mustafaozbag.org

136. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 19 Kasım 2011 · 52:39

Allah gecenizi ayır etsin inşâAllah, Cenâb-ı Hakk'ın videonuzu hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, hayırlı eylesin inşâAllah. Fülaz-i şerifte kendisine değer verdiğin gibi sana değer vermeyen kimseyle arkadaşlık etmez. Bu karşılıklı mübadeleye değerli bir şey. İşin şeriat kısmında, işin şeriat kısmında kısasa kısas vardır, işin şeriat kısmında karşılıklı alışveriş vardır, akıl vardır, hukuk vardır. Bir kimseye sen çok kıymet veriyorsun, o sana kıymet vermiyorsa sen de ona kıymet vermesin.
Bir kimse sana az kıymet veriyorsa sen de az kıymet verirsin. Veya sen çok kıymet verdiğin halde sana az kıymet veriyorsa onun olan arkadaşlığını bu noktada aşağı doğru indirirsin. Bu işin bu noktada şeriat kısmıdır. Hukuktur, akıldır, doğrudur. Sufiler doğrud üzerinde davranıyorlar. Başka bir hadislerde gelmeyene gitmek hazilettir, kemalattır, iyiliktir, ihsandır diye met edilmiş.
Selam vermeyene selam vermek, gelmeyene gitmek bu noktada hatta büyük küçük dinlemeden bir kimsenin başkasını ziyarete gitmesini, onun sayması, sevmesi met edilmiş. Şimdi bir tarafta gelmeyene gitmek met edilirken, öbür tarafta da kıymet vermeyene, kıymet vermemek konuşulmuş. Bunlar birbirine tenakuz gibi gösterilir. Yani birbirinin zıttıymış gibi gösterilir. Birbirinin zıttı değildir. Birincisi ehli şeriatı uygun bir şeydir. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem anletleri her nefis taresindeki insana hitap edecek hadisleri mevcuttur. O yüzden normalde bir kimse size kıymet vermiyorsa veya size ne kadar kıymet veriyorsa, sizin de ona o kadar kıymet verme hakkınız var.
Veya siz ne kadar kıymet veriyorsanız, onun karşılığında o kadar kıymet görmeyi arzu edersiniz, istersiniz. Bu karşılıklı mübadele hukuku gibidir. Bakın bu karşılıklı mübadele hukuku gibidir. O yüzden bu karşılıklı mübadele hukuku da haktır. Birisi size bir hediye verir, siz de o hediyeye karşılık hediye verirsiniz. Size bir çay hediye eder, siz de ona bir çay hediye edersiniz. Ama o size bir çay hediye eder, siz ona on çay hediye edersiniz. Bu farklı bir şeydir. Bu methedilen, bu övülen bir şeydir. Cenab-ı Hak bana kim bir adım gelirse, bana ona bir adım gelirim dememiş. Ben ona on adım gelirim dememiş. O yüzden bir adım gelmek o işin hukukudur. O işin şeriat dairesidir. Ama tarikat dairesi, sufi dairesi, muhabbet dairesi bir adım gelene yüz adım gitmektir.
İşin sufi dairesi sana selam vermene selam vermektir. İşin sufi dairesi, senin selam vermeyeceğin kimse dahi olsa ona selam verip, onun gönlünü kazanıp, onu Kur'an ve sünnete ısındırıp, onu kazanmaktır. Şeriat ölçüsüdür, öyle değil mi? Bir kimse eğer ki böyle gayri İslami bir hayat içindeyse, onun da dostu kurulmaz, onun da arkadaşlığı kurulmaz. Bu işin şeriat kısımdır. Siz ona öyle davranabilirsiniz, bu sizin hakkınızdır. Ama işin hakikat noktası, işin sufi noktası öyle değildir. Sufi, bataklığın içerisinden bir kimseyi çıkaracak, bataklığın içerisinden bir kimseyi çıkaracaksa, onun bataklığın içerisinde bırakma noktasında, bu nasıl olsa bataklığın içerisinde deyip, evini yeterli geriye çekemezsin.
Ama birisi evini yeterli geri çekerse, bu onun hakkıdır. Ona neden sen evini yeterli geriye çektin diyemezsin. Yani orada bir gayri İslami yaşayan bir kadın veya bir erkek veya bir aile var, bu erkekle, bu kadınla, bu aileyle bir kimsenin ilişkisini kesme hakkı var. Bu onun en doğal hakkıdır. Bütün fıkıhçılar bu noktada birleşirler. Ama eğer ki siz ona bir dava götürecekseniz, ona siz bir koku götürecekseniz, eğer siz ona bir yol götürecekseniz, eğer siz ona bir aşkın bir yüzünü götürecekseniz, siz ona elinizi uzatmak zorundasınız. Hatta bir sefer değil, iki sefer değil, üç sefer değil, beş sefer değil, on sefer değil, gücünüzün yettiğince ona elinizi uzatmak zorundasınız.
Nefesinizin yettiğince onu oradan kurtarmak zorundasınız. İtmek, kovmak, nasıl olsa da takilte bu demek, onunla ilgili alakayı kesmek, sufinin işi değildir. Öyle anlar, öyle şeyler yaşarsınız ki ciğerinizi yakar o sizi, sizin içinizi kanatır, sizi dertten derde ızdıraktan ızdırama götürebilir. Öyle şeyler yaşayabilirsiniz ki o insanlar sizin aleyhinize konuşabilir, sizin aleyhinize bir sürü propagandalar yapabilir, sizin aleyhinize size bir sürü laflar söyleyebilirler, sizin aleyhinize insanları örgütleyebilirler, aileyi, şilaleyi, akrabaları örgütleyebilirler,
ticaret alemi örgütleyebilirler, basınla, gelinle, televizyonla, fısıltı gazetesiyle, ama bu dergahanın içerisinde, ama bu dergahanın dışında, ama evin içinde, ama evin dışında, ama normal güzük hayatta, ama sosyal hayatta bu tip şeylerle karşılaşabilirsiniz. Bunlara misliyle cevap vermek, sizin en doğal hakkınızdır, şeriatın hukuku budur. Dövene döven, bir kimse sizin hakkınızda gıybet etmiştir, sizin hakkınızda, topluluğun içerisinde gıybet ettiyse, o topluluğun içerisinde tekrar özür dileyip, size geri dönmesi gerekir ki, siz ona hakkınızı helal edin. Ama o topluluğun içerisinde gıybet ettiği halde, size geri dönmüyor, gıybetten de geri dönmüyor, özür de diremiyor.
Siz ona hakkınızı helal edin diyoruz biz burada. Kanı kanla temizlemeyin. Ciğeriniz yanar, ciğeriniz delinir, kalbiniz delinir, yüreğiniz delinir. Hakkınızı önce, lafın önce dedikodular, gıybetler, her şey o. Ama sufi onları haktan görüp, göğsünü siper ederekten onlarla uğraşmaz. Bu hadis-i şerif aklına uyanlar içindir. Kısasa kısastır. Sen sana değer verdiği kadar bir kimse değer verirsin ona. Sana kıymet verdiği kadar sen ona kıymet verirsin. Bu senin hakkın. Yok, hayır. Bu hadis-i şerife karşı çıkmak değil. Bir çıt üstüne çıkın. Gelmeyene gidin. Bir çıt üstüne çıkın. Sizi affetmeyene affedin.
Bir çıt üstüne çıkın. Sizi hançerleyene affedin. Bir çıt üstüne çıkın. Ciğeriniz yansa da bu dünya gelip geçecek. Bu dünya hayatı geçecek. Geçecek bu dünya hayatı. Affedin de görüyorum. Misali olun. İlgin timsali olun. Örneği olun. Şeriatın işidir. Vurana vurmayın. O zaman sufilikte işiniz yok. Söyle söyle söyleyin. O zaman sufilikte işiniz yok. Size gelmeyene siz de gitmeyin. Sufilikte işiniz yok. Enamlı olan gelmeyene gitmek. Balın gülüm olanı herkes bağrına basıyordu kardeşler.
O çok basit ki. Size zarar vereni bir bağrınıza basın bakalım. Sene bir bağrınıza basın. Hani sevenin gözü kördi ya. Böresine sevin ki onun elindeki hançeri görmeye verin. Hançerle koştursun. Hançerle koştursun. Sen onun hançerini görmeye ver. Ahmetli üstadım 1992 miydi? 1993 müydü neydi? Bir Bursa'ya geldiğinde böyle o çok bir kimsenin yatak odasına girmezdi.
Herkes dolu evin içerisinde. Mustafa benimle dönüşeceğiniz bir oda yok oğlum dedi. Dedim efendim yatak odası var. Derviş dolu kadınlar var, erkekler var. Görüşelim oğlum dedi. Girdik biz içeri yatağın ucuna oturdu. Önemli bir şey konuşam da böyle arkada oturmaz. Tam böyle minderin ucuna oturdu veya yatağın ucuna oturdu. Çeker kendini ortaya ve böyle. Çekti. Bundan sonra bir ayağına gül suyu dökecekler oğlum dedi. Bir ayağına da dedi ateş kor dökecekler. İkisini de sevmezsen kemale eremezsin dedi. İkisini aynı seveceksin dedi. Bu nefis için zor bir imtiha. Dörene döyersen derviş olamazsın.
Söğene söğersen derviş olamazsın. Söğene dilsiz gerek. Derviş gönülsüz gerek. Allah'ın imak o kimsenin hakkı mıdır? Hakkıdır. Sakın yanlış anlaşılmasın. Şeriyata düşer. Kötü bir şey değil. Ama tavsiye edilen hakikat noktasında yaşayıp hakka dolayı verilmelidir. Bunlar isim beklemesinler. Toplumun içerisinde bir onur beklemesinler. Onur derler ya. Toplumun içerisinde bir gurur beklemesinler. Bir saygı beklemesinler.
Hakikat noktasında davranan insanlar çok azdır. O insanların da kıymeti bilinmez. O insanları insanlar alalade bir noktada görürler ki öyle görünür zaten ortalıkta görünürken de. Herkes diline geleni onu söyler zaten. Arkasından konuşur, kıymet eder, dedikod eder. Alışacak sufi. Kendisini alala adeliye atacak zaten.
Yoksa söylenilen, kendisine söylenilen her lafın peşine düşerse sufi olamaz. Kendisine atılan her taşın arkasına düşerse sufi olamaz. Kendisinin hakkında yapılan her şeyin peşine düşerse sufi olamaz. Allah için yaşayanlar, Allah adına davrananlar ve yaşayanlar şatafatları olmayabilir. İnsanlar onları çok tanımayabilir, çok kıymet vermeyebilir.
İnsanlar onlara çok değer vermeyebilir. Hatta kendi ailelerinin, kendi yakın dairesinde dahi onlar bilinmeyebilir. Hatta kendi derviş kardeşlerinin içerisinde dahi o öyle algılamayabilir, anlayamayabilirler. Yetiştirmek ve lafın peşine düşmek hak için yaşayanların işi değildir. Eğer dönmeye çalışıyorsa hak için yaşamanın işi değildir o. Bir şeyi hak için yapıp izimsiz olmayın. Bir şeyi hak için yapıp şatafatsız ve şatafatsız olmayın. Bir şeyi hak için yapıp önde olmamayın. Bir şeyi hak için yapıp kendi lakabını kullanmamayın. Bir şeyi hak için yapıp geride durmayın. Göze alanlar sufi olurlar. Dile getirmeyi insanların gözüne sokuyorlarsa ve yaptıklarını insanların önünde sergiliyorlarsa yaptığı iyilikleri, yaptığı zikirleri, yaptığı sohbetleri, yaptığı derviştir.
İnsanlara ben böyleyim diye anlatıyorsa Allah muhafaza eylesin. O hak için yaşamıyorduk. Ve yaptıklarının karşılığında insanlardan hürmet, hizmet bekliyorsa yaptıklarınızın karşılığında ailenizden, sülalenizden, akrabalarınızdan, derviş kardeşlerinizden bir iltifat, bir teşekkür, bir böyle temanlığa bekliyorsanız hak için yapmamışsınızdır. Hak için yaşamak garip yaşamaktır. Hak için yaşamak gariptir. Sevmeyeni sevmektir. Hak için yaşamak gariptir. Laf söyleyene laf söylememektir. Hak için yaşamak senin sana en ağır darlıyı vuran kimseye affetmektir. Hak için yaşamak insanın elbisesinden soyulmasıdır.
Üzerine hiçbir elbise gelmemiştir. Hak için yaşayın. Mübadete de bulunmayın. Mübadete de bulunmayın. Hak için yaşayın. Yaptığımız bir şeyi unutun. Her ne yaptıysanız, kime yaptıysanız, nasıl yaptıysanız. Unutun. Bir şeyi unutmazsanız bu manada o şey size hayır olarak geri dönmez.
Gidip toprağı ekip orada bırakmaktır. Görünmez. Toprağın içindedir. Unutun. Tohumunuzu açın, gömün, unutun. Ağaç olur, ondan birisi meyve yer.
Allah razı olsun dediğinde sizin kurtuluşunuzdur. Dediğiniz tohumdan birisi bir meyve yer. Allah razı olsun der, o sizin kurtuluşunuz olur. Allah razı olsun onlardan eylesin. Garip yaşamak aklıma geldi mi, Ebu Zer'i kibari gelir aklıma. O böyle hep gömmüş ya, şan şöyle, çatağa çatıfak beklememiş için. Şehirden şehire sürülmüş, sevgilisinin memleketi olan Medine dahi ona dar edilmiş. Hz. Osman Efendimiz onu Şam'a göndermiş, Maviye'de Şam'dan onu geri göndermiş. Ve Seleman'de vefat ettikten sonra bir şehre sığamamış.
Hiçbir şehir de onu gönlüne sığdıramamış. Bunu düşündükçe hep böyle kendi kendine çok tacip eder. Kabilesinin eşkıyası, İslam olduktan sonra Mekke'ye mükeremede, Kelimi-i Tevkidi bangır bangır mayuracak kadar aşık bir kimse. Ve aşkını ishar eden, aşkından korkmayan, kınanmaktan, dövülmekten, sövülmekten korkmayan, yere yatırılıp ölümüne dövülmekten korkmayan aşık.
Öylesine aşık ki oradaki dengeleri alt üst edecek kadar aşkı var. Öylesine aşık ki hiç hakkı yok. Onun aşkından dolayı, ya güzel sen kabilene gitsen daha iyi olur der. Bundan alınmaz, bundan gocunmaz. Biz birisine git desek kıyameti koparır. Gocunmaz, alınmaz, ondan bir hikmet çıkar. Mehri'ye münevere'ye hicret ettiğinde Hz. Resulullah, Salullah ve Selam Hazretleri, bütün kabileyi İslam etmiştir. Çevre kabileleri İslam etmiştir. Bir tol bulutu halinde Medine'ye bir şey yaklaşmakta. Medine'liler, müşrikler geliyor diye korkarlar.
Bakarlar, yollara çıkarlar gelen kim diye. Silahlanırlar bir rivayette. Gelen en güzel gifaredir. Garip adam, kimsesiz olan, hiç kimse onunla dost, onunla cesaretine sahip olamamış. Hiç kimse onunla yol yürüme cesaretine sahip olamamış. Fitursuz, keskin kılıç gibi. Hiç kimse bir tek Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve sükun bulmuş. Gelen ettikten sonra kimse onunla zaten sükununa erdirememiş. Allah için yaşamak. Miras olarak aşkını bırakmış. Ve sevgilisi Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri demiş, sen garip yaşadın, garip ölürsün.
Senin cenazeni de demiş, çok iyi insanlar kılarlar. Senin dışında bir çardağın altında tek başına vebat etmiş. Aşıklar padişahı tek başına çölde birkaç hurma dalının altında çardak derizmiş. Bir gölgelin altında bir su turumu, bir su içme maşapası, bir yemek yeme kapı, bir hurman ipinden sedir gibi böyle battaniye veya işte minden gibi bir şey.
Eşyası bu kadar olarak vefat etmiş. Vefat etmezden önce de vefat edeceğinin kölesine söylemiş hizmetçisine. Sen demiş, beni yıka kefenle oraya yola çıkar demiş. Sen demiş oraya. Geçler dedim, cenazemi orada namazımı kılarlar demiş. Öyle olmuş. Allah için yaşamak, Allah için toprağa bir şey dikmek, Allah için yürümek, nişansız olmak, makamsız olmak, bilinmemek, görünmemek, toprağa gömür. Hani demiş ya koca Yunus, bir garip öldü diyeler, cesedini üç gün sonra bulurlar. Soğuk su ile yuvalar.
Şöyle deriz benziyor. Allah için yaşamak, bir kenarda, bir köşede, bir köprü altında, bir parkta, bir bankta tek başına ruhunu teslim etmek, hiç kimsenin haberi olmadan. Şatafasız, tantanasız gömülü vermek bir kenara. Ama hep tohum dikmek. Karşılık beklerseniz, Allah için yaşamış olmazsınız. Sevene sevdiği kadar sevecekseniz, Allah için yaşamış olmuş olmazsınız.
Sufilik değil. Sen bana üç tane vurdun, ben de sana üç tane vuracağım diyecekseniz, bu sufilik değildir. Sen benim namusuma laf söyledin, sen de senin namusuna laf söyleyeceğim derseniz, bu sufilik değildir. Sen benim namusuma laf söyledin, al kuruşun sana diyorsan, bu sufilik değildir. Sufilik, gönülsüz olmaktır. Gönlünün olmadığından dolayı değil. İnsana sağdan vurup karşılık beklemesidir. Nefis, namazını güzel gösterir. Kıyafetini güzel gösterir. Orucunu güzel gösterir. Dervişini güzel gösterir. Zikrini güzel gösterir. Sohbetini güzel gösterir.
Zakirini güzel gösterir. Çavuşsunu güzel gösterir. Şehriyeni güzel gösterir. Semadenleri güzel gösterir. İlahiciliğini güzel gösterir. Neyzenleni güzel gösterir. Halbini sana güzel gösterir. Senden güzel namaz kılan yoktur. Kalk öyle bir namaz kıl ki ibret alsınlar senden. Senden güzel sema eden yoktur. Kalk öyle bir sema et ki bütün hatundan peşinden koşsun seni. Senden güzel ilahi söyleyen yoktur. Öyle bir ilahi söyle ki herkes ağlasın senin ilahine. Senden güzel sohbet eden yoktur. Kalk bir sohbet et, bir ağlat insanları. Senden güzel bu işi yapacak olan hiç kimse yok. İnşap ki herkes görsün onu. Bu nefsin insana sağda durmasın. Aldanma. Hep kendini acziyet noktasında gör. Hep kendini fakriyet noktasında gör.
Hep kendini kusurlu noktasında gör. Hep kendini aşağılarda gör, yukarılarda görme. Olamadığını itiraf et. Yapamadığını itiraf et. Eksik olduğunu itiraf et. İtiraf et. Ve Allah'a yarat. Bu eksikliğin ve bu noksanlığın onun huzuruna gittiğinde ne cevap vereceğini düşün. Bu yanlışlıklarınla, bu günahlarınla kabirde nasıl sual edeceğini düşün. Sana merhametiyle davranmazsa senin halinin ne olacağını düşün. aklına getir. Hakkıyla sana kumluk edemedim. Ya Mahmut fiyer. Bir peygamberin ümmetisin. Asla kendini hiçbir şeyde tam yetkili ve etkili görme. Asla kendini o şeye çok ehliyetli görme. Ehliyeti bırakma. Fakriyeti bırakma. Fakriyeti bırakma.
tervişini bırakma. Boynunu bük, kalbini bük, ayağını bük, elini bük, kolunu bük, belini bük. Bükmezsen bir gün gelir, büktürürler sana. Bükülür çünkü bir daha belini doğrultamazsın. Belini bük, kıyamda dur. Bük, secdede dur. Kolunu bük, secdede durmaz elde eder.
Büküp secdeye koymazsan derler senin ayaklarını. Hiçbir zaman kafanı kaldırma. Kafanı kaldırırsan külü develer gibi bükün gelirler kafanı yedirirler seni. Eksik gör, noksan gör. En güzel şarkıyı ben söyledim deme. En güzel türküyü ben söyledim deme. Deme. Sufilikse deme. Dervişlikse deme. Kendini sakın kaf dağının ötesinde görme. Kendini Himalaya olanın tepesinde görme. Bükürürler. Bir kılıncım yeter. Bir cahil bir insan yeter. Unutma.
Unutma. Firavunların, saraylarının bir karıncaya heyba olduğunu. Unutma. Nemrudun burnundan giren bir sineğin nemrudu helak ettiğini. Unutma. Bir bakteri seni helak etmeye yeter. Ve o bakteri senin içinde dışında da değil. Ona müsaade ediverir. O müsaade ettiği anda bütün bakteri, bütün vücudunu helak edersin. Küçücük bir bakteri manevi olarak kalbinde mevcut senin o. Kalbinde mevcut. Müsaade ediverir. Bütün kalbini kaplar senin. Kafirlerden umarım gidiverirsin. Aciziyeti elinden bırakma. Mahriyeti elinden bırakma. Fakriyeti elinden bırakma.
Vakti manevi zengin olan Allah'tır. Gördüğün hal, gördüğün rüya, gördüğün yal. Senin üzerinden ishar olan kelamı. Senin değildir. Fakriyetini unutma. Niyet noktasında tut. Hep kendini aciliyet noktasında tut. Bırak küçük dağları kimden yarattıysa yaratmış. Onlar kendi yarattıkları gölgeden küçük dağlarının tepesinde dolaşsınlar. Sen tevazuya bırakma. Namaz kıldığın, kılmadan önce kılacak oldun bu namaz. Paçavra gibi yüzüm atılan namazlardan olursa diye düşün. Eğer huzurullah'ta çıkışta titresen, ola ki bir gün Allah'tır. Merhamet etmezse, sakın ibadetinin üzerine bir şey oluşturma.
Yok oruç tuttum, yok zikir yaptım, yok namaz kıldım. Yok hayır hasenet ettim. Yok plançanın elinden tuttum, yok pişmancanın kulağından tuttum. Yok pişmancaya dua ettim, yok pişmancanın gözünden tuttum. Sakın parçanı bulmazlar senin. Maneviyat elini yeterli çekiyorum senden. Yapan Allah'tır, gösteren Allah'tır, tutan Allah'tır, söyleten Allah'tır, hissettiren Allah'tır, kalbini harekete geçiren Allah'tır, rüyayı gösteren Allah'tır, hali yaşatan Allah'tır, gün üzerinden tecelli ettiren mutman, düşme gaflete, düşme şeytanın vaadelerine, düşme nefsin bataklığına, kıymetini bil.
Her beş vakitte kimler namaz kılıyor, kimler namaz kılamıyor. İnsanlar savrulmuşlar huzurullah'tan uzaklar, savrulmuşlar aşkullah'tan uzaklar, savrulmuşlar zikrullah'tan uzaklar. Kul kendi kendisine diyor, ben de bugün seni unuttum diyor.
Unutursan ölürsün diyor, unutursan ölürsün diyor, unutursan helak olursun. Unutmayın, unutursanız en bulmadık zamanda, en bulmadık zamanda. Kinayesine, ben de seni unuttum şimdi diyor, ben de seni unuttum şimdi. Yapacaksın, yapmış ila edeceksin, nasıl onun karşısına gideceksin, nasıl onun karşısına gideceksin, nasıl onun karşısına gideceksin.
Sen olmasan da onu yaptırır Allah, sen olmasan da onu yürütür Allah, sen onun temliği yaptırır Allah, her şeyi yaptırır. Yürütmez, dergâğı adlandan yürütmez, Hüseyin yürütmez, Ahmet, Mehmet yürütmez. Burası, gelmesen de görür burası.
Kendini bir şey zannetme. Nefsin sağdan vurmasın, yaptıklarını bir şey zannetme. Yaptıklarını bir şey zannetme. Nefsin sana bu noktadan sağdan vurur. Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hakk'ın ve bizi korusun inşallah. Televizyonlardaki dini programlarda devrin imamından bahsediliyor. Ona tabi olunmasını söylüyorlar. Devrin imamı kimdir? Devrin imamı denir. Kimse üstada bağlandığında o istat onun için devrin imamıdır. Devrin imamı filanca derken filanca bir şeyhe bağlandıysa, o bağlı pamuk ipliği deriz.
Bir kimsenin kendi kendisinin devrin imamı olduğunu söylemesi de onun hayalperest olduğunu gösterir. Bu kast edilen kimse, ismiyle zikredeceğim, Ümmet-i Muhammed'e selametlik açısından olsun diye, evronos olduysa, pisişik ve psikolojik problemleri olan birisidir. Bu sohbetimden memnun kalmayacaklardır onlar. Sizliklerini söylemediğimiz zaman, kendi edepsizliklerini edep diye bize dayatıyorlar.
Ahlaksızların ahlaksızlığını ahlaksızlık olarak söylediğimizde, ahlaksızlar bize kızıyorlar, ama kendi ahlaksızlıklarını bize ahlak diye dayatıyorlar. Peygamber idi, Abdullah sallallahu aleyhi ve sellem azzele onun yalancı peygamber olduğunu ilan etti.
Ölmüş olsaydı bize yol açılacaktır. Bancı peygamberlik yaptığında, biz onların yalancı peygamberliklerini, susmak zorunda kalacaktır ki, bu zaten dinin özüne aykırı bir şey. Hazret-i Resulullah onun yalancı peygamber olduğunu ilan etti, yalancı peygamber olduğunu söyledi. Ve o yalancı peygamber de, Hazret-i Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vefat edince, ahlanesine dedi ki, sizden zekatı kaldırdım. Siz zekat da ödemeyeceksiniz dedi, Medine'deki devrede. Peygamberimiz de ona savaş açtı. Ve müseylemetül kezzabı katlettirdi ki, vahşi katletti onu. Bir kimse kendi kendisine peygamberliğini ilan ediyorsa, onun yalancı peygamber olduğunu söylemek, onun yalancı peygamber olduğunu ilan etmek, onun yalancı peygamber olduğunu konuşmak, hibet değil, dedikodu değil.
O yüzden böyle eşka, eysin vererekten. Ve sellem hazretlerinin peygamberliğini düşünerekten, onun onurlu peygamberliğini, onun onurlu sıfatlarını, onun onurlu sıfatlarını, bir gün sabah kalkacaksın, peygamber veya nebi olduğunu söyleyeceksin, ertesi gün nebilikten vazgeçeceksin, ertesi gün yine gideceksin, ben yine peygamberin nebi, bana kitap indirir diyeceksin.
O bir şey, zamanın iman, zamanın kutlar. İnsanlar ne yazık ki, dinler imandan uzak çıktı. Geçirecekler ellerine, arkalarında siyonistler, masonlar, seba teistler, kafirler, deccali, arkasında duracak. Ona televizyon, ona bir sürü kanal, ona bir sürü radyo, ona bir sürü basın yayın koyacak. Ne yazık ki ümmetin içinden bazıları da, ne yazık ki, kıyamet elameti, deccal çıkmazdan önce yalancı deccaller çıkar.
Onlar deccal'ın talebeleridir. Deccal'ın numunesidir onlar. Nasıl Mehdi hala resul çıkmazdan önce, Mehdi hala ruhunda gidecek olan, Mehdi'nin numuneleri var, Mehdi'nin yolunu açar, Mehdi'nin yolundayı da deccaller mi? Deccal'ın... Yani insanlar olacaktır. Bu kimse, bu zalimlerden birisi. Kim peygamber diyorsa, kutlar edildi diyorsa, kim ben vaktin imamıyım, neymiştir, ya da psikolojik problemler vardır, delidir, ya da kafir edilir.
Olan delidir. Birisi değilsin. Başka birisi değilsin. Kaynaklar tarafından beslenen, dinansı edilen, insanların dinlerini imsat etmeye çalışan, ne yazık ki deccal bozuntusu.
Deccal bozuntusu. İnsanları dindarmış gibi görünüp, dinmiş gibi görünüp, insanları dininden, imanından eden insanlar. Deccal bozuntusu. Libya, ölen Libya liderinin de yeşil kitabı vardı. deccal bozuntusu. Daha bir sürü devlet başkanlarının böyle kendi görüş ve düşüncelerini toplattığı kitapları var.
Kutsal kitap gibi. Tarih boyunca olmuş bunların hepsi de deccal bozuntusu. Bunlar deccaliyete çalışan insanlar. Din, Kur'an ve sünnet. Bizim tabi olacağımız yer Allah Celle Celaluhu. Ve onun tabiyesinin hukuku zemini Kur'an-ı Kerim. Ben Allah'a tabiyim deyip de kafana göre bir Allah uydurup, kafana göre bir kitap uyduramazsın. Kur'an'a ucaksın. Kur'an'a uyduğunun göstergesidir. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem azzeyinin peygamberliğini kabul edip onun sünnetini yaşamaz. Kur'an'a, Kur'an'a tabiyesin. Size iki şey bıraktım, Kur'an ve sünnet. Siz ona sımsık yapışırsa delalete düşmez. Siz Kur'an'ın, sünnetin, Kur'an'ın ve sünnetin ve Ehl-i Beyt imamlarının yolundan gidin.
Siz Kur'an'a, sünnete ve siz eskilerin yolunu alıyorsunuz, hadis-i şerif. Siz eskilerin yolunu alıyorsunuz. O yüzden ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Ashaba sarılır, sünnetlere sarılır. Ahir zaman, deccaletin kol gezdiği zaman. Ahir zaman, doğrunun yanlışın karıştığı zaman. Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini okuyun, o sünnetlere sarılın. Sünnetlerimin terk edildiği bir zamanda kim benim sünnetine sımsık yapışırsa yüz şehir sevabı verir. O yüzden sünnet-i Resulullah'a sımsık yapışın. Böyle uyduruk şeylere kanmayın.
Etrafınızdaki insanlara uyanın. Etrafınızdaki insanlara tebliğ edin. Son peygamber Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine. Ondan sonra bir peygamber gelmedi ve gelmeyecek. Bundan sonra da ne bir nebi geldi, ne bir resul geldi. Buradan aldatma seni sergilemesinler.
Yok peygamber değilmiş de resulmuş. Resul değilmiş de nebiymiş. Yok o kendisini peygamber olarak görüyormuş da resul olarak görüyormuş. Bu tür bir aldatmacalara, uydurmacalara, kandırmacalara bakmayan inanıyorsanız. Eğer İslam iseniz, eğer Muhammed Mustafa'dan sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden başka bir peygambere iman etmeniz. Ondan sonra mümkün değil. İkisinin arasında gelmiş geçmiş bütün peygamberlerin peygamberliklerine iman ederiz. Bunda bir sıkıntımız yok. Ne kadar peygamber, nebi, resul adına ne konursak konalım. Geldiyse hepsine de iman etmişizdir. Ama iman ederiz ki son peygamzeti Muhammed'in dışındaki inançların hepsi de sapıksız bir uydurmaca, kaydırmacadır.
Hep diyorsa, kim ben nebiyim diyorsa, kim ben resulüm diyorsa, tekrar söylüyorum. Kim ben mehdiyim diyorsa, bu zamanda kim ben zamanın kutbuyum, zamanın imamdır, tabi olmayan küfür hükmündedir diyorsa, ya delidir, ya kafirdir. İkisinin ortası veya üçüncü bir şey yok. Allah size affetsin inşallah. Hatımız zelal edin. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş geçmiş bütün peygamber ve zişan efelerimizin ruhlarına ayrı ayrı ile şadar eyle ya Rabbi. Aleyhi ve sikeyneme ya Rabbi.
Osmani zülnuriyen aleyhi ve Resulullah, Recah Resulullah, Şehadâ Resulullah, Ashab Resulullah'ın ruhlarına, İmam-ı Allem'e Bahanefe, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Hameli Hazretleri'nin ruhlarına ayrı ile hediye edip bahsedeleyi selam. Birimiz ki İbrahim-i Dursu ki, birimiz Şah-ı Resul-i Şah-ı Şah-ı Şubel-i Muhammed-i Bahad-dini, Şah-ı Mevlana Celalettir, Mehmet-i Muhittin İftada Hazretleri'nin ruhlarına ayrı ile hediye edip bahsedeleyi selam.
İbrahim-i Şah-ı Şah-ı Şah-ı … Ş

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi