Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 22 Mayıs 2011 · 31:09
Çok perkeşyon etmiş. Duk bu soru soru soru. Ne kadar güzel. Ölgülü istemekle ilgili bir insan çok kurulaysa, birbirini istemesine sorun.
Nasıl istemesine sorunlar? Nasıl istemesine sorunlar? Ama nasıl denesine? Peygamber sallallahu ve selama yetersiz ölümü arzu etmeyiniz, istemeyiniz demiş. Bu arzu etmeyin, istemeyiniz demek şu. Sıkıntılar, bunalım, dert, gam, kasvet basınca insana, insan öleyin ki kurtulayın diye düşünür. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve selama yetersiz, siz Allah'tan hayırlı uzun ömür isteyin diyor. Onlara karşı mücadele, onları bir lütup görmen, onları bir ikram görmen, o sıkıntılar, o belalar, o musibetleri Allah'a yaklaştırıcı birer sebep görecek, Müslüman, mümin. Onları böyle sebep görürse, o zaman onlarla hep sevap kazanacak.
Veyahut da yarına ümitle bakacak. Diyecek ki, yarın bu sıkıntı biter, yarın bu dert biter, yarın bu bela biter. Veyahut da, ben bunu yarın kâra çeviririm. Ben buna sabrederim, Cenab-ı Hak benim teşrimi verir. Ben yarın birisine bir Allah dedirtirim, onun mükafatı her şeyden fazla olur. Birisine bir namaz kılmasına sebep olur. Onun mükafatı her şeye geçer diyerekten, ertesi güne ümitle bakacak. Ve o sıkıntıların, o dertlerin karşısında kendisini, o dertlere, o sıkıntıyı verenin, Allah olduğunun şuuruna bağıracak. Ve kurtaracak olanın da Allah olduğunu düşünerekten ümitle yaşayacak. O yüzden ölümü istemek yok. Ehl-i derviş, ehl-i tasavvuf ölümü istemez.
Dünyada onun yaşaması kârdır çünkü. Dünyada bir nefes alması onun için kârdır. O kârı düşünerekten, bir sefer daha Allah demek. Bir sefer daha bir perşembe dersinde toplanıp Allah'ı zikretmek. Bir sefer daha bir işte kardeşlerle oturup tefekkür etmek. Onlarla hayırlılıkta birleşmek. Onlarla güzellikte, hayırlılıkta, tatlılıkta bir olmamak. Bu ehl-i tasavvuf için büyük nimettir. Büyük lütuftur. Yani sabahleyin, sabah namazını, o derin, o engin, seher vaktinde sabah namazını kılmanın lezzetini nasıl tatacak gibi kimse, bu dünyaya bağlılık değil. Dünyayı bir ticarethane görmek, bir kâr etme yeri görmek. Mümin dünyayı böyle gördüğü için dünyaya bağlanmaz ama dünyadan da öleyim gideyim deyip de ölümü istemez.
Ve ölümü istemek, ölümü istemek, hafaza eylesin, isyan hükmündedir. Bunun için biz Allah'a teslim oluruz. Onun bize takdirine teslim oluruz. O bize neyi takdir ettiyse ona teslim oluruz. Dertten, sıkıntıdan, beladan, müsibetten bunalıp ölümü arzu etmek, sevgiliden gelen o nimetlere nankörlük etmektir.
Çünkü sufi için dert, sıkıntı, bela, musibet, varlık, yokluk, bütün her şey sevgiliden gelen bir hediyedir. Biz onları elma şekeri gibi yalacağız iç dünyamızda ve biz o elma şekerini reddetmiş oluruz ölümü istemekle. Bakın ölümü istemekle. Avvam ise ölümü tefekkür eder. Niçin? Dünyadan alakasını kesmek için. Derviş, dünyayla alakasını kesmiştir. Yani alakasını kesmekten kasıt, işinizi terk etmek değil. Geçen haftaki sohbetimi unutmayın. Dünyaya sevgimizi, muhabbetimizi kesmek. Himmetimizi, gayretimizi, amacımızı, durduğumuz noktadaki stratejimizi Allah'ın üzerine kurmak. Ona gayretimizi koymak.
Ona himmetimizi, sevgimizi, dönüşümüzü ona doğru gerçekleştirmek. Derviş böyle gerçekleştirdiği için dünyayı sevmez. Dünyaya tapmaz. Dünya aşkı için yanıp tutuşmaz. Dünya aşkı için yanıp tutuşmadığından dolayı onun öyle bir ölümü tefekkür ederekten dünyadan sıyırılma korkusunu bitirmiştir. Derviş bitirmiştir. Dünyadan sıyırılma, dünyadan korkma, dünyalık peşinde koşmaktan derviş kendisini sıyırmıştır. Derviş odur. Eğer sıyıramadıysa da derviş diye adaydır. Sıyıracak inşallah. Kurtulacak. O yüzden o kimse ölümü istemez. Ama ölümü bir lütuf olarak görür. Bir ikram olarak görürse bu farklı bir şeydir. Bu farklı bir şeydir bakın.
Ölümü bir lütuf olarak görün. Ölümü bir ikram olarak görün. Bu ölümden kastım sadece zahiren, bedenen bu dünyadan yok olmak değildir. Evet ölümü lütuf olarak görün. Yaşarken ölümü lütuf olarak görün. Hani ölmeden önce ölünüz var ya onu bir lütuf olarak görün. Ölmeden önce ölün. Bu noktada ölmeden önce ölmeyi isteyin. Bunda bir beis yok. Çünkü bu sizi direlliğe kavuşturacaktır. Çünkü bu sizi aydınlığa kavuşturacaktır. Sizi nura kavuşturacaktır. Allah'ın nuruna ulaşacaksınız. Ölmeden önce ölürseniz. Allah'ın nuruna kavuşmak için bunu isteyiniz. Mesela insandan peygamberliği isteyemezler. Peygamberlik istenir mi?
Yok. Beyguda bir iste. Beyguda bir dua. Ama veliliği isteyin. Evliyalığı isteyin. Dervişliği isteyin. İyi bir mümin olmayı isteyin. İsteyin. Çok iyi bir mümin olmayı isteyin. Allah'ın dostu olmayı isteyin. Peygamberin dostu olmayı isteyin. Bunlar böyle kibirlilik değil. Makam sevdası değil. Velilik makamsızlıktır. Şeyhlik istemeyin. Şeyhlik makamdır. Velilik dostluktur istenir. Allah'a dostluktur. Bunu bir kısım ehl-i tarikat sanki makam istiyormuş gibi düşünmüşler. Hayır. Velilik Allah'a dostluktur. Allah'ın elveli ismi şerifinin o kimsenin üzerinde tecelli etmesidir. Bunun için dua edilir, istenir. Gayret de bilir. Şeyhliyi istemek, şeyh olmayı istemek ise makam sevdasıdır.
Bir makamla oturma düşüncesidir. Allah'ın bundan muhafaza eylesin cümle etmesin. O yüzden evliyalık istenir. Ariflik istenir. Dervişlik istenir. Sufilik istenir. Dua edilir bunlar için. Bunda bir beis yok. Bu noktada ölmeden önce ölmek de istenir. Çünkü bu işin, yani velinin, evliyalığın, iyi dervişin, Arifinillah olmanın kapısı ölmeden önce ölmekten geçer. Ölmeden önce ölmeyi gerçekleştiremeyenlere bu kapı açılmaz. Allah muhafaza eylesin. Biz bu manada ölümü severiz, ölümü isteriz bu manada. Ama öbür manada dünyada hayır hastanet defterimiz kapan candan dolayı zahiren bu noktada ölme noktasında durmayız. O yüzden zaten intihar etmeyi, az önce bir de soru vardı, aklıma o geldi.
İslam intihar etmeyi küfür olarak adetmiş. Bir kimse göz göre göre, göz göre göre, aklı yerindeyken, dimağı yerindeyken, eğer intihar ederse, onun cenaze namazının kılınmayacağına hükmetmiş Hanifiler. Ama bir kimse şuurunu kaybetti, aklını kaybetti, intihar etti. Eğer öyle hükmet ettiysem, o zaman onun cenaze namazı kılınır. Ama şuuru yerinde, aklı yerinde bir kimse işte borcundan dolayı intihar etti. Yok işte ailesinden birisine bir şey oldu, intihar etti. Yok hanımı öldü, o da dayanamadı, intihar etti. Yok işte çocuğu öldü, dayanamadı, o da intihar etti. Yok işte bir hastalık geldi ona, böyle hastalıktan, yaşamaktansa ölmeyi tercih edin dedi, intihar etti.
Veyahut da gitti hastaneye, ne diyorlar ona, ötenez mi diyorlar? Ben kendi kendime, beni öldürün, ben ölmek istiyorum dedi, intihar etti. Bunların hepsi de küfür etti. İmansız bir şekilde göçüp giderler. Mümin, bir dakika sonrasına, bir nefes sonrasına ümitle bakar. Ümitle bakar. Ne kadar zorluk yaşarsanız yaşayın. Herkesin kendi zorluğu kendisine büyüktür. Kendisine zordur. Birisinin parmağına arı sokar, onun için en büyük acı odur. Birisinin kolu kopar, onun için büyük acı odur. Birisinin gövdesini parçalarlar, büyük acı odur. Birisine de bir sivilce gelir, onun için büyük acı olur. Deme sen ona, ya sen bu sivilceye mi üzülüyorsun diye.
Onun için büyük acıdır. Onun kaldıracağı yük o kadardır. Ömürkünün gövdesi parçalanmıştır, büyük acı odur. Ömürkün de der ki, ya ne oldu ki? Senin gövdeni parçaladılar, haşladılar, yakıp kavurdular mı? Yok. O da ona tuhaf gelebilir. Ama o en büyük acıyı, en büyük sıkıntıyı, en büyük karanlığı, en büyük darbeyi yediğiniz anda Allah'tan ümidinizi kesmeyin. İmtihanı budur. Öyle dar zamanların huzurunu, öyle çıkmaz sokaklara, öyle karanlıklara düşersiniz ki, şeytan sizin ümidinizi, şeytan sizin umudunuzu kırar. Ve imanınızı alır götürür. Allah muhafaza eleseydiniz. O esnada imanınızı muhafaza edeceksiniz.
Allah'a olan ümidinizi, Allah'a olan umudunuzu ve bağlamınızı yitirmeyeceksiniz. Ve diyeceksiniz ki, bu da geçer yahu. O da geçer. Şunu unutmayın. Lakin içinizde en yaşlılardan birisi ben oldum artık. Yani benden yaşlılar var, üç beş tane ama, ama içinizde en ihtiyar benim. Benden yaşlı olsalar dahi, ihtiyarlık noktasında en ihtiyar kendimi görüyor. Geçmeyecek hiçbir şey yok arkadaşlar. Geçmeyecek hiçbir şey yok. İflaz da geçiyor, sıkıntı da geçiyor, dert de geçiyor, hastalık da geçiyor, varlık da geçiyor, yokluk da geçiyor. Her şey geçiyor. Hayata bakarken, ümitle, umutla bakın. Yarın kötü olur diye düşünmeyin. Yarın iyi olur diye düşünün.
Her sabah namazına kalktığınızda, o güne ümitle başlayın. O güne umutla başlayın. Asla ve asla, yarına karamsarlıkla başlamayın. O gün gününüz çok sıkıntılı geçmiş olabilir. Çok dertli geçmiş olabilir. Çok kederli geçmiş olabilir. Gece oldu, herkes yattığında, iki rekat namaz kılıp, yarabbim, hamdü sena ediyorum sana. Ve yarına, beni kuvvetlendireceğine, beni güçlendireceğine inanıyorum. Yarın bizim için iyi bir gün. Yeni bir gün. Taze bir gün. Ümitle ve umutla bakın. Ümitle ve umutla bakın. Hatta ertesi güne yiyecek ekmeğiniz kalmayabilir. Ertesi güne cebinizde bir liranız kalmayabilir. Ertesi gün, umduğunuz bütün kapılar kapanmış olabilir.
O gün yani. O gün sizin gittiğiniz bütün arkadaşlarınız, sizden yüzünüzü çevirebilir. Yüzünü çevirebilir. En samimi, en dost, en canciğer dediğiniz kimse dahi yüzünü çevirebilir. Asla ümitsizlik deryasına düşmeyin. Bu şeytanın hivesi ve destekesidir. Asla, asla ve asla umutsuzluk nehrine dalmayın. O sizi küfür deryasına götürür. O sizi küfür deryasına götürür. Ve bunları söylerken aklınızdan şöyle düşünmeyin. Ya bunları konuşmak sana kolay. Gel de benim yaşadığımı yaşa. Hiç öyle düşünmeyin. Ben kendimce iyi şeyler yaşadım. Ben kendimce iyi sıkıntılar yaşadım. Ve yani Cenab-ı Hakk'a bu sena diyorum.
Kendimde gördüğünüz kimse sıkıntısı derdi bitmiş bir kimse değil. Elhamdülillah. Buna da hamd ediyorum. Gerçekten samimiyetimle söylüyorum. Buna da hamd ediyorum. Bir sıkıntı, bir dert, bir musibet, bir insanın başında problem yoksa Allah bununla irtibatını kesmiştir. Allah çekemeyeceğimiz, isyan edeceğimiz, imtihanı kaldıramayacağımız şeylerle bizi karşılaştırmasın. Çekebileceğimiz, taşıyabileceğimiz, bize kar getirecek, bizi kendisine yaklaştıracak, bize kendisini hatırlatacak, unutturmayacak, bizi kendisiyle hemhal edecek, halde beklesin inşallah. o yüzden asla ve asla tekrar söylüyorum. Ölümü bu noktada arzu etmeyin. Ama ölmeden önce ölünüz hadis-i şerifini arzu edin. Onun tecelliyatını arzu edin.
Ölümü bir nimet olarak görün. Eyvallah. Ölümden korkmayın. Eyvallah. Ölümden çekinmeyin. Eyvallah. Eyvallah. Ama böyle problemlerden dolayı da ölümü arzu etmeyin. Allah muhafaza eylesin. Devamlı Allah'ın zikri yerleşen kimseler. Zikir, dilden kalbe, kalpten ruha, ruhtan sırra yerleştiyse, onun için dünyadan göçüp göçmemek, ölüp ölmemek, onun için dert, hüzün, sevinç, keder önemli değildir.
Hepsi de böyle lambanın yanıp sönmesi gibidir. Veyahut da bir şeyin bir şeyinden renk değiştirmesi gibidir. Onun için kederlenmekle, sevinmenin arasında çok fazla bir fark yoktur. Eğer o zikrullah sırra ulaştıysa, sırra yerleştiyse, yok sırra yerleşmediyse biraz bazen böyle şey yapabilir, değişkenlik olabilir. Bu ruhtaki zikirdir. Ama kalbe yerleştiyse onda daha fazla görünür bu tüm şeyler. Ama bir kimse devamlı sır noktasında zikrullah da duramaz. Kim derse ki duruyor, biraz böyle çok iddialı konuşmuş olur, Allah muhafaza eylesin. Ama dervişler, üstadlarını şöyle görmek zorundadırlar, öyle görürler. Öyle görmezlerse düzgün görüş sahibi olmazlar.
Üstadımızın zikrullahı ve kendisi devamlı sır noktasındadır. Eyvallah, bu derviş bunu böyle görür. Ama hakikati böyle değildir. Ben size hakikatını söyleyeyim de, bunu söylemezler. Üstadlar da, dervişlerin bu noktadaki himmetleri, bakışları, bu noktadaki nazarları bozulmasın diye, böyle benim gibi açıktan konuşmazlar. Devamlı, demirin ateşte durduğu gibi durmaz hiç kimse. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine, dediler ki deven nerede, bilmiyorum dedi, şuraya bağladıydım dedi. Dediler ki ya Resulullah, deve orada yok. Nerede deve? Durdu. Bir müddet sonra Cebrail aleyhi ve sellem geldi, deven bilence çalındı dibinde ya Resulullah.
Dedi ki ben de sizin gibi bir kulum, Allah bana bildirirse bilirim dedi. Bu onun eksikliği değildir. Bir veli de, bir veli de, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerinin yolundan gidiyorsa, onun sünnetini kendisine rehber edindiyse, onun halini, ahvalini kendisine rehber edindiyse, onun da hala aynıdır. Muhakkak ki sır noktasında, sırrı devamlı Allah'ı zikreder. Devamlı Allah'ı zikreder. Ama şunu unutmayın, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki, ben de Mekkeli, dur kadının, kuru ekmek yiyen dur kadının oğluyum. O da Allah bildirirse bilgiler diye.
Burası da bir pencere olarak açalım, kapatalım. Hakkımızı helal edelim. Bu sorular böyle enteresan, benim de cevaplarım enteresan geliyor olabilir. Birisi telefonu açtı, çok enteresan cevaplar veriyorsun diye. Allah'ı ve Resul'ünü neden, nasıl sevmek zorundayız demiş. Zorunda değiliz. Sevmek, sevmek duyguyla alakalı bir şeydir. Zorunlulukla alakalı bir şey değildir. Bir kimse Allah'a iman eder. Bir kimse Resulullah'ın peygamberliğine, yani Muhammed Mustafa'nın peygamberliğine iman eder. Sevmek duyguyla alakalı bir şeydir arkadaşlar. Zor olacak bir şey değil bu. Zorunluluk değil yani. Sevmek zorundayım. Zorundayım.
Yok, hayır. Sevmek istiyor. Bu farklı bir şey. Allah sevgisi, insanın duygularına hitap eden bir şeydir. Resulullah sevgisi, insanın duygularına hitap eden bir şeydir. Namazı sevmek, duyguya hitap eden bir şeydir. Orucu sevmek, kardeşleri sevmek, duyguya hitap eden bir şeydir. Hiçbir şeyi hayatınızda zorla yapmayın. Duygu, duygu ile alakalı şeyler. Zorla yaptığınız şeyden bir gün gelir kendi kendinize intikam alırsınız. Bu sohbeti bir iyi dinleyin. Zorla kabullenmeyin. Zorla kabullenmeyin. Bunu zorla kabullenirseniz bir gün o zorluğundan kurtulduğunuzu düşünerekten intikam alırsınız. Kendi kendinize Adnan'dan intikam aldım zannedersiniz.
Oysa kendinizden intikam alırsınız. Dersiniz ki lan bu adama ne böyle işte el pençe durdun. Vay be. Dersiniz ki ya kimmiş lan bu işte bu adamın peşine düştü. Adnan'a saygısızlık yapayım derken kendinize saygısızlık yapmışsınızdır. Kendinizden intikam alıyorsunuz. Veyahut da Mehmet kardeşe arkadaşlar zorla tabi olma. Zorla onu dinlemen. Zorla onun peşinden gitmen. Böyle bir duygunun içerisinde kalmasın. Ben buna karşı bir kimseyim. Veyah kardeşler burada zorla beni dinlemesinler. Hani Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem azedir demiş ya. Sizi istemeyen, sizi sevmeyen, sizi kabullenmeyen insanların başına imamı olmayınız. Bir cemaat o imamı istemiyor.
O kimseyi istemiyor. Yani orada zorla güzellik olmaz. Eğer cemaat o adamların intikamı olduğunu zanneder. Kendisinden intikam alır. Allah'ı zorla sevmeyin. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem azedirlerini zorla sevmeyin. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem azedir demiyor ki beni zorla sevin. Annesinden, babasından, eşinden, çoluğundan, çocuğundan, gözünün gördüğü her şeyden Muhammed daha sevgili gelmedikçe imanın temale ermez. Ey iman edenler siz peygamberi zorla sevin. Yok böyle bir şey. Ey iman edenler siz Allah'ını zorla sevin.
Yok böyle bir şey. Ey kardeşler üstadınızı zorla seveceksiniz. Yok böyle bir şey. Adamın üstadına karşı böyle bir muhabbeti yoksa çekecek gidecek. Decek hakkını helal et. Ya benim sana karşı bir muhabbetim yok. Ben ama yanıldım, yenildim. Bir de ders alması için de zorlarlar ya insanlar. Hadi kalk ders al. Ya bırak zorlam adamı. Tavsiye et, tebliğ et. Zorlama. Arkasından itekleme adamı ders almak için. Neden? Ya sevmeden alırsa çekecek gidecek adamı. Ya bir gün ben ona böyle bakacağım. Aa öyle baktı bana. Çekecek gidecek. Neden? Ya zorla. Ya kimi erkekler eşlerini zorlarlar. Ders alacaksın üstadımdan. Almazsan seni boşal.
Ya tasavvuf bu değil. Böyle bir şey yok tasavvufta. Veya oğlum sen oradan ders almazsan benim evladım değilsin. Çek git. Yok böyle bir şey. Allah muhafaza eylesey. Zorla bir kimse derviş olmaz. Zorla bir insan sevmez. Zorla birisini sevdiremezsiniz. Seviyorsa da onu geri döndüremezsiniz. Bu noktada sevginin kutsallığına inanırım. Seviyorsa önünde hiç kimse duramaz onun. Hiç kimse duramaz. Bazen derler ya işte gelecektim de gelemedim. Ya seviyorsan gelemedim ya. Yapacaktım da yapamadım. Ya seviyorsan önünde kim duracak kardeşimse. Bir de bana söylüyorlar üzülüyorum bir de. Neden? Ya Allah affetsin. Onları yaşamışım ben. Ben yaşıyorum. Ben dersi seviyorum.
Zikullah yapmayı seviyorum. Derse gelemesem kendi kendime düşünüyorum. Ya diyorum böyle bir şey olmasa nasıl olur acaba ki ya diyorum. Yok. Bir ihtimal veremiyorum. Bir anlam veremiyorum. Seviyorum. Arkadaşları kardeşleri seviyorum. Hiç hiç. Ben düşünmem. Bu adam nereden geldi şimdi ya. Yok ya ne alakası var. Hatta böyle sima olarak tanırım insanları. İstmen tanıyamasam dahil. Derim ki bu geçen hafta gelmeyin dedi. Ya bu bir iki haftadır görünmüyordum. Hiç gözümden kaçmaz Allah'ın izniyle. Ya maden mühendisi iyi gidiyor şimdi. Gözümden kaçmaz.
Yakalarım onu. Yani kendi kendime derim ki ya bu hafta gelmedi. Ha bir daha haftaya gelmeyin o simayı görür mü Allah'ın izniyle. Görürüm. Bir arkadaşı 8 yıl 9 yıl sonra gördü. Bana baktım kaçak neredesin dedim. Düşecekti. Kendi kendime bir hoşuma gider. Allah'ı zikredenleri severim. Allah'ı sevenleri severim. Allah'ın. Çünkü bir kimse zikrullah'a geliyorsa hakkınızı helal edin. Böyle kendinize bir payet de çıkartmanız için söylemiyorum onu. Allah onu seviyordur. Allah'ı seviyordur demiyorum. Allah onu seviyordur. Onda Allah'ın husisi bir sevgisi varmış.
Zikullah halakasında durma. Orada oturma. Direkt Allah'ın YouTube ve ikramıdır. Allah kendi ismini o kulunun ağzına koymuş. O kulunun kalbine koymuş. Kendi ismini kendisi o kulundan kendisi dinliyor. Allah'ın ismi ancak temiz ağızlara konur. Sevgili o en büyük işi ancak sevdiklerine yaptırır.
Ancak sevdiklerine yaptırır. Sizin en çok sevdiğiniz bir iş var. Ve ona çok mükafat vereceksiniz. Çok para ödeyeceksiniz. Veya çok YouTube'da bulunacaksınız. Kimin yapmasını istersiniz? Evlisin yapmasını istersiniz. Öyle değil mi? Şimdi belediye başkanı ihale ediyor da istemez mi sevdiği bir adam yapsın onu? Öyle değil mi? Bir yere birisini makama oturtturacak. Birisini. Allah o istemez mi sevdiği adamı o makama oturtturur. Güvendiği, inandığı kimseye oraya oturtturur. Ona verir. Güvendiği, inandığı kimseye oraya oturtturur. Öyle değil mi? Nereye gidersiniz gidin? Affedersiniz. Allah ahmak mı? Allah en büyük kişi olarak gördü. En büyük sevdiğim şey dedi.
Kendi zikrini sevmediklerinin diline koymaz. Sevmediklerinin kalbine koymaz. Sevmediklerinin ruhuna koymaz. Sevmediklerinin istemlerine, arzularına koymaz. Bunu eğer bir kimse çocukça, kovardaca, haince, nankörce harcarsa da Allah muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak kapısını da kapatırsa bir daha o kimse öyle bir şey de elde edemez.
Bakın bir daha insan öyle bir şey de elde edemez. Ben derim hep. Zikrullah halakasına nankörlük edenin dünyada da ahirette de yeri kalmaz. Neden? Ya kardeşim sen Allah'ın sevgisini reddetmişsin. Kimin sevgisini alacaksın ki? Sen Allah'ın nimetini reddetmişsin. Neye kavuşsan ki sen? Niçin? O zikrullah halakası. O zikrullah ki dünya ve dünyadaki içindekilerinden en kıymetli olan. Allah bizi muhafaza eylesin. Cenab-ı Hak korusun inşallah. Allah'ın nimetini. Rabbil alemin. Allah'ımız azıcık.
Taci. Taci.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.