mustafaozbag.org

134. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 3 Kasım 2011 · 1:24:29

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak umduklarınıza nail eylesin. Korktuklarınıza hıfz-ı muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak bütün ümmet-i Muhammed'in dertlerine derman, hastalıklarına şifa eylesin inşâAllah. Müridin mürşidine karşı dilsiz olması, konuşamaması ve onu uzaktan seyredip yanına yaklaşamaması ne derece doğrudur?
Bir müridin başka bir şeyhe gönlü kaydıysa ne yapması lazım? Başka bir şeyhe muhabbet beslediği için şeyhine ihanet etmiş olur mu? Ve bu davranışından dolayı istenmeyen insan ve eski cemaatindeki ihvan kardeşlerinin oku işe buğuz etmeye hakkı var mıdır? Mümin müminin kardeşi değil midir? Bu ayrımcılık niye? Müridin mürşidine karşı dilsiz olması, konuşamaması ve onu uzaktan seyredip yanına yaklaşamaması ne derece doğrudur denmiş. Bu her müridin kendine göre bir hali vardır. Biz bu tip meseleleri bu doğrudur, bu yanlıştır noktasından gidecek olursak bu sefer meselenin özüne vakıf olamadığımız çıkar meydana. Her insanın kendine ait bir fıtratı, bir tabiatı vardır. Bu kendine ait fıtratını ve tabiatını o kimse tecelli ettirir.
O yüzden o fıtratlar, o tecelliyatlar kendi içlerinde, kendilerince doğrudur. Birisi halimselimdir, oturur etliye sütliye karışmaz, çok konuşmaz. Bir şey sorsan cevap vermez bile. Kimisi daha canlıdır, daha hareketlidir, daha kaynaşıktır. Kimisi daha az kaynaşıktır. Kimisi dışarıdan öyle kaynaşık görünür, beraber olduğunda bakarsın kaynaşık değil. Bu tip meseleleri şu doğrudur, bu yanlıştır demek abes. Din, Kur'an ve sünnet bir kimse haram işlemediği müddetçe biz ona yanlış yaptın demeyiz. Bu bizim kendi tarzımız. Bir müridin başka bir şeyhe gönlü kaydıysa ne yapması lazım? Olur bir mürid bir üstada bağlanır, başka bir üstada gönlü kaydıysa, daha önce bağlanmış olduğu üstattan gider helallığını alır, gider o kimseye bağlanır.
İlla ki bir kimse bir üstattan ders aldı, bir başka yere gönlü kaymayacak diye bir kaydı yok. Yani bunu eski tasavvuf, tarikat ehli çok uygun görmezdi. Veya şu anda da dünya üzerinde mevcut ehli tarikatın büyük bir kısmı bunu uygun görmez. Ama bizim böyle bir derdimiz yok. Yani kendi nefsim için söylüyorum, ben Şeyh Efendi'ye intisap ettiğimde de aynı şeyi söylerdim. Bizim bütün kardeşlerimiz istedikleri sohbete gidebilirler. İstedikleri zikrullah halakasına katılabilirler. İstedikleri bir mürşide, bir şeyhe gidip intisap edebilirler. Bizim kardeşlerimizin bizden helallık almasına da gerek yok, hakkımız helal olsun. Bize gelip de bunu söylemelerine de gerek yok.
Allah yolunu açık etsin. Bizde yalnız geri dönüş yok bir tek. Yani bir arkadaş gitti, başka bir şeyhe intisap etti, başka bir dergaha gitti, bir daha geri dönüşü yok. Allah yardımcısı olsun. Ancak manevi bir tecelliyat görmemiz lazım bizimki, ona tekrar geriye dersini verelim. Ben görmem lazım. O arkadaşın görmesini de yeterli kabul etmiyorum ben. Öyle olursa o zaman geriye dönebilir. Öbür türlü bizde geriye dönüş olmaz. Başka bir üstada gittiyse. Şunu şöyle düşünün. Yani bir kimse bu noktada hep geri dönüşler yaşarsa o geri dönüşü yaşamaya devam ediyor. Bayındır'da bizim bir arkadaşımız vardı.
Tecrübeyle sabit bunlar. İşte gitti başka bir şeyhefendiyi eleştirdi. Allah rahmet eylesin. Ondan sonra başka bir şeyhe intisap etti. Oradan geri döndü tekrar. Geldi bir daha şeyhefendiden ders aldı. Ben Nuriye, Oktay'a falan o arkadaşlara dedim ki eski arkadaşlara. Bu gene gidecek dedim ben. Hatta o zaman geri dönüşünü sağlayan Hacal abi vardı Sivaslı. O böyle ona bir daha işte sohbet çavuştu falan verdi. Dedim gidecek bu tekrar. Tekrar gitti o. O zaman Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi sordu bana. Ben o zaman ödemiştiydim. Mustafa Efendi sen ne yapardın dedi. Ben ders vermezdim efendim dedim ben. Ali Efendi verdi dedi. Kendisi bilir efendim dedim ben. Ama bir daha gidecek efendim dedim.
Gitmez oğlum dedi. İnşallah siz haklı çıkarsınız efendim dedim. Gider dedim ben. Allah Allah dedi. Gitti adam bir daha. Tekrar geri döndü. Bir daha gitti. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin ölmezden önce tekrar geldi. Ölmeden önce bir daha gitti. Ondan sonra gitti Şeyh Efendi Hazretleri'nin şeyhliğine inanmayan başka bir kimsenin şeye, başka bir kimseye intisap etti. Şeyh Efendi'nin sağlığında onun şeyhliğine inanmayan, ondan ders almayan, ona intisap etmeyen ve onu eleştiren bir kimseden gitti ders aldı. Arkadaşlar dediler ki filanca yerden ders almış. Elhamdülillah dedim ben.
Böyle baktılar. Dedim rahmetlinin arkasından çok konuştuydu, başına geldi dedim. Beraber oturup çok istişare ediyorlardı onlar çünkü. Gitti orayı da karıştırdı. Oradan da gitti. Oradan da gitti. Gitti mi birisi, o senden çıkmıştır. Onun senden nasibi bitmiştir. Bir daha geri dönecek diye bekleme, geri döndürmek için de uğraşma. Tecrübe. Dergahla alakalı. Başka bir şeyhe muhabbet beslediği için şeyhine ihanet etmiş olur mu? Bizim için olmaz. Ama tarikat kurallıdır, ihanet gibi görünüş. Ben hiç böyle bir hal ile bir kimsenin bu dergahın içerisinde durmasını istemem.
Bir insan sevdiği ve sevildiği yere yakışır. Birisini seviyorsun. Ona gidersin sen hiçbir sıkıntı yaşamazsın. Neden? O senin kafana tokmak dahi vursa seviyorsun ya sen onu. Tokmak sana böyle okşamak gibi gelir. Sevildiğin bir yere gidersin, seviliyorsun zaten. Altına halıyı kilimi sererler senin. Baş köşeye oturturlar. Seviliyorsun ya. İnsan bir sevdiği yere yakışır, bir de sevildiği yere yakışır. Geri kalan her yerde emanet durur. Emanet. Ve bu davranışından dolayı istenmeyen insan ve eski cemaatindeki ihvan kardeşlerinin o kişiye buğuz etmeye hakkı var mıdır? Yanlış şeyler bunlar. Cehalet. Yani bırakın kim hangi şeyhe intisap ediyorsa etsin.
Kim hangi şeyhe gidip ders alıyorsa alsın. Onu buğuz etmenin bir anlamı yok. Allah bizi affetsin. Mümin müminin kardeşi değil midir? Muhakkak. Bu ayrımcılık mı? E cehalet her yerde var. Allah bizi o cehaletten kurtulanlardan eylesin inşallah. O sizi sudan yarattı. O sizi kan pıhtısından yarattı. O sizi toprak çamurdan yarattı. Ayetleri insan onun yaradılışından bahsediyor. Ayetler arasında bulunan boğu açıklar mısınız? Önce su, sonra kan pıhtısını haline getirdi. Ondan sonra çamur haline getirdi ana rahminde. İnsanın yaradılışının safhaları. Diğer boyuttaki canlıların musallat oluşlarında nasıl kurtulabiliriz? Diğer boyut diye bir şey yok. Ehli tasavvufun 18 bin alem dediği, 18 bin alemle sınıflandırdığı 18 binden fazladır.
Ama 18 bin diyelim, biz eskilerin söylemiş olduğu sözü çiğnemeyelim. Onların sözlerine eksik nakıs görmeyelim. Allah bizi onlardan eylemesin. Boyut denmez. Ehli tasavvuf alem der. Alem içinde alem vardır. Alem içerisinde alem vardır. O yüzden diğer boyuttaki canlılardan kasıt cinni taifesidir. İnsanlara musallat olan bir tek cinni taifesidir. Cinni taifesinin içerisinde değişik cinni kavimleri vardır. Mesela Karabasan ayrı bir cinni kavimidir. Kafirleri vardır. Kafirlerin içerisinde değişik olanları var. Hristiyan olanları var. Yahudi olanları var. Kafirlerin içerisinde. Kafirlerin içerisinde hiç inanmayanlar var. Kafirlerin içerisinde şeytana tapanlar var.
Şeytanlaşmış olanlar var. Müminler var. Müminlerin içerisinde sufi olanlar var. Normal sufi olmayanlar var. Hepsi de ayrı bir hale. Bunların içerisinden insanlara musallat olanlar var mı? Evet. Bunlar ahir zamanda daha da fazlalaşacak. Bunlardan kurtulanlar ancak bir Mürşid-i Kamil'in dergahında, o Mürşid-i Kamil'in dergahının kendi adab, erkan hukukuna bağlı şekilde yaşayanlar bundan baya baya muhafaza olacaklar.
Böyle tam muhafaza olacaklar demek yanlış. Arada kapı açık. Allah muhafaza eylesin. Amin. Bunlardan nasıl kurtulacaklar? Abdestli dolaşın. Bu meselede bayanlar daha fazla cinnilerin musallatına duçar oluyorlar. Çünkü tesettürlerine riayet etmiyorlar. Abdestlerine riayet etmiyorlar. Temizlik yapacağız diye banyoda, tuvalette çok duruyorlar. Ekmek kırıntılarına, yemek kırıntılarına dikkat etmiyorlar. Yemeklerini mutfakta, orada burada açıkta bırakıyorlar. Ondan sonra gidiyorlar aynı yemekten yiyorlar. Cinniler o yemeğin nurunu yiyor, o yemekten yiyor. Bu sefer aynı kaptan yemek yemiş oluyorlar.
Erkek, kafir cinniler gidiyor. O tesettüre riayet etmeyen kadınları okşuyor. Onların saçlarıyla oynuyor, yüzleriyle oynuyor. Onlara vesvese veriyor. Kadınlar bu tesettürle alakalı meselelerde ne yazık ki İslam'ın kurallarına uymadıklarından dolayı bu tip musallatlara daha fazla açıklar. Musallat oluyor. Siz zannediyorsunuz ki tesettür sadece erkeklerle alakalı. Kadınların tesettürü cinni tayfesiyle de alakalı. Erkeklerin tesettürü de cinni tayfesiyle de alakalı. Erkeklerin normalde diz kapağıyla göbek deliğinin arasının örtülmesi bu sebeple şart. Kadınların da diz kapağıyla göbek deliğinin arasının kapatmaları bu yüzden şart.
Cinni tayfeleri deniz kenarlarında daha fazla, plajlarda daha fazla. İçki içilen, kumar oynanan, fuhuş yapılan yerlerde daha fazla. Kafir cinniler. O sokaklarda dolaşırlarken, o caddelerde dolaşırlarken, o çarşılarda dolaşırlarken muhakkak zikirle dolaşın. Hadis-i şerifi unutmayın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri siz diyor çarşı denilen yerlerden geçeceksiniz. Mecbur kalmadıkça oraları uğramayın. Eğer oradan geçmek zorunda kalırsanız, ne diyor? La ilahe illallah huvahduhu la şerike leh, lehul mülkü ve lehul hamdu ve hua la kulli şeyin kadir diyerekten geçiniz. Onun iksiri o. O yüzden Allah muhafaza eylesin. Bazen sürekli felak ve nas surelerini okuyorum.
Doğru yapıyorsunuz. Ama hala devam ediyor. Evet, edebilir. Ama siz devam edin inşallah. Yalnız kaldığımda sürekli beni takip ediyorlarmış gibi hissediyorum. Ürperiyorum bu durumdan nasıl kurtulabilirim? Allah'ın kurtarsını inşallah bu evet sıkıntılı. İnsan hep böyle arkasından takip edildiğini zanneder. Gece karanlıkta gidemez. Işığı açık yatar öyle kimseler. Kimseye güvenemezler, kimseye inanamazlar. Bir de aileden de gelir. Allah bizi affetsin inşallah. Şemsi Tebrizi Hazretleri'nin mektubunda Mevlana Celaletin Rumi Hazretleri bana öyle bir kelime yaz da daha önce hiç yazılmamış, duymamış olsun demiş. O da ya hamuş demiş.
Ya hamuşu anlatabilir misiniz? Hamuş suskun, suskun. Dervişliğin bir halidir. Dervişliktir. O ancak o hal tecelli ettiğinde anlaşılır. Bir kadın nisap miktarı malı varken kurban kesmesi gerektiğini bilmiyorsa öğrendiğinde, öğrendiğinde önceki yılların kurbanını kesmesi gerekir mi? Gerekir. Vacip çünkü. İbrahim Aleyhisselam Hazreti İsmail'i kurban edeceği sırada bir duraksadı, tereddüt etti. O anda Hazreti İsmail baba sözünü tut ve bıçağı vur dedi.
Ve İbrahim Aleyhisselam bıçağı vurdu. Burada kurbanın hakikati kurban edenin hakikatinden üstün mü gelmiştir? Her yolcu yoluna kurban mıdır? Yolcu ile kurban arasında hakikatta fark var mıdır? Kurban olmak hakikatta önce farzlara sımsıkı yapışmaktır.
Kurbandan kasıt birinci derecede Allah'a itaat etmektir. Kurbanın özü, hakikati itaattir birinci derecede. İkinci derecede sevmektir. Hatta biz bunu üç dereceye çıkaralım. Kurbanın hakikati birinci derecede farzlara itaat etmektir. Kurbanın hakikatinin ikinci derecesi bir içi, bir içi, nafilelerle yaklaşmaktır. Üçüncü derecede özü sevmektir. Aslında kurban sevmektir. Sevmektir. Her yolcu kurban mıdır? Evet, her yolcu yolunun kurbanıdır. Eğer o yolda durduğu ve o yolda yürüdüğü gittiği müddetçe her yolcu muhakkak ki o yola kurbandır.
Ama kurbanı İslam dünyası ne yazık ki sadece bir hayvanı Allah adına kesmek olarak algılıyor. Bir hayvanı Allah adına boğazlamak olarak algılıyor sadece. Bu işin ritüel kısmı yapılması gerekiyor mu? Evet, şart. Nefis ve isteklerini kurban edemeyenler, Allah yolunda kendilerini kurban edemeyenler, ne kadar hayvan keserlerse kessinler, o hayvanlar, o hayvanların kesilmesi onları Allah'a yaklaştıramayacaktır.
Kurban Allah'a yaklaşmadır. Kurban Allah'a yaklaşmaysa onun yolu birinci derecede farzlara riayet etmektir. Kurban Allah'a yaklaşmaksa onun ikinci derecede yaklaşma hali nafilelerle Allah'a yaklaşmaktır. Eğer kurban Allah'a yaklaşmaksa üçüncü adımı her şeyden, gözünün gördüğü görmedi, kulağının duyduğu duymadığı, kalbinin hissettiği hissetmediği, aklının bildiği bilmediği, bütün her şeyden fazla Allah'ı sevmektir.
Allah'ı sevmenin de kendi içerisinde üç kategorisi vardır. Onun birinci kategorisi Allah'ı sevdireni sevmekten geçer. Eğer Allah'ı sevdireni sevemezsen, sen Allah'ı sevenlerle beraber olamazsın ki, o da Allah sevgisinin ikinci kategorisidir. İkinci dairesidir. Muhakkak ki Allah'ı sevenlerle beraber olacaksın ki, sen Allah sevgisinde derinleşeceksin. Bu da üçüncü dairesidir iç olarak. O zaman farzların da bu noktada üç dairesi vardır. Birinci dairesi farz ibadetlerini yerine getirmektir. Farz ibadetlerini yerine getirmektir. İkinci dairesi günah keballerden uzak durmaktır. Üçüncü dairesi, o kimsenin artık o tövbeden, o günah keballerden uzak olup, bir çıt yukarı, takva dairesine doğru yol alıyor.
Ve ardından ne geliyor? Nafileler geliyor. Nafileler kısmında o kimsenin birinci dairesi, şüphelilerden uzak durmaktır. Şüphelilerden uzak durmak. Bu, o günah keballerden uzak durdu, onun içine şüphelilerden uzak durmak. Farz ibadetleri yerine getiriyordu. Öbür günün ikinci dairesine, nafilelerle, nafilelerle kendini süslemek.
Birinci dairede günah keballeri bırakıp, ne yapıyordu o kimse? Tövbe ediyordu. Nafilelerde artık o kimse ahlakını güzelleştiriyor. Güzel ahlak sahibi oluyor. O zaman nafilelerle yaklaşmanın ana teması, üç hali, güzel ahlak sahibi olmak. Bir çıt yukarı, nafilelerle iştigal etmek. Bir çıt genişi, şüphelileri terk etmek. Bu üç tane daire iç içe. Nafilelerle Allah'a yaklaşmanın hali. Onun üçüncüsü neydi? Allah'ı sevmek. Allah'ı sevmenin de üç hali var. Üç derecesi var, üç dairesi var. Sen muhakkak ki o merkeze gidişte o üç daireyi geçeceksin. Merkeze gidişte o üç hali yaşayacaksın. Allah'ı sevdireni seveceksin.
İkincisi, Allah'ı sevenleri sevip onlarla beraber olacaksın. Üçüncüsü, Allah sevgisini de artır, orada oturacaksın. Bunu bir, ben bazen bunu dörde çıkarırım. Araya Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine koyarım. Seyri sülükte bu çünkü dört haldir. O yüzden burayı da dört hale çıkarırım ben. Allah bizi affetsin. Ben derken böyle iyi anlaşılsın diye uğraşıyorum. Allah bizi muhafaza eylesin. Kurban bu manada Allah'a kurban olmaktır. O zaman İslam dünyası sadece bunun bir hayvanı kurban etmek, bir hayvanı kesmek olarak algılarsa ne yazık ki bunun manevi tarafını görememiş olur. Allah bizi affetsin. Kattafi zalim miydi?
Öyle öldürülmeyi hak etmiş miydi? Bu görüntüler dünyada yayınlanarak Müslümanlık neden kötü gösteriliyor? Hakkınızı helal edin. Bunlar tabi çok hoş görüntüler değil. Bunlara biraz da böyle bakış açısıyla alakalı şeyler. Nereden baktığımıza bağlı. Nereden baktığımıza ve nasıl baktığımıza bağlı. Yani evet bir veçeden bakarsan Batı dünyası bunu böyle icra ettirerekten diyor ki ben istediğimi istediğim anda haşa tabiri caizse aziz ederim. İstediğimi istediğim anda zelil ederim. Daha önce ben bunu alkışlıyordum. Arkasını da tutuyordum.
Şimdi benlik bir işi bitti. İşi bitince işte bunu böyle farenin deliğinde öldürüldüğü gibi öldürtürüm diyor. Acı bir şey. Hani kıyamette ahir zamanda öyle bir şey olur ki diyor. Müslümanlar kimin dua edeceklerini şaşırırlar. Kimi destekleyeceklerini şaşırırlar. Kimi destekleyeceğimizi şaşırırız. Kattafi'yi desteklesen kendi memleketine, kendi vatanına, kendi insanlarına zulmeden bir kimse. Desteklemesen öbür tarafta deccal var. Deccal kendi çocuğunu yedi. Deccal kendi yetiştirip, büyütüp, semirttiği çocuğunu kendisine yiyecek lazım olduğunda yedi. Hazreti Ömer Efendimiz diyor ya biz önceden cahiliye dönemizde helvadan putlar yapardık.
Karnımız acıktığında da yerdik diyor. Bunlar da helvadan put. Deccal helvadan putlar yapıyor. İslam ümmetinin başına bunları yerleştiriyor, oturtturuyor. Ondan sonra yiyecek lazım olduğunda, acıktığında yiyor. Kattafi de öyle, mübarek de öyle. Ve bunun arkasından aslında bunlar böyle o topluluğun içerisinde, o toplumun üzerinde öyle bir baskı unsuru oluyor. Onlar o topluluklar kendilerinin kurtuluşunun İslam'da olacağına iyice inanıyorlar. Biraz daha o kimseler devletlerin başında dursalar, oraya İslam gelecek. Onlar o İslam'ın gelmesini önlemek için kendi elleriyle, o Deccal kendi eliyle kendi çocuğunu yutuyor. Başka yeni bir çocuk koyuyor oraya.
Yeni bir çocuk da böyle flu bir işler yapıyor. Flu. Yani ne İslam ne İslam değil. Bakıyor insanlar ya bizdenmiş gibi görünüyor. Bakıyor ya bizden değil diyor. Bugün bizden yarın değil, bugün bizden yarın değil. Yarın bizden bugün değil. Flu. Ve ümmet bununla oyalanıyor. Bu genel, zahiri bir analiz. İşin perde arkası Allah'ın hakikatinde gizli o ayrı mesele. Biz orası bu sohbetin konusu değil. Ama İslam dünyasının üzerinde oynanan bu tip oyunlar var. Mısır'da Müslüman kardeşler kuvvetleniyor. Mısır'da Müslüman kardeşler kuvvetlenirken Hüsnü Mübareğe indiriyorlar.
Müslüman kardeşler yine de orada kalıyor. Oraya işte başka bir flu bir kimseyi koyuyorlar. Aynı şey Libya'da da var. Aynı şey Tunus'ta da var. Aynı şey Ürdün'de de olur. Aynı şey Suriye'de de olur. Suriye'de daha böyle Libya'daki gibi olursa baktılar ki ortalık karman çorman olacak. Daha yumuşak bir geçişi tercih ediyorlar orada şimdi.
Yani Libya gibi, Suriye Libya gibi olmaz. Suriye'de taşlar yerine oturmazsa ortalık karman çorman olur. Ortalığın karman çorman olmasını istemiyorlar o kadar. Yavaş yavaş olacak. Yani Suriye dediğimizde ortalık karman çorman. Zaten ahir zamanın savaşı orada. Herkes sıra İran'da derken, hatırlıyorsanız dedim ki İran'da değil. Suriye'de demiştim. Sıra Suriye'de. Yani bu Libya, Mısır, oradaki Tunus, Suriye'nin payandalarıydı. Yani ayak bastığı yerlerdi. Bitti. Suriye'nin şu anda bölgede sırtını dayacağı bir İran kaldı. İran'da mecbur Suriye'nin arkasında duruyor.
Çünkü Suriye'nin başına bir şey gelirse İran çıplak. Dayanan hiç olmayan bir yer kalacak. Pakistan kalmadı arkada. Afganistan kalmadı. Şu anda İran'ın arkasında Rusya ile Çin var. Onlar da bu tip bölgesel meselelerde uğraşmıyorlar fazla. Güç gösterisinde bulunmuyorlar. Bulunmayınca gözü kapalı. Yani işte kınamalarla geçiştiriyorlar. Çünkü para, dünya üzerindeki para, Rusya ve Çin'e diyor ki sen ihtiyacını alıyorsun. Bu tip meselelere çok karışma. Onlar da karışmıyorlar. Suriye'deki dengelerin bozulması, Lübyan'daki, Filistin'deki ve İran'daki dengelerin bozulması. Yani bu orada kalmaz.
Kuveyt'i de, Ürdün'ü de, Bahreyn'i de, Suudi Arabistan'ı da etkiler. Çünkü İran faktörü var. İran bütün Şii dünyasını ayağa kaldırır o zaman. Çünkü Suriye İran'ın önünde kalkan şu anda. Aslında meseleyi siz tabi dini açıdan bakarsınız. Ben devlet açısından bakıyorum. Dini açıdan bakılırsa Suriye'nin İran devleti tarafından hiç desteklenmemesi gerekir. Yönetim olarak. Neden? Yani Suriye yönetimin içindekilerin bütün unsurlarının hiçbirisi de İslam değil. Müslüman düşmanı. İslam düşmanı. Ama İran o İslam düşmanını desteklemek zorunda devlet açısından. Ve herkes şöyle düşünüyor. Yani İran daha dini düşünüyor diye düşünüyor. İran dini düşünmez.
İran'ın düşünce sistemi 5 bin yıllık, 6 bin yıllık devlet geleneği vardır. Devlet olarak düşünür. Din o devletin bir aracıdır. Aslı değildir. Osmanlı ile Safavi İmparatorluğun arasındaki fark odur. Osmanlı'da din aslidir. Devlet dine hizmet eder. İran'da ise din aslı değildir. Din devlete hizmet eder. Cumhuriyet döneminde de, Cumhuriyet'te, yani bugünkü mevcut bizim yaşadığımız sistemde din aslı değildir. Din devlete hizmet eder.
Devletin istediklerini yapar din Türkiye'de. Devlet dinin istediklerini yapmaz. Mevcut Türkiye'deki sistem ne? Bugünkü sistem ne? Suriye'deki bugünkü sistem ne? İran'daki bugünkü sistem ne? Dünya üzerindeki sistemlerin arasında fazla bir fark yok. İsraillerde öyle değildir. Yahudilerde Yahudi devleti dine hizmet eder. Dünya üzerinde şeriatla idare edilen tek devlet vardır. O da İsrail'dir. İsrail direk şeriat devletidir. Şeriatı da kendilerince Musevi şeriatıdır. Dünya üzerinde başka şeriat devleti yoktur.
Ve dünya üzerindeki bütün devletler dini araç olarak kullanırlar. Amaç değildir. Asli değildir. O yüzden aldanmayın. Bu Suudi Arabistan da dahil buna. Buna Pakistan, Afganistan, Bangladeş, Endonezya bütün her taraf dahil. Hiçbir devlet kuruluşu dine hizmet noktasında değildir. Bir tek Osmanlı'da olmuştur son dönem. Osmanlı dine hizmet noktasında tutmuştur kendisini. Bir tek son dönem. Ondan sonra zaten dünya üzerinde bir din devleti hiç kalmamıştır. Sonra ilk din devleti İsrailler tarafından kurulmuştur. Enteresan bir şeydir. Dünya üzerinde ilk din devletinin kurulduğu, Kur'an kavim de İsrailler'dir.
İsrailler o kadim geleneği yine yerine getirdiler. Yine ikinci sefer kadim, o kadimliğini devam ettirdiler. Bir din devleti kurdular ve azıyorlar şu anda. Ve Cenab-ı Hak güçlü ordularını onların üzerine hakim kılacak. Onları yine yerle yeksan edecek. İbret alem için. O yüzden, evet, İslam dünyasının üzerindeki büyük çoğunluğunun devletleri ve devlet başkanları zalimdir.
Zalim. Kendi vatandaşını istediği gibi Hunlarca katleden, istediği gibi öldüren sistemler var. Yani Suriye'nin bu şimdiki yaptığı çok az. Ama Hunus katliamları var. Sizin yaşlarınız ufak. Hatırlamazsınız. Bildiğiniz iki tane büyük şehri, ben her ikisine de gittim. Bütün obüsleri, bütün top, obüslediğim topları, tankları, hepsinde şehrin etrafını, bütün şehrin etrafını, obüsler de çeviriyorlar iki şehri de. Bunu Suriye Diyanet İşleri Başkanı Ölen Rahmetli Keftari'den dinledim. Keftari'nin evinde, yemekte dinledim. Ve Husisi sordum bunu.
Tabii o, oradaki Müslüman kardeşleri de biraz suçlu görüyordu bu meselede. Onu da söyledi bana. O da görüşmeler için gitmiş, yalvarmış, yakarmış. Öldürecek hepiniz de demiş. Yapmayın. Ve öldürmüş. Bildiğiniz şehirlerin etrafına, obüsleri, tankları, bütün hepsini de sarmış. Askerler de sarmışlar. Çıkış yok. Başlamışlar bombalama. Önce elektrikleri kesmişler. Sonra sularını kesmişler. Şehrin suyunu kesiyor. Şehrin elektriğini kesiyor. Ondan sonra şehrin suyunu kesiyor. Düşünebiliyor musunuz zulmü? Yani o şehirde masumlar var, açlar var, çocuklar var, yetimler var, hamileler var, hastalar var, hastanede yatanlar var. Ya bir şehri düşünün.
Yok. Süfyan kafası. Süfyan kafası. Ve komple bombalanıyor şehir. Günlerce. Siz bakmayın öyle batının, yok insan haklarıymış, yok Birleşmiş Milletler'miş, yok Inesko'muş, Düneşko'muş, laf onların hepsi de. Ölen Müslümansa pahası yoktur. Ölen Müslümansa pahası yoktur. Hani batı o kadar çok insan hakları vardı, 28 Şubat'ta ne müdahale etmedi, ne bir şey söylemediler Türkiye'den. Daha Türkiye'de 28 Şubat'ın kapısı aralanmıyor. 28 Şubat'ın kapısı aralanamıyor daha. Kapısı aralansa herkes hayatta, herkes yaşıyor daha.
Neler dökülür neler. Neler dökülür, neler yaşanır, neler söylenir. Bilmiyorlar mıydı? Biliyorlardı. Ama dünya üzerinde herkese dokunursunuz, İsrail ve Yahudi destekli bir hadise varsa, bir yerde ona dokunamazsınız. Türkiye'deki 28 Şubat darbesi de, İsrail patentli darbedir.
İsrail patentli darbe olduğundan, hiç kimse konuşamaz onun üzerinde. Hiç kimse araştırma yapamaz daha. Hiç kimse. Mesela bütün, hem jandarma istihbaratının, hem polis istihbaratının, hem emniyet istihbaratının, çıkıp açıklaması yapması lazım. Mossad'la beraber ne kadar sorgulama yaptılar? Kimleri sorguladılar? Açıklayabilirler mi? İmza atmışlar. Mossad'la anlaşmışlar. Terörle mücadelede, Mossad ajanları Türkiye'de sorguya giriyorlardı. Bir devlet bunu böyle yapabilir mi? Bunu nasıl açıklayacaklar? Açıklayamazlar ki. Nasıl söyleyecekler?
Söyleyemezler ki. Ve o sorgulanların elinde bir delili yok. Elinde bir delil yok. Kağıdı, kuyudu yok. Sen sabahleyen kalkıyorsun, evinden çıkıyorsun, kapının önünden alıp götürüyor seni. Bitti. Kapının önünden alıp götürüyor seni. Sen kapının önünde duranın, dilenci bir adam zannediyorsun. Veya dilenci bir kadın zannediyorsun. Kapının önünde duruyor. Arabanın başında duruyor. Dilenci bir adam zannediyorsun. Bir abakönü, bir asası var. Böyle yan gelmiş. Yaşadığım şeyleri anlatıyorum size. Alıp götürüyor seni. Bir gün, iki gün. Ne kaydın var, ne kuyudun var.
Hiçbir şeyin yok. Başlıyorsun şarkı söylemeye. Bilsen uzaklarda kimler ağlıyor diye. Benim Bilsen uzaklarda kimler ağlıyor diye söylediğim türkü, şarkı, herkes zannediyor ki. Birisine söylüyorum. 28 Şubattan kalma bana. Arabanın içine aldıkları zaman başlıyordum ben onu söylemeye. Gidemiyorsun ya, ahireti istiyorsun.
Ölmeyi istiyorsun. O zul yetiyor sana. Mahşeri istiyorsun. Onların yakasından tutmak için. Yapabileceğim başka bir şey yok ki. Götürüyorlar, senin önüne koyuyorlar bir de. İnsan kendi arkadaşına, kendi dostuna düşman olur. Nerede ne ders yapmışsın, kim ne söylemiş. O söyleyenler o yüzden burada değiller. Şimdi bu lafımın altında nasıl kalacaklardı? Kalamazlardı. Buraya gelip oturabilirler mi şimdi? Oturamazlar. Öyle demiştim birisine. Dedim nasıl yüzüme bakacaksınız? Hadi bu dünyada bakacaksınız, mahşerde nasıl bakacaksınız? Derim ya satar.
İnsanoğlu çiğ süt emmiştir. O yüzden bir şey, dünya üzerinde İsrail standartlıysa, Mossad tabanlıysa sorgulanmaz. Hiçbir katliam, hiçbir cinayet, hiçbir sorgu. İlk defa Türkiye bir şey sorguladı. Dedi ki bu öldürenlerin hesabını vereceksin, farkında mısınız? Türkiye'de terör patlaması yaşandı. Dedi ki bu gemide öldürenlerin hesabını vereceksiniz, dedi Türkiye'de terör patladı.
Daha terör patlayacak, Türkiye hala daha İsrail'e kota koyarsa terör patlayacak da. Bunu sakın bitecek zannetmeyin. O kadar çok Mossad ajanı var ki memleketin içerisinde. O kadar çok Mossad ajanı var ki esnaf zannediyorsunuz, kuyumcu zannediyorsunuz. O kadar çok Mossad ajanı var ki kumaşçı zannediyorsunuz. O kadar çok Mossad ajanı var ki fabrikası var zannediyorsunuz. Adamın fabrikası var, kuyumcu adam. Veyahut da esnaf veya memur bir yerde veya bürokrat. Evet, Mossad ajanı. Bilerek ve bilmeyerek. Evet.
O Lyons kulüpleri, o Rotaryan kulüpleri hepsi de ajan onların. Bakın ben bangır bangır bağırıyorum. Benim sohbetlerimle hepsi de internette var. Ben bunları saklamıyorum hiç. Ve bunlar dinleniyor. Benim Allah'tan korkum var, başka kimseden korkum yok. Geliyorlar dükkanın önünden geçerken, hocam bir şey soracaktık, buyur sor.
Sohbette böyle böyle dedin. Dedin. Dedim. Ha dedim ne yapacaksın? Al götür. Gele götür. Gele diyeceğim. Türkiye'deki şeyhler beni sevmez, içlerinde Mossad ajanı var. Şeyhler toplantısı oluyordu, adamlar onu satmışlar. Benim orada konuştuğumu satmış adam, benim oradaki teklifimi satmış. Satmış, işe güveneceğim. Arkalarında müritler var bunların. Teklifim şuydu, şeyhlerin toplantısında. Dedim ki, efendiler, rabıta edelim, huzur edelim.
Hz. Resulullah'a sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine münacat edelim. Şu ümmeti Muhammed'in kurtuluşu için her seher vakti bir virt tayin edelim. Bu virt'ü de Hz. Resulullah'tan soralım. Ve bütün rida'na bunu mecbur kılalım. Ve her seher vakti aşıkların vakti dedim. Kalkalım dua edelim. Ümmeti Muhammed'in kurtuluşu için. Gelin dedim buna virt tayin edelim. Huzur edelim dedim. Her kim görüyorsa burada dedim. Hz. Resulullah'a yalan da söylese bir at edeceğim ona dedim. Buydu söyledi. Yetiştirmiş, satmış bun adam. Bu ümmetçi, bu ümmeti Muhammed'i böyle yapacak bütün insanları bir çat altında toplayacak liderliğe oynuyor. Bunu satmış adam.
Kim bilir hangisi sattıysa sattı. Ben bu teklifi verdim, on gün sonra götürüldüm. Hiç kimseye söyleyemedim arkadaşlar. Bir şeyi anlatamamak var ya, bir şeyi konuşamamak var ya, bir şeyi söyleyememek var ya, satılırsın. O yüzden etrafınızdaki bir kimse, bakarsınız siz.
Gerçekten. Ben baktım adam simit satıyordu, oradaydı beni sorgulayanların arasında. Bazı arkadaşların yanında gördüm, insanları gördüm orada sorgulayanların yanında. Ben onda dahi hikmet aradım. Dedim ki ya elhamdülillah, Allah dedim beni kimlerin sattığını gösterttiriyor dedim. Teker, teker, teker, … Kimden bahsediyorlarsa, aa o kim ben şimdi? Ya nasıl tanımasın filanca işte orada ders yapıyordunuz ya, işte üçüncü katta filanca değil mi? He o satmış, tamam. O yüzden Allah bizi muhafaza eylesin. Mesele İslam dünyasından açıldı, acı şey. Acı şeyler.
Ama İslam dünyasında da, biraz da iğneyi kendimize batıralım. Biz yiğitçe duramıyoruz bir şeyin arkasında. Çabuk bozuluyoruz biz. Çabuk bozuluyoruz. Paraya bozuluyoruz, dedikoduya bozuluyoruz, gıybete bozuluyoruz. Çıkın şimdi benim hakkımda bir laf söyleyeyim, binlerce laf duyarsınız. Binlerce laf duyarsınız. Binlerce laf. Ben gelirim burada, birinizden istediysem para nefsime söyleyin derim, hiç kimse elini kaldırmaz. O böyle, bende şey olduğu andır artık böyle, zirveye çıkar bende o. Yani onun da bir anlamı yoktur, değişmez bir şey. Gıybete, dedikoduya satılırız. Satılırız.
Lafa küfe satılırız. Dayanamayız biz. Çileye ram olamayız, sıkıntıya ram olamayız. Probleme ram olamayız. Evsiz, yurtsuz, eşsiz, çocuksuz, işsiz kalmaya ram olamayız. Hep hesap ederiz, düşünürüz. İşimiz bozulur, aşımız bozulur, çocuğumuz bozulur. Hatun gider elimizden, mal gider, mülk gider, rahat gider. Satılırız, Allah bizi affetsin. O yüzden İslam dünyası, ama biz de bu dünyanın içindeyiz, iyi olması için mücadele edeceğiz. Başka çaremiz yok. Ve inancınızda sabit durun. İnancınıza sımsıkı yapışın. Dostluğunuza, arkadaşlığınıza, kardeşliğinize sımsıkı yapışın. Ben hep şunu düşünmüşümdür. Kendime. Yani Adnan Hoca bana sırtını dayayabilmeli. Ben Adnan Hoca'ya hiç ihanet etmemeli.
Ben kendime onu şart koştum hep. Dedim ki Mustafa Özbağ, sen asla ve asla arkadaşlarına ihanet etme. Asla yol arkadaşlarını satma. Asla yol arkadaşlarını sırtından vurma. Asla yol arkadaşlarına çelme takma. Asla yol arkadaşlarını sen 3'e, 5'e, paraya, pula, ona buna bozulma. Bozulmayın. Bir şeyhe intisap etmek basit bir iştir. Herkes gider bir şeyhe intisap eder. Herkes. Ve şeyhler kendilerine intisap edilmesi için hazır bekliyorlar zaten. Kim gelirse gelsin. Burası önemli değil. Orada sabit durmak zordur. Orada satmadan durmak zordur.
Orada yıkılmadan durmak zordur. Yıkılmadan durmak zordur. Orada yıkılmadan mücadele etmek zordur. Zordur. Orada dedikode etmeden, gıybet etmeden, iftira etmeden, menzile doğru yürümek zordur. Kardeşler hayat bir gün değil. Hayat bir gün değil. 25 yıldır bu dergahın içindeyiz biz elhamdülillah. Allah son nefesimizi de burada alsın inşallah. Hayat mücadeleden ibaret. Kaddafi'den söz açıldı. Onları önemsemiyorum, hiç bakmıyorum bile. Hiç bakmıyorum. Herkes kaderini yaşayacak.
Biz de kaderimizi yaşayacağız. Gazze'ye giden Türk gemileri için ve Müslümanlar için dua isteyecektim sizden. Çünkü İsrail Devleti operasyon yapacakmış. İsrail Devleti her yerde operasyon yapıyor. Sır nedir? Merhaleleri var mıdır? Eğitime tabi tutulur mu? Duvarın arkası. Ayette Resul'e itaat ve sevgi. Bana itaat ve sevgi buyuruyor. Tasavvuk'ta bu sevgi ve itaat silsilesi ne şekilde olmalı? Buna bağlı olarak. Bu muhteşem ya. Sevmek suç mu? Neden sevenler ayırırlar ki? Allah Allah! Hiç kimse sevenler ayırmaz. Onlar laftır. Sevmeye yürek yetiştiremeyenler. Sevmeye güç yetiştiremeyenler.
Sevmeyi kıvramayanlar derler ki bizi ayırdılar. Laf! Seven için ayrılık mı var? Neden ayırırlar dediğinde Hazreti Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini yalancı tutuyorsun. Kendine dikkat et bu soruyu sonra. Hadis-i şerifte Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki seven sevdiği iledir. Kim kime ayırıyormuş? Hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hayırlı işte acele ediniz. Sonu şer olabilir. Şer işinde de acele etmeyenin sonu hayır olabilir. Bu hadise göre neyin hayır, neyin şer olduğunu nereden bilelim ki acele edelim veya bekleyelim. Namaz kılmakta acele et. Zikretmekte acele et.
Tövbe etmekte acele et. Cömertlik etmekte acele et. Oruç tutmakta acele et. Zikre gelmekte acele et. Farzları yerine getirmekte acele et. Haramlardan uzaklaşmakta acele et. Hazreti Ali Efendimiz bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum buyuruyor. Buradaki kırk yıldan maksat nedir? Bu söze bağlı olarak bize Kur'an ve sünneti öğreten ve sevdiren bu yolu ve sizi sevdiren bizi bataklıktan çıkmamıza vesile olan birinin hakkını nasıl öderiz? Böyle birisini sevmek ya da burada gerisini okuyamadım. Muhakkak ki bir harf öğretene vefa borcumuz vardır. Muhakkak.
Muhakkak ki elimizden tutana vefa borcumuz vardır. Muhakkak ki bizim bataklıktan kurtulmamıza vesile olana vefa borcumuz vardır. Muhakkak. Bu vefa borcunun karşılığı yoktur. Bunun karşılığı yoktur. Nankörlerden olmayalım. Kur'an-ı Kerim'in ve Kur'an'ın yazılı levhaların olduğu bir adada yatılır mı? Odada yatılır mı? Ayak uzatılır mı? Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri uymamış. Bu ne kadar doğru. Kur'an'ların kapları var genelde. Kur'an'ları kapların içerisinde tutar. Bizim kültürümüz odur. Orada yatılmasında bir sıkıntı olmaz.
Allah'ın sevmedikleri arasında çok soru sormak geçiyor. Bu öğrenme noktası. Dışında bir kasıt mı? Evet. Utandırmak için soranları Allah sevmez. Kardeşlerimizin arasında takdir ettiğimiz kişiler oluyor. Görevliler. Görevler gereği. Sık bir araya geliyoruz. Onlardan öğrendiklerimiz de oluyor. Ama bazen vartaya düşecekmişiz gibi hissediyorum. Bu vesvese midir? Muhakkak ki. Bakın tasavvur. Birinci derecede üstadın üzerine kuruludur. İkinci derecede üstada yakın olan derviş abilerin görevli kardeşlerin üzerine kuruludur. Bazen mürid burada ikinci derecedeki kimselerin üzerinde kalaraktan vartaya düşebilir. Burada ikinci derecede olan kimseleri bir abi, bir kardeş, bir büyük gibi görüp sevgisini üstada rahmetmesi gerekir.
Eğer sevgisini üstada rahmetmezse vart olur. Muhakkak ki insan insan ikinci derecedeki o abilere, o kardeşlere muhabbet besler. Sevgisi üstada olması gerekir. Ve bu noktada eğer orada kalırsa o mürid için vart olur. Bu noktada halife dahi olsa o sevilen kimse yine mürid vartaya düşer. Mürid yine vartaya düşer.
O yüzden yolun adabını, edebini öğreten kimselerdir abilerimiz. Yolun erkanını, yolun yordamını öğreten kimselerdir abilerimiz. Biz onlardan yolun adabını, erkanını, gidişatını onlardan öğreniriz. Evet. Ama muhabbetimiz ve sevgimiz üstadımızadır. Eğer muhabbet, sevgi, üstad olmazsa mürid için vartadır o.
Hani Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri vefat edince bir kısım Müslümanlar dinden döndüler. Hz. Ebu Bekir Efendimiz hemen olaya müdahale etti. Dedi ki biz ölmeyen, dili olan Allah'a iman ettik. Ölmeyen, dili olan Allah'a iman ettik. Eğer kim dedi Resulullah'ı ilah olarak tanıdıysa o kafirdir.
O zaman ölmeyen, dili olan Allah'tır. Kim başka birisini ölmeyen, dili olarak ilah tanırsa o kafirdir. Yolun mürtede olur bir kimse. Üstad sevilecekken, muhabbet edilecekken, başka bir kimseyi üstad gibi sever, muhabbet ederse. O ağabeyimizdir bizim. Hüseyin ağabeyimizdir bizim. Hüseyin üstad değildir. Adnan ağabeyimizdir bizim. Adnan üstad değildir. Bunu böyle en yakınımdan örnek veriyorum ki, herkes dersini alsın. Müridin muhabbeti, sevgisi direkt üstadadır. Geri kalan ağabeyler hepsi de üstadın namına iş yaparlar. Üstadın namına iş yapanları bir kimse üstadmış gibi davranır görürse o kördür, cahildir.
Çocuktur. Çocuk önce süt emdiği, memeyi sever. Önce sütü sever. Sonra memeyi sever. Sonra memenin sahibi anneyi sever. Ondan sonra annenin sahibi babayı sever. Dark ulan bu anne burada dimdik duruyorsa arkasında baba varmış. Ondan sonra babadan sonra Allah'ı sever. Bak babadan sonra Allah'ı sever. O yüzden itaatte de Allah'tan sonra baba gelir. Bakın önce Allah'a itaattır, ondan sonra babaya itaattır aile içerisinde. Bu aynı şekilde dergahta da aynıdır. Dergahta da bir çocuk aynen bir derviş çocuk hükmündedir, böyle gider. Ama dergahta da sevilecek olan önce Allah'tan sonra üstaddır. İtaat Allah'tan sonra üstaddadır dergahta.
Dervişler çocuk gibidir. Önce kim ona süt verdi? Önce sütü sever, onu ağabeyi sever. Ondan sonra işte onun memesini sever. Ondan sonra o kimseyi sever. Bakar ki onun arkasında üstad varmış, sonra üstadı sever. Normaldir o silsile. Ben bunu hoş görürüm mü? Üzmeyin siz kendinizi. Burası da bir imtihan yoludur çünkü. İmtihan kapısıdır burası da. Kimi mürid orada kalacaktır, orada kalır. Yolda kalır o, o ağabey de kalır. Yarın öbür gün ağabey gider, o da gider. Ağabey batar, o da batar. Yarın öbür gün ağabeyden bir ters görür. Haydi bocalar, ağabeyye düşman olur o. Şimdi Hüseyin'i en fazla kim seviyor? İlk kimse seviyor. Hüseyin ona bir ters yapsa o adam Hüseyin'in bir numaralı düşmanı olur.
Hüseyin ona yedirir, içirir, getirir, götürür, besler, derviş olsun diye uğraşır. O da kimseyi Hüseyin'e karşı böyle muhabbet besler. Hüseyin bir an gelir, buraya kadardır dedi mi Hüseyin bir numaralı düşmanı olur. İkisinde de hata o. Hüseyin ona üstadı transformasyon edecekti, o kimse de üstadı görecekti. Bu yolun var taları bunlar. Yaşanacak bunlar, bunları hoş görün. Bunları hoş görün. Bunlar yolda görülecek olan şeyler. Sevmeyi bilmiyorum ama sevmek istiyorum. Bilmediği şeyi nasıl ister ki insan? Biliyordur da yaşamamıştır.
Sevmekle alakalı bir şeyin var olduğunu biliyordur yalnız. Adını biliyor ya. İnsan sevilmiştir muhakkak. Sevildiği için sevmeyi de tatmıştır. Sevilir insan. Annesi sever, babası sever. Sever, arkadaşı sever, sevgilisi sever. Asıl insanın hoşuna giden sevilmektir hep. Nefse tatlı gelir o. O yüzden aslında sevmeyi isteyenlerin arkasında gizli bir şirk vardır. Sevilmeyi istiyorlardır biraz. Bu gizli şirkten kurtulurlarsa sevmenin tadını çıkarırlar o zaman. Ama öbür türlü sevmenin arkasında sevilme hissi, sevilme ihtiyacı, sevmenin arkasında sevilme duygusu var olduğu müddetçe orada şirk vardır.
Bu işin şirki vardır. Eğer sevme duygusunun arkasında hesapsızlık var ise o şirkiyi alt edecek olan hesapsızlıktır. Çok acı, çok keskindir. Sevilmesen dahi seveceksin. Hatta sevilmeyeceğini bile bile seveceksin. Burası böyle çok keskin sirke gibi durur, keskin ilaç gibi durur. İçsel olarak kendimi bir türlü geliştiremediğimi düşünüyorum. Bu o kimsenin sevmekle fütursuz davranmasıyla alakalı. Her sevilen şeyin sevilme yolu vardır. Bir anneye sevilme yolu vardır. Bir kimse annesini nasıl sevmeye başlarsa anne gibi o yol açılır ona.
Yolumuzda mücahede edenlere yollarımızı açarız. Ayet-i Kerime. O zaman bu Ayet-i Kerime'den baktığımızda Ayet-i Kerime tecelli etmemiş. Nasıl olduğunu bilmiyorum demeyeceksin. Nasıl yapacağımı bilmiyorum da demeyeceksin. Bu işin öğretmeni Allah. Sevmenin ve sevilmenin ve sevginin ve aşıklığın mürebbisi Allah. Sen o yolda yürürsen Allah sana öğretir. Merak etme. Siz Allah'tan hakkıyla korkarsanız Allah sizin bilmediklerinizi öğretir. Siz severseniz o sevgiyle alakalı Allah bilmediklerinizi sizin öğretir. Allah'ın mürebbi öğretici sıfatında o kadar çok var ki bir yerden sana öğretir onu. Bir yerden senin kulağına üfletir. Bir yerden senin kalbine ilham eder.
Bir yerden senin kalbine akıtır o. Sen yeter ki sev. Bilmiyorum demek. Ya ben bunda içselleşemiyorum. Bununla derinleşemiyorum demek. Bu işin mavrası. Edebiyatı. Sen kalk namazını kıl. Sen kalk haramdan uzak dur. Bak yol açılır sana. Sen sevdiğinle olmaya bak. Yol açılır sana. Sen sevdiğinin peşine düş. Yol açılır sana. Ben hiç unutmam. Ben üstadımla karşı karşıya geldiğimin günü. Geldiğimin gecesi. Yani o gece biz karşı karşıya geldik. O gece. Zahire. Tire'de Alixan'ın evinde. Bahçesinde onun.
Onun bir hanayı vardı. Hanay'ın altında oluyor. Biz karşı karşıya geldik. Tanıştık. Görüştük. Oturduk. Sohbet ettik. Zikrullah ettik. Kaldım ben. Bana dedi. Mustafa Efendi. Seni misafir etsinler oğlum dedi. Peki efendim dedim ben. Eve meve haber vermeni gerek var mı dedi. Hiç ki yok dedim ben. Merak etmezler mi seni dedi. Berduş adamım ben dedim. Nasıl yani dedi. Ben günler olur eve gitmem dedim. Bankta yatarım. Parkta yatarım dedim. Oğlum kimse arayıp sormaz mı seni de. Kimse arayıp sormaz mı beni dedim. Salih Efendi dedi. Hiç unutmuyorum. Seyitlerdenmiş o zat. Babası da Nakşibendi şeyhiymiş.
Babası o koskoca oğlanın çoluk çocuğu var adamın. Onu almış elinden tutmuş. Şeyh Efendi'ye gelmiş. Abdullah Efendi demiş. Şuna ders ver demiş. Hatırım için. Salih Efendi dedi. Buyurun efendim dedi o. Mustafa Efendi'yi misafir et dedi. Benmişim gibi misafir edeceksin dedi. Biz alışkın değiliz. Adam iki pençe duruyor kapının önünde. Yalvarıyorum diyorum. Yapma babalık yap etme. Ben daha argo kuvvetli o zaman. Yok. Adam aynen böyle eski böyle diyorum ya. Ben Osmanlı'dan kalma film izliyorum sanki. Adam da sakal. Adam böyle duruyor şeyde kapıda. Eve gittik. Adam işte yemek getiriyor. Sofra getiriyor. Allah'ım öleceğim.
Ben biteceğim. Yok. Adam uyumuyor. Öyle hizmet. Utandım utandımdan yerin dibine girdim. Hacı baba yat olmuyor. Hacı abi yat olmuyor. Amca yat olmuyor. Yok. Öyle hizmet ediyor adam. Neyse dedim ki gece ben. Şeyh Efendi dedim. Sabah namazını nerede kılıyor dedim ben. Ben Tire'de meslek lisesini okudum ya. Filanca camide kılacaklar dedi. Tamam dedim ben. Ben biliyorum camiyi çünkü. Ben kalktım yavaşça. Ben kalkacağım. Kaçacağım gideceğim elden. Adam kapının önünde. Eyvah dedim ya. Hiç uyumamış bu adam demek ki dedim. Gözleri kayık ama biraz adamın. Uyumamış yani. Neyse abdest aldım ben. Havlu tutuyor adam.
Babam yaşında. Sağsa kulakları çınlasın. Babasının bende emeği var. Allah rahmet eylesin. Şefaatü üstümüze olsun. Neyse kalktım ben. Ondan beraber gittik. Sabah namazını kıldık camide. Şeyh Efendi. Garaj yolunda yürüyor. Ben nereye gideceklerini bilmiyorum. Ben de arkalarından gidiyorum. Döndü bana. Mustafa Efendi dedi. Buyurun efendim dedim ben. Oğlum bizim küçük oğlan dedi. Asker Manisa'da dedi. Biz oraya gideceğiz ona ziyarete dedi. Efendim müsaade ederseniz ben de geleyim sizinle dedim. Estağfurullah oğlum dedi. Bizde bayındırlılık var ya. Biraz da efelik de var ya damarımızda. Ağırlık olmam efendim dedi.
Döndü. Sen bize ağırlık olmazsın hiç oğlum dedi bana. Neyse biz o önden gidiyor. Biz arkadan gidiyorum ben yine. Tam garaja girdiler. Yani bunları böyle yaptım diye söylemiyorum. Örnek olsun. Ders olsun diye. Ben koşturdum. Hani tabi TR'de okudum. Meslek Lisesi'nde okudum. Garajım aracı her şeyi biliyorum. Gittim işte bilet satılan yere. Yani hikmeti daha işte Allah denk getirecek. Hiç unutmuyorum. Kendiliğimden altı tanem, yedi tanemle bilet aldım. İzmir bileti. Kaç kişi gideceğini de bilmiyorum. Neyse aldım ben biletleri şimdi. Bekliyorum onlar. Onlar geldiler. Bizim önceden bayındırdığı adet. Yani adam otobüse binerken onun biletini aldığında veriyorsun eline.
Yani otobüste ona bilet sorduklarında o bilet kimdeydi falan ya işte o göstermiyor. Utanmasın hiç kimse hemen onlar ellerine veriyor. Ben baktım şimdi işte Şeyh Efendi'ninkini verdim. Ulan kim gider şu gider bu gider ben verdim. Tam isabet etmişim. Cenab-ı Hak isabet ettirmiş. Trenin zakiri hiç unutmuyorum. Abdurrahman abi gelmiş bana işte ilk defa. İkinci sefer görüşüyoruz. Bana para verecek yani şey biletin parası. Ben almıyorum şimdi. Bir daha yüklendi. Ben gene sustum. Bir daha yüklenince benim ters döndü. Bilmem neyinde bilmem ne mi vardı dedim. Senle gidip almadın. Ben senin yanında çalışan eleman mıyım dedim. Ne yani dedim ben.
Hani senin ne özelliğin var gibisinden. Kaldı. Şeyh Efendi baktı. Biz orada laflaşıyoruz. Ne oluyor dedi. İşte efendim ben bilet parasını verecektim de. İşte hani almıyor gibisinden. Abdurrahman dokunma sen onları. Benim ilk dokunulmazlığımın başladı ya. Bir daha kimse dokunmadı zaten. Millet öğrendi. Biraz dilim de sivri ya benim. Allah bizi affetsin. Velhasıl biz o günü bütün bütün şeyhefendiyle beraber geçirdik. Yolda tabii biz daha yeni çömeziz ya. Ben en arkaya tekli koltuğa attım kendimi. Herkes oturdu. Kendi kendime düşünüyorum. Mustafa Özbağ sen kimsin ki diyorum. Bu mübareğin yanında oturacak. Yani oturuyorlar. Onunla sohbet ediyorlar. Konuşuyorlar.
Dervişli koğuş bir şey. İnsanın içi istiyor. İçi kaynıyor. Yanındakine böyle hiç unutmuyorum. Gördüm böyle. Vurdu. Yaptı böyle ona. Demiş. Mustafa Efendi'ye söyle o gelsin buraya. Yanındaki kalktı geldi. Baba seni çağırıyor dedi. Benim dedim ben. Evet dedi. Ben neyse gittim yanına oturdum. Şeyh Efendi cam dibine oturmaz hiç. Koridor oturur. O koridorda tabii. Normalde ben geçtim cam dibine. Oturduk. Vurdu dizime. Anlat Mustafa Efendi dedi. Ben başladım anlatmaya. Kaç tane meyhane batırdım. Nereden geldim?
Nereden gittim? Allah rahmet eylesin. Ağzı açık. Yapıyor. Hani bunları da mı yaşadım? İzmir'e gidinceye kadar konuştuk biz. Ondan sonra İzmir'de indik. Manisa'ya giderken konuştuk. Manisa'da indik. Dönüşte bir daha konuştuk. İndik İzmir'de bir daha Tire arabasına mindik. Tire'ye kadar bir daha konuştuk. Tire'de gece sohbet var. Sohbetteyiz. Ertesi gün pazartesi hiç unutmuyorum. Sabahleyin erkenden dedi. Sen git işine. Bana git demese ben kalacağım. Ben hiç uyku muyku yok. Ben git direkt orman işletmesinde çalışıyorum o zaman. Geldim iş yerine. Mecnun gibiyim. Leyla gibi değil. Bir kimse sevdiyse, sevdiyse, yolun içindeyse ve seviyorsa ona yol açılır.
Laf onlar. Laf, laf. İşte ulaşamıyoruz. Laf. Laf, laf. Benim şeyhime ulaşmamda birisi engel olacak. Laf, laf, laf. O engel olmayan, engel olmayan kalkan, bilerek veya bilmeyen, yanar, yanar.
Ezilir paçavrası çıkar onun. Atılır ortalıkta sümük mendili bile olmaz. Aşığın önünde birisi duracak ha. Aşığın önünde birisi duracak. Cehennem olur ona hayat. Aşığın önünde duracak olan bir kimsenin hayatı cehennem olur cehennem. Eğer o kimse aşık ise, Eğer o kimse seviyorsa, Eğer o kimse seviyorsa, Bu neyi seviyorsa sevsin hem.
Bakın neyi seviyorsa sevsin. Bir kimse hedefine bir şeyi koyduysa ona ulaşır Allah'ın izniyle. Ona ulaşır. İster zulmani olsun, ister ruhani olsun. İster nefsinin hedeflediği olsun, ister kalbinin hedeflediği olsun. Ulaşır ona. Ulaşır. Neymiş işte, bakın zulmani neymiş fuarda işte, Kübana'da Ferdi Özben çıkıyor, Palette Ferdi Özben çıkıyor. Sen oraya gidemezmişsin. Giderim. Ne sen bunu yapamazmışsın? Yaparım.
Allah'ın izniyle mücadele ederim. Sen bunu alamazmışsın. Alırım, söke söke alırım. Adamın ağzı dişini söker gibi söker alırım. Alırım. Alırım. Ben eğleneceğim zaman alamazsın dediler bana. Bayındır ayağa kalkar ben yine alırım dedim. Alırım. Alırım. Böyle bir şey yok. O yüzden inanmam hiç. Hiç inanmam. Bu barç ödenmiyormuş. Ödenir, öderim. Buradan kalkılmıyormuş. Kalkarım. Buradan dirilinmemiş. Dirilirim.
Yaparım. Allah'ın izniyle. Mücadele. Mücadele. Niye bir... Birileri dediydi bana. Şey efendi bir daha Bursa'ya gelmeyecekmiş dedi. İyi gelmesin dedim ben. İyi gelmesin. Hani sen getiremeyeceksin bir daha gibisinden söylüyor hesapta. Biraz daha böyle konuştu. Dedim ya beni şey yapma. Hani uğraşma benimle. Bir telefonuma bakar benim dedim. O daha konuştu kaldırdım telefonu. Selamun Aleyküm Aleyküm Selam. Dedim efendim böyle böyle diyorlar. Gelmeyecekmişsiniz diyorlar dedim ben. Kaldı şimdi telefonla. Nasıl yani dedim.
Böyle demişsiniz efendim dedim ben. Durdu. Hatta filancıya demişsiniz efendim dedim. Ben Hacı Remzi abiye telefon açıyorum şimdi dedim. Uçak biletinizi ayarlasın İstanbul'a. İstanbul'dan dedim ben sizi alıyorum efendim. Ne gün müsaitsiniz dedim. Durdu. Yani işte Perşembe'ye buraya gelecek şekilde. Pazartesi sallı olsun o zaman dedi. Peki efendim Remzi abi ben şimdi arıyorum dedim inşallah. Uçak biletini ayarlasın dedim. Siz oradan. Ben dedim şeyden. Yorgancıyla naldıttırırım ben size dedim. Tamam Mustafa efendi dedi. Kapattım telefonu. Geliyor Perşembe dersine burada dedim. O gelmeyecekmiş diyene. Kaldı mı şimdi. Bizi öyle dedi de dedi. Siz aşık değilsiniz de o yüzden dedi.
Maşuk aşığının sözünü geri çevirmez ki işte dedim. Kaldı. Remzi abiye telefon açtım. Onun yanında Remzi abi selamun aleyküm aleyküm selam. Şeyh efendi dedim pazartesi veya salı gün. O Remzi abi bilirdi. İnternetten tık tık alır. O tip şeyleri iyi halleder. Dedim hallet Remzi abi sen dedim. İşi dedim şeye bileti hazır olduğunda bana söyle. Hemen anında hemen 10-15 dakika geçersin. Geçmedi bilen. Söyledi şu gün şu saatte kaç liradan kalkacak uçak dedi. Bilet hazır dedi. Hemen Yorgancı'ya telefon açtım. Yorgancı dedim git bilet hazır. Oradan al bileti götür Şeyh Efendi'ye. Ben Perşembesine geldi. Aşık için bunlar söz konusu bile olmaz. Laf onlar. Hakkınızı helal edin.
Soruyu soran da helal olsun. Helal etsin. Yani bu ona kasıt değildi. Bu umumaydı. Allah bizi muhafaza eylesin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi