mustafaozbag.org

129. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 1 Ekim 2011 · 1:06:12

Cenab-ı Hakk'ın iznişle hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünün iznişle hayırlı eylesin. Şimdiler, annemler, babaannem, tanışları çıkarmazdı. Şimdi ise bu kültürü kaybediyoruz. Rahvaltı yapan insanların sayısı azalıyor. Bu kültürün kaybolması sizce doğrudur. Bence doğru olmaya kadar çok şey var ki. Dırılasak hayatı yaşayamaz insanlar. Kocasını ve çocuklarını kahvaltı yaptırmadan gönderen bir kadın kendinden utanmalı. Çalışmıyorsa.
Bu noktaya giten erkekler. Nasıl erkekler? Yani erkek sabahleyin kalkıyor, kahvaltı yapmadan, kahvaltı aramadan. Evden çıkıp gidiyor. Yolda giderken bir poğaççadan, bir börekçeden, poğaçasını böreğine alıyor. Çalıştığı yere gidiyor. Hadi belki de bekar bir adam için annesine böyle hani böyle bir şeyi öngörmesi normal bir bekar bir adam dedim. 23-24 yaşındadır. Yani ortalaman onun annesi 43-45 yaşındadır. Hatta annesi rahatsız olabilir, hasta olabilir, ne bilemiş de yaşlanmıştır artık. İlgilenemeyebilir ama genç evlilerin kahvaltı yapmadan dışarı çıkması, ondan sonra kahvaltıya dışarıda börekle, poğaçayla geçirmesi.
Bu evin ev olma özelliğini kaybediyor. Adam olmuştu, tam söylenecek bir laf yok. Ama ev olacaksa o adam sabahın kaçta gidiyorsa işe, evden kaçta çıkması gerekiyor? 8'den, 8'e kadar onun kahvaltısını hazırlanıp yapılıp aranın evden öyle çıkması lazım. E simitçi fırınları, poğaçacı fırınları falan böyle ortalıkta artık böyle işte tezgahlarda poğaça börek satanlar çoğalıyor.
Çoğalmasının sebebi insanların evde kahvaltı yapma işleri. Aile de zaten kalkmıyor ki herkes, aileler parçalanır. Yani işte herkes bir yerlere gidiyor, herkesin bir işleri var, kahvaltı yapacak evde kimse de yok. O kültür bu noktadan kayboluyor. Ama evin neyse bir kimsenin ailesi, çoluğu çocuğu sabahleyin, onun evde kahvaltı yapması çok uygun. Ailenin birlik beraberliği için, akşam yemeklerini beraber yemek için mücadele etmeleri lazım. Ailenin birlik ve beraberliği için. Çocuklar, anne, baba, herkes bir sofrada toplalım ve yemeği beraber yer, beraber bir şeyi paylaşmak, bir şeyi konuşmak yaşatmamız lazım. Bu kültür ne yazık ki kaybolur, aile parçalanıyor.
Herkes geliyor eve, herkesin eve geliş saati farklı, farklı olmasa dair mutfağa gidiyor. Anladılanları söylüyor, ben daha hiç öyle bir şey yaşamam. Herkes mutfakta orada, masada kuruluyor, herkes gelen oradan yemeğini koyuyor, ısıtıyor, yiyor, gidiyor, ölen. Bu İslam kültürü değil. Bizim geleneğimiz bizim kültürümüz de değil. Bu neyindeki belirsiz bir şey var. Neyindeki belirsiz bu. Allah bizi affetsin. Bunu böyle söyleyince genç bayanlar, genç evli bayanlar rahatsız oluyorlar. Ailelerinden görmüyorlar çünkü. Onların ailelerinde hayat sekizde başlamıyor, yedi buçukta başlamıyor. Bu sıkıntı bütün ailelerde var, hepimizde var.
Hepimizde var. Bir yerde çalışanların hayatı sekiz, sekiz buçukta başlıyor, çalışanın başlıyor. Aile bireylerinden çalışmayanların hayatı sekizde, sekiz buçukta başlamıyor. Çalışan kalkıyor, giyiniyor. Yani geri kalan onda mı kalkıyor, onda mı kalkıyor, onda mı kalkıyor, kahvaltı yıkamasına göre yapıyor. Dervişin bir halden korkması daha sonra gelecek hallerin tecellisine mani olur mu? Yani normalde korku üzerine kurulmaz herhangi bir şey. Korku üzerine kurulur da olmaz. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri korkaklığın şerrinden Allah'a sığınır. Korkaklık çok öyle hoş bir şey değil. İnsanlar da korkarlar bazen.
Korktukları zaman evet biraz teceliyata mani olurum. Cennet annelerin ayağının altında buyuruyor. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Hangi annelerin başka hadislerde cehennemde kadınların çok olduğunu buyuruyor. Peygamber Efendimiz neden cehennem evlerinin çoğu kadınlardan oluşuyor? Ben cehennemi iman edenlere yakıştıramam hiç. Bir kimse eşedü ve la ilahe illallah ve eşedü ve Muhammeden abdülhu ve resuluhu dedi iman ettiyse ve o kimse haramlardan uzak durup fazları yerine getirdiyse, eda ettiyse. O kimsenin ben cehenneme girmeden kadın erkek değişmez. Onun ehli cennet olacağına inanmazlar. O yüzden Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hadretleri evet kadınları cehennemde çok görmüş.
Ama Müslüman kadınlar dememiş. Ben cehennemde Müslüman kadınları çok gördüm dememiş. Ben cehennemde kadınları çok gördüm. Ey kadınlar demiş. Orada ey kadınlar dediğinde bütün kadınları içine alıyor. Sadece Müslümanları değil. Öyle olsa ey insanlar deyince bütün insanlar. Ey erkekler deyince bütün erkekler. Ey iman edenler deyince hitap iman ederler. Ey iman eden erkekler deyince hitap iman eden erkekler. Ey iman eden kadınlar deyince hitap iman eder kadınlara. Şimdi burada kadınların çoğunun cehennemlik gördüm deyince iman edip iyi amel işleyen kadınlarla alakalı olmasa gerek. İman edip iyi amel işleyen anneler cennet onların ayaklarının altında.
Giledikleri yere gidecekler. Bu hangi anne çocuğunu Kur'an ve Sünnet noktasında terbiye eder? Eşine Kur'an ve Sünnet dairesinde itaat edip tabi olan, evini Kur'an ve Sünnet dairesinde evinin içerisine hakim olan, sokağa çıktığında Kur'an ve Sünnet dairesinde Kur'an ahlakıyla davranan kadın, davranan anne. Herkes çocuk doğurur ama o çocuğunu Kur'an ve Sünnet dairesinde yetiştirmek, o çocuğunu İslam ahlakının üzerine yetiştirmek birinci derecede annenin vazifesi. Çocuğu yetiştirmek, nesli yetiştirmek, nesli korumak, nesli ileriki hayata hazırlamak, nesli geleceğe hazırlamak annenin vazifesi, annenin görevi.
Birinci derecede ve anne ne ise çocuğu doğu olacaktır, anne ne ise çocuk o olacak, başka bir şey olmayacak. O zaman cehenneme gidecek olan kadınlar, o günah-i kebayeleri fütursuzca işleyen Müslüman kadınlar olacak. O reşrû, günah-i kebayeleri işleyen, namazdan uzak, abdestten uzak, koruştan uzak, dinden, imandan, İslam'dan uzak, İslami ahlaktan uzak olan kadınlar evet, onlar cehenneme gidecekler.
Aynı şekilde erkekler de böyle yaşıyorlarsa onlar da cehenneme gidecekler. Yani kadınlar dinden, imandan, İslam'dan, ahlaktan uzak bulunca cehenneme gidecekler de, adamlar öyle olsa da cennete mi gidecekler? Yok, bunlar da cehenneme gidecekler. O zaman o kadınların çok oluşu, bir, kadınların fıtrat üzerinde erkeklerden çok oluşu ile alakalı. Tarihin her döneminde kadınlar erkeklerden fazla olmuşlardır. Sayısal olarak ve sayısal olarak çok olduğuna göre o zaman cehennemde de kadınlar çok olacaktır. Sayısal olarak, kadınlar normalde şimdi böyle söyleyince kadın erkek ayırdı dinliyormuş gibi oluyor. Mesela erkeklerin içerisinde burada şimdi kendi kendine görüşen, konuşan yok hiç.
Herkes sohbeti dinliyor. Ama yukarıdan duyuyorsunuz kadınlar kendi aralarında konuşabiliyorlar. Normalde erkek cemaatine, erkek cemaatine buradan içeri girdiğiniz zaman susar hepsine. Kadın cemaati susmaz. Onlar kendi aralarında konuşmaya devam ederler. Duyarlar, dinlemezler. Fazlalığı. Sonra şunu söylüyorlar. Kadınlar ikinci sınıf vatandaş. Mesela göbeğini açan bir erkek görmezsiniz dolaşırken. Göbeğini açan bir kadın çok rahat görürsünüz.
Kısa şort, bir de futbol oynayanlar, bir de denize gidenler giyer. Normal zamanında hiç gördünüz mü sokakta şortla dolaşan bir adam? Yok değil mi? Görmüyorsunuz değil mi? Ama kısacık şortla dolaşan bir kadın görürsünüz. Adamın biraz yumuşakları göğüslerini açarlar, yakalarını açarlar. Bu normal yakayı açmak değil. Şu düğme var ya, o düğmeyi açmak normaldir. Mesela yukarıdan bir düğme, iki düğme buraya kadar normaldir erkeklerde. Bir düğme daha açıyorsan homososyal olanlar açar. Yani böyle göğsünü filan açıyor ya mesela. Onlar kendi kendilerine bakımlı erkek olduğunu filan göstermeye çalışıyorlar ya. Eski kitaplarda onların o böyle homososyal olanlar yaparlarmış.
Kıllarını aldıraş ettirenler, onlar da bu insanlar yaparlarmış. Şimdi işte bakımlı erkek filan diyorlar, alakası yok. Onlarda kadına benzeme var. Kadına benzeme normalde zannediyoruz ki biz erkeğe benzeme ve kadına benzeme işte kıyafete bağlı. Önceden bir şey o kıyafete bağlı olmak. Şimdi kıyafete bağlı değil. Şimdi hal, hareket, tavır, davranış var işin içerisinde. Şimdi normalde işte kıyafetlerle birbirine yakınlaştı. O yüzden kıyafetlerle birbirine yakınlaşınca erkekler mümkün olduğunca kadınlısı kıyafetlerden uzak durması lazım. Kadınlısı davranış biçimlerinden de uzak durması lazım. İşte adamın böyle kremlenmesi, makyajlanması, yok işte köğüs kıllarını aldırması, bacak kıllarını yoldurması.
Bunlar böyle açık açık konuşuyor ki. Yani böyle biraz da aşağılamak için konuşuyor. Onlar aşağılanmayı hak ederler çünkü. Bunların hiçbirisi normal erkek hareketi değildir. Erkek fıtratı da değildir. Erkek bir tek kasığını ve koltuk altını tıraş eder yola. Erkeğin başka tıraş edilecek yolunca yeri yoktur. Bakın fıtrat erkekte kasık ve koltuk altındasın. Erkek fıtrat olarak başka bir yerini tıraş edip yolmaz. Bu dini çerçevede söylüyorum. Darül Harp'te bir kimsenin sakalını kısaltmasında, sakalını kesmesinde bir beis görülmüş Darül Harp ile alakalı. Şu anda sakalını, hıyını kesenler Darül Harp fetvasından kurtarıyorlar.
Darül Harp fetvası olmamış olsa bu sakalını, hıyını kesenlerin hepsi de sünneti kasten terk ettiklerinden ve kasten sünnete muhalefet ettiklerinden dolayı imanları bile tehlikeye girer. O kadar kesin katli fetvalar var çünkü. Allah muhafaza kurtarıyor şimdi insanların sakal sığlığını, büyük sığlığını yani komple tıraş etmesini filan sakalını tıraş etmesini kurtarıyor.
Ama öbür taraftan kurtarmıyor. Erkek adam bacandaki kıllar almaz. Erkek adam göğsündeki kıllar almaz. Bunlar fıtrat bozucu şeyler. Kadınlar, meseleyi dağıtmayın fazladır. Kadınlar Kur'an ve sünnete uydukları müddetçe, yani farz ibadetleri yerine getirip, farz olan, olmazsa olmaz olan haramlardan uzak durunca onlar ehli cennettir. Bizim insanın, kahir zamanın insanı, kadın erkek iman etti, büyükken günah-i kebalilerden uzak durdu ve olmazsa olmaz ibadetlerini yerine getirirse o kimse ehli cennettir. Kesin ehli cennettir Allah'ın izniyle. İnşallah.
Çünkü öyle bir zamanda, öyle bir noktada, öyle bir dairedeyiz ki insanlar böyle biçak sırtında yaşar gibi yaşıyorlar. Allah bizi affetsin inşallah. İman eden de, etmenin öldüğünde o nefesin savun gittiysen huzuru bulun. Yoksa ahir işaretlerinden birisi insanların huzur içinde olmayışları.
İnsanlar ahir zamanda huzur bulmayacaklar. Yoksa insanlar bu zamanda bu mümkün değil. Evinde, işinde, hiçbir yerde huzur bulamayacak. O kargaşalık insanlarda devam edecek. Şu anda insanlara kargaşa hakim. Din hakim değil. İnsanlarda İslam hakim değil. Bu hepimiz için geçerli. Evimizde, işyerimizde, gönlümüzde, kalbimizde, sokağımızda, şehirlerimizde, memleketimizde İslam hakim değil. Kargaşa hakim. Ama bu dünya üzerinde kargaşa hakim. Sadece Türkiye'de değil. Bakın dünyaya siz. Dünyanın her tarafında kargaşa var. En zengin ülkesinden en fakir ülkesine kadar kargaşa var.
En zengin aileden en fakir aileye kadar kargaşa var. Adam zengin aile ama kargaşa var o da korkuyor. Kimin can emniyeti var? Hiç kimsenin. Kimin mal emniyeti var? Hiç kimsenin. Kimin din emniyeti var? Hiç kimsenin. Sizi karamsarlığa yıkmak istemem ama biz yaşadığımız dünya bu.
Müminler, müslümanlar, iyi inananlar ümit ederler. Hayal eder. Ümitlerinin ve hayallerinin peşine takılırlar. Ümitlerinin ve hayallerinin peşine takılınca, real hayatta yaşadığı sıkıntılar, acılar, stres, problemler o insanları fazla incitmez, fazla acıtmaz. Aslında o kimse real hayatın en acımasızlığını yaşıyordur. Real hayatın en acımasızlığını yaşarken o sımsıkı ümidine sarılır. Real hayatın en ağır problemini yaşarken o hayaline tutur. Biraz benim böyle hayale ve ümite sevk etmemin bir sebebi de o. İnsanlar yaşadıkları hayatı gerçek bir noktada gördülerse bu hayat sizleri korkutur. Hayat hepimizi ürkütür. Üksüzliğe götür.
Yani eğer o benzereden bir baktığında insan, dergahın içi olarak bakmayın. Değil dergahın içinde olan arkadaşlar. Nasıl farkında değiller? O nefes alıyor ya geliyor Allah'ı zikrediyor. Sohbete geliyor. Cemaatın içerisinde bir faaliyet var. Birisi zeybek oynuyor. Birisi sema eğitimi. Birisi ney ürkülüyor. Birisi ilahı öğrenmeye çalışıyor. Haydi filan yerde sohbet var. Pişman bir yerde zikir var. Filan bir yerde sema var. Hürra oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya koşuşturanlar hayatı yetiştiremiyorlar aslında kendilerine. Ve hayatı yetiştiremezken aslında aynı zamanda da psikolojik tedavi görüyorlar. Eğer gece onun zikri olmasa, gece onun sohbeti olmasa, gece onun seması olmasa, gece onun yapmak zorunda kaldığı bir şey olmamış olsa günlük hayatını geceye taşıyacak.
Günlük hayatta tüccar çek korkusu var, iflas korkusu var, dert korkusu var, basılma korkusu var, işçinin gitmesi var, malın gelmemesi var, malın gitmemesi var. Tüccarın derdi binimi para. Çalışan da aynı. Alacak maaşı yetiştirecek, işi yetişti, yetişemedi, gitti, gelmedi, işten atıldı, atılmadı, maaşlar tam oldu, olmadı, dert. Evdeki kadın da öyle, kendine bir sürü dert edilmiş. Mandoyu alacak mı, almayacak mı? Kerona sıcağıdan eşarlığı getirttirecek mi, getirtmeyecek mi? Hande de izin verecek mi, vermeyecek mi? Onun derdi bu. Veyahut da akşama ne yemek yapacağım, hayatı basit yaşayan yok ki. Hayatı stresin üzerine kuruluyorsunuz. Hepimiz o hayatı stresin içinde yaşıyoruz.
Herkes kadını erkeği yaşıyor. Yani kadın evde gel stresin içinde. Çocuktan, işte kayınvalideden, kayınpederden, dayıdan, amcadan, kendi annesinden, kendi babasından gergin. Adam gergin, kadın gergin. Adam geliyor eve, kadın adamı bekliyor, adam kadını bekliyor. Evlerden gireceğim veya bir yere gitmişim, yürüyom değil mi?
Ve zaman çıkıyorum, birisinden feryat fikirler. Bir kavganın duymasını hiç kimse istemezdi. Öyle değil mi? Misafir geldiğimde herkesleri dinlemeye gidiyorum. Onları barıştırmaya gidiyorum. Bir kimse şeyhinin önünde tartışabilir mi? Kavga edebilir mi? Birbirine laf söyleyebilir mi? Sadece derdini anlatır. Adam nerede sen? Ben git dedim, oklavaya al. Kadına dedim, sen de git tavaya al. Başlayın burada dedim. Bir kadın, asla eşler birbirlerine, bir başkasının yanında, yanlış kelime, eksik kelime, yanlış tavır uygulamaması gerek.
Edeb budur. İçerisinde laf söylüyorsa, onu aşağıya indiriyorsa o adam, adam müsveddesi o. Bir kadına, bir başkasının yanında, annesinin yanında, babasının yanında, kendi annesinin babasının yanında, çarşıda, ne bileyim işte lokantada, yolda alışveriş ettiği yerde bir erkek adamına, sıkıntılı bir şey. Hadi gidelim evden, gülen yüzle, benim hiçbir şey alacak, hiçbir şey gezecek halim kalmanın, gidelim evden evde ne söyleyecekse söyler.
Şimdi insanlar yolda kavga ediyorlar. Arabada yaşayabilmiş kavga ediyorlar. Adam, ben, reylanda dükkanım vardı benim, adam yolda giderken, hani kadının boyu adamdan da yüksek, adam kavgayım kavgayım vuruyor. Ağzından kalp gelme geldi, ikisini bile tuttum ben. Karışma dedi, dedim, kadın sokakta dövülmez.
İstersen dedim, ensesinden kes. Kadın sokakta dövülmez. Baktı bana, böyle şey de yapamadı, tam benden beri birkaç kişi daha geldi oradan esnaflardan, adam dövüldü. Kadın sokakta dövülür mü? Kadın sokakta adama laf söyler mi? Böyle tersler mi? Şimdi insanlar aile olarak, aile olarak ve toplum olarak biz o kargaşalığı yaşıyoruz, huzur aramayın için.
Ben kendi nefsim için söyleyeyim. Ben bu dünyada huzur arayanlardan değilim. O olacağını bile bile dünyada huzur almak mümkün değil. Ahirette. Huzurlu geçirdiğimiz anlar yok mu? Var mı? Bir sohbet anı, bir sema anı. Böyle işte evde herkes gayet böyle mülayim, yumuşak, oh harika. Tamam. İnsanın sevdiğiyle böyle bir dakikası, on dakikası, dostluyla bir yirmi dakikası, bir saat, iki saat. Evet. Bu kadar.
Bu kadar. Burada böyle dostum dedin, sevdiğim dedin, böyle hançerlemezse sevim. Hepimizde o korku var ki, hepimizde o sancı var. O yüzden huzur hayalde. Ahire zaman hastalığı. Bu ahire zamanlar. İnsanın bir şeyde huzur olmuyor. Tatmin olmuyoruz çünkü. Şükretmiyoruz, hamd etmiyoruz. Yani o tatminsizliği içimizi aşıladılar bizi. Bir şeyden tatmin olmamız yok. Yemekten tatmin olmamız yok. Ya en fakiri dahi bir çeşit yemek yemiyorum. Yani ailesinden bir kültür vardı değil mi? O kültürü devam ettirmiyor o hiç kimse. Benim ailemin kültürüydü. Ben dinle tanışıp tanışmamızdan önce de benim ailemde bir yemek, bir çorba, bir plan, bir salata oluyordu.
Benim ailemin kültürü buydu. Allah rahmet eylesin. Babamın sağlığında bir söyle. Sizin yemek kültürümüz o. O ettirmeye gayret ediyorum. Ama normalde insanlar ihtiyacı bitmiyor. Hiçbir şey bitmiyor. Allah bizi affetsin. O yüzden de huzur da bulunuyor. İşin en enteresan noktası da o. Ve hiç kimse de o huzur yok. Ya o huzurun oluşabilmesi için insan hiç olmazsa hiç huzurunu yakalayacak değil mi? Yanlış anlı huzur yok. Hiç olmazsa hiç huzurunu yakalayacak. Elim anlattığım dış aya. İç huzurunu yakalayabilmesi için o kimsenin kendisini zahir olarak Kur'an ve sünnete bağlı duracak. Bunu öyle yaşayacak. İçinden zikrullaha devam edecek.
O zaman içini korucak. İçini koruması yoksa mümkün değil. Öbür türlü iç huzursuzlukta başlıyor. Uzun zamandır sohbetlerimizi dinliyorum. Nice arkadaşlar, hain görenler, rüya görenler var. Biz göremeyenleri tavsiye edememiz. Ne tavsiye edersiniz? Ne tavsiye edersiniz? Din, hadisi kudsi mucibince arzları yerine getirmek, Nafirlerle Allah'a yaklaşmak ve Allah'ı sevmek. Arz ibadetleri yerine getirip, günah kebavilerden uzak durup, ahlakını güzelleştirip Allah'ı sevmemiz. Din bu. Halinde görsen, görmesen de, denizin üstünde de yürüsen, havada da uçsan, din bu.
Sen farz ibadetlerini yerine getirirsin. Muhakkak ve muhakkak günah kebavilerden uzak dur. Muhakkak, imanını koru. İmanını korumakta en önemli erken, en önemli, en önemli imanı koruyan, imanına kebavilerden uzak durup, farz ibadetlerini yerine getirmek. Fakat imanı muhafaza etti. İman etti bir kimse. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü en muhammedan abduhu ve resulü. İman etti. Onun imanından şüphemiz yok. Kim, la ilahe illallah resulullah dediyse, ve buna inandıysa, buna iman ettiyse, o kimse iman etti. Biz onun imanını ölçme noktasında değiliz.
O imanı koruyan, o imanı muhafaza eden, o imanı kök saldırar. Ve o imanı ağaç haline getirecek ve meyve verdirecek olan, ve o iman ağacını kökleştirip ebedileştirecek olan haramlardan uzak durma ve farz ibadetleri yerine getirme. İnsanlar kendi kendilerine şöyle bir şeye kapılıyorlar. İman etti ya, tamam iman etti. İbadetleri de yapmasa, ha iş dese, o imanı muhafaza olacak, koruyacaktır. Burada eksik bir anlayış var. Biz insanların imanını sorgulama noktasında değiliz. Ama buradaki eksikliği şu, sen farz ibadetleri yerine getirmeden, haramlardan da uzak durmadan, o iman sende yerleşmez, kök salmaz, kalbine oturmaz, içine oturmaz, diline oturmaz deriz.
Sen son nefesinden ümit var olma, boş ümit olup, son nefesinden ümit edecek olan kimse, farz ibadetlerini yerine getirip, günah-i keballerden uzak duracak. Yani adamdan hiç yok, oruç yok, her türlü haram var, o kimse son nefesinden emredim, sevinirim aşık adam. Ezan okunuyor, selim içiyor.
Aşkında bir yanlışlık var, ya bizim aşkımızda bir yanlışlık var. Seven, sevdiğinin yasakladığı bir şeyi nasıl yapardım? Ben bakıyorum gözümün içine. Ya hacı sen şimdi nereden girdin ya bu meseleye ya? Bu seven ve sevilenin arasındadır. İyi kardeşim diyorum ya. Sen beni seviyor musun? Evet. Ya ben diyorum ki diyorum ben, iç ki içme beni seviyorsan. Sen içiyor musun? Evet. E nasıl sevgi bu? İçin tasavvuta değiliz. İçin indirilmişiz. İçin üzerinde yürüyelim.
Ya da uçalım diye. Bize demiş ki zikret, zikret. Hiçbir hal görmeseniz dahi hayatınız boyunca oturup zikretmeye devam edeceksiniz. Hiçbir rüya görmeseniz dahi, hayatınız boyunca görmeseniz dahi. Hiçbir dersi kaçırmayın, zikretmeye devam edin. Zikretmeye devam edin. Zikir halakaları, zikir meclisleri o kadar önemlidir ki, cennet bahçesidir. Sen daha ne hal bekliyorsun? Ben hiçbir hal beklemiyorum. Seni burada asım edin. Hiçbir hal beklemiyor.
Demiş ki ya Resulallah. Gücüm yetmez oldum. İhtiyarladım, yaşlandım. Her şeye koşamıyorum. Bana öyle bir şey tavsiye et ki, ben onunla kurtuluşa ereyim. Harik demiş ki, dilin her daim zikirle ıslak olsun. Dilin her daim zikirle ıslak olsun. Dilinizi her daim zikirle ıslak edin. Sizi o insanların arasındaki mutsuzluktan, kargaşadan, insanların arasındaki kavmazlıklardan, insanların arasındaki kargaşadan, karanlıktan, insanların arasındaki sevgisizlikten, nefretten, insanların arasındaki muhabbetsizlikten, insanların arasındaki açsızlıktan, ölçüsüzlükten, insanların arasındaki fitursuzluktan, edepsizlikten, sizi alıkoyacak.
Sizi alacak oradan. Sizi değiştirecek oradan. Sizi uçuracak oradan. Gönül kuşunuz uçacak. Gönül kuşun uçacaksın. Vücudun orada olacak. Vücudunuz orada. Bitecek senin işin.
Küçümsediğimden değil. Onları hafife ama rüya görmeyen dahi, ifabeti varsa, sevgisi varsa, rüya gören kadar kıymetlidir. Rüya görmeyenler, rüya görenlerden daha samimi, daha muhabbetli, daha aşık olur. Gevşeller biz hal görüyoruz diye. Gevşeller biz rüya görüyoruz. Ama rüya görmeyen sıkı yapışır. Sımsıkı. Ona eminlik gelmez. Ona rahatlık gelmez. Öbürküne gelir o perişan olabilir. Nice rüya görende olmuşlardır. Kendi kendilerine bir şey zannederler. Kendi kendilerine oldu mu zannederler. Kendi kendilerine bir haldeyiz zannederler. Perişan olurlar. Biz rüyamızda görürdük bir hata yapsaydık, batar.
Derler ki bize ikaz ederler. Biz de böyle bir sıkıntı olsaydı derler, batarlar. Allah muhafaza eylesin. Bir çocuğum var. Hiç geçinemiyor, ne yapmak gerek? Karşı karşıya getirmemeye gayret edin.
Eşlerinizi en zor noktada bıraktığınız anlayın. Çocuklarınızın mutlu şeyleri görmemek. Çocuklarınızın eski kayınvalidelikleri bırakın. Eski gelinleri de aramayın. Çocuklarınıza zulmetmeyin. Allah bizi affetsin inşallah. Cennet, cehennem bu dünyada değil dediniz. Miraçta Peygamber Efendimiz'e cennet, cehennem gösterdi. Bunu biraz açıklar mısınız? Miraçta gönderi gösterdi işte. Sonuçta bu dünyada gösterilmedi. Bir kişi evlenmeye karar verdiğinde düğün hangi sürede yapılmalı en uygun olarak.
Kadın, kız oturdu, konuştu, anlaştı. Bitti mi, bitti. İki sene bekleyen var, üç sene bekleyen var, üç ay bekleyen var. Birisi de sünnet değil. Demek caiz mi? Caiz. Caiz mi? Caiz. Görüşmeyecekler. Görüşmek, konuşmak yok. Telefonlaşmak yok.
Bir yerlere çıkmak, gitmek, gezmek, tozmak yok. Yok, yok. Annemin, teyzesinin, anasının, eniştesinin, kızının nişanı var. Gelini oraya götürebilir miyiz? Bizim bayıldır da öyle nişanlı. Bilmem nesi var mı? Gelini oraya götüreceğiz. Haydi götürüyorlar gelini. Bir sene sonra oğlanın teyzesi diyor ki, istemiyorum diyor. Bir tartışıyorlar gelinle. Siz o gelin alırsanız, ben de buluşmayacağım sizden. Haydi. Bir sene gezleyin, konuşacağım. Hiçbir adamın yanında veya sözcüsü veya sevgilisi bir kız olsun da, sen benim sözcülümsün.
Seni nikahladım da, ne diyecek sözcüsü? Hayır mı diyecek? Geldi bir sözcüsü. Üç, iki tane erkek var mı? Biz sözcüyüz ama bakın, bir kızınızda nikahladım ben eşimi. Sözcüsü. Bitti. Kızın anası babası, kızımız sözdü diye beklesin. Kız nikahlandı çarşıdan. İstediğini yapabilir mi? Kadın da peşinden gitmek zorunda mı? Bana dedi, müsaade et.
Ben bu borcumu ödeyeceğim. Kaç para ödeyeceğim şu kadar? Bana müsaade et dedi. Ben bu borcu bulacağım, getireceğim sana dedi. Dostları geldi Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin yanına. Dedi bana borç vereyim misin? Ben kendimi ondan sakın aldım. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki veririm. Ama ben senin borcunu ödeyeyim. Benimle evlenir misin? Evlenirim dedi. Allah Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. Esir düştü. Kimseye abartmıyorlar. Borcunu ödedi onun. Kaç paraysa? Şimdi artık burada değil. Onun sonunda nikahladı kendilerini. Aynen. Kaç gün bekledi? Yok. İsterim ki arkadaşlar bir saatte evlersinler.
Beş dakikada evlersinler. Üç dakikada evlersinler. Erkekler karşınızdaki kimse bir sünneti uyguluyorsa. O sünnet uygulanan bir şeyin şeyi görüp başınıza uygularken.
Karşıdaki kimseler o sünneti anlamaktan, o sünneti uygulamaktan ve o sünneti yaşamaktan aciz, zavallı beynliler o sünneti ne yazık ki aşağı atıyor. Yani böyle evlendiren bir kimse, böyle evlenen bir kızı da, böyle evlenen bir erkeği de birbirleri değişik zamanlarda ne yazık ki helak ediyorlar. Yani kız anneleri babaları için sünneti uygulayın. Erkek anne babaları, kız tarafı ona. Allah muhafaza etmiş. O yüzden bir iki kişi evlenmeye karar vermiş ki vermiş.
Bugün evlensinler. Böyle şata pati şataatı var ki, ne derleri var ki sünnet ne ki? Gideceksin, isteyeceksin, sözleyeceksin, nişanlayacaksın, geleceksin, gideceksin, yiyecekler, içecekler, getireceksin, götüreceksin, taşıyacaksın. Haydi düğün olacak, getireceksin, götüreceksin, salın tutacaksın. Görümekti, yiyecekti, içecekti, annesiydi, halasıydı, tezlesiydi, amçasıydı, sülalesiydi. Girdi sıraya. İç kimse. Kimden eğlenecek? Niye kimseyle?
İkisi birbirini beğendi mi? Beğendi. İkisi anlaştı mı? Anlaştı. Tamam mı? Geri kalan ne? Annesi babası. Görüşecek olan kimselerin üzerinde şekil şubhesi varsa gitsin araştırsın, konuştursun, görüşebilirsin desin. Görüşebilirsin diyorsa evlenmeye hazır ol. Yok. Annesi babası bakmayacağız, etmeyeceğiz. Sen bilirsin. Evlenmek istiyorsan bir tarif var. Al, konuş, evlensin. Konuş, tamam mı? Bir de kızın dayısı var, o da baksın. Kızın dayısı neye bakacak adama? Haydi. Yaşadın lan. Kız istemeye gittik.
Doğumunda adam bir de coştu vermem dedi mi rahmetli? Ben de coştum mu nasıl vermesin diye? Sen nasıl bu kimlerden getirdin dersin diye? Ben bir daha kaynadım mı? Sonra da baktı böyle, ben tamam mı? Ben kafayı imdarlanacağım. Ben vuracağım adamı artık. Böyle baktı bana. Kız sizin dedi. Okulu bitersin gelsin alsın dedi. Abim de böyle duruyor. Çenesinden tuttum kaldırdım. Kaldım var kafana dedi. Ne kafanı yiyorsun bu böyle? Kızın teyzeleri de görecekmiş abini. Lan abi yapma oğlum lan böyle lütfen.
Sünnette ya. Birisi işte bir memleketli, birisi de bir memleketli. Memleketlerin adetleri çarpışıyor. Bizde böyle değildir. Böyle adettir böyle olacak. Hiç kimse sünnet konuşmuyor. Hiç kimse. Birisi diyor ki bu kadar eşya alınca. Sıralamış. Bizde vermişler adamın eline. Bitlerde, tillerde evletmen bölünüyor. Senin kızına talibim veya size talibim.
Kur'an ve sünnet sayesinde. Hayatın bu, yaşantın bu durumun bu. Halin bu. Halin bu benim. Ben de senin nikahımı aldım. Sünnet. Mızrabın, sazın kırıldığı yer.
Oğlunun burada tanıştığı derviş kardeşine borç verdi. Bir haftalığında bir buçuk yıl oldu. Hala ödemedi. Oğlum istemiyor. O da geçiştiriyor. Sürekli demesi mi lazım, borç mu öde diye. Bir kardeşler var. İnşallah bu, siydiği Kazakistan'a götüreceklermiş.
Orada Moğollar varmış. Aslında şeyler söylüyorlarmış. At eti yemenin dinen hükmü nedir? At eti. At eti, Hanefilerin bir kısmıca büyük bir çoğunluğunca caiz değil. Bir kısım Hanefilerle değişik meslepler at etini caiz görmüşler. O yüzden Hanefiler de caiz değil. Ama bir kısım mezhepler tarafından caiz. Şimdi at etini yan diyenler, ellerinde sünnet delili de yok. Ama Hanefiler caiz görmemişler, kıyas eder etler. O yüzden bir kimse at eti yerser, onu sakın ha şey yapmayın. Ne o? Fakir görmeyin. Ehil eşek etini, ehil eşek etini, hay ver der.
Peygamber, Salullah ve Semem Hazretleri yasaklamış. Oradaki karınla uğraşan Yahudiler gelmişler demişler ki, Ya Resulallah, Ya Muhammed, arkadaşlarım, bizim ehil eşeklerimizi tutup yiyorlar. Burada bakın enteresan bir şey var. Demek ki Hayver'e gelinceye kadar ashab veya ehil etini yediğine de yemeye devam ediyorlar. Çünkü yasaklanmış bir şey yok bakın.
Yasaklanmış bir şey yok bakın. Yahudiler ehil eşek etini böyle gelip şikayet edince Peygamber, Salullah ve Semem Hazretleri onlara ehil eşek etini yemeği yasaklamış. Yasaklanan ehil eşek etidir. Oradan hareket ederekten fukahanın bir kısmı ehil atı, bir kısmı yasaklamamış. Sadece burada yasaklanan ehil eşek etidir. Bunun da sıkıntısı bundan dolayı demiş. O yüzden sıkıntısı belli. Sıkıntısı ne? O ehil eşekleri işte şeyde kullanıyorlar, tarımda kullanıyorlar. O yüzden mesela haram değil değil mi koyunların kesilmesi ama Peygamber, Salullah ve Semem Hazretleri sütü sağılan koyunları ve doğuran koyunları pek kesmek istememiş, kestirmek istememişler.
Bakın haram değil ama onları kestirmek istememiş. Kesenlere hep kesenler şerh düşmüşler. Ya Resulallah doğurmayan bir koyunum vardı onu kestir. Ya Resulallah sütü sağılmayan yani sütü körelmiş olan bir keçim vardı onu kestim. Çünkü Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri doğuran koyunu ve sütü sağılan koyunun kesilmesini pek istememiş. Köpek eti yemenin hükmünde köpek eti hiç yememiş. Sahabeler de o yüzden köpek eti yemek cahil değil. Bir de yırtıcı hükmünde köpek eti köpek. Yırtıcıları genelde yemek istememişler, yememişler. O yüzden köpek eti yemek cahil değil. Kazakistan'da Moğabalar hem içki içiyor hem namaz kıldırıyor.
Bunların ardında namaz kıldır mı? Bir kimse içki içerse o ayılıncaya kadar mescidimize yanaşmasın demiş. İçkinin insan üzerinde kırk gün tesiri olur. İnsan üzerinde kırk gün tesiri olur. Ha biz onu oradan hareket etmeliyiz ama bir kimse ayık ise namaz kılabilir ve kıldırabilir. Ama çok alkol aldı, ertesi gün ayıkmış gibi görünebilir hala da sarhoştur o. Öyle bir şey var ki onun arkasında namaz kılınmaz. Çünkü sarhoşken namaz gıvama yaklaşmayınız. O yüzden o kimsenin arkasında namaz kılınır mı? Mecbur kalınırsa kılınır. İçki içen belli sabit bir kimse var, içki içiyor. Mecbur kalınırsa arkasında kılınır. Ama mecburiyet de yoktur. Mecburluk nasıldır?
Kolun kesilecektir, gözün çıkacaktır, ayağın kırılacaktır. Vücuduna bir zarar gelecektir. Orada büyük bir fitne çıkacaktır. O zaman mecburiyetten kılarsın. Ama öbür türlü arkasından namaz kılmak zorunda değilsin. Adamın karısına üç kere seni bırakacağım dersen nikahın bozulur mu? Burada bırakacağım demesi, bırakacağım gelecek zaman. Bırakacağım belli değil. Bıraktım demesi lazım. Ben seni boşacağım ne zaman olduğu belli değil. Boşarım ha ne zaman olduğu belli değil. Ben seni boşadım, boşadım. Bunu dediğin zaman talak geçerli olur. Gelecek zaman seni boşarım ha, boşacağım.
Senin bir gün bense bir gün, bir gün gelecek ben seni boşacağım. Gelecek zamanı. Ben seni boşadım, ben seni dinen bıraktım talak olarak. Bıraktım seni der, o boşamam olmaz. Nikahı niyetlenerek der. Derse ki ben seni bıraktım, ona sorulur. Boşama kastıyla mı söyledin? O da derse boşama kastıyla söyledin, o zaman talak vaki olur, geçerli olmuş olur. O zamanlıkta doğan bebeğin kulağına ezan okunur mu? Biz doğan çocuklarımızın sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet getiririz. Bu sünnettir. Peygamber sallallahu ve sellem magnetleri doğan çocukların sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet getirerekten onların isimlerini böyle koymuşlar. Kürdün ardında namaz olmaz diyorlar doğru mu?
Bu başlı başlığına abes. Acem'in araba, aranın üzerine bir üstünlüğü yoktur, üstünlük takvadadır. Kürt'tü, Türktü, Çerkez'di, Kazak'tı, Azeri'di, Türkmen'di bunların arasında bir fark yoktur. Kim Lala İlala Muhammeden Resulullah diyorsa Müslümandır. Ve kimin namaz kıldırmaya yeterliliği varsa onun arkasında namaz kılınır. Müslüman nasıl gömülür ki organı ile gömüyorlar. Değişik yerlerde bu tip şeyler var. Uygulamalı meslinde bir beyiş yok. İstersen yatağınla göğün. Bu noktada bir sıkıntı yok. Sünnet olan bir kefene sarılıp gömülmesi. Nikah nasıl kıyılır? Bir erkek bir kadına çok basit der.
Ben seni nikahladım dediğinde, kadın da kabul ettim dediğinde nikah nikahdır. Bunu iki kişiye söylediğinde nikahı şahitlendirmiş olur. İki kişi, hatta erkek mektup yazsa, kızın eline gezse ben seni nikahladım dese, ve o mektubu şahitlerin arasında yazsa, mektubu gönderse, kadın da onu okusa, sussa kız, kız onu hiç evlenmemiş olabilir, susarsa nikahı nikahdır yine.
İkandıysa veya eylendi kocası ölmüş kadının, onun kabul ettim veya kabul etmedin demesi lazım. Niçin? İklenmemiş kızı utanga çöpürünü görüyor. Diyor ki, o utancından evet diyemeyebilir. Susması evet oluyor. Ya hayır diyecek? Sustuysa evet olur. Allah bizi affede inşallah. Bir insan nasıl müslümanlığa girer? Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu dedi mi? Müslümanlar. Dışında iştihatları da Kur'an ve sünnet olarak algılayabilir miyiz? Evet.
Yani İmameynin, İmameyn Hazretleri'nin dışındaki fetvaları uygulamakta bir sakınca var mıdır? Yok ama böyle içinden çok böyle acayip hücube, hiç tanınmamış, hiç bilinmemiş kimselerin fetvaları var böyle ortaya tutulaşan. Onlar için geçerli değil bu. Burada yazmış bir Mehmet kardeş ama kim olduğu dedi değil. Müslüman Mehmet var. Sen misin? Allah yardımcı olsun inşallah. Cenab-ı Hakkı nasip etsin inşallah. İnşallah. Allah yardım etsin inşallah. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurdu. Allah Bedir ehline muttali oldu. Ve şöyle buyurdu.
Artık ne yaparsanız yapın, affolununuz. Bedir ashabının dışında ümmet-i Muhammed'in içinden böyle kimseler tecelli olunur mu? Yanlış bir şey yazdıysam özür dilerim. Bedir ashabı için evet böyle bir şey var. Ve o yüzden Bedir ashabı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri için özel. Ve hiçbirisinin de hiçbir kısası uygulamamış. Bedir ashabı özel olarak yaşamış. Bedir ashabının dışında ümmetten böyle kimseler var mıdır? Böyle davranımdan olmamış. Böyle olan kimseler olduğu iddia edilmiş insanlar tarafından dinin içerisinde. Ama onlar asla biz böyleyiz dememişler. Allah bizi affetsin inşallah. Aleminden bak.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi