Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 21 Ekim 2011 · 35:05
İzlediğiniz için tereddütte olan kişiye, daha sevmeyen çok var. Seven hiçbir şeyini sorgulamaz dediniz. O zaman biz hiç kimseyi sevmiyor muyuz. Değil mi? Sevmek, ortadan kaldırır. Kimse aklıyla sorgulmaz çünkü. Bu sorgulayan, aklı küçümseme noktasında değilim. Böyle aklı reddedenlerden değilim. Ama hiç sevgiyle alakalıysa, sevmekle alakalıysa, sever sevdiğini sorgulamaz.
Bu noktada insanlar kendi bulundukları noktayı sevdiğine tanınarlar, sevdiklerini söylerler. Bu farklı bir şey. Sever sevdiğine karşı kör ve sağırırsın. O zaman sever sevdiğine karşı kör ve sağırsa, onu sorgulaması yanlıştır. Sevgi, İtopyası açısından yanlıştır.
Bunu tabii ben ilahi sevgi bağlamından el alıyorum. Yani normalde ölçü olarak oradan hareket ediyorum. Yani bir kimse, bunu tabii, bunu bir kimse Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de sevdiğini söyleyebilir. Bunu sevdiğini söyleyen insan da hemsever onu sorgularsa, o zaman sevgi dairesinden dışarı çıkmıştır o. Daha doğrusu bir alt kategori inmiştir. Bir kimse Allah'ın da sevdiğini söyleyebilir. Onu da sorgularsa, yine bir alt kategori indi. Bir kimse birisinin de sevdiğini söyleyebilir. Kimdir? Bu üstadılır. Üstadın da sevdiğini söyleyebilir. Sorguluyorsa, yine bir alt kategori indi. Sevme kategori ise, sevme dairesinden aşağı indi.
Sevme burada o kimseyi akılsız noktaya getirir. Sevdiğine karşı akılsız noktaya getirir. Ama muhabbet besliyordu, muhabbet besleyen sorgular. Beğeniyordur, beğenen sorgular. Ama seviyorsa, onun sorgulama kafası kapalıdır. Bu soru Çanakkale'de sorgulaması soruydu, Gelibolu'da sorgulaması soruydu değil mi? Gelibolu'da, o günkü sohbet, sevginin üzerine olan bir sohbettir. Yani ama, orada veya burada olmasının bir anlamı yok. Ben, bu, bu bir itopya. Birisi bunu kabul etmeyebilir. Hayır ben bunu kabul etmiyorum diyebilir, kabul etmez. Ama sevgi ise söz konusu olan şey, onda sorgulama yoktur. Seven, sevdiğine katıksız, kimliksiz, kişiliksiz, tabiyeti, katıksız bir şekilde onun yörüngesine girmesi vardır.
Yani, hem sevecek, hem onun dinini yargılacak. Hem sevecek, hem onun ahlakını yargılacak. Hem sevecek, hem onun isteklerini yargılacak. Hem sevecek, hem de onun isteklerini, veya onun o doğrultuda söylediklerini yargılacak. Böyle bir sevgi yok. Onun adı sevgi değil. Bunu herkes kendince seviyorumun ortasında görebilir, anlatıyor kendisini. Bu benim kendi durduğum nokta. Benim itopya bu. Sevgi itopya. Yanlış gelebilir birisine. Eyvallah, söyleyecek bir sözüm yok. Ama bir kimse, bunlar hep, hakkınızı helal edin. Biraz da tecrübeyle de sabit. Yani, adam şeyhini seviyordu, şeyh efendiyi seviyordu. Şeyh efendiyi sevdikten sonra, aklına vuruyordu. Bunu neden böyle yaptı?
Bunu neden böyle etti? Bunu nasıl böyle yaptı? Bunu böyle yapmaması lazım. Bunu böyle etmemesi lazım. Şeyh efendiye şeyhlik öğretiyorlardı. Bakın, şeyh efendiye şeyhlik öğretiyorlardı. Ya sen bu şeyhi sevdin mi? Sevdin. Bunu mürşid-i kamiz olarak gördün mü? Gördün. Gördüysen, sadece ona tabi olacaksın. Sadece itaat edeceksin. Sadece yörüngesinde döneceksin. Sadece onu memnun etmeye çalışacaksın. Sadece onun doğrultusunda gideceksin. Öyle değilse, orada işin yok senin. Boşuna zaman kaybetme orada. Veyahut da, otur, yolu örer. Bakın, otur, yolu örer. Bir kimse, bir üstada intisap eder, bağlar, onu sever, orada kalır, yol alır.
Bir kimse yolu sever, oturur, orada kalır, yine yol alır. Düzeltir, yola getirir, o yola uyarsan. E şimdi adam, her yola uyumayacak, başındaki yolcuya uyumayacak, her hepsine uyacak. Ondan sonra diyecek ki, ben üstadı çok seviyorum. Boş. Bu bütün hayatını indirir. bir çocuk babasını seviyor mu, seviyor. nesini sorguluyorsun? Sen sevmiyorsun, sorguluyorsan. Bir çocuk annesini seviyor mu, seviyor. Neyini sorguluyorsun? Sorgulama. Bir kadın, bir adamı seviyor mu, seviyor. Neyini sorguluyorsun, seviyorsan. senin eşin ise, hukuki olarak her şeyini sorgula.
Genelde herkesin yaptığı bu. Eline bak, akşama ne getirmiş sana? Evlenmezden önce verdiği sözlere bak, o her gün, haftada kaç gün sana et yedirmeyi, kaç gün sana şeker yedirmeyi, kaç gün sana ot yedirmeyi, kaç gün sana işte çöp yedirmeyi vaat ettiyse, vaadini yerine getiriyor mu, getirmiyor mu? Bak, bu işin hukuku. Bir çocuk babasını seviyorsa, sevmiyorsa, hukuk arayacak. Baba sen bana ne yaptın, bana ne öğrettin, bana ne aldın, bana ne verdin, bana ne veriyorsun, bana ne vaat ediyorsun? Soracak. Sevmiyor. Baba da çocuğunu sorgulacak. Sevmiyor. Eşini sorgulacak. Sevmiyor. Sevmiyor. Seviyorsa, ya neyini sorguluyorsun ki benim?
Şimdi evlenecek, evet ben kilenceyi seviyorum. Eee, ama o alevi. Ne yapayım? Sen sevmiyorsun onu da. Seviyorsan sevdiğinin dini üzerindesin. Neyi seviyorsan o dini üzerindesin. Kimi seviyorsan onun inandığı kadar inanırsın. Bir insan sevdiğinin sevdiği kadar, yani kendi sevdiği ne kadar iman ettiyse o kadar iman eder. Kendi sevdiği ne kadar neye aşıksa, o da ona o kadar aşık olur. Sevdiğinin ölçüsünde gider. Neyi seviyorsa, kimi seviyorsa. Hani Hazret-i Ebubekir Efendimiz radıyallahu anh Hazretleri demiş ya, kişi arkadaşının dini üzerinde. Kişi arkadaşının dini üzerine. Dikkat edin, bunlar tecrübeyle sabit.
Üstada aşık olan dervişler, üstada aşık olan dervişlerle otururlar. Üstada aşık olmayan, üstadı seven dervişler, üstadı sevenlerle otururlar. Üstadı muhabbet besleyenler, üstadı muhabbet besleyenlerle otururlar. Üstadı beğenenler, üstadı beğenenlerle otururlar. Üstadı beğenen bir dervişe, üstadı beğenen bir dervişe, üstada aşık olan bir derviş ağır gelir. Uçuk gelir, kaçık gelir, çatlak gelir. Lakin bu yanlış yolda. Bu kadar olmaz. O, onu eleştirir. Dergaha müttesiptir. Onlar aynı üstada bağlıdır. Üstadı beğenen derviş, üstada aşık olan dervişi, kıyasaya eleştirir. Onu deli görür, onu manyak görür, onu çatlak görür, onu saf görür, onu salak görür, onu çizgi dışı görür.
Sebed, kendisi beğeniyor sadece. O, kendi beğendiğini, aşksız, daha doğrusu, daha ağırını söyleyeyim. Kendi aşksızlığını görmez. Başkasının aşıklığını görünce, patinaj etmeye başlar. Böyle olmazlar. Bunu herkes söyler. Benim adım Deli Mustafa'ydı. Şeyhimin ailesinin yanında. Benimle arkadaşlar çok yol gitmek istemezlerdi. Adam dükkanını kapatmak zorunda kalacaktı. Şeyhime benim şikayet ederlerdi. Efendim işte Mustafa abi böyle yapıyor. Biz dükkanlarımızı mı kapatalım şimdi, onun peşinden gitmek için? Bizim çeklerimiz ölenmezse, Mustafa abi mi ödeyecek çeklerimizi?
Bizim biz zarar edersek, zararımızı Mustafa abi mi? Çekecek diye şikayet ederlerdi. Şeyh Efendi de bana derdi ki, arkadan dolaşarak da, Mustafa efendim, evlen oğlum bunları. Efendim benim bir şeye evlediğim yok, ben onları davet bile etmiyorum. Onlar kendilerinden beri nefes yarışına giriyorlar. O kendince eziriyor ya, ezikliğini bir şekilde telafi etmeye çalışıyor. O yüzden sevmek İtopya'dır. Koşmak ister. Sevmek İtopya'dır. Hayal kurmak ister. Sevmek İtopya'dır. Fedakallık ister. Sevmek İtopya'dır. Her daim gözünün önünde tutmak ister. Sevmek İtopya'dır. Kalbini kalbine dayamak ister. Sevmek İtopya'dır. Kalbini kalbine yaslamak ister. Sevmek İtopya'dır.
Kalbini kalbinin içine koymak ister. Sevmek İtopya'dır. Kalbine kalbini içine koymak ister. Sevdiğinin kalbini kendi kalbinin içine koymak ister. Sevmek İtopya'dır. Sevdiğinin izine basmak ister. Sevmek İtopya'dır, sevdiğinin yörüngesinde dönmek ister. Sevmek İtopya'dır, sevdiğinin nefesiyle nefeslenmek ister. Sevmek İtopya'dır, sevdiğinin renginle boyanmak ister. Sevmek İtopya'dır, sevdiğinin diliyle dillenmek ister. Sevmek İtopya'dır, sevdiğinin kurduğu cümleyle cümlelenmek ister. Sevmek İtopya'dır, hikayesini dahi birbirine tutturmak ister. Sevmek bir tapyadır. Sözünü sözüne eklemek ister. Sözünü sözüne eklersin. Hep bir tapyadır. Tefekkürlüğü tefekkürüne dayarsın. Halini haline dayarsın. Zikrullah alakasında dahi aşık derviş, aşık derviş üstadının kalbine bakar. Kendisi hal görmeye bakmaz. Kendisi rüya görmeye bakmaz.
Kendisi bir şeye ulaşmaya bakmaz. Lakin sevdiğim burada. Ben sevdiğimin kalbine gireyim. O nereye gidiyorsa ben de onunlayım. O ne haldeyse ben de o haldeyim diye düşünüyorum. İtopyadır sevmek. E şimdi o sevme noktasında olmayan insanlar kendilerine ne yazık ki? Bunu böyle açıkça açık anlatıyorum ki, benim sevgi İtopyam orta yere çıksın diye. Yoksa kendim bir iddia sahip olduğundan değil. Sevgi İtopyası bu. Eğer bu halini kendinde tutamıyorsan sakın orta yere seviyorum diye çıkma. Ve de ki ben sevmeye çalışıyorum. Sakın kendini bir iddianın içerisine koyma. Sus ve otur. Benim İtop, benim sünni, şii, şafi, hanefi, dinli, dinsiz, hristiyan, yahudi olup sorguluyorsan, sen beni sevmiyorsun. Yani o manada sizin sevmeye daha çok yolunuz var diye.
E muhakkak insanlar evlenecek olduğu kimselerin dinini, imanını, her şeyini sorgulacak. Evlilik bu manada hukuki bir şey, aklın işi. Hukukun üzerine, hukukun üzerine bir evlilik kuracaksa evet sorgulacak. Sorgulacak. Siz dindar olanı seçiniz demiş. Hadis-i Şerif. O zaman sorgulacak, dindar olan bir eş bulacak. Kadın veya erkek onunla evlenecek. Ey ola. Doğru. Doğru. Evlenecek olduğu kimse çünkü çocuklarına baba seçiyor. Çocuklarına anne seçiyor, aklıyla evleniyorsa. Torunlarına dede, nene seçiyor, aklıyla evleniyorsa. Aklıyla evleniyorsa onu seçiyor. Aklıyla evleniyor. Benim kraliçe arının döllenmesi çok hoşuma gider.
Kraliçe arı, kovandan çıkan büyük bir şatafatla kendisini döllettirmek için. Bütün erkek arılar onu dölledikten sonra öleceğini bilirler. Ve bütün erkek arılar kraliçe arının arkasından sürü halinde gider. Ve hepsi de canlarını vermeye fedadırlar. Canı verecekler fedadırlar. Ve kraliçe arı, içlerinden en sağlıklı, en cesur, en fütursuz, ölmeye en hazır olan erkek arıya kendisini dölleter.
Arı döllenmez, biter bitmez ölür. Kovanına döner. O erkek arıdan milyonlarca arı döllenir. Bir can verir, o erkek arı ama milyonlarca Allah ona can ikram eder ki, gelecek olan arıların hepsinin de denyalarında o erkek arı vardır.
Sevmek böyle bir şeydir. Böyle bir şeydir. Can veremezsen, binlerce can sana gelmez. Can verirsen, binlerce can olur sende. Eğer bir Allah'a dostluk yolunda giden bir kimse, candan geçmezse, binlerce mürid olmaz onda. Binlerce can onun peşine takılmaz. Binlerce can onun etrafında ateş pervanesi gibi görmez. O candan geçecek. O candan geçecek. O ölmeden ölünüzü takacak. O sevgiliye feda olacak. O sevgiliye feda olacak ki, ona binlerce can bahşedecek. Sevmek böyle bir şeydir. Sen sevdiğine pervane olursun, can verirsin.
Can verirsen, sana sevgili binlerce can feda eder. Ama o canı veremezsen, sen binlerce, binlerce can olamazsın. O yüzden sevmek bu manada İtopya'dır. İtopya. Neden İtopya diyoruz? O hale kavuşmak onun insan için çok zor çünkü. Herkesi Cenab-ı Hak kavuştursun. İbadetleri gizli, saklı yapmak daha makbuldür ya, Sema da bir ibadettir. Peki neden gösteriyorlar sizletiliyor? Evet, ibadetlerin nafile kısımları vardır ki, onları gizli ve saklı yapmak makbuldür, evladır. Ama bazen o ibadetlerin öğrenilmesi ve öğretilmesi için, zahiren de yapmak evladır. Evet, sema bir veçesiyle gösteridir.
Bir veçesiyle. Ama o, bir veçesiyle aşıklığın gösterisi, bir veçesiyle aşkın gösteridir. O yüzden o aşıklık damardan patladıysa, atmaya başladıysa, onu akılla durdurmak mümkün değildir. Aşkı ise akılla önlemek ve gizlemek mümkün değildir. O zaman bu manada semayı, semayı o veçeden bakıp, insanları aşka davet eden bir argüman, bir dil olarak görüyoruz.
Aşka davet eden bir dildir seman, inşallah. Müridin seyri sülükle ne zaman başlar? Bu seyri sülükle alakalı geçmiş tarikat erbapları, müridin belli bir veçeden, belli bir safhadan sonra, belli bir veçede başlayacağını söylemişler. Bu taraflar boş, buradan biraz daha gelebilirler bu tarafa doğru. Sanki sohbet ettiklerini görmeyince, havaya sohbet ediyormuşum. Orada benim görüş alanımın dışında olanlar bu tarafa doğru gelsinler. Yollarda yer var, sıkışın biraz sağlısı olur. Toparlanın bu tarafa doğru. Geç, geç, geç. Dinleteceğim ya kendimi, illa kızı oğlu göstereceğim ya kendimi.
Zannetmeyin aşıklıkta bu yorum. Aşık aşkının debdebesinden, herkes maşıkına aşık olsun diye de zorla. Öylesine sever, sevdiğini herkes sevsin diye kafası kurporulmuş kuş gibi kanak çırpar her tarafa. Ne tarafın vurduğunu bilmez.
Vururken yıkar da ortalığı. Yıktığından da sorun olmaz. İncidir, acıdır, basar bir şeylerin üzerine. Kendinde değildir. Kendinde olmayınca da sorunlu olmaz. Allah bizi affetsin. Şey mi söylüyor ki, geçmiş tarikatlar, kendilerince belli bir, yani en az mülümeden, mülümeden sonunda mülümete başlayacağını söylemişler.
Bir tarikat adabı erkanı içerisinde doğurdu. Açısından ben bunu bu noktada bahşi görenlerden değilim. Ben bir tasavvuf yolcusunun, seri sülükunun, bir mürcid-i kamilin, bir velinin önüne oturup, onu ilk gördüğü andan itibaren başladığına inananlar var.
O kimse eğer ki o üstadı gördü, onu sevdi, seri sülükü başlamıştır o. Oturdu, sevdi, geldi, ondan dersini aldı, seri sülükü başlamıştır o. O seri sülükün içine girmiştir. Çünkü hadis-i şerifte Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki, bir kimse bir şeyi sevse, o sevdiğinin yaptığı şeyi yapmasa dahi sevdiği yaptığı için ondan nasibini alır.
Bakın burası çok ince bir perde. hadis-i şerifte buyurmuş ki, bir kimse bir şeyi sever ise, o sevdiği şeyi icra etmese dahi, onun halinden, onun konumundan, durumundan payını alır. Bir gazinoda herkes içki içiyor. Bir şarkıcı kadın orada, büyük bir kendince, edasıyla, cilvesiyle, işvesiyle şarkı söylüyor.
Gazinoda eğlence doruk düzeyde. Ve sen kendini orayla, oraya ailet kesmederekten, ne güzel yapıyorlar, keşke ben de orada olsaydım dersen, sen orada içmiş gibi günaha girebilirsin. Onu desteklediğinden, onu alkışladığından, onu gönlünde yer ettiğinden dolayı tasavvuf açısından o hal ile hallendin. Sevdiklerine dikkat et.
E aynı şekilde eğer ki sen, bir Hz. Resulullah'ı seviyorsan, bir ashabını seviyorsan, onların yaşadığını belki de yaşayamayacaksın ama, onların haliyle hallenebilirsin. Bir üstadı, bir veliyi seven kimsenin de bu manada, seyir-i sözcükü ders alır, anlat başlamıştır. Allah mübarek etsin. Ne amel işlersin seyir hızlanır, bu noktada o kimsenin seyri ahlakıyla bağlandırılır. Ahlak, kıymetli dostlar, ahlakınızı güzel ahlaka, güzel ahlaka değiştirmeye, güzel ahlakla bezemeye ve süslemeye gayret edin. Bu yolda güzel ahlak insanların eza ve cefalarına katlanmak, insanların sıkıntılarına göğüs gelmek ve insanlara yardım etmek, onlara yol göstermek kadar güzel, büyük bir şey yok. Gurtta hukip olacağız inşallah.
Ya da ne yaparsa seyri kesilir. O kimse, üstadın dairesinde ve çizgisinde değilse seyri kesilir. O kimse, o yolun çizgisinde ve dairesinde değilse seyri kesilir. Derhal sövbe edip helallık dileyip yoluna devam etmesi gerekir. Allah bizi onlardan eylemesin inşallah. Senin sülük esnasında müridin yaşadığı haller nelerdir? Burada müridlerin hepsinde kendine göre halleri ve durumları vardır. Sıkıntılar olur, problemler olur, aile içi olur, aile dışı olur, dergah içi olur, dergah dışı olur, işinde olur, eşinde olur, aşında olur. Her yerde değişik problemler, sıkıntılar, genişlikler, darlıklar, inişler, yokuşlar, düzlükler olacaktır.
Yol gidiyor. Birinin başına o gelir, birinin başına başka bir şey gelir, öyle kalkıp da klişeleşmiş bir şekilde insanların başına bir şeyler geldi. Onlar klişeleşmiş, kitaplarda okursunuz onlar klişeleşmiştir. Zamanı, konuma, duruma, topluma, yaşadığı şehre göre değişir. Köyde yaşayan bir kimsenin seyri sülükü ile, yaşadığı haller ile, şehirde yaşayan bir kimsenin seyri sülükü yaşadığı haller aynı değildir. Esnaflık yapan bir kimseyle, işte bir yerde memur olan, işçi olan, çalışan bir kimsenin seyri sülükü ve halleri aynı değildir. Bir görevli bir kimsenin seyri sülükü ile, hali ile, bir görevi olmayanın aynı noktada değildir. Aynı dairede değildir. Mürşidin seyri sülükü esnasında, müridine yardımı ne zaman başlar? O devamını müridi ile beraber ver, bu manada, Allah'ın izniyle.
Bu, o zaten mürid, üstadının sohbetine, zikrine geldikçe, lazım olanları alacak. Eğer dinlerse, dinlemezse, söyleyecek bir laf yok zaten çizgiyi açmış. Kimisi dinler görmüyor. Dinlemek, söylediği sözü, tavsiyesini, emrini yerine getirmek. Sen tavsiyesini tut, sen emrini yerine getir. Yapma demiş, yapma. Yap demiş, yap sen. İnsanlar etrafına takılırlar, oradan kaybederler.
Hani meşhur bir Mehmet hikayesi var ya, Allah rahmet eylesin, Şeyh Efendi anlatırdı. Derdahtı bir Mehmet varmış. Şeyh Efendi, Mehmet gel oğlum demiş, gelmiş, boynunu bitmiş. Oğlum, ambardan buğday çıkarmış, çuvala koy. Emredersiniz efendim, gitmiş ambardan buğday çıkarmış, çuvala koymuş, gelmiş. Dervişler demişler ki, ya ne ama sen öyle, yok ki, yapıyo ki, belli değil mi? Bunu öğütülecek, götür. Ambarar öğüt, susmuş o. Hep böyle bilen dervişler vardır etrafta. Üstad ona bir şey söyler, etrafındakiler onu şerh eder. Şunu demek istediler. Şahsın kendisine söylenmiş. Onun birisi şerh eder. O da üstada gelir, efendim siz bana böyle dediniz, ben filanca ağabey, bana, o bunu demek istemiştir dedi. Ben de böyle yaptım der, ben de susarım, gülerim, iyi yapmışsın der.
Şeyhi o olmuştur. Şeyhi o abisi, o ablası olmuştur. Farkında değildir o. Neyse Mehmet gelmiş, boynunu bitmiş, kattım efendim demiş, çuvala. Oğlum götür değirmen onu demiş. Mehmet almış çuvalı, vurmuş, sırtına götürmüş, değirmeni koymuş, tekağa geldi. Tabi o çok bilen ağabeyler yine demişler ona, ya amma sapsın demişler ya. Üt gel işte, un yapacaksın. Yok, efendim değirmeni koydum, geldim demiş. Git oğlum un yap onu demiş. Gidmiş, un yapmış, gelmiş, tekrar ağabeyler diyorlarmış. Ne aman sen? İşte unu getirmeni ne sapsın, ne çok affedersiniz, aptalsın filan. Efendim unu yaptım geldim, getir gel oğlum getirmiş gelmiş. Yine ağabeyler, oğlum ya ne efendi'yi zorluyorsun, ne efendi'yi yoruyorsun sen, ne edepsiz adamsın.
İki de bir de bunu böyle yapıyorsun, oğlum sende hiç mi edep yok ona? O susmuş. Oğlum un işte hamur yap, hamur yapmış gene gelmiş söylemiş, hamur yaptım. Oğlum yak fırını yakmış, gelmiş yaktım efendim. İyi oğlum dök göveçlere hamuru döktüm efendim, geldim döktüm. İyi oğlum hazırla demiş fırını, hazırlamış göveçleri. Hep o ağabeyler diyorlarmış ki sen üstadı anlamıyorsun, dinlemiyorsun. Hazır mı oğlum her şey demiş, hazır efendim demiş. Kalkmış yerinden şeyh efendi, gelmiş fırının başına, tam bütün gidince dervişler de gelmiş. Mehmet gir oğlum içeri demiş. Karına Mehmet destil, bismillah fırına kapatın oğlum kapısını demiş, kapatmışlar. Dergahta başlamış, vay elin sapı gitti demişler ya. Saftı ya, kapısı işte basmıyor da şeyh efendi en sonunda attı fırına demişler, yaktı galiba olan.
Bir keramet uğruna gitti demiş, çocuğun canı gitti herkes. Bir kısmı oturmuş köşede ağlamaya başlamış. Biz neden bunu sorguladık diye. Bir müddet geçmiş, pervişler tabi toplanmışlar, burada fırının içinde birisi var. Çıkar oğlum, açın fırını, açmışlar. İçeriden iskamber kurusun. Oturmuş Allah, Allah'ı zikredin. Oğlum getir mi demiş, icazet kağıtlarını getirmişler. Derdi ama benden sonraki demiş. Sahibim, aha bu Mehmet demiş. Seyir sunuk bu, sevmek de bu. Bu biraz ağır oldu ama bazen zikurlar neticesinde kalmimize ilham geliyor. Ama bu hali koruyamıyoruz.
Bu halin devamlı olması için ne yapmalıyız? Hadi dediler ya, Handal'a münafık olduk der. Hz. Rüvekil Efendimiz'de. Handal'a radiyallahu anh. Onu da der, ben Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'a huzurumdayken, dünya hiçbir şey aklıma gelmiyor. Ama oradan çıkınca her şey aklıma gelir deyince, aynı şey bende doluyordu herhalde. Hadi gidelim beraber, derler. O da der ki, bu halinizi dışarıda korusaydı, meleklerin sizinle musaffa ettiğini görürdü. O hali koruyacaksınız. Zikrullaha devam eder. Bir mürcidine edep hususunda dikkat etmesi gereken kurallar nelerdir? Az önceki bu Mehmet hikayesi muhteşemdi. Türkiye'de darül harp var mıdır, varsa kanunları geçerli midir?
Allah razı olsun. Hala bunu bana soruyorsanız, bizim sohbetlerimizi hiç dinlememişler. Dünya davran, Türkiye'nin olacağı. Normalde darül harp olmaması için bir yerin hukukunun islam hukuku olması gerekir. İhtiyaç kredisi, ev, araba vs. cahil midir? Darül harp hukuku açısından bakarsanız cahildir ama almamaya gayret edin. Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim, mahlukatı yarattım, buyuruyor. Bilinmek istedim de mahlukatı yarattım diye hadisi kutsu öyle değil. Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim, bu kadar. Bu hadisi kutsu bu kadar. Mahlukatı yarattım, yok. Bu gizliliğin dünyada kullara açılım decennesini cennet Allah hazretleri daha mı fazla tanıtacak, tanımakta bir sınır olacak mı?
Allah kullanın kendisini nasıl ve ne şekilde tanımlasını ister. Burada kullanın dikkat etmesi ve getirilmesi gereken için dinleriz. Arzlara sımsıkı yapışın, nafilelerle Allah'a yaklaşın ve Allah'ı sevin. Bir insanın kazar namazları varken, nafilelerin gece namazı, işrak namazı evlâbın gibi kılması müdür. Anefiler müdür demişler, cinsiyetimi kaybettim, ihsanımı kaybettim, ona olan tevekkünümü kaybettim.
Bir nasihat edin. Allah'ı çokça zikredin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.