Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 31 Aralık 2011 · 1:33:15
Allah gecenizi ayır etsin inşallah, selamak gündüzlüğünüzü hayırlı eylesin, hayırlı eylesin, hayırlı eylesin inşallah. Ben 13 yaşında genç kızım, benim annem ve babam ayrıldı, ben annem ve süt annemin yanında kıldım, babam ve süt annemin yanında kıldım, öz annem evlendik. Ve evlendiği adamın 15 yaşında bir oğlu, 9 yaşında oğlu, 17 yaşında kızı var.
Benim orada yatağa kaldığım dinimce uygun var. Ya da o çocuklar annelerine gittiklerinde kalmam uygun mu, babam günü bir gün gidip gelmeme izin veriyor. Ya ben annem 15 gün, bir gün kalmamızda izin veriyor. Sen babana tavrı ol, günü bir gün git, gel inşallah. Sallallâhu aleyhi ve sellem bir hadis yerinde 4 şey, bir bağlı diyorsun.
Biri de gönden yaş atmaması diyorsun. Bir diğer hadisinde de, çok gülme, çünkü çok gülmek kalbi öldürme buyurmuştur ve ağlayamamızın tadı nebinden bahsederler. Duygusallıktan uzak olanlar gülmekten uzak olurlar. Biraz da böyle katı kalplilik de sağlamaktan uzak ederiz sana.
Özür dilerim, duygusallıktan uzak olanlar ağlamaktan da uzak olurlar. Katı kalpli olanlar çok ağlayamadılar. Başka bir hadis yerinde ağlayamazsanız da ağlıyormuş gibi yapınlar. İnsan kendince biraz bu dünyada hüzün sahibi olmalı. Kendince biraz bu dünyada Allah için ağlayabilmeni. Tabi bu insanı ağlayamama noktasına getiren şey, o insanın duygu noktasında kendisini belli bir noktaya getirememesidir.
Veyahut da kusurlarını düşünmemesi, kusurlarını düşünmemesi, muhasebe yapmaması ile alakalı. İnşallah biraz sonra bununla alakalı daha uzun konuşacağız. Oturarak veya ayakta bölgedik alınan abdestten sonra gelen bir bölgedik kaç tane abdesti bozar mı? Bozar. Ayakta bölgeden muhamat yapalım. Hazreti Mevdanaya, ay yıllık da aşkı ölümünü göstermek. En son bir çelere bak, gör şimdi sevdiğiniz uğruna nasıl ölünüyormuş gereken Konya halkının uğrunda Hazreti Mevdan'ın ölümünü göstermek.
Yani aşkı uğruna ölmeyi göstermek. Hazreti Mevdan da bu aşkı uğruna ölmeyi gördükten sonra öyle bir hale geldi ki, gözüyle gördük. Çünkü bir insan aşkı anlatır, aşkı söyler, aşk yolunda ölür, kalzen hale geçer. Ama aşk yolunda en son ders olarak, bak şimdi ölüyorum, aşkımın uğrunda ölüyorum diye, onun görüntüsünün önünde canını teslimen. Bu sebeple Hazreti Mevdan'a öyle bir hale geldi ki, Hazreti Mevdan'a oldu. Bir insanın en son dersi, aşkın uğruna canını teslimen. Veya eğer bir usta veya eğer bir nostada duran bir şeyler, son ders olarak can teslimen. Yani bunu yüz yüze gösterecek mi? Son dersi, mesela şunu da buradan çıkan Hazreti Hüseyin Efendimiz'e bile bile gidecek.
Seve seve kendini ter belaya bile bile görüntü ve aşkı çağlar boyunca illerde kaldı. Ona keza Hazreti Mevdan'a dövdü. Ve Hazreti Mevdan'a kendi aşkı uğruna ölümün son kapsayı bir kimseye veremediği için onun bir talebesi çıkmadı. Mesufi kendince bir yolu var.
Zufi kendince o yolda giderken, bir idraki ile gitmez. Bir idraki ile gitmez derken, ben yarın şu hali yaşayacağım, ertesi gün bu hali yaşayacağım, ertesi gün şununla karşı karşıya geleceğim diye tasarlanmış bir şey değildir. Zufi bu manada sadece kendi başına gelen hadiselere bakarak da başına gelen bir şeyle yoluna devam eder.
Zufi hayatı tasarlanmış bir hayat değildir. Zufi sadece ve sadece yapmakla mükellef olduğu şeyleri yapmaya gayret eder. Biz geleni ne olacağını bilmeyiz. Bilmiş olsak dahi bilmeyiz. O gün ne yapmamız gerektiğine bakarız. Zufi disiplin içerisinde yapmaksa yükümlü olduğu şeyleri tamam yapmaya gayret eder. Zufi'den istenen şey budur. İşte bunun zahiri vardır. Zahiri namazdır, oruçtur, haramlardan uzak durmaktır, ibadettir, zikirdir, eskardır, evrattır, virdir, örnek. Bunlar zahiri olarak Zufi'nin yapmakla görevli olduğu şeylerdir.
Hiçbir şey planlanmış, programlanmış bir şekilde Zufi'nin planlanmış ve programı dairesinde değildir. Aslında bu manada üstad da o şey planlayıp programlamaz. Ama Zufi kendi duruşuyla, kendi dairesindeki fiil ve hareketleriyle, düşüncesiyle yoluna devam eder. Önemli olan Zufi'nin yolda durmasıdır ve üzerinden düşen vazifelerini yerine getirmesidir. Şimdi bu bağlamda meseleye bakınca Zufi can vermeyle alakalı veyahut da can verme demeyelim de canından geçmeyle alakalı nerede, ne zaman, ne şekilde insan olacağı veri değiliz. Normalde burada canından vermek, canından geçmeyi sanki bu dünyadan göçüp gitmek, ölmek olarak itelendiriyor. O basit bir şeydir.
Kaldı ki Şemzettin'in Tebrizi Hazretleri Konya'da vefat etmemiştir. Gülüm gitmiştir Konya'dan. Ama muhakkak ki ölümle alakalı ders alır Zufi'ye. Sen uyukun içerisinde yaşanan bir şeydir. Herkesin aynı şekilde yaşayacağı, aynı millalde yaşayacağı da söylenmez. Bunu mesela işte bir Sufi halinde yaşamış olabilir, gerçekmiş gibi. İşte çocuklarının cenaze namazını kılar, çocuklarını yıkarlar, kefenlerler, önüne getirirler, cenaze namazını kılar, götürür, onu gömer. Kendine geldiğinde bakar ki, aa, haylmiş. Veyahut da işte eşi ölür, yıkanır, kefenlenir, vedalaşır onunla gömer. Abi bakar ki, bu halmiş.
O esnada ama normal canlıymış gibi, normal hayat yaşıyormuş gibi, halinde, hayat içerisinde hayat yaşar. Onu hal içerisinde halmiş gibi algılayıp, normalde hiç her şey canlıymış gibi, her şey normal, reelmiş gibi, onu sevip sürükte yaşar o kimse. Veyahut kendi ölümünü de görür. Nasıl öldüğünü görür. İnsanların nasıl toparlandığını görür. Kefenlendiğini, yıkandığını, son nefesini görür. Kabre girdiğini görür. Kabre gömüldüğünü görür. Millet çeker gider, seyreder bunları. Ondan sonra, normalde hesaba, kitaba çekildiğini görür. Kıyametin koptuğunu görür. Mahşerin kurulduğunu görür. Mahşerlerin hesabını, kitabını görür.
Yani sufi bunu sevmiş çocuklar, bunu da yaşar. Bunların muhakkak ki, hepsinin de, manevi olarak nefis meratiplerinde, ya seyredir sürük meratiplerinde, ruhu meratiplerinde, bazı eserlerde öyle geçer. Ama seyredir sürük meratiplerinde bunları görür. Bu kalbin meratipleridir bunlar. Ve bunları o sufi yol içerisinde, yol esnasında yaşar. Bunları yaşadıkça, normalde o kimsenin o halde davranış biçimi veyahut da günlük hayatındaki davranış biçimleri, günlük hayatındaki fiiliyatı, günlük hayatındaki onun duruş noktası, onun sevmiş sürükünü etkiler. O zahiri olarak yaşanıyormuş gibi görünür veya zahiri iş gibi anlatılır. Ama bunların hepsi de, seyredir sürükün içerisinde, yolun içerisinde yaşanır ve yaşanması gereken şeylerdir.
Şimdi bu tip yazılı metinlerde, bunlar yaşanmış gibi, sanki zahiren yaşanmış gibi söylenirsin. Ve söylenilen şeyler, bunu bir noktada sanki yaşanmış gibi görünür. Ama işte Şemseddin Tebriz Hazretleri bunu böyle yaşayarak Hazreti Mevlana öğretti. Ama Hazreti Mevlana bunu yaşayarak başka bir kimse öğretmedi. O yüzden arkasından gelen insanlar Hazreti Mevlana gibi olmalı, düşünecek bu öyle değil mi? Böyle düşünmek, o meselelerin özüne, özünü anlatmaz. Kimseler genelde edeb ederler. Gelen kimseler arkadan, eski gelenek, eski tarz odur.
Arkadan gelen, çok bir şeyle değiştirmeyi göze almaz, değiştirmez, dokunmaz. Ve daha öncekini mükemmel görür. Gerçekten de mükemmeldir daha önceki. Bir de böyle büyük zatların arkasından bu tip şeyler yaşanır. Yani arkasından gelen kimse, ya o kimseden daha coşkun olması lazım, ya da daha öncekinin coşkunluğunun altında, gölgesinde kalması lazım.
Bu takdiri ilahi, kimisi o coşkunluğun bölgesinde kalıp, kimisi bir öncekinin coşkunluğundan daha fazla coşkunluk sergiler. Bu Allah'ın takdiri, Allah'ın noktadaki tanzimi diyelim. Ama sonuçta hepsi de seyre sürükse girerler, hepsi de seyre sürükse bu tip hadiseleri, bu tip halleri yaşarlar. Bunları zahira görünecek, zahira yaşanacak diye bir kardeş yok.
Konuşumuz için, arkadaşımız için tövbe etme durumu var mıdır? Ne derece, nasıl doğalabiliriz? Adam pavyona giden, boş verilere giden, bunu soralım için nasıl doğalabiliriz? Birbirlerine temiz ağızla dua ediniz. Bir kimsenin, bir kardeşine, bir komşusuna, etrafındaki kimsenin dua etmesi mütecaptır. O yüzden biz bu noktada eğer kendisini, birisinin Kur'an ve sünnet ailesinde yaşamasını istiyorsak, onun üzerinde dua ederiz, mücayet.
Bir şekilde Allah'tan, onun için hidayet isteriz. Allah'a onun için dua ederiz. Yalvarız, yakarız. Onun üzerine ihlas hediye ederiz, tevhid hediye ederiz. İnsanlara dua ederiz, mümkünlere dua ederiz. Burada bir sıkıntı yok. Mümkünlere dua edin zaten. Etrafınızdaki insanlara dua edin. Etrafınızdaki gayri İslami düşünceye, gayri İslami bilmeden davranışlara karşı dua edin.
Onlarla çatışmaktansa, onlara dua ederekten sevgiyle yaklaşın. Etrafınızdaki olumsuz hayat sergilerini, olumsuz hayat yaşayan insanlara sevgiyle yaklaştığına gayret edin. Bu daha uyumlu, inşallah. Peki, buradaki ölçü ne olmalı? Şeytanla bir yasak demiştik, Ebu Cehil ile yedik de.
Buradaki ölçüyü nasıl almalı? Neye göre seviyelim? Bu, tasavvufi düşüncenin zirve yaptığı bir yerdir. Burada o kimse, yaratılanı severken, yaratılanı sever, yaratılanı kör ederken, bu, öyle bir haldir ki, demirin, ateşin içerisindeki kor olmasına verir. Bu, yaratılanı sevmek, yaratılanı ödürü, tevhidin zirvesidir.
Sohbetin konusu değil. Bir tevhid halidir, zevkidir. O tevhid hali, o tevhid, zevkine erişmeyen kimseler için makul bir sohbet değildir. Sohbet her yerde konuşulmaz. Disturlarından birisidir bu. Mahrem bir mesele olur.
O yüzden bu mahrem meselenin eşkâhli açılması çok uygun değildir. Allah kulundan yaptığı bir amelden dolayı bir anda mı razı olur, yoksa hani belli bir dilim mi var mıdır ya da belli bir zamanı mı, belli bir ameli mi vardır? Bir de bunun nefisle bağlantısı nedir? Olduysa kul hep onun razı olacağı dairede ve noktada dolaşır.
Olduysa kul devamı, razı sıfatıyla sıfatlanır ve Cenab-ı Hakk'ın rızası dairesinde hareket ediyordur hep. Bu cebri değildir ama. Bunu cebri olarak algılarsak biz o zaman yine ayağımız yere basmaz. Kul ilgi ve batinli amelleriyle Cenab-ı Hakk'a yaklaşmıştır, yakınlik elde etmiştir.
O yakınlikten dolayı Allah ona razı olmuyor. Kul o yakınliği sağladıysa hep devamlı yakın noktada durmaya gayret eder. Yakınlik ona tatlı gibi olur. Bu bir helva yemek gibi bir şeydir. Helvayı yemeye başladıysa kul o helvanın peşinde koşacak, daha da yemeye gayret edecektir. Böyle olunca da o razı noktasında, rıza noktasında duranlardan olacaktır.
Artık orada kul Allah'ı sevmiş, Allah da kulunu sevmiştir. Bunun nefisle, nefis meraklıları alakası var mıdır, var mıdır? Nefsinin oyununa düşen, nefsinin karınlık odalarında dolaşan bir kimse o razı makamına, o razı haline ulaşamayacaktır. Nefsiyle mücadele edenler ancak o rıza makamına ulaşacaktır.
Nefsiyle mücadele edebildiği bir noktaya gelmeyenler, o rıza makamına da ulaşamayacaktır. Sevginin oluşması veya başlaması, bu iradeyle mi ilahe alakalıdır? İrdiği iradeyle mi alakalıdır? Sevgiye yön vermek insanın elinde midir? Veya sevgiye yön verirken, veya sevginin oluşması esnasında kalbimiz, ruhumuz nefsimizin etkisindedir. Bunu ilahi sevgi noktasında nitelendirecek olursak, kul farzlarla Allah'ın ömrünü yerine getirir, Allah'ın en sevgini gelen işi yapar. Nafilelerle Allah'a yaklaşır ve onu sever. O zaman kul cüz-i iradesiyle, cüz-i iradesiyle, cüz-i iradesiyle, cüz-i iradesiyle Allah'ın farzlarını yerine getirdi, cüz-i iradesiyle, nafilelerle Allah'a yaklaşır ve cüz-i iradesiyle onu sevmeye başladı.
Peki sevgiye yön vermekte yine elimizde mi efendim? Cüz-i irade, evet. Peki kalbimizde mi severiz, nefsimizde mi severiz, aklımızda mı severiz efendim? Sevdiğimiz şeylere bağlıdır o. Nefsimizin sevdiği şeyler vardır, aklımızın sevdiği şeyler vardır, kalbimizin sevdiği şeyler vardır. Bunlar farklı farklı, görünmez belki de ama tecelliyatları farklı farklıdır. Yani sevgin oluşmasında hepsini ayrı ayrı kanallarda mı hareket eder? Hepsi de ayrı ayrı kanallarda hareket eder, hepsinin de sevdiği kanalları ilk etapta farklı farklıdır. Ama başlamalarıyla da cüz-i iradedir. Cüz-i iradedir, mesela cüz-i iradedir. Bir kimse menfaatlendiği yeri sever, nefistendir bu örnek. Menfaatlendiği yeri sever, akıldandır örnek.
Nefistendir dediğim şey ne? Menfaatlendiği şey. Yani işte örneğin, nefsin menfaatleriyle, aklın menfaatleri aynı değildir. Aklın menfaati nedir? Akıl der ki, git buradan ilim öğren. Nefis olarak o akıl onu sever, ilim öğreniyor ondan. Git bundan ticaret öğren. Akıl oradan bir menfaat sağlamış, akıl olarak ondan bir şey öğrenecek. Bu yemeği sev, nefsin işi bu. İlahi sevgiden kalbin için mi oluyor? O ilahi sevgide kalbin, kalp ile alakalıdır. O farklı bir şeydir. Dervişleri sevmekle yine kalp sevmek. Dervişleri sevmek akılla başlar. Kalple de başlar, nefisle de başlar. Adam der ki, bu adamın hali vakti yerinde ben bundan biraz muhabbet, beydahat edelim.
Giderim orada işimizi zartırım der. Nefisle başlar. Veyah da ben gideyim orada evleneyim, oradan bir kız alayım der. Nefisle başlar. Veyah ben gideyim oradan evleneyim der. Bir erkekle evlenirim oğlan der. Nefisle başlar. Veyah akılla başlar. Der ki gideyim ya hiç olmazsa iki kelam öğreneyim der. Akılla başlar. Gideyim oradan iki kelime öğreneyim, iki ahdis öğreneyim dedi. Akılla başlar. Gideyim hiç olmazsa dinimi orada düzeltelim dedi. Akılla başlar. Ama gördü, aşık oldu. Kalple başlar. Anlaşıldı mı? Dur, daha var mı? Seçtiği bir şeydir. Efendim tevhid ehli nasıl olur?
Tevhid ehli zahiri noktadan bakacak olursak bir kimsenin imanın ve İslam'ın hükümlerini, büyük hükümlülüklerini getirmektir. Bu tevhid ehlidir. İnanır, inandığı gibi amel işlemeye gayret eder. Bu tevhid ehlidir. Bu herkese lazım olan budur. Herkese lazım olan kapıda durdur da insan geri kalan Allah'a yardım eder inşallah. Enteresan bir, hani Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in sözü vardır ya, siz bildiklerinizle amel ederseniz, Allah size bilmediklerinizi öğretir. Biz Müslümanlar olarak bildiklerimizle amel etmiyoruz. Bildikleriyle amel etmemek, bildiğinle amel etmemek Allah muhafaza eylesin. Ağır konuşmak istemem şimdi, yalancılıktan başka bir şey değildir.
Bildiklerimizle amel etmediğimizden dolayı sığ kalıyoruz. Bildiklerimizle amel etmediğimizden dolayı yavan kalıyoruz. Bildiklerimizle amel etmediğimizden dolayı, Cenab-ı Hak bizi bilmediklerinizi bize öğretmiyor. Biz bildiklerimizle bir amel etsek, bildiğimiz kadarıyla tevhid ehlidir olsa, bilemediğimiz kapıları da Cenab-ı Hak açacak tevhid olarak. Yani az önce kardeş dedi ya, yani yaratılanı severiz, yaratandan ötürü tevhiddir dedim ben de. Yani şimdi o tevhidin zirve noktasıdır. Yani Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir ölmüş hayvanı gördü, herkes burnunu tıkayıp yüzünü döndürürken o ne güzelmişleri varmış dedi. Bu tevhidle alakalıydı.
Oysa o leşin kokusunu bilmiyor mu da Hz. Resulullah, biliyordu sallallahu aleyhi ve sellem. Ama ne kadar pis kokuyor derken herkes, o ne kadar güzel dişleri varmış dedi. Yani bütün her şeyde bir güzellik gördü. Bu tevhidle alakalı. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir şeyi nakıs görmesi, eksik görmesi, bir şeyi yanlış görmesi Allah'ın emri ileridir. Kendinden nakıs ve eksik görme değildir o. Kendi nefsinden eksik ve nakıs görme değildir. Cenab-ı Allah onu terbiye etmiş, Cenab-ı Allah onu öyle söyle, onu öyle gör, onu öyle anlat dediği için anlatmıştır. O öyle olduğu için değil. Şimdi bu farklı bir dünyadır. O yüzden bir kimseye siz bütün yaratılanları sev dediğinizde o kimsenin ona gücü yetmez.
Onun aklına yalan gelir, yalancılar gelir. Onun aklına değişik insan grupları gelir. Onun aklına değişik varlıklar ve yaratıklar gelir. Onları görür, onların kendince fiiliyatlarındaki eksiklikleri ve noksanlıkları görür. Bu sebep onları gördüğünde onlara karşı farklı davranır. Onlara karşı olan kalbi değişir onun. Öyle olunca da o bu manada üst seviyedeki tevhid zevkine ve haline ulaşamık.
Orası ayrı bir penceredir çünkü. Biz sünnet-i Resulullah'a uyarak, sallallahu aleyhi ve sellem hazretten uyarak, oralardan konuşmamayı iyi eyleyiz. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri konuşmamış. Arkasından gelen aslam konuşmamış. Ebu Hureyre razıallahu anh hazretten demiş ki, ben Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden iki heybe ilim aldım. Öndekileri herkese dağıtıyorum. Eğer arkadan bir şey söylesem, Hureyre kafir oldu der, benim kafama vurursunuz demiş. Bu söz, mana itibariyle insana yeter. O yüzden tevhid ehli olmak, Allah'ın harzlarını yerine getirmek, nafilelerle ona yaklaşmak. Ona yaklaşıp onu sevmeye başladığımızda ve o da bizi sever.
O da bizi sevdiğinde biz neyin ne olduğunu o zaman anlıyoruz. Burada önemli olan yolu yürümektir. Önemli olan o yolu gitmektir. Yolda durmamak, yoldan çıkmamak kaydıyla yola devam etmektir. Sevgi bu işin anahtarıdır. O yüzden namazı sevin, onurunu sevin, zikri sevin, evranı sevin, hizmeti sevin, derviş kardeşlerinizi sevin, eşinizi, çocuklarınızı, akrabalarınızı sevin, komşularınızı sevin.
Bir meseleyi sevgiyle yaklaşmaya çalışın. Yunus'un sözü çok güzel, ben gelmedim davet için, benim işim sevgi için demiş. O yüzden sevgiyle davranmaya çalışın. Etrafınıza sevginizi verin. Etrafından sevgi toplamaya çalışmayın. Bu da ayrı bir dilenciliktir. O yüzden o sevgi, o meseleyi belli bir noktaya getirecek. Bunların hepsi de nefisle mücadele edin.
Bunlar gelir gider, vesveseler olur. Şeytan kalbimize bir üfler. Bunlar yaşanır. Bunlara bakarak da yoldan soğumadan, kendimizden soğumadan yolumuza devam edecek. İmtihan dünyası, bunların hepsi de yaşanır. Değişimden kasıt ne? Tasavvufta devamlı, İslam'da da tasavvufta da devamlı değişim vardır.
Bu değişim yenileme noktasındadır, yenilenme noktasındadır. Ben ona inananlardanımdır. Bu değişim olup da namazın kılınış şekli değişecek değil. Orucun fazları, vacipleri değişecek değil. Namazın fazları, vacipleri değişecek değil. Kur'an-ı Kerim'in hükümlerinin değişmesini beklemek değişecek değil. Bu değişim, bu yenilenme bunlarla alakalı değil. Ama sonuçta İslam'da anlayış muhakkak yenilecek. Bunun özü hükmündeki, dinin özü hükmündeki tasavvufi düşünce ve halde bu değişimi gerçekleştiren ana mekanizmamız. Bütün İslam üzerindeki düşünce, algılayış, anlayış, onu yaşayış değişiklikleri ilk önce ehli tasavvufun üzerine olmuştur.
Günün ehli tasavvufu, her türlü eleştiri ve her türlü yanlış anlaşılmayı, her türlü saldırıyı göze alaraktan o yenilenmeyi gerçekleştiren Allah erleriniz. Kendi zamanlarına ışık tutarlar. Kendi zamanlarındaki o değişimi, kendi zamanlarındaki o yenilenmeyi gerçekleştirirler. O esnada belki de sadece o cemaatin içerisinde kalır o yenilenme.
İlk etapta o algılanmakta ve anlaşılmakta güçlük çekilir, insanlar onu acımasızca saldırır, acımasızca eleştirir ve yaparlarken bunu din adına yaparlar, İslam adına yaparlar. Hatta daha ileri giderekten küfrüne feda verirler, daha ileri gidenler de onları ellerine geçirirse katlederler. Muhyiddin Araba Hazretleri'nin kendi zamanında kendi çağdaşları tarafından eleştirilip küfrüne fetva verilmesi gibi veyahut da Hazreti Mevlana Celaleti Ruma Hazretleri'nin kendi zamanında eleştirilip kendi zamanında yerden yere vurulması gibi
veyahut da Feriduddin Ardara Hazretleri'nin kendi zamanında eleştirilmesi gibi. Bunun gibi, Niyaz-ı Mısır'ın sürülmesi gibi. İşte ne bileyim değişik bu tip tarihte insanlar bu tip zatlar çoktur, kendi zamanlarında çok eleştirilmiş, kendi zamanlarında şehirden şehire, ülkeden ülkeye sürülmüş, kendi zamanlarında anlaşılmamıştır. İnsanlar onları eleştirmişler, kıyasaya eleştirmişler, sürmüşler, dergahlarının tekkelerini basmışlar, onların dergahlarını, tekkelerini dağıtmaya başlamışlar, hatta kimisinin boynuna fermanlar asmışlar, hiçbir şehre, hiçbir köye katılmamışlar, yani oralara katmamışlar, sürgünden sürgüne yürüyen öyle zatlar var. O yüzden o yenilenmenin, o değişimin öncüsü olmuş onlar.
Ehli tasavuk, bunu kendi zamanında, kendi halinde yaşamış, kendi zamanında, kendi dairesinde yaşanırken de eleştirilmiş, algılanmamış, anlaşılmamış. İnsanlar kıyasaya onlarla davalaşmışlar, nizalaşmışlar ama sonradan onların o açtıkları o yol, o yenilenme yolu, o kendi dairelerindeki müddetlikleri sonradan anlaşılmış, sonradan kıymetlenmiş ve insanlar o yolda yürümeye devam etmişler. Bu mümkün, bunun böyle olması lazım zaten.
Birini daha iyi katmışlar. Her insan tefekkür edebilir mi? Tefekkürün makamı vardır. Tefekkür, manevi ibadetlerden birisidir. O yüzden herkese o kapı açıktır. Manevi bir makamı olması şart değildir. Tefekkür ettik bütün Sufi'nin içsel ibadetidir. Batini ibadetlerden birisidir. Bütün herkes yapabilir. Sevgiyle bir bağlantısı var mı? Bu az önceki soruyla irtibatlandırabiliriz. Aklın sevgisiyle. Bir kimse bu noktada aklıyla tefekkür edilmesini vacip görüp, kendince tefekkür dünyasını kaldırabilir. Biz cüz-i iradeyi yok gelen Sufi'lerden değiliz. O yüzden mesela yakin olma, bu yakin olmayı tefekkür etmeyi, tecelliyata kendimizi bırakmayı, varitat haliyle hallenmeyi cüz-i iradenin dışında görmüyoruz.
Dört ana direk olarak düşünelim bunu. Bunları cüz-i iradenin dışında görenlerden değiliz. Mesela tefekkürün muhasebeyle de bağlantısı vardır. Varidatın, mürakebenin, yakınlaşmanın, yakin âle olmanın muhasebeyle muhakkak bağlantısı vardır. Muhasebe etmek ise, dervişin olmazsa olmaz hallerinden birisidir.
Sufi, muhakkak ve muhakkak kendisini muhasebe etmeli. Bunu böyle sıralandırırsak, uyanıklık, diriliş ehli olmaktır. Tevbe etmek, ondan sonra inabe ehli olur. Yani tevbe etmek ile inabe ehli olmanın arasında ince bir perde vardır. Ya bazılar onu tevbenin içinde görürler. Ama tevbe etmek, günahlardan arınmak için Allah'a yaklaşmaktır. İnabe ehli olmak ise, günah kebair, günah işlememiş olsa dahi, Allah'a tövbe ederekten yaklaşma halidir. O yüzden bir derviş, muhakkak ki her gün Allah'a tövbe eder. Bu, o dervişin Allah'a yaklaşma iştiyakıyla alakalıdır.
Bunun arkasından muhasebe gelir. Yani o kimsenin kendi kendisini hesaba çekmesi, kendi kendisini mizana koyması, bu dervişin üzerinde tecelli etmesi gereken şeydir. Mesela derviş, arka taraftakından da şu tarafa doğru gelsinler. Yanaşın bu tarafa doğru. Sağ tarafa doğru yanaşın. Gözüm görsün herkesi.
Gel yanaş biraz daha, bu tarafa doğru yanaş arka tarafa. Gün kendini muhasebe etmeli. Hani siz mizana çıkarılmazdan önce kendinizi mizana çıkarınız.
Bu minvalde hadis-i şerifte vardır ya, işte kendinizi hesaba çekiniz. Ölmeden önce kendi hesabını kendin gör. Şu bir bunu günlük veriyor dik halinde, yattığı zaman kendisini hesaba çekmeli. veya yatmandan önce gece namazında hesabına çekmeli. Veya gece birbirinde bu hesabı yaşamalı. Hatta biraz daha ileri gitmeli. Örneğin, bu muhasebeyi yaparken yazmalı. Yapmış olduğu yanlışlıkları bir kağıda kaleme almalı. O kağıt kalemin üzerinde yapmış olduğu eksiklikleri ve noksanlıkları günlük olarak yazmalı. Ve o günlük yapmış olduğu eksiklikleri ve noksanlıkları günlük tutar gibi. Sabah kalkışından başlamalı. Ben bugün vaktinde kalkamadım.
Sabah namazını kılamadım vaktinde. Evet, vaktinde bir ibadeti yerine getiremedim. Başlamalı. Ben kalktım, işte genç bir kız, genç bir erkek. Annemi kızdırdım, babamı kızdırdım. Onlara muhalif hareket ettim. Veyahut da işte evli bir adam, ben kalktım. Önce eşimle kavga ettim. Evli bir kadın, ben kocama kahvaltı hazırlayamadım. Onun istediğim bir şeyi yerine getiremedim. Günlük işte şu kadar gıybet ettim. Filancaya iftira ettim. Filancanın denikodusunu ettim. Filancanın hakkını yedim. Bunları günlük muhasebe tutarsa mesela, ne sormuş öyle değil mi? Bunu yazdığını düşünün. Muhasebe etmemiş için en az zikir kadar kıymetlidir. Muhasebe esnasında o kimse tefekkür etmek zorunda.
Bu muhasebe esnasında o kimse muhakeme etmek zorunda. Kendi kendini böyle bir hesaba çekecek, kendi kendine düşünecek, derinleşecek, genişletecek kendini. Ben bugün ne yaptım diyecek ve o muhasebeyi gerçekleştirmesi lazım. Ve mizanın düşünmesi lazım. O mizanı düşündüğünde işte ayet-i kerime var ya, yani kimisi o mizandan, o hesaptan, kitaptan memnun ayrılırlar. Kimisi de diyor o anasının kucağına gider, yani ateşe gider. Ateş onun anası oldu. Gerçekte anası kimdi? Ayşe'ydi, Fatma'ydı. Hacca'ydı, kimse. Bir annesi vardı. Ama o görünen annesiydi. Zahir annesiydi. Gerçek annesi ne olmuş oldu? Ateş oldu. O ateşe doğru gitti. O zaman ona desen ki gece, sen bugün ateşlik ameller işledin.
Senin annen ateş oldu. Hadi bu gece sen annenin kucağına git, ateşe git dedin de, o kimsenin gözüne kan çana oturacaktır. O sözün başlığındaki gülmekle alakalı veya göz yaşıyla alakalı şey, bu muhasebeye bağlı. O zaman o derviş ölmezden önce kendisini hesaba çekmeli. Fatih Ömer Efendimiz'in dediği gibi, hesaba çek kendini. Aslında o derviş, bu günlük değil. Her beş vakitte kendisini hesaba çekmeli. Aslında o derviş, her beş vakitte değil. Daha da bakın, süreyi kısaltıyorsun. Her an kendini hesaba çekmeli. Ve her an kendisini tefekkürde, riyaldakta, her an kendisini zikirde, her an kendisini firtte görmeli.
Ve her anını, hesaba kitaba, mütalik yaşamalı. Ve her anını, hesapsız geçirmemeli. Eğer her anını hesapsız geçirirse, hesapsız geçirdiği an, gafletle geçirdiği an, gafletle geçirdiği an, Allah'tan uzaklaştığı an. Allah'tan uzaklaştığı an, onun hata, kusur, eksik ve yanlışlıklara düştüğü an. Allah'tan uzaklaştığı an, günah kebare doğru, kanat çırptığı an. O zaman her an, muhasebe gerekli. Uyanık olma, tövbe etme, inabe ehli olma, ve muhasebe etme. Ardından birbirine sıralandı, boncuk tanesi gibi. Ardından sıralandı, nur tanesi gibi. O zaman, sufi, her an uyanık olmadan, her an tövbe etmeden, kan inabe ehli olma, yaklaşmadan, ve her an, muhasebe etmez.
O muhasebeyi hiç kaybetmemesi gerekir. Muhasebeyi terk ettiği an, şeytanın galip gelecek. Bunun cemi, bunun ana merkezi, her an zikir halinde olma. Bunlar aklın yolları. Az önce sevgide akıl dedik ya, bunlar aklın yolları. Akılla bu yol yürünecek. Doğru mu her cevap doğru. Ama her an halinde olma, o zaman her an zikir halinde olmalı olunca, aklın yolu bitti, aşkın yolu başladı. Seven sevdiğini hiç unutmuyor. Seven sevdiğini devamlı zikrediyor. Seven sevdiğini her an gözünden ayırmıyor. Bu keskin yol. Bu kısa yol. Bu aşıklık yolu. Aç kalmadı. Ama bu ay yaparken yalan söyleyemezsin. Zikir yaparken yalan söylüyorsan, ya zikrin yalancı, yani yalandan zikrediyorsun sen o zaman.
O zaman iki yüzlüsün. Zikreder. Zikreden gıybet eder. Zikreden iftira edemez. Zikreden haramiye, zikreden istikametini bozama. Her an zikreden doğruluktan, her an zikreden yanlışlığa ve eksikliğe düşmez. Her an zikreden gaflete düşmez. Her an zikreden her şeyi mükemmel hale gelir. O yüzden Hazreti Resulullah, Sadullah ve Selam'ın dedi ki, zikreden en kıymetli. Oruç tutanların hangisi kıymetli, ya Resulullah Allah'ı zikredenler. Namaz kılanların hangisi daha faziletli Allah'ı zikredenler. Cihad edenden hangisi daha faziletli Allah'ı zikredenler. Dedi ki, Ya Abu Bekir, Hazreti Ömer Efendimiz dedi, Allah'ı zikredenler bütün sevapları aldı gitti.
Allah Resulü onu duydu, Allah'ı zikredenler bütün sevapları aldı gitti derim. Niçin? Allah'ı zikreden biri. Allah'ı zikretmeyen ölür. Allah'ı zikreden uyanık. Allah'ı zikretmeyen uykudan. Allah'ı zikreden dinlik. Allah'ı zikretmeyen... O zaman gerçek manada zikir ehli, gerçek manada muhakkak kimse. Gerçek manada zikir ehli, gerçek manada inabe ehli. Allah'a yaklaşan insan. Kim Allah'a yaklaşan insan, devamlı zikreder. Kim Allah'a tövbe eden, devamlı zikreder. Kim Allah'a... Kim devamlı uyanık? Allah'ı zikreder. O zaman Allah'ı zikreden kimse, zikreden kimse hem tövbeyi, Allah'ı zikreden kimse hem inabe ehli olmayı, Allah'ı zikreden kimse, hem de muhasebesini yapan kimse olur.
E Allah'ı zikreden kimse, namazını kılacak, vaktini geçirmeyecek. İkindi okunmuş, daha öğleyi kılmamış. Akşam okunmuş, daha ikindiği kılmamış. Vaktinde kılacak. Allah'ı zikrediyorsa, vaktinde zikrini çekecek. Günün gününe zikrini çekmemek yok. zikrediyorsa, Allah'ı zikrediyorsa, bugün de namaz kılmıyor, misafir gelecek, pasta yaptım, börek yaptım, yok. Veya bugün de namazı kılmıyor, müşteri çoktu, yok. Ya bugün de ben yola çıkıyorum, şimdi ne yapayım, yolda namazımı kılamadım, yok. Allah'ı zikreden kimse, vaktin çocuk. Vakit Allah çünkü. Bütün vakitler Allah'ınsa, Allah'ı zikreden her vaktini zikirle geçirecek. Hesaba çekilmez. Neden?
O kimsenin, çoluğunun, çocuğunun, yaş, ıskı, çoluğunun, çocuğunun, geçimi için, o noktada konuşan kimsenin, konuşmasından hesaba çekilmez. Geri kalandan hesaba çekileceğiz. Müşteri gelmiş, bu kaç para? Beş lira, on lira, iki lira. Bununla alakalı konuştun, müşteriyle konuştun, malı satanla konuştun, malı alanla konuştun, yalan, yemin, kıybet, dedik, o da iftira, hırzılık, karıştırmadın. Konuştuğunuz şey, ibadet hükmünde. Ama öbür taraftan, Hades-i Kutsi'yi dinler. Kim beni zikretmekten dolayı, bir ihtiyacını söyleyemezse, bir ihtiyacını dile getiremezse, onun ihtiyacını ben karşılıyorum. Aslan bırakma.
Zikir ehlisin. Namazını bırakma. Zikir ehlisin. Orucunu erteleme. Zikir ehlisin. Pazartesi, zikir ehlisin. Üç günün oruçlu. Zikir ehlisin. Bir gün boş, bir gün dolu tut. Zikir ehlisin. Yalan, kıybet, dedik, o da iftira etme. Zikir ehlisin. Kendinin vakti, dersin var. Ne olursa olsun, git zikirli alakasına otur. Önünden birisi yakın olan birisi demiş ki, efendim, yüzünüz bu ağır. Hikmet ne? Demiş ki, evradın geciktin. Günlük evradımı geciktirdim, ona ağlıyorum demiş.
Bakın, büyükler günahlarını ağlamıyor. inabe ehlini geciktirdiği için ağlıyor. Demiş ki arkadaş, demiş, kaza etseniz. Kaza etseniz. Kaza etseniz. Allah Allah. Bir gün sonra kaza edecek. O onu kaza edecek ama, vakitte de bir ibadeti var onun. Ibadeti var. O her vakti vaktin ibadetini yerine getiremedi. Bunun başka bir vakitte yapmaya kalksam, o ibadeti de gidecek.
Bizim ne zaman ders çektiğimiz belli değil, çekip çekmediğimiz de belli değil. Ne zaman namaz kıldığımız belli değil, namazı yetiştirip yetiştirmediğimiz de belli değil. Bizim ne gece ibadetimiz var, ne gündüz ibadetimiz var, ne gündüz zikrimiz var, ne gece zikrimiz var. Ne tefekkürümüz var, ne mürakerimiz var, ne muhasebemiz var. Allah bizi affeder. O zaman demek ki, muhasebe etmek, muhakkak ki dervişin terk etmeyince bir hal olacak. Ve hiç olmazsa, günlük muhasebe edecek. Bunun yanında muhakkak ki, iyi hallerini de görecek muhasebe ederken, o iyi hallerini de kendinden görmeyecek.
Onlar için de Allah'a şükredecek, hamd edecek. Diyecek ki, Ya Rabbi, sana hamd ederim, sana şükrederim ki, namazımı kıldırmışım, sana hamd ederim ki, bugün orucumu tutturmuşum, sana hamd ederim ki, beni bugün derse gitmeme yardım ettin, zikrülaha katıldım. Bugün halakayı zikre oturdum, bugün bir sohbete oturdum, bugün mahallede toplandık, arkadaşlarla bir ders yaptık, bugün şurada şunu yaptık, bugün burada bunu yaptık. bunu o kimse, o günlük muhasebesinin sonunda buna da hamd etmeli, buna da şükretmeli, bunu da Allah'tan bilmeli, nefsinden değil. Bunu kendinden görmemeli. İyilikleri Rabbinizden, kötülükleri de nefsinizden biliniz. ayet-i kerimesini kendi üzerinde tecelli ettirmeli. Demeli ki, yaptığım yanlışlıklar ve eksiklikler, yaptığım günahlar, tehhir ettığım ibadetler, nefsimden.
Benim yaptığım, her ne bir iyilik var ise, üzerimden sudur eden, üzerimden tecelli eden, ne hayırlı bir şey varsa, o da Allah'ın götürü, ikramının ihsanıdır. Deyip, kendisini öyle tefekkür etmeli, öyle muhasebe etmeli. Ve kıymetli kardeşler, zaman zaman, bazı büyük veliullah, bu günlük muhasebesini, deftere kitaba yazmış. Günlük. Şimdi hani bir zaman böyle, insanlar günlük tutuyorlar ya, önemli olayları yazıyorlar, kendi başlarından geçen olayları yazıyorlar. Gönlüm ardı ederdi ki, kendi nefsim için. Böyle günlük olayları yazayım da, hiç olmasa yanlış yaptığım şeyleri yazayım. O yanlış yaptığım şeyleri yazaraktan, her daim onları okuyaraktan, devamlı tövbe edeyim.
Onları gözümün önünde tutaraktan, Allah'a yalvarayım, yakarayım, göz yaşı dökeyim. İnsanoğlu unutuyor gününü. İnsanoğlu unutuyor yaptığı yanlışlıkları ve hataları. onların affedilip affedilmediğine dair elimizde bir delil yok, bir belge yok. O yüzden muhakkak tövbe etmeliyiz. Günlük hesabımızı, kitabımızı yapıp tövbe etmeliyiz. Varsa birisinin gıybetini ettiğimiz, varsa birisine iftira ettiğimiz, varsa birisinin deli konusunu yaptığımız, varsa birisinin hakkına, hukukuna riayet etmediğimiz, muhakkak helallaşılmalı, muhakkak bunun hesabı görünmeli. Ve hayatı öyle tanzim etmeliyiz. Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden eğer böyle yaparsak, o zaman çok gülmekten kurtuluruz.
Eğer böyle yaparsak, o zaman gözümüzde yaş eksik olmaz. Eğer o zaman böyle yaparsak, hayatı gafletle yaşamamış olurlar. Hayatımızı böyle pembe diziler gibi, hayatımız olmaz. Ben kendi hayatım için söyleyeyim. Allah beni affetsin inşallah. O yüzden muhakkak ve muhakkak denmiş, bu mürakebesini, bu muhasebesini, elinden hiç bırakmamalı. Hayatını öyle dizayn etmeli. Allah tüm nemizi affetsin inşallah. Kendi mahallesinde ders olup, başka mahallede derse gitmekte, bir sakince var mıdır? Ya da mahalleyi terk edip, perşembelere gelmek doğru. Zaman zaman bu tip şeyler yaşanır. Gönül arz eder ki, herkes kendi mahallesindeki derslere gitsin. Gönül arzu eder ki, kendi mahallesindeki dersi bir kimse terk etmesin.
Mahalledeki ders yaptıran kardeşler de, kardeşlere sevgiyle yaklaşsın. Muhabbetle yaklaşsın. Şimdi bir kimse bir yerden gidiyorsa, her giden kimseyi nefsinden deyip, onun boynuna, fetvaya asmak kolay iş. Birisi gidiyorken, herkes tefekkür etmeli. Birisi bir şeyi terk ediyorsa, herkes tefekkür etmeli. Bizim yüzümüzden gittiyse ne yapacağız? Bizim bir bakışımızdan, bizim bir sözümüzden alındıysa, bizim bir bakışımızdan, bir sözümüzden kırılıp gittiyse, sorumluluğumuz ne olacak?
Sahabeden birisi gelir, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin komşusunu şikayet eder. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine der ki, eşyanı topla kapının önüne koy. Sana nereye gidiyorsun dediklerine de ki, ya bu komşumun eziyetinden gidiyorum der. Eşyayı toplar sahabe kapının önüne, sorarlar, nereye gidiyorsun? Komşumun eziyetine katlanamıyorum, o yüzden gidiyorum der. Bu bir anda yayılır dalga dalga, o komşu koşa koşa gelir, o göçecek olan kimseden helallık ister der ki, ya ben bir işim bu kadar olayım. Gelir olman helallık diler, özür diler, o kimseden tekrar evine göçer. Şimdi, bizde kolay bir yaklaşım vardır.
Giden kimse suçludur. Benim yaklaşımım gitmek değildir hiçbir zaman. Ben bir yeri terk etmem kolay kolay. Terk etmem, Allah affetsin. Terk edilmesini de hoş görmem. Ola mücadele de sonuna kadar mücadele etmekten yanayımdır. Şeyhim vardı, ben dimdik dururdum orada. Mücadeleme derim, herkes ne söylüyorsa söylesin. Ben şeyhimin iki dudağının arasına bakarım. Git dedi, giderim. Ama o git demediği müddetçe, beni oradan hiç kimse gönderemez. Öyle ufak tefek şeylere pabuç bırakmam. Bir yerde sonuna kazan mücadele eder. Doğruysa, ederim Allah'ın izniyle.
Ama bir de şu var, mahallede, mahallelerde ders yaptıran, kadınlar da erkekler de, etrafınızdaki kardeşlerinize sevgiyle yaklaşın. Ben size yanlış davransalar dahi, siz onlara yanlışlıklarına yanlışlıkla cevap vermeyin. Eksikliğe, eksiklikle cevap vermek eksikliktir.
Hani meşhur bir söz var ya, yani, adam ısırdı. Kim? Köpek. Onun hali. Isırırsan, haber konusu öyle değil mi? Adam köpeği ısırmış. Eyvah! Laf söyledi. Sen, sen de laf söyledin. Bir farkınız kaldı mı? E sen de tahinsin. Karşı karşılayıp, tarıyorsun.
Mahalleler, kendi mahallelerindeki derse gitsinler. İyi gitsinler kardeşim. Sen ne yapıyorsun orada? Gidişinden hiç kendini sorumlu tutmadın mı? Bir kişinin Allah demesini engellediysen, orada bir kişinin dergaha gelmesini engellediyse, bir kişinin oradan gitmesine sebep olduysa, dergahı terk etmesine sebep olduysa, bunun sorunu bunu nasıl yaşayacak?
Ya nefsine uydu gitti. Ya nefsine uydu gitti demek kolay. Bu kolay işi. Bu işin kolay tarafı. Kıymetli dostlar, sözünü unutmayın. Ben gelmedim davi için. Birbirlerinizi sevin. Bunun kıymetini bilin. Sevgiyle yaklaşın. Birbirlerinize yardımcı olun. Birbirlerinize destek olun. Nefis ve şeytan kol kola girip, sizleri aldatma. Birbirlerinize düşürmesin. Birbirlerinizi dinleyin. Birbirlerinize destek olun. Bu yolda nefis ve şeytana müsaade etmeyin. Bir topal koyununuzu da hiçbir kardeşinizi geride bırakmayın.
Hiçbir arkadaşınızı geride bırakmayın. Hançer yiyeceğinizi bile bile yol yürüye. Kandırılacağınızı bile bile. Sizin kanınızın akıtılacağını bile bile kendinize örnek alın. Akıtılacağını, şehit olacağını bile bile yürüdün. Bile bile yürüdün. Varsınlar derinizi yürüdünler. Seyyid Nezimi'nin derisini yürüdüler. Değirmenin altına girmek gibidir değirmen taşının. İftiraya göğüs germektir. İftir germektir.
Şunu gibi beslediğiniz gidip sizi satıp da onu hala da tevhide ulaşamazsınız. Çocuk gibi emzirip beslediğiniz kimse sizi gider satar. Onu siz kucağınızda beslemeye devam edersiniz. Alınırsınız. Açarsam sanki ben yaramı deşiyormuş gibi olurum. Ben yara deşmem. Ben kardeşlerimle olan yaramı deşmek istemem. Derim ki aşkın dalgası vurdu. Çar bir şeyler. Tevhid ehli göğsünü gererekten seve seve.
Yara yara kanı akıtı akıtıla gidendir. Ve arkadan yiyiz yoksa siz aşık değilsinizdir. Sizin arkanızda kandan büyüyorsanız siz aşık değilsinizdir. Bunların imzası kan ile atılır. Zahiri değildir. Zahiri kan alıyorsanız anlamıyorsanız. Umulmadık yerde umulmadık insandan umulmadık anda hançeri yemektir. Kanının akıtılması. O yüzden kıymetli dostlar. Birisi başka bir mahalle ederse gidiyorsa oradaki çavuş kendi kendine tefekkür etsin önce. Kendi kendine hesaba çeksin. Birileri bir dersi terk edip gidiyorsa birileri için onlar da kendi kendilerine tefekkür etsinler.
Onlar da tefekkür etsinler. Biz neyin peşinden gidiyoruz diye. Hiçbir zaman sen neden oraya gidiyorsun demem. Hayatın boyunca demedim. Bizim benim bulunduğum ders alakıyı terk eden bir kimse başka bir ders alakaya gitti. Sağıp işledim. Dedim ki orada zikrlığa devam edin. Ama kendi kendime sormuşum da bu adamın gitmesine ben mi sebep oldum diye. Şimdi daha eski arkadaşlarla benimle görüşenler karşılaşıyor. Zikrinize devam edin. Böyle bakıyorlar bana. Dersinize devam edin. Zikrinize devam edin. Sohbetlerinize devam edin. Halakayı kurun.
Zikrinize devam edin. Zikirden geri kalmayın. Halakayı zikirden geri kalmayın diyorum ben. Bakıyorlar böyle bana. Diyorum kardeşim kalma geri. Allah'ı zikret. Hiçbir zaman unutmayın. Halakayı zikirler Allah'ın sofralarıdır. Halakayı zikirler ilahi sofralardır. Ahmet'in, Mehmet'in sofrası değildir. Halakayı zikirler çavuşların sofrası değildir. Nakipler'in, Nükabba'ların, Şeyhlerin sofrası değildir. Halakayı zikir, Allah'ın sofrasıdır. Zikir sofrasına oturan bütün cebaatı zikrullaha gelmiş birisi.
Sen ona kendin gözle bakma. O yüzden derim ki dörden birisi kapıdan içeri girmiş Allah'ı zikredecek. Ya senin onların hesabın vardır, kitabın vardır, alacağım vardır, borcun vardır. Sana laf söylemiştir, sana ne laf söylemişsindir. O sana hançer vurmuştur, sana ne hançer vurmuştur. Geç bunların hepsinden. Neden? O halakayı zikrullaha sofraya oturuyor. Yanlış insan gelip oturuyor. Bu sofra kendisini yanlış görenlerin sofrası. Kendisini temizlemek isteyenlerin sofrası. Bu sofra almayı dileyenlerin sofrası. Bu sofra alınların sofrası muhakkak.
O dostların gölgesi ulaşacak. Onun zatında barındıracaktır. Hz. Resulullah dedi. Kim halakalı zikr birisi dedi. Halakanın ortasına oturdu. Dedik onu Allah zatında barındırdı. Birisi halakanın dişine oturdu. Allah'ın lafı muafiret etti. Birisi döndü gitti. Allah lanet etti dedi. O kimse oturdu. Şeytanın, kovulmuş şeytanın vesvesesine düşüp de Vay lan bu adamın sakalı böyleydi, saçı böyleydi, dün böyleydi, bugün böyleydi. Dün hovardaydı bugün, dün içki içiyordu da bugün buradaydı.
Geç onlarının şeytan senin içini yiyip bitirmesin. Şeytan seni yiyip bitiriyor. Ben yiyom. Durmuş dostlarla yemek yiyor. Ne konuşuyorum lan? O kimse dostlar meclisinde. Tefekkür edin. Dünya geçici, kalıcı. Ahirette yüz yüze bakçalım. Ebediyen, ebedi bir şekilde birisinin yüzüne bakamamak ne kötü. Ebediyen birisiyle göz göze gelememek ne kötü. Ebediyen birbiriyle konuşamamak ne kötü. Ebediyen birbirine yan gölde bakmak ne kötü.
Durmuşsun. Aynı zikrullahta durmuşsun. Aynı üstada bağlanmışsın. Aynı durmuşsun. Ebediyen onunla yan yana gelememek ne kötü. Dünyayı görmeyin. Mahşeri görmeyin.
Onların hepsine geçici bakar. Dünya geçecek, gidecek. Kabir geçecek, gidecek. Mahşer geçip gidecek. Geçip gidecek. Ya ebedi hayat var. Ebedi hayatta, ebedi hayatta. Ebedi hayati tefekkür edince düşünebiliyor musunuz? Ebediyen onun yüzüne bakamamak. Ebediyen onunla sohbet edin. Sonrasında beş kuruşu şimdi cebine katabilirsin. Ebediyen o kimsenin yüzüne bakamayacak.
Mahşere çıkartacak, sen bunun beş kuruşunu yemiştin diyecek. Nasıl yüzüne bakacak insan? Bu senin hakkında bunları bunları bunları bunları söylediğini diyecek. Orada yüzleşecek insan. O yüzden kıymetli dostluğa hakkınızı helal edin inşallah.
Bu diz şeyleri geçin artık. Herkes kendi mahallesinde derse gitsin. Varsa kendi mahallesinde eksiklik, noksanlık, o eksikliği, noksanlık kendisi düzelsin orada. Varsa orada yanlış giden bir şey. Kardeşim burada yanlış gidiyor. Sen bu işi yanlış yapma desin. Bunu tatlı bir şekilde, irşadi bir şekilde söylesin. Kur'an ve sünnet dairesinde onun mücadelesi verilsin. Kavga gürültü olmaz. Gıybet dedik o da olmasın. İftira olmasın. Sufilerde dayak da vardır. Yola gelmeyen Sufi'yi döverler. Bir iftira attı derin değil mi? Kimin için iftira attı?
Kime söyledi filanca. Yüzleştirildi. Yüzleştirildi. Sufi iftira atmış. Dayak atılır. Ceza verir.
İkinci bir emre kadar o sırf tuvalet temizlerdir. Tuvalet temizler. Oların boynuna asılır. O bir kimsenin ayakkabılarının boynuna asılır. O boynunda ayakkabıyla dergahın içerisinde hizmet eder.
Ona ağır işler verilir. Hatta ona ağır işler verilmesi lütuftandır. Bilmiştir de ağır işler verilmiştir. Onun lütfedilmediyse onun boynuna ayakkabıları asılır. O orta yerde bomboş dolaşır. O denilir ki o bomboş dolaşır orta yerde. Hiçbir iş yapmaz o. Ama orada bekler kovalanmadığına, oradan atılmadığına. Tart edilmediği, edilmemesi onun için lütuftur. Denir ki bu kardeşe hiç kimse selam vermeyecek. Hiç kimse ona selam vermez. Şimdi birisine biz desek ki buna selam vermeyin. O dergahı bir günde terk eder. Şimdi birisine desek ki o kardeşe selam vermeyin.
Kim olursa olsun bu. Tamam bitti. Adam kalmaz ki orada. Kardeşin değil mi senin? Şimdi ne yapıyoruz biliyor musunuz? Şimdi diyoruz ki helallaşın. Devam edin zikret. Olan bizim çavuşlar oluyor. Onlara da diyoruz ki sabredesin. Paidesi bu. Adam ağzına geleni söylüyor. Diline geleni diyor. Biz de ona diyoruz sus sen. Biz gelmiş Hüseyin'i şikayet edecek bana. Tabii Hüseyin şikayet edilmez mi ediyoruz.
Böyle baktım. Böyle kafamı saladım. Hani sen demiyorum. İkisinden kaldım. Şimdi dedim yapma. Dedim çektiğim yıl kadar adamın dergahta duruşu var. Tehkeden atmanın şikayeti geliyorlar.
Dur. Birkaç yıldır ben böyle şikayet etmeye gelmeyeni. Neyince etmiyorlar. Gelmiyorlar. Ne olan onlar oluyor? Eski sufi mantığına göre bir kimse öyle çavuşa itiraz edecek. Anında dergattan atılır. Mustafa da anında atarmış. Çavuşu Mustafa da anında atarmış. Ona giderlermiş mesela söylerlermiş. Efendim böyle böyle böyle yaptın çavuş. Tamam. Çağır bana çavuşu derviş. Çağırlarmış. Hemen yüzleştirilmiş orta. Böyle yapmamış yapmamış. Hadi oğlum senin bu dergat işin yok derviş. Yüzleştirdi. O adamın o söylediği yanlışı yok. Hadi oğlum senin dergat işin yok derviş. Anında. Bir daha da asla almazmış geri.
Bir daha geri asla almazmış. Şeyh Efendi öyle değildi. Şeyh Efendi herkes. Tergahta devam etsin. Allah'ı zikretmeye devam etsin. Tartışma çıkmasın. Problem çıkmasın diye örter. Herkesin kendince bir şey var. Hali var. Bunlar. Biz cinselin Allah'a aşık olmadığını gösterir. Aşık gıybet etmez. Dedikodu etmez. İhtira etmez. Aşık bakar işine. Allah bizi onlardan eylesin. Evlilik için istiharede siyah çıkıyor. İstişare iyi dediler.
Hangisine uyumlu? Kıymetli dostlar. Evlilik istişare işidir. İstihare işi değil. Evlilikte istişareye dikkat edin. İnsanlar kaybı araştırıyorlar. İşte benim gelecek. İşte ben bununla evleneyim mi? Evleneyim hayırlı mı olacak? Hayırsız mı olacak? Sen hayırlısak senin bütün başına gelen her şeyden hayır çıkar. Hayırsızsan ister git sen peygamberle evlensin. Hayırsızsın. Hayırsızsan evlendiğini iste. Kimse isterse mürşidi kamil olsun.
Senin evlendiğin kadın isterse rağmen istişare edin. Oturun konuşun. Kalbiniz mutmayın ise evlenin. Konuşmak kişinin hakkı. Bir erkek bir kadına talipse bir kıza talipse gider onunla üç sefer oturur konuşur. Kalbine yattı yattı yatmadı yatmadı ister annesinden babasından oldu oldu. Bitti gitti. İstihare yapıyor. Aylarca istihare yapıyor.
Anasının gönlü olacak, babasının gönlü olacak. Bekle Allah bekle. Yok nişanlı kalacak altı ay, bir sene, iki sene. Oh oh oh … Hiçbirisi de yok Sünnesler. Bir kimse, x kimse, erkek x kimseyle evlenmek istiyor. Gider evlenecek oldu kimse kim, x kimse. Annesi de var, babası da var. Kim varsa var. Gider annesine babasına der ki ben sizin kızınıza talibim. Sizin kızınızla konuşmak üzere. Bitti. Konuşurlar oldu oldu kalbiniz mutlaya ne oldu mu oldu bitti. Bitti bu kadar evlenmek. Hiçbir kız annesine de ben filanca adamla evlenmek istiyorum.
Gidin bana teklif edin. O desin ki benim kızım seninle evlenmek istiyor. Kabul ediyorsan gel görüşebiliriz. Ayıp değil, günah değil, günah değil bu sünnet. Açıkça söylüyorum, kızlarınızdan böyle bir teklif gelirse, bu teklifi gidin değerlendirin. Ben filanca ile görüşmek istiyorum diyorsa, ona müsaade edin gitsin görüşürüz.
Daha işte annesine babasına tabi evlenemiyor. Tamam bitmişsin, herkes baksın işine gücüne. İstemiyor, o kızdan bir teklif geldi. Bitmiştir mesela. Bak işine gücüne. Ayıp değil, günah değil. Ayıp değil, günah değil. Bunların sürüncemede kalması, bunların dillendirilmesi, bunların insanların içerisinde yayılması, kızlar açısından da, erkekler açısından da uygun bir şerikliği.
Bir sıradan giriyor, üç, dört tane, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on tane kızı birden istiyor sırrı sırayı. İsabet eksikliği. Allah bizi affesin. Allah'a gelinmiş, geçmiş, bütün peygamberi zişanefelerimizin ruhlarına aylar edildi. Basır ve sadar eyle.
Yeniden şefazını üzerlerimizden eksik eyleme yarabiliyiz. Allah'a gelinmiş, geçmiş, geçmiş, geçmiş, geçmişlerimizin ruhlarına, ruhaniyetlerine. Basır ve sadar eyle.