Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 30 Temmuz 2022 · 1:11:37
Enzübillâhü bineşşeytanirracim, Bismillahirrahmanirrahim, eftali zikr fâlimennâhû, la ilâhâ, Resûlullah cemiyen enbiyâin ve mürselîn, velhamdülillâhi rabbil âlemîn, selâmün aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin inşâAllah, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin, Cenâb-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'e hakka hak, batılı batıl bilenlerden eylesin, hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, gayret eden, cihad eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin,
Rabbim cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed'i Kur'an ve sünnet-i seneye sımsıkı yapışıp yaşayanlardan ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin, Rabbim şeytana, nefsimize, heva ve hevesine uydurmayıp, kendi sırat-ı müstakiminde dosdoğru giden kullarından eylesin, Amin, ecmeyin, kaldığımız yerden devam edeceğiz inşâAllah. Dördüncü kapı, yedinci makam. Bunlar biraz tabii böyle manevi olgular, oluşumlar. Bunların böyle çok zahirle bir bağı bağlantısı yok. Bunları nasıl, ben yazıya dökmekte zorlanıyorum. Kelimeye dökmekte zorlanıyorum. O yüzden hepinizden de affınızı istiyorum. Yani bu tip, mesela bu akşam sırrı konuşacağız. Sır nedir? Tasavvufta, tarikatta, sufilikte nasıl tecelli eder, nerededir, ne değildir?
Ama bunu konuşurken de gerçekten bunları böyle yazıya dökmenin sıkıntısını yaşıyoruz. Yani o yazıya dökme noktasında gerçekten problem yaşanıyor. O yüzden hani beni mazur görün eksiklikten ve noksanlıktan dolayı. Bunlar seyri sülükte yaşanan şeyler. Seyri sülükte yaşanan olunca her yaşayan kendisine ait yaşar. Bunu yazılı kitaplardan, yazılı eserlerden bakarsanız, bir başkasının yaşadığını okumuş olursunuz.
Ama bu halde de aynıdır, rüyalar da aynıdır. Bu tip manevi tecelliyatlar insanların kendilerine göredir. Her dönemde bu farklılaşır. Kenel kaideler, ölçüler belki de çok fazla değişmez. Ama ve lakin her dönemin veliliği, her dönemin üstadlığı, her dönemin mürşitliği, dervişliği, her dönemin kendine ait bir zakirliği, nakipliği, nükabbalığı, halifeliği, bunların hepsi de bir dönemsel olarak değişkenlik arz eder.
İki, bir de şahıslara göre değişir. O yüzden birisinin gördüğü rüyayı öbürki görmez. Birisi rüyayla gider, birisi hal ile gider. Birisi hiç rüya görmez, hiç hal görmez. Ama ve lakin yine yol alır. Bu, dervişlerin kendilerine ait yoldur çünkü. Birisi sabahtan akşama kadar hal görür ama bir makama erişemez. Birisi hiç hal görmez, o bir makama erişir. Birisi her gece rüya görür ama ve lakin kalp göz açılmaz. Birisi hiç rüya görmez, o kalp göz açılır. Birisi ne hal görür, ne rüya görür, bakın ne hal görür, ne rüya görür, hiçbir şey görmez. Ama ve lakin yolda giderken uyanık bir şekilde görür, gör yani. Uyumasına gerek yok, gözünü yummasına gerek yok.
O yüzden bu tip manevi tecelliyatlar veyahut da içsel olarak baktığımızda eskilerin tabiriyle letaifler herkese göre değişir. Birisi mesela işte bir yetimin başını okşar, arşarlığa ulaşır, öbürki bir açı doyurur, arşarlığa dolaşır. Öbürki bu sefer ben yetimin başını okşadığım için arşarlığa dolaştım diye. Nerede yetim var onu arar onun başını okşamak için. Öbürki de ben bir açı doyurdum. İkisi de hadisi kutsiyle de hadisi şerifle de sabit. Ben bir açı doyurdum, arşarlığa ulaştım diye. O da aç arar kendine. O yüzden sufilikte her hal, her makam, her tecelliyat sufinin kendisine göre, o zamana göre, o ihtiyaca göre değişir. Bunu bir kez daha bir kenara koyalım.
Bizim sohbetlerimiz, benim sohbetlerim, bu tip manevi sohbetler benim kendimle alakalı. Bu ölçümü arkadaşlara, kardeşlere değil. Neden değil? Bu benimle alakalı. Bu bir başkasıyla alakalı değil. Benim halet-ül ruhiyem, benim yaşadıklarım, benim gördüklerim, benim çektiklerim, benim sıkıntılarım, benim mutluluklarım, benim sevinçlerim, benim hüzünlerim, beni bağlayan şeyler. Benimle alakalı bunlar. Bundan 200 yıl önce farklı bir sufilik yaşıyordu insanlar. Bundan 400 yıl önce farklı bir sufilik yaşıyorlardı. Bundan 600 yıl önce farklı bir sufilik yaşıyorlardı. Şu anda da herkes sufilik yaşıyor. Bir sürü dergahlar var, tarikatlar var, cemaatler var, şeyhler var. Ondan sonra her şey var. Herkesin de yaşantısı kendine ait.
Kendine ait bir hayat sürüyorlar. Muhakkak ki hepsi de hizmet etmeye çalışıyorlar. Bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. İnşallah hepsi de insan yetiştiriyorlardır. Bu konuda kimseye laf söyleyecek noktada değiliz. Allah bizi affetsin. Ama bunlar normal değil. İnsanların kendi şahsı maneviyatına bağlı şeyler. O yüzden bunu özellikle bir belirtelim. Yani geçen haftaki dersle alakalı. Bu haftaki ders ve önümüzdeki derste de işte şey var. Daha hazırlık yapmadım mı? Manayı bilmek var. Sonra manevi yolculuk var. Sonra ilahi varlığa ulaşmak var. Yani fena filah, bekabilah'a doğru yolculuk alıyor sohbet. Şimdi böyle olunca normalde kalbin halleri mi, bu letaiflerle alakalı meselelerin hepsi de kalple alakalıdır.
E kalbin de bir sürü türlü türlü hali var. Herkes kendi yaşadınca, kendi tecrübesiyle bunu konuşur. Yaşadığı yoksa, tecrübesi yoksa konuşacak bir şey yok. Ama söz konusu olan sır zaten adı üstünde sır. Bakın adı üstünde sır zaten. Bu çok konuşulabilecek, çok böyle açıklanabilecek bir şey değil. Ama elimizden geldiğince, dilimiz döndüğünce inşallah bir şeyler anlatmaya, açıklamaya çalışacağız. İnşallah. Sır, lügatte gizli tutulan, kimseye söylenmeyen şey. Yani birisine bir sır veriyor, lügatte gizli. Hani iki kişinin arasında konuşulan şey, iki kişinin arasında sırdır. İki kişi bilhassa sufilikte, bu çok ehemmiyetlidir. İki kişi bir şey konuştu, çok basit bir şey de olabilir bu.
Bu iki kişinin arasında sırdır. Neden buradan başladım? Çünkü iki kişinin konuştuğunu birisi dışarı aktarıyorsa, ona manevi sır vermezler. O sırrı ifşa ediyor. O orada kalır. Üç kişi konuştu, üç kişinin arasında kalır. Bu sırrı tutabilenler, manevi yol alırlar. Eşinin sırrını tutan, çocuklarının sırrını tutan, iki kişinin arasındaki meseledeki sırrı tutan, bunlar manevi yol alır.
Sırrı tutamayan, sırrı ifşa eden kimse manevi yol alamaz. Muhakkak onun sır tutması gerekir. Bir zakir, bir nakip, bir nükabba, bir çavuş, bir ders yaptıran kimse sır olması gerekir. Eğer oradaki bir topluluktan birisinin, iki kişinin arasında konuşulduğunu üçüncü kişiye aktarıyorsa, o sırdaş değil. O manevi olarak yol alamaz o.
Şimdi bazen zaman zaman arkadaşlar hani yol alamıyoruz filan derler. Bazen şeyler, bazı şeyler ince ayrıntılarda saklıdır. Ben bazen şakadan da olsa söylerim ama ciddiyimdir ben. Derim ki ben eğer bir gün aklımı yitirecek olursam beni bir yere kapatın. Sebep, hiç kimsenin sırrı benden çıkmasın. İki kişinin arasında bana çok şey anlatırlar, sır. Kalır bende o. Onu ikinci bir şahsa aktaramazsın. Bunu böyle iyice belleyin ki aktarmayın. Bilhassa ders yaptıranlar, zakirler, çavuşlar, nakipler, nükabalar, her ne var ise onlara birisi, ben onlara birinci derece derim ki hiç kimsenin derdini dinlemeyin. Probleminin içine girmeyin. Sebep, onun derdini sen bir başkasına aktarırsan veya eşini aktardın veya çocuğunu aktardın.
Sen sırrı ifşa ettin. Bilsen dahi bilmiyormuş gibi davranacaksın. Aa öyleymiş mi? Başkası anlatıyor. Senin bildiğini de biliyor belki de. Aa öyleymiş mi? Biliyorum yok. Evet ben biliyorum ya bana anlattıydı. Ya bunu demene gerek yok. Burada benlik giriyor işin içerisine. Benliği olan kimseye de sır vermezler. Yok. Sen bilsen dahi bilmiyorum diyeceksin. Sen rüyanda da görebilirsin onu. Sen o rüyanı da unutacaksın. Halinde de görebilirsin. Evet ben bunu rüyamda gördüydüm. Onu diyemezsin. Onu söylediğin an batarsın. Şimdi lügatta neymiş? Sır. Gizli tutulan, kimseye söylenmeyen şey. Ama asıl sır ne?
Bizim anlatmaya çalışacağımız şey ne? Akıl ve idrakin kavrama sahasında dışında, kavrama sahasının dışında kalan şey. Yani normalde sufilikte, tasavvufta yoldaki sır aklın ve idrakin dışında kalan bir şey. Sen onu akletmeye çalışma. Sen onu kavramaya çalışma. Bu aklın işi değil. Bu normal senin idrakinin işi değil. Tecelliyata ram olmak derim ya. Tecelliyata ram ol. Onu hiç kimseye aktarma. Onu hiç kimseye söyleme. Çünkü bu aklın dışında bir şey. Bu idrakin dışında bir şey. Hani aklın dışında bir şey.
Allah rüyada görülür mü? Hadis-i şerif var. El cevap görülür. Ama aklın dışında bir şey bu. Yani Allah çünkü, Allah affetsin. Yani görünen bu manada, zat olarak, bu görünen bir varlık değil. Şimdi bir kimse ben Allah rüyamda gördüm dediğinde, aklın dışında bir şey bu. İdrakin dışında bir şey. Ama hadislerimizde zahir olmuş, söyleyecek bir laf yok. İlim olarak var. Demek ki sır ne? Aklın ermediği, idrakin patinaj çektiği bir şey. Ve Cenab-ı Hak'ın, Cenab-ı Hak'ın insanların aklının ermeyeceği, ermeyeceği, hikmeti, bunu akıl erdirmek mümkün değil. Bu direkt Cenab-ı Hak'ın yine insana veriyor, kuluna veriyor.
Hemen bunu da altını çizeyim, kime veriyor? Kendisine seçtiğine veriyor. Bu böyle herkese afun tufun edilecek, dağıtılacak bir şey değil. Allah dilediğine kendisini seçer. Ayet-i kerime. Allah kendisine seçmiş olduğu kullara bunu veriyor. Bunun da altını çizeyim. Bunun eserlerde, kitaplarda buna bakarsanız, bu sadece mürşitlerin, velilerin hali olarak söylenir. Ben bunu küstahlık yapıp değiştiriyorum demiyorum. Ama bu, velilik yolunda gidenlerde de görülebilecek bir şeydir. Bu, dervişlik yolunda, ser-i sulukta yürüyenlerin yaşayabileceği bir şeydir. Onlar da zaman zaman, akıl ve idrakin üstünde tecelliyatlara mazhar olabilirler.
Bu kapıyı kapatırsak eğer biz, yolun kapısını kapatmış oluruz. Yolun kapısını kapatamayız. Bu yol herkese açık. Emmara, levame, mülhüme, mutmainne, radiye, mardiye, safiye, nefis meratiplerinde yürüyen bir kimsenin, önünde, yani emmarede, levamede, mülhümede görülmese dahi, mutmainne de, radiye de, mardiye de, kırıntıdan fazla mardiye de, ama mutmainne de, kırıntıları başlasa diyelim, ileriye doğru insanların, dervişlerin, sufilerin yaşayabileceği şeyler.
Bu, normalde, sufi dilinde de, bedendeki ruh gibi, bakın, bedendeki ruh gibi, kalbe konulmuş, kalbe yerleştirilmiş veyahut da kalbe yerleştirilen, ben böyle şeyleri söylerken, bunların hepsinin de, hepsinin de, eski dilde bu letaiflerin herkesin kalbinde var olduğunu, ama kalpte harekete geçmediğine, geçirilmediğine inananlardanım.
Çünkü, bir şey olmazsa, o harekete geçmez. Ve, bir şeyin olmayışı, diğerlerine adaletsizlik olur. O zaman, hepimizin kalbinde bu letaifler var, ama, hepimizde harekete geçmiş, değil. Hepimizde harekete geçmiş olsa, mesele hallolacak zaten. Ve, bu, biz bunu Allah'ı tanımada, veya müşahede etme olarak nitelendirdiğimiz, bu yedi tane batini letaif var. Bu yedi batini letaiften, birisi bu sır. Bakın, yedi letaif var. Şimdi, bu, biz onlara, Rabbani letaif diyebiliriz.
Veyahut da, hani, Perşembe günü sohbette konuştuyduk. Aziz İddin Nesif'in, Nesif'in bitkisel ruh, ondan sonra, diye nitelendirdiydim ben, şöyle ruh, böyle ruh diye. Bunun gibi, letaifler var. Mesela işte, ne medeni ruh. Aslında hepsi de, bunların manevi tecelliyatları var, insanların üzerinde. Veyahut da bitkisel ruh. İnsanın üzerinde var, hayvani ruh. İnsanın üzerinde var, insani ruh. İnsanın üzerinde var, sır. İnsanın üzerinde var, letaif olarak. Ve, örneğin, sırr-ül sır veya sırr-ül esrar. Ben bunu sırrın sırrı olarak görüyorum. Benim dilim buna sırrın sırrı der. Bu da, bu letaif olarak, bu insanın üzerinde var bu.
Ve, bu yolun yolcusu, yani, sufi yolcusu, bu letaifleri geçer. Bu letaifleri yaşar. Bir, ya bilinçli bir şekilde yaşar. İki, bilinçsiz bir şekilde yaşar. Bilinçsiz bir şekilde nasıl yaşar? Bizdeki eğitim gibi. Rüya görür, rüyasında biz onun esmasını değiştiririz. Rüya görür, rüyada bir esma çeker, ona farklı esma veririz. Nefis meratibleri olarak, o kendiliğinden, mesela gözünün önüne gelmeye başlar bazı şeyler. Bu, insanı kabız haline sokmuyor. Sufi, yetişirken burada daha rahat yetişiyor. Bu, benim, bu, bu, bu fakirin ta bayındırdan beri tespit ettiği bir şey bu. Ona, eğer sufiye bir makam, bir mevki, bir şey söylersen, Allah affetsin, nefsini uyuyor, tükküt, tek düşüyor.
Konuşmazsan bunu, hani bunu konuşmuyorsun, o kendini hep böyle, daha iyi oluyor, tabiri caizse, kendini hep böyle yerde görüyor, derviş. Hep kendini yerde, paramparça görüyor. Habire Müslüm'den okuyor, paramparça diye. Öbür türlü ona desen ki, sen mutmainliğe geldin, senin esman şu, o oldu, bitti, sıra dağları o yarattı sanki. Veya birine diyorsun ki, burada ders yaptır, bir bakıyorsun, adam ne şeyhi ya, haşa, şeyhliği bırak, adam neredeyse peygamberliğini ilan edecek, veya kadın orada. yani, o kimsede makam geldikçe, o kimse hiçliğe gideceğine, o kimseye manevi haller açıldıkça, o kimse kendisini daha da, kendisini aşağı çekeceğine, bir bakıyorsun ki, adam kendisini arşelaya koymuş.
Bu, bugünkü dervişlerin yetişmesinde zorluk bu. Ve bir bakıyorsun ki, işte, emmariyle evameye geçmiş, mülhümeye gelmiş, mutmainliğe geçecek, işte bir hal görmüş, veya bir rüya görmüş, bir bakmışsın, adam kendisini hoca dedirttirmeye başlamış, abi dedirttirmeye başlamış, baba dedirttirmeye başlamış, neredeyse şeyh dedirttirecek kendisine. Bu, onun zararına, mahviyete doğru gideceğine, mahviyete doğru gideceğine, bir sufi, bekabillaha ulaşıncaya kadar, mahviyete doğru gidecek. O hep mahviyet makamında duracak. O hep kendini aşağı vuracak. Ama aşağı vurmayınca sıkıntı. İşte, normalde bunların hepsinde, bu letayiflerin hepsinde, bütün herkeste var.
Yani, her bir, ruhun tanımı, veyahut da, tecelliyatının, farklı farklı yetenekleri, farklı farklı işlevleri var. biz bunu, nasıl Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarını, sıfatlarını, tecelli edince, idrak ediyorsak, Allah'ı tanımlamada, sıfatların tecelliyatına göre, biz Allah'ı tanımlayıp biliyorsak, ruhun da, tecelliyatlarına göre, ruhun tecelli ettiği alana, ve işlevine göre isim kullanabiliriz.
Mesela işte, deriz ki, madeni ruh, maden gibi yani, madeni ruh, o zaman ne oluyor? İskelet sistemini ayakta tutan, iskelet sistemiyle alakalı. Şimdi diyeceğiz ki, ya bu ruh, hepsinde içine alır, tek kelime, evet içine alır. Ama tanımlama açısından, işlevsel açısından, madeni ruh, o kimsenin iskeletiyle işlem görür. İşlev görür. Ardından ne? Bitkisel ruh var, değil mi? Yani geçen gün de söyledik, insandaki tecelliyat nedir? İnsandaki tecelliyat, karaciğerindedir. Öbür türlü bitkilerin üzerinde de, ben onu akıl olarak da nitelendirdim ya, bitkilerin üzerinde de var mıdır? Evet. Aynı o bize, bizim üzerimizde de tecelliyatı var mıdır?
Bitkisel ruhun, evet. Bu nerededir bizde? Odak noktası neresidir? Karaciğerdedir. Ve, karaciğerle beraber, sindirim sistemiyi, bunun üzerinde çalışır. Manevi olarak. Böyle tuhaf bakıyorsunuz, tuhaf bir şey mi anlatıyorum? Biraz tuhaf mı oldu? Allah hakkınızı helal edin ya. Helal edin. Bu insanın büyümesiyle alakalı, besinlerle alakalı, yediğiyle içtiğiyle alakalı, ve yediğinin içtiğinin vücudundaki tecelliyatlarıyla alakalıdır.
Yani düşünebiliyor musunuz? İşte ne içiyorsunuz? Kahve içiyorsunuz. Yani bu, sizde kahve, sizde farklı bir şeye dönüşüyor. Dönüştürüyor o. İşlevi var onda. E şimdi, bunun gibi, mesela işte, hayvansal ruh, o normalde, kalbin içinde değildir mesela o. Kalbe böyle yakındır. Kalbin içinde oturmaz o. Bu farklı tecelliyatı vardır. O atar damarlar, toplar damarlar, komple o işle alakalıdır. Onunla sonuna. Normalde, ama, aynı zamanda da mesela, korkumuz, öfkemiz, buraya bağlıdır. Hani bir kimse, korkanca, kalbi küt küt küt … atar değil mi? Ve çok sevinince, kalbi küt küt küt atar değil mi? Ve damarlar hızla çalışır. Bu onun, o ruhla alakalı.
Mesela, nefsani ruh dediğimizde, o nefsani ruh da, asıl odak noktası, beynimize yerleşir. Nefsani ruh da. Odak noktası onun beynimizdedir. ve, bütün sinir sistemiyle alakalı bağlantılıdır. Şehvet, örnek. Açlık, tokluk hissi, örnek. Bu sinir sistemiyle alakalı bağlantılıdır. Bu da ruhun ayrı bir tecelliyatıdır. Şimdi, insanlı ruhtur, mesela bir tanesi de. E bu da, insanlı ruh da, kalpte yerleşir. Mesela bir kimsenin annesine, babasına olan sevgisi. Mesela bir kimsenin, işte arkadaşlarına olan sevgisi, muhabbeti, şefkati, merhameti.
Bunlar, insanlı ruhun tecelliyatlarıdır. E şimdi, en son nereye geldik? Sıra. Ruhun sır tecelliyatı. Bu da Allah'ı hatırlayan tecelliyattır. Allah'ı hatırlayan bu tecelliyattır. Bu, nereden geldiğini bilir, bu nereye gideceğini de bilir. Bakın, bu ruhun tecelliyatı, nereden geleceğini, nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilir. Ve bu, tabiri caizse, elest sorusuna muhatap olandır.
Bakın, elest sorusuna muhatap olup, elest sorusuna cevap verendir bu. Bu nedir? Ruhun sır tecelliyatıdır. Sır dediğimizde, bizim asıl aklımıza gelecek olan bu. O ruhun nereden kopup geldiğini, o ruh bilir. Dönüşünün de nereye olduğunu bilir. Bu bir çıt daha şimdi ilerisini söyleyeyim size. Ayağını sabit ede, ne yaptığını da bilir. Hani, bir hadis-i şerif var ya, ruhlar aleminde birbirlerini sevenler, bu dünyada da birbirlerini severler.
Bu ruh, orada kimi sevdiğini bilir. Kimi sevmediğini de bilir. Sır dediğimiz şeyler bunlar. Bunu o bilir. Ruhun sır tecelliyatı. Veyahut da, biz bunu böyle, aşağıdan yukarı doğru tanımlarsak, bu artık sırr-ül sırrın bir alt tecelliyatı bu. Sırr-ül sırr tecelliyatı nedir?
Lafı gelince söyleyeyim. O da, aşkın tecelliyatıdır. O ruh aşıktır. Ve aşk, onun üzerine tecelli eder. O mutlak aşkın, tabiri caizse, tecelligahıdır. O, zamandan, mekandan, münezzeh olan, Allah'la irtibatlı olan halidir.
Bu, en mahrem noktadır. Bu da, hani, değişik isimler koymuşlar, ben sırrın sırrı derim burayı. Hani derim bazen ya, sırrın da sırrı vardır. Onun da sırrı vardır. Onun da sırrı var dediğim şey, bu haldir. Bu, kelamdan uzaktır burası. Burası kelamdan uzaktır. Ve burası, bu, sırrın sırrı noktası, Cenab-ı Hakk'ın, kendi, zatından, üflediği ruhtur. Burası artık böyle, sana ruhtan sorarlar, bununla alakalı size çok az bilgi verilmiştir.
Denilen şeydir bu. Burası sırrın sırrı sırdır. Sırrı esrardır. Sırrıl gayptir. Adına ne derseniz deyin. Ben bunu sırrın sırrı diyorum. Yani o ruhun az önce anlattığım sır tecelliyatının üstünde bir tecelliyattır bu. Az önce anlattığım sır tecelliyatı nereden geldiğini biliyordu. Bakın nereden geldiğini biliyordu deyince ona bir yer atfediyorum. Nereye gideceğini de biliyor. Yine ona bir mekan atfediyorum. Ama sırrı sırr mekandan ve zamandan bağımsız, münezzeh olan, kendi ruhumdan dediği noktadır. Burası ayrı bir sırdır.
Bunu normalde konuşmanın bir anlamı yok zaten. Biz bu akşam sırrı konuşuyoruz. Bu sırr, yani bu ruhun bu sırr tecelliyatı kalbe tecelli edince, kalbe tecelli edince, bu insanın kendisi dahil her şey yok olmuş gibi olur. Fena dediğimiz şey budur. Her şey yok olmuş gibi olur. Bunda kendisi de yok olur o kimsenin. Kendisi de kalmaz. Fena halidir bu. Bu kalbe tecelli ettiğinde, bu fena halidir. O hale erişen bir sufide, kendisi de kalmaz, varlık üzerinde de hiçbir şey görmez. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi olur.
Ve bu hali o kimse aklının, idrakinin, şuurunun üstünde olduğundan bu hali anlatması dahi mümkün değildir. Anlatamaz. Böyle bir şeyi yaşar, bunu tarif etmek, bunu böyle aktarabilmek biraz zordur. Buna böyle, hani zaman zaman yaşarsınız bazı şeyler ya, yani akıl üstüdür o.
Hani Hz. Ali radiyallahu anh hazretlerinin baldırına ayağına ok batmış, çıkaramamışlar da namazda çıkarın demiş ya, akıl üstü bir şey bu. O esnada o acıyı hissetmemek, o acıyı görmemek, fena hali yaşamak, her şeyden kesilmek ve bütün her şeyi yok hükmünde görmek. Ve namaz bitince ben size namazda çıkarın demedim mi dediğinde, çıkardık ya emir el müminin sözünü işitmek.
Bu halde hallenmek, fena hali. Veyahut da hani birden Yusuf'u gördü ya Mısırlı kadınlar, ne yapmıştı Mısırlı kraliçe? Kendisinin dedikodusunu yapan bütün kadınları topladı, hepsine birer elma çok keskin de birer de bıçak vermişti. Sonra Yusuf'u birden odaya aldı, salına aldı.
Yusuf'u birden salına alınca herkes parmağını kesti ama fark etmedi hiç. O esnada fena oldular. Yusuf'ta fâni oldular. Yusuf'u görünce kendilerinden geçtiler. Kendilerinden geçince parmaklarının kestiğini fark etmediler. Veyahut da öyle bir hâl yaşıyor ya o kimse. Hani Ahmet el Bedeva Hazretleri hay esmasında dervişandan yükselirmiş ya, anlatırım ya.
Dergahın çok bilen çavuşları, zakirleri olur. Efendim şeriata mugayir bu demiş. Evladım üzerinde hançer yok muydu? Vardı efendim demiş. E kesip atıvereydin o zaman demiş. Bir daha böyle olduğunda kes at kenara demiş. Emredersiniz efendim demiş. Yine böyle bir hâl tecelli edince o derviş çekmiş hançeri, vuruyor hançeri. Hançer kesiyor ama tekrar birleşiyor et. Hançer kesici kesiyor, birleşiyor. Kesiyor, birleşiyor. Kesiyor, birleşiyor. Ahmet el Bedevi Hazretleri'nin bundan haberi yok. Fena hâlâli. O esnada akıl ve şuurun dışında, idrakin dışında, varlığın dışında, hani 4-5 kişi geldi de, Ahmet el Rufa Hazretleri'ne aşk nedir dedi.
Mübarek hiç seslenmeden kalktı. Ayağa, aşk, aşk, aşk, … Başladı kendi etrafında sema etmeye kayboldu ortadan. Yok, Ahmet el Rufa Hazretleri. Şaşırdı gelenler. Koşturdular teyzesinin oğlu Abdülkadir Geylani Hazretleri'ne. Dediler ki, efendi böyle böyle biz bir soru sorduk. Aşk, aşk dedi, gözden kayboldu. Biz ne yapacağız şimdi dedi. Abdülkadir Geylani Hazretleri dervişleri topladı. Dedi, nereden çıktı, yok oldu? Bu noktadan. O noktaya gül suyu döktürdü. Gül yağı döktürdü. Güzel kokularla kokulattı oraya. Dedi ki, aşıklar gül kokusunu çok severler. Halakayı kurdular, hay esmasına başladılar.
Aşıklar hay esmasını çok severler. Hay, hay, hay başladılar. Ardından Ahmet el Rufa Hazretleri de semadan aşk, aşk, aşk, … dedi, durdu. O beş kişiye dedi ki, işte aşk budur. Aşk neymiş? Fena olmak, yok olmakmış. İşte bu da sırrın halidir. Bakın bu da nedir? Sırrın halidir. Ve bunu tekrar bunun altına not düşelim. Cenab-ı Hak dilediği kimselerin derecelerini yükseltir. Bu özel bir şeydir. Enam ayet 83.
Ve tabi bu sırrın da insan üzerinde tecelli ettiği bir ana merkez hükmünde yer vardır. O da nedir? Yani işte sol göğsünün iki parmak üstünde olan bir yer olarak tanımlanır. Zaten böyle bir şey yaşanacağı zaman orası başlar sancılanmaya. Orası başlar titremeye, kımıldamaya. O ilk işarettir. Orası kımıldamaya. Zahiri olarak, zahiri sancılandı, titremeye başlarsa onun işareti odur. Bir başkasında başka bir işaret olabilir. Ama onun işareti odur. Ve bu nakşibendilerde önemlidir. Bu da nakşibendi dersi olsun. Bu nakşibendilerde önemlidir.
İçimizde birkaç tane nakşibendi dersi çeken kardeşimiz var. Çünkü birkaç tane fazla da Allah affetsin. Onlar için de kısa bir cümle olsun. Bu ruhun nuru tecelliyet olarak beyazdır. Bu böyle buharımsı bir suret gibi suret görünebilir, tecelli edebilir. Bunun nuru bu manada beyazdır.
Ve bu tecelli ettiğinde sanki bütün bedene tecelli etmiş gibi beden de bembeyaz olur. Onu beyaz görürsün önce. Ve sonra her şey bir bakmışsınız bembeyaz olmuş. Bakın bir bakmışsınız bembeyaz olmuş. Bunun nur rengi de beyazdır. Bir bilgi olsun size. Ölüp gideceğiz bu dünyadan, göçüp gideceğiz. Bunun nur rengi beyazdır. Ama böyle bunları aldatmak için veyahut da hava atmak için konuşursanız çok abes bir şey yaparsınız. İlme ihanet etmiş olursunuz. Allah bizi affetsin. Bunları eskiler hiç konuşmamışlar. Yani şimdi Şeyh Efendi'ye böyle atıfta bulunmak için konuşmuyorum bunu.
Mesela bahsederdi, hiç tarif etmezdi. Öyle değil mi Hüseyin Aga? Bahsederdi, retayiflerden tarif etmezdi hiç. O da öyle görmüş çünkü. O da büyüklerinden tarif görmemiş. O bana ne konuştuğunda, oğlum Mustafa Efendi de tarif etmezdi bu tip şeyleri derdi. Yani Mustafa Efendi de tarif etmemiş. Bunu genelde bizim silsile tarif etmemiş. Veyahut da bu mesela işte Şeyh Efendi'yi anlatırdık Allah rahmet eylesin. İşte efendim beyaz bir nur geldi. İşte nur kalbimin üzerinde durdu. İşte ondan sonra önce kalbimin içerisine ihata etti. Bem beyaz oldu. Sonra bütün vücut beyaz oldu. Sonra Bursa beyaz oldu. Sonra Bursa'dan sonra daha da beyaz oldu.
Hiçbir şey görünmez oldu. Bunun başlangıcı gibi. Sonra öyle bir şey oldu. Ya her şey bem beyaz oldu. Hiçbir şey görünmedi. Ondan sonra sen de görünmedin. Bu fenanın yolu. Ve bunda normalde o esnada mesela bizim kardeşlerde bazen bu manevi zikrullahta da küçük küçük şeyler yaşayanlar var. Ama ileri doğru gitmiyor. Ben o yüzden diyorum 4. makamda da başlıyor bizde arkadaşlar da bunun tecelliyatı diye. O yüzden söylüyorum 5. makamda da başlıyor. Hoş düşüyorlar sonra da ama tecelliyatı başlıyor. Bizde seviniyoruz kendimizce. İyi elhamdülillah. Hani başlayan var diyoruz. İnşallah devam ederler. İnşallah devam edin. Bunlar yabana gitmesin.
Kendinizi terbiye edin. Nefsinizi terbiye edin. Kendinizde bir varlık görmeyin. Kendinizde yükseklik görmeyin. Ve Cenab-ı Hakk'ın önünde kendinizi yok görün. Allah'a dua edin. Dervişliğinizi bir tamam yapın. Kimseyi incitmeyin, kırmayın, üzmeyin. Evliler eşlerinizi kırıp üzmeyin. Çocuklarınızı kırıp üzmeyin. Hakka hakikate riayet edin. Hakka hakikate riayet edin. Allah'ı çok sevin. Resulünü çok sevin. Üstadınızı çok sevin. Bu işin kalbi ayağı sevgiyle. Bu kalbi ayağı olmazsa dervişin evet kendini kurtarır. Ama ve lakin daha yakinin de yakini olması gerekir.
Bunun yolu bu. Bunun başka bir yolu bilmiyorum. Allah muhafaza eylesin. Ve bu ruhun sır hali ruhun normal halinden daha latiftir. Daha saydamdır. Öyle söyleyeyim. Daha parlaktır. Anlayabileceğimiz dille. Bakın daha saydam daha parlak olur. Daha latif olur. Sırlı sürde ise zaten orası dile gelmiyor. O ayrı bir cevher. Bütün bunların hepsini de cevher hükmünde görebiliriz. Allah muhafaza eylesin. Allah muhafaza eylesin. Bu hal kulla Rabbi arasında bir sırdır. Bunu ancak üstadına açabilir. Bunu üstadından başka hiçbir kimseye ve hiçbir şeye açamaz.
Bakın hani sohbetin başında dedim ya iki kişinin konuştuğu sırdır. Bunu bir başkasına o kimse aktarırsa bu hale erişemez dedim. Baştan söyledim. İki kişinin konuştuğu orada kalacak. Hele böyle dergahlarda tekkelerde hiç konuşulmaz. Üstadla konuştuğun sırdır. Orada kalır. Sana bir analizde bulunmuş. Kalır orada sende o. Senin eşinle alakalı konuşabilir. Seninle alakalı konuşabilir. Çocuklarınle alakalı konuşabilir. Bir başkasıyla alakalı konuşabilir. o sende kalacak. O sende kalmazsa bu hale ulaşamazsın. Bakın o sende kalmıyorsa bu hale ulaşamazsın.
Unut. Direkt unut. Birisi geldi sana bir derdini anlattı. O sende kalacak. O sende kalmazsa bu hale ulaşamazsın. Allah muhafaza eylesin. Ve bu hani kulla Rabbi arasında kalacağı için bu bir müddet sonra müşahade haline gelir. İlmin aktığı dere gibi gelir. İlmin aktığı dere gibi olur. Veya ilmin aktığı çeşme gibi olur. Veya ilmin damladığı gibi olur. Demek ki kimisine damla gibi gelecek. Kimisine çeşme gibi gelecek. kimisine dere gibi gelecek. Kimisine de ne olacak?
Deniz olacak. Bu gizli sır ilmin Rabbi ile kulu arasındaki bir tecelliyattır. Bakın Rabbi ile kulu arasındaki tecelliyattır. Bu ancak anlatılma müsaadesi verilirse emirle müsaade dediğim şey emir. Böyle bunu anlatabilir miyim? Böyle bir şey yok. Bunu anlat anlatırsın o esnada. Bu kadardır bunun. Böyle hani müsaade derken bunu anlatabilir miyim? Böyle bir şey yok. Zaten akıl gider, şuur gider, idrak gider. Sadece tecelliyat kalır. Ve sadece o tecelliyat esnasında sana denilen neyse o olur.
İşte dört kapı kırk makamın dördüncü kapısının sır makamı. Buna daha ilaveler etmek mümkün. Bu ara hani Hz. Mevlana Celaleti Rum Hazretlerinin bir sözü var. Sema ile alakalı benim öyle bir anım vardır ki oraya ne bir melek ne bir başkası hatta ne bir melek ne bir peygamber dahi o araya giremez der ya bakın oraya ne bir peygamber var mı yok mu şimdi tam toparlayamadım ama oraya hiçbir melek giremez der.
Toparlandı. Benim Rabbimle semayla alakalı öyle bir anım vardır ki oraya hiçbir melek araya giremez. İşte sır hali budur. oraya ne melek girebilir ne şeytan girebilir ne cinni taifesi girebilir. Oraya normalde hiçbir şey o araya giremez. Bakın melek dahil buna. Şeytanın girmesi zaten mümkün değil. Cinni taifesinin de girmesi mümkün değil. Bu öyle bir sır haldir. O yüzden bu halde Allah'ın sıfatlarının farklı tecelliyatları vardır.
Bu halde sıfatın o esnada nasıl toparlayacağım onu düşünüyorum. O sıfat o esnada o güne kadar tecelli etmiş işlerin en hakiki noktasında tecelli eder. Diyeceksiniz ki diğerler hakiki değil midir? Hepsi de hakikidir. Ama bu sır perdesinde Allah'ın ehediyet makamından kopup gelen sıfatları hakikat noktasında tecelli eder. Toparlayabildiğim kadarıyla. Ve bu hal bu sır halinin zirveleridir. Artık bu halden sırrı sırra geçilir.
Yani beka perdesine geçilir. Bu halden beka perdesine geçilir. Şimdi oradaki her tecelliyat artık o tecelligah için hakikattir. onun dışında başka bir şey düşünmez, akletmez, fikretmez. Allah muhafaza eylesin, küfür olur, şirk olur. Burası çok tehlikelidir. O yüzden bunun üzerinden şüphe dahi edilmez. Burasının sır olmasının bir sebebi buradan bir şey aktardınız, kimse bunu reddederse o kimse de küfre düşer. sizden de o hal gider. Bu idraksizliği idrak eder o kimse, zevk eder.
Bu şuursuzluğu, bu şuursuzluğu, şuur üstündedir çünkü bu, bu şuursuzluğu zevk eder. Tabiri caizse içer bunu, bunu içer. Bu akılsızlığı, çünkü akıl üstüdür bu. Yani bunu aklın algılaması, anlaması yetmez. Aklın matematiği bunu yeterli değildir. Mümkün değildir. Bu akıl üstüdür. Bu akıl üstü tecelliyatı akletmek de mümkün değildir. Bakın bu akıl üstü tecelliyatı akletmek de mümkün değildir. O yüzden anlatabilmek de çok zordur. Anlatabilmek de mümkün değildir. Bu sadece yaşanır.
Hatta bunlar böyle yaşanırken Allah affetsin. Böyle çok uzunmuş gibi gelir önce insana. Ama öyle uzun değildir. Tabiri caizse böyle tarifimi hoş görün ama hani bir şey çarpar geçer ya anında şimşek gibi. Böyle şimşek gibi çarpar o anlık sanki sende bin ciltlik eser olmuş gibi olur. Bak şimşek gibi çarpar o ama sende bin ciltlik esermiş gibi olur. Anlat anlat bitmeyecek gibi olur. Ama anlatabilecek bir şey de yoktur. Çünkü akıl üstü bir şeydir. Aklın onu kelimelere dökmesi için yeni kelimeler icat edilmesi gerekir. Yeni kelimeler icat edilmesi gerekir.
Allah icat ettirir bir şey diyemeyiz. Allah muhafaza eylesin. o yüzden bunlar böyle çok konuşulmuş çok anlatılmış şeyler değildi bizim dervişliğimiz sürecindi. Ama böyle kıyısından köşesinden dilimizin döndüğünce bir şeyler anlatmaya çalıştık. Rabbim bizleri affetsin inşallah. Allah'ın Mesela hadis-i kudside de ihlasla alakalı der ya bu Cenab-ı Hak der ki ihlas benim sırlarımdan bir sırdır der.
Bunu da es geçmeyelim. Benim sırlarımdan sırdır onu sevdiğim kulumun kalbine veririm der. Eğer ihlas olmazsa bu halede ulaşamaz hiç kimse. O zaman ihlası tarif edersek biz her türlü gösterişten şataattan şatafattan uzak Allah'a dostluk kurmaktır. Desinler diye değil görsünler diye değil ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz. O zaman o hale erişecek olan kimse yok şeyhim görsün yok kocam görsün yok eşim görsün yok annem babam görsün yok arkadaşlar görsün diye yaşamaz.
Ya Allah için yaşar. Sürçülisan ettiysek affola eksiğimiz yanlışımız varsa önce Rabbim affetsin cümlemizi dilimizin döndüğünce anlatmaya çalıştık. Cenab-ı bak eksikliğimizi sizlerde tamamlasın inşallah. Haklarınızı ehlal edin. Bizden yana da helal olsun. El-Fatiha hemen salavat.
Amin. önümüzdeki hafta inşallah Allah'tan bir şey gelmezse biraz böyle ağır gidiyormuşuz gibi oluyor ama bunları biraz böyle Allah'a affetsin dile dökmekte zorluk çekiyoruz. Biraz da ondan kaynaklanıyor.
Evet önümüzdeki hafta manayı bilmek. Oradan devam edeceğiz. Sekizinci makam sonra dokuzuncu makam manevi yolculuk sonra onuncu makam ilahi varlığa ulaşmak. Allah nefes verirse inşallah. Bir soru vardı. Karabaş Veli tekkesinin sokak girişine bakkalın köşesine tasavvuf vakfına gider tebalesi asıla bilinir mi? Oraya gelip kapıyı kapalı görüp geri dönenler çok oluyormuş. Allah sizden razı olsun. Olabilir. geri dönüyorlarsa geri döndürenler utansın. Biz geri döndürmüyoruz ya geri döndürenleri Allah'a havale ediyoruz.
Fatiha dedik neden getirmediniz? Dövme yaptırmanın yasak olduğuna dair ayet var mı? Eğer yoksa Allah'ın yasak etmediğini peygamber yasak edebilir mi? Evet ayet var. Dövme yaptırmanın yasak olduğuna dair. Allah'a itaat edin Resul'ün itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Burada Resul'ün itaat var mı? Ayette sabit mi? Evet. Bir de şeytanla alakalı ayet var. Şeytanın işi ne? Diyor ki ben onların fıtratlarını bozucu işler yaptıracağım onlara. Bulun ayeti ilahiyatçılar şeytanla alakalı o ayeti bulun veya sizler de bakın ayeti tam okuyayım veya bana söyleyin oradan bunlar normalde zannediyorlar ki böyle çıkıyor ya bazı zırtobazlar televizyonu oraya buraya bununla alakalı ayet var mı?
Var. Peygamber'e itaat edin ne? Ayet-i kerime Peygamber'in Peygamber'in neyi verdiyse alın neyi nehyettiyse yasakladıysa uzaklaşın. Alın size ayet Efendim Bakara 14 Yok bu değil Nisa 119 Ben size o ayeti bulacağım şimdi o ayet büyük bir ihtimal Tamam Evet
Kim kendisine 115 Nisa Kim kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelir Müminlerin yolundan başkasına uyup giderse ona döndüğü yolda bırakırız kendisini cehenneme koyarız Ne kötü dönüş yeridir orası Demek ki doğru yol apaçık olduktan sonra Peygamber'e karşı gelmeyecek o kimse 115 116 Elbette Allah kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz Bundan başkasını dilediği kimseye bağışlar Kim Allah şirk koşarsa çok uzak bir delalete düşmüş olur 119 ayet Şeytan ne diyor bakın onları mutlaka saptıracağım
olmayacak kuruntulara boğacağım onlara emredeceğim davarların kulaklarını yaracaklar emredeceğim Allah'ın yaratışını yarattığını değiştirecekler Allah'ı bırakıp şeytanı dost edinen kimse şüphesiz açıktan açığa kayba uğramıştır şeytan ne yapacakmış insanlara emredecek yaratılışınızı değiştirin şeytan neyi emredecekmiş yaratılışınızı değiştirin kim fıtratını değiştirirse Allah ona lanet eder fıtrat değiştiriyor yaratılışı değiştiriyor dövme yaptırıyor dövme yaptırmak fıtratı değiştirmek Allah lanet ediyor
eşcinsellik fıtratı değiştiriyor Allah lanet ediyor lanet olsun kadınlaşan erkeklere lanet olsun erkekleşen kadınlara Allah lanet ediyor eşcinselliğe eşcinselliğe lanet ediyor bakın güzellik için dişlerini törpületene hadis-i şerif Allah lanet ediyor saça saç ekleyene Allah lanet ediyor çünkü fıtratı değiştiriyor şeytanın emrine giriyor ya dövmeyle alakalı ayeti kerime var mı var dövme diyecek hali yok ya fıtratı değiştiren her şey lanetliktir ne oldun ameliyat oldun erkekken kadın oldun ameliyat oldun Allah lanet
ediyor sana erkekken hormon tedavisi oldun göğüslerini büyüttün Allah lanet ediyor sana bunun kaçacak bir yeri yok insanlar ilmi saklıyorlar korkuyorlar hacısı hocası ilahiyatçısı diyanetçisi korkuyor konuşamıyorlar evet fıtratı bozmak Allah'ın lanetine uğratılan fiillerdir fıtrat bozmak sen kaşını yok edemezsin fıtratı bozuyorsun çünkü sen ameliyatla kaşını komple yok edemezsin hormon tedavisi uygulayıp kaşlarını yok edemezsin fıtratı bozuyorsun yarın öbür gün bunlar da
çıkacak çünkü fıtratı bozuyorsun sen kasık altında kılın çıkacak kadın erkek onu yolmak onu kesmek sünnet sen onlar hiç çıkmayacakmış gibi ameliyat ettirmek fıtratı bozmak yaptıramazsın sen bir hastalığın yoksa rahmini aldıramazsın fıtratı bozmak bakın rahmini aldıramazsın fıtratı bozmak sen Allah'la yarışamazsın ya senin yaratan var yaratıcı sen seni böyle yaratmış sen onu değiştiremezsin sen bir parmağını kesip ben dört parmaklı olacağım
diyemezsin fıtratı bozamazsın hatta bir parmağın kesildiyse senin sen buraya plastik cerrahıyla bir tane parmak taktırman gerekir eğer bu senin hatandan dolayı olduysa Allah'ın fıtratına zarar verdiğinden dolayı ayrıca tövbe etmen gerekir senin sebep fıtratı fıtratı bozucu halde dolandın Allah muhafaza eylesin o yüzden dövme yaptırmanın yasak olduğuna dair ayet-i kerime bu Nisa 119 ne yapacakmış Allah'ın yaratılışını değiştireceklermiş yarattığını değiştirecekler o yüzden lanetlik oluyorlar bu soruya da cevap
vermeden geçmeyelim şimdi ayıp olmasın fecir suresi ey mutmain nefis razı olmuş ve rızaya ermiş olarak dön Rabbine ayetine göre Allah'ın rızasını kazanmak derviş için varılması gereken bir nokta mıdır evet Allah öyle istiyor çünkü derviş Allah'ın rızasını kazandığını bilebilir mi evet dervişin Allah'ın rızasını kazanmasıyla üstadın dervişten razı olması arasında bir ilişki var mıdır evet haklarınızı helal edin Allah razı olsun selamun aleyküm ne kadar çok şeytani şeyler
böyle sevilir hale geliyor ya şeytan dese ki damdan çıkın atlayın herkes damdan çıkıp atlayacak gençleri perperişan ettiler o kadınlar o erkekler her tarafları bütün vücutlarını dövmeyle doldurmuşlar tam şeytanın emrindeler tövbe etmeden ölürlerse son nefesleri tehlikede Rabbim muhafaza eylesin selamun aleyküm doğru değil kimisi vardır kendisinin
ayağa kalkılmasından hoşlanır ben bana ayağa kalkılmasından hoşlanmıyorum Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bundan nehyetmiş evet bir kimse üstadına ayağa kalkar mı kalkar anne babasına ayağa kalkar mı kalkar bir kimse eşine ayağa kalkar mı kalkar evine gelen misafire ayağa kalkar mı kalkar bir devlet büyüğüne ayağa kalkar mı kalkar caiz midir evet ama burada siz benim misafirimsiniz ben sizin misafiriniz değilim o yüzden burada siz misafirsiniz siz oturacaksınız ben ayağa kalkacağım böyle bu çok hoş bir şey
de olmuyor zaten işte ben kalkıyorum buradan herkes ayağa kalkıyor ben gittikten sonra herkes oturuyor Kemal Sunoğlu filmi gibi gerek yok saygı o değil benim için saygını biliyor musunuz üstadı saygı gösteriyorsanız dediklerini yapın ben Kur'an ve sünnet tarihinde bir şey söylüyorsam tavsiyede bulunuyorsam onu yapın topluluğunuza sahip çıkın dergahınıza sahip çıkın kardeşlerinize sahip çıkın arkadaşlığınıza sahip çıkın önemli olan budur birbirlerinizi kırmayın incitmeyin üzmeyin önemli olan budur yoksa herkes ayağa kalkmış
burada ama Allah yolunda bir çıt gitmemiş bir anlamı yok selamun aleyküm
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.