Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 8 Ocak 2021 · 35:32
Allah yardım etmek dilerse, bize yalvarmak ve münacatta bulunmak meyilini verir. Mesnevî'den devam ediyoruz. Münacat, sözlük anlamı itibariyle, fısıldamak, fısıldaşmak, bir sır paylaşmak, münacat edenle, edilenin arasında bir sır. Münacat edenle, münacat edilenin arasında bir husisi ilişki, dertleşme veya husisi bir alışveriş, münacat.
Bu münacat edenle, edilenin arasında bir hukuk. O yüzden, bunu genel manada, bizdeki kullanılış amacı ise, sözlükteki gibi değil. Bizdeki kullanılış amacı, yalvarmak, yakarmak, dua etmek, tazarruda bulunmak, ona gönlünü açmak, isteklerini sunmak, münacat olarak bizim halk arasında kullandığımız nokta bu.
Biz münacat derken, hani işte münacat edilene, müracaat etti, yalvardı, yakardı, ona tazarruda bulunduğu halini arz etti. Münacat olarak biz normalde bu noktada kullanıyoruz ve genel olarak da bizim Türk İslam genel kültüründe daha çok Allah'a yakarış olarak kullanılmış. Yani fısıldaşma olarak kullanılmamış. O yüzden münacatı biz bu noktada Allah'a yalvarma, yakarma, dua etmek olarak görüyoruz. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki, kime dua kapısı açılırsa, ona rahmet kapıları açılır. Kime dua kapısı açılırsa, ona rahmet kapıları açılır. Allah'ın en çok sevdiği şey, kendisinden afiyet istenilmesidir.
Dua başa gelen ve gelmeyen belaya faydalı olur. Kazayı ancak dua öner. Onun için duaya sarılmalısınız, tirimizi. Şimdi dua ibadettir ve Allah'ın en çok hoşuna giden ibadetlerden birisidir. Kulun dua etmesi ve dua baştaki belayı savdığı gibi gelecek belaları da önler. Duayı boş geçmeyin hiç. Böyle küçük bir şey de, küçük bir amel olarak da görmeyin. Hani Cenab-ı Hak ayeti kerimede sizin duanız olmasaydı siz ne işe yarardınız ki diyor. Duanız olmasaydı. O yüzden dua ibadetinin üzerinde önemli durmak ve dua etmek. Allah'a yalvarmak, yakarmak, yakarışta bulunmak. Allah'la olan irtibatı dua yoluyla sağlamlaştırmak.
Bugünün ahir zaman ümmetinin en büyük eksikliklerinden birisi bu. Neden eksik? Allah'a teslimiyetleri ve Allah'a güvenleri az. Allah'a teslimiyetleri ve Allah'a güvenleri az olduğundan dolayı zikirleri, duaları, tövbeleri, hamdleri ve şükürleri eksik kalıyor. Normalde Allah'a teslimiyeti çok olmuş olsa, Allah'a olan bağlılığı çok olmuş olsa dua, dua üzerine yaşayacak. Yani enteresan bir şey. Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e diyor ya, bana hiç kimseden hiçbir şey istemeyeceğini söz ver, ben sana cenneti söz vereyim. Elinden düşen kırbacın dahil buna diyor. Elinden bir kırbaç düşse bu dahil. Yani elinden kırbaç düşecek, sen o kırbacı almak için veya o kırbacın tekrar eline gelmesi için Allah'a dua edeceksin.
Allah'tan isteyeceksin kırbacını. Benim kırbacımı alır mısınız demeyeceksin. Ya Rabbi ben kırbacımı istiyorum, benim bu kırbacımla beni buluştur diyeceksin. Yani burada öyle bir ince çizgi var ki, Allah'tan başka hiçbir yerden hiçbir şey istememek ve direkt Allah'a dua etmek. Allah'la ilişkini sağlamlaştırmak. Allah'la olan irtibatını sağlamlaştırmak. Bugün Ümmet-i Muhammed'in en büyük handikabı bu. Allah'la olan irtibatı sağlam değil. Allah'la olan problemlerini halledebilecek noktada değil. Allah'la olan ilişkisini düzeltemiyor. Ümmet-i Muhammed'in problemi bu. Allah'la olan ilişkisi bozuk. Oysa senin Allah'la ilişkin bozuksa, herkesle ve her şeyle ilişkin bozuktur.
Allah'la ilişkin düzgünse, her şeyle ve herkesle ilişkin düzgündür senin. Bir yerde bir yanlışlık, eksiklik varsa, bir sıkıntıya, bir belaya, bir şeye maruz kaldıysan, Allah'la olan ilişkine bak. Bir nefsinin hoşuna gitmeyecek şeylerle karşılaştığında, Allah'la olan ilişkine bak. O zaman sen az dua edenlerdensin, az zikredenlerdensin, az hamd edenlerdensin, az secdeye gidenlerdensin, az şükredenlerdensin ki, senin Allah'la olan ilişkinde sıkıntı var.
Senin nimet, rahmet, zahmet, cefa, rahatlık dengesi kurulmamış. Bu denge kurulmadıysa, senin Allah'la olan irtibatında problem var. Bakın, Allah'la olan irtibatında problem var. Devlet başkanından tutun da, en fukara insana kadar, Allah'la irtibatında problem var ise, onun herkesle ve her şeyle irtibatında problem vardır. Allah'la olan irtibatındaki problemleri çözme, irtibatı kuvvetlendirme, namaz, zikir, şükür, dua, Allah'a hamd, bu noktada o kimse, bunu fazlalaştırması gerekir. Yine Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, dua, rahmet kapılarının anahtarı, müminin silahı, dinin direğidir. Dua, ibadettir.
Dua, ibadetin özüdür. Yine Tirmizi'den. O zaman, dua, rahmet kapılarının anahtarı. Siz, duayla, rahmet kapılarına dayanın. Dua edin. Yalvarır, yakarın. İsteyin Allah'tan. Allah'a münacatta bulunun. Allah'ta münacatta bulunduğun noktada, bulunduğun halde, ve Allah'la olan münacatın devam ediyorsa, aklına her sıkıntıda, her problemde, her müşkülatta, Allah hatırına gelip, Ya Rabbi bu sıkıntımı gider, beni bu sıkıntıdan kurtar, ümmeti bu problemden kurtar, kardeşimi bu sıkıntıdan kurtar, filanca kardeşim borçluymuş, onu bu borçtan kurtar,
filanca kardeşimin başında böyle bir sıkıntı varmış, onu bu sıkıntıdan kurtar, filanca kardeşimde böyle bir manevi hal gördüm, Ya Rabbi, bu hal benim üzerimde varsa, hani negatif olarak, benim üzerimden al, yok normalde kardeşimin üzerindeyse, kardeşimin üzerinden al deyip, dua etme. Allah'la bağı sıkılaştırma, Allah'la olan irtibatı, sımsıkı hale getirme. Öyle ki, iki el birleşip, tek el haline gelmesi. Dua öyle bir şeydir. O yüzden normalde, o kimse, rahmet kapılarına dayanacaksa, zikirle, duayla, namazla, ibadetle, hamdle dayanılır. Öyle işte, benim kalbim temiz, ben biliyorum, işte şu şöyledir, geç kardeşim sen. Geç onları. Sen namazla, secdeyle, oruçla, duayla, zikirle, hamdle, bu vesilelerle Allah'a yaklaş.
Allah'ın en çok hoşuna giden şeyler. Kim Allah'ı zikrederse, Allah onu zikreder. Kim Allah'a dua ederse, ayet-i kerime, Allah onun duasına icabet eder. Kim Allah'tan isterse, Allah ona verir. Allah kimi geri çevirmiş? Sen ona layıksan, Allah sana verir. Sen, istediğine layıksan, Allah onu sana verir. Ama, sen onu buldun da, kendin nankörlük ettiysen, Allah onu senden alır. Alır. Allah aldığını bir daha verir mi, vermez mi? Bu ayrı mesele. O yüzden, veriyorsa, lütfundandır, ikramındandır, ihsanındandır, cömertliğindendir.
Alıyorsa, bizim nankörlüğümüzdendir, körlüğümüzdendir, sağırlığımızdandır. Bizim nimete olan, namertliğimizdendir, nimete olan, hamdsizliğimizdendir, şükürsüzlüğümüzdendir. Aldıysa. O yüzden, dua, zikir, tevbe, hamd, Allah yolunda koşuşturma, lütfu, ikramı, ihsanı, celbeden şeylerdir. Hayasızlık, iffetsizlik, nankörlük, tembellik, aymazlık, körlük, anlamamazlık. Allah'ın, senin üzerindeki, lütfu, ikramı, ihsanı, çekip almasıdır. Aslında, bunu böyle tarif ediyorum da, böyle değildir. Nasıldır? Cenab-ı Hakk'ın, rahmeti, sağanak, sağanak, hep yağar. Allah'ın rahmeti, her şeyi kuşatmıştır.
Allah, müminlere gazap etmez. Allah, müminlere zulmetmez. Allah, müminlerin üzerinden, lütfunu, ikramını, ihsanını eksiltmez. Sen, hangi mendeburluğu yaparsan yap, onun rahmeti geniştir, rahmetini yağdırır. ama, senin yapmış olduğun, mendeburluk, hainlik, nankörlük, perde olur ona. Biz onu, bizden rahmetini, kesti olarak görürüz. Rahmeti kesmez o. O, kadiri mutlak. Hatta, ben daha iddialı konuşurum. Derim ki, o verdiğini almaz. O, cömertlerin cömerti, cuddur. Allah, bir şey verdiyse, almaz geri. Allah'ın, şanına, cömertliğine yakışmaz. O, öylesine şanı yüce, öylesine cömerti ve keremi, bol olan Allah'tır.
Ama, bizim işlediğimiz günahlar, bizim aymazlıklarımız, bizim körlüklerimiz, bizim nankörlüklerimiz, bizim isyanımız, mühtanımız, bizim güftanımız, bizim yapmış olduğumuz, haksızlıklar, zulümler, o rahmetle, bizim aramıza perde olur. O yüzden, tövbe, zikir, hamd, şükür, geri dönüşler, o perdeyi kaldırmak içindir. Cenab-ı Hak, iman edenlerin üzerinden, rahmeti hiç eksiltmez.
Cenab-ı Hak, iman etmiş. Allah, iman etmeyen gavurcuklara dahi, rahmet ediyorsa, iman etmeyen gavurcuklara dahi, rızık veriyorsa, Allah, iman etmeyen gavurcuklara dahi, kendince rahmetiyle, lütfuyla, ikramıyla, onları donattıysa, ey Müslüman, sen mü'minsin, seni neden donatmasın? Ama sen, isyanla, tuyyanla, namete nankörlükle, nimete nankörlükle, insanların arasında, zulüm yapmakla, insanlara zulüm etmekle, eşine, çocuklarına, kocana, annene, babana, arkadaşlarına, sokaktaki taşa, böceğe, ota, çöpe dahi, zulüm etmekle,
sen, o rahmetle, senin aranına, bir zulüm perdesi, sen çektin, senin elinin ürünü o, sen istedin, çünkü kötülükleri, nefsinizden biliniz diyor. Bu nimetin, senin elinden gitmesinin sebebi, senin nefsin, senin yaptıkların, senin ettiklerin, yoksa rahmet yağıyor, devamlı yağıyor, hiç eksilmiyor ki. O varoluşa başladığından itibaren, varlığın üzerinden, hiç rahmetini eksiltmedi ki, onun rahmeti eksiltmez, o lütfunu, ikramını, ihsanını eksiltmez, o devamlı yağıyor, devamlı andan, biz ondan faydalanmıyoruz. güneş her gün nasıl doğuyorsa, ve güneş her sabah yeniden, taptaze, capcanlı bir şekilde, her şeyle tecelli ediyorsa, biz güneşe çıkmadığımız müddetçe, güneşten faydalanabilir miyiz?
Hayır, kapıyı, pencereyi kapattık, dışarıdan hiç bu ışık almıyor. Biz dersek ki, güneş doğmadı, sana doğmadı kardeşim. Sen körsün, sen körelttin kendini, sen kendini kilitledin, sen kendini nefis odasına, nefis hapishanesine attın kendini. Kendi kendine zulmettin. Kendi kendine sen, Allah sana zulmetmedi. Allah kullarına zulmetmez, ayeti kerime. Allah sana zulmetmedi. Sen kendi kendine zulmettin. Sen kendi kendine hainlik yaptın. Sen kendine yaptın. Sen kendi nimetine nankörlük ettin. Canan bak sana bahşetti. Her daim bahşediyor yine. Her daim bahşediyor. Yanındaki ıslanıyorsa, sen ıslanmıyorsan, kendine bak. Yanındaki ıslanıyor.
Sen ıslanmıyorsan, kendine bak. Yanındaki aydınlanmış, sen aydınlanmadıysan, kendine bak. Yanındaki Hz. Muhammed'i Mustafa ile irtibat kurmuş. Sen kurmadıysan, sen kendinle alakalı, kendine bak. Yanındaki onunla sohbet ediyor. Sen sohbet etmiyorsan, kendine bak. Sen de. Sen zulüm perdelerini çektin. Bu biz, bu tekkenin perdelerini çek, ışık alırım burası. Hayır. Perdenin üzerine bir perde daha tak, bir perde daha tak, bir perde daha tak, de ki, e tekke güneş almıyor. Almaz. Çek perdeleri kaldır, güneş alsın. Perdeyi kim koydu? Sen koydun. Sen istedin. Sen o zulmü yaptın. Kalbine o perdeyi çeken sensin.
Kalbini karartılmasına sebep sensin. Kalbinde mühürlenme, kalbinin mühürlenmesine sebep sensin. Allah muhafaza eylesin. O yüzden dua, Allah'la olan irtibatın düzelmesine sebep olan en önemli, en önemli ibadetlerden birisidir. Dua edin. Namazdan sonra dua edin. İftar vaktinde dua edin. Zikirlerde dua edin. Duasız durmayın. Allah'ı zikredin. Devamlı dua halinde olun. Devamlı dua halinde olun. Yolda giderken dua ede ede gidin. Kardeşlerinize dua edin. Arkadaşlarınıza dua edin. Eşlerinize, çocuklarınıza dua edin. Anne babalarınıza dua edin. Ümmet-i Muhammed'e dua edin.
Memleketinize dua edin. Memleketinizi idare edenlere dua edin. Onlar ne kadar iyi idare ederlerse, biz o kadar iyi oluruz. Dua edin. Olmuş, bitmiş, seçmiş, kim seçildi, kim seçilmedi. Dua edin. Deyin ki, biz buna layıkmışız, başımıza bu geldi. Dua edin. Onun iyi ameller işlemesi için. Onun doğru, düzgün idare etmesi için. Dua edin. Evlenmişsin, başında bir eşin var. Dua et ona. Evinin düzgün olması için. Evlenmişsin, Allah sana bir kadın vermiş. Dua et. Allah onun evsine uydurmasın, bozulmasın. Allah sana evlat vermiş. Evlatlarına dua et. Onlara lanet okuma. Onlara beddua okuma. Onların iyi olması için dua et. Gelecek zürriyetlerine dua et.
Sadece çocuğunla kalma. Onlardan gelecek olan zürriyetlerine de dua et. Neden? Hayırlı zürriyetler gelsin ki, amel defterin kapanmasın. Yattığın yerde de amel defterin çalışmaya devam etsin. Derviş kardeşler, kendi kardeşlerinize dua edin. Onların gelecek zürriyetlerine de dua edin. Birbirlerinize dua edin ki, her daim birbirlerinizden sadaka-i cari olarak gelsin. Dua kadar önemli bir şey yoktur. Dua, namludan çıkan mermiyi tekrar geriye namluya döndürür. Dua, giden okun istikametini değiştirir. Dua, giden arabanın yolunu değiştirir. Duanın değiştirmeyeceği hiçbir şey yoktur. Böyle kendinizce şunu düşünmeyin.
Allah bunu böyle takdir etmiş, böyle olacak. Sonuna kadar dua edin, mücadele edin. Sonuna kadar. Ama onun sebebini kendi nefsinizde arayın. Ben ne yaptım da böyle oldu deyin. Bununla yüzleşin. Bununla yüzleşip tövbe edin. Yüzleştiğinizi Allah'ın önüne koyun. Deyin ki, ben böyle bir hata yapmıştım, böyle bir eksiklik yapmıştım. Gittim ben bu hatamla, bu eksikliğimle yüzleştim, helallaştım. Ya Rabbi, beni affeyle. Cümlemizi affeyle. Cümle kardeşlerimizi affeyle. Dua, dua kadar önemli bir şey yoktur. Bir kimsenin üzerinde Cenab-ı Hak'a hamd, bir kimsenin üzerinde Cenab-ı Hak'a hamd, Allah'ı zikir ve farz ibadetler ve dua birleştiyse onun üzerinde, sıra dağlar üzerine gelse onu yıkamaz.
Sıra dağlar gelse onun üzerine yıkamaz. Sıra dağlar onu. Başınıza ne gelirse gelsin, farz ibadetleri terk etmeyin. Başınıza ne gelirse gelsin, tekrar söylüyorum. İster hastalık gelsin, isterseniz ölüm döşeğinde upusun, usanın, farz ibadetleri bırakmayın. İster cezaevine düşün, ister karakol karakol sizi gezdirsinler. İsterseniz hastane hastane dolaşın.
Varlıkmış, yoklukmuş, zenginlikmiş, fakirlikmiş, dertmiş, gammış, kasavetmiş, sıkıntıymış, problemmiş. Ne başına geldiyse geldi, hepsi de ondan geldi. Farz ibadetine devam et. Farzlardan taviz verme, haram işleme. Hayatınızın olmazsa olmaz birinci maddesi. Hayatınızın olmazsa olmaz birinci maddesi. Tekrar söylüyorum. Başınızda ne kadar ne gelirse gelsin, farz ibadetlere devam, harama girmeme, harama düşmeme. Bundan hiç taviz vermeyin. Eş, anne, baba, çoluk, çocuk, iş, arkadaş, dünya hepsini bir tarafa toplansa ve hepsi de size muhalefet etse farz ibadetleri yapma ve harama girmemede böyle metin kaleler gibi duracaksınız.
Sizden kimse bir toz dahi koparamayacak. Metin kale. Bu pro tipi kendi üzerinizde öyle sağlam yerleştireceksiniz ki eşiniz, çoluğunuz, çocuğunuz, arkadaşlarınız, anneniz, babanız herkes bilecek ki bu adam farzları terk etmez. Bu kadın farzları terk etmez. Bu asla haram olan bir şeyi işlemez. Bitti. Bu muhteşem bir karakterdir. Bu muhteşem bir duruştur. Bir kimse bunu yapsın valla da, billa da, tilla da Hz. Muhammed-i Mustafa'nın önünden yürüdüğünü görür. Bu kadar da net söylüyorum. Bu devirde bir kimse bundan taviz vermesin yeminle söylüyorum size, yeminle. Size yeminle söylüyorum, yemin ediyorum.
Bir kimse farzlara sımsıkı yapışsa asla taviz vermese. Haram olan şeylerden sımsıkı yapışsa hiç istemese. Haram konuşamam. Haram söyleyemem. Haram gidemem oraya. Haram yapamam ya. Bu haram haram yapamam. Tekrar söylüyorum. Bu muhteşem bir protip. Muhteşem bir karakter. Muhteşem bir ademiyettir bu. Muhteşem. Bunun önünde sıra dağlar demir olsa erir. Bunun önünde bütün dünya cephesine gitse dağıtır o cepheyi. Bu böyle bir muhteşem duruştur. Ne yapayım ya şimdi bu kafeye gitmesem arkadaşlarım üzülür.
İzlesin lan! Yürü! Allah'ın haram işlendiği yerde ne işin var senin? Ya çıkacaksın kafeye ey millet beni dinler misiniz? Bir de akalına. Herkes kalacak. Hemen yüz elli beş. Paketleneceksin, gideceksin. Ben gelirim ama dedim. Ben orada kalkar nasihat ederim. Ey millet beni dinleyin. Allah var derim dedim. E ben orada gitmeyelim o zaman. Sen bilirsin valla dedim. He gideceğim ben kafede birçoğa sakalımla laylalım yapacağım. Öyle mi? Çok basit örneklerim. Diyorum ya. Bir tören yaptın. Buraya Hazreti Muhammed'i Mustafa gelir miydi? Gelmez miydi? Ölçü. Ölçü.
Evlerinizde Muhammed'i Mustafa gelir miydi? Gelmez miydi? Ölçü. Evet birincisi ne? O kimsenin farzları yerine getirmesi. Haramlardan uzak durması. Bakın bu muhteşem karaktere daha eklemeler yapıyoruz. İkincisi ne? Allah'ı zikretmesi. Allah'ı zikretmesi. Ne olursa olsun o kimsenin virdi var günlük virdini çekecek Allah'ı zikredecek. Ne olursa olsun o kimsenin ama ilinde ama ilçesinde ama beldesinde nerede varsa halakayı zikir var o kimse ne olursa olsun o halakayı zikrullaha oturacak. Muhteşem protipin ikinci ayağı bu. Bu sımsıkı duracak onda.
Kaybolmayacak bu onda. Onu böyle koruyacak kartal gibi. Bunu koruyacak vahşi hayvanların yavrusunu koruduğu gibi kıskanacak koruyacak onu. Öylesine onu muhafaza edecek ki herkes tedirgin duracak. Biz bunun dersine laf söylersek kadın şöyle diyecek. Ya ben bunun dersine laf söylersem beni bile gözü görmez boşar beni. Adam şöyle diyecek. Ya ben bu kadının bu zikrullahına laf söylersem bu sıkıntı çıkar bu evde diyecek. Ben dokunmayayım bunu diyecek ama o gün düğün varmış es geçersen o gün dayın gelmiş es geçersen ya teyzem geldi es geçersen e kayınpederim geldi es geçersen e kayınvalidem geldi es geçtin. İşte abim geldi es geçtin anan geldi danan geldi yavrusu geldi o geldi bu geldi börtü geldi böcek geldi her gelende sen es geçtin.
Protip yıkıldı. Hadi be öyle protip mi olurmuş? Yürü yıkıldın gittin sen. Yıkıldın. Sen kimseye anlatamazsın onu. Biz de şimdi erkek dervişler de bayan dervişler de. Bak ben evlendiğimizde dersim var benim ben dersime giderim gelirim. Adam şöyle diyor tabi canım ben de gider gelirim ya hiç sıkıntı yok beraber gider geliriz. Ben de zaten böyle bir kadın bekliyordum zaten. Ya ben hidayete erecektim hidayete ermek için böyle bir kadın bekliyordum. Ta tabi ya hiç önemli değil. Dakika bir gol bir evlendiler ilk perşembe dersi. E benim dersim var adam şöyle diyor şimdi. Ya işte şöyle oldu da böyle oldu da bu hafta gitmesek. E işte kadında ne yapayım şimdi huzursuzluk çıkmasına gitmeyelim.
Gitti protip yıkıldı. Bitti. Aynı şey erkek için geçerli. Ya işte önceden perşembeler ne kurtlar vadisi mi vardı ne vardı kurtlar vadisi vardı. Her perşembe ders imtihana bak sen kurtlar vadisi var. Ya işte kurtlar vadisi var. Ulan canın Allah senin canını alsın. Kurtlar vadisi mi ders mi? İmtihana bak maç mı ders mi imtihana bak. Ya neyle kıyaslıyor Allah'ı zikretmeyi? Protip yıkıldı. Sen onu kendi elinle yıktın. Yıkıldı protipin senin. Sen kendi protipini yıkıyorsun. Hani kadın da erkek de evlenirken birinci madde olarak koydunuz ya dergahı. Ne oldu birinci maddeniz? Kendi elinizle yıktınız.
Demek ki o sizin putunuzmuş. İmanınız değilmiş. Helvadan put yaptınız yediniz onu acıkınca. Yıkıldı protip. İkinci protip neydi? Zikrullah. Zikrullah'a sımsıkı yapışma. Dersini sımsıkı yapma. Derslere gitme. O konuyu kendine mücadele olarak bir yol seçme. Asla o protipi kimse dokunmayacak. Dokunana cıs olacak orası. Dokunana cıs olacak. Ancak senin paketler, karakola götürürler. Yapacak bir şeyin yoktur. Başlarsın orada. İçeride zikrullah yapmaya. Üç ilahsı bir Fatih-i Şerife. Polis bakar ne yapıyor bu diye. Böyle cehri. Bağışlamaları yaparsın. Evvela bizat, fahri kaynaat, sebebi mevcudat. Oranın zakiri de sensin, şeyhi de sensin, dervişi de sensin, her şeyi sensin.
Hücredesin kimse yok. Dersi gene bırakmak yok orada. Fale men nevhû la ilahe illallah. Herkes toplanır başına. Ne oluyor burada diye. De yap dersini sen. Amirim içeride la ilahe illallah diyor. Amirim içeride şunu yapıyor. Amirim içeride bunu yapıyor. En fazla seni tek kişilik hücreye koyuyorlar. Başka bir şey yapmıyorlar. Sen la ilahe illallah, la ilahe illallah diye diye gidersin. Tek başalık hücreye girersin. Dersi yapacaksın sen. Dedim şu tesbihimi verin benim. Ben bununla dedim ders çekiyorum sayısı. Öbür türlü dedim saymasını bilmiyorum ben. Ne yaptım bilmiyorum. Veremez tesbihleri. İyi suç unsuru tesbihte.
Nezaret atarlar ki yüzük dahil tesbih alıyorlar. Yatağın içerisinde oturdum. Başladım. Üç ihlas bir fatiha-i şerife. İki tanesi yatıyordu. Tak kalktılar. Okuyorum ben. Evvela bizzat fakir. Öyle baktılar şimdi böyle. Ne oluyor bu adam? Nereden geldi? Gecenin saat ikisinde, üçünde. Üç ihlas bir fatiha. Ders yapacağım ben ya. Allah Allah. Başladım. La ilahe illallah. Hemen toplandılar başıma. Ne yapıyorsun? Zikrediyorum dedim. Nasıl? Basmaye dedim. İçinden et dedi. Yasak mı dedim. Şarkı türkü çağırsam ne yapacaksınız dedim ben. Ses yok.
Döveceksen döv dedim. La ilahe illallah diyorum. Söyleyeceksen söv. La ilahe illallah diyorum. Haydi götürdüler tek kişilik hücreye. Devam. Bırakmayacaksın. Sabahleyin kelepçeye vururlar seni. Bunu ne yapacağı belli değil de. Hiç önemli değil. Bırakmayacaksın. O protipini asla dokundurmayacaksın. O protip sıra dağlar gibi duracak böyle. Sıra dağlar gibi. Üçüncü protip. Dua. Duanı hiç eksik etmeyeceksin. Her halükarda dua edeceksin. Zikir dua. Duanı hiç eksik etmeyeceksin. Her daim Allah'la olan irtibatını sağlamlaştırıcı üçüncü unsur. Dua.
Hiç eksik etmeyeceksin. Hiç. O irtibatı sağlamlaştıracaksın devamını. O protipin iç aleminde senin. Hiç eksilmeyecek o. Dördüncü olması gereken şeyin. Tövbe etmek. Hiç eksilmeyecek. Hiçbir zaman kendini günahsız görmeyeceksin. Hiçbir zaman kendini hatasız görmeyeceksin. Hiçbir zaman kendini kusursuz görmeyeceksin. Hiçbir zaman kendini yanlışsız görmeyeceksin. Her daim Allah'a tövbe edeceksin. Acziyetini, mahviyetini orta yere koyacaksın. Biz onun aciz ve fakir kullarıyız. O kudret ve kuvvetin sahibi. Bizler zayıfız. O kuvvetli. Bizler fakiriz.
O zengin. Bizler garibiz. O muhteşem. Ona tövbe edilir. Ona dua edilir. O zikredilir. Onun emir ve nehileri yerine getirilir. Bu muhteşem protipi üzerinizde her daim bulunduracaksınız. Ola ki bir eksiklik noksanlık oldu. Tövbe edip geri döneceğiz. Diyeceğiz ki biz bu protipe dokunduk. Biz bu protipin hakkını yerine getiremedik. Ya Rabbi tövbe edip geri dönüyoruz. Bir daha o protipe dokunmamak adına. Allah bizi onlardan eylesin. Tirmizi Allah katında duadan kıymetli bir şey yoktur. Allah katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur. Biz muhakkak ki dua eden kullardan olacağız.
İnşallah. Evet mesneviyle bu gecemizi inşallah kapatalım. Ey hilim sahibi Allah. Bize duyanın insafa gelip kabul edeceği ince sözler hatırlat. Dua da senden icabet de. Emniyet de senden korku da. Yanlış söylediysek düzelt. Ey söz sultanı düzeltme de senden. Öyle bir kimyan var ki onu değiştirebilir. Kan ırmağı ise nil haline getirirsin mesnevi. Allah gecenizi hayır etsin. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.