Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 6 Ekim 2011 · 54:50
Allah gecenizi hayır etsin, inşâAllah. Selam olsun, yüzünüzü hayırlı eylesin, ömrünüzü, nefesinizi hayırlı eylesin, inşâAllah. A9 TV'de Adnan Oktar, Harun Yahya isminde bir hoca çıkıyor, bahsettikleri aklımıza yatıyor. Ama konukları bizi tezekkörü düşürüyor, mutlatır, salıp, sevinir. Şahısların üzerinde konuşmamak şiar mısın? Şahısların üzerinde konuşursak, İslam'ın şiarına uzun hareket etmemiş oluruz. O yüzden fikirler konuşulmalı, ölçüler konuşulmalı, şahıslar konuşulmamalı. Allah bizi affeylesin, inşâAllah. Çalıştığım iş yerinde maaş almamız için bir bank ile anlaşıldı.
Banka programı çok ücret ediyor. Almamız cahil olur mu? Olur, İslam dininin tebliğe mi yoksa tebliğe mi sağa çözücü diğer civarda tasarruf konumunun hepsinde olmalı. Burası önemli mi mesela? Yani tebliğ mi, temsil mi derken? Değişik zamanlarda İslam'ı algılamaya ve anlamaya çalışan insanlar, bir ettiklerini söylemişler.
Kendilerince yaşantısından uzak olmuşlar. Şunu yerli yerlere söyleyelim, hiçbir kimse, hiçbir kimse, hiçbir şey, Hz. Resulullah Sallallahu Aleyhi Veselam Hazretlerinden sonra dinin temsilcisi değildir. Dinin temsilcisi noktasında bir tek peygamber Sallallahu Aleyhi Veselam Hazretler var. O yüzden bir kimse dini yaşamaya çalıştır. Temsil etmek bizim işimiz bizim arzımız değildir. Çünkü din ilahi bir şeydir. Herkesin o ilahi manadan, anlamdan, anladığı ve anladığı kadar yaşamadığı var. Eks kimse dini temsilci dediğimizde o kimsenin eksik ve kusurları dinin eksiği kusuru gibi görünüyor.
Mesela işte bir devlet veya bir siyasi sistem veya bir ekonomik sistem veya bir askerlik sistem veya bir iş yeri veya bir ev veya bir istat, bir şeyh, bir mürşid, bir mürşid-i kamil, biz bunu bir alip, bir hoca, bir medrese buna ne derseniz deyip, hangi kurum veya kurumuş veya şahıs veya işte diğeraşik yapılan ne olursa olsun orada bir kimse dinin temsilcisi değildir. Zaten Hristiyanlık ve Musevilik ve Muhammed'in arasındaki en büyük ayrışmalardan birisi odur. Mesela Muhammed'i inanışta asla bir şahıs Allah'ın temsilcisi ve yetkilisi değildir, dinin temsilcisi ve yetkilisi değildir. Ama mesela Vatikan'daki Papa Hristiyan dininin temsilcisidir ve Allah'ın yeryüzündeki onların inanışına göre dininin de temsilcisidir.
Yani Papa isterse bir hükmü kaldırabilir dinden veya yeni bir hüküm icat edebilir, vaat edebilir. O dinin kendi içerisinde sonradan buluşmuş bir hukuku var. Oysa İslam dini tamamlanmış. Tamamlanırken Hz. Resulullah diyor ki size iki şey bıraktı. Kim buna sımsıkı yapışırsa kurtulmuş herhalde. Nedir ya Resulullah? Kur'an ve Sünnet.
Bu manada çok az işaretler var. Cenab-ı Hak dini tamamlamış. Kur'an belli. Cenab-ı Hak dini tamamlamış. Sünnet belli. Bu noktada temsilcilik yok. O zaman bugün İslam dininin tebliğe mi yoksa temsile mi ihtiyacı var? İslam dininin yaşanmaya ihtiyacı var. Dini değil, kendinizin yaşamaya ihtiyacı var. Biz dini yaşayacağız. Din tartışılacak. Din temsil edilecek. Din temsil edilecek.
Dinin temsil edilecek herhangi bir eksikliğin noksanlığı yok. Bu noktada ihtiyacı yok. Din yaşayacak. Ve yaşarken tebliğ ettik. Evli tasavuk. Tebliğini dil ile yapmak. Tebliğini hal ile yapmak. Yani yaşa. Siz sabahtan akşama kadar Allah'ını zikredin değil. Siz zikretmezseniz sizin söylediğiniz tecelli etmez. Sizin söylediğiniz tezir olmaz. Hani meşhurdur ya ayet-i kerime var. Ey Habibim yapmadıklarını sakın tebliğ edicilerden olma. Bakın Allah peygamberini ikaz ediyor. Diyor ki yapmadıklarını tebliğ edicilerden olma. O zaman dinin temsile mi tebliğe mi? Veya da işte kınamam. Ayet dinin yaşar. Ve yaşarken sen dini bir başkası için yaşama. Bir başkasına örnek olması için yaşama dini. Sen namazı kılarken camide yanı başındakine örnek olsun diye kılma. Sen Allah'ı zikrederken yanı başındaki kardeşin Allah'ın zikirde seni örnek alsın diye Allah'ı zikretme.
Sen cömertlik yaparken yanı başındakine ona örnek olsun diye cömertlik yapma. Sen abdest alırken işte birbirlerine örnek olsun diye abdest alma. Bu dini başkasına göre yaşama. Hayır. Sen hiç bir şey bilmiyorsan Allah emrettiği için yap. Hiç bir şey bilmiyorsan, hiç bir şey bilmiyorsan bu noktada. Bu noktada kendi kendine der ki ya abi sen böyle bir şey emret. Ben onun için yapıyorum. Ben seni de sevmeye çalışacağım. Sana da aşık olmaya çalışacağım. Ama şimdi birinci adıma aklım. Emret senin için yapıyor. İnandığım için yapıyor. Bir başkasına göre din yaşayan insanlar mukalemun olurlar. Bir başkasına göre din yaşayan insanlar yalancı olurlar. Bir başkasına göre din yaşayan insanlar münafık olurlar. Bir başkasına göre din yaşayan insan aslında inanmamıştır.
İnanmamıştır. Sen inandığını yaşayan. İnandığını yaşayan. Sen inandığını konuş. Sen inandığınla hareket edin. O seni kurtuluşa erdinecek. Bir başkasına göre yapmak ve bir başkası için yapmak hep seni helakalesecek. Durmayacaksın durduğun yerde çünkü. Allah bizi affetsin. Bizim bidatları nelerdir? Allah bize selamet versin. Bol bol hadis okuyun. Bol bol.
Bidatları tespit etmeniz için Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hadislerini okumanız lazım. Ve onları idrak edip anlayıp yaşamaya çalışmanız lazım. İnşallah. Bir mürik ürkitten dert aldığı zaman ona biat ederken niye söz vermiş oluyor? Bundan sonra nelerin ikram etkenebiliriz? Bu eski tarikatlarda böyle bir hal vardır. Yani bir mürid bir mürşitten dert alırken işte belli şeylere söz verir.
Çok basit bu ama. Normalde şimdi o eski ölçüye bakacak olursanız işte namazını kılacağına, orucunu tutacağına, zekatını vereceğine, hacca, dini nedir bunlar? Ondan sonra günahı cebairleri sıralarlarlar. Şirke düşmeyeceğine, adam öldürüleceğine, bilbet etmeyeceğine, dedikodu etmeyeceğine bunların sıralarlar. Yani işte tabiri caizse on emir vardır ya, on kapı vardır. Bunun gibi kırk makam vardır.
On kapının hepsi de imanın ve islamın gerekleridir. Ondan sonra kırk makam vardır. Onların açılımlarıdır. Bunların sözlerini almışlar hep müritlerden. Ama bu o günün disiplinin içerisinde, tarikat disiplinin içerisinde normal. Şimdi de yani normalde bazı ehli tarikatlar var. Bunları söylüyorlar, bu sözleri alıyorlar. O sözleri yerine getirmeye çalışıyorlar. Burada kardeşler, arkadaşlar, önemli olan bir kimsenin, adları yerine getirmesi, haramlardan uzak durup, haramlardan uzak durup, tasavvufu böyle hani çok basit bir şekilde,
çok basit bir şekilde tanımlayacak olursak, hani diyor ya kul farzları yerine getirir. Nafilelerle bana yaklaşır ve beni sever. Üç merhale. Üç merhale. Kula ait üç merhale var. Farzları yerine getirmek. Bu hem ibadet noktasında hem de haramlardan uzak durma noktasında. Nafilelerle Allah'a yaklaşır. Bu ibadetle alakalı değil. Bu güzel ahlakla alakalı. Bu üstün ahlakla alakalı.
Ve Allah'ı sevmek. Ve Allah'ı sevmek. Bu kula ait merhaleler. Bir kimse bir mürşide giderken bu üç merhaleyi yaşamak için bir mürşide gider. Üç merhaleyi yaşarken bilmediklerini öğrenecektir. Takıldığı yeri öğrenecektir. Hani ayet-i kerimede der ya siz bilmediklerinizi fikir ehlinden sorunuz diye.
Bu yaşayacak olan o kimsenin kendisi. Yürüyecek olan o kimsenin kendisi. Ama o mürşide daha önce o yolun gittiğinden dolayı rehber niteliğinde. O yolu biliyor. Bunu ben örneklerden birken edelim ya. Yani kar yağdı bir kimse unu dağa çıkacak. Daha önce hiç çıkmamış. Daha önce hiç çıkmadığı için yolu bilmiyor. Rehbersiz çıkarsa kaybolma ihtimali fazla mı? Fazla. Kaybolursa ölme, yırtıcı hayvanların kendisini parçalaması riski, donma riski fazla mı? Evet. Kardeş akılsıltık etme. Koca Yunus dahi demiş rehbersiz gidilmez diye. Sen de bir rehber de çık. Ama çıkacak olan sensin. Allah gönderimin yerin nurudur. Ayette anlatılan nur kalbe akı ederse kalp kandili yanar der.
Abdülkadir Geylani. Burada bahsedilen kalp kandilinin yanmasının yolu nedir? Kalp kandili yanıyordur da bizim haberimiz yoktur. Herkesin kalp kandili yanar. Ama o kimse kalp kandilinin yanındığının farkında değildir. O farkına vardığında yeni yanmış gibi davet eder. Mübüvvet yolunu bilmek için velayet yolunu yorulmak şart değil. Hiç alakası yoktur. İlk cemaattan biri kardeş, bir kardeş velayet yolu olmadan mübüvvet yoluna girilmez demiş. Cahillerin her söylediğine cevap vermeye kalptan ömür bitmez. Yani h, ü, s, ne. 3, 4.
Salat'ta eyledi meşk. Şeyh galibini söyledi. Aşkın tanımı yoktur. Ancak tadılır. Tadan da aşkın ne olduğunu anlatamaz. Arabi. Aşkın çeşitli yaratıklar arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesidir. Etmi hazm. Öyleyse, aşk yoksa huyların mı benzerliğidir? Yoksa tezatlığı mıdır? Kim aşka hürtmü? Bir şeyin güzelliği, iyiliği, hoşluğu, tatlılığı, bir şeye, bir şeyi güzel görmek, hoş görmek. Hürtü zanın şeyi, masları, kökü, bir şeyi iyi görmek, bir şeyi güzel görmek, bir şeyin üzerinde olumlu düşünmek, pozitif düşünmek.
Kim aşka karşı? Aşka karşı. Pozitif bakar. Kim aşka karşı? Hoş bakar, güzel bakar. Aynı hüzn aşk. Aşk da ona aynı şekilde bakar. Aynı şekilde bakar. Aşka olumsuz bakar. Aşktan olumsuzluk gör. Kelamda laf söylenir. Aşka ulaşamadır. Meşk etmek. Galap'ta meşk. Galap kaba söz. Bir şeyi anlamadan hemen konuşmak. Bir şeyi tam merkezini bulmadan onu anlatmak.
Sen aşkın halinden anlamadın. Sen aşkı bilemedin. Sen aşkı anlamadığından, aşkı bilemedinden, sen eksik noksan bir noktada konuştun. Eksik bir noksan bir noktada kaldın. Eğer ki sen aşka karşı hüsn-i niyet besleseydin, aşka olumlu vaksaydın. Aşkı güzel görmüş olsaydın, aşk da seni bağrına basacaktır. Aşk da seni iyi ve güzel görecektir. Ey iman edenler siz Allah'a hüsn-i zan besleyiniz. Kim Allah'a hüsn-i zan beslerse, Allah'tan hüsn-i zan bulur. Kim Allah'a iyilik de yaklaşırsa, Allah'tan iyilik bulur. Kim Allah'a suizan beslerse, o kendisini suizan noktasına koyduğundan küfre bile düşebilir. Sen aşka karşı ve aşıklığa karşı, sakın kalbini bozma ve kalbini bozmazsan ve içini bu noktada temiz tutarsan ve bu noktada niyetini halise edersen, aşk sana bağrını aşacak.
Aşk sana yolunu aşacak ve aşk da seni güzel görecek. O zaman sen aşka bakarken kendini görüyorsun, kendini aynada görüyorsun. Senin aşka verdiğin anlam, senin içindeki anlam. Sen ne kadar aşka anlam verdiysen, aşktan aldığın o, aşkın da sana vereceği anlam o. Sen aşıklığını ne kadar büyük görürsen, aşkın sana sunacağı aşıklık o kadar büyük. Sen aşkını yüce tut, sen aşkını büyük tut, sen aşkını derin tut. Sen aşkına karşı öyle hüskünden besle ki onun üzerinde suizanla durma. Sen neye aşıksan onun üzerinde suizan besleme. Onun üzerinde suizan beslersen sen ona hançer vurmadın, kendi aşıklığına hançer vurdun. Sen onu katletmedin, kendi aşıklığını katlettin ve kendi ellerine katsettin ve kendi ellerine boğdun.
Aşk seni boğmazdı, aşıklık seni boğmazdı. Ama sen aşka ve aşıklığa ihanet ettin, ona suizan besledin. Aşka ve aşıklığa sen sırtını döndün. Aslında kendine sırtını döndün. Aslında kendine ateşlere attın. Aslında kendini yalnızlığa attın. Aslında kendini hicrana ve hüsrana attın. Aslında kendini yalnızlığa attın. Aslında kendini uzaklaştırdın. Aşk derinden ve aşıklık derinden o kutlu yoldan. O zaman sen hangi halde olursan ol, gözünü hep aşıklıkta tut. Sen nerede olursan ol, gözünü hep aşıklıkta tut. Sen nerede olursan ol, elini hep aşığa ulaştır. Ona uzak. Ve sen hangi halde olursan dilinde maşukun olsun. Sen hangi senin kalbinde maşukun olsun.
Eğer dilinde ve kalbinde maşukun varsa sen aşka doğru yanlardansın. Sen aşka doğru ayaksız koşanlardansın. Sen aşka doğru yüksüz yürüyenlardansın. Süliyet gibi, gölge gibi, gölge gibi. O zaman kim aşka hüsnü niyetle yaklaştı, kim aşka güzellikle yaklaştı ve baktı aşktan alacağı da oturdu. O zaman sen şu aleme bakarken hep hüsnü niyet besle. Çünkü bu alemde aşkın zerreleri var. O zaman sen etrafına bakarken hiç suizan besleme. Suizan beslediğin her şey aşka ihanettir. Suizan beslediğin her şey aşıklığa ihanettir. Aşk yolu aşıklık ihaneti kaldırmaz. Aşk ve aşıklık hançeri kaldırmaz. O zaman tövbe et de geri dön.
Bir daha o hatayı yapma. Aşka ve aşıklığa karşı hep hüsnü zammet ver. O yüzden Muhiddin-i Arabi, Hazreti Mevlana aşıklıkta yücelere dolaşan insanlardır. Aşıklıkta belli bir merhaleye gelmiş insanlar aşkın tanımını yapmaktan uzak durmuşlar. An gelmişler, aşk verin demişler. O sarhoşluğun tecelliyatı. Aşığın öyle bir hali vardır ki, maşıkın bütün hallerini üzerinde görür. Maşıkın bütün hallerini üzerinde yaşar. Ve bir an sigortası yanar, teller kopar. Aşkın çocuğuyum ben. Ben aşkım der. Bu onun sarhoşluğundandır. Bu onun ayık olmadığındandır. O halde o söylese, ben besnami gibi var mı benim şanı yücelermiş ya, ne söylese onun hakkıdır. Çünkü aşk onun üzerinde tecelli etmiştir. Aşık, aşk benim üzerimde tam tecelli etti zanneder.
Ve her aşık maşukunun kendisini çok sevdiğini şey yapar. Neden? Hüsnü zammet ver. Der ki, maşuk en fazla beni seviyor. Vallahi de beni seviyor. Yemin eder. Billahi de beni seviyor. Yeryüzünde, ayakta dolaşanların içerisinde. Maşuk'un sevdiği bir tek benim de. Burası biraz şata arttır. Burası biraz şatamattır. Ama aşık böyle kendisini çıkabilir. Yoksa onun aşıklığı yerli yerinde durmaz. Ve o aşıklığını arttırmak için sevindikçe sevilir, sevindikçe sevilir, sevindikçe sevilir. Ve öyle bir hale gelir. Aşık benim de ona anlatamaz. Aşıklık anlatılır. Birisinin arkasından konuşulursa o gıybettir.
Kıymetli kardeşler. Birinin arkasından konuşuyorsanız o gıybettir. Hiç içe yaşıyorsanız, siz sultanın huz... Sultana sultan anlatılmaz.
Sultana sultan anlatılırsa güç güç tatlıktır ki onun cehaletini gösterir. Asla ve aslıklıktan bir pay almamıştır. Sultanın arkasından... Mahşukuyla hem arkasından bir şey konuşamaz. Onun önünden bir şey konuşamaz. O her an ve an gözlemekte, mahşukunu görmekte. O yüzden dedi Hazret Ali. Görmediğin Allah'a ikbadet etmem ama bu bize gelmez. Ama bu anlatılmaz. Bu durumda neyse. Ne yaz et ki? Sınıfta kalmıştır, yayam olmuştur. Yaya kalmıştır. Bu şuna benzer bazen derim ya. Aşıktır Allah'tır.
Nasıl Allah'ın zat olarak konuşamıyorsanız, Allah'ın zat olarak anlatamıyorsanız, Allah'ın zat olarak tefek... Anlatman bu noktada yasaktır. Söylediğimiz her şey aslında sizin aşıklığınızdır. Aşk değildir. O yüzden Arabi gibi bu meselenin zirvesinde dolaşanlar. Hazreti Mevlana gibi zirvesinde dolaşanlar. Abdülkadir Geylani gibi zirvesinde dolaşanlar. Ahmed el Rufayi Ahmed el Bey zirvesinde dolaşanlar. Aşktan bahsetmemişler. Hani meşhurdur ya gelmişler demişler Abdülkadir Geylani Hazretlerine. Efendim aşk nedir? Demiş Halazadem'e gidin. Ona sor. Halazadesi Ufettin...
Ahmed el Rufayi Hazretleri. Yeritler derler ki... Efendim bir sorumuz vardır. Buyurun sorun der. Aşk nedir ne der ona? Mübarek kalkar. Aşk, aşk, aşk, … Orta elinden. Orta elinden kaybolmuş. Sema el de der. Müritler derler ki yabancılar siz nereden geldiniz? Biz üstadımız da kaybolunduk. Nerden soru sordunuz? Koşarlar Geylani Hazretlerine. Derler ki efendi bu üç tane yabancı geldi mi? Soruyu sordular. Üstadımız aşk, aşk diye ortadan gözden kayboldu. Mübarek toplar dermişleriz. Anlatırım da ben bunu hepsi de. Aşıklar gül suyunu çok severlerler. Nereden kalktı? Buradan kayboldurur. Oraya gül suyu döktürür. Dolca. Halakayı kurdurur.
Ve der ki aşıklar hay etmasını çok severler. Başlarlar. Hayy! Hayy! Hayy! Allah! Allah'ı mikretmeye, bir müddet sonra Ahmet Arunfay Hazretleri Aşk, aşk, aşk, … tekrar vücut bulur orada. Aşk, yıklık, hal olduğu için ahşır. Bir kimse bir şeyin tadını anlatamaz. Tam anlamıyla tarih edemez.
Burada çay var daha var. İçinde de çay var. Siz çayı görürsünüz. Veya çayı hiç görmemiş bir kimseye çayı anlatırsınız. O kimse çay hakkında bilgi sahibi olur. Çaydan içer. Görür çayı bir kimse. Gördüğünden de bilgi sahibi olur. İker, tadar. Hepinize teker teker veren bir gün içirsen, Ve desen ki bunun lezzetini anlatın.
Hepiniz dersiniz ki çay lezzeti vardır. Ama tam çayın değil. Bunun lezzetini anlatamazsınız. Anlatsanız dahi, Hepinize aldığı lezzetle anlatırsınız. Hepinizin de aldığı lezzetle karışıklık vardır. Daha önce su içmişsinizdir. Daha önce yemek yemişsinizdir. Daha önce bir şey çiğnemişsinizdir. Daha önce bir çay içmişsinizdir. Hep belli edersiniz. Ve bunlardan etkilenirsiniz. O yüzden asla ve asla Aşk Sadece Aşıkla Tatça Bilmeye gidiyor. Aşıklar kadar. Ve aşıklar da Tattığı aşkı Anlatamazlar. Ancak aşıklığı anlatırlar.
Dışarıda olanlar, bunların hiç tadını almamış olanlarla Şunun edebiyatını yaparlar. Edebiyatını yaparlar. Gönlünüze bakın neye aşıksın. Bakın ne söylüyorsunuz. Bakın ne görüyorsunuz. Eğer gözünüzün gördüğü, Elimizin söylediği, Kulağınızın duyduğu, Ve kalbinizin hissettiği Neyse, Siz ona aşıksın.
Onu görüyorsunuz. Bu acı bir reçete. Bu acı bir reçete. Siz kuru fasulye yerken Usakkan'ın tadını alacağım diye uğraşıyorsanız Hayal ediyorsunuz. Hayalinizi onu yapabilirsiniz. Hayalinizi de yapabilirsiniz. Allah bize affetsin inşallah. Aşk, ruhların çeşitli yaratıklar arasında Bölümlülük parçalarının birleştirilmesidir. Demiş İbni Hazir. Diyeceğine şunu desek ki, Biraz daha yakın gelirdi. Yaratılmış olan Her zerrede bir numunesi vardır. Zerresi vardır. Ve bu zerrenin Tamamını topladığınızda Tamamınızı tamamı topladığınızda Yol almışsınızdır.
Deseyim ki, Biraz daha üst seviyeden olacaktır. Şimdi dostlar, Kendince aklı olmayan Ve kendince aşıklığı olmayan Hiçbir zerre yoktur. Eğer bir zerrenin kendince aklı var ise, O zerrenin kendince de Aşıklığı vardır. O zerre Aşıklığı vardır. Aşıklığı Hiçbir şey yoktur. Şeytan dahidir buna. Şeytanın dahi aşıklıktan nasibi vardır.
Şeytanın dahi. Ve aşıklıktan nasip olmayan Hiçbir varlık yoktur. Yaratılan varlığı kendi ruhundan Ve nurundan üfledi. O zaman bütün yaratıkların hepsinde Aşkını tecelli ettirdi. Ama yaratıkların hepsini Bir yere cep etmiş olsa Eşittir. Aşk değildir yine. Hiçbir şeye benzemez. Hepsinde aşktan bir tecelliyat görebiliriz. Aşıklığımızın derecesi kadar. Ve derecemizi yükselsek yükselsek Aşıklığımızı artırsak artırsak artırsak Bütün zerrelerde Aşkın cilve-i Rabbanesini görürüz. Artıkların hepsinde Varoluşun hepsini Bir yere toplamış olsak O eşittir. Aşk değildir.
Ve bu parçalı bulutlu Tespüreti İnsanlar kendilerince Hepsi de değişik zamanlarda Değişik aşıklık davasında bulunanlar Kendilerince bunun toplamının Aşk olduğunu söylemişler. Kendi zamanlarda. O günkü idrakları doğruydu. O noktada doğruydu. O günkü o noktada insanların idrakinin Üstünün bir idrakiydi. Ve hep aşıkların idraki Aşk da mevcut İnsanların Yani aşıklıktan nasip olmayanların Üstünde olmuştur. Çünkü aşıklık İnsanın idrakini sonsuz Ufuklara ufuklara açar. Ve aşıklık o sonsuz Ufuklarda yürümektir. Ve aşıklık o sonsuz Ufukları idrak etmektir. Ve aşıklık o sonsuz Ufuklardaki tecelliyatı Müşahede etmektir.
Aşıklık Bu noktada insan kendince Ve aşık kendince Belki de o tecelliyat miktarını Tecelliyatın tamamı olarak görebilir. İşte bu noktada nübüvvet devre ile Ve nübüvvet noktasından aşıklığa bakarsa Hz. Resulullah S.S.S. Sözü Gözünün önünde mihraba durur. Hakkıyla sana kulluk edemedim. Ve müşahedenin Ve hayretin Ve tecelliyatın sonu yoktur. Sonsuz bir varlığın Sonsuz bir varlığı sevmek Tecelliyat noktasında sonsuzdur. Ve sonsuz bir varlığı sevendir Bir şeyin sonunu görüyorsa O gördüğü şey aşık değil O gördüğü şey kendisinin aşıklığıdır. Nasip o kadardır Nasip'in o kadardır.
Bu neye benzer Tasavvuta sevmişlilik noktasında Fena bir şey olan Her gördüğü yerde şeyhini görer Her baktığı yerde şeyhini görer Her içtiği suyun damlasında şeyhinin suretini görer Her içtiği çayın damlasında şeyhinin suretini görer Dağda taşta kuşta Havada karada denizde Bütün aleme baktığında Alemin her tarafında Üstadının mührünü gören Derviş Yolun sonuna geldiğini zannediyorsa O kendi yolunun sonuna gelmiştir Orası yolun sonu değildir daha Orası daha yolun başlandıcıdır Orası daha yolun başlangıcıdır Orası daha yolun başlangıcıdır
Ve Dervişlerin yıkıldığı yerdir Dervişler üstadlarına bu noktada Soru sormalarına dahi gerek yoktur Hep cevapları gelir gönüllerine Ve Dervişler bu noktaya geldiklerinde Bütün cevapları alabilirler gönüllerince Ve Sufilik ve aşıklık başlangıç noktasıdır Siz ona ne sorursanız sorun Eğer ki Tecelliyet devam ediyorsa O tecelliyattan hep size cevap verecektir Siz ona ne derseniz deyin Siz ona istediğinizi sorduğunuzda O hep tecelliyattan cevap verecektir ki Örneğin Peygamber Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin Miraçtan sonra O sarhoşluk anında Develeri veya bakamadığı Noktasında olmadığı Böyle birşeyi Müşriklerin gelip ona sorduktan sonra Yani Üstadının kalbi Üstadının kalbindeki manevi Kalbindeki Üstadının kalbindeki manevi Kalbinde hissedip
Kendince ben bir noktaya geldim dediyse Onun yolu bitmiştir Daha başlangıcıdır Kıymetli dostlar Bu noktada kaybeden kardeşlerim Gördüğünüzde çok üzülür Ve hala da üzülür Hala da üzülür Bu yolun başlangıcıdır daha Bu seyir sülüğü Olar ki ben vefat ederim Bu dünyadan göçer giderim Böyle bir hal Üstadta yaşayabilirsiniz Bir Rüşid ile bir Rüşid-i Kamil'de yaşayabilirsiniz Sakın ha Yolu tamamladınız Bu başlangıcının Ondan sonra fena bir resum gelir Fena billah gelir Ondan sonra Eha billah gelir Ondan sonra ehadiyet gelir
Ondan sonra gelir Bundan sonra Ama mürid Mutmainnek noktasına gelir ki Mutmainnek noktasına gelir Çay der ki beni iç içer Su der ki beni içme Ben senin için değil içmez Yemek der ki beni ye yer İgisi der ki beni gel giyer Konuşma Aşkın zerreleri dile gelir Duvarlar dile gelir Ağaçlar dile gelir Ağaçlar dile geldi Ağaçlar dile gelmedi mi Ağaçlar dile gelmedi mi Ağaçlar dile gelmedi Ağaçın eline geçince Taş mücevher olur Dile gelir Ağaçın eline geçince Küçücük bir türlü ağaç Bütün ağaç tutalır, yeşerir, meyve verir.
Aşın eline geldi mi bir avuç toprak, attığı zaman topu olur, güller olur. Ama aşık bilir ki o kendisinin işi değil. Maaşık da zaten der, sen atmadın, ben attım. Sen tutmadın, ben tuttum. Der ki sen öldürmedin, ben öldürdüm. Sen öldürmedin, ben öldürdüm. Ben içerdim. Sen açtın, doyurmadın mı? Sen yetindin, bakmadın mı? Sen kimsesizdin, senin kimsen olmadın mı? Maaşık da boydunu büker, büyük bir tevazu der. Beni Rabbim terbiye ettiler. Ne güzel. Böyle söyleyince aşık boydunu büker.
Beni o terbiye ettiler. Ve sorarlar o aşığın haline, işine. Der ki onun ahlakı nasıldı? Siz Kur'an okumadınız, evler. Yakı Kur'an'dı der. O zaman her aşığın yolu vardır. Aslında aşıklık yolu bitmez. Ama o aşığın yolu biter. O aşığın mesafesi o kadardır. O aşığın gideceği yer o kadardır. Gidememiştir. Gidememiştir. Nefesi yetmemiştir. Gidememiştir. Gücü yetmemiştir. Gidememiştir. Bir takıntısı kalmıştır onun. Takıntısı kalmıştır. Çünkü aşıklık hiç leke götürmez. Çünkü aşıklık hiç kablet götürmez. Çünkü aşıklık asla durmayı istemez. Durmayı götürmez.
Çünkü öylesine maaşuk kıskançtır ki. Öylesine maaşuk kıskançtır ki. Asla ve asla aşığının gönlünü başka yere takmasına. Asla ve asla aşığının elini başka yere açmasına. Asla ve asla katlanamam. Kesiveriz. Allah kıskançtır. Kıskançlığı itirak edemeyen. Bunu algılayamayan. Yoksa. Kıklıkta gözünü şaşır. O yüzden bazıları demişler ki zerrelerin hepsinde aşkın tecelliyatını toplasak o aşk olur demiş. Hayır.
Tüm zerre toplasanız bir yere eşiktir o aşk değildir. Çünkü aşk ezeli ve ebedi. Hepsini cem etmiş olsak bir sınırı vardır. Ve yaratılmışların hepsini toplamış olsak bir mekanı vardır. Yaratılmışların hepsini toplasak bir düzlemi vardır. Aşıklık tanınlaması vardır. Çünkü bazı hallerine bazı sıfatlarına benzemeye çalışanlar vardır. Aşıklar, aşıklar maşukunun sıfatıyla sıfatlanmak.
Aşıklar maşukunun haliyle hallenmek isterler. Aşık hep gözünü maşuka takar. Onun gözünde yaş var isen onun da gözünde yaş olur. Onun kalbinde vizum varsa onun da kalbinde vizum vardır. Gözün içerisinde mutluluk yaşıyorsa o da gözün içerisinde mutluluk yaşar. Aşık hep halini maşuka çevirmeyi ister. Maşukun haliyle hallenmek ister. Ve bütün aşıklara baktığınızda siz maşukun hallerini görürsünüz onlarda. Bütün aşıklara baktığınızda hepsinde ayrı ayrı maşukun sıfatlarını görürsünüz. Bakarsınız birisinde farklı sıfat var, birisinde farklı sıfat var, birisinde farklı sıfat var. Ve aşıklara bakan kimse yolun başındayken doğrudur. Aşıklara bakaraktan aşka bulmaya çalışır.
Aşıkları taklit ederekten aşık olmaya çalışır. Aşıkların yolundan giderken aşık olmaya çalışır. Aşıkların yolunda olmayan asla ve asla aşka ulaşması mümkün değildir. Muhakkak sen bir aşığı bulmak zorundasındır. Aşkı alacaksan aşığın peşine düşersin. Aşık çünkü o maaşının peşine düşmüştür. Aşık çünkü o maaşının mahallesine gidecektir. Aşık çünkü o maaşının kapısına gidecektir. Aşık çünkü o maaşının haliyle halledecektir. Aşık üzerinde çünkü o maaşının kokusu vardır. Maaşının rengi vardır. Ve sen aynı maaşıya gitmek istiyorsan muhakkak da o maaşının aşıklarından büyütmeye yolun denk gelmesini aldın. Eğer onunla yolun kesilmezsen saf cahilsin. Aşkı anlamaktan uzaksın.
Aşıklığa anlamaktan uzaksın. Ve onun peşine gidersin. Ve dışarıdan bakanlar aşıklığın hallerine bakaraktan derler ki aşıklarının halleri haçtır. Hayır. Aşıkların halleri aşkın değişik hallerinin tecebiyatıdır. Asla haç değildir. Ve onların o halleri birbirlerine benzeşirler. Onların suretleri birbirlerine benzeşir. Onların sakalları birbirlerine benzeşir. Onların sözleri birbirlerine benzeşir. Onların ahlakları birbirlerine benzeşir. Onların neyi değişik, nerede, neyi nasıl yaptıkları birbirine benzeşir. Siz bundan bin yıl öncesiyle, bin yıl sonrasındakine iki aşıya baksanız birbirine çok benzerlik bulursunuz. Siz devrinindeki aşıkları görseniz birbirlerine çok benzerlik bulursunuz.
Siz o zaman eğer birbirlerine benzerlik bulmadıklarınız var ise yok. Kisresi giyerler. Onlar kisrelerini aşıklara benzetirler. Onlar suretlerini aşıklara benzetirler. Aşıklık kıymet, aşk kıymetlidir, aşıklık da kıymetlidir. Ve aldatmak isteyen aşıklık kisresine bürünür. Ve kandırmak isteyen aşıkların takkesini sargını takar. Kandırmak isteyen aşıkların konusu gibi konuşur. Kandırmak isteyen aşıkların suretine döndürmeye başlar. Bunu kenih görenler olmuştur dışarıdan. Ben asla kenih görmem. Hatta dedim ki gelsin bizi aldatsın aşıklığıyla aldatsın.
Gelsin bizi aldatsın sevgiyle aldatsın. Gelsin bizi aldatsın sevgiyle aldatsın. Gelsin bizi kandırsın seni çok seviyorum desin. Altın neyini alacaksa götürsün. Altın neyini alacaksa götürsün. Sevgiyle götürsün seviyorum diyerekten götürsün. Ve gelsin suretini aşıklara benzetmiş olsun. Hürmet ederiz, hizmet ederiz. Çünkü o yine de aşıklara benzetmiş kendini. Dışını aşıklara benzetmiş. Gelsin bizi nereden sevdim o zalim kadını desin. Gelsin bizi nereden sevdim o zalim kadını desin. Diğerimizi alsın götürsün. Ah şıklıktan bir payı var dedi. Gelsin bu şehirde sensiz yaşanmaz desin. Alsın götürsün bizi. Alsın götürsün bizi bir şarkıyla aldatsın. Bizi bir türküyle aldatsın. Birisinin gelsin kara gözün.
Öfkarlarla gül gayrı. Sütler baymak tutar tutmaz ordaydı. Desin. Biz kanmaya razıyız. Biz beklemeye razıyız. Kandıracaksa aşıklara kaldırsın. Razıyız. Hani gelmiş ya çomanın birisi. Demiş ya Mevlana. Dağda dolaşıyor. Sana demiş selam getirdim. Bakmış akça yok. Sırtındaki çok kıymetli bir cübbesi varmış. Veri vermiş. Çoman utanmış. Demiş ki efendi hakkını ver et. Ben seni aldattım kandırdım. Biliyorum demiş. Kandırdığın için cübbemi verdim. Eğer gerçekten selamı bana göndermiş olsaydı. Canımı verirdim demiş. Tebrikiden selam getirdim demiş. Canımı verirdim.
Bakın bazıları aşıklık sureti de olabilir. Musa aleyhisselam biraz göbekliymiş ya. Başında da saç yokmuş. Biraz da sinirlendiğinde dibi tutulurmuş. Pertekleşirmiş. Tıkanırmış. Ahmet diyecek ah derviş kalırmış ya. Musa aleyhisselamı inşallah görmüşsünüz. Ziyanınızda halinde. Biraz celaliyeti fazladır Musa aleyhisselam. Hani padişahları yurduran soytarılar olur ya. Soytarının birisi karnına biraz yastık koymuş. Yil koymuş. Pamuk koymuş. Göbek yapmış. Kafasına da çok özür dilerim. İşkembeyi ters geçirmiş.
Yani saksız kel gibi olmuş. Filonun karşısında dilini de pertekleştirip tıklattırıp alay ediyormuş. Musa aleyhisselam sonra sinaya gidince. Demiş. Ya Rabbi. Şu soytarı var ya. Benim taksitimle kahreyiler. Aldığı cevap çok muhteşem. Aldığı cevap çok muhteşem. Bugünkü insanlara ders. Cevap geliyor. Ya Musa. Kendisini sana benzetti. Kendisini sana benzettiği için ben onu kahretmem. Kendisini sana benzetti. Ne?
Benim peygamberime benzettiği alay etse dair. Sizler aşıklıkla alatabilir. Benzetmiş ya. Allah'ın ahlakına bakın. Allah'ın ahlakına bakın. O sizi kandıracaksa dervişliği de kandırsın. Sizi kandıracaksa seni seviyorum demekle kandırsın. Sizi kandıracaksa sizin kilisenizle kandırsın. Aşıklık kilisesiyle. Ve o yüzden aşıklar. O yüzden aşıklar. Olar ki içine böyle sureten benzeyenler olabilir hiç önemli değil. Onları ayırt edilen yer ahlakıdır, huylarıdır. Aşıklarla aşık olmayanın ayırt edildiği yer huyudur, ahlakıdır. Birisi seni seviyorum diyebilir. Seni seviyorum dediğinde eğer senin ahlakınla ahlaklanmamışsa sen onu tebessümle karşılar.
Seninle muhabbet besle yine. Ama bil ki o seni sevmiyor. Seni sevmeye çalışıyoruz. Seni seven senin ahlakına bürünür. Seni seven senin huyunun ahlaklanır. Seni sevenin dili sana benzer. Seni sevenin bakışı sana benzer. Seni sevenin el ve kol hareketleri sana benzer. Seni sevenin attığı adım sana benzer. Erkek kadın değişmez. Seni seven senin dilinden çıkana bakar. Seni seven senin gözünden çıkana bakar. Seni seven senin gözünden çıkana bakar. Seni seven senin gönlünden çıkana bakar. Seni seven senin gönlünden çıkana bakar. Seni seven sana bakar. Sana bakar. Ne demiş Hazreti Mehmet Hanım o genç. Sevdiğim. O yüzden aşıklar hep birbirine benzerler.
Aşıkların huylarında birbirine benzerler. Ve aşıkların huylarında birbirine benzerler. Ve aşıkların huylarını ve benzerliklerini gören, Aşıkın onlara benzerliğini izah eder değil. Onlar aşıka benzerler. Ve o yüzden aşk ruhların benzerliği değildir. Aşıkta huyların benzerliği. Abdestte aynı anı var. Tezatlıklar varmış gibi aşıkların arasında tezatlık varmış gibi görünse de Asla tezatlık yok. Aşıkla aşıklar arasında tezatlık yok.
Kulların kendi ağırlarında da Dışardan bakanlar tezat görür. Allah bizi affetsin inşallah. Haklarınızı helal edin. El Fadiye Haman Selam. Amin.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.