları ateşten men edin, ateşe atmayın. Ve ateşe atmayın dedi, yanın adına söylediler ve işte Yahudi padişah bu sözlere ehemmiyet vermedi, inkar etti. Kendisine nasihat edenlerin nasihatlerini kabul etmedi. Etmedi. O Yahudi padişahı bu acib mucizeleri gördü. Fakat ancak tağan ve inkarda bulundu. Yani ateşin yakmadığını gördü ama tağan ve inkarlarda bulundu. Yani ateşin yakmadığını gördü. Hani İbrahim aleyhisselamı nemrut ateşe atmıştı. İbrahim aleyhisselamı nemrut ateşe atınca, İbrahim aleyhisselam için Cenab-ı Hak ey ateş serin ol, selametli ol deyince ateş yakmamıştı. Ne yaktı, ne üşüttü. O yüzden ateşin yakmadığı da böylece hem eski ahitte hem de yeni ahitte hem de Kur'an-ı Kerim'de geçmiş oldu.
Ama o iman etmeyen, o küfür gözü takan, o küfürle etrafa bakan, perdelenen kalpleri mühürle olmuş olan o kafir bu mucizeyi kabul etmedi. Aynı şey Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin üzerinden de değişik mucizeler tecelli ediyordu. Ama o mucizeler tecelli ederken, küfür gözüyle bakan, küfürle bakan Ebu Cehil olsun, Utbe olsun, Şeybe olsun Mekke müşrikleri onun mucizelerini inkar ediyorlardı.
O mucizeleri gördükleri halde iman etmiyorlardı. Ve o padişahın etrafında nasihatçılar vardı. Nasihatçılar dediler ki, beyiç 870, işi haddinden ileri götürme, inat hayvanını bu kadar ileri sürme dediler. Nasihatçıların ellerini bağlayıp hapsetti. Zulmünü birbirine uladı, yani birbirine bağladı. Daha fazla zulüm etmeye başladı. Şimdi her önceden büyük insanların, padişahların etrafında nasihatçılar veyahut da bugünkü dilde danışman dediğimiz, danışmanlar veya bakanlar veyahut da işte bunu biraz dini devlet açısından bakarsak bir şura söz konusu. Bu nasihatçılar, o gün içinde o Yahudi padişaha, bak burada acayip mucizeler oldu. Ateş bu Müslümanları yakmadı, sen daha da bu meselenin üzerine gitme, geri dön, bu işte haddi aşma, bu işte artık daha fazla zalimliğini ortaya koyma diye ona nasihatta bulundular.
Ama ve lakin o nasihat bulunanların, bulunanların ellerini bağlatıp zindana attı. Ve hani Firavun'un da etrafında büyücüler vardı ya, Firavun'un etrafındaki büyücüler de Musa Aleyhisselam'ın asasının yaptığını görünce ve Musa Aleyhisselam'ın da buna hayrette kaldığını görünce, Firavun'un büyücüler demişlerdi ki, asanın yaptığına Musa da şaştı. Biz o Musa'nın Rabbine iman ediyoruz deyince, Firavun ne yapmıştı? Onların parmaklarını çapraz, ellerini kollarını çapraz kestirmeye başlamıştı. İşte yine aynı şekilde bu Yahudi padişah da, padişahın etrafındaki o nasihatçılar bu mucizeleri görünce, ona dediler ki, sen haddi aşma, daha fazla bu meselede inat etme. Ama bu sefer Yahudi padişah döndü, onlara zulmetmeye başladı.
Kıymetli dostlar, zalim bir padişaha, zalim bir hükümdara, zalim bir bürokrattaki bir kimseye, yani zalim bir kimseye, hakkı tebliğ etmek en büyük cihattır. Hadis-i Şerif'te, Tirmizi'de geçer bu. Kıyamet gününde Allah'ın en çok sevdiği ve kendine en yakın olan insan, adil imam, hükümdar olacaktır. İnsanlar içinde de en nefret ettiği ve kendinden en uzak olan kişi de, zalim imam, hükümdar olacaktır. O zaman Allah'ın en sevdiği kim? Adil bir hükümdar. Allah'ın hiç sevmediği kim? Zalim bir hükümdar. O zaman Allah'a en yakın olacak olan kim? Adil bir hükümdar. En uzak olacak olan kim? Zalim bir hükümdar. Ve yine hadis-i şerifte, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri tabaraninde geçiyor.
Ahir zamanda zalim valiler, fasık vezirler, hain kadılar, yalancı fakihler olacaktır. Sizlerden bu zamana yetişen onlardan herhangi bir vazife almasın. Ne zekat toplayıcı, ne yönetici, ne de zabıta olsun. Demek ki zalim vali, zalim vezir, zalim kadı, zalim fakih olursa, onların vermiş olduğu görevleri de müminler kabul etmeyecekler. Onlara hizmet etmeyecekler. Onların yalakaları olmayacaklar. Onların etrafında olmayacaklar. Sebep onlar çünkü zalimler. İşte bu yine bu zalimlerle alakalı tabaranide geçiyor hadis-i şerif. Ümmetimden şu iki insana şefaatim ulaşmaz. Zalim ve zorba imam ile haddi aşan her sapık. Şimdi demek ki Ümmet-i Muhammed'in içerisinde de zalim hükümranlar, zalim valiler, zalim kadılar, zalim fakihler, zalim yöneticiler olacak.
Ve zaman içerisinde bu zalimler de Ümmet-i Muhammed'in içerisinde olacak. Ve o zalimlerin etrafında görev yapmamak, o zalimlere hizmet etmemek, o zalimlere yardım etmemek de Müslüman için muhakkak farz. Bakın bunu da nereden anlıyoruz? Yine Ebu Davut ve Tirmizi'den, İbn-i Mace'den, Nesai'den, Tebarin'den, İbn-i Hanbel'den, Suiti'den. Yani bunların hepsi de aynı hadis-i şerifi, aynı noktada nakletmişler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri buyuruyor ki, Cihadın en eftali, zalim sultanın veya zalim emirin yanında söylenecek adaletli sözdür. O zaman bu nasihatçılar vardı ya, Yahudi padişaha yapma, haddi aşma diyen. İşte bunlar cihadın en eftalini yaptılar.
Demek ki cihadın en eftali, zalim bir kimsenin yanında adalet sözü konuşmak. Zalim bir valinin yanında adaleti tavsiye etmek. Adaleti, hakkı ona tebliğ etmek. Veyahut da bir zalim, yalancı bir fakihe hakkı tebliğ etmek. Bakın, bu cihadın en eftali olarak nitelendirilmiş. Cihadın en eftali, neden? Çünkü o zalim, o kimsenin kanına kastedebilir mi? Evet, canına kastedebilir mi? Evet, malına kastedebilir mi? Evet, o kimsenin makamına kastedebilir mi? Evet. Bir kimse zulmediyorsa, zulmetmek nedir? Kur'an ve sünnetin dışında davranmaktır. Bakın, kıymetli dostlar, evlerimizde eşlerimize Kur'an ve sünnetin dışında davranıyorsak zulmediyoruz. Evlerimizde çocuklarımıza Kur'an ve sünnetin dışında davranıyorsak zulmediyoruz.
Kadınlar, kocalarınıza Kur'an ve sünnetin dışında davranıyorsanız zulmediyorsunuz. Çocuklar, anne ve babalarınıza Kur'an ve sünnetin dışında davranıyorsanız zulmediyorsunuz. Elinin altında çalışan kimseler olanlar, iş yerinin patronu, iş yerinde usta, iş yerinde vardiya amiri, eğer elinizin altındakilerin Kur'an ve sünnetin dışında davranıyorsanız zulmediyorsunuz. Hak ve adalet dairesinde davranmıyorsanız zulmediyorsunuz. Herhangi bir resmi dairede amirler, resmi dairede şefler, müdürler, genel müdürler, eğer ellerinizin altındaki memurlara, eğer hak ve hukuk dairesinde davranmıyorsanız onlara zulmediyorsunuz. Belediye başkanları, eğer ki kendi elinizin altında olan kimselere hak ve hakaniyet ölçüsünde hizmet etmiyorsanız ve onlara hak ve adalet açısından davranmıyorsanız zulmediyorsunuz.
Belediye başkanları, eğer ki vatandaşlarınıza eşit ve hakkaniyet bir hizmet vermiyorsanız onlara zulmediyorsunuz. İşte bakanlar, başbakanlar, devlet başkanları, devleti yönetenler, Eğer ki hak ve hakikate yönelik devleti idare etmiyorsanız, bakanlıklarınızı öyle idare etmiyorsanız, Kur'an ve sünnet dairesinde değil ise davranış biçimleriniz, adalet ve hukuka uygun davranmıyorsanız zulmediyorsunuz. Bakın bir şeyin anayasa hukukuna uygun olma ayrı bir şeydir. Kur'an ve sünnete uygun olma ayrı bir şeydir. Bir insan kabre girdiğinde Kur'an ve sünnetten hesaba çekilecek. Anayasadan hesaba çekilmeyecek. Cenab-ı Hak bize kabre girdiğimizde sen ne kadar anayasaya uydun demeyecek. Sen ne kadar ülke yasalarına uydun demeyecek.
Sen ne kadar Kur'an ve sünnetin yasalarına uydun diyecek. O yüzden bir kimse Kur'an ve sünnetin yasalarına uygun davranmıyorsa o zulmediyordur. İşte böyle zulmeden bir kimseye, zulmeden bir kimseye, eğer ki bir kimse hakkı, hakikati, adaleti, hukuku, Kur'an ve sünnetin emirlerini ona tebliğ ediyorsa o zaman o kimse en büyük cihadı yaptı. Yani birisi hırsızlık yapıyor, ona sen hırsızlık yapıyorsun, yapma deyip de ona nasihat ediyorsa, ona tebliğ ediyorsa o en büyük cihadı yaptı. Veyahut da bir yönetici yönettiği elinin altındaki kimselere adaleti davranmıyorsa, tarafkir davranıyorsa, onlara eşit muamelede bulunmuyorsa onlara zulmediyor. Bir kimse kalkıp da ona eğer ki sen bunlara zulmediyorsun, sen tarafkir davranıyorsun, yanlı davranıyorsun deyip de ona tebliğ ediyorsa, ona nasihat ediyorsa o zaman o en büyük cihadı yaptı.
Ve o en büyük cihadı yapan kimseler işte ümmetin doğru insanları, ümmetin alimleridir, ümmetin erdemli insanlarıdır, ümmetin içerisinde ümmete ışık olan, ümmete yol gösteren zamanın velileri, zamanın şeyhleri, zamanın alimleri, zamanın cihatçılarıdır. Allah muhafaza eylesin. Ve bunların aslında korkmadan, çekinmeden hakkı ve hakikati haykırmaları gerekir.
Ve Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretleri'nin meşhurdur ya sözü, mazluma yardımcı ol, zalime düşman kesil, batıla yardım eden hakka zulmeder buyurmuştur. O zaman mazluma yardımcı olmak, zalime düşman kesilmek İslam'ın şiarıdır. Eğer bir alim, bir ulema, bir mümin mazluma yardımcı olmuyor da, zalime düşman kesilmiyorsa, Allah'ın hakkını yerine getirmemiş olur. Batıla yardım ediyorsa, Allah'ın hakkını yerine getirmemiş olur. Çünkü müminler batılla savaşmakla emrolunmuşlar. Müminler zalimlerle savaşmakla emrolunmuşlar. Eğer müminler zalimlerle savaşmazlarsa, batıllarla savaşmazlarsa, namazları onları kurtarmaz. Eğer müminler mazlumlara yardımcı olmazlarsa, namazları onları kurtarmaz.
Kıymetli kardeşlerim, ey ümmet-i Muhammed! Sadece İslam'ı namaz olarak algılıyorsunuz. Sadece İslam'ı Ramazan'dan Ramazan'a oruç tutmak olarak algılıyorsunuz. İslam'ı sadece Cuma'dan Cuma'ya Cuma'ya gitmek olarak algılamayın. İslam'ın en önemli şiarlarından birisi, mazlumlara yardımcı olmak, zalimlere düşman kesilmektir. İslam'ın en önemli şiarlarından birisi, batıla yardım etmemek, batılla mücadele etmektir. Ve batıla mücadele edenler, Cenab-ı Hakk'a zulmederler. En büyük zulüm de budur. En büyük zulüm, bir kimsenin Allah'a zulmetmesidir. Hak ve hakikate zulmetmesidir. Hz. Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine zulmetmesidir.
Şimdi, hem Müslümanım deyip, hem onun sünnet-i seniyyesine karşı gelmek, Hz. Muhammed Mustafa'ya zulmetmektir. Hem Müslümanım deyip, hem Kur'an'ın hükümlerini itiraz etmek, Kur'an'ın hükümlerini değiştirmeye çalışmak, Kur'an'ın hükümlerinin dışında hüküm oluşturmaya çalışmak, Hakk'a zulmetmektir. Ey Müslüman kardeşim, ey mümin kardeşim, İslam sadece namaz kılmak, oruç tutmak, sakal bırakmak demek değil. İslam sadece başını örtmek, manto giymek demek değil. İslam bir bütün dindir, bir bütün dindir. Biz 6666 ayet-i kerimeye iman ederiz. O yüzden, kötülüklerle savaşmak, yanlışlıklarla savaşmak, zalimlerle savaşmak, batılla savaşmak, mücadele etmek, İslam'ın şiarıdır. Allah muhafaza eylesin. Bir yerde hak çiğneniyorsa, bir yerde hukuk çiğneniyorsa, bir yerde adalet çiğneniyorsa ve ona karşı insanlar susuyorsa, onlar birer dilsiz şeytan olmuştur.
Bakın birer dilsiz şeytan olmuştur. Mümin, batıla zulme, haksızlığa, hayırın, iyiliğin, doğruluğun ortadan kaldırılmasına ses çıkarmayan kimse değildir. Mümin, bunlara ses çıkarır. Mümin, bunlara karşı mücadele eder. Ve normalde bunlara razı olan, yani bir yerde hak çiğnenirken susan, bir yerde haksızlığa tecelli ederken ona susan, bana ne diyen, veyahut da birilerinin hakkı, hukuku çiğnenirken bana ne diyen, birilerinin namusu, şerefi, haysiyeti, değişik platformlarda ayağa düşürülmeye çalışırken, mümin buna bana ne diyorsa ve bu bana necilik devam ediyorsa,
ne yazık ki her Müslüman, her mümin dilsiz şeytan gibi olmuştur. Çünkü haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır. Bu bazı kimseler tarafından zayıf hadisi olarak nitelendirir ama mana açısından sahihtir. O yüzden haksızlıklar karşısında Müslümanların susmaması gerekir. Haksızlıklar karşısında alimlerin susmaması gerekir. Haksızlıklar karşısında bu meselede bilgi sahibi olanların susmaması gerekir. Bakın, Diyanet Teşkilatı, İlahiyat Fakültelerindeki profesörler, veyahut da bu meselede kalem yürüten, bu meselede akıl yürütenler, veyahut da ülke içerisindeki ehli tarikat, ehli şeyh efendiler, ehli suviler, ehli dervişler, bu meselede pay sahibi olanlar, kıymetli kardeşler, kıymetli dostlar, sözüm hepinizde ve hepimize, nerede Kur'an ve sünnet çiğneniyorsa, nerede Kur'an ve sünnetin hükümleri alaşağı ediliyorsa, nerede Kur'an ve sünnetle alay ediliyorsa,
ve nerede hak ve hakikat çiğneniyorsa, bütün Müslümanlar tek yürek olup bu zulme karşı başkaldırmaları lazım. Bir yerde haksızlık, hırsızlık, ursuzluk, batiliyet, şeytaniyet, deccaliyet kol geziyorsa, Müslümanların bunlarla mücadele etmesi gerekir. Müslüman bunlarla mücadele etmezse, deccaliyet ve şeytaniyet, onun yatak odasına gelir, çöreklenir. Kendisini kurtarması mümkün olmaz. Bakın, kendisini kurtarması mümkün olmaz. İşte o Yahudi padişahının yanındaki nasihatçılar, ellerinin bağlanıp hapse atılmayı göze aldılar. Ellerine bağlanıp hapse atılmayı göze alaraktan, o Yahudi zalim padişaha nasihat ettiler. Bakın, Yahudinin etrafındaki büyücüler, Yahudinin etrafındaki, Firavun'un etrafındaki büyücüler, kalktılar, Firavun'a nasihat ettiler.
Ve parmaklarının ve kollarının çaprazlama kesilmesini umursamadılar. Parmaklarının ve kollarının ellerinin çaprazlama kesileceklerini bile bile, Musa Aleyhisselam'ın dinine iman ettiler. Dediler ki, Musa'nın Rabbine iman ettik. Ey ümmet-i Muhammed'in âlimi gibi görünen kimseler, siz Yahudilerin etrafındaki büyücüler kadar değil misiniz ki, hak ve hakikat noktasında parmaklarınızı feda edemiyorsunuz? Siz, Firavun'un etrafındaki büyücüler kadar değil misiniz ki, siz hak ve hakikati aykıramıyorsunuz? Bütün toplum önderi, cemaat önderi gibi olanlar, nerede bir adaletsizlik varsa, nerede bir zulüm varsa, nerede bir haksızlık varsa, nerede bir uğursuzluk varsa, nerede bir hırsızlık varsa, dünyanın neresinde olursa olsun, buna karşı niçin bir sözünüz dahi yok?
Buna karşı neden ayağa kalkmıyorsunuz? Bunlara karşı neden tebliğler yayınlamıyorsunuz? Biz sizden Kur'an ve sünnet dairesinde tebliğ istiyoruz. Bu İslam'a uygun mudur, değil midir? Bu Kur'an'a uygun mudur, değil midir? Kur'an ve sünnet bu noktada bize ne emrediyor? Bunları neden beyan edip, neden sokaklara çıkmıyorsunuz? Yarın öbür gün Mehtala Resul çıktığında, hepiniz inim inim ineceksiniz. Ve dilleriniz koparılacak. Ve mahşerde dilleriniz, enselerinizden çekilecek. Eğer siz korktuğunuzdan dolayı, nemalarımız kesilir diye, dünya menfaatlerinden oluruz diye, hak ve hakikate ayıkramıyorsanız, vallahi de, billahi de, Firavun'un yanındaki büyücüler kadar kıymete harbiyeniz yok.
Ve işte o Zünivas'ın etrafındaki nasihat ediciler, kendilerinin canlarına mal olacağını bile bile Zünivas'ı durdurmaya çalıştılar. Ona nasihat ettiler ve dediler ki, yapma, etme. Zünivas da ne yaptı? Zünivas onlara da zulmetti. Onların da ellerini bağladı, onları da hapsetti. Zulüm son noktaya geldi. Karanlığın son noktası, zifrin son noktası, aydınlığın başlangıcıdır. Hz. Pir bize olayı anlatmaya devam ediyor. Diyor ki, madem ki iş bu dereceye vardı, ey köpek, sabret, kahrımız erişti diye bir ses geldi. Ondan sonra ateş, kırk arşın alevlendi, bir halka teşkil etti ve o Yahudileri yaktı. Ve demek ki, o zalimin zulmü, o Zünivas'ın zulmü, o Zünivasçıların zulümleri, o kadar arttı, o kadar arttı, o kadar arttı ki, artık zalimlikte son noktaya geldiler.
İsrail'in yaptığı gibi, zalimlikte son noktaya geliyorlar. Amerika'nın yaptığı gibi, zalimlikte son noktaya geliyorlar. Batı'nın yaptığı gibi, zalimlikte son noktaya geliyorlar. Batılıların uşakları olan, Müslümanların başında devlet başkanlıkları yapanlar, o devlet başkanlıklarının, Batılılara hoş görünmek için kullananlar. Onlar da zalimliklerinin son noktalarına geliyorlar. Ve zalimliklerin son noktalarına gelince, bir hitap erişecek. Ve o hitap erişecek, denecek ki, ey köpek, sabret, kahrımız erişti. Ve onların kendi elleriyle topladıkları, ve onların kendi elleriyle kurdukları düzenler, kendi elleriyle kurdukları sistemler, kendi elleriyle oluşturdukları, o ateş çukurlarına, kendileri düşecekler.
İşte diyor ki, o ateş, kırk arşın boyunca, kalktı, büyük bir halaka haline geldi, ve Yahudileri, ve Yahudileri kendi içine aldı. Neden? Onlar çünkü, zulmediyorlardı, zulme sessiz kalmışlardı. Zulmediyorlardı, o zulmeden zalimin yanında, zalimi destekliyorlardı. İhyada çok hoşuma giden bir hadise vardır. Birisi gelir sorar, der ki, ben haccaca elbise dikiyorum, haccaca elbise dikmem, zulme yardım etmek mi der.
İhyada bir fetva var, bunu İhyaya almışlar. O zat der ki, asıl zulmeden, zulme yardımcı olan, kumaşı üreten, sen dikiyorsun, sen zalimin ta kendisisin der. Bakın, zalim bir hükümdara, elbise dikmek dahi, zulmetmektir. Zalim bir başkana, zalim bir devlet başkanına, zalim bir amire, zalim bir müdüre, hizmet etmek, zalim bir adama, hizmet etmek, o zalime yardım etmektir ki, zulmetmektir. O yüzden, o Yahudiler de, sessiz kalıyorlardı. O zalimin zalimliğine, sessiz kalmak, zalimin zalimliğine, sessiz kalmak, onu normalde, ayıplamamak, onu buğz etmemek. Hani, bir hadis-i şerif var ya, meşhur, siz bir kötülüğü gördüğünüzde, mümkünse elinizde, o da mümkün değilse, dilinizde, o da mümkün değilse, kalbim buğz ederken, önlemeye çalışınız ki, bu da imanın en zayıf noktasıdır, denilen hadis-i şerif.
İşte, siz, bir zulmeden, haksızlık yapan, adaletsizlik yapan, işi ehline vermeyen, liyakatsızlık eden, işte ona buna peşkeş çeken bir şeyleri, onu gördüğünüzde, eğer onun etrafındaysanız, onu alkışlıyorsanız, onun bu noktada zulmüne, haksızlığına, adaletsizliğine, hukuksuzluğuna, göz yumuyorsunuz. Göz yumuyorsanız, dahi ona yardım ediyorsunuz. O yüzden, aynen zulmetmiş gibi oluyorsunuz. Ve, nasıl o Yahudilere ateş yaktıysa, sizi de cehennem ateşi yakacak. Bunu bilmiş olun. Çünkü, tarih boyunca görülmüştür ki, hem İslam tarihinde, hem Roma tarihinde, Avrupa tarihinde, hem de işte, Farisi tarihinde, hem de ileri doğru gittiğimizde, doğu tarihlerine baktığımızda, zulmeden krallar, zulmeden padişahlar, zulmeden ülkeler, milletler, en sonunda helakı uğramışlardır.
Ve bunların misali çoktur. Bunu Kur'an-ı Kerim'den de, değişik, hadiselerden dinlemek mümkündür. Ve Allah muhafaza eylesin. İşte, o zulmeden zünivasın, oluşturduğu, o zulmeden zünivasın, işte, ağaçtır, çalıdır, çırpıdır, neyse, ateş kuyularından çıkan ateş, o Yahudileri alıverdi. Buruç Suresi'nde, bununla alakalı, hikayeyi dinleyebilirsiniz. Buruç Suresi, ayet 10, mümin erkek ve mümin, kadınlara, dinlerinden döndürmek için, işkence yapıp, sonra da tevbe etmeyenlere, cehennem azabı vardır. Onlar için, çok yakıcı bir azabı vardır. Buruç Suresi, bu meseleyi anlatır. Rabbim bizi, zalimlere yardım etmekten, muhafaza eylesin.
Bizleri, zalimlerle mücadele edenlerden, eylesin. Bakın, kıymetli kardeş, Araf, ayet 4, ne diyor? Biz, nice memleket halkını yok ettik ki, onlara azabımız gece uyurularken, veya gündüz istirahat halindeyken geldi. Neden onlara zulmetti? Çünkü, Kasas Suresi, ayet 58'de bahsediyor. Biz, refah içerisinde şımarıp, azgınlaşan, nice ülkeleri helak ettik. Demek ki, insanlar, refah içerisinde şımarıp, azgınlaşınca, onlar ama gece uyurken, ama gündüz istirahat ederken, ne yapmışlar? Helak edilmişler. O yüzden, bu tip, Kur'an-ı Kerim'de, hikayeler vardır. Zalim ülkelerin, helak edildiğine dair, veyahut da, Lut Aleyhisselam'ın, dini tebliğ ettiği, kavim gibi, veyahut da, Salih Aleyhisselam'ın, kavmi gibi, veya Hud Aleyhisselam'ın, kavmi gibi, nice kavimler vardır ki, onlar refah içerisinde, şımarıp, azgınlaşmışlar, ve zalimleşmişler, ve zalimleşince, zulmetmeye başlayınca,
Cenab-ı Hak onları, helak etmiş. Hz. Pir devam ediyor. Onların asılları, önceden de ateşti. Sonunda da, asıllarına gittiler. Zaten, zümre, ateşten doğmuştu. Cüz'üler, kül tarafını yol alır, o tarafa giderler. Şimdi, bir kimse o zaman, bunu, biz, Arabi ekolünde, bu beytleri, anlamaya çalışırsak, bunlar, ayağını sabitelerinde, yani, küfür ehlilerdi.
Ayağını sabitelerde, küfür ehli olduklarından, veyahut da, ayağını sabitelerinde, kahar ismi şerifinden, sıfatına, veya, muudil ismi şerifinin, sıfatına, sıfatının, tecelliyetine, mahsur olmuşlardı. Öyle olunca, onlar ateşe doğru gittiler. Çünkü, ateş, böyle, hakkınızı helal edin, kahar ismi şerifinin, emrinde, tecelliyatındadır. Eğer bir kimse, ateşte, azab olunursa, kahar ismi şerifinin, sıfatının, tecelliyatına, mahsur olmuş olur. Şimdi, Arabi ekolünde, buna düşündüğümüzde, bütün hepsi, bütün bu kainatta, gördüğünüz her şey, bir sıfatın, tecelligahıdır. Bir sıfatın, tecelliyatıdır. Veya, bir sıfatın, aynada görünüşüdür. Öyle olunca, hani burada, Hz. Pir de, Allah-u Alem, sanki, Muhyiddin İbnü'l Arabî'nin, dili gibi olmuş.
Ve diyor ki, onların asılları, önceden de ateşti. Sonunda da, asıllarına gittiler. Yani, su, aslı sudur. İşte, bu arlaşır, yağmur olur, döner, yine, su olur, aslına döner. Nereye giderseniz gidin, bir şey, buzdur, buzu eritirseniz, su olur, buhar, soğutursanız, su olur. Aslına döner her şey. Ve onlar da, asılları ateşti. Yani, ayan-ı sabit ede, onlar, ne yazık ki, narı, nur gördüler, nara koştular. Bu dünyaya da, indiklerinde, onlar da ne yaptılar? Ateşi kendilerine, nur gibi gördüler, oraya koştular. Ve, onların asılları, ateş olduğu için, sonunda da, asıllarına gittiler. Buradan bakaraktan, sakın ha, cebriyeye düşmeyin. Veya, kaderiyeye düşmeyin.
Bu meselede, Arabi ekolünce, biz bu meseleyi, tefsir etmeye çalıştık. Yoksa, bir kimse, yapmış olduğu, hatalar, günahlar, kusurlardan tövbe etmez, geri dönmezse, o tabi, bila mecbur, gideceği yer, cehennem olur. Ve, gideceği yer, cehennem olduğu için de, onun için, o cehenneme, aşinalık, sağlamış olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, baktığımızda, vücut, mesela, topraktan yaratılmıştır, sonuçta aslına döner. Nefes, bitince, ruh, vücuttan çekilince, sonuçta yine aslına döner, toprak olur. Ruh, nereye gider? Ruh da, kendisine ait olan, makama çıkar. Ruh, mesela, dünyada kalıcı olmaz. Veya, ruh, kabre gömüldüğünde, oradaki kabirde kalmaz. Neden?
Bu dünyaya ait değildir çünkü. Bu dünyaya ait olan, bedendir. o zaman bu dünyaya ait olan her şey, aslında rücu edecek, yine dünyada kalacak. Bunun gibi, mesela siz bir meyve yersiniz, meyve bu dünyaya aittir, bu dünyada kalır yine. Bakın, başka bir yerde kalmaz. Mesela, Allah'ı zikredersiniz, zikrullah bu dünyaya ait değildir. Enteresandır. Bakın, zikrullah bu dünyaya ait değildir. Nereye aittir? Ötelere aittir. Hani, Hazreti Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, Hazretleri dedi ya, siz, la ilahe illallah diyerekten, cennette, meyve ağacı dikeniz. O zaman, enteresan bir şey, öyle değil mi? Kim, veya, başka bir, hadis-i kudsi, subhanallah ve bi hamdihi, subhanallah-i lazim diyen bir kimse, cennette bir meyve ağacı dikilir.
Bakın, yapmış olduğunuz zikrullah, bu dünyaya ait değil. Veyahut da, başka bir hadis-i şerifte, kim, la ilahe illallah der ise, o, Allah'ın katına çıkar, tabiri caizse, ve Allah'ın kapısına, tabiri caizse, vurmaya başlar. Allah bildiği halde sorar, bu nedir? Filancanın tevhididir. Bakın, filancanın tevhididir. Neyi istemektedir? Kendisini söyleyenin, affedilmesini istemektedir. Ve Cenab-ı Hak der ki, kulum onu söylediği anda, ben onu affetmiştim. Bakın, enteresan bir şey. Yaptığınız ibadetler, bu dünyaya ait değildir. Hamim, namaz müminin miracıdır ya, namaz müminin miracıdır deyince, namaz bu dünyaya ait olmadı. Oruç, oruçlunun sevabını ben veririm, oruç benim katımda değerlendirilir.
Bakın, oruç, bu dünyaya ait olmadı. Bakın, dindeki iyilikler, dindeki iyilikler, bu dünyaya ait değildir. Hani güzel sözler, iyilikler, iyi hareketler, hani, kökü neredeydi? Kökü Rahman'dandı. Kökü, kökü ötelerdendi. Bakın, kökü ötelerdendi. Ve nereye gitti? Yine ötelere gitti. Bu dünyaya ait değil. O zaman, her şey, aslına rüce edecek. Allah'ı zikret, Allah'ı zikretmek, bu dünyaya ait değil. Burada sen zikrettin. Sanki dünyada zikrettin, ama buraya ait değil. Nereye gitti o? O öteye gitti. Ait olduğu yere gitti. Bakın, siz Allah'ı zikrettiğinizde, o ait olduğu yere gitti. O burada kalmadı. Neden? Buraya ait değil çünkü. Enteresan bir şey. O zaman, her şey aslına rüce edecek ya, her şey aslına rüce ederken, buraya ait olmayanlar da ne olacak?
Burada durmayacak. Buradan gidecekler. Bakın, burada durmayacak. Buradan gidiyor. O zaman, aslına rüce etti. Bakın, tevhid okudunuz, aslına rüce etti. Aslı neydi? Allah'tı. Allah'ın katından geldi. Allah'ın katından geldi, tekrar Allah'ın katına döndü. Ve sen onu zikretmekle, aslında bir nefes bu. Sen o nefesi vermekle, buraya ait olmayan bir ibadeti yaptın. Onlar, yani burada beyt'e tekrar dönüyoruz. Onlar ancak mümini yakan bir ateştiler. Kendilerini, kendi ateşleri çarçöp gibi yaktı. Anası haviye olan kimsenin mekanı, ancak haviyedir. Çocuk anası onu arar. Asıllar mutlaka, ferleri izler. Yani o ateş, aslında, müminleri yakmak için yapılmıştı. Müminleri yakacaktı o ateş.
Ve müminleri yakan bir ateşti. İlk önce öyleydi. Ama ne oldu? O ateş, döndü, ateşi hazırlayanları yaktı. Bakın, kötülük yapanlar, sonuçta kötülük kendilerine döner. Siz bir şer işlerseniz, şer size döner. Her ne kötülük yaparsanız yapın, o kötülük sonuçta size döner. Siz aslında, hani yine İsa Aleyhisselam söyler bunu. Ateş eken kor biçer der. Ateş eken kor biçer. O zaman, bir kimse ateş ekiyorsan, kor biçeceksin. Sen biçeceksin. Kötülük ektiysen, kötülük biçeceksin. Yanlışlık ektin. Yanlışlık biçeceksin. Tövbe eder, geri dönersen, Allah senin kötülüklerini hayra çevirir. Ama tövbe edip geri dönmezsen, tövbe edip Allah'ı zikretmezsen, tövbe edip Allah yolunda koşmazsan, sen kötülüklerinden dolayı, cehennemde ebedi olarak kalabilirsin.
Allah muhafaza eylesin. Yaptın kötülük, yaptın yanlışlık. Eyvallah. Hani hadis-i şerif var ya, siz bir zikrullah cemaatına gider de, orada Allah'ı zikrederseniz cemaat halinde, sizi oradan diyor, af olunmakla beraber, geçmiş günahlarınızın da hayra çevirir, kalkınız oradan der. O zaman, sen eğer yapmış olduğun kötülüğe devam edersen, ondan geri dönüp tövbe etmezsen, sen ancak cehenneme odun olursun. Sen ancak cehennemde ebedi kalacak bir taş olursun. Allah muhafaza eylesin. O zaman, bunda hiç kimsenin suçu yok. Bunun suçu kabahatı senin, bunun hatası sana ait. Sen kötülüklere devam ettin. Allah muhafaza eylesin. Yine, ayet-i kerimede diyor ki, Cenab-ı Hak, iyilikleri, kötülüklerine ağır basarsa, o hoş bir hayat içindedir cennette.
Yani, sizin bu dünyadaki iyilikleriniz, kötülüklerden fazla olursa, o zaman siz cennette hoş bir hayat yaşarsınız. Ama, kimin sevap tartısı, hafif gelirse, kucağına sığınacağı, sığınacağı anası bir uçurumdur. Kötülükleri, iyiliklerine ağır basarsa, artık onun da durağı, haviyedir. İşte, Üstad, Hz. Mevlana, Celalat-ı Rum Hazretleri, burada anası haviye kimseler. Yani, anası ateş de o kimsenin, ateşlik, hani, Hz. Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri, bir hadis-i şerifte dedi ya, cehennemlik olanlar, cehennemlik ameller işlerler. Cennetlik olanlar da, cennetlik amel işlerler. Hani, geldi sahabeden bir kimse, dedi ki, Ya Resulallah, madem ki, cennetlikler belli, cehennemlikler belli, biz neden amel işliyoruz?
Hz. Peygamber de dedi ki, cehennemlik olanlar, cehennemlik ameller işlerler. Cennetlik olanlar da, cennetlik ameller işlerler. İşte, onlar ne yaptılar? Asıllarına gittiler. Hani, çocuk annesine koşar ya, çocuk korkunca, annesinin kucağına sığınır. Veya, çocuk yabancıyı görünce, annesinin kucağına sığınır. İşte, ateş, o kimsenin anası gibi olursa, o kötülüklere devam eder. Onu kötülükten, nasihat de etseniz, onu çevirmeye de çalışsanız, onun anası kötülük, onun anası ateş, onun anası cehennem. Cehennem, ona ana kucağı gibi. O cehenneme doğru koşturacak. Allah muhafaza eylesin inşallah. Cenab-ı Hak, ve, inşallah, Müslümanlar için, bunu temenni ederim. İman üzerine ölsünler. İman üzerine ölürlerse, onlar normalde, cehennemde yanacaklar, yanacaklar, kömür gibi olacaklar.
Sonra, Cenab-ı Hak onları bir rahmet-i ırmağına atıp, yine onları cennete koyacak. Ama iman üzerine ölmezlerse, onlar ebedi cehennemde kalacaklar. Allah muhafaza eylesin, cümle ümmeti Muhammed'e inşallah. cehennemle alakalı, çok ayet-i kerime, çok hadis toplamışım da, onları geçiyorum, cehennemi çok anlatıp da, sizi şimdi, kabız haline sokmak istemiyorum.
Allah muhafaza eylesin. Oy, oy, neler toplamışım, neler toplamışım. Evet. Devam ediyoruz yine Hazreti Pirden Söz'e. Su, havuz içinde, zindanda mahpus gibidir. Ama hava onu çeker. Zira su, erkana mensuptur. Onu havuzdan kurtarır, azar azar, dünya hapishanesinde, öyle çalar. Bir gün gelir, her şey aslında rüce eder. Su, havuzda hapis gibidir ama, güneş çıkınca, o yavaş yavaş ne olur? Buharlaşır. Buharlaştıkça ne olur? Havuzdan kurtulur, yavaş yavaş. Mümin içinde, dünya zindandır. Hani hadis-i şerifte, dünya müminler için zindan, kafirler için cennet gibidir, diyor ya. Bu da onun gibi. Bizim de ne yaparız biz de, bu dünya zinandan, her nefes alıp verdikçe, bizi bu dünyadan kurtuluşa doğru götürür.
Aslında her nefes, biz ahirete yaklaşmakteyiz. İşte, bir havuzun içerisindeki, su misali gibi, biz de ne yapacağız? Yavaş, yavaş, yavaş, bu dünya cehenneminden, bu dünya zindanından kurtulacağız. Gerçekten müminler için dünya bir zindan. gerçekten müminler için dünya, hele bu zamanda, ahir zamanda, gerçekten kolay yaşanılan bir zaman değil. Yani, Müslümanların gerçekten bu dünyada yaşamaları, gerçekten böyle, harikulade bir olay gibi. yani baktığımızda, bir kimsenin ahir zamanda, imanını muhafaza etmesi, imanını koruması, imanını yaşaması, samimiyetimle söylüyorum, samimiyetimle söylüyorum. Bu harikulade büyük bir keramet. Eğer bugün bir Müslüman, haramlardan uzak duruyorsa, ibadetlerini yerine getiriyorsa, kötü ve kötülüklerle mücadele ediyorsa, samimi söylüyorum, o büyük bir veli.
Ben gerçekten öyle görüyorum. Yani normalde, çünkü baktığım zaman, böyle analiz ettiğimde, yaşadığım dünyaya, yaşadığım ortama bakıyorum, gerçekten bir Müslüman'ın dinini yaşaması çok zor. Yani sokaklara baktığımızda, işte sosyal medyaya baktığımızda, medyaya baktığımızda, dünyaya baktığımızda, ülkemize baktığımızda, gerçekten ve gerçekten, dini yaşamak çok zor, İslam'ı yaşamak çok zor, tebliğ etmek çok zor. İnsanın eşini, çoluğunu, çocuğunu, etrafını nasihat edip, onları Kur'an ve sünnet tarihinde yaşatma mücadelesi vermesi, gerçekten çok zor. Bu, zaman zaman bunu dile getiriyorum. Gün geçtikçe de bu zorlanıyor. Gün geçtikçe de bu daha da, böyle karamsar bir tabloya dönüyor. Baktığımız zaman, gerçekten, etrafımıza bakıyoruz, sokaklara bakıyoruz.
Yani, söyleyecek söz bulamıyoruz. Diyecek bir şey bulamıyoruz. ve haram işlemek o kadar rahatlamış, haram işlemek o kadar rahat, haram işlemek o kadar böyle kolay, haram işlemek o kadar böyle, basit bir şey haline gelmiş. İnsanlar artık korkmadan, çekinmeden, utanmadan, arlanmadan, çok rahat haram işliyorlar. Bakın, çok rahat haram işliyorlar. ve hiçbirimizin nasihatleri kar etmiyor. Hiçbirimizin çalışmaları kar etmiyor. Ne yazık ki eğitim sistemimiz, ne yazık ki hukuk sistemimiz, ne yazık ki bizim medyamız, ne yazık ki bizim sokaklarımız, haram işlemeyi elverişli, haramı alkışlıyor, haramı destekliyor. Ve haramla iç içe, haram artık böyle, tabiri caizse, pamuk şekeri gibi geliyor insanlara.
Ve insanların elinde, pamuk şekeri yemek, ne kadar lezzet veriyorsa, tat veriyorsa, çocuklara, gençlere, haram işlemek de, bütün insanlar öyle tatlı geliyor, öyle lezzeti veriyor. Söyleyecek bir sözümüz olmuyor artık. Bakıyoruz, bakıyoruz, bakıyoruz, sokağa çıkmaya utanıyoruz. Caddede yürümeye, ben kendi nefsim için söylüyorum. Ben sokakta yürümeye utanıyorum. Kafamı ne tarafa çevirirsem çevireyim, her taraf haram. Ne tarafa çevirirsem çevireyim. Ve fitursuzca, ve böyle sakınmadan, utanmadan, arlanmadan, insanlar çok rahat, haram bir hayat yaşıyorlar. Ve tesettür noktasında, tesettür dairesinde, çok rahat insanların haramları. Yanlarında anneleri, babaları var.
Anneler, babalarının yanlarında o çocuklar. ne bileyim, utanmıyorlar. Anne, babalar da utanmıyor. Bazen, böyle dönem dönem bakıyorum, kadıncağız meşture, örtülü, yanında, eteği bile olmayan, bir kız çocuğu yanında. Yani o anne, utancından kafasını kaldıramıyor. Ama söyleyecek lafı yok. O çocuk onu dinlemiyor çünkü. Ben onu dinlemediğinin farkındayım. Veyahut da bir bakıyorsunuz, yani bir erkek eşi o kadar fitursuzca soyunmuş ki yanında. Yani böyle bir Müslüman tipinde bir adam gördüğünde, bir eşine bakıyor, bir kendine bakıyor, bir o adama bakıyor. Hani böyle kendisi de utanıyor. Ama eşine söyleyecek söz yok. Eşine söyleyebilecek, yapabileceği bir şey yok. O hale geldi.
Ve baktığımızda, Allah muhafaza eylesin, insanlar yavaş, yavaş, yavaş, ama cennetlik ameller işleyerekten, cennete yol alıyorlar. Ama yavaş, yavaş, yavaş, cehennemlik amel işleyip, cehenneme doğru yol alıyorlar. Enteresan bir şey. Ve bunu durduracak herhangi bir güç yok. Bunu durduracak herhangi bir şey yok. Çok rahat bir şekilde, herkes bütün haramlarını orta yere döküyor. Enteresan bir şey. Allah muhafaza eylesin. Ve her şeyde böyle, hani eğer o açıdan bakacak olursak, aslına rücu ediyor. Aslına doğru gidiyor. Bu acı bir şey. Hani cehennemlik olanlar, cehennemlik ameller işliyorlar. Cennetlik olanlar da, cennetlik amel işliyorlar. Ama bunu böyle konuştuğumuzda, sanki hiçbir şey yapmayacakmışız gibi, hiçbir mücadele etmeyecekmişiz gibi algılanmasın.
Bunu böyle söyleyen alimler var mı? Evet. Bunu böyle söyleyen kimseler var mı? Evet. Yani, ahir zamanda öyle bir zaman gelecek ki, tebliğciyi dinleyen kimseler olmayacak. Nasihatçıyı dinleyen kimseler olmayacak. İşte böyle bir zamanda diyor, siz, çekilin kenara, tebliğ etmeyin, anlatmayın hiç kimseye. Diyenler var mı? El cevap var. Ama insanın canı dayanmıyor. İnsanın içi dayanmıyor. Ve diyorsun ki, bu topraklar şehit kanlarıyla yoğruldu. Bu topraklar İslam oldu. Bu topraklarda 600-700 seneden beri, 1071'den beri, öyle söyleyelim. Anadolu'ya girişi, Türklerin 1071, İslam'ın Anadolu'ya girmesi 1071. 1071'den itibaren, bu topraklar İslam'la yoğrulmuş.
İslam'la yoğrulmuş olan bu topraklarda, ne yazık ki, ne yazık ki, İslam dışı, her türlü, her şey serbest şu anda. Bunun üzüntüsü içindeyim, başka bir derdim yok. Kimsenin kıyafetiyle uğraşacak halim yok. Ama İslam, kıyafete bir ölçü getirmiş. Ve hiçbir şekilde, bu ölçü, bu ölçü uyulmadığı gibi, ne yazık ki, öbür ölçü de uyulmuyor. Yani kimsenin kıyafetine karışmayalım. Be canım kardeşlerim, kimsenin kıyafetine karışmayacağız da, ya ben çıplak kadın görmek zorunda mıyım dışarıda her gün? Yani karışmayalım, evet, iyi karışmayalım da, erkekler de komple şortla dolaşmaya kalkarlar, ki başladılar dolaşmaya. Kimsenin kıyafetine karışmayalım.
Ya kıyafetsizlik var orta yerde. Kıyafetine karışmamak değil, hiç kimsenin kıyafetsizliğine karışılmıyor ülkede. Yani bizde bir algı var, kimsenin kıyafetine karışma. Canım kardeşim, kıyafete karışan yok, kıyafetsizlik var ülkede, kıyafetsizlik. Biz bu ülkede, hiç kimsenin kıyafetsizliğine karışamıyoruz. Ne kıyafeti? Kıyafet yok ki ortada. Kıyafetsizlik var. Ve buna üzüntüm şu, ve bunlar Müslüman, bunların anneleri, babaları Müslüman, bunların aileleri, dedeleri, nineleri Müslüman, ve Müslüman çocukları bunlar. Ve bu Müslüman çocukları, ne yazık ki kıyafetsiz, ve adım adım cehenneme doğru yol alıyorlar.
Adım adım cehenneme doğru yol alıyor. Ve bir İslam ülkesi olarak nitelendiriliyor ya, halk olarak. Allah muhafaza eylesin. Yani ne yazık ki, o havuzun suyu, zaman içerisinde kuruyup gidecek. Zaman içerisinde herkes Allah muhafaza eylesin. Küfür deryasına dalacak gidecek. O tarafa doğru yaklaşıyor insanlar. Rabbi muhafaza eylesin. Sözlerin temizleri, bizden çıkarak ona yükselir. Ondan başkasının bilmediği yere kadar varır. Nefeslerimiz temizlik sebebiyle, bizden hediye olarak beka yurduna yücelir. Sonra ululuk sahibi Allah'tan ancak rahmet olarak sözlerimizi, mükafatı, iki misli bize gelir. Hani Bakara ayet 112, Hayır, hayır, kim özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah'a tertemiz döndürür ve teslim ederse, işte onun Rabbi katında ecri vardır.
Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun da olacak değillerdir. İşte bu sözlerin temizleri, sözün temizi, sözün güzeli bizden çıkar, Allah'a yükselir. Sözün temizi nedir? Kur'an'dır. Sözün temizi zikirdir. Sözün temizi iyiliktir, nasihattir. O zaman sözün temizi bizden çıkar, nereye gider? O hiç kimsenin bilmediği Allah'a doğru yükselir. Ve hiçbir iyilik ortaya koyarsa, ona o iyiliğin on katı vardır. Kim bir iyilik ortaya koyarsa. Kim de bir kötülük işlerse, sadece o kötülüğün misliyle cezalandırır. Onlar haksızlığa uğratılmaz. O zaman siz bir iyilik yaptığınızda, bunun en az sevabı on iyilik karşılığıdır.
Allah bire on verir, bire yüz verir, bire yedi yüz verir. Cenab-ı Hak isterse, bire ondan aşağı vermez ama. Bire bir vermez. Onun adetullahı değildir bu. Allah en az verirse, bire on verir. En az verdiğidir o. Bazı hadislerlerde, bire yüzdür, bire bindir, bire sayısızdır. Keyfiyete Allah'a aittir. Ama en azı bire ondur. Öyle olunca, o iyilikler o zaman ona doğru gider. Bizim normalde nefeslerimiz, temizlik sebebiyle bizden hediye olarak beka yurduna yücelir. Nefes. Nedir temiz olan? Abdestli ağzınla dua etmek. Abdestli ağzınla zikrullah yapmak. Abdestli ağzınla ibadet etmek. Abdestli dolaşmak. Ve abdestli dolaşan bir kimsenin her nefes alışı, verişi ibadet olmuş oldu.
Ve abdestiyle o kimse zikrullah yaptığında, her zikrullah onun büyük ibadet oldu. Allah'a ibadet edin. Ona hiçbir şey ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akrabalon komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez. Bakın Allah'a ibadet edin. Ona ortak koşmayın. Bakın ibadet edecek. Ona ortak koşmayacak. Ondan sonra önce neye? Anneye, babaya, sonra akrabaya, sonra yetimlere, yoksullara, sonra akraba olan yakınlara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşlarına, yolda kalanlara, sahip olduğunuz, elinizin altındaki kölelere iyilik yapın.
İyilik yapın ki Allah sizi cennetine alsın. İyilik yapın ki Cenab-ı Hak size merhamet etsin. İyilik yapın ki Cenab-ı Hak size misliyle versin. Arttırsın da arttırsın, arttırsın da arttırsın. Ve siz bir nefesle, bir nefesle cenneti kazanın. Nefes, yani bir kimsenin oturup, abdestini alıp, la ilahe illallah demesinin hiçbir ağırlığı yok. Allah'ı zikretmesinin hiçbir ağırlığı yok. Hadi mali ibadetler vardır. Hani iyilik yapın diyor ya etrafınızdaki kimseye. Anneye, babaya iyilik yapın. Bunun mali olanı var, fiziki olanı var. Fiziki olan ne? Annenin, babanın elinden tut. Annenin, babanın düşkün olduysa, hastalandıysa, ihtiyarladıysa, git bakımını yapabiliyorsan bakmaya, onlara yardımcı olmaya gayret et.
Bu nedir? Bu fizikidir. Mali nedir? Annenin, babanın harçlığa ihtiyacı varsa git ona harçlık ver. Onlara bakmaya çalış. Aynı şekilde, mesela bir kimsenin akrabalarına da, onlara git mesela bir mali olarak yardımda bulunabiliyorsan, mali olarak yardımda bulun. Değil, öbür türlü fiziki yardımda bulunun. Herhangi bir ihtiyacı olan bir kimsenin ihtiyacını gör. Komşularının ihtiyacını gör. Yakın dairedeki arkadaşlarının ihtiyacını gör. Yakın dairedeki arkadaşlarına kötülük yapma, zulmetme. Onlara yardım etmeye çalış. Onların elinden tut. Onlara destek olmaya çalış. Hiç olmazsa iyiliği nasihat onlara. Hiç olmazsa onlara tebessümlü davran. Güzel ahlaklı ol. İyi ahlaklı ol. Sizin en faydalınız, etrafınıza en fazla faydası dokunmanızdır.
En fazla faydan olması için gayret et. Sizin en faydalınız, en iyiniz, etrafınıza hiç zarar vermeyeninizdir. Etrafına zarar vermemeye gayret et. Kıymetli dostlar, dilinizi koruyun. Gözünüzü koruyun. Elinizi koruyun. Ayağınızı haramlardan koruyun. Cinsel huzurlarınızı haramlardan koruyun. Sevgili gençler, harama dönüp bakmayın. Harama el uzatmayın. Haram bir ilişkiye girmeyin. Haram bir ilişkiye girmeyin. Yapmayın. Haramlardan fersa ferzak kaçın. Sevgili canım kızlarım benim. Sevgili yavrularım. Ne olursunuz tesettürünüze dikkat edin. Soyunmayın erkeklerin önünde. Sevgili erkekler, genç erkekler, genç yavrularım benim. Ne olursunuz zinaya koşmayın.
Kadınları, kızları baştan çıkaracağım diye uğraşmayın. Sevgili gençler, sapkınlıklara gitmeyin. Ne olursunuz şu eşcinsellere, eşcinsellere benzemekten uzak durun. Eşcinselleri dinlemeyin. Youtuber'da onları takip etmeyin. Onları havalara sıçratmayın. Onların normalde daha da meşhur olmasına, daha da tanınmasına vesile olmayın. Bir kötülüğe vesile olmak, kötülüğü işlemek gibidir. Siz onları Youtuber'larda izledikçe, Youtube'da onları izledikçe kötülüğe yardımcı oluyorsunuz. Siz onları dalga geçmek için, kafa yapmak için veya herhangi bir şeyi takip ettiğiniz müddetçe siz zulmediyorsunuz. Siz bu ahlaksızlıklara, siz bu ahlaksızlara yardım etmiş oluyorsunuz.
Ve onlarla beraber haşrolacaksınız. Onlarla beraber yürüyeceksiniz. Allah muhafaza eylesin. Gönlüm arzu etmez bunu. O yüzden ona tebessüm etmek, onu takip etmek, onu tıklamak dahi, onu tıklamak dahi, onu desteklemektir. Onu desteklemektir. Yani düşünebiliyor musunuz? Eşcinseli destekliyorsunuz. Eşcinseli dinliyorsunuz. Düşünebiliyor musunuz? Eşcinseli seviyorsunuz. Allah insanları sevdikleriyle beraber halk eder. Yapmayın. Peygamberinizi sevin. Allah'ı sevin. Allah dostlarını sevin. Müminleri sevin. Anne ve babalarınıza hürmet edin. Bakın gün geçtikçe anne ve babaya hürmet, saygı, sevgi azalıyor. Kardeşlerin arasındaki hukuk bozuluyor.
Akrabaların arasındaki hukuk bozuluyor. Komşuların arasındaki hukuk bozuluyor. Artık komşular birbirlerini tanımıyorlar. Artık komşular birbirlerinin yüzlerini çeviriyorlar. Artık komşular birbirlerine zulmediyor. Kimisi çocuğu ağladı diye şikayet ediyor. Kimisi çocuğu gürültü yaptı diye şikayet ediyor. Sokakta çocuklar oynuyor diye şikayet ediyorlar. Çocukları dövüyorlar. Çocuklara kalkıp haksızlık yapıyorlar. Biz bu hale gelecek bir ümmet miydik? Bu hale geldik. Bakın bu hale geldik. Yani mahallede bir cenaze oluyor. Mahallede bir cenaze olunca hiç kimsenin umurunda değil. Herkes yine vur patlasın, çal oynasın. Hayatına devam ediyor. Bu hale geldik biz. Yani bir tarafta deprem oluyor.
Öbür tarafta şarkılar, türküler, dansözler, sazlar, cazlar devam ediyor. Ve deprem zamanında, deprem günü. Ve bu ülkede yaşanıyor bunlar. Ve deprem olmuş. Televizyonlar hiçbir programını aksetmiyor. Bir tarafta bir şehit cenazesi oluyor. Programlar hiçbir şekilde hiçbir programı aksetmiyor. Bir tarafta yangın var. Bir tarafta millet oynuyor, gülüyor. Bir tarafta perperişan ortalık, bir taraf oynuyor, gülüyor. Bu hale geldik Allah muhafaza eylesin. O yüzden kardeşlik hukukumuz, milleti millet eden, toplumu toplum eden bütün hukuklar yerle bir oluyor. Artık bir tarafta hani müminler bir vücut gibidir. Bir tarafları ağrırsa, bir tarafı sızlarsa, bütün vücut o acıyı, o sıkıntıyı hisseder hali kalmadı.
Ümmet-i Muhammed'in bir tarafında bir zulme uğramışlar. Bombalar başlarında patlıyor. Ümmet-i Muhammed'in bundan haberi yok. Ve bizde şöyle, Ümmet-i Muhammed'de şöyle bir hal var. Sanki din Arapların, başka kimsenin değil. Din Arapların değil canım kardeşim, din inananların. Yani işte Arap dünyası bu meseleye baksın. Canım kardeşim, Arap dünyası iki yakasını bir araya getiremiyor. Din zaten Arapların değil, din iman edenlerin. O yüzden biz dünyanın neresinde bir zulüm var ise, neresinde bir haksızlık, arsızlık, hursuzluk var ise, biz onunla mücadele etmek zorundayız. Biz onunla mücadele etmekle mükellefiz. O yüzden Filistin kan ağlıyor, ümmet denizlerde cirit alıyor. Doğu Türkistan kan ağlıyor, ümmet var, vur patlasın, çal oynasın, devam ediyor.
Irak'ta, Suriye'de ümmet kan ağlıyor. Ve askerlerimiz PKK'nın peşine takılmış. Dağlarda, bayırlarda PKK peşinde millet vur patlasın, çal oynasın, öyle devam ediyor. Bu hale geldik. O yüzden kıymetli dostlar veyahut da topluma bakıyorsunuz. İşte annesi felçli, işte götürmüş bir bakım evine koymuş. Kendisi başka ülkede yaşıyor adam. Başka yerlerde yaşıyor. Annesiyle ilgilenen yok. Annesine bir şey söyleyen yok. Annesine bir şey diyen yok. Veya babası hasta, annesi zor zor bakıyor. Yani dedim ki kadına, oğlun yok mu senin var dedi. Kaç tane dedim ben, iki tane. Hayırsız dedi, bak gelmiyorlar bile dedi. Sormuyorlar bile dedi. E dedim baba, baba felçli.
Kimse ilgilenmiyor. Veyahut da anne felçli, yaşlı bir baba var evde, kocası var. Ona bakacağım diye uğraşıyor. Yok kimse ilgilenmiyor. Evlatlar bir haber her şeyden. Bakın bir haber. Bir de çocuklarla konuşuyor. İşte telefonunu alıyorum bazen. Telefon açıyorum. Yavrum bak anneniz şöyle, anneniz böyle. Oho! Onlar hepsinden fazla haklı. Bir anlatmaya başlıyorlar. Allah'ım diyorum ya ne hale gelmiş bu insanlar. Haklı. Çok haklı hem bir de. Ve çocuklar anne babalarından çok fazla haklı. Nedense o hale geldi herkes. Allah muhafaza eylesin. Oysa ayetle sabit. Anne ve babalarınıza birinci derece diyilik. Şimdi çocuklar haklı, anne babalar haksız. Şimdi akrabalar normalde haksız, biz haklıyız.
Komşularımız haksız, biz haklıyız. Bütün herkeste haklılık var. Herkes haklı. Haksız olan hiç kimse yok. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli dostlar, biz yavaş yavaş yavaş temiz sözler, temiz hareketler, temiz adımlar ataraktan cennete doğru kanat çırpalım. Biz kötü sözler, kötü hareketler, kötü davranışlar yaparaktan cehenneme doğru kanat çırpanlardan olmayalım. Ve nefeslerimizi temiz tutalım. Nefesin temiz tutulması için kalbin temiz olması lazım. Kalbinizi temiz tutun, aklınızı temiz tutun, dilinizi temiz tutun ve temiz yaşayın. Temiz yaşayın. Niyetinizi temiz tutun ve temiz yaşayın. Eğer kalbinizi temiz tutmazsanız, kalp neyle temiz olur? İman ile, ihlas ile, samimiyet ile, tevhid ile, zikurlah ile temiz olur.
Omo ile yıkanacak değil. Benim kalbim temiz. O yüzden namaz kılmama gerek yok. Veya namaz kılanları görüyoruz canım, benim kalbim temiz. Otur, oturdun yere. Onun kalbi temizmiş. Senin kalbin temiz olsa namaz kılardın. Senin kalbin temiz olsaydı haram istemezdin. Senin kalbin temiz olsaydı Allah'ı zikrederdin. Senin kalbin temiz olmuş olsaydı kalbine ilham gelirdi senin. Senin kalbin temiz değil. Temiz kalbe ilham gelir. Eğer ilham gelmiyorsa, o kalp temiz değildir. Bakın, o kalp temiz değildir. Temiz kalpli beş vakit namazını kılar, haramdan uzak durur. Haram işliyorsan, göz göre göre haram işliyorsan, sen temiz kalpli değilsin. Hele haramı helal ettiysen, senin kalbin kararmış kardeşim, mühürlenmiş senin kalbin.
Allah muhafaza eylesin inşallah. Bakara, ayet 112. Kim, özü iyilik dolu olarak yüzünü Allah'a tertemiz döndürürse. Bakın, özü dediği o kimsenin niyeti, içi, o kimsenin kalbi. O yüzden bu konu çok önemli. Eğer o özü iyi olacak, yani içi iyi olacak o kimsenin. Kalbi iyi olacak. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. 885. Beyin, sonradan kul nail olduğu şeylere bir daha nail olsun diye bizi, yine o güzel sözlere sevk eder. Yine o bize o çeşit sözler söyletir. İşte böylece en güzel sözleri söyledikçe, hep böyle sözlerin çıkmakta Allah'ın rahmeti inmektedir. Ve bu iki hal sende daimidir.
Ve bu güzel sözler senden çıkar, ne yapar? Allah'a ulaşır. Bakın, bu enteresan bir şey. Ve Allah'a ulaştıkça, bu böyle tabiri caizse, sen bir güzellik yaparsın. Hani kim Allah'a bir adım yaklaşırsa, Allah ona on adım yaklaşır. Allah'a kim on adım yaklaşırsa, Allah ona yüz adım yaklaşır. Kim Allah'a yüz adım yaklaşırsa, Allah ona koşar. Hadisi kutsisi var ya, işte böylece sen böyle bir alışverişe girersin Allah'la. Sen bir sefer la ilahe illallah dersin, Allah sana on sevap verir. Örnekliyorum. Allah sana yüz sevap verir. Sen bu sefer Allah sana on sevap verince, Cenab-ı Hak sana rahmetiyle tecelli etti. Rahmetiyle tecelli edince, nuruna nuruna ekledi.
Sen devam edersin. Her la ilahe illallah deyişte, Cenab-ı Hak seni zikreder. Hani var ya, kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. İşte bakın, karşılıklı alışveriş başladı. Sen Allah dedikçe, o da seni zikretti. Sen onu zikrettin, o seni zikrettin. Sen onu zikrettin, o seni zikretti. Ve zikriniz karıştı birbirine. Ve Cenab-ı Hak'ın rahmeti sana oluk oluk akmaya başladı. Sen namaz kıldıkça senin günahlarını affetti, seni temizledi. Sen oruç tuttukça seni temizledi. Sen iyilik yaptıkça seni temizledi. Seni rahmetine kattı. Ve o kimse, hani var ya, sabah namazını kılardı, öğlen namazına niyet ederse ki, namaz arasındaki küçük günahları affoldu.
O kimse bir de Allah'ı zikrederse, hiçbir onun günahı kalmadı. Onun kalbi, ilham edilen kalplerden oldu. O bütün gününü böyle geçirdi, gecesini de, ibadet de geçirdi. Kalbine ilham gelen kalplerden oldu. O Allah'a dost olanlardan oldu. Neden? Gün içerisinde hiç günahı kalmadı. Ve günahsız bir şekilde yatağına yattı. Günahsız bir şekilde. Onun rüyası da sahih oldu. Onun kalbine gelen ilham da ne oldu? Sahih oldu. Çünkü bu böyle bir, öyle bir tiktaktır ki bu. İbadet ettikçe, iyilik yaptıkça, Allah'ı zikrettikçe, Cenab-ı Hak sana rahmetine barındırır. Seni nurunun içine alır. Seni rahmetinin içine alır. Seni bereketinin içine alır. Seni hıfzının içine alır.
Ve öyle ki, artık sen tabiri caizse, onun gemisine binmiş, onun deryasında yüzersin. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden, güzel söz, hani burada diyor ya, güzel sözlere sevk eder diye. Güzel sözden maksat, Allah'ı zikretmektir. Kur'an-ı Kerim okumaktır. Nasihat etmektir. İyiliğe emretmektir. Bunlar güzel sözlerden maksat budur. Salih amellerden maksat da, Allah'ın farz kıldığı ibadetleri yerine getirmek. Allah'ın haram kıldıklarından uzak durmaktır. O zaman bu ikisini ümmet birleştirmeli, insanlar birleştirmeli. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuştur.
Allah'ın celalini zikredip, onu tesbih, tekbir, tahmin ve tehlil ile ananlar arşın etrafına götürülürler. Arının dolanışı gibi onların dolanışları vardır. Sahipleri orada zikredilir. Sizden biriniz Allah katında anılabileceği bir şeyin bulunmasını istemez mi? İbn-i Mace İmam-ı Hanbel. Bakın kim Allah'ı zikrederse, teşbih ederse, tesbih ederse, Allah'ı tenzih ederse, Allah'a ibadet ederse ne oluyormuş? O kimse Allah'ın arşının etrafına götürülüyormuş. Ve arşının etrafında arının dolanışı gibi dolanıyorlarmış. Ve orada da onlar zikrediliyormuş. Dikkat edin buna. O yüzden Allah'ın celalini zikredip, bakın Allah'ın celalini zikredip, tesbih edenler, tenzih edenler Allah'ın arş alasında dolaşacaklar. Güzel söz, Allah'ı zikirdir.
İbn-i Mace nakletmiş bunu. O Allah Azze ve Celle'ye yükseltilir. Salih amel ise onun farzlarını eda etmektir. Kim Allah'ı zikredip de farzlarını eda etmezse, onun sözü ameline döndürülür. Onun için evla olan amel işlemesidir. O zaman zikrullah ile iyi ameli birleştirecek. Eğer onun zikrullahının tabiri caizse sağlaması delili, güzel amel. Ve bunun ikisini birleştiren kimseler sırat-ı müstakimde dosdoğru yoldadırlar. Bazıları vardır, zikrullah yaparlar, güzel amel işlemezler. Kimisi vardır, güzel amel işler, zikrullah yapmaz. İkisi de eksiktir bunun. Allah muhafaza eylesin. O yüzden buradaki sohbetim bu konuda sufi kardeşlere. Arkadaşlar, kardeşler. Zikrullahlarınızı güzel amellerle süsleyiniz.
Güzel amellerinizi de zikrullah ile süsleyiniz. Bir tarafınıza, bir elinize zikrullahı, bir elinize de güzel amelleri alarak yürüyünüz. Ve zikrullah ile güzel ameli kendi nefsinizde bir edin. Kendi nefsinizde tam edin. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Farisi söyleyelim. Bu şevk ve cezbe o zevkin geldiği taraftan gelir. Yani o şevk istemek, arzu etmek, özlemektir. Ve bu şevk bir kimsede kaybolursa, Allah muhafaza eylesin. O kimse Allah'a yaklaşmakta topal olur. O yüzden önemli olan şevk ehli olmaktır.
Şevk ehli olmak, hani devamlı koşmayı gerektirir çünkü. Şevk ehli olmak, devamlı arzulamayı dahadasına doğru yürümeyi ister şevk ehli olan. Ve doğru cezbe insanı hep hayrette bırakan bir şeydir. Şevk ehlinde cezbe olur. Bir kimsede şevk olmazsa onun cezbesi de olmaz. Böyle cezbe Allah deyip titremek değildir. Bu değildir cezbe. Cezbe nedir? Allah'ın sıfatsal tecelliyatına mazhar olmaktır. Titremek değildir. O yüzden bir kimse hani böyle sevdiği bir kimsenin adı anıldığında hoşlanır ya, bu işte cezbedir.
Böyle birden hoşlanması, birden onun kendinden geçmesi. Veyahut da şimdi bir kadın bir erkeğe aşık olmuştur. Aşık olunca işte erkeği gördüğü anda kendinden geçer. Cezbe odur. Veya bir kadın bir erkeğe aşık olur. Her daim onu ister, her daim onu özler. Bu da şevktir. Veya bir erkek, bu illaki kadın erkeğe aşık olacak diye bir kaydı yok. Bir erkek de bir kadına aşık olur. Ona karşı hep şevk üzerindedir. Hep onu ister, hep onu arzular, hep onu düşünür. Eğer bu heva hevesinden, nefsinden değilse. Ve bu şevktir. Onu gördüğü anda, dili lal oluyorsa bu cezbedir. Bakın, dili lal olduğu anda bu cezbedir. İşte faresice söyleyelim diyor ya, bu şevk ve cezbe o zevkin geldiği taraftan gelir.
Yani sen neyi seviyorsan, şevk ve cezbe ondan gelir. Yani sen bir erkeği sevdiysen, şevk ve cezbenin sahibi odur. Sen değilsindir sahibi. Bizde şimdi kendisiymiş gibi sahibi algılanıyor. O gerçek aşıklık değil. Bir şeyi kendinden görmek gerçek aşıklık değildir. Yani bir kimse aşık olur, aşıklığını maaşığa bağlar. Bakın aşık olur, aşıklığını maaşığa bağlar. Yok aşıklığını kendi nefsine bağlıyorsa, o aşık değildir. Ben sevdim diyorsa, o sevmemiştir. O sevmiştir ama o sevmemiştir. Neden? Gerçek aşık, aşıklığını maaşığa bağlayandır. Ben sevdim diyen ise şatahat yapıyor. O da henüz ermemiş, olgunlaşmamış. O yüzden şevkin sahibi de, cezbenin sahibi de gerçek manada maaşıktır.
Neden maaşıktır? Maaşık, aşık şevklendikçe maaşuk da ona şevklenir çünkü. Ya da, sufilerin tabiriyle söyleyeyim. Maaşuk şevklenmiştir ki aşık ona şevklenmiştir. Maaşuk cezbelenmiştir ki aşık ona cezbelenmiştir. Böyle olunca yerli yerine oturur. O zaman cezbe de, şevk de ona aittir. Ve ondan gelmektedir ve yine ona dönmektedir. Öyle algılayalım inşallah. Her kavmin gözü bir günceyi zevk sürdüğü cihette kalmıştır. Yakinen her cinsin zevki kendi cinsi iledir. Buradan devam edeceğiz inşallah. Ben buraları da işlemişim, baya yazmışım buralara da. Saat çünkü on bir oldu. On bir olunca sohbeti kesmek istedim.
Daha fazla olmasın. Allah izin verirse sorularınıza geçeceğim şimdi. Cenab-ı Hak'tan mani gelmezse önümüzdeki cumartesi inşallah buradan devam edeceğiz. Allah'tan bir şey gelmezse inşallah. Buraya bir not düşmek için bekletiyorum sizi. Hakkınızı helal edin.
Yeri kaybetmeyelim diye. Tabi aşıklığı maaşıya bağlarsanız aşığın suçu kalmaz. Aşıklığı maaşıya bağladığı anda o kimsenin suçu kalmaz.
Ama o zaman o kimsenin şikayeti de olmaması lazım. Suçu kalmadığı gibi şikayeti de kalmaması lazım. Evet aşığın suçu yoktur. O zaman aşık şikayet etmeyecek. Aşığın şikayeti de olmaması gerekir. Her kavmin gözü bir günceyi zevk sürdü cihette kalmıştırdan devam edeceğiz. Allah izin verirse 890 o zaman 888 mi oluyor?
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.