mustafaozbag.org

141. Mesnevi Şerhi (855-863Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 27 Ocak 2021 · 1:09:03

Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak ümmeti Muhammed'e birlik, beraberlik ihsan eylesin. Ümmeti Muhammed'e Kur'an ve sünneti sımsıkı yapışmayı nasip eylesin. Aralarındaki ayrılığı, aralarındaki yanlış anlaşılmaları düzeltsin inşallah. Cenab-ı Hak ümmeti Muhammed'e nefsine uymaktan muhafaza eylesin. 800 kaç? Ey oğul, eğer gözünü açarsan, hilim suyunun da, hışım ateşinin de haktan olduğunu görürsün.
Burayı geçen hafta okumuştuk. Rüzgarın canı hakka vakıf olmasaydı, at kavmini müminlerden nasıl ayırt ederdi? Malum, at kavmi rüzgarla helak olmuştu. Ve normalde, Cenab-ı Hak rüzgara öylesine emretti ki, rüzgar müminleri yakalamıyordu. Rüzgar müşrikleri, iman etmeyenleri yakalıyordu. Bu noktada onları helak ediyordu. Bütün her şey Allah'ın emrinde, Allah'ın takdiriyle hareket ediyor. Hiçbir şey onun emrinin dışında değil, onun takdirinin dışında değil. Yine biz, Hz. Pir'den, devam edelim bu beyti açıklamak için. Divan-ı Kebir'den, Ya Rabbi rüzgarları gösterdin, yelpazeyi gizleme.
Yelpazeyi görmez, görmek temiz kişilerin gönüllerine ışıktır. Sebebi gören gerçekten de surette, şekilde kalır. Sebebi, yaratanı gören, mana nurunu görür. Suret ehli, bir boncuk arzusu ile can verirler. Mana denizinin ehli ise, incileri bile değersiz görürler. Ne kadar sebep varsa, hepsi de onun gölgesidir. Allah sebepsiz diye, her şeye sebep kılmıştır. Sebebi yaratan ile, sebep birbirinin aynasıdır. Kim, ayna gibi tertemiz değilse, aynayı ve aynadakini, göremez. Diyelim, konu başlığıyla, inşallah, devam edelim. Hud aleyhisselam zamanında, at kavmini helak eden, rüzgarın hikayesi.
Bu normalde, hani, Hz. Pir burada bir giriş yaptı ya, rüzgarın canı, Hakk'a vakıf olmasaydı, at kavmini, müminlerden, müminlerden nasıl ayırt ederdi diye, bu normalde, Hz. Pir buradan, bir konu başlığı. malum, at kavminin, peygamberi, Hud aleyhisselam'dı. Hud aleyhisselam, uzun müddet, at kavmini, imana davet etti. Onlara yalvardı, yakardı, onlara söyledi. Ama ne yazık ki, at kavmi, çok azı, onların iman etti. ve çok azı iman etti. Ve Cenab-ı Hak onlara, bu noktada bir, afat verdi. Kur'an-ı Kerim'de de, bu konu bahsedilir. Aynı zamanda, at kavmiyle alakalı, yani bu helakla alakalı, eski ahit ve yeni ahit dediğimiz, normalde İncil, ve Tevrat'ta da bahsedilir.
Bu normalde, her iki, ahitte de, tahrif edilmesine rağmen, normalde, at kavminin helakı anlatılır. Çünkü, bunun tarihçiler olarak da, bu sabittir. Böyle bir şeyin olduğu. O yüzden, normalde bu, her iki, eski ahitte, yeni ahitte, bundan bahsettiği gibi, Kur'an-ı Kerim'de, bundan bahseder. Normalde, Hud aleyhisselam, at kavmine, peygamber olarak gönderilmiş. At kavmine de, kardeşleri Hud'u, peygamber olarak gönderdik. Hud onlara dedi ki, ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin için ondan başka, hiçbir ilah yoktur. Allah'ın, ortakları olduğu, yolundaki iddialarınızı, iftiracılardan başka, bir şey değildir.
Hud, suresi, ayet elli. At kavmine, tabii, sonuçta, yine başka bir ayet-i kerimede, onları yok etme emrimiz geldi deyince, normalde Hud'la, onunla beraber iman edenler de ne yapıyor? Cenab-ı Hak kurtarıyor. Bununla alakalı da, birçok ayet-i kerime var. Ve, at kavmini, uğultu çıkaran, her şeyi kasıp kavuran, ve şiddetle esen bir rüzgarla yok edildi.
Bu, Hakka suresi, ayet 6-7-8'de var bu. Allah, onların köklerini kazımak için, o kasırgayı, yedi gece, sekiz gün, aralıksız estirdi. Eğer orada olsaydın, onların kökünden sökülmüş, küf, hurma, kütükleri gibi, yere serildiklerini görürdün. Sen onlardan, hiç, kurtulup, kalanını gördün mü? Yani, normalde, o at kavmi, böyle bir, rüzgarla, helak oldular. Rüzgarla helak olurken, rüzgar onları bir anda, hani, şokluyorlar ya, şimdi, yiyecekleri, bir şeyleri. Hani, o şoklanınca, bir yere vursan, hani, un ufak oluyor ya. Mesela diyelim ki, bir şeyi şokladınız. O şoklanan şeyi, bir yere, hızlı bir şekilde vurun, toz gibi dağılıyor, parçalanıyor. İşte, at kavminin helakı da, böyle oldu.
Cenab-ı Hak, rüzgara emretti. Rüzgar, bir anda onları, üşüttü, soğuttu, şokladı. Şokladıktan sonra, o kasırga gibi rüzgar, aldı onları, çarpıverdi. kellesi bir tarafta, başı gözü bir tarafta, tuz dağılır gibi dağıldılar, her birisi. At kavminin helakı, bununla oldu. Allah, bizi muhafaza eylesin. Tabii, onların peygamberi de, kimdi? Hud'tü. Şimdi, Hz. Pir, buradan, Hud aleyhisselam ile alakalı, bu meseleye giriş yapıyor. Ben hep söylüyorum ya, Mesnevi, bir Kur'an tefsiridir. Mesnevi, bu noktada, içinde dört binin üzerinde, ayet-i kerime bulunduran, altı binin üzerinde, hadis-i şerif bulunduran, bir tefsirdir.
Bunu, normalde, bir kimse, herkes şimdi böyle, hani, elimizdeki biz değeri, elimizdeki kıymeti görmüyoruz. Sufiler için, bu, mükemmel bir, tefsirdir. Ha, Mesnevi okuması gereken, bir kimse, biraz böyle, derinlemesine nüfuz ettiğinden, Sufiler için söylüyorum, zaten bunu. Yani, bir başkası, istiyorsa okusun, ama Sufiler için, bulunmaz bir tefsirdir. Şu anda, elimizde olan, Türkçe'ye çevrilmiş, harika tefsirdir. Mevdudi gibi, Peygamberin, günah işlediğini savunan, bir tefsir okumaktansa, veya son dönem, Peygamber, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretlerinin, günah işlediğini savunan, bir kısım, profesör, veyahut da işte, bir kısım, kendince, kendilerinin, ünvanları ne olursa olsun, yani, onların tefsirlerini okumaktansa, insanlar otursunlar, mesnevi okusunlar.
Sufiler bilhassa, otursunlar, mesnevi okusunlar. Ha, belki de, hani, anlamakta, ilk etapta güçlük, çekebilirler, ama okudukça, mesnevinin bu noktada, hani, işaretlerini, daha çabuk anlayabilme, mesnevinin bu noktada, hakikatlerini, daha iyi anlayabilme özelliğine sahip olurlar. Biz, bu topraklardan, neşv-i neva etmiş, bu topraklarda kök salmış, bu topraklarda, ve, Avrupa'da, Afrika'da, Asya'da, Amerika'da, meyvelerini, insan, inananların önüne sermiş, kendi değerlerimizi bırakıyoruz. En büyük handikabımız bu.
Biz Yunus'u bırakıyoruz. Biz gidiyoruz, Vahabileri okuyoruz. Biz gidiyoruz, kaderiyecileri okuyoruz. Biz gidiyoruz, cebriyecileri okuyoruz. Biz gidiyoruz, dini hangi veçeden aldığı belli olmayan, Londra'nın soytarısı, Mossad'ın maskotu olmuş, oyuncağı olmuş, insanların tefsirlerini okuyacağız diye uğraşıyoruz. Biz ne yazık ki, o yüzden iki yakamız bir araya gelmiyor. İçimizde o kadar çok fraksiyon oldu ki, içimizde o kadar sapıklar çoğaldı ki, hangi birine cevap vereceğimizi karıştırıyoruz. Yani otursa bir kimse, bunlara cevap vermeye kalksa, başka bütün işi gücü bırakması lazım. Bitiremez yine.
Öyle bir noktaya geldik. Allah muhafaza eylesin. O yüzden Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı sahip çıkın. Hem inanç noktasında, Kur'an ve Sünnet dairesinde durun, hem de amel noktasında, Kur'an ve Sünnet dairesinde durun. Yalnız dahi kalsanız, bu yolu yürürken, tek başınıza dahi kalsanız, yılmayın. Ümitsizliğe düşmeyin. Cenab-ı Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri, size iki şey bırakıyorum. Kim bunlara sımsık yapışırsa, kurtuluşa erer. Hidayete erer. Bunun birisi Allah'ın kitabı Kur'an, öbürküsü de benim Sünnetlerim der. O yüzden kurtuluşun yolu bellidir. Kurtuluşun yolu birinci derecede Kur'an, ondan sonra Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin Sünnetleridir.
O yüzden kim Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı yapışırsa, peygamberlerin, sıddıklerin, velilerin, mürşitlerin, şehitlerin, salihlerin toplandığı, o alanda onlar da toplanır. Yoksa bu dünya gelip geçici, bütün her şey bitecek. Ama biz madem ki, ahiret inancımız var, madem ki biz öteye iman ettik, o zaman biz burada günümüzü sapıklıkla, sapkınlıkla geçirmeyelim, Kur'an ve Sünnet'e sımsıkı yapışalım. Dışarıdaki kardeşler dışarıdan uğultu geliyor, lütfen dışarıdaki uğultuyu keselim. Dışarıda yorum yapmayalım.
İnşallah. Hud, müminlerin bulunduğu yerin çevresine bir çizgi çizdi. Rüzgar, o araya gelince hafif ve latif bir halde esiyordu. Çizgiden dışarıda olanların hepsini, havada parça parça ediyordu. Hud, inananları topluyordu. Hemen inananların etrafına kendisi bir çizgi çiziyor. İnananların etrafına bir çizgi çizince, onlara diyordu ki, bu çizginin dışına çıkmayın. İnananların evlerinin etrafına çizgi çiziyordu. Dışarıdaysa o kimse, hemen etrafına bir çizgi çiziyordu. Diyordu ki, sakın ha, çizginin dışına çıkma. Bu çizgi çok önemlidir, meşhurdur. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini de, bazı sahabelere, cinni taifesinin musallatından korumak, muhafaza etme noktasında, bir çizgi çizmiş.
Mesela Ebu Hureyre'ye diyor, sakın ha diyor, sabaha kadar buradan geçenler olacak, sen bu çizgiden dışarı çıkma. Bir ses duyarsan, herhangi bir şey de sana söylerlerse, sen bu çizgiden çıkma diyor. Bunun gibi birkaç tane daha sahabe var. Onlar o cinni ve şeytan taifesi, onların etrafından gidiyor, onlar o çizgiyi aşmıyorlar hiç. Normalde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, böyle yaptığı gibi, normalde bu velilerin içerisinde, mürşitlerin içerisinde de, bu bir onun sünnetini icra etme noktasında, bu mürşitlerde de bir haldir. Mesela bir kimse, üstadına tam tabi olursa, üstadının dediğini yerine getirirse, onlar da o manevi çizginin içine girmiş olurlar.
Veyahut da mesela, üstadı ona şu esmayı çekeceksin der, o esmanın, maneviyatı, o esmanın, tecelliyatı, o dervişi korur, o kimseyi korur. veyahut da işte, sufiler, bir mürşitten ders alırlarsa, o yedi çektikleri ve mürşitle olan bağlantıları devam ederse, cinni tayfesi ve şeytan, onları ders çekerken rahatsız edemez. onlar muhafaza altında olurlar. Onlar bir manevi koruma altında olurlar. Ama o yüzden bir mürşid gereklidir. O yüzden bir öğretmen gereklidir. Öyle gerekmez diyenlere aldanmayın, kanmayın. Allah muhafaza eylesin. Yani bir kimse kendi başına doktor olamıyorsa, kendi kendisine, bir kimse de sufilik yolunda, kendi kendisine yol yürüyemez.
Şimdi insanları böyle ilim erbabını kötülemek için, hemen adam bir örneğin, Kur'an-ı Kerim'in mealini okudu, alim oldu. Hemen iki kitap okudu mu, alim oluyor. İki tane rüya gördü mü, şeyh oluyor. Allah muhafaza eylesin. O yüzden, normalde bu çizgi meselesi, tarih boyunca hep önemlidir. Diğer peygamberler de, bu noktada, kendi inananlarını değişik şeylerden korumak için, bu tip şeyler yapmışlardır.
Ve, tabi Hud aleyhisselam da, normalde bu insanlar, kim olursa olsun, kendi isteklerinin ve kendi dualarının, tecelliyatını görürler. Hud aleyhisselam, o at kavmine, peygamberliğini ilan edince, o at kavmi dediler ki, yani senin bu peygamberliğini biz kabul edeceğiz ama, bize bir mucize göster. Bütün peygamberlere böyle söylemişlerdir. Bütün insanlar, peygamberlerden mucize beklerler. beklerler. Ve bütün peygamberler de kendi zamanlarında, kendi etrafındaki kimselere, Allah'ın izniyle Cenab-ı Hak onlara müsaade etmiş, mucize göstermişlerdir. Şimdi bir, bizim peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hiçbir mucizesinin olmadığını iddia edenlere de cevap oluyor bu.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bir mucizesi yoktu diyor adam. Yani miracı kabul etmeyenler var. İsrail kabul etmeyenler var. Ayet-i kerimeyle sabit olmasına rağmen. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mütevatir derecede, mucizeler olmasına rağmen, yani oradaki o topluluk, 10 kişi, 20 kişi, 50 kişi, 100 kişi, 500 kişi, 1000 kişi, orada o mucizeye tanık olmuşlar. Böyle bunlar anlatılıyor, rivayet ediliyor. Bu böyle 200 kişinin, 300 kişinin anlattığı mucizeler var. Şimdi onları reddediyorlar. Yani peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin peygamberliğini ve şahsiyetini bu noktada aşağı indirmeye çalışıyorlar. Haşa.
Bunları kelime kelime, cümle cümle, küçük küçük yapıyorlar. Yani o esnada siz onu fark etmiyorsunuz. Adam o geçen perşembe günü derse söyledim ya, hani profesör peygamberin günah işlediğini söylemiş diye. Yazıya başlarken Adem'den itibaren almış. İşte Adem cennette Cenab-ı Hakk'ın yasağını deldi, işte buradan hata yaptı, işte şu peygamber şurada hata yaptı, bu peygamber şurada hata yaptı, bu peygamber burada günah işledi, bu peygamber burada günah işledi deyip, lafı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine getirmiş.
Ve Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine günah işlediğini söylemiş. Yani böyle küçük küçük yapıyorlar bunları. Böyle siz onu okurken, yani fark etmeyip yürüyeceksiniz. Bunların yetiştirdiği ilahiyatçılar da, ilahiyat fakültelerinde ve oradan mezun olduktan sonra, normalde ortaokullarda, liselerde çocukların beynini yıkıyorlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin de günah işlediğini, günah işleyebileceğini söylüyorlar. Bakın, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri günah işledi dediğinde, onun şeytana uyduğunu gösterir bu. O zaman peygamberlik müessesesi yıkılır. Siz bir peygamber günah işledi dediğinizde, peygamberlik müessesesi yıkılır.
Peygamberlik müessesinin yıkılması demek, dinin yıkılması demek. Siz geçmiş peygamberlerde küçük hatalar görüldü. Onun adı Zelle derler Arapçada. Küçük hatalar görüldü. Ama Hazreti Muhammed Mustafa'da sallallahu aleyhi ve sellemde, bu hatalar dahi görülmedi demeniz gerekir. Ama yok. Onlar öyle düşünmüyorlar. Hani o ümmü mektuba, ümmü mektubu hani geliyor Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine müşriklerin yanında bana dinimi öğret deyince, orada müşrikler yüzlerini ekşitiyorlar. Hani bu ne yapmaya geldi diye. Bunu alıyorlar. Bunu alıyorlar. Sanki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri yüzünü ekşitmiş gibi naklediyorlar.
Bunlar bu kadar zalim. Orada yüzünü ekşiten müşrikler, hani bu ümmü mektubu ne ama geldi buraya. Biz saygın insanlarız, zengin insanlarız. Biz Mekke'nin ağalarıyız, paşalarıyız. Bize özel sohbet yapacaktı Hazreti Muhammed-i Mustafa. Bu ümmü mektubu buraya ama geldi burada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin cübbesinden tuttu. Bana dinimi anlat, bana dinimi öğret ey Muhammed dedi deyince, o da hani ayeti kerimede diyor ki yüzünü ekşitti. Kim yüzünü ekşitti? Müşrikler yüzünü ekşitti. Hazreti Muhammed-i Mustafa değil. Zaten arkasından gelen ayeti kerimede diyor ki, sen o nefislerine uymuş. O heva ve heveslerini ilah edinmiş olanları bırak diyor.
Sen bu dinini öğrenmek isteyene dinini öğret. Burada Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bir günah işlediğine dair, bir hata yaptığına dair bir ibare yok. Ama bunlar bu Vahabi çizgisinde mevdudinin talebesi bunlar. Ondan sonra diyorlar ki, Peygamber de günah işledi. Allah'tan korkmuyorlar. Nasıl bakacaklar o Peygamber'in yüzüne sallallahu aleyhi ve sellemin? Allah muhafaza eylesin. O yüzden normalde kökü nereye dayandığı belli olmayan, kimler tarafından hazırlandığı belli olmayan, hangi ideolojik kaygılarla, hangi siyasi hesaplarla, hangi karanlık dehlizlerde alınmış kararlar neticesinde yazılmış olan, kökü dışarıda, kendisi dışarıda tefsirler okumaktansa, gelin bizim kendi dilimizden, kendi içimizden, kendi topraklarımızdan neş-i neva bulmuş.
Hz. Mevlana'nın mesnevisini okuyalım. Gelin Yunus'u okuyun. Gelin Hacı Bektaşi Veli'nin makalatını okuyun. Gelin Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinin Besmele-i Şerife'nin tefsirini okuyun. Hacı Bektaşi Veli Hazretlerinin gerçekten ciddi ciddi söylüyorum bunları. Fatiha Şerife'sinin tefsirini okuyun. Bizim topraklarımızın insanları bizden. Neydiği belirsiz değil. Oturun mesnevi okuyun, bir daha okuyun, bir daha okuyun. Bizim dinimiz bir başkasının değil. Allah muhafaza eylesin. Gerçekten çok üzgünüm. Yani bu böyle ivmesini arttırıyor. Bu toplumun içerisinde böyle bir dolaşıyor bu.
Bu şimdi böyle küçük küçük dolaşıyor. Yarın öbür gün bizim önümüze büyük bir şekilde gelecek. Yarın öbür gün bizim önümüze büyük bir şekilde gelecek. Nasıl hadis inkarcıları yavaş yavaş başladılar bu işe. Şimdi önümüzde kocaman bir devasa bir şey var. Önüne gelen hadis inkarcısı oldu. Şimdi yavaş yavaş Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretlerinin de günah işlediğini pompalamaya başladılar. Bir çıt ilerisi diyecekler ki acaba o ayeti kerime günaha girdiği zaman, kalbi karardığı zaman, kalbi bozulduğu zaman mı geldi acaba ayeti kerime? Bizi o tarafa doğru sürükler bu. Bu ilimle alakalı değil bu. Bu düpedüz hainlik, bu düpedüz kafirlik.
Başka hiçbir şey değil. Allah muhafaza eylesin. İşte normalde Hud Aleyhisselam da peygamberliğini ilan edince, çünkü peygamberler peygamberliklerini ilan etmekle mükellefler. Peygamberlerin peygamberlikleri saklı ve gizli değildir. Onlar Cenab-ı Hakk'ın emriyle ben peygamberim, ben Allah tarafından gönderildim diye ilan etmekle mükellefler. Böyle normalde peygamberliğini ilan edince kavmi diyor ki bize bir mucize göster. Hani İsa Aleyhisselam da böyle bir şey söylediğinde havariler dediler ki ey İsa Rabbinden söyle de bize gökten sofraya indirsin. Mucize istiyorlar. Öyle olunca normalde Hud onlara diyor ki nasıl bir mucize istersiniz? Kavmi diyor ki rüzgarı istediğimiz tarafa çevirir.
Döndür dediler. Hud Aleyhisselam da hemen abdest aldı, taze bir abdest. Hemen namaza durdu. Namaz, namaz. Peygamberlerin hepsi de böyle önemli meselelerde muhakkak abdest alıp iki rekat namaz kılar, namazdan sonra dua ederlerdi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de öyle yapardı. Hani amcası kuyuya düşmüştü ya, amcası kuyuya düşünce hiç kimse kuyudan çıkaramadı onu. Amcası biliyor onu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri çıkarır yeğeni. Dedi ki ona haber salın. Gelsin dedi. Beni buradan kurtarsın. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri geldi. O kadar ip, urgan, merdiven ne sarkıttılarsa içeri, Ebu Cehil'i çıkaramadı kimse. Ebu Cehil zengin, varlıklı.
Yani eski dönemde Ebu'l-Hikem adı, hikmetin sahibi demek. Hikmetin babası demek. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri geldi kuyunun başına. Dedi ki yeğenim beni buradan çıkar. O da ona dedi ki seni buradan çıkarsam benim peygamber olduğuma iman eder misin? Evet dedi. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri iki rekat namaz kıldı. Allah'a yalvardı. Uzat dedi elini ona. O uzattı kendisi de elini kuyunun içerisine uzattı. Bismillahirrahmanirrahim çıkardı Ebu Cehil'i dışarı. Ebu Cehil dedi ki, Şihir yaptın diyecek ya. Ebu Cehil dedi ki muhteşem bir şey. İman et. Dedi ki şu ay var ya dedi gece.
Bunu dedi ikiye bölersen iman edeceğim sana. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri iman etmesi için yalvarıyor. Hani böyle uğraşıyor, didiniyor. Bir kimsenin imanına vesile olmak için didiniyor. Hemen yine namaza durdu. Secdeden başını kaldırdı. Allah'a yalvardı. Cenab-ı Hak ona, ona müsaade etti. Ay bir elini uzattı sağ elini. Birisi Uhud'un bir tarafına yarısı, yarısı da Uhud'un öbür tarafına. Amcası dedi ki şimdi senin büyücü olduğuna inandım dedi. İman nasip değil. İşte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de böyle mucizeler gösterirdi. Mesela perşembe gün sohbet ettik ya Hudeybiye anlaşması. Mesela Hudeybiye'de susuzluk oldu.
Hudeybiye'de kuyularda su kalmadı. Dediler ki ya Resulallah, kuyularda su kalmadı hiç. Suyumuz kalmadı. Ne yapacağımızı şaşırdık. Etrafta da su yok. Mekke'ye de giremiyorlar su almak için. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki az da olsa su kimde var? Tabiri caizse bugünkü manada söyleyeyim. Bir bardak su getirdiler. O bir bardak suya okudu. Üç yudum içti. Artan suyunu kuyuya döktü. Sabah oldu. Gece yaptı bunu. Sabah oldu. Kuyu yukarı kadar suyunu çıkarmış. Bütün Ashab bin dört yüz kişi. Hayvanlarını suladılar.
Kendileri içtiler. Su ıbrıklarını, su neyse o zaman için tulumlarını doldurdular. Dönüşte yetecek kadar su. Her taraf su oldu. İnsanlar guslettiler. Abdest aldılar. İhtiyaçlarını gördüler. Su eksilmiyor. Su eksilmiyor. Su böyle kuyudan yukarı doğru çıktı. Bir düzeyde kaldı. Ne taşıyor? Ne bitiyor? Haber ama Ashab bin dört yüz kişi bütün ihtiyacını görüyor. Bütün ihtiyacını. Çıkrıya ihtiyaç yok. Herkes daldırıyor, dolduruyor, götürüyor. Daldırıyor, dolduruyor, götürüyor. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Hudeybiye'deki mucizesi.
Bütün sahabe suya gark oldular. Hamdolsun. İşte Hud'da da dedi ki ne istiyorsunuz? Onlar dediler ki rüzgarı istediğimiz yöne döndür. Hud'da hemen namaza durdu. Namazdan kaldırdı. Cenab-ı Hakk'a dua etti. Allah ona vahyetti. Dedi ki ne tarafa istersen elinle işaret et. Rüzgarı ne tarafa döndürmek istiyorsan elinle işaret et. Ondan sonra Hud aleyhisselam rüzgarı iki eliyle yön tayin ediyordu. Rüzgarı o tarafa esiyordu. Bu tarafa tayin ediyordu. O tarafa esiyordu. Normalde rüzgarı Cenab-ı Hak Hud'un emrine verdi. Hud aleyhisselam rüzgarı ne tarafa istiyorsa o tarafa döndürüyordu. Ama ve bu mucizeyi gördükleri halde o müşrikler ne yaptılar?
İman etmediler. İşte o iman etmeyen müşrikler kendi istedikleri mucizeyle helak oldular. Bakın kendi istedikleri mucizeyle helak oldular. Bazen insan dua eder ya bazen onun istediği onun helakına sebep olur. Hayırlısını isteyin. Allah'tan hayırlı eş hayırlı evlat hayırlı iş hayırlı arkadaş hayırlı kardeş hayırlısını isteyin. istediğinizin ne olduğunu bilmiyorsunuz çünkü. O yüzden Allah'tan hayırlısını isteyeceksiniz. Mücadele edin gayret edin koşturun isteyin. Ama Allah'tan hep hayırlısını deyin.
Hayırlısı olmazsa o kimsenin helak olur. Allah muhafaza eylesin. Hazreti Pirden devam ediyoruz. şeybanın rayi de sürünün etrafında böyle apaçık bir çizgi çekerdi. Cuma günü namaz vakti cuma namazına gidince kurtlar süreye saldırmasın yağmalamasınlar diye böyle yapardı. Hiçbir kurt çizgiden içeri girmezdi. Hiçbir koyun da çizgi dışına çıkmazdı. Şeybanın rayi kim? Ümmü bir veli ümmü mektep medrese görmemiş. Ve İmam-ı Şafi'nin şeyhi e tabi İmam-ı Hanbel'in de şeyhi aynı zamanda.
Bir rivayet var böyle işte İmam-ı Ahmet mi şey İmam-ı Şafi'ye böyle söylüyor İmam-ı Şafi mi İmam-ı Ahmet ediyor böyle bir arada bir şey var ama hadi biz İmam-ı Ahmet İmam-ı Şafi'ye demiş olsun İmam-ı Ahmet İmam-ı Şafi'nin o şeyban rayiye çok böyle hürmet ettiğini böyle çok ona karşı saygılı olduğunu görünce diyor ki yani sen koca İmamsın yani bu koca İmam kalk ümmü bir kimseye böyle el pençe divandır saygı hürmet böyle edep onun karşısında yani bunun diyor ilminin olmadığını sana göstereceğim diyor İmam-ı Şafi'ye İmam-ı Hanbel
İmam-ı Şafi'nin talebesi onlar böyle bir silsile yani İmam-ı Azam'ın talebesi İmam-ı Malik İmam-ı Malik'in talebesi İmam-ı Şafi'ye İmam-ı Şafi'nin talebesi İmam-ı Hanbel mezhepleri öyle birbirine düşman olarak gösterdikleri gibi değil ilim zenginliği bakın ilim zenginliği bu neyse İmam-ı Şafi tabii gidiyorlar İmam-ı Şafi diyor ki İmam-ı Hanbel'e yapma hazır cevaptır işte altından kalkamazsın işte sıkıntı olur üzülürsün falan yok diyor İmam-ı Hanbel ben diyor onun ilminin esikliğini sana göstereceğim meşhur ya bu diyor ki
efendim bir sorun var sor diyor ona diyor ki bir kimse beş vakit namazdan birisini diyor kılmasa unutsa ve diyor hangisinin kılmadığını şaşırsa bir namaz vaktini kaçırdı ama kılmadı ama hangisinin kıldığı belli değil onun diyor hangi namazı kaza etmesi gerekir o da diyor ki o kimse diyor Allah'tan gafil bir kimse bütün gününü gaflet de geçirmiş bir kalp ki bütün gününü diyor gaflet de geçirdiyse o kimsenin diyor bütün gününün ibadetlerini kaza etmesi gerekir tabi bu cevabı alınca İmam-ı Ahmet Hazretleri Allah diyor
bayılıyor birden bu tabi bu cevap benim konuştuğum gibi değil onlar böyle bir kelimeyi konuşurlarsa dahi o kelimede tabirimi hoş görün yani milyonlarca kiloluk bir tecelliyat çöker onun üzerine o böyle bir kelime gibi olmaz tabi o tecelliyatın altında eziliyor İmam Ahmet bayılıyor tabi kendine geldikten sonra İmam Şafii diyor ki muhteşem tespit biz diyor hani dini ilimleri biliyoruz ama diyor o Allah'ı biliyor aramızdaki fark bu diyor o Allah'ı biliyor o yüzden işte o şeybanın rayi
çoban o şeybanın rayi cumaya gideceği zaman ne yapıyormuş koyunların etrafına bir çizgi çiziyor gidiyor cumaya ne koyunlar çizginin dışına çıkıyor ne de kurtlar çizgiden içeri giriyor o çizgi önemli bu çizgi Kur'an sünnet çizgisidir siz Kur'an ve sünnetin çizgisini aşmazsanız kurtlar size dokunmaz size yırtıcı hayvanlar dokunmaz nefsiniz şeytan size dokunmaz ama siz Kur'an ve sünnet çizgisini aşarsanız o zaman kurtlar sizi parçalar o zaman nefis ve şeytan ne yapar sizi parçalar bu çizginin en önemli noktası farzlar
ve haramlardan uzak durmaktır bu çizgiyi herkes riayet etmeli Allah muhafaza eylesin Allah erinin dairesi kurdun hırs yerine de set ve mani olmuştu koyunun hırs yerine de bu Cenab-ı Hak'ın dostunun dairesi bir velinin dairesinin içine girmek bir velinin çizdiği çizginin içinde durmak bir peygamberin çizdiği çizginin içinde durmak o peygamber çizgisinin içerisinde bir velinin çizgisinde durmak o zaman işte o kimsenin o ejderha gibi nefsin ve ejderha gibi şeytanın hile ve desisesine bir set olur şeytan ve nefis o kimseyi
ne yapamaz parçalayamaz ama öyle bir çizginin içerisine girmediysen o vahşi kurtlar o vahşi ejderhalar seni paramparam parçalar işte bir Allah erinin dairesinin içine girmek lazım bir Allah dostunun çizgisinin içine girmek lazım ki kurtlar o kimseyi parçalamasın böylece ecel rüzgarı da ariflere gül bahçelerinden esip gelen rüzgar gibi latif ve hoştur kimine o ecel rüzgarı Hud aleyhisselamın at kavmini helak ettiği rüzgar gibi gelir ama Allah'a dost olunca insan Allah'a yakin olunca Allah'la olan münasebeti sağlam olunca
o rüzgar ona gül bahçesinden gelen bir esinti gibi olur o ecel rüzgarı onu sevdiğine ulaştıracak o ecel rüzgarı onu sevdiğine doğru koşturtturacak Hz. Pir'in deyimiyle artık bir hamle kaldı o sevdiğine doğru gidecek o ecel kapısından geçerekten dönülmez akşamın ufkuna doğru yürüyecek artık bir daha dönüş yok artık bir daha geri dönüş yok bitti o dünyanın zulmünden zalimliğinden karanlığından kurtulacak hapishaneden kurtulacak o Allah dostu için dünya hapishane o Allah dostu için vücut hapishane o Allah dostu ecel rüzgarını
bekliyor o ecel rüzgarı ona gül bahçesinden gelen bir esinti gibi gül bahçesinden gelen bir müjde gibi onun kokusunu aldığı anda zaten üvek kuşu gibi yürüyecek gidecek ateş İbrahim'e diş geçiremedi çünkü Allah seçilmiş idi de onu nasıl ısırabilir normalde İbrahim'e ateş diş geçirebildi mi geçiremedi neden o çünkü Allah'ın seçkin kuluydu peygamberiydi işte bir Allah dostuna bir mümine cehennem ateşi diş geçiremeyecek mümin bunun selametliğini bildiği için o arkada bir vesveseye mahal bırakmadan bir şüpheye bırakmadan
yürüyecek gidecek çünkü mümin o müjdeyi almış onlar mahzun olmayacaklar onlar mahcup da olmayacaklar onlar keder dokunmayacak onlara cehennem ateşi dokunmayacak onlara cehennem ateşi dışarıdan bay bay edecek hatta diyecek ki hızla geçin siz benim ateşimi söndürüyorsunuz siz benim celaliyetimi aşağı indiriyorsunuz durmayın eğlenmeyin hızla benim üzerimden geçin gidin gidecek neden çünkü o Allah dostlarına o peygamberlerine o müminlere o sıddıklara o şehitlere cehennem ateşi dokunmayacak dokunmayacağı için zaten onlar
bir üvek kuşu gibi ötelere doğru uçmayı istiyorlar din erbabı da şehvet ateşinden yanmaz halbuki başkalarının ta yerin dibine geçirmiştir din erbabı dedi o sıddıklar o müminler onlar şehvetlerinin kulu kölesi olmazlar onlar şehvetlerini ilah edinmezler onlar şehvetlerinin peşinden gitmezler onlar Allah'ın haramlarına dikkat ederler Allah'ın haramına dikkat etmeyen kimse şehvet ateşinin şehvet ateşiyle cehennemi boylar gider tövbe etmezse ama din erbabı şehvetinin kulu kölesi değildir din erbabı Allah dostunun yolunda
giden Allah'ın peygamberlerinin yolunda giden Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan kimse şehvetinin peşine düşmez şehvet ateşi onu kendi girdabına çekmez çünkü şehvet ateşi gaya kuyusu gibidir adamı yalar yutar sufiler harama el uzatmayın sufiler harama göz uzatmayın sufiler haramı düşünmeyin haramı hayal etmeyin anne babalar çocuklarınızı hızla evlendirin evlenmek isteyen çocuklarınızı hızla evlendirin armudun sapına üzümün çöpüne bakmayın çocuklarınızı şehvet ateşinin içerisinde boğmayın yok şunu olacaksın yok bunu
olacaksın yok şöyle olacak da yok böyle olacak da çocuklarınızı evlendirin anne babalar çocuklarınızın evliliklerine destek olun çocuklarınızın evliliklerine yardım edin bugün ümmeti muhammed şehvet ateşine düşmüş vaziyette her gün herkes neremi ne kadar göstereyim peşinde her gün herkes neremi nereye kadar açayım onun peşinde eşcinsellik almış götürmüş lezbiyenlik almış götürmüş fuhuş almış götürmüş toplumu toplum şehvet ateşinin içerisinde cayır cayır kıvranıyor benim sözlerim sert gelebilir benim sözlerim dokunabilir
ama şu anki durum bu herkes şehvet ateşine düşmüş kimse konuşmuyor kimse nasihat etmiyor kimse de kimseyi dinlemiyor ümmet çıplak ümmet elbisesiz ümmet örtüsüz ümmet kafelerde ümmet restoranlarda ümmet fuhuş peşinde ümmet eşcinselliğin pençesinin altında ve ümmet suskun ümmet hissiz ümmet kalpsiz ümmet ruhsuz ümmet bunun acısını dahi çekmiyor bunun hüznünü yaşamıyor çünkü kalpleri çünkü gönülleri her gün
bunu görmekten dolayı aşina oldu alıştı artık irkilmiyor artık ürpermiyor artık havalara sıçramıyor bu nereden başımıza geldi diye yavaş ümmet öldü can çekişiyor can çekişiyor alıştık huşa alıştık eşcinselliğe eşcinselliğe alıştık harama alıştık harama alıştık rüşvete alıştık hırsızlığa alıştık kayırmacılığa alıştık çıplaklığa alıştık içkiye alıştık kumara alıştık uyuşturucuya alıştık artık kenarda bir bonzai mi içmiş hangi kimyasal içtiyse upuzun yatıyor titriyor
hiç kimsenin umurunda değil herkes işine devam ediyor irkilmiyor kimse bu yarın öbür gün benim çocuğum da böyle olabilir diye irkilmiyor bugün derse gidiyorum kenar o gökdere meydanından yukarı doğru gidiyorum o gökderenin derenin içerisinde gençler sevişiyorlar utanmıyorlar çekinmiyorlar gelen geçen bizi görür diye çekinmiyorlar bağırdım sizin anneniz babanız yok mu dedim ayrıldılar böyle bakıyorlar bana sizin kardeşleriniz yok mu dedim gelinden geçenden utanmıyor musunuz dedim ümmet hissiz
biliyorum ki benden önce oradan bir sürü kadın erkek geçti hiç kimse karışmadı hiç kimse bir şey demedi tabi benden önce yürüyenler vardı bakıyorlar oraya neye bakıyorlar ben de baktım neye bakıyorlar diye ümmet şehvet ateşinin kuyusunda gayya kuyusunda üzüldüm kendi kendime dedim şu hale geldik ya bu hale geldik dedim bu haldeyiz ve kimsenin dedim kılı kımıldamıyor kimse bunun hüznünü yaşamıyor kimse bunun kederini yaşamıyor kimse bunun üzüntüsünü yaşamıyor kimse bunun dertle dertlenmiyor yok o ateşin içerisine düşmüş
o nefis ateşine o heva heves ateşine o şeytanın ateşinin içinde ona birisi anlatmalı ona demeli sen şeytanın ateşinin içindesin bu hareketinle gayya kuyusundasın sen bu davranışınla haramın tam göbeğindesin ya bir şeyin saklısı gizlisi olur bir edebi adabı olur haramın dahi edebi olur haramın bir kimse haram işliyorum diye kıyıda köşede işlese utansa yemin ediyorum Allah onun utancından dolayı onun cezasını hafifletir der ki bu haramı utanaraktan işledi der ki bu haramı kıyıda köşede işledi der ki bu haramı eşkara
işlemedi gitti gecenin karanlığında işledi gitti evinin bir köşesinde işledi gitti hiç kimsenin görmeyeceği bir yerde yapmaya çalıştı nefsine uydu ama utandı utandı nefsine uymaktan utandı utancından gitti köşede kıyıda yaptı onu utancından gitti hiç kimseye göstermedi bir yerde yaptı utandı ya içinde imanı var içinde imanı var bütün peygamberlerin sözüdür utanmıyorsan istedin istedini işle ya bizden kalktı bu biz artık utanmıyoruz biz artık utanmıyoruz biz utanmayı aştık bu ne
buluyorlarsa insanlar sokakta sevişmekten ne buluyorlarsa bilmiyorum yolda giderken sevişmekten ne buluyorlar bilmiyorum utanmayı aştık ve tabii kişisel özgürlüğü var herkesin herkes her türlü melaneti istediği gibi işler ama bir sakalın olsun kişisel özgürlüğün yok bir başörtün olunca kişisel özgürlüğün yok evet yok kuran ve sünnete sımsıkı yapışırsan kişisel özgürlüğün yok yok her türlü melaneti işlemek için kişisel özgürlüğün var helal dairede yaşamak için kişisel özgürlüğün yok kuran ve sünnete sımsıkı yapışmak için
kişisel özgürlüğün yok bu yok şehvet ateşinin içerisine kavruluyor ümmet ama Allah yolunda giden kuran ve sünnete sımsıkı yapışan kuran ve sünneti yaşamaya çalışanlar o şehvet ateşinden yanmazlar onlar o şehvet ateşine düşmezler onlar o şehvet ateşinden kurtulmuşlardır bu dünyada şehvet ateşinden kurtulanlar öbür tarafta cehennem ateşinden kurtulurlar burada şehvet ateşini söndür git evlen kardeşim git oruç tut Allah'a söz ver gözünü çek haramdan bırak kim neresini açıyorsa açsın sen gözünü haramdan çek bunu söyleyen
Mustafa Özbağ ya hakkınızı helal edin ya normalde bu şeyde dün cuma günü yani orada burada ufak tefek işlerim vardı yani çarşıda dolaşmaya utandım ya yani kafamı nereye çevireceğimi şaşırdım yani kafamı öne çeviriyorum yani insanlara çarpacağım ya ne tarafa çevireceğimi şaşırdım kafamı dedim yok 40 yılın başında bir dışarı çıkıyorum dedim yok sersemledim şaşırdım nereye gideceğimi şaşırdım dedim bu ümmeti Muhammed ne hale gelmiş bu insanlar ne hale gelmiş dedim bu kızların anneleri babaları yok mu bu çocukların bu kadınların
kocaları yok mu bu insanların tanıdık birileri yok mu amcaları dayıları enişteleri yok mu ya bu insanlık nereye gidiyor bu millet nereye gidiyor arkadaşlar nereye gidiyoruz ya ya bıraktım her şeyi bizim gelecek zürriyetlerimizin başına ne gelecek ya biz nereye koşuyoruz biz bu ülkenin insanları olarak biz nereye koşuyoruz biz bu toprakların insanları olarak biz nereye gidiyoruz arkadaşlar benim Amerika'da dostlarım yok İngiltere'de dostlarım yok benim Almanya'da dostlarım yok benim yurt dışında gidecek bir kapım yok
olsa da gitmem ben bu toprakların çocuğuyum ben bu topraklarda Kur'an ve sünneti yaşamak istiyorum ben bu topraklarda Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp Hz. Muhammed'i Mustafa'nın ahlakını yaşamak istiyorum benim başka bir derdim yok ben gelecek ne yaşayacağını gerçekten hiçbir zaman ümidini yitirmemiş bir insan olarak diyorum nereye koşuyoruz biz nereye gidiyoruz ben hiç ümidimi yitirmem benim hayatım zorluklarla geçmiştir sıkıntılarla geçmiştir ben hiç ümidimi yitirmem ben birkaç sefer iflas ettim sıfırı tüketmek değil
eksinin ta eksisine düştüm yine ümidimi yitirmedim ben ben Allah'tan ümidimi kesmem ben hep mücadele ederim gayret ederim koştururum 15 yaşında babasız kalmışım mücadeleyle geçer benim ömrüm hala daha mücadele içindeyimdir kendimce hiçbir zaman Cenab-ı Hak'a hamdü sena olsun rezil de olmadık ama başımızdan dertte eksik olmadı hamd olsun bir çoraplar örüldü başımıza ama ümitsizlik yok mücadele var gayret var koşturmak var azmetmek var cihad etmek var yürürüm ben bu noktada sıkıntım yok ama bakıyorum ümmet dağılmış ümmet
toparlayamıyor kendini ümmet silkelenemiyor bizim özgür götürdü bir şeye birkaç sefer özgürle beraber gittim bakıyorum o alışveriş merkezlerine insanlara bakıyorum Allah'ım diyorum ne hale gelmiş insanlar biz bu değiliz biz bu değiliz bu şehvet sadece cinsellikte alakalı bir şehvet değil bu şehvet israfta var bu şehvet gösterişte var bu şehvet kılık kıyafette var bu şehvet hayatın her alanında var her alanında her alanında illa ki illa ki biz lüks pahalı eşyalar almak zorunda değiliz illa ki biz lüks kıyafetler içerisinde
yüzmek zorunda değiliz biz müslümanız biz müminiz biz günlerce evinde ocak tutmayan bir peygamberin ümmetiyiz tekrar söylüyorum günlerce evinde ocak duman tutmayan bir peygamberin ümmetiyiz bunu unutmayalım kendi diliyle söyleyeyim kendi diliyle ben Mekkeli kuru ekmek yiyen dul kadının oğluyum kendini tabir ederken öyle tabir ediyor arkadaşlar sünnet kuru ekmek yemek evinizde kuru ekmek yiyor musunuz sünnet sünnet kuru ekmek yemek sünnet kuru ekmek yemek sünnet tekrar söylüyorum
atmayın israf etmeyin şehvet her yanımızı sarmış her yanımızı sadece cinsel noktada değil bilmem ne marka takım elbise giyecek bilmem ne marka örtü takacak ey mümin bacım ey mümin kardeşim sen gidip iki milyona üç milyona örtüyü başına nasıl takarsın sen gidip beş milyona ört alıp üç milyona da üstüne bir tane gözlük takıp nasıl çıkar da müminlik tasarsın yapma yapma sen gidip beş milyonu üç metrede değil bir buçuk metrelik bir mantoyla nasıl hava atarsın dolaşılsın yapma yapma bilmem hangi nargilelerde başörtüsüyle
nasıl nargile höbür detirsin yapma yapma nasıl acı çekmeden onu içersin nasıl utanmadan onu köpür detirsin nasıl gidip lüks restoranlarda masada beş milyon altı milyon on milyon üç kişilik dört kişilik yemek parası verirsin verme verme nasıl müminlik bu nasıl bir müminlik komşusu açken tok yatan bizden değildir hadis-i şerifi edebiyatta bıraktık edebiyatta bıraktık biz aç görmüyoruz artık biz çünkü lüks villalarda oturuyoruz bizim mahallemiz ayrı biz ekmek kuyruğunda kimseyi görmüyoruz artık
biz besaç kuyruklarında kimseyi görmüyoruz bizim semtimiz farklı bizim evlerimiz farklı yerlerde biz o fukaraları tanımıyoruz artık biz o kimsesizleri bilmiyoruz artık biz evine ekmek götüremeyenleri bilmiyoruz biz doğalgazı parasını ödeyemeyenleri bilmiyoruz biz askeri ücretle geçince geçinmek zorunda kalanları artık bilmiyoruz onları görmek istemiyoruz onları reddediyoruz onlardan utanıyoruz biz onların bir mevlüdü olur bir düğünü olur bir şeysi olursa gitmek istemiyoruz onların bir cenazesi olursa gitmek istemiyoruz
biz böyle olduk biz tril tril elbiseleri giyeceğiz havamızı açacağız kafamız yukarlarda böyle hör güçlü develer gibi öyle yaşayacağız şehvet ateşi sardı her yanımızı bu şehvet sadece cinsellik değil bunun içerisine gösteriş var kibirlilik var bunun içerisinde hava atmak var bunun içerisinde insanlara tepeden bakmak var bunun içerisinde her şey var her şey var şehvet sarmış bizi sarmış sarmış biz Allah bizi affetsin böyle koşuyor şu anda zaman hani demiş ya Ebu Cehil öldü diyorlar ölmedi kıtalar geziniyor
diyor ya kıtalar geziniyor ölmedi kıtalar geziniyor ne yazık ki Hazreti Pir diyor ya din erbabı şehvet ateşinden yanmaz bu din erbabı kim nefsiyle mücadele eden nefsini terbiye eden haramlardan uzak duran farzları yerine getiren din erbabı bu kıymetli kardeşler namazda gevşeklik yapmayın namazda eksiklik yapmayın virtlerinizde eksiklik yapmayın normal günlük ibadetlerinizde eksiklik yapmayın toplu derslerinizde mahalle derslerinizde eksiklik yapmayın Allah muhafaza eylesin yoksa o şehvet ateşi de bizi içine alır yoksa
o şehvet ateşi de bizi yakar kavurur Allah muhafaza eylesin deniz dalgası Allah fermanıyla koşunca Musa kavmini kıptilerden ayırt etti Allah fermanı erişince toprak karunu altınlarıyla tahtıyla ta dibine çekti bütün mükavenat onun elinde o nasıl ki denize emrettiyse ve denize emrederekten Musa ve kavmini yutmayıp Firavun ve kavmini yuttuysa o yine emreder gönlünü bir deniz bil kalbini bir deniz bil o veya bu dünyayı bir deniz bil bu alemi bir deniz bil sen de iman etmişsin senin kalbinde Musa olsun hani dedi ya kırklar vardır
kırkların içerisinden yirmi tanesi Musa gönüllüdür hani dedi ya kırklar vardır hadis-i şerifte bir rivayette bunun otuz tanesi İbrahim gönüllüdür on tanesi Musa gönüllüdür dedi işte sen o Musa gönüllü ol bu dünyayı da bir deniz olarak gör sen normalde senin kavmin de iman ve onun hassaları olsun onun şubeleri olsun sen iman edersen bu dalga seni götürmez sen iman eder dosdoğru durursan bu dalga seni yutmaz ama bu dalga nasıl neyi yutar şeytan ve nefsine zebun olanları yutar sen peygamberlerin izinden gitmeye gayret et
Allah bizi onlardan eylesin inşallah zenginliğine de güvenme parana puluna güvenme Cenab-ı Hak nasıl toprağa emrettiyse Karun'u ve hazinesiyle gömdüyse seni de bir gecede gömer senin zenginliğini de bir gecede gömer senin zenginliğini de senin her şeyini de bir gecede gömer bir bakmışsın ki toprak olmuş gömülmüş gitmiş Allah cümlemizi muhafaza eylesin cümlemizi korusun inşallah haklarınızı helal edin bizden yana da helal olsun yana da el al

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi