Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Kasım 2011 · 1:03:34
Allah Allah, hocası bu. Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Dik başlılık nedir, nasıl olur? Allah sever mi, Allah razı olsun. Dik başlılık farzdır. Dik başlılık farzdır. Kur'an ve sünnet noktasında durmak, Allah'ın emirlerini harfiyen yerine getirmek ve Allah'ın emirlerini savunmak, hem kendi öz nefsinde yaşayaraktan savunmak, hem de tebliğ noktasında savunmak, onun mücadelesini yapmak için dik başlılık farzdır.
Tabi biz toplum olarak bunu, karşımızdaki kimsenin Kur'an ve sünnete olan bağlılığını, Hakk'a olan bağlılığını dik başlılık olarak görür. Onu küçümsersek biz küfre gireriz. Dik başlılık cehalette, haramda, dik başlılık şeytani noktada ise, bu dik başlılık da küfürdür.
Bunun ortası yoktur. Kur'an ve sünnet dairesinde yaşayanlar, Kur'an ve sünnetten kendi nefislerinde taviz vermeden yaşamak zorundadırlar. Kur'an ve sünneti kendi nefsinde taviz vermeden yaşayanları, etrafımızdaki insanlar, bunlar kim olursa olsun, onları Kur'an ve sünnet noktasından taviz vermediklerinden dolayı, dik başlı olarak nitelendirebilirler. Ve nitelendiriyorlar da. Doğrunun arkasında durmak, doğruyu savunmak, hak ve haktan yana tavır koymak, hakkı savunmak, ne kadar insanlar eleştirirlerse eleştirsinler, doğrudur. Ve onun arkasında durmak da doğrudur. Buna nefisleri yetmeyen, bunu nefisleri almayan, içinde münafıklık elameti olanlar, içinde münafıklık sıyrıntısı olanlar, bu hali dik başlılık olarak yorumlayabilirler.
Bu da kendi durdukları noktayla alakalıdır. Kıymetli kardeşler, Sufi, yanlışta ısrar etmez. Sufi, haramda ısrar etmez. Sufi eksik ve noksanlıkta ısrar etmez. Sufi eksik ve noksanlıkta ısrar ederse, o zaman küfür noktasında durur. Allah muhafaza eylesin. Haramda, dinin dışında dik başlılık küfürdür, helalda, dinin içerisinde dik başlılık ise ibadettir. O yüzden dik başlılığı biraz bu noktadan bakın. Evet, bazen insanlar ev halinde, evlerinin içerisinde, haram, helal çizgisinde olmayan meselelerde, çok dik başlı olmalarına gerek yok.
Bu aile ortamıyla alakalı. Ailenin içerisinde, karı koca arasında, haram, helal çizgisinde değilse, tarafların birbirlerine dik başlılık yapmalarına gerek yok. Bu koltuk burada duracak gibi. Veya işte bu masa burada duracak gibi. Bu sandalye burada duracak gibi. Veyahut da ne bileyim işte eşyaların yerleşimiyle alakalı, veya herhangi bir şeyle alakalı, dik başlılık yapmak, arkadaşların arasında, haram, helal çizgisinde değilse, uyumsuz olmak, birbirine illaki bir şeyi dayatmak, çok hoş bir şey değil.
Bu sufi ahlakı değil. Sufiler sadece haram noktasında dik başlılardır. Sufiler bu noktada, dinin dışında bir meselede dik başlılardır. Haram değilse, dinin dışında değilse, sufiler genel anlamda uyumlu insanlar olmalılar. Bu da güzel ahlakın, bu noktada getirdiği bir şey. İnsanların üzerinde bir hastalık var. İnsanların üzerindeki hastalık şu, yanlışta ısrar ediyorlar, cehalette ısrar ediyorlar, haramda ısrar ediyorlar, bilmedikleri şeylerde ısrar ediyorlar, bunlar da dik başlılık yapıyorlar. Bu uygun bir davranış değil. Allah bize affetsin inşallah. Yaptığı iyiliği anlatmak doğru mudur? Açıklar mısınız? Bir kimsenin yaptığı iyilikleri, eğer ki ölçü olması noktasında, veyahut da bir ders olması noktasında, veya bir örnek olması noktasında, söylemesinde beis yok.
Ama normalde eğer ki, insanların arasında, başa kalkmak noktasında, böyle bir şey söylerse, iyiliğinin sevabını kaybeder. Bunun böyle yapılan iyilikleri, ulu orta, başa kakarcasına söylemek, çok uygun bir davranış değil. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bunu men etmiş. Yaptığınız iyilikleri gizleyin. Yaptığınız iyilikleri fahşet etmeyin. Birisine bir iyilik yaptıysanız, ona sana, şu zamanında ben sana böyle iyilik yapmadım mı diye, söylemeyin. Bu sizin sevabınızı alır götürür. Ve insanların içerisinde, o iyilik yapılan kimseyi, belki de, acziyete düşürebilir. Ama, eğer ki o kimse, karşıdan gelen kimse, iyiliğin Allah'tan geldiğini görürse, o acziyete düşmez.
Ve bunu böyle, bunu aslında, sufi manasında alırsak, bunda bir sıkıntı yok. Sufi manasında, bir kimse kendisine yapılan iyiliğin, Allah'tan olduğunu görürse, ortada sebebin ne kadar çırpınırsa çırpınsın, ben sana iyilik yaptım diye, o sebebi kale almaz, der ki bana iyilik yapan Allah'tı. O zaman ona başka bir veçeden bakmalı. O kimse de kendi kusurundan dolayı, Allah ona olan iyiliği fahş ediyor. ona olan iyiliği ishar ediyor. Ona olan iyiliği meydana çıkarıyor. Ve diyor ki, Cenab-ı Hak'ta o zaman, eğer bu açıdan bakarsak, o iyilik yapılan kimse, bir hata işledi, bir kusur işledi ki, Allah ona öyle yaptı. her ikisinin de tövbe etmesi gerekir.
Her ikisi de tövbe edecek. Ey Habibim, sen onlara sert katı davransaydın, yanında durmazlardı. Rabbimiz bu ayette ne demek istiyor? Evet, bu gerçek müminler kimlerdir demiş arkasında. Sert ve katı durmak, insanların hatalarını, kusurlarını, eksikliklerini ve noksanlıklarını, Hz. Allah'ın, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinden bahşettiği, rauf olma ve rahim olma, o tecelliyatla tecellenmek gerekir.
Ama ve lakin, bu müminlere karşıdır. Bu Uhud savaşından sonra inmiş olan bir ayet-i kerimidir. Uhud savaşında, Müslümanların bir kısmı okçular, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine itaat etmediler. İtaat etmeyince, Uhud savaşında geçici bir bozgunluk yaşandı. O geçici bozgunluğun sebebi, Uhud dağının eteğinde duran, müminlerin, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin emrine bakmayıp, malın peşine koşmalarındandı.
Bu bütün oradaki ümmetin, ümmetin sonunu hazırladı. Belki de ümmet, din o noktada çok büyük bir yara alacaktı. Ve Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çok üzüldüğü, çok kahırlandığı bir nokta. Bu, müminler arasında önemli bir şeydir. Ve müminler, kendi konumlarının ve durumlarının gereğini yerine getirmezlerse, arkasından gelecek olan nesne, arkasından gelecek olan cemaata, sonradan olacak olan aileye muhakkak bir sıkıntı bırakırlar. Bunu aileden devlete kadar yürütebiliriz meseleyi. Aileden yürütebiliriz.
Ailenin kendi içerisinde, kendi hayatına ait Kur'an ve sünnet dairesinde durması gereken bir yer ve nokta vardır. Aile fertleri eğer durması gereken noktada durmazlar, şehavete, nefsaniyete, dünyaya, zevk ve sefaya dalarlarsa, aile fertlerinin bozulmasına sebep olurlar. Müminler her alanda vazifelerini yerine getirmeli, cepheyi terk etmemeliler. Her cepheyi terk ediş, ihanettir. Her cepheyi terk ediş, vefasızlıktır. Her cephe bozgunluğu, arkasından gelecek olanlara büyük bir handigaptır. Müminler bu noktada, Kur'an ve sünnet dairesinde kalaraktan, aile reislerinin ve aile büyüklerinin, Kur'an ve sünnet dairesindeki edep, adap, ahlak noktalarına riayet etmeleri gerekir.
Ve çocuklar, baba, anne ve çocuklar, Kur'an ve sünnetin emrettiği, ahlaki ve sosyal hadiselerde titiz davranmaları gerekir. Bunu bir çıt dergaha açalım. Dergahın içerisinde, dervişan, sufiler, Kur'an ve sünnet tarihinde durmalı, ve başlarındaki yetkililerin, başlarındaki görevlilerin, görev bilinci ve sorumluluğuyla, uyguladıkları stratejiyi, uyguladıkları konumu ve daireyi, sımsıkı tutmalı, ve cephelerinde ve mevzilerinde, sımsıkı durmalı, asla heva hevese, nefsaniyete, şeytaniyete, şehvaniyete düşmeyip, mevzilerini muhafaza etmeleri gerekir.
Eğer sufi taifesi, derviş taifesi, cemaat taifesi, eğer mevzilerinde sımsıkı durmaz, nefsaniyete, şehvaniyete düşerlerse, cemaatin bozulmasına, arkasından gelecek olan da cemaatin bozulmasına, ve ondan sonraki hizmetlere, ve daha önceki yapılmış olan hizmetlere, baltalamış olur ki, vefasızlık yapmış olur, hainlik yapmış olur. Bundan uzak durmaları gerekir. Bir çıt daha yukarı attık, devlet. Devletin askeri kanadı vardır, sivil kanadı vardır, görevlileri vardır. Her görevli, devletteki her görevli, mevzilerinde düp düzgün hareket etmeli, düp düzgün hayat yaşamalı, düp düzgün vazife yapmalı. Eğer askerler mevzilerinde düzgün durmazlar, asıl sebeple, asıl olması gereken, vatan savunmasında, memleket savunmasında, gaflete düşerler.
Dünyaya, mala, kadına, makama, herhangi entrikalara düşerlerse, muhakkak ki, o vatanın içerisinde, anarşi, o vatana dışarıdan müdahaleler, o vatana dışarıdan saldırılar olacaktır ki, bunun sebebi, askerin mevzisinde düzgün bir şekilde durmayıp, vatan savunmasında gerekli olan, ehemmiyeti göstermeyişindendir ki, vefasızlıktır, hainliktir, vefasızlıktır, hainliktir. Aynı şekilde, devletin kendi içinde, polisi, asayişi sağlamakta, jandarma, asayişi sağlamakta, hukuk, hukuk, adaletin sağlanmasında, veya sosyal, olarak sağlıktır, işte maliyedir, ne bileyim, değişik organlar, kendi mevzilerinde, kendi, yapmak zorunda oldukları işlerini düzgün yapmazlarsa, o memlekette bozukluğe sebep olur ki, bunlar da büyük vefasızlık ve hainliktir.
O yüzden, evet, bunlara karşı, rauf ve rahim davranmak, bunlara karşı rauf ve rahim davranmak, bunların cezalarını vermemek değildir. Rauf ve rahim davranmak, dervişanın kendi arasındaki kusurlardır. Bir derviş, eksik davranır, ona, çavuşu, ve ona, ne bileyim işte, üstadı, rauf ve rahim davranır. Evde çocuk sabah namazını kaçırmıştır, baba ona rauf ve rahim davranır, bir daha kaçırma ha der. rauf ve rahim davranmak, onların eksiğini görmemek, kusurunu görmemek, onların suçlarını örtmek demek değildir. Rauf ve rahim davranmak, onun haramını görmemezlikten gelmek değildir. Ashab, o meseleden çok pişman olmuştur, çok pişman olmuştur.
Yüzlerini kaldıramazlar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretinin önünde. Gözlerini kaldıramazlar. Gözlerini kaldırıp da bakamazlar bile, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Ama Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, onların o pişmanlıklarını görünce, onlara rahif ve rahim davranır. Bir kimse hem suç işleyecek, hem suçunu bilecek, hem de suçundan dolayı gelip özür dilemeyecek, af dilemeyecek, ve diyecek ki, bana rauf ve rahim davran, beni affet. Yani seni nasıl affedeyim, sen gelip af dilemedin ki, sen özrünü bildirmedin ki, sen öyle bir şey yaptın ki, oradaki cemaatin kat dolmasına sebep oldun.
Sen öyle bir şey yaptın ki, orada askerlerin kat dolmasına sebep oldun. Sen öyle bir şey yaptın ki, bütün aileyi katlettin, ahlaki olarak. Sen gel bir özür dile. Evet, rauf ve rahim davranmak, pişmanlık göstereni, geri döneni affetmektir. Ama bir kimse pişmanlık göstermeyecek. Bir kimse bozduğunu gördüğü halde, bozduğundan mutluluk duyacak. Bir kimse bir yeri talan ettiğini gördüğü halde, talanından memnun olacak, bir de karşıdan rauf ve rahimlik arayacak. Bu İslam'la bağdaşmayan bir şeydir. Bu sufilikle, İslam'ın aile sistemiyle bağdaşmayan bir şeydir. Ki Allah bizi affetsin inşallah. tasavvuf nefsi terbiye eden ziyade vücut azalarını terbiye etmek midir?
Nefsi terbiye etmekle vücut azalarını terbiye etmenin arasında çok fazla bir fark yoktur. Aslında nefsi vücut azalarını terbiye etmenin arasında bir şey yoktur. Vücut azaları bir araçtır. Nefis bak der, sen bakarsan göz bakar. Göz zaten bakıyor ki.
Dil araçtır sadece. Konuşan o kimsenin kalbidir. Göz araçtır. Bakan o kimsenin kalbidir. Dudak araçtır. Öz olan, asıl olan kalbidir. O yüzden tasavvuf, nefsi terbiye ederekten kalbin öne geçmesidir. Tasavvuf, güzel ahlakla hemhal olmaktır. Eğer bir kimse kendi iç aleminde güzel ahlakla ahlaklandıysa onun eli, ayağı, gözü, kaşı da güzel ahlakla ahlaklanacaktır. Bir kimsenin kalbinde müşriklik var ise onun gözünde, elinde, ayağında müşriklik olacaktır. Bir kimsenin kalbinde Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlılık varsa onun dilinde, gözünde, elinde, ayağında Kur'an ve sünnete sımsıkı bağlılık olacaktır.
O yüzden azalar bu noktada kalbe bağlıdır. İnsan bir nevi gözdür. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu sözünde neyi ifade etmek istemiştir? E insan her haliyle, her şeyi görüp ondan bir hikmet çıkarmaya çalışır. El bu noktada göz gibidir. Dokunduğu şeyi hisseder, hissettiği zaman onun ne olduğunu görür. Eliyle görür. Bu manada azaların hepsi de insan için göz mesafesindedir. Amelsiz ilim gönül yükümüdür. Bunların hepsi de bilinen şeylerdir. Kıymetli dostlar, bu tip sözleri gelip burada soru olarak sormanız meselenin içini açıklamaz.
Şimdi biz desek ki burada amelsiz ilim gönül yüküdür. Hiç kimse kitap okumayacak. Biz iki kitap okumakla sanki ilim tahsil etmiş gibi zannediyoruz kendimizi. Ve iki kitap okuyana da bu tip sözlerle kafasına kafasına balyozu vuruyoruz. Adam dinini bilmiyor.
Namazı, abdest, orucu bilmiyor. Haramı, helalı bilmiyor. Ele geleni yiyor, dile geleni diyor. Cahil. Ve o kimse dinini öğrensin diye biz diyeceğiz ki gelin edeb-ül müfred okuyun. Gelin hadis okuyun diyoruz. Gelin fıkıh okuyun. Ondan sonra da bir kardeşimiz gelecek amelsiz ilim gönül yükümüdür diyecek. Evet ehli tasavvuf öyle der. Ama bu farz dairesinde yakın dairede belli bir mesafede bir kimsenin günlük dini hayatını yaşayacak kadar ilimle ilimlenmesi farz ayın onu da atıyor insanlar kenara. Veya bu noktada kitap okumaya çalışan bir kimse kerih görüyor.
Sen okuyacaksın işin bir de bu tarafı var. Yok hayır. Bunu bu manada algılamayalım biz. Günlük hayatımızı idame ettirecek kadar dini bilgiye sahip olalım. Haramı helalı bilecek kadar dini bir eğitime sahip olalım. Birisi bir şeyi haram dediğinde biz onun haram olmadığını haram olduğunu bilmiyorsak hayır ya bu haram değil deyip dinden çıkıyoruz biz.
Onu gidip ya bu haram mı değil mi diye araştırabilme araştırma noktasında değiliz. ve çok rahat haram işliyoruz o zaman. Çok rahat. Dilimizle işlediğimiz haramların hatta hesabı yok. Bilmeden işlediğimiz haramların hatta hesabı yok. Bilmiyoruz ki. Adama gıybet ediyorsun diyorum ben. Ben gıybet etmiyorum diyor. Bakıyorum gözünün içine. ben bir otorite olaraktan söylemiyorum. Söylediği şey yaptığı şey gıybet çünkü. Gıybet ediyorsun diyorum ben. Gıybete gıybet değil demek küfür. Susuyorum bakıyorum gözünün içine hani geri alsın o halinden tövbe etsin diye.
Hala daha diyor ki ben gıybet etmiyorum. Ondan sonra gıybeti açıklıyorum. Diyorum ki bir kimsenin arkasından doğru olmuş olsa dahi hoşuna gitmeyecek bir şeyi söylemek gıybettir diyorum. Yapmış adam onu ama hoşuna gitmiyor onu. Adam içki içmiş içki hoşuna gitmiyor. Dönmüş geri dönmüş adam içkiden. Biz hala daha onun arkasından bu adam içki içiyordu dediğimiz zaman gıybet etmiş oluyoruz. Geri dönmüş oradan. oradan geri dönmüş. Ondan hoşnut değil artık o. Ondan hoşnut değil. Hoşnut olmuş olsa orada duracak. Aa o neler yaptı deyip çıkıyoruz biz.
Bu gıybet oluyor. Doğru. Yaptığı şey doğru. Adam bir yanlışlık yapmış. Kadın bir yanlışlık yapmış. Biz onun arkasından yapmış olduğu yanlışlığı dillendirmemiz söylememiz gıybet. Bunu bilmiyor. Okumamış. Ve bunun normal olduğunu söylüyor. Diyor ki ben gelse ben onun yüzüne de söylerim. O yüzüne söylemek de haram diyorum ben. Bir kimsenin eksikliğini yanlışlığını günahını bir kimsenin noksanlığını yüzüne karşı söylemek de günah. Ama şimdi var ya amelsiz ilim gönül yorgunluğu ya. E o kimse okumasın hiçbir şeyi.
Yok kardeşler okuyun. Bol bol hadis okuyun. bol bol ayet meyali okuyun. Okuyun. Muhakkak ve muhakkak Buhari'nin edeb-ül müfredini evlerinizde bulundurup çantalarınızda bulundurup iş yerlerinizde bulundurup okuyun. Onun namel edin. Onun namel edin. Ve birbirinizi oradan ders yapın birbirinize. Görevli kardeşler edeb-ül müfred hepinizin koltuğunun altında olsun. Her gittiğiniz yere edeb-ül müfredten ders yapın. Her gittiğiniz yere her sohbetinizde edeb-ül müfredten ders yapın.
Her sohbetinizde baştan başlayın sona kadar. Bir daha baştan başlayın yine sona kadar. Bir daha baştan başlayın yine sona kadar. Eğer sohbet yapacaksanız bir yerlerde edeb-ül müfredten sohbet yapın. Edeb-ül müfredten sohbet yapın. Kitabınız bu olsun. Distürünüz bu olsun. Bu dergahın kitabı edeb-ül müfred olsun. Onu sohbet edin. Bütün çavuş kardeşler bütün görevli kardeşler İslam'da helallar haramlar iki ciddi. Alın onu. Muhakkak alın.
Koltuğunuzun altında olsun. Bir derse bir sohbete giderken muhakkak koltuğunuzun altında olsun bu üç tane kitap. İki cilt birisi küçücük bir kitap. Muhakkak edeb-ül müfredin bir de açıklamalı olanı var. Ahmet Fikri Yavuz'un. Mümkünse onu alın. Ders yapan kardeşler. Gittiğiniz yerde İslam'da helallar haramlar iki cilt oradan ders yapın. Ya da gidin açın edeb-ül müfredi ondan ders yapın. Muhakkak ahlak olarak haram helal noktasında gerçekten insanların çok büyük eksikliği var. Hepimizin eksikliği var.
Adama bir şey haram diyorsun bakıyor gözünün içine içine. Haram ya. Haramı haram olarak dahi söyleyemez hale geldik. Adam inkar edecek küfre düşecek diye söyleyemiyoruz haramı. Adama gıybet ediyorsun diyemiyorsun adam gıybet değil diyecek küfre düşecek. Nikar da gidecek evlise. bir derviş için hakaret küfür tepeden bakmak bir derviş için ne bileyim insanların arasında laf dolaştırmak laf gezdirmek bunlar normal şeyler değil.
Bu tasavvuf en güzel edeple edeplenmektir. ölmeden önce ölürsün. Ölünüz ad-i şerifin özüne biz insanlar nasıl masar olabiliriz. Ölmeden önce ölmenin üç hali var. Ama bir kimsenin ölmeden önce ölme halini yaşayabilmesi için en güzel ahlakla ahlaklanması lazım. Hatta onu renklendiriyorlar. Beyaz ölüm, kırmızı ölüm, siyah ölüm diye. Renklendirir, renklendirdiğin kadar. adam o ahlakla ahlaklanmıyorsan nereden ölmeden önce ölünüzü yaşayacak? Diline hakim değil, eline hakim değil, gözüne hakim değil, hayatına hakim değil.
Nereden ölmeden önce ölecek o? Yiyor boyna. Hz. Resulullah az yiyin demiş. Nereden ölmeden önce ölüme adım atacak ki? Az yiyin demiş. Uyuyor paso. Nereden o ölmeden önce ölüme yaklaşacak ki? çok konuşuyor. Ölmeden önce ölünüzün birinci basamağı az yemek, az uyumak, az konuşmak. Günde en fazla iki gün yiyecek bunu yiyen. En fazla. Bazı günlerini aç geçirecek. Orucunu fazılaştıracak.
Olur olmaz her şeyi yemeyecek. Abur cubur yemeyecek. Bakın ölmeden önce ölünüzün sahil olarak geçeceği yeri önce. Yiyor. Gece gündüz yolda, belde, dükkanda, iş yerinde, her yerde yiyor adam. Oturuyor on tabak yiyor. Oturuyor beş tabak yiyor. Yok mu daha diyor. Orucu unutmuş. Ramazanlar Ramazan oruç aklına geliyor. Kim bu? Sufi. Ne yapacak? Bu ölmeden önce ölünüzü yaşayacak. Mümkün değil. O kimsenin zahiren el önce bir orucunu oruç ekleyecek. Az yiyecek. Az uyuyacak.
Uyuyor. Uyuyor. On iki saat uyuyor. on saat uyuyor. On beş saat uyuyor. Uyuyor. Uyumayıp da adam günah işlemesin. Yok hayır. Ya zikretsin. Namaz kılsın. İbadet etsin. Kitap okusun. Zikre gitsin. Derse gitsin. Sohbet dinlesin. Ondan sonra az konuşacak. Sorarlarsa konuşacak. Arkadaşları da bir şey sorarsa konuşacak. Devamını zikredecek. Arkadaşları bir şey derse ben biliyorum diye atlamayacak.
Ben gördüğüm deyip atlamayacak. Ya bu böyle olacaktı deyemeyecek. Konuşmayacak hiç. Konuşmayacak. Konuşuyor. Yani sufiler ne kadar güzel örneklemişler. Hani meşhur var ya Berber Ahmet meselesi. Anlatayım. Bunun da hep anlatılmış. Bu tip eski velilerin hikayelerini anlatmak farz. Ayet de sabit. Hani hacca gidiyormuş da bir üstad geçerken başka bir üstada uğramış. Önceler öncekiler öyleymiş. Kibir gönül yapmazlarmış. Birbirlerine gider gelirlermiş. Şimdikiler oho nereye gidecekler gelecekler nereye ziyaret edecekler. Rahmetli Şeyh Efendi Hz. Hz.
ile biz giderdik böyle ne kibirlenirlerdi. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin buna çok böyle riayet ederdi. İşte Balıkkesir'de Naci Efendi var. Mustafa Efendi oğlum geçerken vaktimiz var mı? Naci Efendi uğrayabilir miyiz? Uğrarız efendim. Biz uğrardık artık böyle o dervişleri filan ne kibirleri hani bizim üstadımıza bir şeyh efendi ziyarete geldi diye. Hiç bilmezler. Ziyarete gelen Allah affetsin ziyarete edilenden çok çok fazladır. Onu bilmez onlar. Ben öyle otururdum kenarında yanında ziyaret ederdik. işte İzmir'e giderdik. İzmir'de bir tane Uşak'ı şeyhi vardı. Mehmet Efendi onu ziyaret ederdik. Gittiğimiz yerde bir şeyh varsa ve biz onu tanıyorsak Allah rahmet eylesin ben şeyh efendiden onu gördüm.
Vaktimiz varsa gider ziyaret ederdik biz. Allah razı olsun Cenab-ı Hak makamının ve mekanını genişletsin ve artırsın. Ben bir sürü şeyh tanıdım bu noktada. Giderdik biz. Tokat'ta Çorum'da ondan sonra başka İzmir'de İstanbul'da gittik Bolu'da gittik Ankara'da gittik hep böyle şeyhler varsa tanıdık bildik bir yerde ziyaret ederdik biz.
Eskilerde böyleymiş zaten hacca giderken ziyaret etmiş orada bir dergah da bir üstada demiş hacca gidiyorum o şeyh efendi de oradan bir çömez derviş vermiş demiş ki efendi yalnız gitme size hizmette bulunsun demiş. Israr etmiş böyle bir üstadın bir dervişi birisine tasadduk etmeye hakkı olur. Üstad dervişi başka bir şeyhe tasadduk etmiş size hizmet etsin demiş. Bunlar şimdi nerede olacak yani çok zor insanın birisi kalkacak bir dervişi diyecek ki sana hizmet etsin Allah rahmet eylesin Ankara'da bir şeyh efendi vardı o da vefat etti ona da Allah rahmet eylesin şeyh efendi beni ona hizmet et oğlum Mustafa efendi ona da dedi Cenab-ı Hak nasip etti lütfetti ben ona bir gün hizmet ettim şeyh efendi döndü dedi ki Abdullah efendi maşallah dedi ne güzel yetiştirmişsiniz dedi bizim kardeşlerin arasından gerçekten böyle bir işi yok dedi inceliğe bakın o da şeyh efendi de ona döndü
estağfurullah dedi siz bizim gönlümüzü almak için öyle yapıyorsunuz dedi biz nerede öyle yetiştirebileceğiz dedi incelik öyle incelik velhasıl o dervişi koymuş onun yanına gitmişler haç varızasını yerine getirmişler dönüşte o şeyh efendi sormuş yanındaki çömeze evladım senin adın ne demiş Berber Ahmet efendim demiş yolculuk boyunca hiçbir şey sormamış şeyh efendi ona o da hiç konuşmamış bir sefer sormuş adın ne Berber Ahmet demiş dönmüşler şeyh efendi sormuş çömezi nasıl buldun demiş çok geveze demiş çok geveze onun adını sormuş
o mesleğinle söylemiş adını ölmeden önce ölünüzün daha birinci kategorisinin son halakası az konuşmak az konuş az uyu az ye bakın çok yerseniz çok uyursunuz çok yerseniz çok konuşursunuz çok yen çok uyur çok konuşur bunun bunun anahtarı başlangıcı az yemektir e bunlar olmadıktan sonra bu olması mümkün değil Allah bizi affetsin inşallah daha sonra hani renklendirmişler ya bunu bu beyaz ölümde ondan sonra kırmızı ölüm var onu da söyleyeyim de dünya ve dünya ile alakalı her şeyden geçmek ya ölmeden önce ölünüzü
dil çok güzel hani hadis de çok güzel bunu böyle söylemek de çok güzel dünya ve dünya ile alakalı her şeyden geçmek dünya sevgisinin kalbinde kalmaması dünya sevgisi kalmayacak dünya ile senin bir bağın kalmayacak bu manada sevgi bağında nasıl yapacaksın nasıl yapacaksın hani bunun son kategorisini siyah ölüm olarak algılıyorlar ya bunları böyle konuşmak istemiyorum biraz da hani bunu böyle beyaz ölüm kırmızı ölüm siyah ölüm diye böyle renklendirmek aslında
şeyden doğu felsefesi şeyden gelme var ya budistler oradan gelme biraz budist geleneği var işin içerisinde ama bunu böyle bazı son dönem ehli tasavruf bunu böyle söylemeye çalışıyorlar filan ben de gülüyorum kendi kendime ya bunu anlatıyorlar bunları karşılığındaki hadisleri bilmeden anlatıyorlar karşılığındaki hadisleri okumamışlar veyahut da hadisleri bildikleri halde pekâbâh sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin bu noktadaki bu hadis-i şerif var demeyi kendilerine yediremiyorlar dünya sevgisi dünyayı cife görmek
ondan sonra da cennet cehennem noktasını atmak ölmeden önce önünüzün üç safhası kısa kısa o zaman biz önce çok yemeği atalım abur cubur yemeği atalım karnımızı tıka basa doyurmaya atalım oruçla barışalım açlıkla barışalım az uykuyla barışalım az uykuyla barışalım az konuşmakla barışalım ya dinini konuş ya ticarete ne konuşuyorsan konuş ya da iyi misin hoş haram olmadan misafirinle misafirin gönlünü alacak şekilde konuş geri kalan konuşmaların hepsi seni batıracak geri kalan ne konuşuyorsan batacaksın habire yiyorsunuz
habire yiyorsunuz sofradan aç kalkın günde bir öğün yemeğe çalışın sabah öğlen akşam yemek kristiyanların adeti tüketici toplumların adeti habire yemek habire yemek habire yemeği düşünmek gaflete düşenlerin adeti çok yiyince muhakkak çok uyuyacaksın uyu nereye kadar günlük normal yetişkin bir erkeğin 4-5 saat uyku yeter ona gece saat 10'da yatıyor gündüz 10'da kalkıyor ramazanda oruç tutuyor bir yatıyor bütün gündüz uyuyor az uyuyor diline sahip çık az konuş
büyüklerin yanında az konuş abilerin yanında az konuş çavuşlarının yanında az konuş anne babanın yanında az konuş amcanın dedenin nenenin yanında az konuş her şeye atlama her şeye otlama her şeye laf söyleme her şeye karışma az konuş dünya sevgisine tamah etme en iyi arabe evincem en iyi ev alcam en iyi elbiseyi alcam en iyi hatun alcam en iyi şunu alcam en iyi bunu alcam diye tamah etme günlük işini yap çalışmanı yap dünyadan vazgeçme ama hırsa kapılma razı ol Allah bizi onlardan önce inşallah masiva nedir Kur'an ve sünnetin
dışındaki her şey masivadır kişi bildiğiyle amel etmezse ne olur Allah yesin inşallah inşallah bildiklerimizle amel ederiz derviş geçen cumartesi günü sohbetinizde derviş hal görmüyorsa onda geçmişten bir yara vardır demiştiniz yaradan kastınız nedir yara varsa nasıl kurtuluruz insanlar geçmiş günahı kebairlerinden kurtulmaları gerekir geçmiş günahı kebairlerinden kurtulmak halis tövbeyle mümkündür halis tövbe bir daha o günaha geri dönmemektir tövbe tövbe ettikten sonra kendisini günahsız görür tövbeyi terk etmenin de
tövbe etmek gerekir bir kısmı tövbe der tövbe ettikten sonra günahlarım affoldu der tövbeyi bırakır o hale de tövbe etmek gerekir bir sufi devamlı tövbe edecek ve devamlı kendini günahkar görecek ve devamlı geçmiş yaralarını tedavi edip sarmaya gayret edecek ve yeni yaralar açmayacak arkadaşlar yeni yaralar açıyorsunuz yeni yaralar açmayın dilinize sahip çıkın içinde bulunduğunuz dergahınıza sahip çıkın nerede kim neresiyse dergahın cemaatin hiç önemli değil müslüman içinde bulunduğu dergahına sahip çıkacak içinde
bulunduğu cemaatına sahip çıkacak ailesine sahip çıkacak işine sahip çıkacak sülalesine sahip çıkacak arkadaşlarına sahip çıkacak cemaatine şeyhine üstadına dervişine sahip çıkacak memleketine sahip çıkacak azı dişiyle sıkacak onu eğer o noktada duramıyorsa yara alıyor yarasını tedavi edemiyor tövbe et yapmış olduğun hataları düzelt yapmış olduğun eksiklikleri onar kırdıklarını yeniden onar yıktıklarını yeniden onar kimin kalbini kırdıysan git helallaş kimin hakkını yediysen git helallaş kimin hakkına geçtiyysen git helallaş
kimi üzdüysen git helallaş ayıp değil günah değil ama bir daha geri dönme bir daha geri dönme kimin kimin gıybetini ettiysen git helallaş yüzünden helallaş de ki ben senin hakkında böyle böyle böyle konuştum iftira attım de ki ben senin hakkında böyle böyle böyle konuştum gıybet ettim de ki ben senin eşinin hakkında konuştum gıybet ettim de ki ben senin çocukların hakkında konuştum gıybet ettim iftira ettim helallaş ömür bitecek nefes bitecek bitecek mahşeri burnunuzun önünde yaşayamıyorsanız dervişlikte işiniz yok
mahşeri burnunuzun önünde yaşayacaksınız mahşeri burnunun önünde yaşamak demek hazreti Allah'la göz göze her daim yaşamak demek o mahşerde gelecek gözünün içine baka baka soracak sana şu nimeti vermedin mi sana bu nimeti vermedin mi sana şunu vermedin mi sana bunu yapmadın mı sana bunu yapmadın mı diye gözünün içine bakaraktan söyleyecek sana sen her şeye evet diyeceksin diyecek ki sen beni unuttun şimdi de ben seni unutuyorum sufi bunu her an yaşamalı her an tefekkür etmeli her an bu mahşerde yaşanacak olan bir hali
anlatıyor Cenab-ı Resulullah bize hadisi kutsu bu sufi bunu her an yaşayacak her daim gözünün önünde bulunduracak bunu mahşeri her an yaşayamazsan asla ve asla kendini düzeltemezsin asla ve asla kendini bir çizgide tutamasın asla ve asla kendini arındıramazsın o mahşeri gözünüzün önünde yaşayacaksınız o dağlar devrilcek gözünün gözünün önünde o katlar o yatlar yıkılacak gözünün önünde o kadınlar o çocuklar çığırışacaklar gözünün önünde o mahşer kurulacak gözünün önünde nasıl mahşerde halk olmak isterdi gıybetle hemhal
olanlar gıybet ederekten haşrolacaklar zina edenler zinayla haşrolacaklar köpekler gibi yalancılar yalan söyleyerekten haşrolacaklar haksız yere adam öldürenler öyle haşrolacaklar kim hangi günahta öne gittiyse öyle haşrolacak dilinde Allah diyen Allah diyerekten haşrolacak mahşer halkı görecek onu onlar Allah Allah diye diye uçacak gidecek bir bakacak ki aşığın birisi hay demiş gözünden kaybolacak o bir bakmışsın kömürtaptan hu diyecek uçacak bir bakmış ki dervişler zikrullahı kurmuşlar Allah Allah yanından gidiyorlar
bir bakmışsın ki üstadlarına bir bayrak vermişler gidiyor bölük halinde uçuyorlar uçuyorlar kimisi yayan gidiyor başlarında üstadları yayan gidiyorlar kimisi başlarında üstadları yırttık pırttık perişan halde gidiyorlar dervişler yırttık pırttık perişan üstadları yırttık pırttık perişan kimisi şimşek hızıyla gidiyor gözünün önünden kaçtığını gittiğini görüyorsun mahşer nasıl gitmek isterdiniz nasıl olmak isterdiniz yoksa kimisi kafasını kaldırıyor kendine geliyor nurdan minmerlerin üzerinde oturanları görüyor o daha kalkar kalkmaz
sanki onlar işte o ışık gibi nur içerisinde gidenler onların en önemli özelliği neydi birbirlerini Allah için sevmeleri ve toplandıklarında Allah'ı zikretmeleriydi birbirlerinizi Allah için sevip toplandığınızda Allah'ı zikretmezseniz o toplumluğa nail olamazsınız derdim Mustafa Özbağ'ın sevilmesi değil bunun için konuşmuyorum 25 yıldan beri bunun için konuşmadım hiç derdim birbirlerinizi Allah için sevin beni sevmeye verin Allah için birbirlerinizi sevin buraya Allah için gelin Allah için birbirinizin koluna girin
Allah için birbirinize destek olun Allah için birbirinizi getirip götürün ve Allah'ı zikredin mahşer yakın herkese mahşer herkesin burnunun ucunda mahşer herkesin gözünün önünde görmekten uzak herkes mahşerin kokusunu almaktan uzak herkes burnunda başka kokular var herkesin gözünde başka hayaller var herkesin sufilik bu değil kardeşler birbirlerinizi Allah için sevin insan sevdiğinin arkasından konuşur mu sevdiğinin sevdiğinin kuyusunu kazar mı sevdiğinin kıymetini eder mi sevdiğinin eksiğini kusurunu görür mü sevdiğini
nasıl hanterler sevdiğine nasıl hainlik eder Allah için sevmek birbirini nasıl ona bir şey batırır nasıl onun peşinden Allah söyler nasıl ona zarar verebilir nasıl onun yüreğini dağlayabilir nasıl onun ciğerini sökebilir nasıl onun ciğerini yakabilir hani ravuf olmak hani müminler müminlere karşı müşrikti hani müminler müminlere rahmetliydi bereketliydi ikramlıydı lütufluydu birbirlerini Allah için sevin bu dergahta para yok bu dergahta pul yok bu dergahta makam yok bu dergahta memki yok bu dergahta çavuşluk yok halifelik
yok şeyhlik yok mürşitlik yok bu dergahta herkes mürid bu dergahta herkes mürid bu dergahta herkes mürid olmaya çalışanlardan hiçbir şey yok burada dünya isteyene dünya yok burada para isteyene para yok burada mal isteyene mal yok burada erkek isteyene erkek yok kız isteyene kız yok Allah için sevmek var Allah için sevin birbirinizi Allah için Allah için sevemiyorsanız o mahşerde o yardım duramayacaksınız mahşerde orada karşı alanın gölgesinde duramayacaksınız Allah için sevmiyorsanız Allah için birbirinizin kuluna
girmiyorsanız o nurdan minberlere oturamayacaksınız o nurdan taşları giyemeyeceksiniz o nurdan elbiseleri giyemeyeceksiniz o özel olarak dostlarını alacak oraya dostlarını derdim ona dost olmanız derdim bana dost olmanız değil hem valla değil hem billah değil dilim kopsun kendim için konuşuyorsam yüreğim dağılansın giyerim yansın kendim için konuşuyorsam Allah'ı sevin Allah'ın sevenleri sevin Allah'ı sevdirenleri sevin birbirinizi sevin ölüm gelecek hepinize ölüm gelecek hepimize ölüm gelecek ne istiyoruz ki ne kadar
konuşursanız konuşun ne kadar yaparsanız yapın Allah'ın vaadi hak Allah birine bir şey verecekse kimseye sormayacak Allah birine bir şey verecekse kimseye sormayacak Allah birine bir şey bahşedecekse kimseye sormayacak bahşettiğini yere batıracaksa yere batıracak kaldıracaksa kaldıracak sevin birbirinizi Allah'ı zikredin unutmayın zikirle hemal olun işinize gücünüze bakın evinize bakın çocuklarınıza bakın eşlerinizle iyi geçinin kocalarınızla iyi geçinin karılarınızla iyi geçinin çocuklarınızla iyi geçinin anne babanızla
iyi geçinin her şey bir gün gelecek zamanını bitirecek bugün bitti bugün zamanını bitirdi bugün ne yaptıysan yaptın kırdıysan kırdın döktüysan döktün bugün bitti bugün akşam Allah'ın huzuruna nasıl çıkacağını düşündün mi biraz sonra zikrullah olacak zikrullah Allah benim yüzüme bakmazsa diye düşündün mi Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem gelip başıma okşamazsa diye düşündün mi o biri geri Allah hazretleri gelip benim yüzüme bakmayanlardan olur mu diye düşündün mi ya senin yüzüne bakmazsa ya senin elinden tutmazsa
ya başını okşamazsa ya dersen ki ya Resulullah şikayetçiyim bundan bu filanca yerdeki dayanıklığa sebep oldu ya da sen şikayetçiyim bundan bu bir kişinin Allah demesine Allah demesine mani oldu diye ya dersen ki bu yoldan çıkardı birisini bundan şikayetçiyim ya Resulullah benim yolumdan çıkardı benim yolumdan döndürdü benim yolumdan attırdı bu Allah için sevin sahip çıkın her şeyinize bazen derim ya hadi getir Abdullah Efendi hizmet et hadi hadi getir Abdullah Efendi beraber ömre yap hadi hadi beraber yol git hadi taşı
arabanın al hadi hadi ziyaret et hadi onun için bir ders daha ver birisine hadi onun için bir şehre daha git hadi onun için bir köye daha git bitti bitecek her şey her şey bitecek her şey bitmeye mahkum bitmeye mahkum nefes sayılı bir iki olmuyor iki üç olmuyor üç beş olmuyor zaman yok siz zamanı çok uzun görüyorsunuz zaman yok ben zamanı burnumun ucunda görüyorum aramızdaki fark bu herhalde zamanı yok an ve an geçiyor an ve an Allah demeye bakın an ve an hayır istemeye bakın an ve an iyilik yapmaya bakın an ve an
iyi ahlaklı olmaya bakın bırakın iddialaşmayın iddialaşmayın siz çekilin kenara yolunuz belli yoğurdunuz belli Allah cümlemizi affetsin inşallah üç illat bir fatiha şerife amin hasıl alan an sebaplar evvelen bizzat fari kainatü lesa'i mevcudat peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve gelmiş geçmiş bütün peygamber zişan efendilerimizin ruhlarına ayrı ayrı heyderedik vasıl ve sadar
eyle ya Rabbi haberdar eyle ya Rabbi feyzatlarının himmetlerini şefaatlerin üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi 3 ihlas bir fatiha amin primiz seyyid abdülkadir geylani primiz seyyid
ahmed el rufai primiz seyyid ahmed el medevi primiz seyyid ibrahim'i dostu ki primiz şe'bül esen'in şa'celi şanakşübendi muhammedi bahaddini şahı mevlana celalettin ruma hacı bektaş veli hacı bayrami veli mehmedi muhittin iftada hazretlerinin ruhlarına hadir edik vasıl ve sadar eyle ya Rabbi haberdar eyle ya Rabbi feyzatlarını himmetlerini şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi üç ihlas bir fatiha amin geçmiş mürşid-i kamilleri velilerin evliyaların dervişlerin müminlerin ruhlarına şeyhimiz üstadımız mürşidimiz
canımız cananımız sultanımız bayındırlacı Mustafa Efendi hazretlerinin ruhani tüküsellerine ced ve cedadın ruhlarına mehdi ve rüsulun ruhani tüküsellerine yaşayan mürşid-i kamillerin velilerin evliyaların dervişlerin müminlerin ruhaniyeti tüküsellerine turuki halimizde gelmiş geçmiş usman ahaliyeden gelmiş geçmiş akraba talikatlarımızdan gelmiş geçmişler ruhlarına ruhaniyetlerine ayrı ayrı hedinledik vasıl ve sedar eyle ya Rabbi haberdar eyle ya Rabbi fevzatlarını himmetlerinin şefaatlerini üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi estağfurullah el azim el kerim el lezî la ilahe illa hu el hayyil gayyumu etubu lezuncubu lahimine şeytadurracim bismillahü ve ahmanü rahim eftali zikir faalemen hu lel hak muhammeden resulullah cemil enbiyyayı vel mürselim velhamdulillahi rabbil alemin el fes cemaat selamat
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.