Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 28 Ocak 2021 · 33:59
Din erbabı da şehvet ateşinden yanmaz, halbuki başkalarını ta yerin dibine geçirmiştir. Deniz dalgası Allah fermanıyla koşunca Musa kavmini Kıptilerden ayırt etti. Allah fermanı erişince toprak karnı altınlarıyla, tahtıyla ta dibine çekti. Buradan devam ediyoruz. Su ile toprak İsa'nın nefeslerinden gıdalanınca, kol kanat açtı, kuş olup uçtu. Allah'ı tesbih etmen, su ve topraktan meydana gelmiş olan cesedinden çıkan bir buhardan, bir nefesten ibarettir. Fakat gönül doğruluğu yüzünden cennet kuşu olmuş, oraya uçup gitmiştir. Yani baktığımızda Allah'ı zikretmemiz, Allah'ı tesbih etmemiz aslında bizden çıkan bir tek nefes, başka bir şey değil. Hz. Mevlana diyor ki, sudan ve topraktan iştigal etmiş, sudan ve topraktan olmuş olan, yaratılmış olan bedenden bir nefes çıktı, bir hava çıktı.
O nefesi, o havayı normalde Cenab-ı Hak ne yaptı? Onu normalde cennet kuşu yaptı. O normalde nereye kadar gitti? Allah'ın katına kadar çıktı. Allah'ın katı neresi? Orası ayrı bir mesele. Hani normalde işte kim la ilahe illallah der ise, o la ilahe illallah onun dilinden, onun ağzından çıktıktan sonra yükselir. Allah'ın katına kadar gider ve işte kapıya vurmaya başlar. Hadisi kutsi bu. Allah bildiği halde sorar, bu kapıya vuran kim? Böyle duran, bu velveliyi çıkaran kim? Melekler giderler, bakarlar, derler ki, Ya Rabbi sana malumdur ama, işte bu Abdullah kulunun tevhididir. La ilahe illallah tığıdır. Allah diyor, bildiği halde meleklere sorar. Gidin, sorun, ne istiyormuş? Melekler gelir, o tevhide sorar.
Ne istiyorsun? O tevhid de diyor, cevap verir ona. Der ki, beni zikredenin af olmasını istiyorum. Melekler dönerler Allah'a derler ki, Ya Rabbi, bu tevhid filancanın tevhidiymiş. İstediği şey de kendisini zikredenin af olmasıymış. Ey melaikelerim şahit olun. Kulum onu zikrettiğinde, kulum onu söylediğinde, ben onu affetmiştim. Melekler gelir, derler ki diyor, o tevhide, senin zikrettiği anda, senin hani sudur eden kimseyi Allah affetti. O zaman diyor, tevhid sakinleşir, sükunete erer. Ama bu neydi? Bir nefesti. Nereden çıktı nefes? Sudan ve topraktan müteşekkil bir cesetten çıktı. Sudan ve topraktan müteşekkil cesetten bir la ilahe illallah çıktı.
O ne oldu? Cenab-ı Hak ona hayat verdi. Ve aynı zamanda da onun üzerinden tecelli etti. O kulunu ne yaptı? Onun söyleyeni affetti. Ama o affa mahzar olan fiiliyat, bu sudan ve topraktan müteşekkil bedenden çıktı. Yine Tirmizi'de, İbn-i Maciye'de meşhurdur ya, hadis-i şerif, bir kimse subhanallahî ve bihamdihi derse, cennette onun için bir hurma ağacı dikilir. Bakın bir kimse subhanallahî ve bihamdihi dese, ona cennette bir hurma ağacı dikilir. Başka bir hadis-i şerifte, kim Allah'ı zikrederse, la ilahe illallah derse, onun için cennette bir ağaç dikilir, bir meyve ağacı dikilir. Kim la ilahe illallah derse, kim subhanallahî ve bihamdihi derse, cennette onun için ne olur? Bir ağaç dikilir.
İyi, sizi başka bir yere yönlendireyim. Kim la ilahe illallah dedi, subhanallahî ve bihamdihi dedi, cennette onun için ne oldu? Ağaç dikildi. İyi, son nefesinizde de olsanız, veya kıyametin kopacağını görseniz de, koptuğunu görseniz de, siz ağaç dikin. Hadis-i şerif, sen ağaç dikmeye devam et. Yani, la ilahe illallah'a devam et. Hadis-i şerifin zahirine göre bakarsan, son nefeste eline bir tane fidan alacaksın, dikeceksin son nefeste de. Bu hadis-i şerifin zahiri. Ölüm yatan da adam nereden ağaç dikecek? Manevi ağaç dik. Sen la ilahe illallah'a devam et. Son nefeste de olsan, la ilahe illallah'ı de. Nefesin ne zaman gideceği belli değil. Ağaç dikmeye devam et.
La ilahe illallah demeye devam et. Subhanallah'ı ve bihamdihi demeye devam et. Kim subhanallah'ı ve bihamdihi, subhanallah'il azim ve bihamdiye estağfurullah'il azim der ise, günde yüz sefer, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder. O zaman o sen her subhanallah'ı ve bihamdihi, subhanallah'il azim dediğinde, cennette senin adına bir tane meyve ağacı, bir tane hurma ağacı dikildi. Ağaç dikmeye devam et. Bunu neyle yaptın? Nefesıyla yaptın. Ne oldu? Nereden çıktı? Topraktan ve sudan müteşekkil olan nefesinden çıktı. Vücuttan çıktı. Ağaç dikmeye devam edeceksiniz. Ve bunun normalde zuhur ettiği yer, insanın bedeni. ve o beden topraktan ve sudan yaratılma.
İşte normalde demek ki Cenab-ı Hakk'ın bu noktada keremi, lütfu, ikramı yetişince, o bedenden cennet ağacı çıktı. Allah'ın lütfu, ikramı, ihsanı tecelli edince, dünyadaki su ve topraktan cennette ağaç dikildi. Cennete bir yol oldu. Bakın cennete bir yol oldu. Sen cennete bir yol aç. Sen bu dünyadayken cennete bir manevi ağaç dik. E şimdi Allah yalan söylemez. Allah'ın vaadi haktır. Allah yalan söylemez. Allah'ın da vaadi haktır. Cenab-ı Hak bir şey vaat ettiyse haktır o. Biz ona iman ederiz. Biz ona güveniriz. Biz ona tevekkül ederiz. Biz onun üzerinde hiç şeklimiz şüphemiz olmaz.
Hiç. Onun vaadi hak. Kim subhanallahi ve bi hamdihi subhanallahi lazim dedi. Cenab-ı Hak onun için bir hurma ağacı dikti cennette. E sen o hurma ağacından, ağacın meyvesini yiyeceksin. O hurma ağacı senin için dikildi. Senin adına dikildi. Ancak sen yiyebilirsin onu. E kim la ilahe illallah dedi? Cennete bir ağaç dikti. Sen la ilahe illallah demeye devam etsene. Senin adına dikildi. Ben şimdi de bir tane beri sohbet ediyorum. Her sohbette la ilahe illallah diyorum. Benim adıma bir tane ağaç dikiliyor. Benim adıma. Meyvesini ben yiyeceğim onun. Meyvesini ben yiyeceğim. Benim mührüm vuruldu ona. Benim adıma dikildi.
Benim adıma dikildiyse, o zaman benim adıma da bir yer teşkil edildi orada. Nereye dikecek onu? Benim adıma yer olması lazım. Bana ait yer olması lazım. O zaman bana ait olan bir yerde oluştu orada. Ben ağaç dikmeye devam ediyorum. Yer de genişlemeye devam ediyor. Ben ağaç dikmeye devam ediyorum. Yer genişlemeye devam ediyor. Ben ağaç dikmeye devam ediyorum. Yer genişlemeye devam ediyor. Allah'ın mülkü geniş. Allah'ın mülkü geniş. Kim daha çok zikretti, onun daha fazla ağacı oldu. Hepsi de kendisinin adına. Kim daha çok Allah'ı zikretti, onun daha fazla ağacı oldu. Kim daha fazla subhanallahî ve bihamdîhi dedi, onun ağacı daha fazla oldu.
Otur, devam et. Ya her günde yüz tane subhanallahî ve bihamdîhi, subhanallahî lazım ve bihamdîhi estağfurullah lazım. Bu çekilir mi ya? E çekersen ağacın olacak. Çekersen affolcan. Ama buradaki incelik ne? Sudan ve topraktan yaratılmış bir bedenden çıkıyor. Ve sen bu beden oluşurken, bu beden oluştururken, senin hiçbir payın yok bunda.
Harcı sana ait değil, kumu sana ait değil, kemiği sana ait değil, eti sana ait değil, gözü, kulağı, burnu, ayağı sana ait değil. Bu beden sana ait değil. Bu beden sana verilmiş emanet. Bu beden senin değil. Sen korumakla mükellefsin. Bedeni kendinin görme. Beden seninse, hadi beyazlamasın saçların. Beden seninse, hadi beyazlamasın sakalların. Beden seninse, hadi gözlerini ilk günkü gibi görsün. Beden seninse, hadi yaşlılık nedir bilme. Hadi beden seninse hükmet, uyuma hadi. Hadi beden seninse hükmet, acıkmasın. Hadi beden seninse, söyle kalbin daha hızlı çalışsın.
Hadi beden seninse, söyle kalbin biraz daha normale gelsin. Kendi kendine de ki, kalp normale gel. Fazla tık tık tık … atma de. Atmasın fazla tık tık tık. Normale gelsin. Sağlı sollu yanaşın. Çıkın iki dizinizin üstüne, bir derviş oturuşu yapın. İnsanın nefis terbiyesi, diz terbiyesinden geçer.
Hani, ayeti kerimede, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine diyor ya, sen diyor, nefsini, geceye, gündüz, Allah'ı zikredenlerin yanında durmaya zorla. Bu tabi, Ümmet-i Muhammed'e işaret. Diyor ki, Ümmet-i Muhammed'e, siz diyor, Allah'ı zikredenlerin yanında oturmaya, Allah'ı zikredenlerin yanında durmaya, nefsinizi zorlayın. Nefis istemez zikir meclisinde oturmayı. Nefis ister ki, layl-ülom yapsın. Heva hevese kansın. O yüzden böyle, ne kadar iki dizinizin üstünde oturur, pir dükkat durursanız, o kadar nefsinizi iyi terbiye edersiniz. Sağlık açısından bir probleminiz yoksa, adamın belinde rahatsızlık vardır, işte ayağında rahatsızlık vardır, o bu noktada daha büyük hasar açacaktır kendi üzerine, o öyle davranmayacak.
Ama geri kalan, bunu unutmayın hiç. Bunu nereye giderseniz gidin. Sufilik, disiplinlik, disiplin meselesidir. Hangi sohbete giderseniz gidin, iki dizinizin üstünde oturun. Camide iki dizinizin üstünde oturun. Biz Zikrullah Meclisi'ne gitiniz, iki dizinizin üstünde oturun. Bir yerde sohbet dinliyorsunuz. Etrafla bağınızı kesin. Camide yanındakininle konuşma. Vay nasılsın ya, iyi misin, şekerin nasıl, muhabbet başladı. Oo anlat. Camide değil ya. Camide değil. cumada cumaya hutbeye çıkıyor imam, yayılıyor bütün herkes. Kardeşim, hutbeyi dinlemek farz. Cumanın farzlarından birisidir hutbeyi dinlemek.
Namaz daykanmış gibi, namaz kılarmış gibi oturacak hutbede insan. Konuşmayacak. Hutbedesin. Adam hutbe, orada imam hutbe okuyor, o cep telefonundan iş yapıyor sözde. Mesajlar atıyor, Whatsapp'ına bakıyor. Niye bakıyorsa, adam cep telefonu çıkarmış hutbede. Kardeşim ya, caminin bir disiplini olsun ya. Caminin bir disiplini olsun. Caminin namaz kılıyor, telefon çalıyor, oradan öbürkünün mesajı geliyor, oradan öbürkünün telefonu çalıyor. Neredeyse adam namazda açacak. Alo namazdayım. Allahu ekber. O hale geldik. Biz böyle gevşedikçe gevşiyoruz. Allah muhafaza eylesin. Yok.
Yani adam cuma namazı kılıyorlar. Şeyden ne o hutbeye çıkıyor imam. Yayılmış vaziyette duruyor herkes. Yayılmış vaziyette. Yapmayın. Dergahlar, tekkeler, nefis terbiye yeridir. Sohbet başlamış. Konuşma hiç kimseyle. Konuşma. Yanındaki yorum yapıyormuş. Sadece gözünün ucundan bak. Hani cevap veremem de. İtikafa niyet et. Niyet ettik ya Rabbi. Şu kapının dışından, dış kapının dışından çıkıncaya kadar itikafa. Amin. Allah yardımcımız olsun. İtikaf sevabı alacağız şimdi. Bu sevabın daha hoş olması için edep, adap, erkana, riayet ederekten heva heves konuşmadan öyle yaşayacağız.
Disiplin. Haftada bir günümüz disiplinli gezsin. Bir saatimiz disiplinli gezsin. İki saatimiz disiplinli gezsin. Konuşmayalım boş şeyler. İki dizimizin üzerine oturalım. Nefsimiz o acıyı çeksin, çekecek, dizimiz ağrıcak, ağrıcak, ayağımız ağrıcak, ağrıcak kardeşim. O ağrıyı, o acıyı, o sancıyı bir müddet sana unutacaksın. Alışacaksın ona. Bir müddet sonra ağrımayacak. Bir müddet sonra ayağın acımayacak. Sonra başın ağrıdığında ilaca koşmayacaksın. Ayağının ağrısını çektin ya, o acıyı hissettin ya. acıyla mücadele etme alışkanlığı oluştu sende. Şimdi adamın başı ağrıyor.
Avuç dolusu ilaç atıyor. Bir tarafa ağrıyor. Avuç dolusu ilaç atıyor. Hiç acıya alışmamış. Bir tarafa ağrıyor. Aman aman aman … Dünyanın sonu geldi sanki. Bırak sabret kardeşim. De ki benim bu günahlarıma kefarettir. De ki kim bilir nerede ne bir hata yaptım böyle oldu. Ya Rabbi tövbe ediyorum. Günahıma, atama, kusuruma, yanlışıma nerede ne varsa. Senin başına bir bela, bir musibet, bir sıkıntı, bir hastalık, bir ağrı, bir sızı geldiğinde nimet bil bunu. Nimet bil, nimet. De ki günahlarıma kefaret oluyor. Koşma hastane hastane. Günahına kefaret olarak düşün. Allah'ın bir lütfu, bir ikramı, bir ihsanı olarak düşün. Bir tarafın ağrısın, bırak ağrısın.
Ağrımı seviyorum de, sızımı seviyorum de. Muhakkak bu benim bir eksikliğimden meydana gelmiştir de. Tövbe et. Ufak tefek hastalıklarım var. Bırak tedavi etmek için uğraşma. Uğraşma. Temeli daha büyük hastalıklara meydan çıkarma. Adam şimdi bir başı ağrıyor. Yüz tane doktor dolaşıyor. Hasta. Psikolojik hasta. Adam iki öksürüyor. Diyor ki, herhalde ya kanser oldum ya verem oldum. Gitmedi doktor yok. Bir de inanmıyor doktorlara. Bir de doktorlara da inanmıyor. Bir de bana diyor ki, doktorlar benden bıktı artık diyor. İkide birde gittiğimden. Gitme dedim.
Birisi de ne dese iyi bana. Sen dedi şeker hastasıymışsın. Sen gitmiyor musun dedi. Hayır dedim. Öyle kaldı. Murat'a gittim. Bir iki sefer kan talili yaptı dedim. Dedi ki, şeker hastasısın. Hocam şunu şunu şunu kullan. Tamam. Ondan sonra kendi kafama göre gidiyorum. Ya herre ya merre. Ara sıra Abdullah'a danışıyorum. Abdullah bu ara şeker düşmedi yavrum diyorum ben. O da öğrenecek ya. Kaç. He yüksek işte. Kaç. Lan yüksek işte. Ne yapacaksın kaçını? Ondan sonra bir ilave daha. Hap. Söylesem. Tomarlan getirecek bana. O haklı doktor. Desem ki şeker bu.
Diyecek ki ya bu sıkıntılı bir durum. Eee. Şunu da içeceğim bunu da içe. Yok en başta şunu diyorlar. Hemen insülüne başlamamız lazım. He Abdullah. Abdullah beyin cerrahına gitti de biraz yakamızı paçamızı kurtardık şimdi. Nöbetten kafasını kaldıramıyorum. Şimdi insanlar o disipline, o mücadeleye, o böyle dirayete alışkın değil. Bir sıkıntı olduğunda dağılıyor, aile dağılıyor, çocuklar dağılıyor, anne baba dağılıyor, herkes dağılıyor. Küçücük bir sıkıntı dağılıyor. Küçücük bir sıkıntı dağılıyor. Olmaz. Sufi disiplinli, sufi acıya, ağrıya, sızıya, sancıya, dayanıklı, soğuya sıca, sufi, asker gibi. Bizim askerliğimiz öyleydi. Uyumaz, yatmaz, kalkmaz, yemez, içmez, üşümez.
Asker değil ya. Bildiğin bir demirden bir kütle. Ama o demirden kütle aynı zamanda sürünür, yatar, kalkar, eğitim yapar. Dağları deler. Asker o. Sufinin de ondan farkı yok. O yüzden sohbetlere gittiğinizde, nereye giderseniz gidin, zikrulluğa gittiğinizde iki dizinizin üstünde oturacaksınız. Yayılmak, kaykılmak yok. Böyle şey yapmak yok. Çünkü sen yayılırsan yanındaki de yayılır. Sen gevşersen yanındaki de gevşer. Sen dağıtırsan, senin arkandakini de dağıtır. Aile de aynıdır. Ailede erkek dağıtırsa, geri kalan da dağıtır. Ailede anne dağıtırsa, herkes dağıtır. Baba dağıtırsa, herkes dağıtır. Anne, baba dirayetli duracak. O çocuklarına dirayet öğretecek.
Mücadele öğretecek. Gayret öğretecek. Dağılmamayı öğretecek. Derleyip toparlamayı öğretecek. Dik durulacak yerde, dik durmayı, eğilinecek yerde eğilmeyi bilecek. Anne, baba, aileyi öyle istikamette götürecek. O bir topluluk istikamette gitmeli. Dik durmayı bilmeli, eğilmeyi bilmeli, disiplini bilmeli. Öyle yürüyecek. O yüzden böyle, nerede lailoylam yaparsanız orada batarsınız. Disiplini elden bırakmayacaksınız. Bak nasıl usbus oldu ortalık. Sufi topluluk böyledir. Orada edeb, adab, disiplin, riayet, niyakat devam eder orada. Orada heva, heves, nefis, şeytan.
Orada geçit yoktur. Disiplinlidir. Sonra sohbet biter, zikrullah biter. Herkes çayını içer, sohbet eder, birbiriyle tanışır. Bir nahoş, şeyler olmadan herkes adab dairesinde ne yapar? Hayatına devam eder. İşte kim Allah'ı zikretti? O boyuna ne oldu? O zikrullahla cennet bahçesinde habire meyve dikti. Siz şimdi oturduğunuz yerde zikrullaha devam etseniz. Bu da edeptendir. Sohbet dinlerken o kimse uyanık olayım. Sohbetin manasını da göreyim. Dilerse, isterse kalbinde zikrullah devam edecek onun. La ilahe illallah içinden devam edecek. Gönülden rabıtasını kuracak. Nereden bahsediyoruz? Cennet bahçelerinden bahsediyoruz.
O kimse cennet bahçesi dediğinde, onun kalbinde zikrullah var ise, tak bir perde açılacak. Her la ilahe illallah deyişinde, meleklerin onun adına cennette meyve acı diktiğini ve anında meyve verdiğini ve her meyvada kendi ismini okucak oradan. Şehadet budur. Şahit olma budur. Bu neyle olur? O sufi zikrullahı kalbinde hiç eksik etmez. O sohbeti dinler. O sohbette sohbet eden kimse, örneğin, Hz. Ebu Bekir radiyallahu anh hazretleri dediğinde bir olay anlatıyor, tak! O olay onun kalbinin perdesine gelir. O olayı canlı görür. Sohbet eden, orada konu sohbet ederken, dinleyen onu canlı seyreder. Dinleyen onu canlı seyredince, sohbet edenle, sohbet edenin sözüyle, yaşananın aynı olup olmadığını görür.
Asıl şehadet odur. Bakın asıl şehadet odur. O yüzden sufi bir toplulukta dikkatli olmak gerekir. Sufi bir topluluğa herkes sohbet edemez. Sufi bir topluluğa herkes orada ders veremez. Sufi bir topluluğa, sen bir şey, İmam-ı Azam'dan bahsettin, İmam-ı Azam'ın böyle fetvası var dedin, orada kalbi çalışan, içi çalışan bir kimse varsa, tak İmam-ı Azam'ı görür, rabıtasını kurar, sorar İmam-ı Azam'a.
Bu fetva senin mi der? Sufi topluluğa kadar, sohbet etmek kadar tehlikeli bir şey yoktur. Ancak bunu bilmeyen cahil, cüheylâ insan, kalkıp da bir sufi topluluğa sohbet etmeye kalkar. Önceden sufi topluluklarda, zakirler, nakipler, nügabalar, hiçbirisi de sohbet etmezlermiş. Sebep, olur mu olur bir taraftan bir yan kaçırırız, olur mu olur bir taraftan yan batırırız, oradan kalbi çalışan bir derviş yardır.
Kalbi çalışan derviş onun hakikatini görür, madara oluruz, hakikatini görür, hakikatini görünce tersinden bir dua ederse, sohbet eden kimse lal olur, konuşamaz orada. Örneğin Abdülkadir Geylan Hazret'ten'den bahsettik, olmayan bir şeyi söyledi. Rabıtasını kurdu Geylan Hazret'ten'e, dedi senin adına yalan söylüyor, şikayetçiyim. Bitti. Velad dalil namin olur orada. Orada sohbet dahi edemez kolay kolay bir kimse. Ama öyle kalbi çalışan bir derviş topluluğuysa orası, ben de size onu sevk ediyorum. Diyorum ki sohbet esnasında tevhide devam edin, zikrullaha devam edin, boşa kürek çekmeyin, işin hakikatine varın.
Bu dünya gelip geçici, Mustafa Özbağ da gelip geçici. Alın ne alacaksanız, dükkan çalışıyorken alın, dükkan canlıyken, dükkanda mal varken alın, doldurun dolduracağınızı. Yarın ne olur bilinmez. Siz günü karlı geçirmeye bakın. Anı karlı geçirmeye bakın. Dükkan açık mı? Açık. İstediğin envai çeşit var mı? Var. Doldur kardeşim sepetine sen. Doldur. Bitmez o dükkanın hazinesi. Doldur. O doldurmanın yolu ne? Oturduğun yerde tevhidi çek, edebini, adabını muhafaza eyle. Yandaki yanıyormuş.
Allah söndürsün. Burası her meydanı. Bak işine sen. Her yerin bir sahibi vardır. Oranın da sahibi vardır. Allah bizi affetsin. Tur dağı Musa'nın uğrundan Raks'a geldi. Kamil bir sufi oldu. Noksan'dan kurtuldu. Hani, Musa aleyhisselam Tur-i Sina'ya çıkmıştı. Tur-i Sina'da dua ediyordu. Allah'ı zikrediyordu. Ve Musa aleyhisselam, Cenab-ı Hak'la görüşürken, bulutumsu bir böyle, bir şeyin içerisinde Allah'la konuşuyordu. Bunu eski ahitte de, yeni ahitte de, bazı adı şeriflerde de böyledir. Bulutumsu bir şeyin içinde. Bulutumsu olarak tarif etmişler. Bulut diyemeyiz. Hani bazı şeylerde, ağacın arkasından konuştu.
Ateşin arkasından konuştu. Tur-i Sina'da, işte bulutun arkasından konuştu. Hani, Musa aleyhisselam o esnada böyle, hani öyle bir an geldi, öyle bir aşka geldi. Seni göremez miyim dedi. Seni göremez miyim deyince, göremezsin demedi. Dayanamazsın dedi. Göremezsin ayrı, dayanamazsın ayrı. Dedi ki, bu Tur'a tecelli edeceğim. Bana dayanırsan, Tur'a tecelli ettim de dayanırsan. Tabi Musa aleyhisselam, normalde o Tur'a tecelli edince, nasıl bir tecelli ise, Musa aleyhisselam bayıldı kaldı. Ama diyor, Hz. Pir diyor ki, Tur dağı, o Cenab-ı Hakk'ın nurundan, raksa geldi.
Bakın, bakış açısı çok farklı. bu hadiseye bakarken, orada bir neşe, orada bir pür neşe var. Cenab-ı Hakk dağa tecelli etmiş. Diyor ki, dağ raksa geldi. Kamil bir sufi oldu. Demek ki, Tur'a tecelli ettiği gibi, senin de gönlüne tecelli ederse, kamil bir sufi olursun. Dağa tecelli ettiği gibi, sana tecelli ederse, kamil bir sufi olursun. Dağa tecelli ettiği gibi, senin aklına tecelli ederse, kamil bir akıl sahibi olursun. Dağa tecelli ettiği gibi, gönlüne tecelli ederse, gönlün hazinelerle dolar. Sen Cenab-ı Hakk'ın, sana tecelli etmesini iste. Onun tecellisinin yolu ne?
Kalbinde zikrullah olsun. Hiçbir yere sığmadım, mümin kulumun kalbine sığdım. Hadisi kudsesi, sen de tecelli etsin. Allah'ı zikret. Allah'ı tesbih et. Allah'ı tenzih et. Gönlün tur-i sina olsun. Allah'ı zikret. Gönlün cennet bahçesi olsun. Sen Allah'ı zikret. Sen Allah'ı zikrettikçe, o senin gönlüne tecelli edecek. Ben şuna inanırım, her zikrullah da o gönle tecelli eder. Çünkü kimin gönlünde Allah'ın zikri varsa, gönlünde Allah vardır. Kimin dilinde Allah'ın kelamı varsa, onun gönlünde Allah vardır. Kimde Allah rızası, düşüncesi, aklı varsa, onun aklında Allah vardır.
Akıl da Allah'la yoğrulmalı. Gönülde Allah'la yoğrulmalı. O zaman o kimsenin akıl ve gönül birliği olur. Akıl ve gönül birliği olunca barışır. Koşar ikisi beraber Allah'a doğru. O zaman biz, Allah'ı zikirle hemhal olalım. Allah yolunda hemhal olalım. Ki, kamil bir sufi olalım. Dağ, taş, kamil, sufi olmuş. İnsan neden olmasın? Sen neden olmayasın? Ben neden olmayayım? Tur-i Sina kamil bir sufi olur da, insan kamil bir sufi olmaz mı? Tur-i Sina'ya, dağa, taşa, toprağa tecelli eden, sana tecelli etmez mi? Sen halifesin.
Dağa tecelli eden, insana mı tecelli etmez? Sen halifesin, sana da tecelli eder. Sen Allah'ı zikre devam et. Dağ bir aziz sufi olursa, şaşılacak ne var? Musa'nın cismi de, bir kemik parçasından ibaretti. E dağ bir sufi olursa, bunda şaşılacak ne var? Çünkü, Allah ona tecelli etti. E Allah sana da tecelli edirse, sen de kamil bir sufi olursun. E diyor ki, Musa'nın cismi de, bir kemik parçasıydı. E Musa'da da kemik var, sende de var. Musa'da da et var, sende de et var. O da hava, toprak, su, ateşten yaratıldı. Sen de hava, toprak, su, hava ve ateşten yaratıldın. Son dönem, tahtayı da ilave ettiler bizde ama, yani sonuçta, anasır-ı erba dediğimiz, bu maddelerden yaratıldı.
O zaman sen de neden derviş olmayasın? Sen de neden bir kamil sufi olmayasın? Sen de neden iyi bir mümin olmayasın? Bunun için seni durduracak bir şey yok ki. Allah bizi onlardan eylesin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.