Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 25 Ocak 2021 · 1:06:22
Geçen haftadan kaldığımız yerden 845'i okumuştuk. 845'ten devam edeceğiz. Bu sebep kelimesinin Türkçesi nedir? Denirse, iptir diye cevap ver. Bu ip, bu kuyuda işe yarar. Çıkrığın dönmesi, ipin sarılıp koyverilmesine sebeptir. Fakat çıkrığı döndüreni görmemek hatadır. Hani Hz. Pir sebepleri anlatıyordu ya, bir de sebeplerin üzerinde bir sebep vardır ki, o herhangi bir sebebe bağlı değildir diyordu. Bu sebebi soracak olursanız diyor, bu sebep iptir. Nedir? Kuyudan su çekmek için, çıkrığa bağlanmış olan bir urgan. Çıkrığı döndürdüğün zaman, ip sebep olur.
Aşağıdan kuyudan normalde suyu çıkarır. Tabi suyu çıkarmak için, oradaki çıkrıkla ip yeter mi? Yetmez. Bir de kova lazım. İpin ucuna kovayı bağlarsın. Kovayı bağladıktan sonra, çıkrığı çalıştırırsın, döndürürsün. İşte normalde çıkrık döndüğü müddetçe aşağıdan suyu çıkarır. Veyahut da bir tulumba olmuş olsa, o tulumbada ne olmuş olduğu suyun çıkmasına sebep oldu. Ama baktığımız zaman, sadece ip yeterli mi sebep olarak değil. Ona kova da lazım. E kova yeterli oldu mu? Hayır. Ona çıkrık da lazım. E çıkrık yeterli oldu mu? Hayır. O düzeneyi kurduktan sonra, onu çevirecek bir kol lazım. E insanın kolu kendi kendisine mi hareket ediyor? Hayır. Onu insan kendince güç sarf ederekten ne yapıyor? Çıkrığı çeviriyor.
İşte bu çıkrığın çevrilmesi cebriye değil. Şimdi cebriyeden de aynı zamanda bahsedilmiş olalım. Bu çıkrığın çevrilmesi kaderiye de değil. Bu çıkrığın çevrilmesinde bir irade var. Bu irade ne? İnsanın kendi iradesi. İnsan kendi iradesiyle ne yaptı? O çıkrığı çevirdi. Cebriyeciler buradaki insanın iradesini de Allah'a bağlarlar. Derler ki, Allah bunu böyle istedi senin üzerinden. Allah bunu emretti. O yüzden sen o çıkrığı çevirdin. Bunda senin herhangi bir dahlin yok der. Kaderiyeciler de der ki, Allah bunu emretmedi. Başıboş bıraktı seni. Bu rüzgara savrulmuş yaprak gibi. Yani senin kaderinde vardı. Sen de onu böyle rüzgara bırakılmış yaprak gibi onu da çevirdin der.
Burada ehli sünnet de der ki, hain. Burada Cenab-ı Hak sana bir kendi külli iradesinden bir irade verdi. O iradenle sen bu çıkrığın üzerinde işlem yaptın. Ve sen bu iradenin dolayı sorumlusun der. İrade bizde imtihanın sebebi olmuş olur. O çıkrığı çevirecek olan bir irade lazım. O irade bir güç kaybedecek, bir güç sarf edecek oraya. Bunu söyler ehli sünnet. İşte Hazreti Pir de diyor ki, sen çıkrığı gördün, ipi gördün, kovayı gördün. O zaman diyor, çıkrığı döndüreni görmemek hatadır. Çünkü o çıkrığı döndüren nedir? İnsandır. Bunu normalde sebepler daresinde varlık alemine baktığımızda, bütün sebepleri yaratan, bütün sebeplere güç ve kuvvet veren Allah'tır.
Eğer biz bu noktada o sebeplere güç ve kudret veren, o sebeplere kuvvet veren, o sebeplerin oluşmasına sebep olan, asıl sebebin sahibini görmezsek, o zaman körlerden olmuş oluruz. Allah muhafaza eylesin. Dünyada bu sebep iplerini sakın ha, bu başı dönmüş felekten bilme. Sen bu hani tabiatçılar var ya, bu tabiatçılar ne? Hani Allah'ı haşa reddedip, her şey tabiatın işidir. Her şey tabiatın kendi içindeki iradesiyle alakalıdır. Allah buna karışmaz diyen bu tabiatçılar var. Bu önceden beri, bu Helenistik çağdan Yunan felsefecilerinin içerisinden çıkmış bunlar. Yunan felsefecilerinin bir kısmı Tanrı kabul etmiyor. Bunu diyorlar, hani doğa kendi kendine üretti.
Bunda Allah'ın bir dahli yok diyor. Bir kısmı da diyor ki, bunu Allah yarattı ama başı boş bıraktı. Yani üzerine karışmıyor. Üzerinde hiçbir dahli yok. Hazreti Pir diyor ki, dünya bu sebep iplerini, dünyada bu sebep iplerini sakın ha, bu başı dönmüş felekten bilme, sakın ha, bunu dünyanın kendi kendine oluşturduğunu görme. Öyle bir şey yok. Veyahut da bütün her şey başı boş dönen bu şeylerden olacak diye böyle bir şey de düşünme. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak her şey bir hesap üzerine yarattı. Her şey bir kitap üzerine yarattı. Hesapsız kitapsız yaratılan, hesapsız kitapsız dönen, hesapsız kitapsız olan bir şey yok. Her şey bir hesap üzerine.
Ki felek gibi bomboş ve sersem bir halde kalmayasın. Akılsızlıktan çıra gibi yanmayasın. Yani bu alemde dolaşan her şeyi böyle kendi kendine başı boş olan bir şey olarak zannetme. Yani öyle boşu boş gibi olan bir şey olursan sen de sersemlerden olursun. Akılsızlardan olursun. Ya bütün her şeyi bir nizam üzerine döndüren Allah var. Ne ayeti kerime, ne Hz. Musa'nın ne de peygamberimizin mucizeleri sebep, pardon özür dilerim. Bu şeyden, Hz. Pir'den, ne Hz. Musa'nın ne de peygamberimizin mucizeleri sebeplerle değil, Allah'ın yaratmasıyla olmuştur. Yoklara kabiliyet nereden geliyor? Allah arayanlar için bu gök kubbenin altında bir adet koydu. Sebepler ve yollar yarattı.
Olayların pek çoğu adete göre ola gelir. Fakat bazı da olur ki kudret o adeti yırtar kaldırır. Fakat arayan muradına erişsin diye çok defa yaptığı işleri sebeple yapar, sebeple yaratır. Cenab-ı Hak bu alemde her ne var ise hepsini sebeple yaratır. Sebepsiz bir şey yaratmaz. O yüzden normalde bir şeyde de Cenab-ı Hak bir adetullah koymuştur. O adetullah üzerine gider. Bazen de normalde bu sebepler bir işe yaramadığı zaman olur mu? Olur. Hiçbir sebebin işe yaramadığı zaman olur mu? Olur. Bu da Cenab-ı Hakk'ın kendi kudreti dahilindedir. Yine devam ediyoruz Hz. Pirden bu beytleri tefsir etmek için. İbrahim'i ateş içinde besler. Korkuyu ruhun emniyeti ve selameti yapar.
Onun sebep yakıcılığına hayranım. Onun hayallerindeki sefasta iyi gibiyim. Demek ki bakarsanız siz bir insanın ateşin içinde beslenmesi mümkün mü? Bir insanın ateşin içerisinde yaşaması mümkün mü? Bir insanın balığın karnında yaşaması mümkün mü? Mümkün değil. Bunu sebepler daresinde düşündüğünüzde bu mümkün değil. Ama Cenab-ı Hakk sebepsiz de bir şeyi halkeder mi? Evet. İbrahim'in ateşin içerisinde serinletir mi? Evet. Yunus'u balığın kanını da besler büyütür mü? Evet. Veya nice peygamberleri bu noktada hiçbir sebep yok iken onların üzerinden değişik mucizeler gösterttirir mi? Evet. Veyahut da velilerin üzerinden değişik kerametler gösterttirir mi? Evet. Onlar normalde onların görünmesi için bir sebep lazım değil mi?
Değil. Zaten sebepler silsilesinden olursa keramet olmaz. Sebepler silsilesinde olursa zaten o mucize olmaz. O sebepler silsilesinin dışında olması lazım ki keramet olsun. O sebepler silsilesinin dışında olması lazım ki mucize olsun. O zaman Cenab-ı Hak burada adetullahını yakar yıkar mı? Evet. Kendi pişmiş olduğu elbiseyi kendisi yırtar mı? Evet. Hani Davut'a dedi ya şu Davut'a taşlar dedi ya beni al aldı bir taş. Biraz daha yürürken bir taş daha dedi ki beni de al onu da aldı. Biraz daha yürüyünce üçüncü taş dedi ki beni de al onu da aldı. Ve ne yaptı? Callut'u onunla öldürdü. O taşlarla öldürdü. O güne kadar normalde Callut'u öldürebilen bir savaş aleti veya bir savaşçı var mıydı?
Yoktu. Bunun gibi. Veyahut da baktığımızda Ebabil'ler fil ordusunu yendi ya. Ne tank var ne tüfek var. Ne mızrak var ne ok var. Her Ebabil'in ağzında bir çamur. O çamurların hepsi de birer nükleer silah gibi. Bütün fillerin üzerinde ve askerlerin üzerinde fil ayrı asker ayrı hepsine geldi. Baktığınız zaman normalde sebepler üstünde bir şey. Bir çamur tanesi koca filin kafasını beynini dağıtıp komple yok eder mi? Hayır. Veyahut da bir çamur tanesi. Sanki o kimseye özel numune, özel olarak hazırlanmış bir vaziyette. O askerin kafasından aşağı girer de eritir. Altından çıkar mı o bir damlacık şey? Çamur tanesi. Öyle. Veyahut da filin kafasına düştüğünde görülmüyor bile.
Filin kafasını deliyor, pırırt aşağıdan çıkıyor. Normalde yani eritip gidiyor. O çamur tanesi nasıl eritti? Ve file baktığınızda ne kanama var ne bir şey var. Hiçbir şey yok. Fil olduğu yerde yıkılıveriyor bir anda. Veya insanlara baktığınızda bıçakla kesilse kan akacak. Kılıçla kesilse kan akacak. Okla öldürürse kan akacak. O askerlere baktığınızda üzerinde hiç kan akmıyor. Hiç kan yok. Askerin kafasında delik dahi yok. Eritiyor gidiyor. Veya filin kafasında deliği dahi görmüyorsunuz. Eritip gidiyor küçücük bir şey. Bu sebepler üstünde Cenab-ı Hakk'ın yarattığı şeyler. O yüzden normalde o isterse İbrahim'i ateş içinde besliyor mu? Evet.
Veya baktığımızda bir insan ve arkasında kendi kavmi suyun üstünde hepsinin birden yürümesi mümkün mü? Hadi bir peygamber kendisi yürüdü. Eyvallah. Hadi peygamberin üzerinde bu mucize görülebilir. Ama arkasındaki kavmi de suyun üstünde yürüdü. Ve Cenab-ı Hakk ayeti kerimede diyor ki, biz diyor arkasından melekleri görevlendirdik. Hani arkada firavunun askerleri kalmak isteyenleri de diyor, tabiri caizse derledik toparladık arkadan. Onları sıkıştırdık. Ve öndeki firavunun askerleriyle arkadaki firavunun askerleri birbirine yaklaştırdık. Birbirine sıkıştırdık ki bir tanesi kurtulmasın. Hepsi de boğulsun. Ve hepsi de suyun içerisinde bir anda helak oldu.
Aralarında yarım metre bile yok. Ve Cenab-ı Hakk ayeti kerimede diyor ki, biz bekledik. Bütün firavunun askerleri de suya girsin diye. Yani sizin bir metre önünüzde Musa'nın kavmi su onu almıyor. Bir metre bile yok. Arada bir perde var. Yani elini uzatsa Musa'nın kavmine ulaşacak öndeki firavunun askeri. Elini uzatsa o kadar arada hiç mesafe yok. Ve arkasındaki hemen böyle on santim arkadaki yerde tufan var. Bütün her şey yerle bir oluyor, helak oluyor. Ama on santim önde Musa ve kavmi selamette yürüyor. Hoş ona rağmen o kavim gene ona ihanet etti, nankörlük etti. O yüzden Yahudilerin hepsi de lanetlendi de.
Şimdi yine Yahudice düşünen tefsirciler var. Yahudice düşünen alimler var. Yahudice düşünen işte cemaat liderleri var. Hani bunların normalde o Yahudiler olmadığını, bu Yahudilerin iyi olduğunu savunmaya çalışanlar var. Yahudice düşünüyorlar. Yani o Filistinlilere yaptığı zulmü görmüyorlar. Hatta diyorlar ki Filistinliler teslim olsunlar Yahudilere. Barış içerisinde yaşasınlar. Yani kurtla kuzuyu barış içinde yaşatacak olan bir sistem. Ancak Hazreti Ömer Efendimiz de var. Hazreti Ömer Efendimiz zamanında Kudüs'te kurtla kuzu barış içerisinde yaşamış. Osmanlı zamanında kurtla kuzu barış içerisinde yaşamış. Ama şimdi görüyorsunuz. Filistin'de her gün Filistinlileri şehit ediyor.
İsraililer, Yahudiler her gün dünya suskun ne beklenebilinir ki zaten? Bir de işin en enteresan noktası o. Müslümanların başına bir şey geliyor. Dünya suskun. E susacak tabii. Ne yapacak yani? Bir Yahudiler kalkıp da İsrail'i mi kınacak? Veyahut da kalkacak gavur gavuru kınar mı? Biz Müslümanlarda böyle bir acziyet var. Hindistan'da bir şey oluyor, dünya suskun. Çin'de bir şey oluyor, dünya suskun. Ya ne olacak? Gavur gavurun dostu. Müslümanlar o kadar acziyet içinde ki. Kendilerince gayrimüslimlerden yardım bekler hale gelmişiz. Gayrimüslimlerden amandiler hale gelmişiz. İslam dışı her şeyden medet bekler hale gelmişiz.
O hale geldik. Bu da işin kolaycılığı bizi bu hale getirdiler. Gelme. Gelme kardeşim. Mücadele et. Gayret et. Kur'an ve sünnete sımsıkı yapış. İşte dünya meydanda. Zalim devletler istedikleri yeri yakıp yıkıyorlar. İşte biz meydandayız. Otuz yıldan beri PKK ile uğraşıyoruz. DHKBC ile uğraşıyoruz. Bir sürü terör örgütü ile uğraşıyoruz. On iki Eylül'de sağcıydı, solducuydu. Herkesi birbirine vurdurdular. Uyanık o. Kur'an sünnete sımsıkı yapış. Yarın öbür gün bize yine ne yapacakları belli değil. Adam binlerce tır silah yığıyor.
Suriye'ye. Bir terör örgütü oluşturuyor oradan. Kendi ajanlarıyla. Veriyor silahları. Dün PKK'ydı. Sonra Daesh oldu. Yok şimdi bir sürü kelime kalmadı. Aref kalmadı. Bu yeni değil. Bütün dünya. İlk katil Adem'in oğlu. İlk terörist o. İlk terörist o. Adem'in çocuğundan itibaren terör devam ediyor. Dünya üzerinden. Yani Habil'i şehit etti. Durdu mu? Babasından ayrıldı. Gitti ovalara yerleşti. Ovalarda devasa şehirler kurdu. Yağmaladı her tarafa zulmetti.
İlk küfür devletini kuran Adem'in oğludur. İlk küfür devletini kuran. İlk zulüm devletini kuran Adem'in oğludur. Şehirlere devasa ovalara devasa şehirler kurdu. Ve her tarafa zulüm yağdılar. Zulüm götürdüler. Adem aleyhisselam dua etti çok. Kur'an ve sünnete uygun o günkü şeyde Allah'ın hukukuna uygun bana bir evlat ver deyince Allah onu Şit'le müjdeledi. Sonra Adem aleyhisselam Şit Adem'in oğlu. Şit'e dini öğretti. Hukuku öğretti.
İlmi öğretti. Ona savaşmayı öğretti. Şit'in ilk savaştığı abisiydi. Şit'in ilk savaştığı abisiydi. Ve Adem aleyhisselam Şit'e dedi ki ovalara yerleşme. Ovaları yurt edinme. Enteresandır. Tavsiyesi. Aynı tavsiyeyi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de yapar. Son peygamber. Der ki ovalara yerleşmeyin. Adem aleyhisselam Şit'e dedi deniz kenarlarına yerleşme. Ovalara yerleşme. Dağları kendine mesken tut dedi. Ardından son peygamber Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Adem'in dediğini tasdikletti.
Tavsiyede bulundu. Dedi ki ovalara yerleşmeyin. Enteresandır. Deniz kenarlarını ve ovaları kendinize yurt edinmeyin dedi. Deniz kenarlarını ve ovaları yurt edinenler Adem'in zalim çocuğunun yolundan gidenler oldu. Dağları mesken tutanlar da Şit'in yolundan ve Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın yolundan oldu.
O yüzden normalde her şey burada Şit'in üzerinde Hazreti Allah öyle bir kerametler verdi ki Şit kilometrelerce ötedeki insanların konuştuklarını duyardı. Şit ve askerleri yürüdüğünde kilometrelerce ilerideki düşman askerlerinin içerisine korku gelirdi. Ve Şit Adem aleyhisselamın emrini yerine getirdi.
Abisinin kurmuş olduğu şehirleri bu noktada fethetti. Oradaki insanları Kur'an ve o gün için hakikate davet etti. Kabul edenler iman etti. Kabul etmeyip savaşanlar da katledildi. Bu değişmiyor bir şey. Bu devam ediyor. Şimdi peygamberlere Cenab-ı Hak bir şey verirken de sebepler silsilesinin üzerinde verdi. Bu manada konuşmuştum. Sebep ve vesilesiz denizi böldüler. Ekmeksizin buğday yığınını buldular. Çalışmaları yüzünden kum taneleri un olurdu. Keçinin yünlerini çektiler mi ellerinde ibrişim olurdu. Bu peygamberlere verilen mucizeler. Onlar normalde hani bütün peygamberler çobanlık yapmıştır ya. Bütün peygamberler yün değirmiştir.
Bütün hadisle sabittir. Bütün peygamberler çobanlık yapmıştır diye. Bütün peygamberler yün değirmiştir. Hz. Pir diyor ki o normalde bütün peygamberler yünü ellerine aldığında anında diyor iprik haline gelirdi. Normalde işte Musa aleyhisselam denizi böldü. Ekmeksizin buğday yığınını buldular. Yani orta yerde herhangi bir yiyecek içecek bir şey yok ama buğday yığını buldular. Sebeplerden devam ediyoruz Hz. Pir'den. Bütün Kur'an sebebi gidermeye aittir. Bütün Kur'an sebebi gidermeye aittir. Yani Kur'an sebeplerin üzerinden konuşur. Sebepleri yıkar. Neden? Akıl sebeplere yaslanır dayanır çünkü. Cenab-ı Hak da Kur'an'ı akıl üstü indirmiştir. Onu normalde akıl anlamaya çalışır onu.
İdrak etmeye çalışır. O yüzden hep gayret eder. Her dönem. Neden? Akıl üstüdür çünkü. Sebeplerin üstündedir. Sebeplere bağlı değildir. Sebeplerin üzerinden yürümez. O yüzden Kur'an ilahi bir kitaptır. Sebepler üzerinden yürümüş olsa bir aklın ürünü olduğu varsayılır. Ve insanlar der ki bunu bir Allah göndermemiş. Bunu bir insan yazmış. Ama sebeplerin üstünde akıl üstü olduğu için herkes ona itaat eder. Bu noktada onun önünde eğilir. Eğilmek zorunda. Neden? Akıl üstü çünkü. Eğilmek zorunda. Neden? Sebepler üstü. Hiçbir şey Kur'an'da bu noktada bir sebebe bağlamamış. O yüzden ilahi kitap, o yüzden hala da hükmü geçerli, o yüzden hala da tam çözümlenememiş.
Bakın tam çözümlenememiş. İslam'ın hukuku tamam, hukuk olarak çözümlenmiş. Fiiliyat çünkü. Hangi suça ne ceza verileceği Kur'an'la sabitlenmiş. Ama öbür türlü. Normalde müteşabih olanların bir sabitliliği yok. Akıl üstü çünkü. Bugün onu anladık dediğinizde anlamadığınızı çıkıyor. Yarın başka bir şey. Yarın başka bir şey, yarın başka bir şey. Her gün ayrı bir renkte. Her gün ayrı bir heyecanda. Her gün ayrı bir perdede. Her gün Kur'an'ın manası değişir mi bu manada? Müteşabihler açısından evet. Siz bakmayın televizyonlarda işte sadece okumayın bunu normalde anlamanız lazım diye. Gel bana anlat bakalım sen. Her gün oku.
Her gün onun manası kalbinde değişecek. Her gün tevhid çek. Her gün tevhid çekerken tevhidin manası da gönlünde değişecek. Her gün tevhid çek. Tevhidin sendeki tecelliyatı da değişecek. Her gün namazını kıl. Bir namazla öbür namaz arasında tecelliyat değişmiyorsa sen Allah affetsin özür dilerim ama namazı taklit ettin sadece. O namazın sendeki tecelliyatı değişecek. En azı ne? Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar. Sen namazı derinlemesine kılarsan namaz seni kötülüklerden alıkoyacak. Senin diline hükmetecek, gözüne hükmetecek, eline hükmetecek senin. Namaz hükmetecek. Sen öylesine namaz kılacaksın. Tam kötülük yapacaksın da namaz surete bürünecek, gözünün önüne gelecek.
Yapma diyecek. Sen tam konuşacaksın. Namaz surete bürünecek, gözünün önüne gelecek. Sus diyecek. Susacaksın sen o zaman. Veya sen tevhid çekiyorsun. Veya esman var, o esmayı çekiyorsun. Hangi esmadasın? Hüe esmasındasın. Sen tam kötülük yapacağın zaman Hüe esması surete bürünüp kalbini yaracak senin. Senin kalbinde öyle huuu diyecek, sen titreceksin, kendine geleceksin, ne yapıyorum diyeceksin.
Sufilik bu aslında. Bu sebepsiz gelendir. Bu sebepsizdir. Sufinin virdi onu korur. Neden? Hatalardan, günahlardan, yanlışlıklardan korur. Harama bakmaktan, haramı işlemekten korur onu. Sen virdini düzgün çekeceksin. Sen Mustafa Özbaki bir elinde kumanda, bir elinde tesbih, la la illallah, vay namussuzlar. Hep böyle tarif ediyorum ya. Böyle tarif etmemin bir sebebi var. Birisiyle konuşuyorum, o inat ediyor. Ben virdimi çekiyorum diyor. Bana da rüya anlattı. Ben de dedim ki, virdini çekmiyorsun düzgün bir şekilde. Çekiyorum dedi.
Allah Allah. Dedim, rüyandan çıkan sonuç bu. Ben dedim, böyle anladım rüyanı. Sağlı sollu yanaşın. O tekrar ben virdimi çekiyorum deyince, kendi kendime şüphe ettim. Allah'ım dedim. O zaman da böyle gençlik var tabii yani. Kim ne yapmış hemen bazı şeyler var. Onlarla fazla haşır neşiriz. Bu virdimi çekiyorum deyince dedim. Yanıldım mı acaba dedim ya. Öyle dedim. Bu dün gece nasıl vird çekti acaba dedim. Allah Allah. Yatmış şeyin üzerine, divanın üzerine. Ondan sonra bir elinde kumanda var.
Hem bir de sağ elinde kumanda. Sol elinde tesbih. Böyle la ilahe illallah namussuza bak. La ilahe illallah şerefsize bak. Böyle ders çekiyor. Allah'ım dedim. Ben daha mı yapıyorum acaba dedim ya. Şimdi bu işlerde abdest temiz olacak. Abdesti kaçtı, kaçmadı. Böyle abdesti dahi o kimsenin yerli yerinde olacak. Bütün sünnetleri, adapları. Siz abdestler geçersiniz. Bu iş incedir. Abdestinde leke olmayacak. Üstünde leke olmayacak. Çok affedersiniz. Donunda, oranda, buranda. Akıntı, serpinti. Necaset. Olmayacak. Aman ya burada bir leke var.
Böyle olmaz. Tertemiz olacaksın. Çamaşırın temiz olacak. Vücudun temiz olacak. Sünnetlere ittiba olacak. Sen öyle etek, koltuk, orman olmuş. Olmaz. En fazla üç gündür derviş için. En fazla. Üç günde bir temizleneceksin. Tertemiz olacaksın. Ağzın temiz kokacak. Vücudun temiz kokacak. Öyle bu işler öyle sufilik böyle. Geliver ayvazım, gidiver tingosum değil. Terse giderken, zikrullaha giderken tertemiz gideceksin. Abdestine dikkat edeceksin. Vücuduna dikkat edeceksin. Neden?
Zikrullaha lakasına oturacaksın sen. Affolmuş olarak kalkacaksın oradan. Melekler demeyecek, bunun üzerine necaset var. Melekler demeyecek, bunun ağzı nasıl kokuyor böyle. Gelen maneviyat demeyecek, bunun vücudu kokuyor. Bu hiç yıkanmadı mı? Hiç konuşmadın mı yıkansınlar diye. Basit değil.
Abdestin düpdüzgün olacak. Sünnetlere uyacaksın. Sünnete uymayan bir kimsenin üzerinde hiçbir manevi tecelliyat olmaz. Amaz, guslüdür, abdestlidir, yemesidir, içmesidir, yürümesidir. Sünnete uygun olacak. Sofrada oturman, kalkman, yemen, içmen sünnete uygun olacak. Çocuklarına davranışın, eşine davranışın, arkadaşlarına davranışın sünnete uygun olacak. Evin içerisindeki hal ve hareketleriniz, sokaktaki hal ve hareketleriniz, toplumun içerisindeki hal ve hareketleriniz, iş yerinde hal ve hareketleriniz sünnete uygun olacak. Her şeyiniz sünnet-i seniyeye uygun olacak. Kılınız, kıyafetiniz, saçınız, sakalınız sünnet-i seniyeye uygun olacak. Bakmayın siz o hadis-i sünnet düşmanı olan keferelere.
Bir kimse hadisleri reddediyorsa, sünnetleri reddediyorsa kafirdir o. Dinlenilmez o. Asla. Onu ancak ona cevap vermek için dinlenilir. O da alimlerin işidir. Bir kimse hadisleri inkar ediyorsa kafirdir o. Dinlenmez. Bir kimse sünnetleri inkar ediyorsa kafirdir. Dinlenmez. Dinlenilmesi dahi günah kebârdir o. Ancak ona cevap verecek olanlar onu dinleyecek. Adam belli mi? Belli. Hadisleri inkar mı ediyor komple? Evet. Hadislerle alay mı ediyor? Evet. Dinlenilmez o. İsmi belli mi? Belli. Ne zaman ki tövbe etmiş, hadis-i şerifleri kabul ediyormuş, tövbe etmiş, inkardan vazgeçmiş, o zaman dinlenir.
Öbür türlü dinlenilmez günah kebârdir dinlemek. Şimdi böyle o böyle işte ders çekiyorum deyince a gözümün önüne geldi. Dedim böyle mi çekiyorum dersi? Baktı. E dedim bu ders değil böyle. Bu tabi olmaz. Her çektiğiniz evrat surete bürünür. Surete bürünmeli. Ağzın temiz olacak. Neden? Virt'ten önce tövbe vardır. Sonra salatu selam vardır. Önce tövbedir. Neden? Temizlenir o kimse. Yüz sefer subhanallahi ve bi hamdihi subhanallahi lazim ve bi hamdihi estağfurullah el azim. Bunu söyler yüz sefer. Kim bunu yüz sefer söylese deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah onu affeder.
Hadis de sabit. O kimse oturur yüz tane subhanallahi ve bi hamdihi subhanallahi lazim ve bi hamdihi estağfurullah el azim. Subhanallahi ve bi hamdihi subhanallahi el azim ve bi hamdihi estağfurullah el azim diyerekten tövbe eder. Kim subhanallahi ve bi hamdihi subhanallahi el azim der ise onun adına cennette bir meyve ağacı dikilir. Hadise sabit. Sen bunu yüz sefer çekince temizlenirsin. Tövbeni ettin. Varsa eksik, kusur, yanlış, gözünden kaçan Cenab-ı Hak affı muğfiret etti. Temiz bir ağızla artık Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine selamlaşma geldi. Temizlendin.
Tertemiz oldun. Artık Hz. Muhammed Mustafa'yla sallallahu aleyhi ve sellemle selamlaşma zamanı. Onunla sohbet etme zamanı. Onunla hemhal olma zamanı. Onun kokusunu alma. Onunla nefeslenme zamanı. Artık tertemizsin. Tövbeni ettin ve oturdun. Artık Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ümmeti olmanın şerefi ile ona salatu selam edeceksin.
Allahümme sallallahu aleyhi ve sellem. Dediğinde o çünkü senin selamını alacak. Uzaklık, yakınlık söz konusu değil. Kim bana salatu selam getirirse bir melek onun ağzından çıktığı gibi o salatu selamı bana taşır. Benim kabri şerifimin başında da bir melek vardır. Ona getirir. Ona der ki ya Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem. Ümmetinden falanca sana salatu selam getirdi. O da der ki ben de ona salatu selam getiririm. Ben de ona salatu selam ederim. O melek hızla o salatu selamı getirene söyler. Hz. Muhammed Mustafa da ona salatu selam getirdi der. O senin salatu selamını götüren melek hızla gelir sana salatu selamı verir.
Ve böylece o meleğin görevi biter. Sen ikinci salatu selamı getirdiğinde yine hızla bir melek götürür. Yine bir melek getirir. Sen her salatu selamı da getirdiğinde o getirir götürür. O ahman tweetinde bakmayın siz. Peygamber 1400 yıl önce öldü diyen ahman. Orada yazdığına bakmayın siz. Bunlar hadis düşmanı bunlar. Bunlar peygamber düşmanı bunlar. Bunlar gavur. Hz. Muhammed'i Mustafa sağdır. Onlara ölü demeyiniz. Ayet de sabittir. Hz. Peygamber ve Adem'e kadar. Bütün peygamberler sağdır. Miraç hadisesini okumadılar mı? Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Kudüs'e varıncaya kadar kaç tane peygamberin kabrini ziyaret etti.
Ve baktım ki dedi hepsi de kabirlerinde namaz kılıyordu. Nerede peygamber ölü demiş? Peygamberlerin hiçbirisi de ölü değildir. Şehitlerin hiçbirisi de ölü değildir. Velilerin hiçbirisi de ölü değildir. Siz Abdülkadir Geylan Hazretleri deseniz duyar. Ölü değildir. Siz Hz. Hamza deseniz duyar. Ölü değildir. Hz. Hüseyin deseniz radıyallahu anh sağdır. Ölü değildir. Duyar. Siz Esselamu Aleyk'e ya Hüseyin derseniz duyar. Ölü değildir. Bu ahmak kafalılar, bu gavur kafalılar insanların imanlarını bozdular. Hiçbirisi de ölü değildir.
Hepsi de sağdır, hepsi de diridir. Bu çıplak gözle görülmez. Ne zaman görülür? Çıplak gözle de görülür. Ne zaman? Önce gönül gözüyle gördükten sonra görülür. Onun yolu o. Onun yolu o. Çıplak gözle de görülür mü? El cevap görülür. Normal. Bu direği gördüğünüz gibi onu da görürsünüz. Gözü açık da görürsünüz. Gözünüzü kapmadan, kapatmak şart değildir. Gözü açık da görürsünüz. Görmeyenler, körler, herkesi kör zanneder. Bilmeyenler, herkesi cahil zanneder. Cahil ya kendisi. Herkesi cahil görür. Cahil çünkü. Bilmiyor. Şeyhi olmamış. Olsa da, Mürşidi Kamil değil şeyhi. Şeyhi Mürşidi Kamil olsaydı, içlerinden muhakkak birilerinin gözleri açılırdı.
Şeyhleri Mürşidi Kamil değil. Evet. Bu yolda, Şeyhi Mürşidi Kamil olacak o kimsenin. Mürşidi Kamil ise, onun da delilidir. Dervişlerinden, gözü açık da, gözü kapalı da, mana ehlini gören vardır. Evet. Bu o kimsenin, kemalatıyla alakalıdır. E dervişler yetişmiyor. Bir tanesi de mi yetişmedi ya? E dervişler yetişmiyor. Bir tanesi de mi yetişmedi kardeşim? Böyle bir şey yok. Delilidir o. O şeyhin delilidir. O mürşidin delilidir o. Delildir o. Der ki Cebrail Aleyhisselam'ı gören var mı? Tak çıkacak oradan. Der ki Hazreti Peygamber'i gören var mı? Sallallahu aleyhi ve sellem. Tak çıkacak oradan. Çıkacak.
Bu işin delilidir. Manevi delilidir bu. Ya işte bunlar yalan söylüyor. Sensin yalancı. Seni kör gözlü kör. Sensin yalancı. Bunlar hayalliyor. Sensin hayalci. Hayalci olan sensin. Bunlar hayalperest. Sensin hayalperest. Biz hakikatteyiz. Sen hayalperestsin. Sen yalancısın. Sen körsün. Evet. Görünür. Ölü değil bunlar. O yüzden peygamberlere verilenler sebepler üstündedir. Şehitler sebepler üstündedir. Sıddıklar. Aslında peygamberlerden sonra gelirler. Sebepler üstündür onlar. Onların hepsi de sebepler üstündür. Sebepler bu dünyanın içerisinde işte ağacı sularsın yaprakları yeşirir.
O nedir? Ağacı sularsın. Su sebep oldu ona. Gübre atarsın. Meyvesi artar. Gübre sebep oldu ona. Musa'nın kavmine ağaç yok, yaprak yok, tarım yapılacak arazi yok. Çölün göbeğinde Cenab-ı Hak gökten sofra indirdi. Çölün göbeğinde, çölün göbeğinde damla su yok. Damla su yok. Damla. Cenab-ı Hak o Musa'nın kavmine, Yahudilere cennetten sofra indirdi. Sebepsiz. E İsa'nın havarileri dedi ya İsa'ya. Sen madem peygambersin bize delillendir. Ne istiyorsunuz dedi. Dedi ki Allah'a yalvar, Rabbine yalvar bize gökten sofra indirsin. Nereden biliyorlar?
Musa Aleyhisselam'dan biliyorlar. Musa Aleyhisselam'a mucize olarak böyle verildi ya, evet. İsa Aleyhisselam da imtihan ediyorlar. Diyorlar ki sen de yalvar, bize gökten sofra indirsin. İsa Aleyhisselam ne yaptı? Tertemiz bir abdest aldı. Ondan sonra secdeye gitti. Allah'a yalvardı. Dedi ki Ya Rabbi, böyle bir imtihanın içindeyiz. Cenab-ı Hak ne yaptı? Sofrayı onlara da indirdi, havarilere. Ama ne dedi? Sakın ha, ertesi güne ayırıcılardan olmayın. Bu dedi, devamlı gelen bir rızıktır. Cenab-ı Hak'tan bir sofra, devamlı geliyor. Ertesi gün ayırma işte. Ama havari de olsan, onu da görsen, nefsine uyuyorsun. Ertesi güne ne yaptı?
Ayırdı, Cenab-ı Hak o edebe ve ahdaba riayet edilmediğinden sofrayı kesti. Her edepsizlik, senin gökten inen sofranın kesilmesine sebeptir. Her edepsizlik, sana verilen nimetin kesilmesine sebeptir. Her edepsizlik, yağmurun yağmamasına sebeptir. Her edepsizlik, her edepsizlik, topraktan bitkilerin bitmemesine sebeptir. Yani çıkmamasına sebeptir. Her edepsizlik, senin vücudunda bir hastalıktır. Her edepsizlik, senin kalbinde bir hastalıktır. Her edepsizlik, senin aklınla kafanda bir hastalıktır. Her edepsizlikler, yanında hastalıkları getirir. Edepsizlikler, yanında nimetsizliğe getirir. Edepsizlikler, kolunda hamdsizlik, şükürsüzlük, zikirsizlik getirir.
Hızla tövbe edip, yeniden edeplenmek gerekir. Hızla tövbe edip. O yüzden, normalde Cenab-ı Hak dünya içerisinde hep bir şeyi sebeplerle verir. Ama bu sebeplerin üzerinde de Cenab-ı Hak yaratır mı? Evet. O yüzden, örneğin aklıma gelenleri söylüyorum. İbrahim Aleyhisselam rüyasında gördü İsmail'i kurban ettiğini. Bakın hiç sebebe bakmadı. Hiçbir şeye bakmadı. Tevil yoluna da gitmedi. Tuttu İsmail'in kolundan, onu rüyasında gördüğü yere kurban etmeye götürdü. Düşünsenize, Hacer annemiz de arkasında. Tek başına büyütmüş onu. Tek başına büyüttü. Kabe'de onu, Kabe'de yoktu o zaman. Tek başına büyüttü. Hiç kimsecikler yok yanında.
İmtihana bak. İbrahim Aleyhisselam onu bıraktı da gitti orada. Daha kundaktaydı İsmail. Küçücüktü. Ve onu yedi yaşına kadar getirdi. Ve İbrahim Aleyhisselam geldi. Rüyasında gördüğünü icra edecek. Sare'den İshak oldu. İshak, İshak'ın üzerinden Ben-i İsrail peygamberleri geldi. İsmail'in üzerinden de Hazreti Muhammed Mustafa geldi. Ve kurban etmeye götürdü onu. Kurban etmeye götürdü. Bir şeytan tecelli etti. Onu Hacer annemiz attı taşı. İkinci de bir daha tecelli etti. İsmail'e söyledi. İsmail attı taşı. Üçüncüsünde İbrahim Aleyhisselam'a geldi. Büyük şeytan dediğimiz. İbrahim Aleyhisselam taşa attı ona. Üç tane şeytan taşlama.
Ta oradan kaldı ritüel olarak. Ama o kurban bakın hiç ne yaptı? Rüyasına tabi oldu. Rüyasına tabi oldu. Gitti İsmail'i kurban etmeye. İsmail'e de anlattı. İsmail de dedi ki Allah'ın emrini yerine getir babacığım. Ben o emre itaat edenlerden olacağım. O emre itaat edenlerden olacağım. Kurban etmeye değil, kurban edilmeye giden için zor imtihan. Ondan sonra Cenab-ı Hak onlara kurbanlık bir koç getirdi. Dedi ki imtihanı geçtiniz her ikinizde. Bunu dedi kurban edeceksiniz. Ve İsmail'e bıçağı vurdu mu?
Vurdu. İsmail'e bıçağı vurdu. İsmail'e bıçak vurmamadı, sık yapmadı. Vurdu bıçağı. İmtihanı o. Ondan sonra Cenab-ı Hak ne yaptı? Ona kurbanlık koç verdi. Hatta İbrahim Aleyhisselam vurdu. Kesmedi bıçak. Kan akmıyor. Dedi ki bıçak mıkır. Kayaya vurduğu zaman kayaya ikiye ayrıldı. Bıçak keskin. İsmail'e kesmiyor. İşte peygamberlere sebepler üstü verir. Sen bıçağı vurursun, kesmez. Ateş seni yakmaz. Yakmaz. O sebepler üstüdür.
Sonra bunu ne yaptı? Cenab-ı Hak ümmet-i Muhammed'in velilerine keramet olarak verdi. Ahmet Er Rufay Hazretleri yıllar sonra kendisiyle alay ettiler Medine-i Münevvere'ye geldiğinde. Ona oda vermediler. Önceden Seyyid'lere, şeriflere misafirhane verirlerdi. Oda verirlerdi. Ona dediler ki sen Seyyid değilsin. Alay ettiler onu. Güldüler ona. Hep velilerle böyle olmuş. Velilerle alay edenler. Onların veliliğine inanmayanlar. Onlara taş atanlar hep çok olmuş. Koca Ahmet Er Rufay Hazretleri. Ona da böyle yapmışlar. Çok gücüne gitmiş. Üzülmüş kendi kendine. O kendi isteyerek değil, o üzüntüsüyle söylüyor. O hal, halet-i ruhiye içinde söylüyor. Diyor ki, bu fakir manada diyor, çok elini öptü.
Seninle çok sohbet etti. Ama diyor, buraya kadar geldim ya. Senin kabr-i şerifinin başındayım. Çünkü diriliğine inanıyor. Diri. Ölü demeyiniz. Diri. Diri, diri. Fakir isterdi ki diyor, bu günahkar dudaklar, senin o mübarek elini öpsün. Hitap, öp ya veledi. Bütün herkes duyuyor orada. Öp ya veledi. Oradaki dervişler duyuyor. Oradaki hüccac duyuyor. Mübarek büyük bir edeple Hz. Muhammed Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellemin elini öpüyor. Ve oradaki hüccac, oradakiler şahit oluyorlar. Beş yüz yıl sonra, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek nurlu elini görüyorlar.
Hepsi kendinden geçiyorlar. Hepsi kendinden geçiyor. Hepsi kendinden geçiyor. Farkında değiller. Fırıncı fırına atıyor kendini. Kebap pişiren ateşi kurcalamaya başlıyor. Kendinde değil. Kasap eline vuruyor. Kendinde değil. Ama eli kesilmiyor. Herkes kendinden geçiyor. Kimisi hançeri çıkarıyor, kendine vuruyor. Kendinden geçiyor. Farkında değil. Ahmet Ar-Rufu'a Hz. Terbiye bakıyor ki, herkes kendinden geçmiş. Diyor ki, Ya Rabbi, bizim yolumuzdan gelenlere delil olarak kalsın mı? Kapının ağzını boşaltın. Sağlı solu biraz daha geliyor. Cenab-ı Hak velilerine de böyle keramet veriyor.
Nasıl? İşte böyle sebepler üstü. Bakın sebepler üstü. Bunlar sebepler üstü. Sebebe bağlı değil. Cenab-ı Hak sebebe bağlı kalmaksızın böyle verir mi? Verir. Rüzgar hakkın emriyle ateş olur. Her ikisi de Allah şarabıyla sarhoş olmuşlardır. Hiç rüzgar ateş olur mu? Oldu. Kimde oldu? Hud Aleyhisselam'da oldu. Hud Aleyhisselam'da rüzgar ateş oldu. Hud Aleyhisselam'da rüzgar aynı zamanda ne oldu? Dondurdu, buz gibi etti. Kimisini normalde dondurdu, buz gibi etti. Kimisini yaktı, yıktı. Rüzgar. Ateş olur mu? El cevap olur. Sen soğuk zannedersin, ateş olur o. Ey oğul! Eğer gözünü açarsan, hilim suyunun da, hışım ateşinin de haktan olduğunu görürsün.
Eğer senin mana gözün açılırsa, eğer senin manan açılır, senin kalp gözün açılırsa, o hilim suyu dedi, yumuşaklık insanlara sekine veren, o hışım ateşi dedi, şedid, celaliyet, her ikisinin de haktan olduğunu görürsün. O yüzden dedi, Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, ne dedi, kahrın da hoş, lütfun da hoş.
Ben de yemem. O demiş. Herkesin harcı değil öyle şeyler. Öyle birbirlerinize de öyle söylemeyin. Böyle ucuz dervişlik bunlar. Ha, kahrın da hoş, lütfun da hoş. Bir kahır gelsin de göreyim seni. Hoş mu geliyor, boş mu geliyor, dolu mu geliyor? Allah'tan afiyet dileyin. Kaldıramayacağımız yük ile bizi yüklemesin. Bizim kaldıramayacağımız bir imtihan bize vermesin. Cenab-ı Hak cümlemize maddi manevi afiyet nasip eylesin. Dünyada da, ahirette de bizlere afiyet versin. Bizim gücümüz yok. Biz böyle şataat ehli olamayız. Rabbimizi şataattan korusun. O yüzden büyüklerin sözlerini kullanmak küçüklere vazife değil.
Küçükler onu anlamaya, idrak etmeye çalışırlar. Öyle büyüklerin sözlerini kendinize böyle dilinize pelsenek etmeyin. Allah muhafaza eylesin. Amin. O öyle kolay değildir onlar. Bir rüzgar eser, nereye savrulacağını bilemezsin. Bir imtihan gelir, çatar sana, ezilirsin altında. İsyan edersin. Allah muhafaza eylesin. Amin. Hiç öyle düşünmeyin. Allah'tan hep afiyet isteyin. Allah'tan hep kolaylık isteyin. Allah'tan hep bu noktada hayırlı rızık talep edin. Cenab-ı Hakk'a hamd edin. Sakın ha. Şataata düşmeyin. Allah muhafaza eylesin. Amin. Öyle boş böyle birisi söylemiş. Eyvallah. Hani halacı Mansur Enel Hak demiş ya.
Sen Mansur olmaya kalkma kardeşim. Sen Mansur değilsin. Hani bunu bana sorarlarsa işte. Halacı Mansur burada ne demek istemiş. Dün bunu söylediğinde her gece yüz rekat nafile namaz kılmadan yatmazdı. Bunu anlaman için senin her gece yüz rekat nafile namaz kılacağız. Ha iki rekat bile kılamıyoruz. Biz beş vakit farz namazı zor kılıyoruz. Ama halacı Mansur'u anlamaya çalışıyoruz. Böyle Ümmet-i Muhammed'de bu tip şeyler var. Allah muhafaza eylesin. O yüzden gözü açmak lazım. Gözü açmak lazım. Sufilik gözü açmaktır. Bu da nedir?
Bu da güzel ahlaklıdır. Bu haram yemeden takvaya ulaşmaktır. Bu helal dairede yaşamaktır. Bu kimseyi incitmeden hayatına devam etmektir. Bu incitirsen harama helala dikkat etmezsen farzını, sünnetini, vacibini bilmez de yerine getirmezsen olmaz canım kardeşim. Olmaz. Haramın içerisinde yaşarken sende manevi göz açılmaz. Olmaz. Olmaz. Birinde olur. Olur. Sana ölçü değil o. Bilemezsin ona lütuftan mı verilmiş, kahırdan mı verilmiş. Sen hayırlısını iste. Gözün açılır da helak olursun bir daha. Allah muhafaza eylesin.
Mahşerde tutar yakandan. Kimse görmüyordu, sen görüyordun. Kimse bilmiyordu, sen biliyordun. Kimse duymuyordu, sen duyuyordun. Gel bakalım. E şimdi de bu tarafı var. Eee? O hesabı nasıl vereceksin? Allah muhafaza eylesin. Hayırlısını isteyelim. Hayırlısını isteyelim. Aman illaki göreceğim Allah, göreceğim Allah. Yok kardeşim otur, kulluk et. Kulluk et, kulluk. En güzel, en büyük makam kulluk makamı. Sen kulluk et. Farzıra sımsık yapış. Sünneti seniyeyi yerine getir. Hem ibadet noktasında hem ahlak noktasında. Hem de şüphelilerden kaçmak, haramlardan kaçmak noktasında. Dini ince bir perdede yaşamaya çalış.
Hani Yunus demiş ya, ele geleni yersin, dile geleni dersin. Böyle dervişlik dursun, sen derviş olamazsın. Bu noktada tutma kendini. Allah muhafaza eylesin. İyi insanlar olalım. İslam, iyi insanlar üretir. İslam, güzel ahlaklı insanlar üretir. İslam, güzel bir hayat üretir. İslam doğrudur. Doğru olan İslam'ı, doğru yaşayanlar, güzel insanlar olur. İyi insanlar olur. Numune insanlar olur. Protip insanlar olur. Protip insan. İnsanlar ona baktıklarında akıllarına Allah gelir. İnsanlar onlara baktıklarında akıllarına İslam gelir, din gelir.
İnsanlar onlara baktıklarında akıllarına sünnet-i seniye gelir. Bir kimse size baktığında aklına Allah geliyorsa sen iyi insansın. Bir kimse sana baktığında, bırak şu adamı ya, dışı yeşil türbe içi estağfurullah tövbe diyorsa Allah muhafaza eylesin. Sana baktıklarında akıllarına Allah gelecek. Sana baktıklarına akıllarına Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem gelecek. Sana baktıklarına akıllarına İslam gelecek. Bu ne demek? Senin kılığın, kıyafetin temiz olacak. Saçın, sakalın temiz ve düzgün olacak. Sünnete uygun olacak. Bıyıkların sünnete uygun olacak. Tavır ve davranışların sünnete uygun olacak. Yolda yürüyüşün sünnete uygun olacak.
Milletin penceresinden içeri bakacağım diye uğraşmayacaksın. Milletin valla neresine kadar soyunmuş hatunu görüyor musun? Lanet olsun bunlara. Sana ne? Bakmasana sen. Gözünü arandan çakın. Sana ne dekoltesinden? Sen doğru Müslüman ol. Bakma. Birinci bakış Allah'tan. İkincisi nefsinden. Üçüncüsü şeytandan. Adam diyor gördün mü? Hocam bu kadar da yeteği diyor. O kadar oluncaya kadar nasıl baktın dedim. Metre mi tuttun? Haramdan gözünü uzak tutun diye. Ayet var dedim. İnanan kadınlar ve inanan erkekler. Gözlerinizi haramdan uzak tutun. Gözünü haramdan uzak tut.
Elin kadınla, kızınla ne bakıyorsun sen? Neresi açıksa açık. Sana ne? Sen gözünü çevirmeden yürü. Ondan sonra bizim halimiz neden açılmıyor efendim? Açılmaz. Gözünü haramdan koru. Dilini haramdan koru. Kulağını haramdan koru. Elini haramdan koru. Ayağını haramdan koru. Kalbini, kalbini haramdan koru. Koru haramdan. Aklını haramdan koru. Haramdan koru. Haramın içerisinde vıcık vıcık olma. Bir yakışıklı delikanlı sen değilsin. Bir güzel bayan sen değilsin.
Allah ne güzellikler yaratmış. Kendini yakışıklı görüyorsan Yusuf'u düşün. Kendini güzel görüyorsan Züleyha'yı düşün. Sen kendini güzel görüyorsan Hazreti Fatıma'yı düşün. Sen kendini güzel görüyorsan Hazreti Hatice'yi düşün. Sen kendini güzel görüyorsan Hazreti Ayşe annemizi düşün. Sen kendini güzel görüyorsan Hacer annemizi düşün. Sarı annemizi düşün. Kendini güzellik kraliçesi görme. Tevazu göster. Yapma. Kendini yakışıklı görüyorsun. Yusuf da mı aklına gelmedi? Kendini yakışıklı gördün. Hazreti Muhammed'i Mustafa da mı aklına gelmedi? Kendini yakışıklı gördün. Hazreti Ali Efendimiz de mi aklına gelmedi? Yemin ediyorum vallahi de, billahi de, tillahi de.
Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretleri'nin suretinden bir parça görseniz yakışıklıyım diye düşünemezsiniz. Kafanızı kuma gömersiniz. Hazreti Hüseyin Efendimiz'in gözlerine bakamazsınız. Vallahi bakamazsınız. Billahi bakamazsınız. Utanırsınız kendinizden. Bakamazsınız. Kendinizi bir şey zannetmeyin. Bayanlar. Hazreti Fatımat'ül Zehra'nın gözünü dahi göremezsiniz. Göremezsiniz. Görseniz kendinizden geçersiniz. Kendinizi asla güzel dahi görmezsiniz. Ölünceye kadar kafanızı kuma sokarsınız. Kafanızı kumdan dışarı çıkarmazsınız. Bırakın gözünü serçe parmağını gösterse biz güzeliz demezsiniz. Biz güzeliz demezsiniz.
Allah muhafaza eylesin. Haramdan uzak tutun kendinizi. Öyle hem kendinizi de aklınızı da harama düşürmeyin. Kalbinizi de harama düşürmeyin. Gözlerinizi de harama düşürmeyin. Elinizi ayağınızı harama düşürmeyin. Bırakın kim neyini sergiliyorsa sergilesin. Siz Allah'ı zikredin yürüyün. Allah'ı zikredin yürüyün. Allah'a hamd edin yürüyün. Allah size verir merak etmeyin. Allah size verir. Siz gözünüzü harama yumarsanız Cenab-ı Hak gözünüze helalın en güzelini verir size. Rabbim bizi helalları yaşayanlardan eylesin inşallah. Rüzgarın canı hakka vakıf olmasaydı at kavmini müminlerden nasıl ayırt ederdi.
Buradan devam edeceğiz inşallah. Haklarınızı helal edin. Bizden yanı da helal olsun. Allah gecenizi hayır etsin inşallah.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.