mustafaozbag.org

13. Birliğe yönelmek ve yöneltmek 4 kapı 40 Makam

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 23 Temmuz 2022 · 46:08

Enzu billâhî meneşşeytanurrecim, Bismillahirrahmanirrahim, Eftâne zikr fâlemennehu, La ilâhâ, Hak Muhammeden Resûlullah, cemiyen enbiyâyi vel mürselîn, Velhamdülillâhi Rabbil âlemîn, Rabbim cümlemize Kur'ân ve sünneti seni sımsıkı yapışmayı nasip eylesin.
Cenâb-ı Hak cümlemizi ve cümleyi hakkı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Cümlemizi ve cümleyi hakkı hak bilip, hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip, batıla karşı cihad eden kullarından eylesin. Allah sizden razı olsun inşallah. Geceniz hayır olsun. Selamun Aleyküm. Dördüncü kapı, hakikat kapısının altıncı makamı, birliğe yönelmek ve yönetmek.
Ama bu yine böyle bir başlık atayım oraya da, bu Hoca Ahmet Yesevi'de ise altıncı makam, fakirliği inkar etmemek. Ama biz bu akşam birliğe yönelmek ve yöneltmekle alakalı sohbeti yapacağız inşallah. Birliğe yönelmek tevhid. Birliğe yöneltmek de bütün herkesi, bütün etrafını o tevhide yöneltmek manası. Tevhid de bir şeyin tek olduğunu, bir şeyin bir olduğunu, tek olduğunu, başka o şeyden olmadığını göstermek. Buna böyle inanmak, bunu böyle kabul etmek. Önce o kimse onun tek olduğunu iman edecek, kabul edecek.
Ve sonra da onun bir başkasını da ne yapacak? Tebliğ edecek, anlatacak. Artık bunu sufi lisanıyla tarif etmemiz gerekirse, artık o olgunlaşma, kemalat noktasında yürürken artık Cenab-ı Hakk'ı birleme ve etrafındaki insanları da o tevhid düşüncesine, tevhid fikrine, tevhid kalbine, tevhid aklına doğru insanları yönlendirme.
O yüzden bütün, tabii bunun bir zahir tarafı var. Hani ulemanın, akayetçilerin, fıkıhçıların, kelamcıların kabul ettiği bir tevhid düsturu var. Bir de ehli sufinin kendince bir tevhid anlayışı var. Biz önce bu meseleye bakarken, hani kelam uleması, akayetçiler, hanefiler bu meselede nasıl düşünmüşler? Kısaca ona değinmek isteriz.
Çünkü yarın öbür gün yine böyle bir eser elinize geçer okursanız, bir tenakuz olmasın. Ya bize tevhidi böyle anlatmadıydı, bak burada böyle bir tevhid anlatılmış denildiğinde bunun normalde bilgi olsun ki, evet bunun bir hani İmam Maturid'in, İmam-ı Azam'ın veyahut da akayetçilerin, fıkıhçıların bir bakış açısı olduğunu da öğrenmiş olalım. İmam Maturid'e göre bütün fiiller Allah'ın zatıyla kaim ve kadimdir. Yani Allah fiiliyatlarıyla kaim ve kadir ve bütün bu fiiliyatlar da bu tevhidin içerisinde yer alır. Birliğin içerisinde yer alır.
Biz fiiliyatları veya sıfatları tevhidin dışında düşünmeyiz. Allah zat olarak ebedi ve ezelidir ve fiilleriyle tanınır, bilinir. Fiilleri Allah'ı birlemenin dışında değildir. Allah'ı birlemenin içindedir. Biz Cenab-ı Hak'ın bütün fiillerini zatına bağlarız ve zatından ayrı görmeyiz onları. Öyle olunca bu söz konusu olan fiiller tanım bakımından sıfat kavramının içerisinde mütalaa ederiz biz. Yani Allah'ın sıfatları dediğimizde Cenab-ı Hak'ın bütün fiiliyatları onun içindedir. Sıfatlar da Allah'ın zatının içindedir.
Bunu böyle sakın hani en üstte bazen öyle anlatırım ya Allah lafzı yazarım. Onun altında Rahman ism-i şerîfi. Onun altında bütün Esma-ül Hüsna sonsuz sıfatları, sonsuz fiiliyatları vardır. Hepsi de bunların hepsi de nedir? Tevhidin içindedir. Ve bunu hiçbir zaman unutmayın. Hiçbir fiil, hiçbir sıfat tevhid düşüncesinin dışında değildir.
Hiçbir fiil, hiçbir sıfat. O zaman benim buradaki konuşmam dahi o tevhidin içindedir. Sizin dinlemeniz de tevhidin içindedir. Sizin bir hareket etmeniz de tevhidin içindedir. Hareketsiz durmanız da tevhidin içindedir. Tevhidi daha iyi anlayabilmemiz için böyle kısımlara ayıralım. Anlaşılması için. Bir uluhiyette tevhid vardır. Uluhiyette birleşme. Yani Allah'ın zatında, sıfatlarında, fiillerinde yegane ve benzersiz olduğunun biz iman ederiz. Allah sıfatlarıyla, fiilleriyle ve bütün sıfatları kendi zatında toplamıştır. Ve bütün o zatında, sıfatlarında, fiillerinde yegane, benzersizdir.
Bir şeye benzemez. Ve uluhiyet noktasında Cenab-ı Hak uluhiyetini hiçbir şeyle paylaşmaz. Sıfatlarını da paylaşmaz, fiillerini de paylaşmaz, zatını da paylaşmaz. Ve uluhiyet dediğimizde çok geniş bir kavramdır, geniş bir çerçevedir. Bunu Allah'tan başka kanun koyucudan tutun da Allah'tan başka yaratıcı olmamasına kadar geniş bir yelpazedir.
O yüzden bu uluhiyetteki tevhidi ikiye bölebiliriz. Böldüğümüzde bir zatta tevhid. Yani Allah'ın zatı kendisi demektir. Onun zatında tevhid, kendisini tek ve yegane kabul etmek manasına gelir. Zat olarak Allah tektir, başka bir ilah yoktur. Allah bu konuda benzersiz, bu konuda herhangi bir şekle, şemale benzemeyen noktadadır. Bu zatta tevhiddir. Sıfatlarda tevhid vardır. O da Allah'ın zatına nispet edilen bir manadır. Yani Allah'ın bütün sıfatları biz, onun zatına nispet ederiz. Bütün fiilyatları. O yüzden Allah'ın fiilyatları da veyahut da sıfatları hiçbir şeye benzemez. Sıfatları da.
Allah bir şeye benzemediği gibi sıfatları da bir şeye benzemez. Bizim görmemiz vardır. Allah'ın görmesi bizim görmemiz gibi değildir. Allah duyandır ama bizim duyduğumuz gibi duymaz. Allah kelimdir, konuşandır ama bizim konuştuğumuz gibi konuşmaz. O yüzden sıfatlarda tevhid, bütün sıfatların Allah'ın zatına nispet edilmesidir. C, fiillerde tevhid. Fiil, sıfatlar, Cenab-ı Hakk'ın kainata yönelik tasarruflarını ifade eder. Kainatı var eden, öncesinde var eden, geliştiren, değiştiren ve bu eylemleri her an devam ettiren Allah'tır. Ondan başka yaratıcı yoktur. O zaman hani yerin de göğün de sahibi Allah'tır, maliki sahibi Allah'tır. Ayeti kerimesi buna tecelli eder.
Yani Cenab-ı Hak bütün yaratmış olduğu her ne var ise her şeyi değiştirir, geliştirir, genişletir, derinleştirir, yükseltir. Alır onu yok eder, yeniden var eder, onu bir daha değiştirir gibi Cenab-ı Hak bu konuda fiiliyatlarında asla ve asla bölünme, parçalanma kabul etmez. Bu da fiiliyatta tevhiddir. Şimdi bir de rububiyette tevhid vardır. Rububiyette tevhid Allah'ın Rab'lik ismi şerifidir, sıfatıdır. Allah'tan başkasına ibadet edilmez, Allah'tan başkasına tapınılmaz, Allah'tan başkasına sığınılmaz, Allah'tan başkasına dua edilmez, Allah'tan başkasına yalvarılmaz. Bu da rububiyette tevhiddir. İyyâken abdû ve iyyâken astâin. Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz.
Fatiha-i şerife bu manayla bakılırsa tüm tevhidleri, yani bu şimdi tasdif ettiğimiz tevhidlerin hepsinde de zatında barındırır Cenab-ı Hak. Bu Fatiha-i şerifenin zatında barındırır. O yüzden uluhiyette tevhitte, rububiyette tevhitte bu Fatiha-i şerifenin içerisindedir. O yüzden Fatiha-i şerife tabiri caizse bütün zat ve sıfatsal tecelliyatların cemi gidir, cemidir.
O yüzden biz günde kırk sefer, günde en az kırk sefer namazlarımızda Fatiha-i şerifi okuruz ki, Fatiha şerifinin içerisinde şeriatı da, tarikatı da, hakikati de, marifeti de, dört kapı, kırk makamı da Fatiha şerifinin içerisinde algılamamız mümkündür. Hatta Fatiha-i şerifinin içerisinde, içerisinde bütün Kur'an'ı cem edebiliriz. Fatiha-i şerifenin içerisinde bütün hayatı da cem edebiliriz. O yüzden Fatiha-i şerife, tekrar söylüyorum, hem şeriat, hem tarikat, hem hakikat, hem marifet makamlarını kendi içerisinde barındırır. Şimdi, böyle olunca, rububiyette de neydi? Allah'tan başkasına tapınmamak, Allah'tan başkasına sığınmamak ve bütün bunların hepsini de birleştirmektir.
Bakın, uluhiyette tevhid, aklın, zihnin fonksiyonudur. Uluhiyette tevhid. Rububiyette tevhid, işte kalbin ameli ve insanların amelleri işinin içerisine girer. Ve en önemli de kalbin ameli girer. Uluhiyette ise, uluhiyette zihni, akli fonksiyonların içine alır. Yani, uluhiyet aklın işidir.
Rububiyette ise kalbin işidir. Ve akılla kalbi birleştirmedikçe, biz tevhide ulaşamayız. Akılsız olur mu? Olmaz. Kalpsiz olur mu? O da olmaz. O yüzden, hani imanı dil ile, dil ile ikrar, kalp ile tahsik deriz. Dil ile ikrar, uluhiyetin içerisindedir. Kalp ile tahsik ise, rububiyetin içerisindedir. Ama bunun hepsini de biz, gem ederiz. Birleştiririz ki, tevhid etmek. Birleştirmenin asıl maksadı da, budur. O yüzden bir kimse, ameli, tevhidi ile, normalde Allah'ı sevmesi, davranışlarıyla bu sevgiyi ispat etmesi gerekir.
Hani, ey Habibim de ki, Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Yani Allah'a olan sevgiyi, o kimse ameliyle, davranışlarıyla, ahlakıyla, zikriyle, fikriyle, şükrüyle göstermek zorundadır. Rububiyette tevhidin, rububiyetteki tevhidin alanı ibadetler, rububiyetteki tevhidin alanı güzel ahlak, Allah'ı zekir, hayır hasanet, Kur'an ve sünneti seniyeye ameli noktadan sımsıkı yapışmaktır.
O yüzden bizim sufi anlayışımız, rububiyet tevhidi terk etmekten geçmez. Sadece zihinsel olarak, Allah'ı uluhiyet olarak kabul etmemiz yeterli değildir. Şimdi, bunu bize angaja etmeye çalışıyorlar. Allah'a iman ettiğin zaman yeterli, başka bir şey gerek yok. Her şey bunun içerisinde saklı. Rububiyette tevhidi akarte etmeye çalışıyorlar. Yani, amelsiz bir iman, ibadetsiz bir iman, namazsız, abdestsiz, oruçsuz, zikirsiz, fikirsiz, şükürsüz, ahlaksız, neydi belirsiz bir noktaya götürmeye çalışıyorlar. İşte biz, sufi anlayışımızda, hem uluhiyetteki tevhide, hem de rububiyetteki tevhide dört elde sarılır. İkisini ne yaparız?
Cem ederiz. Sufilik, müridin eğitilirken, müritlik yaparken, kesetten vahdete, yani çokluktan birliğe, suretten manaya, dışsallıktan içselliğe, bunun yolunu açma yeridir. Sufiler, maddeden manaya, görünenden görünmeyene ve suretten içselliğe bir yolculuk önerirler. Ve bu tevhid, bu manada bizim için, tevhid, bizim için ibadetler, zikir, tefekkür, murakebe, beşeri varlığın içinde gizlenen hakikati idrak etmesini sağlayan büyük değişimi gerçekleştirmektir.
Bu değişimi ve dönüşümün ibadet ayakları olmazsa, olmaz. Namaz, namazsız bir sufi, oruçsuz bir sufi, zikirsiz bir sufi, ahlaksız bir sufi, sufi değildir.
Eğer namaz, zikir, tefekkür etme, murakebe etme, onu güzel ahlaka götürmüyorsa, eğer onu namaz, zikir, fikir, tefekkür, düşünce, murakebe, onu tevhid düşüncesine götürmüyorsa, o sufi, ne yazık ki bir, ya başındaki şeyhi, mürşid değildir, o eğitimi vermiyordur, ya da mürid tembeldir, o eğitimi almıyordur.
O yüzden tevhide ulaşmanın yolu muhakkak ve muhakkak bu rububiyet, tevhid düşüncesinden geçer. Sadece uluhiyet bir tevhid düşüncesi, yani Allah vardır, birdir, ondan başka yaratıcı yoktur, kainatı tasarrufunda tutan Allah'tır, buna iman ettik. Kanun koyucu, yöneten, her şeye kudret, kuvvet, güç yetiren ve her şeyin sahibi Allah'tır.
Bu uluhiyet tevhiddir. Bu önemli midir? Evet. Yani Allah'tan başka sana bir şeye haram kılacak, Allah'tan başka sana bir şeye helal edecek, Allah'tan başka sana bir ibadet koyacak, Allah'tan başka seni ibadetsizliğe götürecek hiç kimse yoktur. Bu konuda itaat direkt Allah ve Resulüne'dir. Zaten bütün ayeti kerimelerde Cenab-ı Hak dinle alakalı itaati kendisine ve Resulüne bağlamıştır.
Dinle alakalı bütün itaatleri Cenab-ı Hak kendisine ve Habibine bağlamıştır. O yüzden Hz. Muhammed Mustafa size iki şey bırakıyorum. Kim sımsıkı sarılırsa kurtuluş ermiştir. Bu birincisi Allah'ın kitabı Kur'an, ikincisi de benim sünneti seniyemdir der. O yüzden başka bir hüküm koyucu, başka bir hukuk koyucu, dinle alakalı yoktur. Eğer dinle alakalı başka bir hüküm ve hukuk koyucu kendimize ararsak şirke düşmüş oluruz, küfre düşmüş oluruz. Yani biz Hristiyanlar gibi bizim dinimizi değiştirecek, dini kaideleri değiştirecek bir papa müessesesi yoktur. Papa kalkar bir ayeti kerimeyi indirir, bir ayeti kerimeyi kaldırır, bir ayeti kerimeyi tecelli ettirir.
Bu uygulanacak, bir ayeti kerimeyi der ki bu uygulanmayacak. Çünkü papa yeryüzünde Hristiyanlara göre veya Ortodoks kilisesinin başındaki patrik, yeryüzünde Allah'ın temsilcisidir. Dinin üzerinde istedikleri değişikliği yapabilirler. Yahudi, hahan başı da aynıdır. İslam bunu reddeder. Kur'an'dan bir tek ayeti kerimeyi hiç kimse kaldıramaz. Kur'an'a yeni bir ayeti kerime hiç kimse koyamaz. Kur'an'dan bir kelimeyi kimse silemez. Kur'an'a ilave bir kelimede kimse koyamaz. Bakın bu tevhid inancı önemli. Şimdi ilahiyatlarda bu ara çok atıyorum ya ilahiyatlara. Yani mecburiyetten atıyorum. Öyle şeyler dinliyorum. Öyle şeyler söylüyorlar ki artık böyle içim içime sığmıyor.
İlahiyatlarda bununla alakalı ne yazık ki çok çok küfür, bu konuda şirk noktasında yüzen söylemler ve lafızlar var. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz bu manada uluhiyetteki tevhid ile rububiyetteki tevhidi birleştirir, cem ederiz, toplarız. Birbirlerini ayırt etmeyiz. Çünkü hiçbir şey, hiçbir şey Allah'ın kudret ve kuvvetinin dışında değildir. Hiçbir şey. Biz tevhidi birlemeyi bu açıdan bakarız, bu açıdan yerleştiririz. Şimdi bu konuda Bakara ayet 163. Hepinizin ilahı tek ilah olan Allah'tır. Ondan başka ilah yoktur.
O Rahman ve Rahim'dir. Bakara 163. Demek ki ondan başka ilah yok, ondan başka kanun koyucu, hüküm koyucu, ondan başka ibadet edilecek bir şey yok. Ali İmran ayet 1 ve 2. Elif, La, Mim. Allah ondan başka ilah yoktur. O hay ve kayyumdur. Bu iyi ki iki ayeti kerimeyi özellikle aldım bu geceki derse. Çünkü hadis-i şerifte Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri buyurdu ki, İsmi azam bu iki ayeti kerimededir. Birincisi okudum neydi? Bakara 163. İlahınız bir tek ilahtır, ondan başka hiçbir ilah yoktur. O'dur Rahman ve Rahim olan.
İkinci ayeti kerime, Elif, La, Mim. Allah ondan başka ilah yoktur. O'dur hay ve kayyum olan. Önzübillahimine şeytanın recim. Bismillahirrahmanirrahim. Ve ilah hüküm. İlahün vahid. La ilahe illa. Hüverrahmanirrahim. Elif, La, Mim. Allahu, La ilahe illa. Hüvel hayyülü kayyum. Bunu okuyan bir kimse, Hz. Muhammed'in Mustafa'nın, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Hadis-i Şerif'ince, o ismi azamı okumuştur. Özellikle bu iki ayeti kerimeyi aldım. Bunu birleştirip, bunu okuyabilirsiniz.
Dua ederken, duanızın başına ve sonuna bunu ilave edebilirsiniz. Çünkü hadis-i şerifle sabit, sahih, bu iki ayeti kerimenin içerisinde, ismi azamın olduğuna dair. Ama bunu her iki ayeti kerimede ne? Allah'ın uluhiyetine ve rububiyetine işaret ettiği için. Hem uluhiyeti cem ediyor, hem de ne yapıyor? Rububiyeti cem ediyor. Saffat Suresi, ayet 4. Sizin ilahınız tek bir ilahtır. İnna ilahikum la vahid. Demek ki ilahımız tek bir ilahmış. Burada sıfatlar ayrı, fiiller ayrı, zat ayrı, şu ayrı, bu ayrı yok. İlahımız bir tek Allah Celle Celaluhu. Bütün sıfatlarıyla, fiilleriyle, zatıyla, uluhiyetiyle, rububiyetiyle, bütün varlığı, bütün varlığı kapsayan, kavrayan, kudretiyle, kuvvetiyle, her şeyi yaratan, yaşatan, öldüren, dirilten Allah Celle Celaluhu.
Ve en önemli tevhid kelimesi neydi? La İlahe İllallah. Sufiler, tevhidi çok önemserler. Yani La İlahe İllallah demeyi çok önemserler. Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin. La'yı kalın söyletmezdi. Şimdi kalın çıktı. Hemen aklıma böyle, beynime, kalbime balyoz giner gibi indi. O böyle La'yı kalın, La dedirtmezdi. Böyle A ile E arasında ince söyletirdi. Şimdi biraz benden kalın çıktı. Hemen böyle içim gümbürde de Allah muhafaza eylesin. La İlahe İllallah diyerek biz La İlahe'de, La İlahe'de uluhiyeti tefekkür ederiz. Yani komple Allah'tan başka uluhiyet atfedilen ne varsa hepsinde reddederiz.
La İlahe ile. Bakın La İlahe o kadar önemlidir tevhid düşüncesinde. O kimse ne varsa uluhiyet noktasında reddetti. Şimdi buralarda insanların şirklerini anlatmayayım diyor. Ümitsizliğe düşmesin. Şimdi biz Allah'tan başka kanun koyucularının kanunlarıyla idare ediliyoruz. Bu işin en acı tarafı.
Ve bunu da kabullenmişiz. Biz La İlahe derken Allah'tan başka hiçbir kanun, hukuk, hüküm, kudret, kuvvet ne varsa elimizin tersiyle itiyoruz. Tabiri caizse bu. Ama deccalist, kapitalist sisteminin altındayız.
Müslümanların düştüğü en büyük handikaplardan birisi bu. Ve bunu La İlahe ile gerçek manada Allah'tan başka her ne var ise bu işin daha ileri boyutu şimdi. La İlahe ile Allah'tan başka ne varsa hepsini elimizde ittik. Ne kaldı?
İlla Allah. İşte tevhidin sırrı burada. La İlahe dedin heva, heves, şeytaniyet, deccaliyet Allah'ın Kur'an'ının dışında bir hüküm koyan Allah'ın emrinin dışında bir hüküm koyan ne var ise hepsini reddettim.
Eğer annen, baban, eşin, çocukların, patronun Allah'ın hükmüyle hükmetmiyorlarsa kafirlerin ta kendileri münafıkların ta kendileri zalimlerin ta kendileri erkekler eşlerine Kur'an ve sünnet dairesinde konuşmak, davranmak zorundalar.
Yoksa heva ve hevesini ilah edindi. Anne, babalar çocuklarını Kur'an ve sünnet dairesinde konuşmalı. Yoksa heva ve heveslerini ilah edindi. Şeyh efendiler, hoca efendiler, müftüler, profesörler, alimler her ne kim var ise Kur'an ve sünnet disturlarıyla konuşmalı. Eğer öyle konuşmadılarsa onlar da heva ve heveslerini ilah edindiler.
Onlar da Allah'ın hükmüyle hükmetmediklerinden dolayı onlar da küfre düştüler. Aslında La İlahe'yi düşündüğünüzde mana itibariyle, mana itibariyle Allah'tan başka hiçbir şey kalmadı. İlla Allah diyerekten sadece uluhiyeti Allah'a atfetmiş olduk. Rub'u biyeti Allah'a atfetmiş olduk. Ve Cenab-ı Hak göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların Rabbidir ve doğruların da Rabbidir diyerekten bütün kainatı kendisine bağladı. Ve işte böyle bir tevhidi gerçekleştiren bir mümin Allah hakkında onun şanına, şerefine, kudretine, kuvvetine yakışmayacak her türlü ölçü ve sözden uzak durur.
Allah bizi onlardan eylesin. Ve bunu böyle özellikle bu ayeti kerimeye aldım. hani bütün kainatı yaratıcı Allah'tır derken biz insanlar bu son dönem daha önce de yaşanmış demek ki bunlar tabiatı yani var olan tabiatı da bir yaratıcı olarak önümüze koymaya başladılar. Bunu yaratan Allah dediğinde o tabiatçının kendi kendine oluşuyor o. Hani tabiat kendi kendine yaratıyor. Ya tabiat kendi kendine yaratıyordu da neden bir insan yaratmamış? Ama bizim önümüze bunu koyuyorlar. Şimdi okullarda bunu söylüyorlar. Yani Allah'ın haricinde haşa tabiat kendi başına bir buyruk kendi başına bir yaratıcı.
Yani tabiat da bir yaratıcı oldu. Allah muhafaza eylesin. Enbiya 22 Demek ki eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar bulunsaydı yer ve gök kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki tabiatı bir yaratıcı olarak kabul etme tabiatı bir ilah gibi kabul etme mümkün değil. Biz Allah'tan başka bir yaratıcı Allah'tan başka kanun ve hüküm koyucu bir şey tanımıyoruz. Allah muhafaza eylesin. Kasas 88 Allah'la beraber başka bir ilaha yalvarma. Çünkü ondan başka ilah yoktur. Onun zatından başka bir şey onun zatından başka her şey yok olacaktır. Hüküm yalnız ona aittir. Siz de sonunda onun huzuruna çıkarılacaksınız. Demek ki Allah'tan başka bir ilah yok. Onun zatının haricinde her şey ne olacakmış?
Yok olacakmış. Bakın her şey yok olacakmış. Bu ayeti kerime bizim için neden önemli biliyor musunuz? Her şey yok olacaktır. Yani Sufi bütün varlığı an gelir yok hükmünde, hiç hükmünde görür. Çünkü varlık sonunda var gibi görünen her şey yok olacaktır. O zaman yok olacak olan bir şey gerçek manada var değildir. Bir şey yok olacaksa hakikatte o zaten var değildir. Sufiler yok olacak olan bir şeyi kestirmeden var olarak görmezler. Bu sakın kendi kendimizi de yok hükmünde görecek noktada değiliz.
Böyle değil. Ama bu beden de bu ceset de ne olacak? Yok olacak, geçecek. Allah bizi affetsin. O yüzden ben Allah'ın varlığını, birliğini burada size anlatma noktasında değilim. Ben selef alimlerinin yolunu tutacağım. Yok böceğe bak, Allah'ın varlığını tanı. Yok dağa bak, Allah'ın varlığını tanı. Yok kuşlara bak, yok otlara bak, yok hayvanlara bak, yok kainata bak, yok işte denizlere bak, göklere bak, yıldızlara bak. Böylece Allah'ın varlığını idrak et, anla, dinle. Ben bu yolu tercih etmeyeceğim. Selef ulemasının sözü çünkü balyoz gibi iniyor kafama.
Allah'ın varlığını, birliğini inkar eden akılsızdır demiş. Aklı yok yani. Yani hani böyle bir ateist geliyor ya, Allah yoktur diyor ya, akılsız hükmünden. Cahil, akılsız. Şimdi ben böyle artık öyle şey yapamıyorum, yolculuklarım öyle olmuyor.
Genelde böyle denk geliyor da, bazı topluluklarda da geliyor. Ateist yani birisi. İşte adam Allah yoktur diyor. Ben böyle bakıyorum ona. Bir şey yoktur diyorsan var olduğunu kabul ediyorsun zaten diyorum ben. Nasıl yani? Ya yok olan şeyi neden inkar ediyorsun ki diyor. Bir şey madem yok neden inkar ediyorsun ki? Olmayan bir şey inkar edilir mi? Akılsızlığını oradan gör. Olmayan bir şey neden inkar ediyorsun? Yoksa yok neden inkar ediyorsun? Allah yoktur derken de aslında Allah'ın varlığını kabul ediyor. E diyorum Allah dedim bak nereden Allah dedin şimdi dedim olmayan bir şeyin ismi mi olur?
Sen yoksun diyor ben varım diyor. Varlığını ispat et bana dedim ben seni görmediğim müddetçe nasıl ispat edeceksin? Ben seni inkar ediyorum. Ben seni inkar ettim müddetçe sen kendinin var olduğunu nasıl ispat edeceksin? Sen sabahtan akşama kadar varımdı ben de sabahtan akşama kadar yoksun diyeyim. sonu var mı? Yok ya böyle yaptı debrişim ya hiçbir hoca böyle söylemedi bana dedi.
Onlar hoca dedim. Ben hoca değilim o yüzden rahat konuşuyorum seninle dedim. Sen burada oturuyor musun dedim ben. Evet dedi hayır oturmuyorsun diyorum ben şimdi. Ya nasıl oturuyorum ya diyor. Ya ben senin oturduğunu kabul etmezsem sen nasıl inanacaksın buna? ben kabul etmiyorum ne diyeceksin? Bu diyorum akılsızlık değil mi diyorum ben evet diyor. İşte seninki de aynı diyorum ben. Seninki de aynı. O yüzden ben arkadaşlara kardeşlere derim ateistlerle tartışmayın. Sebep ya sevili seviyeleri çok düşük gerek yok. Bir sufinin ateistle tartışması tartışması düşünülemez. Allah muhafaza ele seni.
Sufiler tevhide ulaşmayı kendilerine ölçü edinmişlerdir. İlke edinmişlerdir. O tevhide ulaşmayı ve o tevhid zevkine varmayı o tevhid fikrine düşüncesine kalbine varmayı kendilerine muhakkak ulaşılması gerekilen bir makam bir mevki olarak görürler.
O yüzden tevhide ulaşırken hani meşhur ya fena filah beka billahı konuşuruz. Fena filahı Allah'ın sıfat ve fiillerinde yok olma tevhide ulaşmada bunu kendilerine distur edinirler. Ve beka billahı Allah'ın sıfat ve fiillerinde var olma olarak görürler. şimdi o sufi namazla abdestle oruçla fikirle düşünceyle murakabeyle rabuteyle bu kendisini bu disiplinlerle bu disiplinlerden geri dönmemek şartıyla tevhide ulaşmak ister. Yani fena Allah'ın sıfatlarında emirlerinde yok olmayı düşünürler.
Hz. Muhammed Mustafa'yı bu konuda kendilerini önder görüp onun ayak izlerini takip ederekten kendilerini hiçliğe atarlar. Burada kendini hiçliğe atmak kendi üzerinden tecelli edecek olan bütün fiil ve sıfatları Allah'ın istediği memnun olduğu Habibi'nin istediği memnun olduğu hale getirmeye çalışırlar. Burada Sufi'nin gayreti Sufi'nin mücadelesi çok önemlidir. Sadece namaz kılaraktan sadece zikrederekten bu hale ulaşamaz. O kimse tefekkür ederekten Allah'ı severekten Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini severekten yürümesi gerekir. Ve bütün hal ve hareketlerinde bütün davranışlarında uyabileceği miktar kadar uyabileceğine güç yetirdiği kadar Cenab-ı Hak'ın Kur'an'ına ve Habibi'nin sünnetine tabi olur.
Fena olmak fena olmak ancak böyle mümkün olur. Ancak böyle mümkün olur. Biz buna inanırız. Yani ibadetler olmadan tefekkür olmadan zikrullah olmadan işte ne bileyim rabıtalar olmadan bir kimsenin fenaya ulaşması mümkün değildir. Tevhide ulaşabilmesi için o kimsenin fena billahı beka billahı geçmesi gerekir. Çünkü o kimse Allah'ın sıfatlarında Allah'ın fiiliyatlarında fani olacak ki bekaya ulaşsın. O zaman tevhidi birleştirsin. O kimse teşbih ve tenzih deryasından geçecek ki o kimse fena ve beka deryasına ulaşsın.
Eğer teşbih ve tenzih deryasından kurtulamazsa fena ve beka menziline deryasına ulaşması mümkün değildir. O yüzden kıymetli kardeşler burada söz konusu olan bir o kimsenin yaratıcı olarak ilah olarak Allah'ı tanıması ve bütün fiil ve sıfatları onda cem etmesi ve kendisini de tevhide ulaştıracaksa kendi fiil ve sıfatlarını Allah'ın fiil ve sıfatlarına benzeştirmesi onda fena etmesi ve aynı zamanda da Allah'ın fiil ve sıfatlarında fenadan sonra bekayı yakalamasıdır.
Eğer bu haller ile hallenmezse o suhi ne yazık ki tevhid derecesine tevhid makamına ulaşması mümkün değildir. Rabbim bizi o sufilerden eylesin. Haklarınızı helal edin. bizden yana da helal olsun. Bu gece inşallah sizi geç bırakmayayım. El-Fatiha ma selavat.
Amin.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi