Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Aralık 2011 · 1:09:05
Selamün aleyküm. Allah gecenizi ayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Malum Muharrem ayı. Muharrem ayında bütün Ümmet-i Muhammed için, bütün İslam için, içinde aşureyi barındırdığı gün. Aşure malum Nuh Aleyhisselam'ın gemisinin Cüdü Dağı'nın tepesine, tufandan kurtulup, felaha erdiği gün.
O günle alakalı daha değişik rivayetler var. Asıl bugünkü, kendimce tasarladığım konu, Kerbela. Kerbela, hüzün yeri, musibet yeri olarak geçer. Ama ondan önce, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin, Hasan ile Hüseyin Efendimiz'in hakkında, ve Hüseyin Efendimiz'in hakkında söylediği hadis-i şerifleri beyan etmek istedim.
Tabi, Kerbela vakası, sonuçta ümmetin bağrını yaralayan, ümmeti hüzne sokan, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin mübarek torunlarının, hunharca, zalimce katledildiği yer. Bir tarihi vaka, sonuçta bu reddedilmesi mümkün olmayan, tarihi vesikalarla, şahitlerle belgelenmiş bir şey.
Bundan sonraki ümmetin tavrı, ümmetin bu noktadaki davranışı önemli. Bir kısmı, Hz. Hüseyin Efendimiz'in şehit edilmesiyle alakalı, sonradan kendilerini dövme, yaralama, hançerleme gibi, İslamca mümkün görülmeyen, İslamca makul görülmeyen değişik anma törenleri uygulamışlar. Biraz daha mutedil yaklaşanlar, işte aşureler kaynatmışlar, hüzün yaşamışlar. Değişik böyle, o Muharrem ayı içerisinde herhangi bir eğlenceli, eğlentili bir şey yapmamışlar. Bir kısmı ise unutmuş. Allah bizi onlardan eylemesin. Bir kısmı, Emevilerin baskısının altında kalmış, unutmaktan da öte, Ehli Beyt'e hakaret etmişler.
Haşa, Allah muhafaza eylesin. Biz, dergah olarak Ehli Beyt'i severiz. Ehli Beyt'e muhabbet besleriz. Yolumuzu onun üzerine kurarız. Bu noktada bir kısım kardeşler gibi Ehli Beyt'i hiç görmek, Ehli Beyt'i önemsememek, hatta Ehli Beyt'i yokmuş gibi davrananlardan değiliz.
Allah bizi bu noktada muhafaza eylesin. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, Hasan ile Hüseyin Efendimiz'in hakkında, Allah'ım ben bu ikisini seviyorum, sen de sev diye dua etti. bu Harim-i Müslim Tirmizi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine sordular. Ehli Beyt'inden en çok kimi seviyorsun diye sordular. Şöyle buyurdu. Hüseyin'i, Fatıma'ya da şöyle derdi. Haydi Fatıma'ya şöyle derdi. Haydi şu oğullarını çağır bana. Ondan sonra o ikisini göğsüne basar, koklardı. Yine Hz. Hasan Efendimiz ile alakalı. Allah'ım ben onu çok seviyorum.
Onu ve sevenlerini sen de sev diye buyurdu. Yine başka bir hadis-i şerifte, Tirmizi'de geçiyormuş. Hüseyin bendendir. Ben de Hüseyin'denim. Hüseyin'i seven, Allah'ı sever. Hüseyin tıpkı torunlardan bir torundur. Hasan ile Hüseyin, cennet gençlerinin efendileridir. Hadis-i şerifte ehli beyt sevgisinden dolayı Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e, Ömer Efendimiz'e, Osman Efendimiz'e hakaret eden cahillere cevap olması için Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu, Abdullah'a Iraklılardan birisi, bir adam ona sivrisini öldüren ihramlı kişinin durumunu sordu.
Hani ihramlı kişi bir sivrisini öldürmüş, onun durumunu sormuş. Hz. Ömer Efendimiz'in oğlu Abdullah'a. O da dedi ki, sen kimlerdensin, Irak halkındanım deyince, İbn Ömer şöyle dedi. Adama bakın, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haklarında bu ikisi benim öpüp kokladığım dünya çiçeklerimdir buyurduğu, oğlunu Hüseyin'i öldürdüler de, bir de bana kalkmış sivrisineklerin kanını soruyorlar. Başka bir rivayette de, ona sinek öldüren ihramlı hakkında sordular, şu cevap verdi. Ey Irak ehli, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kızının oğlunu öldürdünüz. Şimdi kalkıyor bana, sinekleri öldürenin cezasını mı soruyorsunuz? Ali-i Kerimallahu vecah hazretleri bu naklediyor.
Dedi ki, Hasan, göğsünden başına kadar Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine, Hüseyin ise göğsünden altına kadar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine benzemektedir. Ensardan bir kadın olan Selma radiyallahu anh hazretleri, Selma radiyallahu anh hazretleri ensardan, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin azatlısı olan, o olması lazım.
Bazen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri onun evine gider, sırtındaki sivilcelerini tedavi ettirdi. Kadının öyle bir tıpla da alakası var. O nakletmiş. Ümmü Seleme'nin yanına girdim, ağlıyordu, sordum. Neden ağlıyorsun? Şimdi Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem'i rüyamda gördüm. Başı sakalı tozlanmış bir halde ağlıyordu. Sordum. Dedim ki, Allah'ın Resulü nedir seni ağlatan? Biraz önce Hüseyin'in öldürüldüğünü gördüm, buyurdu. Enes raddellahu an naklediyor. İbn-i Ziyad'ın yanındaydım. Hüseyin'in başı getirildi. İbn-i Ziyad, Yezid'in valisi.
Yezid onu, Hazreti Hüseyin Efendimiz'i küfeye sokmamakla görevlendirdi. Daha doğrusu onu öldürmekle görevlendirdi. Ve bastonu ile Hazreti Hüseyin Efendimiz'in burnuna hafifçe vurmuş. Hafifçe vurdu ve şöyle dedi. Bunun kadar güzel bir şey hayatımda görmedim. Ben de dedim ki, içlerinde en çok Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine bu benzerdi. Bunları böyle teker teker okuyacağım, bırakacağım. Bu böyle insanlar nefislerine uyunca nefse uyan insan Müslüman dahi olsa, görünse bu bir ibretlik bir şey.
İman ettiği peygamberin torununu dahi katlediyor. Değil ki, seni beni katletmeyecek. Değil ki, bir başka birisini katletmeyecek. Bir başka birisinin arkasından bir şey yapmayacak. Şöyle düşünün. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, sonuçta Hazreti Hüseyin Efendimiz şehit edildiğinde 60 bile yok. 56-57 yaşlarında. Bu demektir ki, ikisi de hicretin 4. yılında filan doğdular.
Öyle hatırlıyor. Hicretin 4. yılında doğduklarına göre demek ki 56-60 yıl olmuş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri vefat edili. Belki de 45-50 yıl geçmemiş bile. 45 yıl geçtiyse geçti. Yani daha Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin daha kefeni sıcak. Yani üzerinden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin vefatından yaklaşık işte yani 40 sene veya 45 sene sonra. Öyle şey değil yani. Çok geç bir zaman değil. Ve insanlar Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin mübarek torununu katlediyorlar. O da bir altını çizmek istiyorum.
İnsan nefsinin geldiği noktanın altını çizmek istiyorum. Yani Peygamber var. O Peygamberin amcasının oğlu ve damadı Hazreti Ali Efendimiz var. Ve o Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin en son vefat etmiş olan kızı Hazreti Fatıma var. Vefat ettiğinde 26 yaşında da Hazreti Fatıma. 26 yaşında. Ve ardından bıraktığı yetimleri var. Hasan ile Hüseyin Efendimiz. Ve o torunu henüz daha 56 yaşında. 55-56 yaşında. Ve 55-56 yaşındaki o torununu insanlar katlediyorlar.
Sadece sadece o olsa sadece o da değil. Sadece o da değil. Ama işin en enteresan hadis-i şerifi şu. Eşşabi nakletmiş. Hüseyin çıkmak istediğinde vedalaşmak için İbni Ömer'e gelip şöyle dedi. Ben Irak'a gidiyorum. İbni Ömer dedi ki gitme. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri şöyle dedi. Ben kral peygamber olmakla kul peygamber olmak olmam arasında serbest bırakıldım. Kul peygamber olmayı tercih ettim. Sen de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin bir parçasısın. Ne olur çıkma dedi. Teklifini kabul etmeyip vedalaştı ve çıktı.
Ancak ona Hüseyin'e çıkarken şöyle dedi. Ey öldürülecek kişi seni Allah'a emanet ederim. Bu insanın kaderine kaderine koşa koşa gitmesi. Koşa koşa seve seve gitmesi. İbni Abbas Hazreti Abbas Efendimiz'ün oğlu Hüseyin Irak'a gitmek üzere benden izin istedi. Dedim ki bana ya da sana bir zarar gelmeyeceğini bilsem parmaklarımı başına geçirir seni bırakmam. Şu cevabı verdi. Falan filan yerde öldürülmem benim için Allah ve Resul'ün yasaklarının çiğnenmesinden daha iyidir.
Dedi ki işte onun için kendimi bununla teselli etti. Kendini bununla teselli etti. Yani herhangi bir yerde öldürülmesi Kur'an ve Sünnet'in emirlerinin yasaklanmasından emirlerinin çiğnenmesinden daha önemsiz. O çiğnemeyle savaşacak. Zulümle savaşacak. Allah ve Resul'ünün yolu için savaşacak. Onun için öldürülmeyi göze alacak. Onun için öldürülmeyi göze alacak. Hüseyin 4. Hicri yılının Şaban ayının 5'inde doğdu.
61. Hicri yılının aşure ayının Cuma gününde öldürüldü. Onu Sinan bin Ebi Enes öldürdü. Havla bin Yezid el-Ashabinin ayağı altında son nefesini verdi. Başını kesip İbn-i Ziyat'a götürdü. Bunun üzerine Sinan şiirle şöyle dedi. Haydi üzengimi altın ve gümüşle süsle. Çünkü ben perdeli bir meliki anne ve babaca insanların en hayırlısını öldürdü. Hüseyin'le birlikte Abbas bin Ali bin Ebi Talip yani Hazreti Hüseyin Efendimizle beraber Hazreti Abbas'ın oğlu annesi Ümmül Benin Ümmül Benin amire Cafer Abdullah Osman Ebu Bekir ki Ali'nin oğullarıdır.
Ebu Bekir'in annesi Leyla binti Mesud Neşaliye Ali bin Hüseyin el-Ekber annesi Sakafi Leyla Abdullah bin Hüseyin ve annesi Errabah Telviye Ebu Bekir bin Hüseyin Abdullah bin Cafer bin Ebu Talip'in iki oğlu Avn ile Muhammed Ukayl bin Ebu Talip'in oğulları Cafer ile Müslim Hüseyin'in azadlısı Süleyman Hüseyin'in süt babası Abdullah da öldürüldüler. Yaklaşık hepsi de Hazreti Fatıma Validemizin neslinden 17 kişi. Biz Hazreti Hüseyin Efendimizin şehit edilmesinden kendimize bir ders çıkarmalıyız. Bu dersin en önemlisi insanlar nefislerini uyarlarsa şeytan onlara galip gelirse gözleri hiçbir şey görmez her şeyi katlederler.
Bu önlerindeki kim olursa olsun ve insanlar nefislerini uyarlarsa hayvandan daha aşağı bir mahluk haline gelirler. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek dudaklarıyla öptüğü Hazreti Hüseyin Efendimizin dudaklarını asalarıyla vururlar. Ve cennet efendileri dediği onları sevmek imandandır dediği ashab-ı aba olan o Hazreti Hüseyin Efendimiz'i şehit etmekte hiç tereddüt etmezler ve etmedilerler. Ve Irak halkı o gündür bugündür de felah yüzü görmedi.
Orası hep hüzün yeri hep bela yeri hep musibet yeri oldu. Ve Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri öyle bir yerde şehit olacağını Ümmü Seleme'ye de söyledi. Ona da söyleyen Hazreti Cebrail aleyhisselam dı. Bir gün Ümmü Seleme'nin evindeyken eve hiç kimse girmesin odaya dediğinde Hazreti Hüseyin Efendimiz ağladı. Çocukluk dinlemedi. Ümmü Seleme serbest bıraktı onu gitti onun kucağına oturuverdi Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Cebrail aleyhisselam da onu dedi. Bunu dedi ümmetin öldürülecek. Öldürecek. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bana iman ettikleri halde mi dedi? Evet dedi.
Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri büyük bir hüzünle çıktı. Dedi ki ümmetim torunumu öldürecek. Ümmü Seleme'nin nakli bu da. ve o mübarek insan kendi kaderine kendi sonuna doğru koştu. Biz Ehl-i Beyt'i severiz.
Ehl-i Beyt'i fazilet noktasında Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ve Cihar-i Yari Güsün efendilerimizden sonraya koyarız. Onlar için dövünmeyiz. Onlar için kanımızı akıtmayız. Böyle zincirlemeyiz kendimizi. Ne bileyim bu tip İslam dışı şeyler yapmayız. Kırk gün yas tutmak gibi. Kırk gün değişik şeyleri yemeyip oruç tutmak gibi. Veya ne bileyim işte kırk gün eğlenti yapmamak gibi. Bu tip şeylerimiz yoktur. Çünkü bir kimsenin yası üç gündür. O da bir kadının bir kocası için tutacağı yas bu noktada belirlidir. Ağlaması belirlidir.
Bir anne babanın çocuğu için tutacağı yas üç gündür belirlidir. Üç günden sonra yas tutup belli şeylerden uzak durması dinimizce yoktur. O yüzden bu tip şeyleri yapmayız. Ama ve lakin o hüznü içimizde yaşamaya çalışırız. O kederi o elemi içimizde yaşamaya çalışırız. Ve ondan gerekli olan ibretimizi alırız. Tabii bu tip meselelerde belirli dini görüşe sahip olan kardeşlerin bu tip yasları oluyor, oruçları oluyor. Bu noktada değişik etkinlikleri oluyor. O etkinliklerine Kur'an ve Sünnet tarihesinde kaldığı müddetçe de katılmakta bir beis görmüyoruz. Hakkınızı helal edin.
Böyle sıradaki soruları böyle vaktim kaldınca hemen hızlı hızlı geçeyim inşallah. Ders geçtiğimizi nasıl anlayacağız açıklar mısınız demiş. Kıymetli kardeşler, bazı ehli tasavvuf veya ehli tarikat olan yerler vardır ki onlar böyle belirli virgiler çekerekten belirli makama veya belirli bir mevkiye erişmeyi hedeflerler. Bizim böyle bir gayretimiz yok. Bizim topluluğumuz, bizim bu noktadaki durduğumuz nokta insanları ders geçirmekle veyahut ne bile makam atlatmakla veya makam tevdi etmekle değil. Biz hangi esmaya gelirsek gelelim, hangi esmayı bize söylerlerse söylesinler, bizim dergahımızda mürittikten başka bir şey yok.
Burada derviş olabilirsek ne ala? ömrümüzün sonuna kadar, son nefesimize kadar derviş olmaya gayret edeceğiz. Son nefesimize kadar derviş olmak için çaba göstereceğiz. Cenab-ı Hak inşallah bu çaba içerisinde nefesini aldığı kullarından eylesin. Şurada bir enteresan soru vardı. Az önce öyle baktım. Darül Harpteyiz, Hanefi Fıkhıncı Cuma'nın sıhhat şartları yok deyip de Cuma kılmayıp öğleni kılan Cuma'sız din kardeşlerimiz hakkında ne buyurursunuz demiş. Normalde evet Darül Harpt'le alakalı herhangi bir şek şüphe yok. Darül Harpt'te Cuma kılınmaya bilinir zaruret olursa, sıkıntı olursa.
Ama bir kimse bunu kasten Cuma'yı terk etmesi hoş bir şey olmaz. Oradan buraya atlayayım dedim. Bu işin bir sona kalırsa sıkıntılı olmasın diye. Yalnız şu olabilir, ümmet tek noktada birleşir, ümmetin başında bir imam olur. O imam da bu Darül Harpt'le alakalı meselede Cuma kılınmaz demez. Cuma'yı başka bir yerde kıldırırsa bütün ümmet ona tabi olmak zorunda kalır. Mesela Bursa'nın dışında veya içinde önemli değil bir yerde bütün ümmet toplandı orada Cuma kılıyor. O zaman bütün ümmetin orada Cuma kılması caiz olur.
Ama hiç kimse Cuma'dan men edemez. Kendi kendine men edemez. Ancak bir imam onu men edebilir. Örnek işte Kurtuluş Savaşı'nda bazı imamların Cuma'yı men edip kendi bulundukları yerde düşmanla cihad etmeyi öne çıkarmaları. Bu caizdir. Ama öbür türlü işte Darül Harpt'teyiz. Cuma'nın sıhhat şartlarında problem var. Eda şartlarında problem var. O yüzden Cuma kılınmaz demek bence uygun bir nokta değil. Ama herhangi bir sıkıntıdan dolayı hep örnek veririm ya 12 Eylül Cuma günü oldu diye herhangi bir sıkıntıdan dolayı bir kimse Cuma'yı kılmayabilse kılamasa bundan bir sıkıntı olmaz ama kılamaması nefsinden olmayacak.
Bizim gençliğimizde öyle şeyler vardı. Yani Cuma okunuyor işte adam kahvede oturuyor orada Cuma kılınmaz diyor kılmıyor Allah muhafaza eylesin. Biz onlardan değiliz. İlk Cuma namazı nasıl kılındı? Cuma namazını dinimizdeki yeri sadece neden erkekler kılıyor? Bayanları farz değil mi? Cuma bütün kadın erkeğe herkese farz ama sonradan Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin Ad-i Şerif var. bayanların kılamayabileceğine dair sonraya doğru. O yüzden bayanlar kılmayabilirler ama buna yine oradaki imam fetva vermeli. Bence şu anda kadınlar da Cuma'ya gitmeli. Şu anda kadınlar da Cuma'ya kılmalı şu anda. Ümmet kendi kuvvetini kendi kudretini göstermeli.
O yüzden ümmet kendi kuvvetini gösterme kendi kudretini gösterme kendi kalabalıklığını gösterme adına kadınlar da kızlar da genç erkekler de muhakkak Cuma'ya gitmeli. Bunu sırf ümmetin kudret ve kuvvetini gösterme ümmetin bu noktadaki kalabalıklığını ve dine bağlılığını gösterme adına yapmalı. İlk Cuma Medine'yi Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri Medine'ye hicret ettiğinde Medine'nin içine geçmemişti. Dışarıda bir miktar kadar durdu. Hatta orası Cuma Mescidi olarak hala orada durur orada kılındı. Cuma bu noktada ayetle sabittir farzdır. Bir kimse Hanefi'ye göre üç kişi de olsa cemaat edip Cuma'yı kılabilir. Aşık hep hata yapar mı? Aşık hatanın üzerine kurulu değildir. yani öyle bir enteresan ki sorular.
Yani şimdi soruları sıralamış mübarek Cuma namazından aşka geçmiş. Aşık hata yapar mı demiş. Allah senin iyiliğini versin. insanın duygusunun öyle bir zikzak çizmesi lazım ki. Yani Cuma'nın farziyetinden ve konumundan aşıklığa geçeceğiz. Aşıklıktan nereye geçiyoruz? Bakın resim bulunan insan hayvan gibi yerde namaz kılınabilir mi? Ardından soru tekrar geliyor. Ölen kişinin fotoğrafına bakınca o kişi azap çekiyor mu? Mübarek insan ne güzel aşıklıkla alakalı demek ki. Abdest alırken üzerimize abdest suyu değerse namaz kılmamıza bir engeli var mı? Bu konuda bizi aydınlatır mısınız? Allah yardımcınız olsun ya. Ya hala da ümmet bunlarla mı uğraşacak ya?
Abdest suyu üstüne bulansa ne olacak? Bulanmasa ne olacak? Su ya. Sonuçta su. Yani bunu insanlar nasıl etrafına bunu din olarak anlatıyorlar ve insanları din olarak bunu nasıl söylüyorlar? Hayret edilecek bir şey. Dört kapıdır kırk makam yüz altmış menzili var. Ona eren dervişe açılır. Velayet derecesi oneren derviş iki cihan keş olur. Bunların anlamları nedir? Çok güzel. Hiç bilemedik dört kapı kırk makam nedir? Üç yüz altmış derece nedir? Üç altmış derece nedir? Hiç göremedik biz bunları. Allah bizi affetsin inşallah. Hiçbir menzile ulaşamadık. O yüzden dört kapıyı da kırk makamı da bilemedik.
Bunlar ehli tasavvufun içerisinde var olan şeyler akılla yazılan şeyler. Yani bütün herkes bilir ki bütün ehli tasavvuf şeriat, tarikat, hakikat, marifet dairesinin içerisinde. Dört kapı dediği o. Kırk makam dediği işte şeriatın on tane emrini sıralamış. Tarikatın on tane emrini sıralamış. Hakikatın on tane, marifetin on tane emirlerini ve hallerini sıralamış. Dört kapı kırk makam dediği bu. Kıymetli dostlar, sohbetlerimizi takip edenler bilirler ki bunlar günün konumuna, durumuna uygun bir şekilde bu haller, bu kapılar, bu makamlar anlatılır.
Bunları böyle direkt bu normalde dört kapı kırk makam dediğiniz zaman yüz sayfalık bir eser o. Onu indirsen indirsen 50 sayfalık olur. İndirsen indirsen 30 sayfa olur. Tasavvuf sohbeti bu değildir. Tasavvuf sohbeti bir kimse tasavvufi manada bilmediği bir şeyi sorar. Mesela gönül arzu ederdi ki bu kardeşimiz onu incitmek için söylemiyorum bunu. Hepinize kapı aralansın diye söylüyorum. Mesela her hafta şeriat kapısının 10 tane halini sorabilirdi.
Onun bir tanesini veya tarikat kapısının birisini sorabilirdi. Bunları böyle sorarsanız daha uygun olacağına inanıyorum. Ama işte 4 kapı 40 makam 160 menzil dediğinizde iyi kardeş gidelim Hacı Bektaş Veli Hazretleri'nin makalatını alalım getirelim burada okuyalım bitsin. Veyahut gidelim işte herhangi başka bir sufinin böyle bir makalatını veya böyle bir kitabını alalım burada okuyalım bitsin. Bu değil bence. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretine şefaat hakkı verilmiş. Bununla ilgili bilgi verirseniz memnun oluruz demiş. Şefaat haktır. Ayetle hadiste sabittir. Bir kısım cahil cüheylâ insanlar Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin şefaatini inkar ediyorlar.
Bunlara kanmayın. Hazreti Allah ayeti kerimede bir Allah'ın müsaade ettiği kimselerin şefaat edeceğine dair ayet var. Bununla alakalı bazılarının dediği gibi bu konuda kitabımız var gidin alın oradan okuyun değil. bununla alakalı bir küçük Risale hazırlamıştım. İnternet sayfasında olması lazım. Kardeşler oradan bakıp okuyabilirler. Bir hadis şerrte fitneyi uyandırmayın. Uyandırana lanetler olsun buyuruyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buradaki uyuyan fitne nedir? Bu fitne durumunda ne yapmalıyız? Fitne Kur'an ve sünnetin dışındaki her şeydir. Fitneyi uyandırmayın. Kur'an ve sünnetin dışında herhangi bir şey yapmayın.
Kur'an ve sünnetin dışında bir şey yaparsanız bir şeyi kabul ederseniz fitneyi uyandırmaya sebep olursunuz. Bir kısım insanlar ise Kur'an ve sünnetin herhangi bir hükmünü rüknünü veya Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin terk edilmiş bir sünnetini icra etmeyi fitne olarak görüyorlar ki Allah muhafaza eylesin Cenab-ı Hak onlardan bizi korusun. Fitne Kur'an ve sünnetin dışındaki her şeydir. Bir şey ibadetle alakalı ahlakla alakalı veya herhangi bir hukukla alakalı bir şeyde Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çizgisinin dışındaki her şey fitnedir Allah muhafaza eylesin. çalıştığımız işleri maaşlarımızı almak için anlaştığı banka işçilere bir miktar promosyon adı altında para yatırmaktadır.
Bu parayı kullanmamızın dinen bir sakıncası var mı? Yok. Bir kardeş buraya miskin yazmış kendisiyle mi alakalı bunu söylemiş bilmiyorum. Bu tip şeyler çok hoş bir şey değil. Bunun da altını çizeyim. Yok böyle kendini miskin olarak adlandırmak yok kendini böyle günahkar olarak adlandırmak yok ben buranın köpeği olayım iti olayım olarak adlandırmak nitelendirmek böyle kendini bir şeyde yazarken çizerken veya arkadaşların arasında sanki çok aşağılarda çok böyle tevazu gösteriyormuş gibi davranmak bizim yolumuz değildir.
Bunda da nefis vardır çünkü. Bunda da nefis vardır. Yok ben senin itin olayım yok ben senin kölen olayım yok ben senin kulun olayım yok biz buranın iti olsak yeter yok işte biz miskiniz miskinin evi yoktur. Miskinin nerede geceleyeceği nerede sabahlayacağı belli değildir. miskinin eşi çoluğu çocuğu yoktur. Miskinin yatacak yatağı yiyecek ekmeği ertesi güne dair bir planı bir programı bir saat sonrası yapacağıyla alakalı hiçbir kaydı kuydu yoktur.
Bir kimse kendisine miskin derse o yine nefis yapmış olur. Bu hali yaşasa dahi ona bir başkası diyecek miskin bu diye bazı lafızları kullanırken dikkat edin. İşte miskinim ben a-i yarım saat sonra nereye gideceksin evine yok miskinin evi.
Miskin bir köprünün altını dahi kendisini mesken tutsa miskin değildir o. Onun orada olduğunu biliyorsan sen ve devamlı o oradaysa o miskin değildir. çünkü onun orada olduğunu bilen kimseler ona muhakkak yiyecek içecek yiyecek para bir şeyler götürür o mekanını terk etmez. Niçin mekanını terk etmez? İnsanlardan nemalandığı için eğer bir yerde oturup da insanlardan nemalanıyorsan ve insanların nemasını bekliyorsan miskin değilsin. Miskin insanlardan kaçan kimsedir. onun orada olduğunu birisi tespit ettiyse ertesi gün orada durmaz.
Onun orada olduğunu tespit edip bir kimse oraya yemek götürüyorsa ikinci seferinde o kimse orada durmaz. Öyle miskin yazmak kolay bir şey değildir. Yazmayın. Öyle garip yazmak kolay bir şey değildir. İşte herhangi bir noktada kendini böyle sıfatlarla kendi kendine sıfatlandırmak kolay bir şey değildir. Allah muhafaza eylesin. Yapmayın. Yapmayın. Sufilik adına yapmayın. Dervişlik adına yapmayın. Yol adına yapmayın. Vakarınızı koruyun. Muhabbetinizi koruyun. Böyle isimlerle insanlar derviş olmazlar. Ahlakınızı güzelleştirin. Halinizi güzelleştirmeye gayret edin.
Dervişliğinizi iyileştirmeye gayret edin. Allah bizi onlardan eylesin. Eşyaya zulüm nasıl olur? İnsan öfkelince hep eşyadan hıncını alır. Helallaşma nasıl olur? İğneden ipliğe sorulacak ama insanlar gaflette her gün deprem oluyor. Evet her şeyin üzerimizde hakkı vardır. Biz Allah'ın bize vermiş olduğu nimetlere hamd ederiz. Nimetlere israf etmeyiz. Nimetlere israf etmeden hayatımıza devam ederiz. Depremleri de bir yerlere bir şeylere bağlamak depremlere işte burada şu yaşandı da öyle oldu demek hoş bir şey değil. O zaman Medine-i Münevvere'de de deprem oldu. Hazreti Ömer Efendimiz asasını vurdu.
Ey arz sakin ol. Senin bağrında bir peygamber bir donun dostu Ebu Bekir yatmakta dedi. Sakin oldu. O zaman orada ne yapılıyordu ki orada deprem oldu? Allah muhafaza eylesin. bazı sözler söylenirken sözlerin gideceği yerler olur. Muhakkak ki depremlerde hikmet vardır. Muhakkak ki dersimizi almamız lazımdır. Muhakkak ki olan her olayda her hadisede hiss alacağımız bir şey vardır. Bilemeyiz. Allah neyin içerisinden neyi çıkarır bilemeyiz. O yüzden biz bu noktada işte depremler oldu orada gaflet var o yüzden oldu. İşte yangın var o yüzden oldu. yok orada şu sebepten oldu. Bunlar insanların kısa görüşleridir. İnsanların kısa görüşleri.
O yüzden muhakkak ki Cenab-ı Hak'ın bir hesabı bir kitabı vardır. Muhakkak ki o işin bir hikmeti vardır. biz oradan kendi nasibimizi dersimizi alalım bırakalım. Tarih sahnesinden silinen Sümerler, Akatlar, Hititler gibi medeniyetlerin Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen ve yıkılan uygarlıklar ile ne gibi bağlantıları vardır? Cenab-ı Hak o geçmiş uygarlıklardan ders almamızı, onlara bakmamızı, onlardan bir hisset çıkarmamızı ve hayatımızı ona göre dizayn etmemizi sağlar. bakalım, inşallah onlardan ders çıkaralım. Müminlere indirilmiş olana sabahleyin inanıp akşamleyin inkar edin.
Belki onlar dönerler. Ali İmran 72 Bu ayet günümüz insanlar için nasıl uygulanıyor? Bu tip insanlar nereden bilebiliriz? Biz bu tip insanları bilme yolunda gitmeyelim. Bu tip insanlar nasıl olurlar diye onları tanıma yoluna gitmeyelim. Biz o tip insanlardan olmamak için gayret edelim. İndirilmiş olan Kur'an ayetlerine iman edelim ve indirilmiş olan o Kur'an ayetlerine iman ettikten sonra halimizi ona göre dizayn edelim.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine sımsıkı yapışalım. Yoksa sabahtan akşama kadar bir tane projektör kim indirilene sabah iman edip gece döndü münafık oldu diye onları araştırmaya koyuluruz ki bu bizi yoldan alıkor. Bir başkasının eksiğini kusurunu araştırmak, bir başkasının hatasının yanlışını araştırmak, bir başkasının nerede ne yaptığını araştırmak bizi yanlışa götürür. bizim kendi eksikliğimizi ve noksanlığımızı göstermez. Göremeyiz. Kıymetli kardeşler nefsinizi koyun önünüze. Yanı başınızdaki kimsenin hatasını kusurunu araştırırsanız en büyük ihaneti ona yapmış olursunuz. Bir kardeşinizin, bir arkadaşınızın yanlışını, hatasını araştırmak, onun eksiğini araştırmak ona vurulacak olan en büyük hançerdir.
Bir başkasının üzerinde, bir başkasının halini, ahvalini çözmeye çalışmak, ona vurulacak olan en büyük hançerdir. Bu tip insanlar asla ve asla tasavvufi manada Allah'a yaklaşamazlar. Bu tip insanlar asla ve asla Allah'a dostluk noktasında bir yol gidemezler. Biz kendi nefsimizin hatalarını kusurlarını, eksikliklerini düşünelim. Bir başkasının nerede münafık oldu, nerede münafık olmadı, nerede ne yaptı, nerede ne etti, nerede kime ne dedi, nerede nasıl davrandı, bunları araştırıp soruşturuculardan olmayalım. Allah muhafaza eylesin. Gıybet bizi helaka götürür. Laf getirip laf götürmek bizi helaka götürür. Başkalarının eksik ve kusurlarını araştırmak bizi helaka götürür.
Başkalarının özel hayatını mercek altına alıp onları incelemek, onların üzerinde kafa ütülemek bizi helaka götürür ki mümin kardeşliği bu değil. Derviş kardeşliği bu değil. O yüzden herhangi bir cemaatin, herhangi bir cemiyetin, herhangi bir üstadın, herhangi bir topluluğun, herhangi bir derviş kardeşinizin veya herhangi bir Müslüman kardeşin arkasından dedikodu etme, gıybet etme, onun eksiğini, kusurunu araştırma.
Araştırma, görmeyiver. Görmüş olsan dahi görme, duymuş olsan dahi duyma, duymuş olsan dahi duyma. Seni ümmet kardeşliğinden uzaklaştıracaktır. Seni derviş kardeşliğinden uzaklaştıracaktır. Seni akrabalıktan uzaklaştıracaktır. Yapma. Ne yazık ki ümmet bu noktada parçalanmış vaziyette. Herkes bir cemaatin hakkında konuşuyor, bir şeyhin hakkında konuşuyor, bir topluluğun hakkında konuşuyor, kendi kardeşlerinin hakkında konuşuyor, insanların arkasından konuşuyor. Konuş, konuş, laf, laf. Bitmiyor. Dinlemeye kalk, yıllardır dinlerim.
Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi böyle bir yerlerde bir problem, bir mesele olduğunda git Mustafa Efendis, konuş oğlum, dinler, hükmet. Giderim orada birbirlerine düşmüşler. Konuş Allah konuş, konuş Allah konuş, konuş Allah konuş. Ya adamın memleketi saat kaçta gittiğine, kaçta geldiğine, nereye gittiğine, ne yaptığını o kadar adamı araştırmışlar. Böyle dinledim, dinledim, dinledim, eyvah dedim ya. Siz nereniz derviş kardeş sizin dedim. Kendimi meth etmek için değil o zaman söylediğim, yaşadığım bir hali anlattım. Dedim ki dergahın içerisinde bir kardeş, dedim sevgilisi olduğunu da biliyorum. Bir gün dedim karşılaştım, gördüm onu uzaktan. Sevgilisi olan kızla beraber geliyor.
Yolumu değiştirdim dedim. Söylemedim hiç kimseye dedim. Ve o arkadaşa sohbet ettiriyordum ben. Bir mahallede sohbet ettiriyordum. Diyordum ki sen orada sohbet et. Ağzımı açmadım hiç kimseye. hala da kimse bilmez. Kendisi dahi bilmez. Kendisine dahi söylemedim. Hala daha söylemedim. Eksiksiz, dost arayan dostsuz kalırsın. Bir yol gidiyoruz.
Etraf karanlık. Biz onun eksiğini, kusurunu görüp ona bir laf söylediğimiz onu karanlığa göndereceğiz. Nefis ve şeytan tuzağını kurmuş. Biz nefis ve şeytanın ağzından bir arkadaşımızı, bir kardeşimizi çekmeye çalışıyoruz. Biz kalkacağız ki onun eksiğini, kusurunu söyleyeceğiz, araştıracağız. İçeceğiz onu. Bazı sorular geliyor. Sorulardan anlamadığımı zannetmeyin. Buradaki bir kardeş için veya bazıları için soru soruyorlar. Anlamadığımı zannetmeyin. Kendi içimden diyorum ki o kardeşin hatasını, kusurunu gördün. Eğer sen kardeş olmuş olsaydın ona tövbe ederdin onun adına. Onun adına Allah'tan mağfiret dilerdin.
onun adına Allah'tan af dilerdin. Onun adına Ya Rabbi varsa bir yanlıştı onu doğru yola ilet diye dua ederdin. Kardeşlik sabah kalktığınızda kardeşlerinize dua edin. Sabah namazından sonra bütün kardeşlerinize dua edin. Bütün ümmete dua edin. Ümmetin hastalarına, ümmetin borçlularına, ümmetin dertlilerine, hüzünlerine, kederlilerine, miskinlerine, yetiştiremeyenlere, açlarına, açıklarına, meydanda kalanlarına, hata yapanlara, nefsine düşenlere, sizi sabah namazının vaktinde pavyonların önünde durdunuz mu?
O pavyonların önünde durun bak, kadınlar oradan nasıl çıkıyor? O pavyonların önünde durun bak, erkekler oradan nasıl çıkıyor? Şeytan çarpmışçasına çıkıyor oradan. Oturun onlara dahi dua edin. Gidin husise o pavyonların önünde bir soteye çekilin, bir köşeye çekilin, ağlayın Allah'a. Onlar da ümmeti Muhammed. Onlar da la ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyor. Onlara dahi kin besleme. Onlara dahi kin besleme. İçinde ne garipleri var, ne acılıları var, ne ızdıraplıları var. Bırakın, bir başkasının hatasını, kusurunu gören kimse kendi hatasını, kusurunu görmez.
Kendi yanlışlığını görmez. Kendi nefsim adına söylüyorum. Kendi günahım bana yeter. Kendi kusurum, kendi hatam bana yeter. yapmayın. Yapmayın. Dua edicilerden olun. Dua edicilerden olun. Oruç tutun birisinin hatasını gördüyseniz. Ya Rabbi sevabı onun olsun deyin. Sevabı onun olsun. Onun doğru yolla girmesine, onun hidayet olmasına, onun eksiklikten, kusurluktan kurtulmasına sebep olsun. Onun borçtan kurtulmasına sebep olsun. Onun hastalıktan kurtulmasına sebep olsun. Onun kalbinin neş-i neva bulmasına sebep olsun. Oturun hemen bir yüz tane tevhid çekin.
Onun ruhaniyetlerine bağış sevirin. Nefsinizi düşünmeyin. Asla. Bu eşiniz de olsa, bu çocuğunuz da olsa, bakmayın hatalarına, kusurlarına. Örtün. Eğer öğrendiğim ve bildiğim dini etrafımdaki insanlara uygulamaya çalışsam vallahi de billahi de hiç kimse kalmaz. Kimse kalmaz. Kimse kalmaz. Ama örtün. Gidin helallaşın. Örtün. Birisinin bir küçücük yaptığı bir şey ileride çok büyük kar topu haline geliyor.
Şimdi Şeyh Efendi Hazretlerinin zamanında güldür güldür ders olan bazı yerlerde zikrullah olmuyor. Ders olmuyor. Bunun sebebi oradaki dervişler. Oradaki çavuş, oradaki zakir, oradaki dervişler. Gidip sorduğunuzda hepsi de birbirine düşman. Ders yok kardeş ders. Zikir yapmıyorsunuz şimdi. Bunu neyle cevaplandıracağınız? Birisine öyle dedim. Dedim ya on yıl sizin oraya taşıdım Şeyh Efendi'yi dedim. Taşıdım diye söylemiyorum dedim. Haliniz ne şimdi? O Şeyh Efendi'nin emeğini ne yaptınız? O mübareğen emeğini ne yaptınız? Birbirinize düşüp dağıttınız. O esnat onu görmüyor.
O gözü görmüyor. Birisi vardı. Zakir ondan borç para almış. İşte o zakir de parayı zamanında verememiş. Allah Allah dinledim dinledim. o zakire döndüm dedim ya keşke denmez ama şu adamın parasını almasaydın dedim. Öbür követ dedim ki ya lanet olsun senin paranı dedim ya haklı olsan ne olacak dedim ya dergahı dağıttınız burada dağıldı dergah orada.
Allah muhafaza eylesin. O yüzden münafıkmış. Aman kardeş ya kalbinde misin? Hani sahabeden birisi katledivermiş ya savaş meydanında. Demişler ki ya Resulallah la ilahe illallah Muhammeden Resulallah demişti. O sahabe de demiş ki ya Resulallah korkusundan söyledi. Mübarek arkasını dönmüş. Kalbini mi yardım baktın kalbini mi yardım baktın kalbini mi yardım baktın demiş. Kalbini mi yardım baktın yapmayın. Kalp nakli yapılan hastalara nakledilen kişilerin kalplerindeki iyilik ve kötülüklerde nakl olunur mu? Ya böyle bir şey olur mu ya? Allah bizi affetsin ya.
Tırnaklarımı yiyorum bu şeytandan mı? Çok lezzetli geliyor demek ki. Hakikat ancak kalp gözüyle görülür demiştiniz. Hakikat nedir? Bir sohbetimde demişim. Kalp gözüyle görülür mü? Hakikat aleminde neler? Yani hem kalp gözüyle görülür demişim. Hem de diyorsun ki kalp gözüyle görülür mü? Ha Allah kalp gözüyle görülür mü? Hakikat aleminde neler vardır? Kapattım şiir. Ha öyle başka bir şey zannetmeyin bile. Allah Allah olsun bir kardeş şiir yazmış.
Benim sorum şu eşim kaçtı. İki çocuğum var ve çok dardayım. Allah'ım her şeyle beni sınava soktu. Maddi gücüm yok. Elektrim ve suyum kesik. Oğlum 11 yaşında ve beni hiç dinlemiyor. Hocam sizden istedim oğluma yardım etmediniz. Oğlunu hemen babasına gönder. Eşim dedi herhalde bu kadın galiba. Bu kadınsa çocuklarını derhal babasına gönderecek. Gidecek kendisi de evlenecek. Bak sordu ya şimdi bunu. Böyle söyledim ya yapmaz asla. Kadınlar şimdi böyle soruyorlar bana.
İşte eşim ayrıldı veya ayrılıyoruz. Ondan sonra diyorum ben çocuğu babasına gönder hemen. Çocukların bakımı babaya ait. Çocuklar babanın. Kalıyor kadın. Ya sen çocukları adama ver adam baksın. Bunu topluluk komple böyle yapmış olsa kadın kendi kendine düşünür. Adam alacak çocukları ben çocuksuz kalacağım. Evlatsız yapar mıyım yapamaz mıyım duracak hesap edecek. Adam da kendi kendine hesap edecek. Diyecek ya bu çocuklar benim başımda kaldı. iki tane çocukla beni hangi kadın alır diyecek düşünecek. Üç tane çocukla beni hangi kadın alır diyecek düşünecek.
Bizde öyle bir şey yok. Bir şey olacağı zaman kadınlar böyle sarılıyor çocuklara. Benim götüreceğim. Lan adamın işine com com. Adam da veriyor. Allah yolunu açık etsin. Adam oldu kılçıksız balık. Adam kaldı meydanda. Meydanda derken ne çocuk var ne bir şey. Git istediğinden evlen. ben öyle kalan adama kılçıksız balık diyorum. Çocuklar nerede? Annesinde. Annesi sarılmış zaten dört eller. Ondan sonra diyor mesela bu bayan için değil artık başkaları için. Çok dardayım. Neden? Ben iki tane çocukla beraber kaldım.
Ver babasına gönder. Al çocuklar senin. Selamun aleyküm. Ben gidiyorum annemin evine. Bir laf. Adam adamsa çok düzgünse ona gelecek olan kadın diyecek ki üç değil on üç tane çocuğuna da razıyım. Geldim diyecek. Adam öyle değilse üç tane çocukla debelenecek duracak. kadın kıymetebilecek o da o zaman. O zaman tıpış tıpış rüce edecek gidecek. Hatun ne olursun gel diyecek. Ne oldu? Ben sensiz yapamıyorum diyecek. Yalan çocuklara bakamıyorum diyemiyor da. Yapmaz ki kadınlar. Yapmaz.
Yapmamakla da kalmazlar. Dinlemiyorlar. Kadın geldi birkaç kişi öyle. İşte çocuklar gönder babasının evinin adı ben bakıyor gözümün içine. Bana danışmaya gelmedin mi? Geldin. Bana derdini anlatmaya gelmedin mi? geldin. Problem bu mu? Evet. Gönder diyorum babasının evine çocukları. Kalıyor o şimdi. Ya neden geldin o zaman? Ne yapmaya geldin? Danışmayın öyle bir şey olunca. Danışmayın. Bir arkadaş geldi. İşte efendim evlenmek istiyorum dedi. Şimdi vereceğim seni dedim. Kaldı.
Evlenmek mi istiyorsun? Evet. Bana mı geldin? Evet. Ben kimi istersem şimdi evlenecek misin? Dedim ben. Kaldı. Hani evlenecektin? Ne yapmaya geldin benim yanıma? dedim telefon açacağım. Şimdi birini getireceğim dedim. Anında telefon açacağım evlendiriyorum bundan diyeceğim. Kaldı. Yapma. Hayatınız normal yaşayın. Dervişlik o dervişliği yaşamak biraz zor. Kadınlar için de erkekler için de. O herkes böyle hayal ediyor. Oy ne kadar güzel diyor ya. İşte benden için diyor ki şeyhi şöyle demiş yapmış böyle demiş yapmış. Aa iyi çok iyi. Bir tane bir şey söyleyeyim hadi yap bakalım.
nefsine uyarsa yapıyor. Nefsine tatlı gelirse. Veya diyor ki ben şöyle şöyle şöyle şöyle yapmayı düşünüyorum. Uygun görürseniz. E yap diyorum ben şimdi. Kalıyor. Madem öyle yapmayı uygun gördün kendince ne yapma bana söylüyorsun? Yapıyorum. Allah bizi affetsin. kalem anna ho. La elah. Eskildi.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.