mustafaozbag.org

14. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 57:54

Allah gecenin zayıresinde, herhalde X devlette düşmanla savaşırken esir düşmanı kesmene cariz olur, esirleri katletmek hiçbir hukukta yoktur, İslam hukuku da dair bulamaz, İslam hukukunda yoktur galde, ama normalde bir kimse bunu yaparsa söylecekler yoktur, bayanlar hangi hallerde çalışabilir, zorunlu mu demiş, bayanların çalışması zorunlu değil, eğer ki bayanın, bir bayan kendi asli ihtiyaçları karşılanıyorsa, bayan ondan daha fazlasını istiyorsa, onun daha fazlasını istemesi, daha fazlasını istemesi, nefsinin uygununa işaret ediyor, eğer makul dairenin dışına kalkar, ama makul dairenin dışında kalkacaksa buna söylenecek bir laf yok, bir de dinin bayanlar çalışamaz diye bir hükmü de
yok. Bir kadın kocasının işinde çalışabilir, kocasının işini yönetebilir, kocası vefat ederse, kocasından kalan malları yönetebilir, bir kız çocuğu babasından kalan malı yönetebilir, babasından kalan işi yönetebilir, makul dairede. Eğer bir kadın ihtiyaç sahibiyse, makul dairede çalışabilir, bu noktada kadınların çalışmalarını yasaklayan herhangi bir şey yok, alma velakir.
Kadına haram helal noktasında, haram helal noktasında dikkat etmeleri lazım, onun üzerinde titizlikle duracaklar, üzerinde zihar yemesi var, cezasını ödeyemedim, hükmü nedir? Bol bol tövbe et, ödeyinceye kadar. Namazı nasıl kılabiliriz ve namazıma nasıl muhafazalık edebiliriz? Ayet-i Kerim'de Allah bir noktada insanı bu noktada övüyor. Evet, namaz insanı kötülüklerden alıkor. Eğer insanlar hem namaz kılıp hem kötülüklerle devam ediyorlarsa, o zaman namazlarını koruyamamış olurlar. Hem namaz kılıp hem Allah'ın haram ettiği şeylerle iştigal ediyorlarsa, o zaman onların namazları yüzlerine paçavra gibi atılır.
Namaz eğer ki o kimsenin kötülüğünü setretmek için veya o kimsenin kötülüğünü göstermemek için böyle bir vitrin aracı gibi kullanılıyorsa, o namaz o kimsenin yüzüne paçavra gibi atılır. Namaz kılan bir kimsenin günden güne kötülüklerini azaltması gerekir. Namaz kılan bir kimse günden güne ahlakını güzelleştirmesi gerekir. Din, insanları güzel ahlakını, güzel ahlakını tamamlamak için var edilmiştir. İnsanları güzel ahlaka sevk etmek için insanların arasına indirilmiştir. Peygamber Sabrullah ve Selam Hazretleri ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderirim bunu. O zaman bütün dinin unsurlarını biz, unsurlarını güzel ahlaka bağlayabiliriz. Bütün dinin maksat ve amacını insanların arasında güzel ahlakın yayılması olarak bunu vaaz edebiliriz.
Sadece bu değil ama bunu vaaz edebiliriz. Bu yüzden namaz kılan kimse ahlakını güzelleştirecek. eğer ki siz hem namaz kılıp hem haramla göz göre göre devamiyet kesmederekten iştigal ediyorsanız kendinizle mücadele etmeniz lazım. kendinizi direnişe sevk etmeniz lazım. Çünkü iciz bir şeyle güzel bir şey iç içe yürümesi mümkün değildir. İçme suyuyla lağım suyunu aynı kanalda yürütemezsin. O kirlendirir, öbür o içme suyunu da ne yapar? Bozar, kirlendirir. İkisi de aynı kanalda olmaz. Yani hem şeyhevi ve aynı zamanda fitne ile dolu, haramla dolu, şerle dolu bir kalp ile hayır kapıları aralanmaz.
Şerlere yol açmış, şerlerle iştigal eden bir kimsenin kalbinde hayır kapısı açılmaz. O zaman bir kimse şerlerle iştigal ederken kendi kendisini hayır noktasında gösteriyorsa, görüyorsa kendi kendini aldatıyor demektir. Namazın muhafazası bu noktada o kimsenin güzel ahlaka sahip olmasıyla olur. Namazın muhafazası imanını muhafaza etmekle olur. Namazın muhafazası bir kimsenin kendisini muhafazasıyla mümkün olur. Allah cümlemizi onlardan eylesin inşallah. Hangi Adem Aleyhisselam varsa bu Ademlerin arasında manevi farkları var mıydı? Ve hangi ben diye bir şey var mıydı?
Bir Adem diye bir şey yok. Sonuçta bir Adem var, bize anlatılan bir Adem var. Kur'an-ı Kerim'de. Ama bu ileriki zamanlarda belki de anlaşılacak veya anlaşılmayacak.
Cenab-ı Hak bize söylediğinde bir Adem Aleyhisselam indirdi. Ve bu Adem Aleyhisselam'ın işte var olduğundan bugüne işte beş bin yıllık bir insanlık tarihi var. Biz normalde bilim olarak işte üç bin yıla, dört bin yıla, beş bin yıla kadar insanlar inceleme imkanına sahip. Ama dünyanın yaşı beş yüz bin yıla olsun. Dört yüz milyon. Şimdi dünyanın yaşıyla insanlık yaşına baktığımızda bir tuhaflık var. Ama insanlar bu insanlık yaşını yaptıkları incelemelerin neticesinde görüyorlar. Ha bu nedir, ne değildir, bu farklı bir şey.
Uzun mu mesela? Bu noktada hangi ben dediğimizde bir kimsenin nefsi kendi benliği bir tanedir. Ama insan her gün kendi benliği değişir. Her nefis meratibinde de benliği değişir. Her amelde de benliği değişir. Mesela Bediüzzaman Said Nursal Hazretler der ki eski Said. Eski Said ve yeni Said der. Karşılaştırma yapar. Oysa aynı insandır. Aynı şahıstır. Bu noktadan hareket edersek. Dünkü Mustafa Özbağ ile bugünkü Mustafa Özbağ aynı değildir. Dünkü Mustafa Özbağ hata yapmıştır, yanlış yapmıştır, eksik yapmıştır. Eğer dünkü Mustafa Özbağ'ın hatalarını, yanlışlarını, eksikliklerini, bugünkü Mustafa Özbağ'ın sonundaya kalkarsa ayağa yere basmaz.
Bu manada iki tane benlik olarak algılanmaz bu. İki tane benlik olarak algılanmaz. Ama bir insanda birkaç tane benlik vardır, aynı anda vardır. Nefis yönü vardır, bir de ruh yönü vardır. Bu iki benliktir. Biz nefsimize uyduğumuzda ayrı fiilyat bizden tecelli eder. İçimizde kendi o ilahiliğimize, o ilahiliğimize uyduğumuzda ayrı bir fiilyat tecelli eder. Ama fiilyatın tecelliyet noktası vücuttur, bellidir. Bu bedenin üzerinde tecelli eder. İlahi bir noktada da olsan bedenin üzerine tecelli eder. Nefsani noktada da olsan bu bedenin üzerinde tecelli eder. O zaman iki tecelliye tek bedende olur mu, el cevap olur. O zaman insanlar otururlar, hangi ben bunu yaptı diye düşünebilirler.
Veya siz bu benlerini çoğaltabilirsiniz de. Ve insanlar bu noktada aslında çok benliklidir. Yani çok kişiliklidir. Çok kişilikli olduğumuzu hepimiz de biliriz. O yüzden Allah bize olduğumuz gibi göründüğümüz gibi onunda. Ama ne yazık ki hepimizin üzerinde belli maskeler vardır. Biz o maskeleri kullanır ve takarız. Dergaha geldiğinizdeki maskemizle sokaktaki maskemiz aynı değildir. Aynı olduğunda kemale erersiniz zaten. İş yerinizdeki maskemizle evinizdeki maskemiz aynı değildir. Aynı noktada olduğunuzda kemale ermiş olursunuz. Bir de bunların böyle olması bir noktadan biraz daha normaldir. İş yerinde iş yerinin gereği ve kuralları vardır.
Orada onlar uygulanır. Ama evinizde o gerekleri ve o kuralları uygulayamazsınız. Orası evinizdir çünkü. Gönül afet eder ki insanlar hayatlarını her an aynı maskeyle aynı yüzde yaşasınlar. Bu o zaman oldukları gibi görünüp göründükleri gibi olmaktır. Bu o zaman insanın gösterişten, riyadan ve çok şeyden kurtulduğunu gösterir. Ama biraz zor bir şeydir. Allah cümlemize inşallah onlardan eylesin. Allah cümlemize inşallah. Onun affı ve mağfireti günaha şeref elbisesi giydirir. Allah ihsana, kurtuluşa sebep kurar diyor. Bu nasıl oluyor?
Evet. Aslında Hazret-i Mevlana mesnevi şerh ederken, yazarken ayet hadis-i mutsi ve hadis şerifleri şerh etmiştir. Evet bazen insanın günahı kendisinin şeref elbisesi olur. Kul mizana çıkarılır. Allah kulağına der ki sen bu ibadetleri yaptın, şunları şunları şunları yaptın. Allah da kabul etti der. Kul buna sevinir, tebessüm eder. Cenab-ı Hak bunun kulağına yine eğilir. Der ki sen bu kulağınları da işledin, sıraladın. Üzülür bir anda. Ve Allah der ki ben bunları affettim. Kul rahatla. Cenab-ı Hak ardından bunun rahatladığını görünce eğilir kulağına. Der ki günahlarını hayra çevirdin, sevaba çevirdin.
Kul bu seferde dövünmeye başlar. Keşke daha fazla günah işleseydi. Siz sakın buna güvenerekten günah işleyicilerden olmayınız. Bu hadis-i kutsiyi aktarıp aktarmamakta tereccüd etmiş sahabeler. İnsanlar bu hadis-i kutsiyi duyduklarında dinlerinde gevşeklik yaparlar diye aralarında münazara etmişler. Ama ilim ilimdir deyip bunu sonradan nakletmişler, yine yazmışlar. O zaman bir kimsenin günahı kendi noktasında, kendi noktasında mağfiret dilediğinden, tövbe ettiğinden ne olmuş oldu? O kimsenin şeref giysisi oldu. Dikkat edin! Günah işleyip af dilemeniz kulunuzu hatırlamanızdır.
Günah işleyip af dilemeniz Allah'ın var olduğunu ve sizi affedecek bir Allah'ın olduğunu kabul etmenizdir. Bu bir imandır. Bu imandır. Günah işleyip af dilemeniz imanın özüdür. İnsanın ince bir perdesidir. Günah işleyip af dilemeniz. Bir kimse af dileniyorsa ahiretin var olduğuna, hesabın var olduğuna. İnsanlarda ahiret inancı yok çünkü. Yüzyıllardır insanlar ahiret inancından tepes taklak gitmişlerdir. İnancın en ince, en mahrem, en olmaz ve olmaz noktası ahiretle alakalıdır. İnsanlar bu dünyada Allah'ın varlığına inanıyorlar. Allah var diyorlar.
Bu kainatın bu sistemi ayakta tutan bir gücün var olduğuna inanıyorlar. Evet. Dinlerin var olduğuna inanıyorlar. Burada eksik kalan bir tarafları var. Ahirete inanmıyorlar. Ahirete inanırsa, ahirete inanırsa dünyasını, yaşamını ahirete göre çünkü dizayn etmesi gerekir. Eğer ahirete inanırsa, ahirete hesaba çekileceğini, ahirete kendisini bir hesap beklediğini ve Allah'ın orada insanları ama cezalandıracağının ama mükafatlandıracağını.
O yüzden dünyasını bu ahiret gününe göre dizayn etmesi gerekir. Bu inancın en mahrem noktasıdır, en öz noktasıdır. Eğer ki siz Allah'ın varlığına, birliğine inanır da ahirete inanmazsanız, inanmış kabul edilmezsiniz. O zaman ahirete inanırsanız, af dilemeniz gerekir hesaptan kurtulmak için. O yüzden tövbe etmek, Allah nazarında çok hoşa giden bir şeydir.
Çok hoşa giden bir şey olduğu için Hz. Resulullah hiç günah işlememişken, hiç günah işlememişken ve hiç günah işleme ihtimali dair olmamışken tövbe etmiştir. Ve der ki ben günde en az yetmiş kez tövbe ederim. Başka bir ad-i şerifte der ki ben yüz kez Allah'a tövbe ederim. Sorar Hz. Aişe, ya Resulallah senin günahın yok ki, ben Allah'a şükreden bir gün olmayayım mı?
Tövbeyi şükür noktasında görür Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Bakın günahtan kurtulmak noktasında görmez, şükretmek olarak görür. O zaman bir kimse tövbe ederse afu ve mağfiretine sığındığı için Allah ona şeref elbisesi giydirir. Allah için o çok mübarek bir kuldur. Allah için o kutlu bir kuldur. Allah için o kıymetli bir kuldur. Niçin? O çünkü kendisini affedecek olan, kendisini hesaba çekecek olan, kendisini mizanda yargılacak olan bir Allah olduğuna imar etmiştir. Bu noktadan tövbe etmek şeref madalyası takılacak bir şeydir. Tövbe edin. Bütün insanlar bana ibadet etseler, beni tanısalar, öyle bir kavim yaratırdım ki, bana isyan ederler, benden ah dilerler, ben de onları affederdim.
Allah korkusuyla dökülen gözyaşı cehennem ateşini söndürür. Allah'ın sevgisi için dökülen gözyaşının hükmü nasıl olur? Allah korkusuyla dökülen gözyaşı cehennem ateşini söndürür. Allah sevgisi için dökülen gözyaşı, o kimseyi arş-i halada yüzdürür. İnsanı cehennemden kurtarır. Allah uslat eder. İçin ağlayırız. Bir hadis-i kudşinde bilmiş olunuz ki, her cesette bir kalp vardır, her kalpte bir gönül vardır, her gönülde bir sır vardır, her sırda bir gizlilik vardır, her gizlilikte daha büyük bir gizlilik gizlidir.
İşte ben bu gizlilerin gizlisindeyim buyurmuştur. Allah'ı Zat olarak tarif etmeniz mümkün değildir. O manasıyla sıfat olarak da tarif etmeniz mümkün değildir. Allah'ın Rahman ismi şerifinin nasıl tecelli ettiği, neye yaradığı sadece anlayıştan ibaret eder. Veya Allah'ın Kuddüs ismi şerifinin neye yaradığı, nasıl tecelli ettiği anlayıştan ibaret eder. Onun gerçek mahiyette sıfatlarının nasıl tecelli ettiğini, sıfatlarının ne olduğunu ancak Allah bilir. Gerçek mahiyetini. Bu noktada da gönüllerde Allah'ın nuru gizlidir. Daha ileri noktada gönüllerde Allah gizlidir.
Ama onun mahiyetini ancak Allah bilir. Bu kim sorduysa soruyor. Mahrem bir konudur. Her yerde her zaman açılacak bir konu değildir. Anlatılması bir hayli uzun zaman alır. Enteresan bir şeydir. Üzerinde uzun uzun ince ince konuşulur, ince ince tefekkür edilmesi gerekir. Bunu tefekkür ederlerken, bunu düşünürlerken bir kısmının ayağa kayın, kendisini Allah gibi görenler de olmuştur. Allah muhafaza edersin. Bir kısmının ayağa kaymıştır. Kendisini bir kısmı Allah'ın bir cüzü olarak görmüş, bir kısmı kendisini Allah olarak görmüş. Ve o gizli hazine yani Allah bendedir diyenler olmuş. Allah'ın bir yere tecelli etmesi farklı bir şeydir.
Tecelli etmesi farklı bir şeydir. Bir yerin Allah olması farklı bir şeydir. İnce mahrem meselelerdir. O kimsenin idrakiyle, gönlünün açılmasıyla, kalbi ilim noktasında kalbi ilim almasıyla alakalıdır. Onları almayan, bu noktada gönlü açılmayan kimselere sohbet konusu olacak bir şey değildir. Hakkını helal etsin o kardeşimiz.
Mürşid-i kamiller müridlerini nefis yönünden mi terbiye ederler, yoksa ruh yönünden mi terbiye eder? Edip zulük gösterirler. Sev zulükün başlangıçları nerededir, nerede? Başlar, Allah razı olsun demişler. Mürşid-i kamiller terbiyeci değillerdir. Siz her ne kadar eski kitaplarda, eski eserlerde mürşid-i kamilleri biraz terbiyeci gibi okumuş olsanız da ve bazıları mürşid-i kamilleri terbiyeci noktasına koyduğundan dolayı ben buna çok katılmıyorum.
Terbiye biraz sert bir kelime. Mürşid-i kamiller devlet değiller. Mürşid-i kamiller bir otorite, bu noktada devlet otoritesi gibi otorite koyucu insanlar değil. Mürşid-i kamillerin hapishaneleri yok. Mürşid-i kamillerin elinde cehennemleri yok. Mürşid-i kamillerin evlerinde sihirli değnekleri yok. Terbiyeci gibi görünmekten Allah'a zığınırım. Allah bazılarıyla şerleri depeder. Allah kullarıyla hayırlı kapılar açtırır. Allah dinini peygamberlerle yeryüzünde yaydırır, velileriyle ayakta tutar.
Mürşid-i kamiller insanlardır. Mürşid-i kamiller dini nasihat eden insanlardır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri iman eden insanları bu noktada terbiye etme noktasına gitmedi ki. Kimse dinle bir suç işlerlerse suçun cezası insanların kendilerinde değildir.
Eğer ki oradaki sistem dini bir sistem ise o dini sistem ona cezasını verir. Ama oradaki devlet sistemi dini bir sistem değil ise o sistem kendi içerisinde bir suç unsuru görüyorsan onu cezalandırır. Bu manada dini bir sistem olmuş olsa dahi mürşid-i kamillerin kendi etrafındaki kardeşlerine ihvanlarına ihvan kardeş demektir. Kendi kardeşlerine ceza vererekten terbiye etmesi veya onları terbiye etme noktasında herhangi bir noktada tutması mümkün değildir. Eğer böyle bir terbiye sistemi olarak düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Din nasiyattır, din nasiyattır, din nasiyattır. Din nasiyattır. Din nasiyat eder. Biz insanlara bu noktada etrafımızda bulunan insanlara, etrafımızda bulunan insanlara biz kadarıyla dinin doğrularını anlatmaya çalışırız.
Sorarlarsa bildiğimizi anlatırız. Sorarlarsa anlatırız. Sorarlarsa bize kalkıp da bir şey, tabi burası muhakkak ki bir ibadethane, burada muhakkak ki bir şey anlatacak. Ama yolda bana bir şey sormadan ben bir şey anlatmam. Veya başka bir yere gitmiş olsan, birisinin dükkanına gitsem, birisine bir şey yapmış olsan bana bir şey sormadan ben bir şey anlatmam.
Din nasiyattır çünkü. Kime? Nasiyatı alacak olana. Ne dedi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine? O dinini öğrenmek isteyenlerle beraber ol. Dini onlara öğret. Dini öğrenmek isteyenler dini anla. Kimdi? Ama. Yakasından sirkelemişti. Dedi ki, bana dinimi anla. Bana dinimi öğret. Mürşid-i kabirler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinden, onun nefesinden, onun renginden ayrılmayacak olan insanlardır. O zaman onların elinde kırbaç olmaz. Bu manada değnek olmaz dövmek için. Allah muhafaza eylesin. Tavsiye ederiz sevene, tavsiye ederiz dinleyene, nasihat ederiz.
Bıcak olana, sorana Allah muhafaza eylesin. Yaparken de nefis yönünden mi, ruh yönünden mi diye sormak muhakkak ki yine o kitaplardan alınma bir soru. Aslında birbirinin içindedir ruh ve nefis. Algılanma noktasında ayırırız. Algılanma noktasında. Yoksa tecelliyet noktasında o aynı vücutla tecelli eder. Bir kimsenin ruh kuvvetsiz mi ki ona kuvvet vereceğiz. Onu kuvvetlendirmek dediğimizde, bir mürsül ikavenin elinde elektrik kablosu var da onun ruhuna kabloyu koyup da oradan zafer mi alacak o? Hayır, iç içedir.
Bir kimse nefsine uymazsa ruhunun üzerinden bir perdeye atar. Ruh, onu aydınlatmaya başlar o zaman içinden. O zaman bir kimse ruhunu kuvvetlendirerekten nefsin üzerinden baskın oldu. Veyahut da nefsin üzerinden basaraktan ruhunu serbest bıraktı. İkisinin arasında ne fark var ki? Nefisle mücadele bir müslüman için ölünceye kadar devam edecek olan bir mücadeledir. Ve mücadelenin en büyüdü. Cihadın en büyüdü. Bir kimse ben ruhumu kuvvetlendiriyorum deyip de nefsini başı başı mı bırakacak? Ben ruhumu kuvvetlendiriyorum deyip de haramlara dalmaya müsaade mi edecek kendisine? Veyahut da ben nefsimle mücadele ediyorum derken Allah'ın helal kıldıklarını haram mı kılacak kendine?
Bizim tasavvuf anlayışımızda bu yok. Bizim tasavvuf anlayışımız Kur'an ve sünnetin içerisinde kalarak da Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve ashabının stratejisini ve metodunu uygulamaktır. Bize haram edilen şeylerden kaçınırız. Yapmayız. Şüphelilerden uzaklaşmaya çalışırız. Şüphelilerden uzaklaşmaya çalışırız. Bu işin zahir tarafıdır. Bu işin batini kalbi tarafı Allah'ı çok sevmeye çalışırız. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini çok sevmeye çalışırız. Üstadımızı, arkadaşlarımızı, kardeşlerimizi çok sevmeye çalışırız. Ve harzları yerine getirdikten sonra nafilelerle Allah'a yaklaşmayı ve Allah'ı sevmeyi metod olarak kendimizde tut, önümüzde metod olarak koyarız.
O çetrefilli, o girip insanların her taraftan kargacık, burgacık, eskilerin kendi coğrafyalarında, kendi dairelerinde, kendi yaptıklarından değil, onları reddetmek noktasında değil, onları küçük görme noktasında değil. Ama 1400 yıldan beri ve tasavvuf faal olduğundan beri görüldü ki kendi öz mantığından yukarıda görülmeye başlandı. Veyahut da bir tarikat erbabının, bir üstadın veya bir velinin veya bir mürşidin sözleri, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözlerini geçer oldu. Bir üstadın metodu, bir üstadın stratejisi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin metodundan ve stratejisinden üstün algılanmaya başlandı ki tehlike buradaydı.
Hiçbir üstadın metodu, hiçbir üstadın stratejisi, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin metod ve stratejisinden üstün değildir. Üstatlık, üstadlık, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin stratejisini ve metodunu kendi zamanında ve kendi coğrafyasında uygulamaktır. Bu, bu fakirin düşüncesidir.
Üstatlık, doğmuş olan Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çizdiği, ana hatlarını belirlediği, ashabın o hatta yürüdüğü, yolda yürümek, kibirlenmekten, böbürlenmekten, satmak ve saptırmaktan muhafaza eylesin. O yüzden en güzel metod, hadis-i kudüsüne beyan edilmiş. Velirlerine sakın ha, düşmanlık beslemeyiniz.
Allah, Allah'ın emrini yerine getirir. Peygamberlerine, adiyenlere düşman olmayalım. Etrafında, onların arkasında veya önünde, etrafında düşmanlık beslemeyelim.
Onlara karşı kin, buğut, isyan, nefret taşımayalım. Allah diyene, Allah diyene adına hürmet edelim, saygı duyalım, muhabbet besleyelim. Onlarla selamı yaygınlaştıralım. Farzlarla Allah'ın emirlerini yerine getirelim. İnsanlar farzları işlemezken, ruhtan ve nefisten bahsederler. İnsanlar farzlarını yerine getiremezken, nasıl tasavvuktan ve tarikattan bahsederler. Namazlarını göz göre göre kılmazken, oruçlarını göz göre göre tutmazken, yalanını göz göre göre söylerken, kıymeti göz göre göre yaparken, göz göre göre yaparken, bizim cemaattan değil deyip, ayağına çelme takmak isterken, bu bizim mezhebimizden değil deyip, onun ayağına çelme takmak isterken, bu bana yan baktı, böyle olsun deyip, ona tokat atmaya çalışırken, arkasından kuyu kazarken, nasıl tasavvuftan, tarikattan, Allah'a dostluktan bahsedebiliriz.
Yol ve sünnettir. Bize düşen vazife, haramlardan uzak durmaktır. En büyük cihat budur, en büyük mücadele budur. Gelin, haramları hayatımızdan silelim. Dersiniz ki, kalbinize imanın tadını verecek. Göreceksiniz, Allah kalbinize ilham edecek. Göreceksiniz, kalbinizin Allah dediğini duyacaksınız. Kendi etrafı analiz edin.
Hastalık ibadet etmemektir. Hastalık Allah'ı sevmemektir. Ve insanlık var olduğundan beri, evet, başka bir şey değildir. Üç tane şeydir. Bir, haramlardan uzak durmamak. İki, ibadet etmemek. Üç, ibadet etmemektir. Vallahi gönlünüze Allah ilham edecektir. Billahi Resulullah, salallahu anh, gecelerinizi süzlecektir sizi. Göreceksiniz. Bir, işinizi kesin, eti yerine getirin. Ve kardeşlerinizi sevin.
Etrafınızı, arkadaşlarınızı. Ama gelin. Önce haramlarla ilişkinizi pilvet etmeyin, dedikodu etmeyin, iftira atmayın, kötü davranmayın. Çocuklarınıza kötü davranmayın. Eşlerinize kötü davranmayın. Arkadaşlarınıza, akrabalarınıza kötü davranmayın. Güzel geçinin, kayırhah olun. İmanın tadını ve lezzetini alacaksınız. Allah'ın sevgisini hissedeceksiniz. Resulullah, salallahu aleyhi ve sellem, azzeferinin muhabbetini hissedeceksiniz. Başka bir duygu. İçinizde başka bir şey var. Ayrı bir letaik var. Ayrı bir latiplik var. Ayrı bir güzellik var. Ayrı bir tat var içinizde. Bunu hissedeceksiniz. Bakacaksınız o zaman. Vallahi yemeğe bakarken de başka gözle bakacaksınız.
Dünyaya bakarken başka gözle bakacaksınız. Etrafınıza bakarken başka gözle bakacaksınız. Her şey başka gözle bakacaksınız. Gözlüğünüz değişecek. İşte o zaman benliğiniz de değişecek. Hangi benli olduğunuzu o zaman göreceksiniz. İşte o zaman ne olduğunu anlayacaksınız. O zaman nefsinizin ne olduğunu anlayacaksınız. O zaman kalbinizin ne olduğunu anlayacaksınız. O zaman gönlünüzdeki gönlü anlayacaksınız. O zaman gönlün içindeki sırrı anlayacaksınız. O zaman sırrın içindeki gizliliği anlayıp, gizlinin o büyük gizliliğini anlayacaksınız. Gelin, Allah için, hal olarak işlemeyelim. Suf-u hal olarak işleyelim. Namazı kılarken severek kılalım. İki rekat kılın, severek kılın. Bir gün oruç tutun, severek oruç tutun.
Gelin bir sefer Allah, yıldırsa severek yaklaşın. Kardeşlerinize severek yaklaşın. Bu sizin halinizi değiştirecektir. Bu sizin kalbinizi ve içinizi değiştirecektir. Birisi için gözyaşı akıttığınız an, gözyaşının kıymetini anlayacaksınız. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine muhabbetinizden dolayı gözyaşı akıttığınız an, o zaman Muhammed-i Mustafa'nın muhabbetini içinde hissedeceksin.
Onun için gözyaşı akıttığında Allah'ın muhabbetini içinde hissedeceksin. Bir an düşündüğünde, bir an kendini ona bıraktığında Allah'la alışverişi göreceksin. Tasavvur, tasavvur haramlarla, haramlardan uzak durup, haramlarla ilişkiyi kesip, farzları yerine getirip, nafilelerle Allah'a yaklaşıp, Allah'ı sevmektir. Geri kalan Allah'a aittir. Ama şunu unutmayın. Cenab-ı Hak hadisi kudside der ki, kul Allah'ı severse, benim ona sevgim vacip olur. Unutmayın. Hadisi kudside der ki Cenab-ı Hak, kul Allah'ı seversen, benim onu, yani Allah'ım onu sevmesi vacip olur. Allah'ı severseniz, onun sevgisi vaciptir.
Ama Allah'ı sevginin ölçüsü, an zemini, haramlardan uzak durup, farz ibadetleri yerine getirmektir. Haramdan uzak durup, farz ibadetlerinizi yerine getirip, o zaman imanın da, İslam'ın da, onu yaşamanın da, anlamını ve zevkini takacaksınız. Allah cümlemizi onlardan ayırsın. Cenab-ı Hak inşallah, rahman cümlemizi o halde hallendirsin inşallah.
Dün geceki bütün kardeşlerim, hepiniz içinde geçerli, bütün kardeşlere teşekkür ediyorum, performanslarından dolayı, katılımlarından dolayı, hizmetlerinizden dolayı, bütün arkadaşlara, ayrı ayrı, hepinize tek tek teşekkür ederim.
Allah razı olsun. Güzel bir keci oldu. Dün hiç telefonum susmadı desem, bir yeri var. Hep teşekkür ettiler, hep güzel olduğunu söylediler. Ben olayın içindeyken, neyin ne olduğunu bilemiyorum. Sonradan gelen tepkilerden, sonradan gelen sözlerden anlıyor. Neyin ne olduğunu. Allah razı olsun. Hiçbirisi de, bir kişi hariç, bir kusur söyledi. Geri kalan, hiçbir kimse, şurası kusurluydu demeli. Allah bütün kardeşlerden, bütün katılanlardan, bu noktada hizmet edenlerden, bu noktada, aman duasıyla, aman fiiliyatıyla, aman kendisinin dahi, orada bulunmasıyla, bu noktada, destek olanlardan, Allah razı olsun inşallah. Hakkınızı helal edelim. Helal olsun. Cenab-ı Hak inşallah, rahman, kutlu doğumda da, aynı şekilde, hizmet etmeyin, kutlu doğumda da, aynı şekilde buluşmayın.
Nasip etsin inşallah. Cenab-ı Hakkınızı helal edelim. Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi