Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 14 Ekim 2011 · 51:30
Hayırlısı hayırlısı, inşallah. Selamak, günlüğünüzü hayırlısı, hayırlısı, hayırlısı, hayırlısı, inşallah. Toplum içerisinde, yollarda, duraklarda, vesaire yerlerde, edebe uygun olmayan hareketlerde bulunan çiftlere nasıl davranılmıyız? Siz bir kötülük gördüğünüzde elinizde, mümkün değilse dilinizde, o da mümkün değilse kalbe buğuz edepten önlemeye çalışınız. Şimdi, hepimiz bu nahoş davranış biçimleriyle karşı karşıya kalıyoruz. Ulema ittifak etmiş, bir kötülük, bir edefsizliğe karşı eliyle mücadele etmek, müdahale etmek devlete ait. Bu noktada ulemanın kesin ittifakı var. Diliyle müdahalede bulmak, ulemanın işi.
Bir kimse, diliyle, o noktada ulema derken, o meselelerin alimi ise, o meseleyi biliyorsa, diliyle müdahale edecek. Bu noktada değil ise, kalbe buğuz ederekten önlemeye çalışacak. Kalbe diyecek ki, ya Rabbi, ben bundan değilim. Toplum içerisinde şimdi insanlara bir şekilde müdahale etmek, bizim hakkımız değil. Eğer insanların birbirlerine müdahaleleri doğrulursa, herkes birbirine müdahale eder, herkesin doğrusu çıkar ortaya yere. Ve bu anarşi olur, bu kaos olur. İslam, anarşiye ve kaosa müsaade etmez. Onun kendi meşrebini koyar, öbürkü kendi meşrebini koyar, birisi kendi mezhebini koyar, öbürkü kendi mezhebini koyar.
Bu anarşiye çıkar bir mesele de. Elinizin altındakilerden sorumlusunuz. Bir baba, eşinden ve çocuklarından sorumlu olur. Bir dede, eşinden, çocuklarından, çocuklarının çocuklarından ve çocuklarının eşlerinden sorumlu olur. Bir iş yeri sahibi, yanında çalışanlardan sorumlu olur. Bir öğretmen, öğrencilerinden sorumlu olur. Onlara ne yapar? Doğru, iyi, güzeli, hayırı tavsiyede bulunur. Bu eyvallah. Ama öbür türlü müdahale etmek, onlara lahz söylemek, onları bu noktada ikaz etmek, onları bu noktada lahzlaşmak, onlarla çok uygun bir davranış değil. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin metodu o değildi. Onun metodu, insanlara dini anlatmak, ahlaka anlatmak, İslam'ı anlatmak.
Sen neden böyle sarmaş dolaş dolaşıyorsun dediğin anda onun karşı cephede alırsın. Birbirlerinizi böyle, etrafınızdaki insanları böyle irşat etmeye çalışmayın. Bu irşat metodu değil. Sen neden namazını kılmıyorsun? Bu irşat metodu değil. Sen neden bunu böyle böyle yapmıyorsun? Bu irşat metodu değil. Onun yüzüne karşı onu eleştirmiş oluyorsun. Yüzüne karşı onu kötülemiş oluyorsun. Bu Kur'an'ın yasakladığı bir şey. İnsanlar birbirlerinin yüzlerine karşı eleştirmeyecekler. Mümkün olduğunca ama umuma ait, umumun içerisinde doğruyu, iyiyi, güzeli tavsiye edecekler, söyleyecekler. Bu İslam'ın ölçüsü bu noktada.
O yüzden çocuklarımıza da, eşlerinize de, elinizin altında bulunanları da eleştirerekten bir şey söylemeye çalışmayın. Veya onunla zıtlaşarak da, onunla inatlaşarak da, ona çenkilerek da, ona bağırıp çalınarak da bir şey anlatmaya çalışmayın. Allah bizi affetsin. Çalıştığım iş yerin maaşlarımızı almamız için bir banka ile anlaşma yapıldı. Banka, promosyon ücreti bize ödeyecek almamız. Uygun bank ömre vs. aracımızda ben bir sakınca olur mu? Hayır. Aşk tekrar bulunur, elde edilir mi? İş, ehl-i tarikat, aşkın kapısını nerede aramalı, nerede bulmalı?
Üstad'a olan aşk nerede başlar? Resulullah'a olan aşk nerede başlar? Allah'a olan aşk nerede başlar? Hadis-i Kutsi var ya, Davut aleyhisselam'dan nakleder. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem anleder. Yarabbi bana sevgini, seni sevenlerin sevgisini, seni sevdirecek olanların sevgisini, köyde susuz kalmış bir kimse şerbetin ona sevgini kıldığı gibi bana da sevgini kıldığı gibi. Amin. Bakın bu üç sevgi, yani Allah'ın sevgisi, Allah'ı sevenlerin sevgisi, Allah'ı sevdirecek olanların sevgisi. Birbirinin içindedir. Renkleri birbirine çok yakındır. Ben çok yakındım diye tarif ediyorum, Hz. Mevlana Celaleti Ruma Hazretleri bir fark yok diyor.
Burada Hz. Mevlana Celaleti Ruma Hazretleri'ne böyle laf söylemek veya onu eksik görmek, nakiz görmek değil. Ama bugünkü toplum bunu anlamaktan uzak. Bugünkü sufiler de bunu anlamaktan uzak. Üstad sevgisiyle Allah sevgisinin renk olarak bir fark olmaması lazım. Ama bugün insanlar ütahını severken Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oradan sıkıntı doğuyor. Veya Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ni severken Allah'ı sever gibi seviyorlar. Oradan sıkıntı doğuyor. Bu sıkıntı doğduğu için diyorum ki fark var arada. O kimse bunu ayırt edemedinden, bilemedinden dolayı. Yoksa mesela işte Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin.
Allah'a itaat edin, babalarınıza itaat edin. Cenab-ı Hak normalde kendisine itaat ile babaya olan itaat ile ardı arzına sıralar. Cenab-ı Hak kendisine itaat ve peygambere itaat ver, sizden olan emir sahiplerine itaat ile ardı ardı arzına sıralar. Şunu diyemez midir Cenab-ı Hak sadece bana itaat edin. Ama Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne Allah için itaat edin.
Bizden olan emir sahiplerine de Allah için itaat edin. Veyahut da bir kimse babasına Allah için itaat eder, babaya itaat edin. Bir kimsenin ulemaa ittifak etmişler, babaya itaat, Allah'a itaat gibidir diye. Evlenmemiş bir kız çocuğunun babaya itaat etmesi fazlidir. Evlenen kadının kocasına itaat etmesi fazlidir. Bir erkek çocuğunun ölünceye kadar, babası ölünceye kadar babasına itaat etmesi fazlidir. E şimdi burada o kimsenin babasına olan itaat-i şirk mi? Değil. Bir kimsenin Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'ne itaat-i şirk mi? Değil. Bir kimsenin bizden olan emir sahibine itaat etmesi ayetle sabit şirk mi? Değil.
Şimdi dönüyorum. Allah'ım senin sevgini, seni sevenlerin sevgisini, Allah'ı sevmek zaten şirk değil. Allah'ı sevenleri sevmek şirk mi? Hayır. Kim diyebilir? Allah'ı sevdirecek olanları da sevmek. Bunun içerisinde, ehli tarikata ve ehli sufinin içerisinde veya ehli tarikata veya ehli sufiye kasıtlı bir şekilde saldırı var.
Bu kasıtlı saldırının önüne geçmek için, bu kasıtlı saldırının önüne hende kazmak için diyorum ki farklar arasında. Bu cahil insanlara, bundan uzak olan kimselere söylemek gibi. Bunu şöyle bir şey diyebiliriz şimdi mesela. Bir kimsenin mülke amir olarak oradaki valiye itaat etmesi, devlete itaat olarak değil mi? Evet. Oradaki itaat valinin şahsına mı? Hayır. Oradaki itaat devlete. Orada devleti temsil ediyor. Şahsına değil. Veyahut da bir polis memur arkadaş geliyor, devletin güvenlik elemanı. Ona itaat edince, devlete itaat etmiş olmuyor musun? Evet. O kimsenin şahsını görüyor musun orada? Hayır. Asker geliyor, bir düdük çalıyor, duruyorsun.
Askerin bir düdünden durdun, devletin bir düdünden durdun. Devletin bir düdünden durdun. Asker çünkü orada devleti temsil ediyor. Ve orada şahsı görmüyorsun. O zaman bir kimse Allah'ı sevdirecek olanı sevdiğin zaman Allah sevgisine götürecek seni. O yüzden Allah sevgisi o. Allah'ı seviyorsan Allah'ı sevdirecek olan sana sevgili gelir. Allah'ı sevmiyorsan Allah'ı sevdirecek olan sana sevgili gelmez. Allah'ı seviyorsan Allah'ı sevenler senin için sevgilidir. Allah'ı sevmiyorsan Allah'ı sevenler sana sevgili gelmez. Ve Allah'ı sevdirecek olanı diyor bakın. Seni sevdirecek olanı. O zaman onu sevdirecekse o bizim sevgili olacağımız. Kimse. Aşk yeniden kazanılır mı?
İlahi noktada evet. İnsan yeniden aşıklığını kazanır mı? Tövbe eder, yeniden iyi amellerde bulunur, yeniden o aşıklığını kazanabilir. O yeniden o aşıklığını kazanıyorsa zaten onun aşıklığı gitmemiştir hiç. O zaman aslında o aşıklığını kaybetmedi. O sadece onun önüne perde indi. Sadece o önüne bir duvar ördü. Sadece o yapmış olduğu hatayla, kusurla önünü kendini, önünü benden edeyim. Aşk hiçbir, bakın unutmayın, aşk kaybedilmez. Aşk orta yerdir. Aşıklık kaybeder. Aşk meydanlanır. Kimse kendi kendine ya ben işte üstadı kaybettim diyebilir mi? Buradayız her parçamda.
Sen kendini kaybetmişsin. Bir kimse diyebilir mi ya biz yolu kaybettik? Yol meydanında kardeş, sen kendini kaybettin. Bir kimse evinin, ben evin yolunu kaybettim. Evin yolu kaybolmadı, sen kaybolun. Evin yolu meydanda, evin de meydanda. Kusurduğun evindeki. O yüzden mesela aşkı kaybettik zannederler. Aşk kaybolmaz. Sen kimsin ki aşkı kaybedecek? Sen aşka sırtını dönmüşsündür. Sen güneşe sırtını dönmüşsündür. Sen güneşe gözünü yummuşsundur. Sen ona ihanet etmişsindir. Kendi kendine kaybolduğunu düşünürsün. Hani Hazreti Mevlana Celalyti Ruhu Hazretleri der ya, senin gözüne bir ulaşmış. Gözüne bir saman çöpü gelmiş. Gözüne senin saman çöpü geldiğinden sen göremiyorsun.
Veya parmağını kapatsan diyor. Sen bakarsan güneşi göremezsin. Neden? Gözünün önünde parmağın var. Sen gözünü kaldırırsan kapağını görürsün güneşi. Elini çekersen gözünün önünde sen güneşe kavuşursun. Güneşi görürsün sen. Sen gözündeki çöpeli kaldırırsan güneşi görürsün. Aydınlığı görürsün. Sen gözünün önüne çöpel bulaştığından her yeri karanlık zannediyorsun. O yüzden aşk ebediyen kaybolmayacak bir şeydir. Senin aşıklığın karanmıştır. Senin aşıklığının önüne perde inmiştir. Ve o perdeyi de aşk hiçbir zaman indirmez senin önüne. Sen kendi yaptıklarınla, kendi hatalarınla sen kendi kendini perdelemişsindir. Sen kendi kendini karanlığın içine atmışsındır. Sen kendi kendini şemsiğini aşmışsın.
Yağmur bekliyorsun. Şemsiyenin altında yağmurlaşmaz sana. Yağmuru görürsün. Sesini hissedersin ama ıslanamazsın. Neden? Başında şemsiye var. Güneş çıkmış sen gölgedesin. Güneş çıkmış sen bir sütrenin altındasın. Diyorsun ki ısıtmıyor beni. Sen o sütrenin altında bulundun müddetçe ısıtmayacak. Diyorsun ki beni aydınlatmıyor. Sen o sütrenin altında bulundun müddetçe aydınlatmayacak seni. Sen güneşe teslim ol. Güneşe rağmur. Aç bağrını, aç gözünü, aç elini. Ona doğru yürü, ona doğru yöne. Bekle onu. Bekle. Doğacak tam yerinde. Tam yerine gözünü dik. Tam yerine gözünü dik. Muhakkak doğacak ve muhakkak doğacak.
Ümidini kesme. O yüzden aşkın kapısı, aşkın kapısı insanın içindedir. Aşıklığın kapısı insanın içindedir. Sen her daim aşık olmaya karar ver. Sen o yola rağmur. Sen o yolda yürü. O kapıdan ayrılmazsın. Ayrılmamaya gayret et. Sevmekten ayrılmamaya gayret et. Gözün sevdiğinde olsun. Elin sevdiğinde olsun. Yüreğin sevdiğinde olsun. Her neyi seviyorsan. Her neyi seviyorsan. Kalbin onun kapısında beklesin. Kalbin onun duvarının düğünde dursun. Onun bahçesinde dursun. Kalbin onun bölgesinde, onun mülkünde dursun. Kalbin onun saltanatının önünde eğilsin. Ama sen yurttan geri dönersen. Sen yalpalarsan. Sen kendi kendine kendini yere düşünmüş olursun.
Kendi kendini karartmış olursun. Şöyle düşünürler. Demişler. Sufiler. Mürşid-i Kamiller, bütün Mürşid-i Kamiller Sufilin ilk başlangıcından gelirler. İlk başlangıcından. O ilk başlangıcından gelmeyen bir kimse asla ve asla Mürşid-i Kamil olamaz. Veli olur. Mürşid-i Kamil olamaz. O bütün Sufiler kendi içlerinde, kendi darilerinde üstadlarının kendilerine nazarı kestiğini, hibmetini kestiğini zannederler. Ve öyle bu muhabbet fazladır. Üstad ondan nazarını kesti.
Üstad ondan hibmetini aldı. Üstad ona şöyle yaptı. Ben bunlara hep gülerim. İçimden. Üstad oturacak. Herkese Allah'ı sevin, Resul'unu sevin. Sizden olan emir sahiblerini sevin. Allah'ın sevenleri sevin. Allah'ın sevdirecek olanları sevin diyecek. Ondan sonra oturacak bir kimseden sevgisini, muhabbetini kesecek. Nasıl sevmem diye mi düşüneceğim örnek? Kendini üstad olarak görmüyor musunuz? Bir üstad hali olur. Oturacak şimdi bir kimse, diyecek ki ya ben Adnan'ı nasıl sevmem? Ben Mehmet'i nasıl sevmem? Sevmeyeyim. Dervişlerin kendi arılarında, kendi eksikliklerini görmeyişindendir.
Kendisi aşığını neden reddetsin ki? Kapısında her dem ağlayan, kapısında her dem kendini zikreder, kapısında her dem bir dediğini iki etmeyen, kapısında her dem büyük bir ümitle ve umutla ve çabayla duran bir kimseyi niçin reddetsin ki? Hametsiz mi?
Bir peygamber kendisine ümmet olmuş, kendisinin kapısında duran bir ümmeti niçin reddetsin ki? Vefasız mı? Hayırsız mı? Haşa. Kalbi katı mı? Niçin reddetsin ki? Yok. Bu sufinin kendisini aldatmasıdır. Aşıklık. Aşıklık. Senin seviyorum demenle başlar. Senin beğenmenle başlar. Senin ona muhabbet beslemenle başlar. Bu neye aşık olursan ol. Neye aşık olursan ol. Birisini beğendin, aşıklık kapısını açtın. Ona muhabbet besledin. Aşıklıkta yürüyorsun.
Onu sevdin. Aşıklığın ortasına doğru yürüyorsun. Ve ortasına oturduğun sevdiğinde. Ona aşık olmaya başladın az önce. Devineşiyorsun. E sen beğenmedikten sonra nasıl aşık olacaksın ki? O zaman aşıklığın başlamış noktası olarak biz bu noktada deriz ki onu beğenmektir. İnsanlar hep aşka kapı ararlar. Aşka kapı senin gönlündedir. İçine iyi bak. Ağır damarı çatlayan Müslüman kimdir demiş. Günay kebaileri saygısızca ve fütursuzca bütün insanların ortasında işleyen bir Müslümanın ağır damarı patlamıştır. Fütursuz bir haramı fütursuzca işliyorsa içki içmek gibi veya kumuş yapmak gibi ağrılamışlar değil. Ağır damarı patlamış olan Müslüman fütursuzca yalan söyler.
Ağır damarı patlamış olan bir Müslüman fütursuzca insanları aldatır. Ağır damarı patlamış olan bir Müslüman fütursuzca kıymet eder, dedikodu eder, iftira eder. Ağır damarı patlamış bir Müslüman fütursuzca içki içer, kumar oynar, zina eder. Fütursuzca kadınlarla buluşur, onlarla düşer kakar. Fütursuzca erkeklerle düşer kakar. Fütursuzca haram, helal tanımaz. Fütursuzca namazını terk eder, orucunu terk eder. Fütursuzca onun içinde zervence korku yoktur. Utanma yoktur. Kimin parası, kimin malı, kimin mülkü, kimin hanımı, kimin kızı, kimin çocuğu, kimin evi, kimin arabası, kimin barkı, kimin yiyeceği, kimin içeceği, kimin yiyeceği. Onun önemli değil onun için.
Fütursuz, fitne çıkaran, huzur bozan Müslüman kimdir? Kur'an ve sünnetin dışında olan her şey fitnedir. Kur'an ve sünnetin dışında olan her şey huzur bozar. Kendisinden emin olunan Müslüman kimdir? Diline sahip çıkan. Bir Müslüman diline sahipse ondan emin ol. Birisinin gıybetini sana yapmıyorsa ondan emin ol. Birisinin lafını sana getirmiyorsa ondan emin ol. Birisinin hoşuna gitmeyecek bir şeyi sana anlatıyorsa ondan emin ol. Sen eğer ki birisinin hoşuna gitmeyecek bir şeyi söylerken o seni susturuyorsa o senin dostluğun ondan emin ol.
Dedikodu, gıybeti, din ile gerçek olan bir şeyi bir kimse susturuyorsa ondan emin ol. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem döneminde peygamber Efendimiz'in sahabelere şuna selam vermeyin. Ve onunla ilgilenmeyin ve de kendisinin de selam vermediği, ilgilenmediği sahabe var mıydı? Bunun nedeni neydi? Vardı iki tane sahabeyle hasta hatta cihada giderken onlar cihada katılmamışlardı. Onlara da Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlere ilgi, alaka ve selam noktasında kesilmesini emretmişti. Onlar sonra da kendilerini işte bir Medine'de ağaca bağladılar, tövbe ettiler. Allah da onları affetti, ondan sonra onlara selam verildi.
Bu tasavvufun içerisinde varmış. Bir üstad, bir kimseyle selamı sabahın kesilmesini söyleyebilir. Şöyle düşünürler. Ondan selamı neden kesiyor, neden kestiriyor?
Efsik mi olur, böyle sufilik mi olur? Kestirilir. Mektir, berekettir. İkramdır, ihsaldır. Ahtır, mağfirettir. Allah'ın sofrasında oturmaktır. Bir sufinin selamı, meleklerin selamından kıymetlidir. Bir sufinin duası, meleklerin duasından kıymetlidir. Bir sufinin duası, birbirinin olan duası, peygamberlerin tümletine yaptığı dua gibi.
Şatahat, sakındığımız şeyler. Bakın, şatahattan sakındığımız için söylemekten veri durduğumuz şeyler. Bir sufiyle yan yana oturup, cennet bahçesinde oturmak gibidir. Durmak, cennet bahçesindedir. Durması o kimsenin. Bir kimse onun kıymetini bilmiyorsa, onun değerini bilmiyorsa, kıymet bilsin, değer bilsin de ona ceza verilir. Kıymet bilsin de ona ceza verilir. Kaptığı yanlışlıktan geri dönsün de ona denilebilir. Bu adamla selamı sabahı kesin.
Kişi günahı şeridinde kendisine ibadetle oruç tutma cezası vermesi doğru olur mu? Mesela birine saygısızlıkta bulundu. Kendisine bir haftalık, bir aylık oruç cezası kesmesi uygun olur musun? O sevabı, o saygısızlık yaptığı kimseye alınmak şartıyla, Ya Rabbi ben inşallah bu kardeşe bir saygısızlık yaptım, bir hafta oruç tutacağım, bu kardeşin ruhayetini bağışlayacağım diye böyle bir şey yapabilir. Hani birisi size bir iyilikte bulunduğunda siz de ona iyilikle, mesleyle veya karşı iyilikle cevap veriniz. Eğer öyle iyilikte bulunamıyorsanız o iyiliği karşılayacak kadar ona dua ediniz. Hadis-i Şerif var, size birisi bir iyilik yaptı, iyilik, siz birisine kötülük yaptınız. Bunu neyle telafi edeceksiniz? İyilik yaptıydı, sen ona kötülük yaptın.
Veyahusana iyilik de yaptı, kötülük de yapmadın. Sen ona kötülük yaptın, negatif desin, eksidesin. Sen ona karşı iyiliğini arttırarak o negatifliğini pozitif edeceksin. Sevabı onun olsun, onun adına tevhid çekin. Sevabı onun olsun, ona bol bol dua et. Allah inşallah onun yüzü hürmetine seni de affetsin inşallah. İşlerinizi pişince kabir ehlinden yardım isteyeniz buyurmuştur. Kabir ehlinden maksat nedir? Allah var iken neden kabir ehlinden yardım istiyoruz? Tüm mehterler kabir ehli midir? Burada kabir ehli, ben soruyu komple böyle okudum. Kabir ehlinden yardım ediniz değil hadis-i Şerif hürmetine. Yardım isteğiniz değil. Onların vesile kılması var. Hadis-i Şerif hürmetliyim, dediğim kadarıyla öyle, öyle değil mi?
Vesile. Siz bir işte sıkıntıya uğrarsanız, bir işte problem yaşarsanız, bir çıkmaza girdiğinizde, başa demediniz bir şeyle karşılaştığınızda, kabir ehlini vesile ediniz. Kabir ehlini vesile ediniz. Siz bir kimsenin kendi, eğer akrabaları vefat etmiştir, çok iyi insanlardır, bunları vesile edebilir. Ama bunun genelde İslam dünyası komple, kendilerinden önce vefat etmiş olan veliler olarak algılanmış.
Bu işin zahir tarafı. Bir de işin batın tarafı var. Kabir ehli olarak da, bir kısmı yaşayan velileri görmüş. Demişler ki, asıl kabir ehli yaşayan veliler. Siz bir sıkıntıya, bir müşkilata, bir probleme maruz kaldığınızda, onlara gidin, onlara vesile edin, demiş. Ben bu ikinci noktada olan kimseler olarak bunu algılıyorum. Diyorum ki, asıl kabir ehli o. Allah bizi affetsin inşallah. Benim yanımda çalışanı o münafıktır, onun yanına gitmeyin diyebilirim. Bu sözler, yani bir kimsenin münafıklığına hükmetmek avuk bir söz.
O esnada o kimse bir münafıklık yapmış olabilir. O esnayla, o hal üzerinden ise, bu söyleyebilir. Bizim çavuş kardeşlerimiz, bu tip şeylerden uzak dururlar genelde. Öyle bir şey söylemezler. Yani hemen gibi şahsın üzerinde, sen münafıksın veya bu adam münafık, bununla uzak durur deme noktasında çok durmazlar. Çok o halde düşmezler. Bir yanlış algılama olabilir. Bu soru, muhabbetin hakikati, sebepleri, kudun, Allah'a olan muhabbetlerin manası nedir, demiş. Üç yaşa, beş yıl kadar az önce ona benzer bir şey anlattın. Şeytanın kalbe giriş yolları nasıldır? Şeytan kalbin kapısında durur. Ne zaman zikrullah durdu? Kapıdan içeri girer.
Sünnetlerini terk eden, pazartesi ve perşembeni tutmayan bir arkadaşın, sağlam bir ehli tasavvuk olduğunu söyleyebilir miyiz? Ve şahitlik edebilir miyiz? İdda ve tarikat ehli olduğuna şahadet edebilir miyiz? Edersek veban olur mu? Şu soruyu soran kardeş çok tövbe etsin. Bir başkasını takip etmek şeytanın vesvesesidir. Nasıl böyle bir şey yapabiliyorsunuz, insanları izliyorsunuz? Acı şeyler ya.
Soruyu soran kardeş bizim sohbetlerimizi dinlemiyor herhalde ya. Perşembe oruç tutmayan, namazlarında farzlarını kılan, sünnetlerini terk ettiğini gördüğün o kardeşin, ehli tasavvuk olduğuna şehadet ederim. Bunları izleyip de buraya sorun soruna şehadet etmem. Dostlar, kıymetli arkadaşlar, yolumuz arkadaşlarımızın eksiğini, noksanını araştırma yolu değil.
Kim bir arkadaşının eksiğini, noksanını araştırır da bunu dillendirirse, şeytandan daha ağır bir iş işlemiş olur. Şeytan onun gözünün kalbini, içini, dışını bürümüş, onun kendi eksiğini ve noksanını göstermiyor. Bir başkasının eksiğini, noksanını gösteriyor. Ve bir başkası da derviş kardeşi. Bir fitne o kimse için. Bunlar derhal tövbe. Hiçbir arkadaşın, hiçbir arkadaşın hatasını, kusurunu, eksikliğini araştırmayın. Gördüyseniz yanıldığınıza verin.
Yanılmışsızdır deyin. Görememişsizdir, gözümüz karışmıştır deyin. Kulağımız karışmıştır deyin. Yapmayın. Bu temahatlerin, toplulukların içine atılmış, bitini çekmiş el olması gibi. Hatice bir kişiye zararı olmaz, herkese zararı olur. Allah muhafaza edersin. O yüzden hizmetlerinizle devam edin. Mahallelerinizdeki, bölgelerinizdeki çavuşlarımıza, Kur'an ve Sünnet tarihisine itaat edin. Derslerinize devam edin. Derslerinize devam edin. Zikirlerinizle devam edin. Hiçbir şey sizi zikir halakasından uzaklaştırmasın. Hiçbir şey sizi derviş kardeşlerinizin arasını boğmasın. Hiçbir şey derviş kardeşlerinin birbirlerine olan muhabbetlerini etkilemesin.
Allah'ı sevin, Resul'ünü sevin, Allah'ı sevenleri sevin, Allah'ı sevdirecek olanları sevin, zikredenleri sevin, zikrettirenleri sevin, zikre sebep olanları sevin. Bunlara düşersiniz, parçanız bulunmaz. Bunlar bulunmaz. Şöyle dersiniz, hep ben bunları dinledim. Ya önceden ne zikir halakaları kurulurdu ya. Ha şimdi kurulmuyor, sen yoksun ya. Ne aşktı zikrederdik ya. Ha sen yoksun ya. Hiç aşk elini etkilecekti sen onunla gideceksin. Bir nostalji gibi kalır onlarla. İnsanlar. Çok böyle kimselerle konuştum, sohbet ettim. Ve onlar zikir halakasından uzaklaşmış olmalarına rağmen hala da kendilerini haklı görürler.
Bir laf söylerdim. 20 yıldan beri aynı lafı söylerdim. Perşembe günü neredeydin? Perşembe günü neredeydin? İşte neden gitmediğimi biliyor musun? Kardeşim neredeydin perşembe günü? Bana onu sorar. Zikir halakası, hadiste sabit, cennet bahçesi. Sen neredeydin? Ünün nerede olduğunu sorar. Pazartesi gün bayanların zikirleri var. Neredesin? Cuma gün kadınların zikirleri var. Neredesin sen? İşte değişik illerde, ilçelerde salı günü ders yapanlar var. Pazartesi ders yapanlar var. Benim konumuma gelip gitmeme göre şimdi dinliyorlar ya internetten. Pazartesi gündüz ders yapanlar var.
Benim ders sohbetlere girmeme göre. Salı gün gündüz sohbet, zikir yapan yerler var. Cuma günü yapan yerler var. Neredesin ya sen? Bir de şunu söylüyorlar. Efendim sizin işte sohbetlerinizi internetten dinliyoruz. Ya kendi memleketine gidiyorum. Pazartesi gün internetten dinliyormuş arkadaş. Gelmiyor sohbete. Ben o yüzden diyorum aşık isen burada geleceksin. Gelmişim memleketine hem aşık bahsedecek hem orada işte bayan zakire veya oradaki çavuş erkeğe bir şey olmuş da o yüzden de gelmiyormuş o. Çok matal bir iş yapıyorsun. Sen gelmiyorsun diye orada zikruluğa olmayacak ya. Sen gelmiyorsun diye orada sohbet olmayacak ya.
Sen oradan gidince aşk elini eteğini çekti. Kurudu, saz gibi oldu. Kuru ağaç gibi oldu orada. Oy ne kıymetliymişsin sen. Yürü git nereye gidiyorsun? İş gördük biz. Çok vazgeçilmez çavuş gördük. Çok vazgeçilmez nakip gördük. Lükabba gördük. Çok vazgeçilmez halife gördük. Çok vazgeçilmez şeyh gördük şeyh. Cübbesini, takkesini, sarınla ayrı götürüyorlardı. Çay bardağı özel, çay bardağı özel getiriyorlardı. Çayını içiyordu orada çayını. Eğilin kapısında veya bir yere giderken kapının topmağına dokunmuyor.
Vazgeçilmez. İçimden gülüyordum. O dervişlerin hallerinde de gülüyordum içimden. Allah'ım diyordum ya. Şunların gönüllerini açtandı diyordum. Şunların kalplerini açtandı hiç olmadı. Hiç. Vazgeçilmez şeyhleri öldü. Vazgeçilmez.
Vazgeçilmezdi. Benim şeyhimi şeyhi. Onun dervişleriyle konuştuğumda ben onlar öyle anlatıyorlardı ki Çorum'la Hacı Mustafa Efendi Hazretleri'ni. Vazgeçilmezdi. Bir gün birisi de öyle dedim. Öldü, öldü, öldü, öldü. Zikrullah halakasında oturuyor musun dedi? Vazgeçilmez dediğin zat önünü zikrullah halakasında geçirdi.
Çorum'la vazgeçilmezdi. Önünü zikrullah halakasında geçirdi. Son nefesini vazgeçilmez dedin adam. Az meclisinde ve var.
Ben Abdullah Efendi Hazretleri'ne bağlandım diye birini eleştiriyorlardı. Vazgeç, geri dön buradan. Neden işte o Mürşid-i Kamil değil? Kim Mürşid-i Kamil? Bana onu söyleyin. Dümden kalıyorlar. Bana birisinin Mürşid-i Kamil olmadığını söyledin mi? Söyledin. Bana Mürşid-i Kamil'i söyler. Sen onun Mürşid-i Kamil olmadığını biliyorsan sen Mürşid-i Kamil'i tanıyorsun demektir. Bana o Mürşid-i Kamil'i bana söyle. Ben gideceğim ondan ders alacağım. Kalıyor. Bu işler birisine şey yapmışlar, rüyalarını anlatmışlar. Bu demişler rüyalarını da görüyoruz, şöyle görüyoruz, böyle görüyoruz. Ona hesap etmeyi düşünüyoruz. O bize ders vermiyor demiş. O da demiş ki, mecliste göremiyoruz onu.
Cenab-ı Hak denk etirdi böyle. Elini tuttum. Bana dedim şu mecliste olan ya bir kimseye söyleyeceksin dedim. Ya da dedim sana biat edeceğim. Kaldı hem Muallada hem Villada hem Tilla'da dedim. Yeminle söylüyordu. Buradan gitmem. Benim adım dedim Dergat'ta Deli Mustafa kondu. Buradan ayrılmam dedi. Seni bırakmam. Madem ki sen böyle bir söz söyledin. Bu sözün dedim altında kalmazsın sen bilirim. Ya dedim benim biatımı kabul edeceksin. Bursa olarak komple dedim sana da biat edeceğiz biz. Ben sana biat ettim mi? Bursa biat eder dedi. Komple dedim arkadaşlara da telefon açan 15 araba, 20 araba ne araba olursa gelirler dedim burada.
Merak etme ben onları burada alırlarım. Hep beraber sana biat edeceğiz. Kaşacak neler yerler oluyor. Dedim hiç şey yapma. Ya o mecliste gördüklerinden birisini söyleyeceksin bana. Ben QO veriyorum bana şimdi. Hindistan'da da desen gideceğim diyorum ben. Hindistan'da da desen gideceğim. Afrika'da da desen de gideceğim. Malazya'da da desen de gideceğim diyorum ben şimdi ona. Bana birisini söyle. Nerede diyorum ben? Hindistan'da mı? Pakistan'da mı? Malazya'da mı? Afrika'da mı? Suriye'de mi? Irak'ta mı? Nerede? Bana söyle. Türkiye'nin neresinde onu söyle bana. İsim ver bana. Saat geçti, 45 dakika geçti, bir saat geçti. Dedim buradayım ben.
Benim dedim beni evden beklemezler. Handan, hamandan, yoldan, çoluğu, çoluğu. Hiç kimse beklemez beni. Alışkınlar bana dedim ben. Derler ki dedim ben bir eve dervişliğe takılmış gitmiştir. Derler ki dedim ben yani bir karakolda sabahlıyordum. Ne olacaktım ben? Alışkın herkes. Söyle. Bir buçuk saat geçti ben sabahla bekliyorum. İki saat geçti. Oğlu geldi. Baba gideceğiz. İşte bir cahabı falan bir yere gideceğiz. Ben dedim haber bekliyorum. Kaçacağız böyle ericek. Söylediğini söylemişti. Bin bir pişman. Bana diyor ki sen arkadaşlardan ziyatları al. Dersden bir devam etsinler. Ben onu biliyorum dedim ya. Sen dedim benim bildiğimi söylüyorsun. Ama dedim bilmediğimi söyle.
Kaldır. Abdullah Efendi için dediler ki Mürşid-i Kamil deyip. Bana söyledikleri. Gitme ona. Söyle bana. Madem ki sen Mürşid-i Kamil deyip olup olmadığını tanıyorsun. Biliyorsun bu kapasitesi. Söyle bana kim. Şimdi o zamanlar diyemiyorlar. Yani ben bunları böyle konuşmak istemem. İşte X kimse. Çorumlarca Mustafa Efendi'nin sözü var. Onun olmadığına dair. Y kimse diyecekler. Mustafa Efendi'nin sözü var. Onun da Mürşid-i Kamil olmadığına dair. Filanca diyecekler. Mustafa Efendi'nin sözü var kardeşim. Onun da olmadığına dair. Şimdi Şeh Efendi'den sonra. İlk kimse deseler.
Şeh Efendi'nin sözü var. Onun olmadığına dair. E bende Türkiye'nin haritası var. E şimdi bizim bazı arkadaşlarının Şeyh'e bağlandığı kimsenin Şeh Efendi'den dersi yok. Şeh Efendi'yi bir üstad olarak kabul etmiyordu zaten. Efendiden derslerle almış gibi. Adımın gününü dinli dahi yoktu. Ama onlar der ki işte. Onu da söylerler. Vazgeçilmez ya. Şeh Efendi de vazgeçilmez. Öldü. Hiç kimse vazgeçilmez deyip. Hiçbir derviş vazgeçilmez deyip.
Hiçbir üstad vazgeçilmez deyip. Hiçbir çavuş vazgeçilmez deyip. Hiçbir natip nükaba vazgeçilmez deyip. Vazgeçilmez olan bir tek şey var. Allah. Vazgeçilmez olan zikrullah alakası var. Aman vazgeçme orman sen. İnsanlar gelir, geçer, gelir, geçer. Simalar değişir. Simalar, yeni simalar gelir. Simalar değişir. Yeni simalar gelir. O giden simalar yeniden geldiğinde seni orada gör. Nice simalar gör. Değişiyor simalar boyuna. Değişiyor. Nice simalar gör. İsmail kaç yıl oldu?
19 oldu. Nice simalar gelir köşeye evinde ders yapıyordun. Nice simalar gelecek, geçecek. Sen burada dur. Sima bir daha yolu düşer kendinde. Aaa. Ya. İsmail abi hala da orada. Gittim gördüm onu ya. Ben 5 yıldan beri gitmiyordum derse. Baktım orada ol. Veya 10 yıldan beri derse gitmiyordum. Orta. Sen orada dur. Ben kendi nefsim için onu söylerdim. Allah bizi affetlersek. Allah bizi affetler.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.