mustafaozbag.org

136. Mesnevi Şerhi (821-830 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 17 Ocak 2021 · 35:01

O Yahudi padişahının ateşe itâp eylemesi. Hani sohbete geriden bir özetleyeyim. Ne vardı? Bir Yahudi padişah vardı, hendekler kurmuştu, hendeklere inananları atıyorlardı. Sohbet buydu. İşte o Yahudi padişah ateşe itâp eyledi. Konu başlıyor. Tadişah ateşe yüz çevirip dedi ki, ey sert huylu, tabiatındaki o cihani yıkıcılık nerede? Bunu neden söyledi? Bunu söylemesinin sebebi şu, çünkü hani ateşe atılan bir kız başlıyordu bağırmaya annesine, anne sakın putlara secde etme! Ateşin içerisinde rahmet var. Ateş.
Gül bahçesi gibi oldu. Sakın ha! Bu zalim hükümdara, bu zalim dinsize uyup da ateşten korkup, ölümden korkup, imanından vazgeçme diye yalvarıyordu. Ve diyordu ki, at kendini ateşe. Annesi kızının bu feryadını duyunca, o da ateş dolu hendeğe kendisini atıverdi. Kendisini atınca, o da dışarıdan ateş gibi görünen o hendeklerin iman ehline, gül bahçesi olduğu iman ehline, bahar bahçesinin olduğunu gördü.
Bu sefer, o iki tanesi içeri girdi, başladılar ya bağırmaya. Dışarıdaki diğer iman edenler, o zalim Yahudi padişahın, askerlerinin onları zorla ateşe atmasını beklemeden, herkes, o ateşin içerisine kendisini atmaya başladı. Ve her atan dışarıda annesine, babasına, akrabalarına bağırıyordu. Gelin, burası dışarıdan ateş gibi görünse de, içerisi gül bahçesi. Sakın imanınızdan taviz vermeyin. Sakın imanınızdan geri dönmeyin.
Sakın zalim padişahların önünde eğilmeyin. Sakın putluların önünde eğilmeyin diye haykırıyordu. Ve bu haykırışları duyan müminler, kendiliklerinden ateşe kendilerini atmaya başladılar. Bunu gören zalim padişah baktı ki, herkes ateşe doğru koşuyor. Bu sefer askerlerine emretti. Dedi ki, bunların ateşe girmelerini yasaklayın. Kendisi ateş yaktı, kendisi hendek kazdırdı.
O kazdırmış olduğu hendeklere odunları topladı, yakacak şeyleri topladı. Ateşe verdi. Şehrin ortasına da bir tane put dikti. Kim puta secde ederse dedi, bu ateşten kurtulacak dedi. Ama ilk iman eden kız fırladı. Dedi ki, ben senin putuna secde etmiyorum. Atın bunu ateşe dedi. O iman eden o kız, ateşten korkmadı. Gitti ateşin üstüne. Anladı ki, ateş onu yakmıyor. İşte cehennem ateşi de müminleri yakmayacak. Cehennem ateşi de müminlere dokunmayacak. Dünya cehennemi de müminlere dokunamaz. Dünya cehennemi var mı? Evet.
Kötü huylar da cehennem gibidir dünyada. Ve bu sefer bu hale şaşırdı Yahudi padişah. Ve döndü dedi ki, ey sert huylu. Tabiatında o cihanın yakıcılık nerede? Niye yakmıyorsun? Ne oldu senin hassan? Yoksa bizim talihimizden niyetin mi değişti? Ateşe sesleniyor. Ateşe konuşuyor. Sen cihanı yakarsın. Senin tabiatın yakıcılık. Sen önüne geleni küle çevirirsin. Sen önüne geleni tanrımar edersin. Sen önüne gelene azaf verirsin. Ne oldu senin en büyük özelliğin yakmak? Neden yakmıyorsun? Bize gelince mi huyun suyun değişti? Bize gelince mi özelliğin değişti?
Şimdi mi özelliğin değişti bu hadiseyle? Ateşe sesleniyor. Sen ateşe tapana bile lütfetmezsin. Sana tapmayan nasıl kurtuldu? Sen ateşe tapanlara dahi lütfetmezsin. Onları bile yakarsın. Bir kimse ateşe tapınmış olsa elini soksa elini yakar. Sen nasıl lütfediyorsun? Nasıl bunları yakmıyorsun diyor. Ateş, sen hiç sabırlı değildin. Niye yakmıyorsun? Sebep ne? Kadir mi değilsin? Sen ateşsin. Neden yakmıyorsun? Sen yakmaya kudretin, yakmaya kuvvetin kalmadı mı? Görüntüde mi öylesin? Bu göz bağı mı? Yoksa akıl bağı mı?
Böyle yücelmiş alev nasıl yakmaz? Bu göz bağı mı? Yani normalde önceden insanlar hala daha vardır ya, karşıdaki kimseler hani izilyonist derler ya, göz bağı yapar. O topluluk orada farklı bir şey görür. O farklı bir şey yapar. Göz bağcılığı budur. Yani hakikati göremez o kimse. Hakikati göremeyen herkesin gözü bağlıdır. Müminin gözü hakikati görmekten uzak ise manevi körlerdendir. Göz bağıdır. Nedir göz bağı mümin için? Heva hevestir. Mümin için göz bağı günah keballerdir. Haramlardır. Mümin için göz bağıdır. Dünyanın şatafatı, dünyanın tantanası. Mümin için göz bağıdır.
Güç, kuvvet. Mümin için göz bağıdır. Dünyanın içerisindeki neşe, zevk. Bunlar müminler için göz bağıdır. Ve o kimse doğruyu göremez. O kimse hakikati bulamaz. O gözündeki perde kalkmadıkça o kimse hakikati koşamaz. Hani Beyazıt, İbrahim Ethem, Bel şehrinde, sarayında kurulmuş, yatarken damda dolaşanlar oldu ya, sordu, ne damda dolaşıyorsunuz?
Meşhur hikaye. O da dedi ya, biz dedi, kaybımızı arıyoruz. Neyi kaybettiniz ki dedi? Devemizi kaybettik. Ve adam dedi, damda deve mi aranır? O da oradan seslendi ya, bu lüksün, bu sarayın, bu şatafatın, bu tantananın, ipek yorganların, atlas çarşafların içinde sen Allah'ı arıyorsun da demiş. Ben senin çatında deve mi arıyorum? Çok mu ki demiş? Beyazlı Bestami Taci tahtı terk etmiş ya. Pardon, İbrahim Ethem, Taci tahtı terk ediyor. Bu da onun gibi göz bağıdır. Atlastan setenler, ipekten gömlekler. Göz bağıdır dünyanın tantanası. Göz bağıdır dünyanın rahatı. Göz bağıdır kimisine zenginliği.
Göz bağıdır kimisine fakirliği. Göz bağıdır kimisine kadın. Göz bağıdır kimisine makam. Göz bağıdır. Herkese olacak diye bir kaydı yok. Mümin bir taraftan gözü bağlanır. Bunu açacak olan, bunu açtıracak olan iman etmek, iyi amel işlemek, Allah'ı sevmek, onu zikretmek o bağı çözer. Yoksa herkeste o göz bağı bir şekilde vardır. Seni birisi büyüledi mi yoksa bu simya mı? Ateş seni birisi mi büyüledi? Sana büyü yaptı da senin yakıcılığın mı ortadan kalktı? Sana birisi büyü yaptı da senin işlevselliğin mi bozuldu? Sana birisi büyü yaptı da sen siyahı beyaz, beyazı siyah mı görmeye başladın? Sana birisi büyü yaptı da sen doğruyu eğri, eğriyi doğru mu görmeye başladın?
Yoksa bir simya mı bu? Yani simya ne demek? İşte gümüşü altın haline getiren kimya bilgisi demek. Veya taşı altına çevirmek, bakırı altına çevirmek. Bu da simyacılıktır. Böyle bir şey mi oldu? Bir bir simya mı? Yani ateş, aslında ateş görünüyor, yakıcılığı ortadan kalktı mı? Yahut tabiatının değişmesi bizim talihimizden mi? Tabiat değişikliği, tabiatın içerisinde kendine göre kurallar ve kanunlar vardır. O kurallar ve kanunlar tanzim edilmiştir. Allah tabiat kanunlarını yaratmış, Allah tabiat kanunlarını koymuştur. Sizler o tabiat kanunlarını değiştiremezsiniz. İnsanlar veya Allah'ın haricinde bir güç tabiat kanunlarını değiştiremez. Yeni bir tabiat kanunu getiremez.
Bakın yeni bir tabiat kanunu getiremez. Var edemez yeni bir kanun insanoğlu. Var edilmiş olan bir kanunu, var edilmiş olan bir kaideyi tespit eder insanoğlu. İnsanoğlu denize kaldırma kuvvetini veremez. İnsanoğlu denizin kaldırma kuvvetini keşfeder. İnsanoğlu denizin içindeki hücreleri yaratamaz. İnsanoğlu denizin içindeki hücreleri keşfeder. İnsanoğlu rüzgarlara yön veremez. Rüzgara yön tayin edemez. Ama insanoğlu rüzgarın ne tarafından eseceğini hesaplar. İnsanoğlu ayın saatini ve dakikasını dönme hızını değiştiremez. Ama ayın tespit eder kendi matematiğini dünyaya göre ne zaman nasıl dönüp ne zaman nerede olacağını matematiksel olarak insanoğlu hesaplar ve keşfeder.
İnsanoğlu varlık aleminde bir şey yaratamaz. Yaratma gücü yoktur. Yaratan Allah'tır. Yaratan Allah'tır. Harikülade haller peygamberlere birer mucizedir. Peygamberler de onda yaratıcı değildir. Musa aleyhisselam denizin üzerinde yürürken kendi güç ve kudretiyle yürümemiştir. O harikülade mucizeyi Cenab-ı Hak onun üzerinde tecelli ettirmiştir.
İsa aleyhisselam hastalara nefesiyle şifa verirken, kırık çıkıklara eliyle mest ederekten düzeltirken, İsa aleyhisselamın üzerinde tecelli eden güç ve kudret Allah'a aittir. İnsanların ona güç ve kudret yetiştirmesi mümkün değildir. Beyazıt-ı Bestami veyahut da herhangi bir veli geminin içerisinde iğnesini düşürdüğünde, ey balıklar iğnemi düşürdüm dediğinde, balıkları o sözü işittiren Allah'tır, balıklara o iğneyi bulduran Allah'tır.
Evliyaların ve velilerin ve mürşidi kamillerin üzerinde tecelli eden, olağanüstü halleri de yaratan Allah'tır. Yaratma ona aittir. Hesap, kitap ona aittir. Güneşin hızı, güneşin gideceği mekan ona aittir. Bütün evrenin hesabı ve kitabı ona aittir. Evrenin üzerinde bir kimsenin hesap değişikliği yapması mümkün değildir.
Mümkün değildir. Kapalıdır o alan. Bütün kainatı bir hesap üzerine yaratan, bütün kainatı kendi sünnetullahı üzerine yürüten Allah'tır. Kullar aklederler, düşünürler, çalışırlar, çalışaraktan Allah'ın kanunlarını, Allah'ın yaratmış olduğu kaidelere vakıf olurlar. Asıl ilim budur.
Eşyaya vukufiyet, eşyanın hakikatine varmak budur. Ve o eşyanın hakikatine eren mümin, Cenab-ı Hak'ın o yaratmasını gözünün önünde görür. Ve gören göz olmak budur. O sanki tutan el olur. Yürüyen ayak, söyleyen dil olur ki bu Allah'a yakin olan o mürşidi kamillerin, o velilerin halidir. Ve onlar bir şey yaratamazlar.
Hazreti Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine hitaben, ayet-i kerimene ne diyor? Ey Habibim, sen hidayet edemezsin. Hidayet edici biziz. Kimin için söylüyor? Rivayet edilir ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, dedesi iman etsin diye çok uğraşmış. İmanla göçüp gitsin diye çok uğraşmış. Cenab-ı Hak ona atfen diyor ki, sen hidayet etici değilsin. O yüzden hiçbir peygamber bir şeyi yaratma gücü yoktur. Hud'a, rüzgara emretme selayetini verilmiş. Ona Allah vermiş. Bunu da isteyen kim? Müşrikler. Müşrikler diyorlar ki Hud aleyhisselama, biz sana inanacağız ama şu rüzgarı bir sevk et. Rüzgarın yönünü bir değiştir.
Rüzgarı bize bir mucize göster. Bize öyle bir şey göster ki, biz senin peygamber olduğuna inanalım. Senin seçilmiş olduğuna inanalım. O da diyor ki, ne istersiniz? Bana söyleyin, ben de Rabbime münacaat edeyim. Müşrikler diyorlar ki, bu rüzgara yön ver. Bu rüzgarı istediğin tarafa çevir. Hud aleyhisselam hemen secdeye kapanıyor. İman etmelerini istiyor onların. Onların iman edip iyi amel işlemelerini istiyor. Onların cehennemden, azaptan kurtulmalarını istiyor. Onların kurtuluşa ermelerini istiyor. Bütün peygamberlerin vazifesi budur. İnsanlığın kurtuluşu için yaşarlar. Bütün velilerin, müminlerin asıl işi budur. İnsanlığın kurtuluşu için uğraşırlar.
Ve secdede yalvarıyor namazdan sonra. Ya Rabbi, sana vakıf. Benim kavmim benden böyle bir şey istedi. Bu konuda bana müsaade et. Bana bu konuda yardım et. Bunlar inanacaklar. Hud aleyhisselamın bu konuda niyeti samimi. Çok samimi. Ve Cenab-ı Hak ona o müsaadeyi verdi. Dedi ki, aha rüzgarı senin emrine verdim. Hud aleyhisselam iki eliyle rüzgara yön verirdi. Bildiğiniz rüzgara yön verirdi. Daha o zaman daha afat çıkmadı. Henüz daha kıyamet kopmadı. Müşriklere gösterdi. Rüzgarı elinle aldı. Bir sokağa verdi. Sokak böyle uç bucak uçuverdi. Bir rüzgarı aldı elinle böyle ovaya doğru. Bir sürükledi.
Ağaçlar havadan uçtu. Bu sefer müşrikler dediler ki, sen gerçekten tam bir büyücüsün. Bakın onların küfürleri arttı bundan. Küfürleri arttı. Hud dedi ki kavmine, yapmayın. Siz istediniz bunu. Allah bunu verdi. İman edin. Ama Hud'da iman etmediler. Aynı şey İsa aleyhisselam içinde oldu. İsa'nın havarileri ne istedi İsa'dan? Dediler ki, Rabbine söyle. Bize yemek göndersin. Neden? Beni İsrail, Musa'nın çünkü, Musa'ya gökten veyahut da cennet helvasıyla bıldırcın geliyordu. Bir ağaçtan topluyorlardı. Ağaçtan, ağaçtan. Bir ağaç. Her sabah gidiyorlardı ağacını dibinden topluyorlardı. Ağaçtan.
Pişmiş bıldırcın etiyle cennet helvası. Bildiğiniz helva. Ağaçtan topluyorlardı. Hani Musa'nın kavmi bunu yaşadı ya çölün içerisinde. İsa'nın havarileri biliyorlar. Dilden dile dolaştı. Bir peygamber mucizesi. İsa'ya da dediler ki, söyle Rabbine, bize gökten sofra indirsin. Neden? O'nun peygamberliğine iman edecekler iyice. İsa ne dedi? Kur'an-ı Kerim öyle diyor. Siz haddi aşanlardan oldunuz. Neden? Benden böyle bir şey istiyorsunuz. Ah o secde. Ah o namaz. Ah o namaz. Ah o secde. Ah Müslümanların terk ettiği ibadet. Ah o namaz var ya namaz. Allah'la kulun perdesinin kalktığı ibadet.
Allah'la kulun arasında perdenin kalktığı ibadet. Ah o namaz. Dinin son direği. Yıkılınca dinin yıkıldığı ibadet. Ah o namaz. Nefislerimize ağır gelen. Kılmamak için şeytanın her türlü hile ve dessesini önümüze koyduğu ibadet. Ah o namaz. Şu müşteriye de bakayım. Şu işime de bakayım. Şuna da bakayım canım. Çalışmak da ibadet. Müşterimi kaçırayım şimdi. Şuna bakıvereyim ondan sonra kılarım. Akşam oldu. Ah yorgunum ya. Ya yarın tamam ya. Kılacağım ya. Yarın kılacağım ya. Yarın namaza başlayacağım. Ben sabah namazına başlayacağım. Ya sabah namazı. Eyvah ya. Benim şekerim de yüksek.
Kafam dağıldı. Hayır gidemedim. Kalkamadım. Efendim siz de biliyorsunuz ya. Ben de şeker hastasıyım. Sabah namazına kalkamadım. Kılamadım. Ha ben de şeker hastasıyım. Ayağını bağla. Kıl sabah namazını. Ha başladı. Gene ertesi günde. Ah o namaz. Ah o namaz. Ah o beş vakit namaz. Müminin turnusol kağıdı gibi. Ah o namaz. Müslümanların hızla uzaklaştığı. Hızla kaçtığı. Hızla uzaklaştığı. Hızla kaçtığı. Ah o namaz. Hz. Muhammed Mustafa ateşler içinde yanıp kavrulurken, baygınlık geçirirken, ilk gözünü açtığında namazım diye haykırdığı namaz. Kafirlerle bizim aramızda namaz vardır dediği namaz.
Kafirlerle aramızda namaz vardır dediği namaz. Ve bütün peygamberlere ve bütün peygamberlerin ümmetlerine farz kılınan namaz. Bize de farz. İsa da hemen namaza durdu. Hemen. Allahu Ekber dedi. Namaz için cami, mescit, ev, namaz için ibadethane şu bu lazım değildir.
Arz. Mümin için mescit hükmündedir. Dünyanın neresinde olursan ol, namazını kılmak zorundasın. Müslüman namaz kılmak için cami aramaz. Müslüman namaz kılmak için mescit aramaz. Müslüman her yerde namazını kılabilir. İsa aleyhisselam hemen namaza durdu. İki rekat namaz kıldı, secdeye kapandı. Dedi ki ya Rabbi, bana inanan bu on kişi benden dedi gökten sofra istiyor. Sen küllü şeye kadirsin. Ya İsa kaldır kafanı duan kabul edildi. Ama onlara söyle, onlar gökten inen bir sofrayı ertesi güne bırakmasınlar, dağıtsınlar. Her gün sofraları iniyordu.
İsa aleyhisselam onlara bir esma verdi. Dedi ki benli bensiz bu esmayı okuduğunuzda size yetecek kadar rızık her zaman için sofradan inecek dedi. Burayı tefsir kitaplarında okuyamazsınız. Her böyle olağanüstü bir mucizenin veyahut da velilerde görülen kerametlerin esması vardır. Onu bir derviş yaşarken bir hal zuhur ederse ama rüyasında üstadı ona söyler ama halinde söyler.
Ona bir esma söylenir. Bu halden bu esma ile geçeceksin diye. Halbuki biliyorsundur sen o esmayı. Evet. Ama o söyleyince esmanın şekli şemali, hüviyeti ve işlevi değişir. Sen gidersin başka bir şey de onu okursun. Olmaz. Ya dersin ki ya halimde bana hay dedi de ben hay dedim böyle oldu. Şimdi hay diyorum hiçbir şey olmuyor. Olmaz. Olmaz. O işin inceliği, sırrı o. İsa aleyhisselam da onlara bir esma verdi. Karnınız acıktığında dedi bu esmayı okuyun. Nerede olursanız olun. Cenab-ı Hak sizi nimetlendirecek. Ama dedi gelen yemeklerden ertesi güne saklamayın, ayırmayın. Allah gafur rahimdir. Size hep taze bir şekilde yemeğinizi indirecek dedi.
Ne yaptı havariler bir müddet sonra? Azgınlaştılar. Bir müddet sonra köreldiler. Bir müddet sonra ne yaptılar? Yemeği ertesi güne sakladılar ve gökten sofra kesildi. Şimdi bu mucizeler, bu harikulade hadiler Cenab-ı Hak peygamberlerine ve dostlarına veriyor. O yüzden bu tabiatın değişmesi değildir. Bu hadiseler tabiat üstü şeylerdir. Bakın tabiat üstü şeyler. Bunu tabiatın kanunuyla, bunu tabiatın hukukuyla çözmen mümkün değildir. Onun da bir matematiği var mıdır? Onun matematiği vardır. Ama onun matematiği manevidir. O yüzden tabiat değişmez. Bu manada. Biz onu değişti gibi görürüz. Ama içindeki kanun, içindeki hukuk değişmez. Biz onu değişti gibi görürüz ama.
Değişmemiştir. Bir kaide geçer, bir kanun geçer. Benim söylediğim şeyler tabiat üstü diye nitelendirdiğimiz şeyler. İbrahim aleyhisselamı ateşin yakmaması gibi. Musa aleyhisselamın denizin üzerinde kendisinin ve inananların yürümesi gibi. Hud aleyhisselamın rüzgara yön vermesi gibi. Nuh aleyhisselamın harikulade bir gemi yapıp, yerden ve gökten o kadar su çıkmasına, fışkırmasına rağmen geminin hiçbir zarar görmemesi gibi. Bunlar tabiat üstü hadiselerdir ki, bunları biz mucize dediklerimiz peygamberlere has, keramet dediğimiz şeyler de Allah'ın veli kullarına hastır. Ve sahabede de bunlar görülmüştür. Hz. Muhammed Mustafa'da da bu mucizeler görülmüştür. Yani tabiatın değişmesi diye bir kaide bu manada İslami olarak söz konusu değildir. Ve tabiat bu noktada, yaratılış neyse onun üzerinde yürür.
Onun üzerinde. Ben bazen derim ya, siz bir kadını doğutturamazsınız, bir erkeği doğutturamazsınız. Bir erkek kadın olmaz asla. Siz neresini şişirip, neresini kestirirseniz kestirin, asla ve asla o kadın olmaz. Bir kadın asla erkek olmaz. Ne yaparsanız yapın. Onun fıtratını değiştiremezsiniz. Ama fıtratının üzerinde oynarsınız, o da küfürdür. O kimsenin imanı kabul olmaz. İmanı kabul olmaz o kimsenin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dövme yaptıran, o yüzden dişlerini törpületen, o yüzden saça saç ekleyen, Allah lanet etmiştir diye Adi-i Şerif vardır. Neden?
Fıtratla oynanır. Fıtratla oynamak yoktur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden tabiat bu noktada asla ve asla değişmesi mümkün değildir. Yaratılıştan gelen asli bir yapıdır bu. Siz güneşin yörüngesini değiştiremezsiniz. Dünyanın yörüngesini değiştiremezsiniz. Siz gezegenlerin yörüngesini değiştiremezsiniz. Siz yıldızların yörüngesini değiştiremezsiniz. Değiştiremezsiniz. Siz suyun akışını değiştiremezsiniz. Ama bir Allah'ın dostu suyun akışını değiştirir. Bu neyle? Allah'ın verdiği harikulade bir hal ile. Hani meşhurdur ya. Her sene Nil bir müddet kan akarmış.
Kırmızı görünürmüş. Mısır feth olunca mektup yazmışlar Hazreti Ömer Efendimiz'e. Burada bir tuhaf bir durum var ey emir el müminin. Burada belirli zamanlarda Kıbtilerin bayramı var. Dini ibadetleri var. Nil o gün kırmızı akıyor. Muş. Allah Allah. Mektup gelir Hazreti Ömer Efendimiz'e. Yazar mektuba karşılık. Ey Nil! Ey Nil! Ya kendi fıtratında akarsın? Ya da ebediyen kurursun? Altına imza Hazreti Ömer. Ulağa der ki. Ne gün? İşte filanca ayda kırmızı akıyor. O kırmızı akacağı gün diyor. Bu mektubu.
Nilaat. Nilaat bu mektubu. Bütün Kıbtiler toplanıyorlar. O gün onların dini ibadetleri günü. Ve Nil o gün kırmızı akacak. Kırmızı akarken o sahabe Bismillahirrahmanirrahim. Ey Nil! Bu sana Hazreti Emre'l Müminin olan Ömer'in mektubudur. Tak atıyor. Nil'e. Nil dost doğru kendi renginde akmaya başlıyor. Ondan sonra Kıbtiler Müslüman oluyor bir kısma. Allah'ın tabiatında değişiklik yoktur. Ama bir veli Cenab-ı Hak ona müsaade ederse o fıtratına döndürür. Veyahut da fıtratının üzerinde tabiat üstü bir şey olur mu? Evet. Olur mu? Evet.
Ama normal şartlarda olmaz. Allah bizi muhafaza eylesin. Hazreti Mevlana ne demiş? Tabiatla alakalı. Tabiat, tavus kuşuna benzer. Tabiat, tavus kuşuna benzer. Sana vesveseler verir. Saçma sapan söylenir durur. Nihayet seni yerinden, yurdundan eder. Yani seni imanından eder. Seni imanından eder. Hazreti Muhyiddin İbn-i Arabi Hazretleri de ne der? Der ki, ahmak felsefeciler. Dünyaya tapan, dünyaya tapan, ilim ehli olmayanlar, bu işlerde tabiat der. Tabiatı öne koyar. Ama ilim ehli olan, hakikati gören kimse buna der ki diyor, bunu yapan Allah'tır.
Bunu yaratan Allah'tır der diyor. O yüzden tabiat ne yapar? İnsanı aldatır. Ateş dedi ki, ey şaman, ben yine o ateşim. Hele bir içeri gel de benim hararetimi gör. Benim tabiatım da değişmedi. Unsurum da, ben, Allah kılıcım, izinle keserim dedi. Çünkü, ateş de, Allah'ın emrinde. Bütün tabiat, Allah'ın emrinde. Allah emretmeyince, ateş ateşini gösteremez. Allah emretmeyince, su suluğunu gösteremez. Allah emretmeyince, tabiatın içerisindeki bütün kaideler ve kanunlar, O'na aittir. O'nun hassasını değiştirmek, özelliğini de değiştirmek, Allah'a aittir.
İnşallah. Buradan, önümüzdeki, hafta, Cenab-ı Hak nasip ederse, devam edeceğiz diyeceğim ama, Allah nasip ederse, burada olacağız. Allah nasip etmezse, bir şey diyemeyiz. Evet. İnşallah. Ben Allah'ın, kılıcım, izinle keserimden, devam edeceğiz. İnşallah. Haklarınızı helal edin. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümlemizi, Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışan kullarından eylesin. İnşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi