Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 8 Aralık 2011 · 40:42
İçinde, yüce, eyle, sabre. Selamun Aleyküm. Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Çene sakalı bırakanların sorumluluk derecesi hakkında bilgi verir misiniz demiş. Bir kimse sünneti işlemezse, sünnet işlemekten dolayı, işlememekten dolayı sevap alamaz. Yoksa bir kimse çene sakalı bıraktıysa bırakmıştır.
Mevcut. Sünnet-i seneye sakalı belli. Bunu böyle bir bidat hükmünde, bir muhalefet hükmünde yaptıysa Allah muhafaza eylesin. Ama insanlar şu anda böyle moda gibi takip ediyorlar ya bunu. Moda gibi takip ettikleri için ahir zamanda siz adım adım onlara benzemedikçe kıyamet kopmayacak. Onlardan kasıt kim ya Resulallah? Hristiyanlar ve Yahudiler mi? Evet. O yüzden bir Müslümanın çene sakalı bırakması sünnet-i seneye noktasından uygun değil. Ama bırakanlar var ne yapacağız? Sünnet sevabı almıyor. Kesenler nasıl sünnet sevabı almıyorsa, nasıl göbeğine kadar sakal bırakanlar sünnet sevabı almıyorsa, onlar da sünnet sevabı almamış oluyor. Bazı alışveriş merkezleri birçok esnafın işini öldürdüğü gibi kurumsallaşarak kazandığı paralar da maalesef iç piyasada dolaşmıyor.
Örneğin Carrefour'dan alışveriş yapan bir kimsenin kasiyere para ödenir ödenmez para repoya yatıyor diyorlar. Efendim, Peygamber Efendimiz bu tür alışveriş merkezlerinden alışveriş yapmamamızı ve böyle alışveriş merkezlerinin açılmasını sizce uygun buluyor muydu? İslam'da ticaret helal, faiz haramdır. Bir kimse bu noktada ticaretin bu manada malı satanın veya malı alanın dini kimliği önemli değildir.
Medine-i Münevvere'de çok yerden müşrikler de gelirler, mallarını orada satarlardı. Mesela Medine'de ilk kurulan şey, ilk kurulan Medine pazarıdır. Medine pazarı Mekke'deki alışveriş, ticarete karşılık kurulmuş bir ticaret merkezidir. Müminler ticarette önde olmalılar. En hayırlı kazanç birincide cihat, cihattan elde edilen ganimetler, ikincisi ticarettir.
Bakın ikincisi ticaret. Şimdi Müslümanlar ticarette önde olmaları lazım. Ahir zamanda siz sapanın ve ineğin kuyruğunu tuttuğunuzda zelliliği bekleyin der. Bu hem cihadı terk etmekten hem de ticareti terk etmekten der. İnek hayvancılıktır, sapan da tarımdır. Bunun yerine ne alıyor? Cihat ve ticaret. Evet, cihat ve ticaret erbabı olacağına Müslümanlar ziraat ve hayvancılık erbabı oldular. Şimdi bir kimse kar vurmuş, işte şuymuş buymuş yabancı sermayeli alışveriş merkezlerinden alışveriş edip etmeme hakkı o kimseye ait. Ben etmem. Etmiyorum da. Ama Müslümanlar için acı bir şey. Neden Müslümanlar çok ortaklı şirketler kuramıyorlar?
Kursalar dahi birileri o paraları iç edip götürüyor. Asıl çok ortaklı şirketler kurup, çok ortaklı ticarethaneler kurup, Müslümanlar bu noktada dünya ticaretini ele almaları lazım. Ama Müslümanlar kadar bölmeye, parçalanmaya müsait bir inanış yok. Neden? Hepsi de horoz. Hepsi de biliyor. Hepsi de akıllı. Hepsi de bütün her şeyi biliyor. Hükümeti yönetmeyi biliyor, başbakanlığı biliyor, cumhurbaşkanlığı biliyor, kanun çıkartmasını biliyor, askereyi biliyor, savaşmayı biliyor, ordu yönetmeyi biliyor, devlet yönetmeyi biliyor. Bir ailelerini yönetemiyorlar ama. Bir ailesini yönetemiyor.
O kadar çok biliyor ki bütün herkes. Herkes, her şeyi çok biliyor. Yapamıyor o yüzden de. Şimdi bunların paraları repoya gidiyor. Kimin parası repoya gitmiyor? Vergi dairesine yatırdığın para gitmiyor mu? Su parası diye yatırdığın para gitmiyor mu? Elektrik parası diye yatırdığın para gitmiyor mu? Doğalgaz diye yatırdığın para gitmiyor mu? Dünya üzerinde bir faiz sistemi var. Sen faiz almasan dahi alışveriş ettiğin yerler, yaşadığın yer faizle iştigal ediyor. Acı bir şey. Eyvallah acı bir şey. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri işte böyle yerlere gidip alışveriş eder miydi?
Büyük bir ihtimal etmezdi. Ne kurtaracağız? Ne geçecek elimiz öyle demekle? Müslümanlar gitmesin diyeceğiz. Ondan önce o kadar çok şey var ki. O kadar çok şey var deyip de o sahayı mı terk mi edelim? Hayır. Ama sonuçta o sahanın içine giriyor Müslümanlar. O deccaliyet sisteminin içerisindeyiz. Hepimiz de. Hepimiz. Allah bizi affetsin inşallah. Resmi nikahla. Resmi nikah yok. Bu lafızları yerli yerinde kullanın.
Nikah dini bir termolojidir, ibadettir. Resmi evlenme akti dini bir termoloji değildir, ibadet değildir. Müslümanlar nikahlanırlar, nikahlanmakla dinlerinin yarısını tamamlarlar. Müslümanlar nikahlanırlar, nikahlarıyla ibadet etmiş olurlar. Nikahlanan bir kimse hem farzı, hem vacibi, hem sünneti, hem nafile ibadeti yerine getirmiş olur.
O yüzden resmi evlenme aktidir o. Sözleşme gibi. Onun adı nikah denmez. Devlet nikah kıyamaz. Devletin nikah kıymaya hakkı yoktur, layıktır. Layık bir devletin üzerinde birisi resmi nikah dediği anda, Cumhuriyet savcıları ona dava açar. Eğer ibadet noktasından bakarsan. Tabii Türkiye'nin hukuk sistemi öyle bir enteresan ki. Yani bir tarafta biz layık demokratik hukuk devletiyiz, öbür tarafta layık demokratik hukuk devletinin Diyanet İşleri Başkanı'nı var. Layık demokratik hukuk devletiyiz bir tarafta, öbür tarafta birisi bir kadını, ben bu kadını nikahıma aldım derse, o da ben nikahlandım derse, bunu normalde işte giderdi Cumhuriyet savcısının bundan haberi olursa,
siz ne yaptınız derse, biz de imam nikahı kıydık derse, Cumhuriyet savcısı isterse layık demokratik hukuk devletinin temellerini değiştirmekten dava açar, gider yargılanır o kimse. O yüzden sorularınızı sorarken kullanacak olduğunuz kelimeleri düzgün seçin. Evlenen bir çift belli bir zaman ayrılıyor. Mahkeme erkeğe belli bir tazminat ve nafaka ödenmesine karar veriyor. Kadınla erkek arasında belli bir miktar altın, mehir konuşulmuş. Bu kişi bu mehiri vermek istiyor. Ailesiz vermiyor, maddi durumu da iyi değil. Böyle bir durumda mehiri vermek zorunda mı yok hükmü yok mu? Valla kim kimden boşanmış, kim kimden mehir alacağı var ben tam anlayamadım bunu.
Ya da kafam yerinde değil. Mahkeme erkeğe belli bir tazminat ve nafaka ödenmesine karar veriyor. Kadınla erkek arasında belli bir miktar altın, mehir konuşulmuş. Bu kişi bu mehiri vermek istiyor. Ailesi izin vermiyor. Erkek mehrini verecek. Yani normalde resmi mahkemeler erkeğe nafaka ve tazminat ödenmesini gerektiriyorsa, kadın o erkeğe ödenmesi gereken nafakayı ve tazminatı ödeyecek.
Boşanma talebi kadına aitse ve boşanma talebinde kadına ait kadın, dini hukuka uygun boşanmıyorsa, dinen bu hukuk noktasında boşanmaya haksız bir boşamaysa, o zaman normalde mehir almaya yetkisinin olmaması gerekir. Almış olduğu mehiri geri vermesi lazım. Ama buradaki boşanma sebebi ve boşanmayla alakalı kimin haklı, kimin haksız olduğunu görmemiz lazım. Bunun üzerinden bizim kalkıp da bir şey söylememiz mümkün değil. Yani boşanma hakkaniyeti, boşanma hakkı, haklı olan kim? Yani erkek evlendi, erkek evlendikten sonra mehrini de verdi, kadın hiçbir şer'i, dini hakkı olmadan adamı boşuyor mesela. O zaman hukuk farklı, yani hükmü farklı. Veyahut da adam evlendi, hiçbir suçu yok kadının, adam boşuyor.
O zaman hukuk farklı. Bu dini hukuk açısından. Resmi hukuk da zaten şimdi böyle bir şey yapıyor. Yani önceden tazminatı kadınlar alıyordu. Şimdi erkekler de tazminat alabiliyor, erkekler de bu noktada nafaka alabiliyor. Kadınan mesela annesinden, babasından yüklü miktarda mal geliyor. Bu adamın karnını mı çekeceğim diyor. Adama vuruyor tekmeyi. Adamın bu sefer kadından alacak olduğu nafaka olması lazım. Resmi hukuka göre. Ödemesi gereken bir tazminatın olması lazım. Resmi hukuka göre. Yani kadın kendisini bir müddet baktırmış, çoluğunu, çocuğunu da büyütmüş. Ondan sonra adama serkeşlik yapıyor. Ondan sonra boşu atıyor.
Nasıl olsa adam lazım değil ona. Aslında buna bir müeyhid ile uygulanması lazım. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem sahabelerin bütün sorunlarını dinler ve ilgilendirir miydi? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri gücünün yettiğince ashabının bütün problemleriyle ilgilendi. Bu sünnet. Kim gelip ona bir problemini aktardıysa, bir problemini anlattıysa onun problemiyle gücünün yettiğince ilgilendi.
Gücünün yettiğince. Hatta meşhurdur ya ben sizin hepinizin babanız mesafesindeyim der. Kimin derdi, borcu varsa gelsin bana der. Bu tabi ağır bir mesuliyet. Ama Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri insin ve cinnin peygamberiydi. O peygamberliğin kemal noktasındaydı. O yüzden Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ashabın her şeyiyle ilgilendi. Bu sünnet ehli tasavvufa kaldı. Ehli tasavvufun içerisindeki hiyerarşik noktada duranlar da bu noktada ümmetin bütün işleriyle ilgilenmek zorundalar. Kim gelip o kimseyle bu noktada o kimseye bir derdini bir sıkıntısını yani üstad seviyesindeki bir kimseye derdini problemini anlattıysa aktardıysa üstad da elinden gelen bu noktada gücü nispetinde o da o sorumluluğunu yerine getirecek sünneti işlemek için.
Hadis-i şerifte kendisinden istifade edilen alim bin abidden daha hayırlıdır buyurur Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Bir alimden nasıl istifade edilir? Normalde alimler ümmetin içerisindeki kandiller gibidir. Allah dini alimlerin sayesinde ayakta tutar. Buradaki alimden kasıt Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin halifesi noktasındaki olan imiyle amel eden alimler.
Bu alimler yeryüzünün direkleri gibidir. Onlar yeryüzünde dinin neş-i neva olmasına, dinin yaşanmasına sebep olurlar. O yüzden onlar eğer toplumun içerisinde bulundukları müddetçe ve insanların içerisinde dinin yaşanmasına ve yaşatılmasına sebep oldukları müddetçe, ama sohbetleriyle ama yazdıkları kitaplarıyla ve resaleleriyle ama hal olarak yaşantılarıyla bu noktada durdukları müddetçe evet evlerine kapanıp, camilere kapanıp, dağlara çıkıp, hücrelere kapanan, itikaflara giren, halvet eden, insanlardan uzak bir hayat sürerekten din yaşamaya çalışan abidlerden çok çok fazla ehemmiyetli ve önemlidir.
Çünkü insanların içerisinde insanların hayrına, insanların içerisinde durup insanların eziyetlerine katlanan ve insanların hayrına sebep olan kimseler peygamber varisleridir. Onlar insanların en faziletlisidir kendi yaşadıkları zamanda. Kim ki arefe günü bin kere ihlas okursa kendi nefsini Allah'tan satın almış olur. Hadiste nefsini Allah'tan satın alması ne asıl olur?
En aşağısı Allah'ın affına uğramaktır. Tasavvuf ehlinin mübah konularda nefsinin yap dediklerinin yapmaması ne kadar doğrudur? Helal dairesi bir kimsenin nefis mücadelesi yapacağı yer değildir. Helal dairesinde nefis mücadelesi yapmak nefistendir. Bir kimsenin kendi kendisine helalı haram etmesi nefsindendir. Bir kimsenin kendi kendisine helalını yasaklaması nefsindendir. İnsanlar bunu tasavvuf adı altında yapmaları caiz değildir.
Bu ancak kalbi bir ilimle, ilahi bir emirle söz konusu olursa olur. Bu dervişin kendi nefsinden olmaz. Üstad ona hayvansal gıda yemeyeceksin bir müddet derse, üstadı ikinci bir müddet koyuncaya kadar hayvansal gıda yemez. Bu üstadın terbiyesi altında olması gerekir. Yoksa bir kimse kendi kendisine ben hayvansal gıda yemeyeceğim diyorsa, Allah'ın helal ettiğini kendi dairesinde haram ediyor.
Bu az önceki söylediğim şey de Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Hz. Ali Efendimiz'in Fatıma Atun Zehra annemizle nikahlı iken, başka bir kadın ona teklif edildiğinde, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gelip Hz. Ali Efendimiz'e o nikahlanmayı yasaklamasına benzer. Ayet-i kerimede dörde kadar nikahlanmaya hakkı varken, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Hz. Ali Efendimiz'e Hz. Fatıma'nın sağlığında ve kendi sağlığında bunu yasaklamıştır.
Demek ki bazı mübah olan şeyler, belli özel emirlerle geçici olarak yasaklanabiliyor. Bu sufi ıstılahta dervişin terbiyesi için gerekli olabilir. Ama bunun gerekçesi Kur'an ve sünnet olması gerekir. O kimsenin nefis terbiyesi olması gerekir ki, öyle sufi çok az bulunur.
Küçük bir şey, herhangi bir derviş için diyorum ki herhangi birisine, filanca ile sen takışma. Üç gün sonra takışıyor. Birisine diyorum ki sen kimseyle tartışma. daha aynı gün tartışıyor. Aynı gün tartışıyor. Bu o sufinin, üstadın vermiş olduğu ilacı, üstadın vermiş olduğu reçeteyi uygulamayışından kaynaklanıyor.
Tembel veya küstah, gevşek, gaflet içinde. Gaflet. Oysa sufi önce gaflet uykusundan uyanmalı. Sufinin birinci edebi, birinci adabı, birinci erkanı, birinci hukuku, birinci kanunu, birinci merhalesi, gaflet uykusundan uyanmak. Gaflet uykusu ise haram, helal tanımadan hayatı öyle yaşamaktır. Sufinin gaflet uykusu ise üstadı dinlememektir. Gaflet de uyuyor, uykuda. Sufi nasıl uykudadır? O namazını kılıyordur, orucunu tutuyordur, üstadı dinlemiyordur.
Uykudadır o. Sufi namazını kılar, orucunu tutar, dersini de yapar. Buraya zikrılığa da gelir. Söylenen sözü dinlemez. Uykudadır o. Sufinin uyku hali budur. Ve insanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar. Gaflettedir o kimse. Namazı gafletledir, orucu gafletledir, zikrullahı gafletledir onun. Onun ibadet ve taatları gafletledir. Gaflet uykusunda o. İbadete alışkanlık olmuş, namaza alışkanlık olmuş, orucu alışkanlık olmuş onun. Zikrullahı alışkanlık olmuş, çektiği ders alışkanlık olmuş. Gaflet uykusunda. Söz dinlemiyor o. O kendi kafasında, kendi bildiğince gidiyor.
O gaflet uykusunda. İşte o gaflet uykusundaki sufi yapar bunu. Neyi yapar? Kendi kendine helallarını kısıtlar kendisine. O gaflet uykusundadır. Ona bir şey demezler ama o yapar. Ona dememişlerdir. Sen hayvansal gıda yememezlik etme diye. O kendince hayvansal gıda yemez. Nefsi oradan der ki sen hayvansal gıda yemiyorsun. Öbür taraftan gıybetten, dedikodulan, iftiradan oluk oluk gider ondan. Onu görmez. Gaflet uykusu budur. Alıp tesbihi eline bir taraftan televizyon seyrederekten bir taraftan Allah'ı zikreder. Kendince dersini çekiyordur. Bu şu manada. Ya sizin alacağınız bir ders var.
Aha ben de dersi çekiyorum. Vay ya gol oldu mu ya? Dersi çekiyor. Vay gördün mü yumruğu vurmadı ya. Televizyon dizi seyrediyor. Muhteşem yüzyılı bizim dervişten dinle. Bir de ertesi gün not almış. Dükkana gelmiş. Muhteşem yüzyıldan bana soru soracak. Gafleti görüyor musunuz? Bize söylediği şey çok enteresan. Efendim akşam izlediniz mi? Neyi dedim ben? Muhteşem yüzyılı dedi. Kaldım ben böyle. Ya benim o film, o diziyi izleyeceğimi düşünüyor. Neden? Kendisi gaflette ya. Kendisi gaflette olduğundan herkesi gaflette görüyor. Kendisi oturmuş muhteşem yüzyılı seyretmiş. Ve oturmuş muhteşem yüzyılı seyrettikten sonra bütün herkesin de seyredeceğine inanmış.
Gaflet uykusunda da değil. Bu dalmış, derin uykuda artık o. Böyle baktım. Bir de eline kağıt almış. Gelmiş Hüsisi. Gözünün içine baktım. Baktı, anladı o zaman. Özür dilerim dedi. Niye özür diliyorsun dedim. Niye özür diliyorsun? İçimden üzüldüm kendi kendime. Bir şey demedim hadi kalbi kırılmasın diye. Durdum durdum içim içime sığmadı. Dedim yazık ya. Yazık dedim. Bir de oradan soru çıkardın onu. Onları mı bana sormaya geldin buraya dedim. Yeni oda çıktı bir de.
Yaz soruları dükkana gel. Kadını erkeği. Şurada vakit kaldığı müddetçe sorulara cevap veriyor muyum? Evet. Yukarıda veriyor muyum? Evet. Dükkanın kenarına bir oda daha açacağım. Orada da başlayacağım artık. Kendinizi önemli görmeye çalışıyorsunuz. Çok iyi. Ama karşınızdakini de düşünün. Gece gün Hacı Remzi'ye dedim. Neden gelmiyor? Ya nereye geleyim dedi ya. Nereye gelsin ki adam zaten. Her geldiğinde üç beş kişi başımda var. Şükür hamdolsun. Bundan bir bıkkınlığım yok. Öyle bir şikayetim de yok. Ama Allah rızası için. Yani muhteşem yüzyılın sorusunu mu getiriyorsun bana?
Yani olsa da gece namütenay bir gece yaşasa. Muhteşem bir rüya görse. Bir hal yaşasa. İşin içinden çıkamasa. Sabahı uyanık karşılasa. Kafası secdeden kalkmasa. Ve halden hale geçse. Ve dese ki. Bu kendi kendisine ekmekten, sudan, yemekten kesilse. Gözüne kan otursa. Ve dese ki. Benim muhakkak görüşmem lazım. Yemin ediyorum. Vallahi de, billahi de, tillahi de. Feda olsun bütün zamanım. Feda olsun bütün zamanım feda olsun. Desin ki baktığım yerde seni görüyorum. Desin ki baktığım yerde Muhammed Mustafa'yı görüyorum. Desin ki baktığım yerde Hazreti Ebu Bekir'i görüyorum. Desin ki baktığım yerde Abdülkadir Geylani'yi görüyorum.
Yemekte, suda, çayda çayı içemedim. Geldim kapına dese. Eyvallah. Sufi bu. Dese ki benim elimden tuttuğu filanca daha şuraya kadar götürdü orada kaldık. Oradan yukarı geçemedik. Oradan yukarı gidemedik. Eyvallah. Allah bizi affed ha. O yüzden kıymetli dostlar. Helal daireyi kendinize haram etmeyin. Bu sufilik değil, bu İslam değil. Haramlardan uzak durun. O zaten size yetecek. Bugünün Müslümanlığına yetecek. Yetecek.
Haramlardan uzak durun. Yeter bu size. Sünnetleri uygulayın. Yeter bu size. Günde iki sefer yiyin. Pazartesi, perşembe oruç tutun. Ayın üç gününü oruç tutun. Yeter, yeter. Dilinizi tutun. Yeter. Allah bizi affetsin inşallah. Şimdi burada bir soru var. Kenara koydum. Okumayacaktım. Okuyayım yine de. Bu tip meselelere fetva vermek için karşılıklı konuşmak lazım. Soru sormak lazım. Bunu böyle söylüyorlar. Mesela yazmış. Erkek eşine vallahi seninle aynı çatı altında yaşamam derse. İki üç kez farklı yerlerde bunlar boşama hükmüne girer mi demiş. Sonra da pişman oluyorsa, yemin ettiği için oruç mu tutmalı, sağlık durumu elverişli değilse maddi olarak birilerine yemek mi yedirmeli, durumu buna uygun ve bu durumun karşısında kadın nasıl veya ne yapmalı, beni aydınlatır mısınız demiş.
Erkek bunu söylerken, şimdi ona diyaneten şu soru sorulacak. Erkek seninle vallahi de billahi de bir çatı altında bir daha durmam dediğinde bunu boşama kastıyla mı söyledi? Yoksa sinirlendi de mi söyledi? Buna cevap verecek olan erkek, kadın değil. Şimdi o yüzden bu tip sorular, fıkihi sorular sorulurken böyle eğer bir kimsenin özel bir şeyse, bununla bitmiyor şimdi.
O erkek bunu hangi sinir halinde söyledi? Deli miydi söylediğinde? Psikolojisini bozmuş muydu? Bunların hepsi de boşanma sebebi olacaksa, bunların hepsinin de bakılması lazım. Yok sadece yemin etti, ben bir çatı altında seninle oturmam dedi, ondan sonra döndü geriye, üç gün oruç tutacak. E üç gün oruç tuttu, ondan sonra diyelim ki boşama kastığı değil ya bu, üç gün oruç tutmaya muhtedir değil. O zaman on kişinin karnını doyursun, atsın. Ama bunu ikide birde yapıyorsa yüz kişinin karnını doyursun. Bunu böyle alışkanlık haline getirdi, hali vakti yerinde, ona diyeceksin ki bin kişinin karnını doyur sen. Bir daha böyle bir şey yapma. Adam hali vakti yerindeyse üç kişinin karnını doyurdu, bitti adamın işi. Ertesi gün bir yemin etti, daha gene üç kişi, olmadı.
Ceza deyince caydırıcılığı olması lazım. Ona diyeceksin, on bin kişinin karnını doyur. Örnek, iştahat. Adam kalacak, çökecek bir. Söz konusu olan onu ondan geri döndürmek çünkü.
Çünkü mektubu yazan kardeş benimle irtibata girsin. Son gelen soru. İnsan öldükten sonra kendi selasını duyar mı ve öldükten sonra x sualleri nedir? Öldükten sonra ne hale gelir? Selasını duymuyorsun, boşuna yaşamış zaten ya. Kişi sadece derslere gelip zikrularını yapsa, üstada sevgi bağlayıp, hedef ve ahlakını düzeltebilir mi?
Düzeltir. Yoksa ders almalı mı? Ders almak bu yolun hangi basamağında? Düzeltebilir, ne düzeltmesin ki? Devam etsin o. Sufi zihnindeki kötü düşüncelerden ne zaman bertaraf olur? Bizim gibi insanlarda o kolay bertaraf olmaz. Ama terbiye olur.
İşimiz de onu terbiye etmek. Allah bizi kötü zandan muhafaza eylesin. Malum, bir daha ki hafta değil mi Şebi Arız? Bir daha ki hafta cumartesi, bu cumartesi değil bir daha ki hafta cumartesi, kapalı spor salonunda Şebi Arız var. Bütün kardeşler var güçleriyle çalışacaklar inşallah. Cuma günü İzmit'te var.
İzmitliler zaten biliyorlar. Pazar gününe de Gelibolu'da var. İnşallah bu seneki programları da böyle bitirmiş olacağız. Tabi arada İstanbul'da var. Hem Üsküdar'da hem Beyoğlu'nda var. Değil mi? İnşallah. Ayın 20'sinde, Salı günü İzgüdar'da 27'sinde Beyoğlu'nda değil mi? Tamam. İnşallah. Cenab-ı Hak inşallah bu senede sağ salim programlarımızı yapmayı nasip ve müesseler edinsin Cenab-ı Hak. Üç İhlas Fatiha-i Şerife. Amin.
Hasul olan sevaplar evvelen bizzat fari kainatüle sayı mevcudat Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve gelimi iş geçmiş. Bütün Peygamber-i Zişan Efendilerimizin ruhlarına ayrı ayrı hedirdik. Vâsıl ve sedaar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Fevzatlarını, himmetlerini, şeffaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Cihari yarı gücün Ebebekir, Sıddık Ömeri, Farık, Osman, Özün, Nuriyen, Ali Ali Muhtaza radıyallahu anh Efendimizin. Evladı Resulullah, Zevcatu Resulullah, Şueyda'yı Resulullah, Ashabı Resulullah'ın ruhlarına, İmam-ı Azam-ı Ebu Hanifi, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hanbeli Hazretlerinin ruhlarına ayrı ayrı hedirdik.
Vâsıl ve sedaar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Fevzatlarını, himmetlerini, şeffaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç İhlas Fatiha. Pirimiz Seyyid Abdülkadir Geylani, Pirimiz Seyyid Ahmetel Rufay, Pirimiz Seyyid Ahmetel Bedevi, Pirimiz Seyyid İmrahim'i Dosyuki, Pirimiz Şeheb-ı Resulullah, Şazeli, Şanakşübendi, Muhammed-i Bahattin'i, Şah-ı Mevlana, Celalettin, Rüme, Hacı Bektaşi, Veli, Hacı Bayrami Veli, Mehmet-i Muhittin İftada Hazretlerinin ruhlarına ayrı ayrı hedirdik.
Vâsıl ve sedaar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Fevzatlarını, himmetlerini, şeffaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Üç İhlas Fatiha. Amin. Geçmiş Mürşid-i Kamilleri, Velilerin, Evliyaların, Dervişlerin, Müminlerin ruhlarına, Şeyhimiz, Üstadımız, Mürşidimiz, Canımız, Cananımız, Sultanımız, Bayındırlacı Mustafa Efendi Hazretlerinin ruhaniyeti küsellerine, Ced ve Cedazan'ın ruhlarına, Mehdi Ali Resul'ün ruhaniyeti küsellerine, Yaşayan Mürşid-i Kamillerin, Velilerin, Evliyaların, Dervişlerin, Müminlerin ruhaniyeti küsellerine, Turki ailemizde gelmiş geçmiş, Osmanlı aileyeden gelmiş geçmiş, Akraba-i talikatlarımızdan gelmiş geçmişlerinin ruhlarına, ruhaniyetlerine,
Ayrayraya hedelilik vasıl ve sedar eyle ya Rabbi. Haberdar eyle ya Rabbi. Fevzatlarını, himmetlerini, şeffaatlarını üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Estağfurullah. Estağfurullah. Estağfurullah el-Azim el-Kerim el-Lezî la ilahe illa-Hû. El-Hayyul-Gayyum ve-Tûbü'le-Gönlübü'l-Zâhîm'e şeytan olacağım. Bismillahirrahmanirrahim. Eftali zikr-fâle menna hu. Ne? Muhammeden Resulullah, Cemiyen Enbiya'yı vel-Münselim, Elhamdülillahi Rabbil Alemin. El-Fatiha ma'as-salam.
Amin. Destur ya Rabbi.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.