Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 12 Kasım 2011 · 55:46
Allah gecenizi hayır etsin, Allah. Gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Affedip sızdıklar ortasına getirdiği kullarından eylesin. Allah'ın eylesin. İnsanlar dini konularda niye geri kalıyor? Cehaletlerinden bir kimse dinini yaşamak için mücadele etmez, dinini öğrenmek için mücadele etmez. Böylece dinini yaşamaktan ve anlamaktan geri kalırlar. Bir şeyde gayret olmazsa, onda müvâfakiyet olmaz, başarı olmaz. Bir şeyde çaba olmazsa, mücadele olmazsa, onda başarı asla olmaz. Hayatın bütün alanında, hayatınızın bütün katmanlarında, dairelerinde bu hâliyle hallenmeniz lazım. Daftatel ağır, ez ve kötüye kullanılan televizyonlar budur. Bunlar hep böyle bir şeylere benzetirler, tarih boyunca bunlara hep bir şeylere benzetmişler.
Hep bir şeyleri temin etmişler, bir şeyleri tefsir etmişler. Bunların bu olduğuna inanmıyorum ben. Yani daha önce de belki de verem'in çaresini bulamadıklarından dolayı verem böyleydi, işte kanserin çaresini bulamadıklarından kanser böyleydi, veba böyleydi daha öncesinden. İnsanlık tarihinde dönem dönem değişik hastalıklar zuhur etmiş. O hastalıkların insanların imtihanı olmuş. Bir imtiha, bir sebep insanların bölük yetmesine, mümmi ise şehidine sebep, kafirse kafirliğinin daha da artmasına sebep. Yecüc ile Mecüc, PKK ve Türkiye ya da İsrail Krişi'nin olabilir mi? Hiç alakası yok. Hiç alakası yok.
Hepsi de insanların veyahut da belli problemlerle karşılaşan insanların, kendilerini avuttukları, kaçtıkları yer. Hiç alakası yok. O zaman Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri vebat ettikten hemen sonra zekatı kaldırdık dediği müselleme Türkiye tabudu Yecüc ile Mecüc olarak görebiliriz. Veya İslam tarihinde bir sürü İslam devletlerinde Müslümanlarla savaşmış veya Müslümanların içerisinden Müslümanlara karşı bozuluculuk yapmış, fitne çıkarmış veya Müslümanların kendi içlerinden herhangi bir fraksiyona tabi olup sapıntıya düşmüş.
Ondan sonra Ehl-i Müslüm ile savaşmış bir sürü topluluk devletler, kavimler var. Veya Müslümanlarla savaşmış bir sürü kafirler var. Bunu tekrar tekrar söyleyeceğim. Bir yıl geçse de söyleyeceğim. Türkiye'nin başındaki musallat olan PKK terör örgütü dışarıdan yabancıların beslediği, yabancıların örgütlediği ve yabancıların hala da kullandığı bir terör örgütüdür.
Örtülü bir, arkasındaki, örtülü bir şekilde arkasındaki güçlerle Türkiye'nin bir savaşıdır. Bunun arkasında, bunu defalarca, binlerce sefer söylesem, binlerce sefer bunu söylerim. Bunun arkasında Amerika, Almanya, İngiltere, Rusya, İsrail, Fransa bunlar var. Bölge ülkelerinden zaman zaman İran, zaman zaman Suriye var.
Ermenistan zaten arkasında. Bunu böyle açık bir şekilde dile getiremiyor hiç kimse. Ben böyle dile getirince de işte değişik yollara başvurmaya çalışıyorlar. Yani bu soruyu soranın benim böyle cevap vermeyeceğimi bilip bilmediğiyle alakalı değil böyle provokatif bir soru olarak da görmüyorum. Bunu istediklere kadar bunu benim üzerimde provokatif olarak uygulanmış olsalar dahi değişik yerlerde bu fikrimden vazgeçmeyeceğim.
Bu sözümden vazgeçmeyeceğim. Ben bu memleketin çocuğuyum, bu vatanın evladıyım, Müslümanım, Türk'üm, ırkçı değilim, memleketini seven bir insanım. Bu noktada memleketinle kim mücadele ediyorsak, memleketinle kim savaşıyorsa, bizi kim açıya düşürmek istiyorsak, bunu gördüğümce, bildiğince dile getiriyorum, size de anlatıyorum. Bu mücadelem yeni değil, devam edecek. İnsanların sonu ölüm, bir Müslümana yatağında ölmek yakışmaz. Bir kurşun gelirse bize, biz ondan şu heda şerbetini içeriz, hiç, hiç olmaz. Kılımızı dahi kılınlatmayın. PKK terör örgütüdür, Kürt meselesi değildir.
PKK terör örgütüdür ve Güneydoğu'da ve Doğu'daki Alevilerin ve Türklerin altını kaşıyan, onu Türklere ve Osmanlılara karşı silah veren, mücadele ettiren, savaştıran tarih boyunca en başta İngilizlerdir. Ondan sonra Fransızlardır. Sonradan İngilizler plan ve programını çizerler. Oradakinden uygularlar, şimdi Amerika vardır, arkasında Rusya vardır. Sonuçta o Mezopotamya bölgesinde doğal gaz ve petrol yatakları vardır. Ve o doğal gaz ve petrol yataklarına yakın hiçbir devletin, Müslüman devletin güçlenmesini istemez hiçbir gavur devlet. Şu anda Türkiye yavaş yavaş güçleniyor.
Yavaş yavaş güçlendiğinden dolayı PKK terör örgütünü bizim üzerimizde daha vahşice saldıracaklar. Saldıracaklar bu başka bir şey değil. O yüzden sakın böyle bunların satılmış din adamları da var, satılmış şehirleri de var. Bu örgütün, bu örgütlerin bunlar uluslararası örgüt. Yani bunların her tarafta birer satılık elemanları var. O satılık elemanların vasıtasıyla gidiyor. Bunların şeyhleri var, din adamları var, moğollaları var, var. Satılık hepsi de. Türkiye'de de var, Türkiye'nin dışında da var. Çok İngiliz ajanı, çok Fransız ajanı, Amerikan ajanı, Rus ajanı bu memleket şeyh gördü Osmanlı zamanında.
Moğolla gördü, din alimi gördü. Bunlar veya bürokrat gördü, dış işlerinden adam gördü, paşa gördü, general gördü, devlet başkanı gördü, başbakan gördü, dış işleri bakanı gördü, bakan gördü, cumhurbaşkanı gördü. Bunları gördü. Son insan varsa, saboteist, insan varsa, satılık insan varsa bunları gördü bu memleketin çocukları.
Bunları görüyoruz şimdi biz. Bunlar yezit mezit, yok bunlar böyle işte dini bir şeymiş gibi, böyle dini bir şey, hiçbir şeye bağlamayın. Evet buradaki kargaşalıklar, buradaki karışıklıkların, hadis-i şeriflerinde var karşılıkları ama bunlar mı, bunlar sonrakinden mi? Zaman tespit etmek biraz güç. Zaman tespit etmek güç. Ama şunu iyi bilir. Yani kendi memleketimizde, bu memlekette, bu bölgede hiçbir Müslüman kimse, onun dini İslam ise, Peygamberi Muhammed Mustafa ise, Kitab-ı Kur'an ise, onun kıblesi Beytullah ise, Müslüman Mehmetçiye ve Müslüman polise kurşun atamaz, kurşun sıkamaz, onu bombalayamaz. Bizim de yönetimle alakalı, devletin işleyişle alakalı sıkıntılarımız var, problemlerimiz var, bizim de şikayetlerimiz var, var.
Bu değil sonuç. Allah bizi affetsin. Maddiyat insanların dini yaşantısını etkiler mi? Evet, olumlu ve olumsuz olarak insanın maddesi, maddiyatı dini yaşantısını etkiler. Hem olumlu hem olumsuz. Yani bir kimsenin maddiyatı biraz rahat olursa, dine doğru yönelirse, olumlu bir etkilenme olur. Ama maddiyatı iyi de, dinin dışına doğru yönelirse, olumsuz etkilerir. Maddiyatı olmazsa, olmadığı zaman isyana doğru giderse, yine dinin istemediği bir noktaya gider ki, Allah muhafaza eylesin. Olmadığından dolayı olumsuz etkilerir. Ama olmadığı halde, bu noktada o kimse sabrederse, evet olumluya doğru etkilenir. Fakirlik veya zenginlikte insanların dini yaşantısı belli olur. Fakirlikte veya zenginlikte insanların dini yaşantısı belli olur.
Yok, bu o kadar da şey değil. Yani insanların bir imanlarını parayla, kullar, maddiyatla da ölçmek kötü bir şey. Allah muhafaza eylesin. Muhakkak etken ama o kadar çok böyle birinci aktör değil. Araç almak için katılım bankalarından başvurmak caizmektedir. Yani bu noktada dinin caiz gördüğünü, yani Hanefilerin caiz gördüğünü caiz görürüz. Katılım bankaları dediğiniz şey, bu albaraka, faysal türündeki şeyler değil mi? Hatta katılım oldu. Yani onlarla, öbür günlerin arasında çok bir fark görmüyorum, kandırmacadan ibaret. Ben ilahiyat öğrencisiyim, sınavlarımız başladı ve derslerimiz hep dini olduğu için sınavlarımızda özel ayet soracaklarını verip da gayet ezberlerimiz gerektiğini söylediler.
Bayanların özel günlerinde ayet-i kerime okumalarının ve ezberlemelerinin uygun olmadığını biliyoruz ama ezberlemediğimiz takdirde sınavdan kötü nöte almak zorundayız. Bu durumda ne yapmamız gerekir? Bununla alakalı İmam-ı Malik Hazretlerinin fetvası var. İmam-ı Malik Hazretleri, Kur'an-ı Kerim ve dini eğitim alan öğrencilerin ve dini eğitim veren öğretmenlerin, kadınların muayyen dinlerinde öğretmenlikle alakalı ayet ezberlemelerinin veya ayet okumalarının bir mahsuru ve sakıncasının olmadığına dair fetva vermiş.
Bu fetvayı kardeşler kendilerine bir ölçü olarak, kendilerine bir çıkış noktası olarak alıp bu ayet ezberleme ve ayet okuma veyahut da bu dini meseleleri okuma veya anlatma bağımından sıkıntılarını halledebilirler. Düğün salındı, düğün yapacağız, saz hekim tutuldu, misafirleri, aileleriyle orada ağırlayacağız. Gelin ve damazın kınası, takısının herkesin içinde yapılması, söz, saz hekiminin tutulması, Kur'an ve sünneti ne kadar uygun olur.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri def çalarak da nikahı ilan ederiz demiş. O yüzden düğünlerde veya nişanlarda veya kınada def çalınmasının bir mahsuru yoktur. Veya bir eğlentinin olmasının bir mahsuru yoktur. Kadınlı erkekli nahoş bir şekilde oynamak caiz değildir. Erkeklerin bu tip törenlerde kendi halk oyunlarının oynamalarında bir sakınca yoktur.
Kadınların kendi aralarında, eylenelerinde bir sakınca yoktur. Hanefi'ye göre söylüyoruz. Hepsinin de zemininde hadis-i şerif vardır Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin. Bu mahallada yani düğün yapacak saz ekibi tutulmuş yani bir saz ekibi olur. İnsanlara orada günün konumuna durumuna göre şarkı türkü söylenmesinde bir veis yok. Bunu dinlemekte bir veis yok. Ama yani işte orada herkesin içerisinde gelinle dalması oynatmamanın uygun olur. Ne bileyim işte takılacaksa merasimin durumuna göre onda da bir sakınca yok. Ama şu yanlış ya takım merasimi yapılıyor takım merasiminde adamlar da geline bir şeyler takıp öpmeye çalışıyor bu cahil değil. Erkekler damada takar ne takacaksa bayanlar da bayana takar bu işin içerisinden seyirler.
Gördüğün uğurlu rengi değişir mi? Değişir. Neye göre değişir? O kimsenin manevi haline göre değişir. Semadenin tenöresi ile ilgili midir? Yani semadenin tenurelerinden kafeyi taktı herkes rengine. Evet semadenin tenure renginin hiçbir anlamı yok. Bu tartışmayı bitireyim bari böylece. Bir anlamı vardır.
Bir kimse rüyasında görürse, halinde görürse veya Beytullah'a baktığında Beytullah'ı farklı bir renkte görüyorsa, Üstad'ın rüyasında gördüğü farklı bir renkte görüyorsa, Bunları açık açık açık söylüyorum ki ilim olarak kalsın diye veya Peygamber tabullah'ın rüyasında farklı renkte görüyorsa veyahut da böyle her taraf nur oldu, kendisini o nurun kendi o renkli de kendisinin de o rengi büründüğünü görürse bunların hepsinde manaları var.
El al, ama tenureli renginden bir şey çıkarmaya çalışmak biraz kolaycılık. Birisi kalktı, ben siyah tenure istiyorum dedi, biz de onu bayanlara da erkeklere de serbest bıraktık. Şimdi isteyen istediği rengi yaptırsın, geysin dedik. Hani böyle bir hoş bir şey olsun diye. Birisi kalktı şimdi, siyah tenure yaptı. Ne diyecek? Ben siyah nuramı geçtim dedi. Bu zaman dehşetli bir, dehşetli zamanda, günahların çok olduğu bir zamanda kendimi nasıl muhafaza edebiliriz? Nasıl ayakta durabiliriz? Şeytan çok uğraşıyor, malum, tahrip, kolay, tamir zor. Bu konuda bize yardım edebilir misiniz? Allah razı olsun. Bediüzzaman Sayın Nursi Hazretler, mektubat 29. mektup 9. kısım 8. terbi.
Tasavvuf, tarikat, hakikaten onları ardında öyle nuran, öyle şirin bir yol vardır ki, denizler mürekkep olsa, ağaçlar kalem olsa bu hakikati anlatmakta yetersiz kalır der. Ve o mektubun bir kısmında der ki, böyle bir zamanda bir kimse muhakkik halim zat olsa, kalbi harekete geçmemiş ise ve bir mürşid-i kamiden, bir üstaddan, bir veliden ders almadıysa, bu bugünkü zındıkların karşısında kendisini muhafaza etmesi müşkürleşmiştir der.
Bir samimi bir ehli tarikat, üstadına duyduğu muhabbet cihetiyle asla ümidini kesmez, ümidini kesmezse de asla zındıkaya düşmez, tebair ve fasık olur der, en fazla ama asla zındıkaya düşmezler. Şimdi, bugün bu bütün zamanlar dehşetlidir. Bir tek Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adresinin zamanı dehşetli değildi. O bir altın yıllardı, o bir altın çağrı. Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali Efendilerimizin dönemi bir altın dönemdi. O altın dönemde kim Kur'an, Sünnet ve Ehl-i Beyt'in yununu takip ettiyse, onların hepsi de o altın zamanda birer yıldız oldular, kendilerini muhafaza etmeler, kendilerini korumdular. Şimdi, böyle bir zamanda, gerçekten dehşetli bir zaman.
Yani, bir an yok ki, bir kimsenin günahı, kevairle karşı karşıya kalmasın. Bir an, bir an yok ki, insan gafletle, şeytanla, nefisle karşı karşıya gelmemiş olsun. Bir an, bu eviniz dahil, işleriniz dahil, bu tekke, burada dahil dahil bu. Burada dahil, burada, yani en emin, en selametli yer, burası olması lazım değil mi? Buradaki vuruyor kolunu ona, git öte biraz diyor. Veya buradaki diyor ki, sen sen neden öyle sardın? Burada da o var, sen buradan kalk şuraya otur, burada da o var. Bu acı bir şey, ahir zaman elameti. Bu acı, ahir zaman elameti. Buna şükür demeyeyim de, Allah bunu da inşallah, bizi terbiye etsin bu noktada, hidayet eylesin inşallah.
Ama dışarısı gerçekten vahşet. İnsanlar vahşetin içerisinde yüzüyorlar, karanlığın içinde yüzüyorlar, günah kevairinin içinde yüzüyorlar. Burada insanın kendisini muhafaza etmesi, kendisini koruması gerçekten müşkün. İşte, Bediüzzaman Hazretleri burada bir yol çiziyor insanlara. Diyor ki, adi, samimi bir ehl-i tarikas. Silsile-i meşahiye duyduğu muhabbet cehid ile. Yani, sinsile-i meşahih olmasıyla var. Yani, sinsile-i meşahih dediğinde, şeyhinin şeyhi var. Şeyhinin şeyhi var, şeyhinin şeyhi var. Bu sinsile-i meşahih muhakkak ve muhakkak olacağız. Yani, birisi okumuş 5 tane, 10 tane kitap, çıkmış televizyona, ben şeyhim diyor.
Senin şeyhin kim? Şeyhi yok. Çıkmış bir kadın, şeyhim diyor. Senin şeyhin kim? Şeyhi yok. Çıkmış bir adam, şeyhim diyor. Senin şeyhin kim? Şeyhi yok. Herhangi bir kimse, herhangi bir yerde çıkmış, şeyhik yapıyor. Kim şeyhin? Şeyhi yok. Senin şeyhin kim? Yok. Sen sağlığında onunla ders aldın mı? Onun dizinin dibinde oturdun mu? Onunla beraber yol yürüdün mü? Yok. Ama şey şimdi, üstad aslında burada öyle bir ince bir noktaya temas ediyor ki, öyle bir mahrem noktaya temas ediyor ki, öyle bir ince perdeye temas ediyor ki, bütün sinsile-i meşahih cihetiyle. Yani, o kimsenin şeyhi olacak.
Şeyhini şeyhi olacak, şeyhini şeyhi olacak. Şeyhini şeyhi, şeyhini şeyhi, şeyhini şeyhi. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gidecek. Silsile-i meşahihye duyduğu muhabbet, üstadının üstadı, üstadının üstadı, ta Abdülkadir Geynan Hazretleri'ne yürüyor geriye doğru. Silsile-i meşahit, onlara duyduğu muhabbet cihetiyle asla ümidini kesmez. Üstadının üstadı var, üstadının üstadı var, üstadının üstadı var, üstadının üstadı var, üstadının üstadı var. onlardan ümidini kesmezse asla zındıkaya düşmez. Yani onlardan ümit kesmediği için asla, kabir olmaz. Bu hakik alim zat da olsa, tarikattan hissesi yok hissediyor.
Yani bir tasavvuf ekonuna tabi değil, bir tarikata intisap etmemiş. Bir şeyhi yok onun, bir şeyhi yok. Yani üstadı zannediyorlar ki, tarikata karşı, tasavvufa karşı. Yani üstad ki, kadiri dermişi. Ve Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır diye, söz orada duruyor. Ve üstad bunun risalelerinde bundan bahseder. Geylan Hazretleri'nin, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır sözünden. Ve der, zayıf hadistir bu der kendisi. Müfessirler zayıf hadis olarak görmüşler. Ama Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin sözü olduğunda, her fikir herkes. Yani üstad hem diyecek ki, ben Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin talebesiyim, hem de Abdülkadir Geylan Hazretleri'nin şeyhi olmayanın, şeyhi şeytandır sözünü ezecek geçecek.
Bu mümkün değil. Birbirlerinin bu sefer zıttına gitmiş oluyor. Yani Geylan Hazretleri orada duracak, Nursa Hazretleri burada olacak. Aralarında bir düşünülemez. Eğer daha iyi kimse herhangi bir zat, herhangi bir şeyh, herhangi bir alim, üstad adına... Eğer Abdülkadir Geylan-ı, Ahmet-i Ruhvay-ı, Ahmet-i Ruhvay-ı, Ahmet-i Ruhvay-ı, İbrahim Düzük'i, Hz. Mevlana, Cüneyt-i Bağdadi, Sırrı Seredi, Habibi Acemi, Afkerhî, Şimli... Hz. Sırrı Sırrı Sırrı'nın işe düşünülebilir mi? Hayır.
Muhakkik bir alime, muhakkik alime de bir üstad lazım. Bir şeyh lazım. Kendisini kurtaramaz diyor. Bugünkü zındıkada muhafazamanın yolu, bir tarikata intisap etmek. İntisap etmek. Bir yola intisap edip orada yürümek. Orada sımsıkı durmak. Sımsıkı dişlerine sıkıp, orada bitirmek. Kurtuluşa ermen mümkün değil. Kurtuluşa ermen mümkün değil. Kendini muhafaza mümkün değil. Şeytan kandırır. İlmine vurdun. Sen de evde namazını kılarsın der.
Şeytan kandırır. Sen de evde orucunu tutarsın der. Şeytan kandırır. Evde zikrini çek sen de der. Öyle derler ya büyükler, kocalar, anneler, babalar, abiler, dedeler, dineler çok bilmişler. Oturduğu yerde akşam kesenler. Evde zikrini yap canım sana evde zikir yapma mı diyen var. Konuşacaksanız ben susayım. Sizinle anlatacağınız bir şey vardır.
Bir kimse böyle bir yol ile yollanmazsa Fakat şeytanın yoluyla yollanır. Bir kimse ya da şeytanın yoluyla yollanır. Çok keskin. Keskin değildim ben.
Önce mantolar inceliyor. Ondan sonra atılıyor mantolar. Ondan sonra kabak gibi her şey meydana çıkıyor. Diyor ki beni hatırladın mı? Bakıyorum ben şimdi. Ben Abdullah babanın zamanında dermiştim. Ben şimdi olmadığımı ben de diyorum ben. Şimdi olmadığımı belli. Bakımlar çok konuştuk diyor ama sen diyor doğru musun diyor. Siz hala da ayaktasınız diyor. Biz dağıldık gittik abi diyor. Dağılıp gittimiz diyorum ben. Annen belli dağılıp gittim. Hiç bunda eveleme gevelemeye gerek yok. Nasıl velilerin, sıddıkların, şehitlerin yolundasın?
Ya da şeytanın yolundasın. Başka bir yerde değilsin. Ortası mı ortası yok. Allah bizi affetsin. Fakim derecesinde olan kullar, veliler, evliyalar, dualarıyla büyük bir tasarrufa sahipler. Dağları yerinden oynatmak ve çok daha büyük durumlar. Neden bazı konularda müdahil olunurlar, sessiz kalıyorlar? Bir kimsenin nesi olursa olsun kaderin önüne geçemez. Bir kimsenin nesi olursa olsun takdirin önüne geçemez. Bir de bu hale gelen insanlar müdahaleci olunurlar. Bizim yanıldığımız yer burası. Onlar yağmur yağsın diye dahil dua etmezler. Her şeyin hayırlısı derler, çekilirler kenara. Bu teslimiyet dahil.
Onun diline Allah bir dua düşürecekse onun diline düşürür. Onun gönlüne bir şey verecekse Cenab-ı Hak onun gönlüne bir şey verir, o da söyler zaten. Öbür türlü kendince bir şeye müdahale etmek aklın işidir. Maaşıklık olmaz, maaşıklık işine çoluk sokmaya çalışmaz. Maaşık maaşıklığı ne derse onu yapar.
Dua et derse dua de der. Tasarrufun yapıldığı başka bir alem var. Tasarrufu eden Allah'tır. Bu yolda belli bir noktaya gelen insanların üzerinden keramet zuhur eder. O geçicidir. Kimisi orada kalır, hep onun üzerinden keramet zuhur eder. O da kesin bir şey zanneder. Bu yolun muharkasıdır, dikkat edin. Yarın öbür gün sizin başınızdan geçebilir, sizin başınıza gelebilir, üzerinizden bir keramet zuhur edebilir. İnsanlar da size şunu diyebilir, aa bak bunu dedi veya burada keramet gösterdi. Aldanır, kanarsınız. Allah muhafaza eyleseydiniz. Geçin o durakları. Niceleri o yakta kala kaldılar, helak olur.
Geçinecek bu durak. Keremet dilemeyin. Keremek dilemeyin. Kendi nefsiniz için Allah'tan bir şey istemeyin. Sünnettir. Hayrı talep edin. Sünnettir. Sünnet olan evlatları çekin. Virterinizi çekin.
Aşıklık yapın, teslim olun. Dostluk yapın, teslim olun. Size bir şey yap derlerse yapın. Şuraya kadar yürüyün diyorlarsa oraya kadar yürüyün. Maaşı kurunun işine çomak şokmaz. O yüzden aşıklık yapın. Yolumuz bizim tasavvuf yolu. Aşıklık yolu. Bu demek değildir ki mücadele etmeyeceğiz. Gözümüzün gördüğü, gücümüzün yettiği, dilimizin döndüğü noktada mücadelemizi edeceğiz. Din-i mübih-i islam için mücadele edeceğiz. Allah için bir şey yapmaya çalışacağız. Allah için. Ama yok dağları devire verin. Öyle bir şey yok.
Kader tecelli edecek. Hangi gönül ister ki, o zalimlerin kurşunlarının önünde şehit olsunlar. Kim ister ki depremin olmasını? Allah'ın takdirini önüne geçilmez. Bunun önüne geçtiğini söyleyen insanlar kumda oynayacaklar. Allah velilerine tasarruf verir. Evliyasına tasarruf verir. Dostlarına tasarruf verir. Ama o tasarruf da onun. Bir veli, bir evliya, Allah'a dost olan bir kimse tasarruf kendisini görürse, yanılır, yenilir. Allah muhafaza eylesin. Dünyada izlediklerimiz bir oyundan mı ibaret? Arabiye göre bir film gibi. Ruhlar grup grup askerlerdir.
Onlardan, onlardan ruhlar aleminde tanışanlar dünyada da atlaşırlar. Onlardan tanışmayanlar ise dünyada ihtilafa düşerler. Zahiri akraba olmak aynı gruptan olmak mıdır? Baba evlat, ana kız gibi. Bunun bir zahiri tarafı vardır. Evet, zahiren insanlar yorum kurup birbirleriyle buluşmuşlardır. Birbirleriyle akraba olmak olurlar. Arne, baba, çocuklar gibi ruhlar aleminde bu taslim edilmiştir. Burada da onlarla beraber olmuştur. Bir de işin zahiri tarafı. Bir de işin batini tarafı vardır ki bu da ehli tarikattır. Bir üstarda, bir mürcinde derviş olanlar, öbür alemde, ruhlar aleminde burada da derviş olur. Orada buluşanlar, anlaşanlar burada da buluşurlar, anlaşırlar, sevişirler.
Bu işin zahiri tarafı vardır. Eşidir, çocuğudur, o kimsenin annesidir, babasıdır, dayısıdır, amcasıdır. Bir de işin batin tarafı vardır ki burasınız. Bir gruptan olanı dünya hayatından nasıl tanınır? Aşıklar birbirlerini tanırlar, nerede olurlarsa olsunlar. Aşıklar bir gruptur. Aşık olmayanlar da bir gruptur. Aşık olanlar da aşıkların birbirlerini bulurlar. Aşıkları sazhanede buluşur. Söz aşıkları sözhanede buluşur. Hal aşıkları hayhanede buluşurlar. Bütün alem alem içindekindi.
Kohbetlerinde Sufi Peygamber Efendimiz'in sünnetlerine uyan, o yüzden günde en az yüz defa tevbe eder. Evvel halini yakalamak için. Ne söylediğimi farkında değilim. Sadece sümmeştü bakılmazmış. Söylediğiniz farzları yapıp nafilelerle Allah'a yaklaşmaktaki nafileleri açabilir misiniz? Nafile deyince namaz da yol çakla geliyor. Başka bilmediğiniz nafileler var mı? Nafilenin başı güzel ahlak. Ahlakınızı güzelleştireceksiniz. Şeytan Peygamber Efendimiz'le görüşmeye geldiği vakit sahabelerden birisi onu uydurmak istiyince Peygamber Efendimiz izin vermedi.
Bilmiyor musunuz? Ona kıyamete kadar izin verildi dedi. Allah sadece büyük şeytana mı izin verdi? Yoksa tüm şeytanlara mı? İnsan kendi şeytanına zarar verebilir mi? Kendi şeytanına zarar verebilir mi? Kendinden uzaklaştırabilir mi? Allah şeytana ve şeytanlara kıyamete kadar izin verdi. Sufilik nedir? Sufi kimlere dedi. En güzel ahlaklı kimsedir sufi. Sufi nedir? Sufilik nedir? Güzel ahlak sahibi olmak. Sufilik ile dervişlik aynı şey mi? Aynı şey. Yani dervişlik deyince insanlar biraz daha onu böyle kötü nazarla bakıyorlar. Ona biraz daha kötü nazarla baktıkça bakmalarını önlemek için sufi de bunu söylüyorum. Derviş derince ona böyle ters bizim memleketimizde dervişli böyle kötü tanıdılar.
İşte televizyonlarda hakikabaz, gizambaz adamları derviş, hoca, süzdiyesine katıp öyle tanıdılar. Öyle olunca derviş deyince hemen akla televizyonlardaki o kötü, medyadaki o kötü görüntüler akla geldiğinden dolayı Olar ki onun da aklına öyle bir şey gelip, onun uzaklaşmasına sebep olmayalım. Onun kötü nazarına sebep olmayalım. O bu noktadan bir kelimeden dolayı pırpır edip uçup gitmesin diye sufi lafzını kullanıyorum. Tabi sufi biraz daha eskiye denmiyor. Derviş deyince yeriye denmiyor. Üç yüz yıllık, dört yüz yıllık bir lafız. Sufi lafzı tabi daha eski. O yüzden biraz da sufili bu manada kullanıyoruz. Hakiki manada gönül nasıl temizlenir?
Maaşı bulmuşken aşık nasıl olur? Hakiki manada gönlün temizlenir tevhiddir. Kalplerin pası ancak tevhid ile temizlenir. La ilahe illallah. Bankadan çekilen kredi ile iş kurup buradan elde edilen kazanç helal olur mu? Ben öyle bir şey yapmazdım. Fetva var yapılabileceğine dair. Yapılabileceğine dair fetva var ama ben öyle yapmazdım. Sabır, toprak gibi her şeyi kabul etmek mi? Hayır. Hayır. Arasıda taş olmak gerekiyor mu? Sabırda ölçü nedir? Sabır bir kimsenin başına gelen bela, müşibet, sıkıntıları hatlatmak için mücadele etmesidir. Onu kabullenip kenarda oturması demek de iyidir.
Bilimde havas ilminin yeri nedir? Bu ilimle aşık etmek veya sevgi kazanmak ne kadar doğru? Hiç alakası yok. İnsanlar havas ilmi olarak oturmuşlar, büyücülük yapıyorlar. Bilmem kaç tane bilmem neyi çekersen sevgide kavuşursun diyorlar. Bunlar doğru bir şeyler değil. Gelbiyet kazanmak için havas ilmi diyorlar. Gidiyorlar. Herhangi bir uydur kaydır kitaplar alıyorlar. Oradan sabaha karşı bilmem kaç bin tane bilmem neyi çekersen, arasına da sevgilinin, anasının, babasının ismini koyarsan, işte o da sana gel bulunur, o da seni sever diye böyle kitaplar var, böyle ne yazık ki eserler var. Bunu havas ilmi olarak insanlar alıp okuyor, ondan sonra da kafaya oynatıyor, kendi kendine, ondan sonra haydi başlıyor üfürüktü üfürüktü dolaşma.
Ondan sonra kimisi sultan oluyor, kimisi kraliçe oluyor, kimisi efendi oluyor, kimisi zamanın kutbu oluyor, kimisi kutuplara karışıyor, kimisi kırplara karışıyor. Her mahallede var onlarla. Uygun hal ve davranışlar değil. Bir kimse sizin okumanızla sizle evlenirse bir ömür boyu ben bunu okudum da bu benimle evlendi diye düşünmeyecek misiniz? Birisine muzika yaptın, onunla evlendin. O seninle evlendi. Ömür boyu bunu içinde taşımayacak mısın bir vicdanesizliği olarak? Yaptıkça düşünmeyecek misin? Ben bunu okudum da geldi veya okuttum da geldi veya büyüğü de geldi. Muşkayla geldi veya okumakla geldi veya o kadın o adama baktığında demeyecek mi?
Bu adam beni işte büyüğü de bilmem neyle evlendi. Nasıl içiniz kabul edecek? Gel duaları. Gider kim evlenecekse onunla evlenir.
Bir tane tehdit çekmiş olsa o kimse dışarıda projektör lambası gibi yanar. Kadın erkek. Bir kimse dışarıda floresan değil projektör gibi yanar. Çek çünkü çok tehdit.
Onunla süslemiyorlar ki. Ne kadar kafirin boyası var onunla boyalanacağız diye boyalanıyorlar. Zikret Allah'ın seyü bak. Seni sevene muhakkak çıkacak.
Yok ki Allah bizi affetsin. Allah'ı zikredin. Allah'ı zikredin. Ya hadisi kudsi çok açık. Kim beni zikretmekten dolayı kendi nefsi için bir şey istemeye zaman bulamazsa ona lazım bir şey isteyemiyorsun. Onu zikretmekten dolayı kendine bir şey talep etmiyorsun.
Sana ne lazımsa verecek. Vaat etmiş ya. Vaat etmiş. Ne lazımsa sıralayacak. Bir tane ek. Ya sabah namazına kalk dedim de kalkmıyor. Oturmuş sabahdan kalkacak bilmem kaç bin tane besmele çekecek bir de bez çekiyor bana. Benim işte havasdan önce kelam konuşulmazsa bilmem kaç bin tane besmele çeker de şu niyetin hasıl olurmuşsa niyetin hasıl olsun. Gözün kör olmasın senin. Başka işin gücü yok. Dua et bana. Dua et Rabbim beni kendine doldezsin diyeceğine.
Dua et. Dua et. Dua et'in tersibi ve ahkamı nasıldır? Dersinizi çekin.
Dersinizin sıralamasını takip edin. Bir din ahkamı da, edebi de, adamı da orada inşallah. Kurban kesmek sadece İslam dininde mi vardır yoksa başka dinlerde de kurban kesilir mi? Bütün dinlerde, İslam dinlerinin hepsinde de yani İbrahim'den itibaren hepsinde de kurban kesmek var. Bir kardeşimizin babası Hüseyin abi var ya bizim.
Yoğun bakımdaymış. Allah şifa versin. Büyük iddia susu açıdık. Yaşan ve üstü kamilleri, velilerin evliyası dervişleri, mükünleri. Gelmiş geçmiş Osman Aliye'den gelmiş geçmiş.
Akraba'yı tuhafımızdan gelmiş geçmişlerimizin uzarına ruhani etlerine. İslam dinlerine.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.