mustafaozbag.org

139. Mesnevi Şerhi (840-845 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 24 Ocak 2021 · 45:52

Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin inşallah, Cenab-ı Hak gündüzünüze hayırlı eylesin, hayırlısı yerinize, ömrünüze hayırlı eylesin, harife geceniz de mübarek olsun, ayrıma ulaşmayla, ayrımın sevinçini aşamayla, cümleyin sınası kalmasın inşallah. 840'ta kalmışız. Taşı demire vurunca kumucumuzu çağır. Fakat kumucum, senin çakmağın da değil, Allah fermanıyla dışarıya ayak basar.
Zulüm demiriyle taşını birbirine vurmak. Çünkü bu ikisi erkek ve kadın gibi çocuk meydana getirirler. Taş ve demir sebepten ibarettir ama ey İlha Dadu, sen daha ileriye bak. Zulüm demiriyle taşı birbirine vurma. Yani insanlara zulmetme. İnsanlara zulümle yaklaşma. Etrafındaki hiçbir şeye zulmetme. Elinin altındakilere zulmetme.
Zulüm nedir? Zulüm, Kur'an ve Sünnet'in dışındaki her şeydir. Bu birinci derecede bir insanın kendi fiiliyatıdır. O yüzden bir kimse eğer Kur'an ve Sünnet'in dışında bir fiiliyat içerisindeyse, o etrafına zulm ediyor demektir. Kur'an ve Sünnet içerisindeyse o kimse, o zaman o zulmetmiyordur. O yüzden insanlar birinci derecede sorumlu olduğu şey odur. Hani Cenab-ı Hak insanları haramlardan sorumlu tutar ya, haramlardan sorumlu tutmasın, o kimsenin haram işlersin çünkü, birinci derecede kime karşı haram işlediyse ona zulmetmiştir. Bu yüzden normalde zulüm demiriyle taşı birbirine vurma. Yani sen zulmetme, sen zulmetersen o zaman Allah muhafaza eylesin, sıkıntılar çoğalar der.
İnsanlar, bakın hayatınıza bir ölçü alacaksanız bu noktada, haram işlememe, göz göre göre, bunu ölçü olarak alacaksınız. Bu haram işlememe ölçüsünün en önemli maddesi, bir başkasına zarar vermemek. Bunu bir sufi hayat distoru haline getirecek. Bir başkasına zarar vermemek, elinin altındakilere zarar vermemek, bir çıt etrafındaki insanlara zarar vermemek, hiçbir şeye zarar vermemek.
Senin elinden kurt, kuş, böltü, böcek, yeşil, insan, hayvan hiç kimse zarar görmeyecek. Hiç kimse. Birisi senden zarar görüyorsa, senin bu insanlığınla alakalı sıkıntı var demektir. Kimse senden zarar görmemek. Sen eğer bu noktada geri çekilseksin, sen geri çekilmelisin. Zarar edeceksen sen etmelisin. Sıkıntı yaşayacaksan sen sıkıntı yaşamalısın. Birisi senden zarar görmemek, birisi senden için öf dememeli. Birisi senden için bir problem yaşamamalı. Sen yaşa ama yaşatma. Sen sıkıntıyı çek ama bir başkasına sıkıntı çek dememek. Sen güneşte kal, bir başkası gölgede otursun. Sen batıklıkta kal ama bir başkası düzgün yolunda görürsün.
Asla bu noktada sen zarar ettirenlerden olma. Bu bir hayat düsturu. O yüzden normalde evet o sebepler de Cenab-ı Hakk'ın yaratmasıdır. Hani bir ara sorbette dediğim ya, her sabah iki tane gişe var. Bir, haram gişesi. İki, helal gişesi. Bir, iyiliklerin verildiği, iyi rolülerin dağıtıldığı gişe. İki, kötü rolülerin dağıtıldığı gişe. Sen hangisinin önündesin? Muhakkak bütün herkes diyecek ki ben iyilik isterim. Herkes diyecek ki ben hayır isterim. İyi, sen hayır istediğinde kimsenin hayırına engel oldu. Ama kötülük yapıyorsun. Sen namaz kılacağım dediğimde kimi engelledi seni? Sen oruç tutacağım dediğimde kimi engelledi seni?
Sen bir açı doyuracağım dediğimde kimi engelledi seni? Sen bir çıplakı giydireceğim dediğimde kimi engelledi seni? Hoş çıplakları giydirmeye kalkarsak yoruluruz şimdi. Çok çıplak var da. Hangi bir gün giydirirsenin? Şimdi de o tarafım var. Açtan fazla çıplak var şimdi. Giydirmeye kalksak kumaş yedilmez. Her neyse giydiririm. Yani sen bir çıplakı giydirmeye kalktığında kimi engelledi? Çıplakların ağır içinde. Onlar engelliyorlar, onlar giydirmek istemiyorlar. Bu ayrı mesele. Kimisi var yokluktan giyinemiyor. Kimisi var varlıktan giyinmiyor. Kimisi var yokluktan doymuyor. Kimisi var varlıktan doymak istemiyor. Dünya enteresan.
E şimdi sen bir iyilik yapmaya kalktın da kim engelledi seni? Sen iyi insan olmaya kalktın da kim engelledi seni? Allah muhafaza eylesin. O zaman evet taş ve demir dönünün sebepten ibarettir. Ama o sebebi isteyen biziz. O sebebe elimizi uzatan biziz. Şöyle düşünün. Kuyuda su var. O kuyudan suyu çıkarmamız lazım. Bir, kuyuya kova serkatacağız, çıkaracağız. Bir tane de çıkırıp kuracağız. İftinayla olsa. Döndüreceğiz kovayı saldıracağız. Salacağız kovayı. İçine su dolduracağız, çıkaracağız. İki, şimdi teknoloji var. Kuyudan normalde boruları, motoru bağlayacağız. Suyu çıkaracağız. Üç, keramet sahibi olacağız. Hazretleri seyahat ederken, Hazretlerce bir kuyuya salmış kovayı, çekmiş kovayı yukarıda.
Bir bakmış, bir kova aldı. Demiş ki, hala da beni imtihan ediyorsun, dünyam oluyor. Altını kolunu içermiş. Kuyunun içerisine tekrar geri dövmüş. Ne oldu imtihanı? İnsanlar bunlar için annesinin, annesinin de bovasıyla kavga ediyor. Kardeşlerin arası bozuluyor. Üç kuruş para için. Veya üç karış toprak için. Üç karış toprak. Bir dönüm toprak, eşyaat, zeytin. Birbirini kırıyor insanların. Hele bu zamanla. Birbirini yiyor insanlar. Ne? Para. Ona daldırmış kovayı, kuyudan su çekecek. Bakıyor ki, bir kova altın geliyor. Bir kova altın gelince altını, kuyunun içerisine bozuluyor tekrar. Diyor, yarabbi, hala da beni dünyaya da imtihan ediyorsun.
Ben senin rızan için abdest alacaktım. Abdest alacaktım. Amacım abdest alın. Kuyunun içinden su yükseliyor, Yükseliyor, başlıyor İbrahim'in, şeyin. İbrahim'in önüne dökülmeye su. Ondan sonra abdest alıyor, namaza duruyor. Şimdi kuyudan su çekmenin yolu. Bir, ne yapacağız? Çıkırık yapacağız. Verat'ta ne bileyim, İktidai bir şey veya teknolojik bir şey yapacağız. Suyu yukarı çıkacağız. Sebep. Orada çıkırık sebep oldu. İp sebep oldu. Kova sebep oldu. Ya da her şeyi isterse sebepsiz halkeden Allah'a yaslanacağız. Biz abdest almak için niyetlendiğimizde, Kuyudan suyu ne yapacak o?
Yukarı kendilerinden çıkacak. O zaman sebep nedir? Bir şeyin olmasına, bir şeyin olmasına yol açan bir şeydir. Bir şey olacak ya, onu yol açıyor. Bu sebeptir. Veyahut da bir şey olacak, Ona vasıtadır derim eskiler. Bir şeyin olmasına vasıt olmak. Bir şeyin olmasına araç olmak. Sebep budur. Hz. Pir diyor ki, Ateş demirle, zulüm demiriyle taş, Sebeptir ama diyor, sen zulümden uzak dur. Sen ileriye bak. Ey iyi adam, sen daha ileriye bak. Sen sebebi geç. Sen daha ileriye bak. Sen normalde zulmetme. Sen haram işleme.
Sen yanlış yapma. Ama sen daha ileriye bak. Sen görünenin üstüne, Görülenden daha ileriye bir görüşe sahip ol. O nedir? İrfandır o. Onun normalde ilk adımı mükaşefe derler ya, Keşf sahip olma. Perdenin arkasını görmek. Daha ileriye görmek. Ey iyi adam, sen daha ileriye bak. Sen perdenin gerisine bak. Sen ötelerine durma. Çünkü bu sebebi, o sebep olmaksızın zuğra getirmiştir. Zahiri sebep, hakiki sebep olmaksızın kendi kendine nasıl meydana gelir? O zaman normalde zahirde bir sebep var. Görünen bir sebep var. Bu görünen sebebin arkasında bir hakikat var. Sen o hakikati gör. Bütün insanlar orta yerde çalışan sebebi görür.
Bütün insanlar haklı, şeriaten, Allah amca, ortada dolaşan sebebi görür. Ortada dolaşan sebebi gördüğü için ona göre hürmetler. Ama sen hakikat gözü ile bak. Sen hakikate er. Sen hakikate erersen Hızır gibi olursun. Hani ne yaptı? Şeyi, ne o? Gemiği deliyor. Musa Aleyhisselam diyor ki, ya sen ne yapıyorsun? Bu gencecik çocuklar bizi oradan kıyıdan aldılar. Gemilerine bindirdiler. Yedirdiler, içirdiler. Bizi misafir ettiler. Bir güzel rahat ettirdiler. Etrafımızda pervane dönüyorlar. Sen şimdi kalktın.
Bu gemiyi deliyorsun. Geminin içi su alacak. Hani bizde bir tabir vardır ya. Ekmek yediğin tekniği kırmak. Veya yemek yediğin çanağı tükürmek. İşte oradan nasipleniyorsun. Oradan bir fayda görüyorsun. Oradan bir fayda gördüğün, nasiplendiğin yere hainlik yapıyorsun. Şimdi toplumda bunlar çoğaldı ya. Kapitalist sistemin getirmiş olduğu şeyler bunlar. Önceden hani bir kahvenin hatırı vardı ya. Önceden sana birisi bir yardım etmişti ya. Önceden sana bir tebessüm ettiydi o kimse. Bunlar önemli şeyler. Ama bu kapitalist, emperyalist sistem, bu deccaliye, dinsiz sistem. Ar, edep, namus, şeref, haysiyet, gelenek, görenek, kültür, tanımayan.
Bu dünya üzerindeki deccali sistem insanların imanını, inancını, insanlığını yok ediyor. İnsanlığını yok ediyor insanlar. İnsanlar gün geçtikçe, çok özür dilerim ama insanlıktan uzaklaşıyorlar. Erdemlilikleri yok. Kemalatları yok. Nerede ne konuşacağını, nerede nasıl davranacağını bilmiyorlar. Yani bu böyle fesut kültürü. Ye at, yemesen de at. Isır at. Bir şeye atıyoruz yani. Neden? Kıymet yok. Şimdi kimin evinde yüz yıllık, yüz elli yıllık bakır var mı? Yok kimsenin evinde. Yiyeceksin, açacaksın. Yiyeceksin, kıracaksın.
Kimsenin evinde eski hiçbir eşya yok. Sebep? Yeni kültür bu. Tüketime dayanır. Vefasızlığa dayanır. Kültürsüzlüğe dayanır. İrfansızlığa dayanır. İrfan yok. İlim var, irfan yok. Bilgi var, hakikat yok. Bilgi var ama hakikat yok. İlim var, biliyor. Ama irfan yok. İrfan sıfır, hakikat sıfır. Hani bazen derslerde diyorum ya, sahabe sizin bildiğiniz ayet-i kerimeleri bilmiyordur. Sahabe bu kadar fıkıh bilmiyordur. Bu kadar hadis bilmiyordur. Bu kadar ayet bilmiyordur.
Yemin ediyorum bu kadar tefsir bilmiyordur. Bilmiyorlar. Ama her biri hakikat ehliydi. Her biri irfan abidesiydi. Bir ayet-i kerimeyi, bir ayet-i kerimeyle Kur'an'ı oradan geçirirlerdi. Öylesine hikmet ehliydi her biri. Kalpleri güldür güldür çalışıyordu. İçki haram olmazdan önce Hazreti Ömer Efendimizin kalbine, ayet-i kerime ilham olarak geliyordu.
Düşünebiliyor musunuz? Henüz daha ayet-i imzal olmamış. Henüz daha ayet-i imzal olmamış. Ayet-i kerime Hazreti Ömer Efendimizin kalbine imzal oluyor. Hazreti Ömer Efendimizin kalbine ilham oluyor. Böylesine irfan sahipleri. Böylesine mükaşafe ehli her biri. Böylesine hakikat ehli. İşte Hazreti Pir bizi bu sebeplerin arkasındaki gerçek müsebbübe bizi döndürüyor. Diyor ki sen bu zuhur eden sebeplere bakma. O sebeplerin arkasında hakiki bir sebep var. Yani hakikat var. Sen Adem'in elmasına takmışsın. Vay oturdun kalktın elmayı neden yedin? O elmayı yemeseydi biz bu dünyaya gelmeyecektik.
O havvayı istemeseydi bu dünyaya gelmeyecektik. O havvayı istedik. Bak bak bak bak. Nereden yıkalanmış? Bunun kulağına yedim. Kadınsız ne yapardın dedim. Durdu. Eşcinsel misin sen? İslam dünyasında eşcinsellik moda oldu. Ülkemizde eşcinsellik moda oldu. Adına eşcinsel diyoruz artık. Biz de böyle. Hani bildiğimiz isim var ya. İ ile başlayan. B ile devam eden. Nidenin elsiyle koşturan. Edirne'nin elsiyle sükumluluğuna. Biz onu şimdi öyle söylemiyoruz. Neden? Yani bu bir de toplum arasında ayrımcılık konuşturdu. Bir de işin bu tarafı var.
Allah muhafaza edilmesin. Şimdi yani Adem'in meyve-i işine takılma. Arkasında bir hakikat var. O hakikate göre o sebepler dairesinde öyle oldu. Onun arkasındaki hakikati gör. Adem onun arkasındaki hakikati gördü zaten. Onun ardındaki hakikati görmesine rağmen isyan etmedi. Dedi ki ben nefsime zulmedenlerden zulmüyorum. Hatayı kendi üzerine aldım. Demedi bunun arkasında böyle bir hakikat var. O hakikatten dolayı ben bunu yedim. Bu küstahlık bu şeytanın yolu. Burada bu cebriyeye giriyor zaten. Bu şeytanın yolu. Bu değil. Arkasındaki hakikati görüp o arkadaki hakikate teslim olma. Sebebin arkasındaki hakikati görmek. Sebebin arkasındaki hakikate teslim olma.
İşte erdemlilik bu. İşte mükaşefek bu. İşte irfan sahibi olmak bu. O yüzden Hazreti Pir diyor ki sen bu sebepler zahir sebepler dairesinde görünenin arkasındaki hikmeti sebepleri gör. Hikmeti sebepleri görmezsen bu zahir sebeplerin içerisinde bocalanır, tebelenir, durursun. Allah muhafaza eylesin. Enviya'ya rehber olan o sebepler bu sebeplerden daha yüksektir. O hakikate, hakikat olan o sebepler, hakikat olan o ilim Enviya'ya yani peygamberlere rehber olmuştur. Peygamberler o hakikat ilmine, ilm-i ledine vakıf olduklarından dolayı o hakikate göre hareket etmişlerdir.
Orta yerde görünen sebeplere göre değil, ümmetlerine, etrafındaki insanlara tavsiye ederken, nasihat ederken, sebeplere göre nasihat etmişler. Demişler ki, demiş ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, sen demiş deveni bir kazığa bağla da tevekkül et. Develi kazığa bağla. Bu kim için? Bu avam için. Bu insanlar için. Hakikatin, hakikatin, hakikatine rağmen olmayan, hakikatin, hakikatin, hakikatinden haberi olmayanlar ne yapacaklar? Develerini kazığa bağlayacaklar. Hakikatin, hakikatin, hakikatini görmeyenler, kapılarının önlerine bir sürü ne yapacaklar? Asker dikecekler, koruma dikecekler. Ama Hazreti Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, çatırdan kafasını çıkaracak.
Benim çatırımın önünde ben bir nöbetçi istemiyorum. Ben korumayı istemiyorum. Beni Allah korur diyecek. Çünkü, enbiyaya rehber olan, o perdenin gerisinin, gerisindeki öz ilimdir. İşte, hakikatin, gerçeği odur. Bütün peygamberler, o hakikate göre hareket ederler. O yüzden, Cenab-ı Hak, peygamberinin üzerine, sallallahu aleyhi ve sellem için, dedi ki, o heva ve hevesinden, konuşmadı. O mecnun değildi. O deli değildi. O akılsız değildi. O ne söylediyse, benim emrimi yerine getirdi, dedi.
Sebep? Çünkü, o peygamberler, hakikatin, hakikatin, hakikatine göre hareket ederlerdi. Allah, Kur'an'ında bir şeyi emreder, onun nasıl, icra edileceğini, ondan ne anlamamız gerektiğini, peygamberler bize anlatırlardı. Çünkü, onlar, hakikatin, hakikatin, hakikatine, rağm olmuş. O hakikati, bilen, o hakikatten, konuşan, o hakikatten, davranan, seçilmiş insanlardır. O yüzden, Kurban'dan, ne anlamamız gerektiğini, bize Hz. Muhammed Mustafa gösterdi. Şimdiki, ziptirikler değil. Biz namazdan, ne anlamamız gerekiyor? Namazı nasıl kılmalıyız?
Muhammed Mustafa, sallallahu aleyhi ve sellem, hazretleri bize öğretti. Şimdiki zırtobozları, dinleyecek değiliz. Dinin nasıl, yaşanılması gerektiğini, Hz. Muhammed Mustafa, bizlere öğretti. Ve Cenab-ı Hak, ayeti kerimesinde, dedi ki, bugün dinimizi tamam etti. Kurban belli, zekat belli, haramlar belli, ibadetler belli, şimdiki sonradan çıkan, zırtobozların aklına ihtiyacımız yok. Çünkü, o, peygamberlere rehber olan, Cenab-ı Hak'ın, kendi zat-ı huluyiyetinden kopup gelen, ilk iledir.
Cenab-ı Hak'ın, direkt zatından gelen, o, hakikata rağm olmuş onlar. O yüzden, peygamberlerin, hepsini de, iman eder. O yüzden, Muhammed-i Mustafa'nın, ayak izini, takip ederiz. İşte, Hz. 1'de diyor, Enbiya'ya rehberdir. O hakikat, sebepler, o hakikat sebepleri, Enbiya'ya nedir? Rehberdir. Asıl, ilim, asıl irfan, orasıdır. Asıl doğru, oradadır. Eğer, orayı görmüyorsan, o zaman, mevcut, sahil, ilme göre, hareket edersin. Bu da farzdır. Musa Aleyhisselam'ın, sen buraya ne yapmayan, kırıyorsun, döküyorsun demesi, caizdir.
Onun öyle itiraz etmesi de caizdir. Ama, Hızır Aleyhisselam'ın, geniği denmesi, Kelvince de caiz ve, doğrudur. Onun hakikat ilmine göre, geminin, delinmesi lazım. Tabi bu, gemi gül, gül, gül, baltayla, dibini deler, dibini deldikten sonra, fooş, sular yukarı çıkar. Hızır Aleyhisselam, suya işaret eder. Yeter, dur da, buraya kadar. Geminin içi az bir şey, su alır, durur. Başka su almaz. Başka su almaz. gemiden çıkarlar, giderler. Bakın, su, emre, ama. Su, emre ama.
Biz suya, sabahtan akşama kadar, desek ki, bu burada, dur. Bizi nereye dinleyecek? Sel alır, götürür bizi. Sel alır, götürür bizi. Biz diyeceğiz ki, ateşe doğru yakma. Gavlandığımızı görürüz. Ama o, Cenab-ı Hakk'ın, emri, ilahisi yetişti mi? Ateş. Emre, amade olur. Su, emre, amade olur. Fısır aleyhisselam da ne yaptı? Suyu böylece, dokturdu. Hud suresi, ayet 84-85.
Cenab-ı Hakk, Hud için söylüyor. Gerçekten biz onu, yeryüzüne yerleştirip, imkanlar verdik. Biz ona her şeyin sebebini verdik. O da sebeplere sarıldı. Hud aleyhisselam ne yapıyorduk? Ne yapıyorduk? Ona biz diyor, sebepler verdik. O da sebeplere sarıldı. Hud aleyhisselam ne yapardı? Rüzgara yön verirdi. Sebepti. Eliyle yön verirdi. Rüzgar da sebepti. El de sebepti. Bu sebebi, müessir bir hale getiren, o sebeptir. Yani ortalıkta, bir sebebi, işler haline getiren, hakiki sebeptir. O hakiki sebep olmazsa, ortada bir işleyen sebep olmaz. Hakiki sebep nedir? Allah'ın ilmi ilahiyesindedir. Bazen de olur ki, semeresiz ve atıl kılar, hükümsüz bırakır.
Bazen de Cenab-ı Hak, orta yerde görünen o sebeple ne yapar? Hükümsüz kılar. Yani bütün her şey yağmur yağmaya müsaittir. Yağmaz. Bütün her şey kar yağmaya müsaittir. Yağmaz. Veya erimeye müsaittir. Ermez. Hani, bıçak keserdi, sebep ortalıktan kalktı, kesmedi. Kesen bıçak kesmez oldu. Ne yaptı? Yakan ateş yakmaz oldu. Ne yaptı? Batılan su, batılmaz oldu. Sebeplerin, orta yerde tecelliyeti kalmadı. Sebeplerin bir anlamı kalmadı. Sebepler hükümsüz kaldı. Cenab-ı Hak isterse, bu manada, sebepsiz bir şey verir mi? Evet. Sebepsiz bir şey alır mı? Evet.
Hiç sebepsiz bir şey olur mu? Evet. Her şeyin sebebini araştırır mıyız? Her şeyin sebebini öğreneceğiz ve tutturur mıyız? Evet. Onu öğrenmeyen, daraya çekmeyiz? Lan bırak, arada da bir bırak, geç. Bırakıp geçmeyiz. O yüzden diyor, ümmetten diyor, çok soru sormaktan helak oldular. Biraz da teslimiyet lazım. Allah'a teslim olup da öyle olacakmış. Geç, yürü. Benden dolayı böyle oldu da, yürü. Tövbe et, Allah'a şükret, hamd et, yapmışsındır bir hatada, yürü.
Yok. Yara edeceğiz, Allah muhafaza eylesin. Bu sebep akıllar mahrendir. Akıl sebeplerin üzerinden deli var. Mahrem olur. Yani ilaç olur. Aynı zamanda mağrı böyle, orta yata akıl onu araştırır. Akıl ehli, dilin ister. Lakin sebebini öğrenecek. Sebebini öğrenmez, kabul etmez. O sebep araştırmakla yürür. O şüphe etmekle yürür. O şüphe edecek sebebini araştıracak, şüphe edecek şüphesini araştıracak. Araştıracak, Allah araştıracak. Hikmet ehri işaret alar.
O işaretle akıl. O ne? Onun için rüya işarettir. Onun için keramet işarettir. Vay ya ben gittim, benim kalbimden bir soru geçiyordu, şak kadar cevap verdi. O işaret alıyor. Hikmet ehri. Bunu kim arar? Eri tasavvuf arar. Eri tarikat onu arar. Kendi kendine de, benim gittimde, sohbetine gittimde, benim kalbimden geçenleri cevaplandırması lazım. Vardır ya öyle. Onu diyeceksin, sen hikmet ehri misin? Yok ya neyse, hangi esmaya kadar geldin? Hangi esmadasın? Seni bir öteki şeyin, hangi esmaya kadar çıkardın? Eee, eee, sen geliver ayrılıp giydir, kim gözüm yanmışsın? Sen bir esmadan almamışsın, kalbim de açılmamış, içim de yarılmamış senin.
Eee, ama o gene de derviş ya, önemli derviş bir de. O hikmet tatlı. Ne? İşaret tatlı. ne işaret tatlı? Muhakkak o işareti görecek. O işareti görmezse, o kendince, o, bu şeyh efendi olgun değil, kemal ermemiş, doğru değil. Neden? O kendince o, hikmet ehri, işareti görecek. Hakikat ehri ise, şehadet arar. O, marifetullah arar. O, hakikat ehri. Eşin marifetini ararlar. Onların da ayrıdır. O yüzden normalde, orta yerdeki görünen sebepler, akıllar ama akılla alakalı. Asıl sebep, o, ayrı.
İşte o, mahrem olan, o böyle gizli olan, o sebepler, o hakiki sebepler, peygamberlere mahrem değildir. Bir kısım velilere mahrem değildir. Burada sakın, peygamberlere mahrem noktaya, o veliler gelir diye aklınıza gelmesin ha. Dereceleri var. Peygamberlerin de kendi aralarında dereceleri var. Hud'a verilmeyen Muhammed Mustafa'ya verilir. Musa'ya verilmeyen Muhammed Mustafa'ya verilir. İsa Aleyhisselam'a verilmeyen Muhammed Mustafa'ya verilir. Hepsi de peygamberdir. Ama Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem, diğer peygamberlerin üstündedir. O hem peygamberlerin evlilidir, hem de peygamberlerin ahiridir.
Onun derecesi diğer peygamberler gibi değildir. Aslanın içinde de aynıdır. Hiç kimse Hazreti Ebu Vekir gibi olmaz. Hiç kimse Hazreti Ali Efendimiz gibi olmaz. Hiç kimse Hazreti Hüseyin, Hazreti Hasan Efendimiz gibi olmaz. Hiçbir kadın Hazreti Fatıma gibi olmaz. Dereceleri var. E, PİN Efendilerin de velilerin de dereceleri var. E, sen şimdi ben zamanın Abdülkadir Geylanlısıyım dersen, senin dilinden asarlar. Haddini bil. Sen dersen ki ben de bugünün İmam-ı Azamıyım. Senin dilinden asarlar. Haddini bil. Sen dersen biz az saptarla üstünüz. Senin dilini koparırlar, kargalara yem ederler. Haddini bil.
Herkes derecesi var. Demek velilerden öyle derece sahipleri vardır ki, Eyvallah. Beni İsrail peygamberlerin mesabesindedir diyor. Bir ad-i şerifte. İmam-ı Gazali'nin aldığı ad-i şerifte üstündür. Ama sen peygamber sallallahu ve sellemle kıyaslama kendini. Edebli ol. E, sen kendini Hazreti Geylan Hazretleriyle kıyaslama. Edebli ol. E, sen kendini Hazreti Meryana'yla kıyaslama. Edebli ol. E, sen kendini bir Şeyh Efendi'yle kıyaslama. Edebli ol. E, sen kendini bir zakiyle kıyaslama. Edebli ol. E, sen kendini bir eski dervişle kıyaslama. Edebli ol ya. Kolay mı bir şeyhin yanında? Yıllardır dur, yıllarca durmak. Etrafında durmak.
Onun yolunda koşmak. Edebli ol. E, zor durmuş yıllarca orada. Ben onu tanımam. Seni kim tanır ya? Edebli ol. Edebli ol. Neden? Ya onun yıllarca emeği var. Edebli ol. Senin nefsin bir gün zorlansa ki diyorum ben selamun aleyküm diyorsun. Edebli ol. Ayağını topla demişti. Birisine çekmiş gitmiş. Bana ayağını topla dedi. Hani toplama diyelim, yayılalım. Hani bir gün sohbette demişim, ben burada önünde oturanla iki dizilerin üzerinde oturacaklar, edebli olacaklar diye. O da ya bana böyle söylerdi demiş, çekmiş gitmiş. Allah Allah dedim. Yani insanlara iki dizinizin üzerinde oturun demeyeceğiz.
E, öyle bir zamanda yıllardır iki dizinin üzerinde oturan kimseyle bir dizinin üzerinde otur deyip çekip giden de aynı olur mu ya? İnsanlara buradan değil buradan gittiyorsun, çekip gidiyor. Tiyansın diye. Ben oradan git çektim, benim de sana oradan git demem bekledim. Ben oradan git demeyince çektim gitti. Aa iyi git. Koşuşturanla koşuşturmayan bir olur mu? Sıkıntıda tiyansın dedik giderme, sıkıntıya rağmen olan bir olur mu? Hiç çile çekenler, çile çekmeyen bir olur mu? Hiç seven de sevmeyen bir olur mu ya?
Hiç aşıkla aşık olmayan bir olur mu? E, birlemek lazım da yok kardeş. E, işte o sebepler de enmiyanın mahremidir. O peygamberler bilirler.
Bunlar peygamberlerin sırlarıdır. Aynı şekilde peygamber gibi değil. Velilerin de sırları vardır. O hak dostlarının da sırları vardır. Senin görmediğini görür o. Allah gösterirse, senin bilmediğini bilir Allah gösterirse. Dur, o da mı sırrı? Teslim ol. E biz de öyle değil. Allah kafamıza görürsün. Peygamber kafamıza görürsün. Kur'an kafamıza göre olsun ya. Şu ayetleri kaldıralım. Peygamber sallallahu aleyhi ve selam hadetleri kafamıza göre olsun ya. Bazı hadisi şerifleri atalım. E, bu şimdi Kur'an kafamıza göre, Allah kafamıza göre, peygamber kafamıza göre, hadisler kafamıza göre.
E, bu şey de kafamıza göre olsun. Ondan kafameler olduktan sonra da olması lazım. O zaman din kalmıyor. Bu sebep kelimesinin Türkçesi nedir? Denirse iptir diye cevap ver. Bu ip, bu kuyuda işe yarar. Bu sebepleri konuşuyoruz ya. Hakikatleri konuşuyoruz. Bu sebep diyor. Bu kuyuda işe yarar. Bu ip, bu kuyuda işe yarar. Bir şeyleri çekip çıkarmaz. Denirse ip diye cevap ver. Çıkrığın dönmesi ipin sarılıp koyverilmesine sebeptir. Hazreti Fir'i iyi dinleyin. Fakat çıkrığı döndüreni görmemek hatadır. Çıkrık döner, iple sarkıtır, içeriden suyu çeker. Çıkrık sebeptir.
Ama o çıkrık tek başına, kolunu döndüren bir güç olmadıkça, suyu çeker mi? Çekmez. O zaman o çıkrığa, kovayı daldırıp, çıkrığı çevireni gör. Hiç der misiniz siz? Çıkrık, bana bir kova su getir. Yok. Çıkrığı kim döndürecek? Oğlum. Oğlum git şu kuyudan bir kova su çeker. Çektin mi? Çektin baba. Ha. Ne ile çekti? Çıkrıkla. Der miyiz? Çıkrık suyu çıkardın diye. Demeyiz. Ne deriz? Kim kız oğlan önemli değil.
İşte hanım veya kim? Çıkrığı aldı geldi deriz. Orta yerde hiç çıkrığı görmeyiz. Kovayı görmeyiz. İpi görmeyiz. Oysa hepsi de sebep mi? Sebep. O sebepleri hareket ettiren arkada gerçektir. Arkasında da gerçek bir sebep var. Değil mi?
Sana gör, onun arkasındaki sebebi görme. Dünyada bu sebep itlerini sakın ha bu başı dönmüş felekten bilme. Ki felek gibi bomboşe sersen bir halde kalmayasın. Akılsızlıktan çıra gibi yanmayasın. Demek ki bu sebepler. Her hepsinin arkasında asıl sebep var. Ben şimdi yine bununla alakalı, bu sebeplerle alakalı Hazreti Pir'e müracaat edelim. Hazreti Pir bu sebepleri nasıl açıklamış?
Ne Hazreti Musa'nın ne de Peygamberimizin mucizeleri sebeplerle değil. Allah'ın yaratmasıyla olmuştur. Yoklara, kabiliye. Nereden geliyor? Allah arayanlar için bu gök kubbenin altında bir adet koydu. Sebepler ve yollar yarattı. Olayların pek çoğu o adete göre ola gelir. Fakat bazı da olur ki kudre o adeti yırtar kaldırır. Fakat arayan muradına erişsin diye çok defa yaptığı işleri sebeple yapar. Sebeple yaratır. İbrahim'i ateş için nefesler, korku ruhun emniyeti, selameti yapar. Onun sebep yakıcılığına hayranım. Onun hayallerinde, sıfasdayı gibi. Güzel gördülerden, iş ve cive öğrenmişsek neden gözümüzü sebeplere dikip duruyoruz?
Sebeplerin de başka sebepleri var. Sebebe bakmadan asıl olana bak. Peygamberler sebepleri gidermek için geldiler. Mucizelerini ta zuha yıldızına ulaştırdılar. Sebep ve vesilesi denizi böldüler. Ekmeksizin buğday yığınını buldular. Çalışmaları yüzünden kum taneleri un olurdu. Keçinin yünlerini çektiler mi? Ellerinde ibrişim olurdu. Bütün Kur'an sebebi gider mi aittir? Zahiren yoksul olan peygamberin yüceliğini yine zahiren yüce olan Ebu Lehm'in helakini anlatırdır. Evami'nin kuşları iki üç taş attılar mı? O koca Habeş ordusunu kırıp geçirdiler. Ta yukarılardan uçan kuşun attığı bir taş, fili delik deşek eder. Öldürülmüş adama kesilmiş öküzün kuyruğuyla vur da hemen dirilsin, kefeniyle kalksın, kesilmiş boğazı yerinden davransın.
Kanını dökenlerden, kanını sebeplerin arkasından biz ortadaki sebeplere bakar isek, ortadaki sebeplerinden biz değil, ta perdenin gerisindeki haklarınızı helal edin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi