mustafaozbag.org

129. Mesnevi Şerhi (790-799 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 2 Ocak 2021 · 51:44

Hatırlamak için az bir şey geriye yönelik hatırlatma noktasında. Hani malum bir aslında putperest ama Yahudilerin içerisinde olan Himyallilerin kralı Zinuvas'la alakalıydı. Bu Zinuvas ne yapmıştı? İnananları ateşe atıyordu. Şehrin içerisine hendekler kastırdı. O hendeklere yanıcı ne kadar madde varsa hepsini doldurdu. Ve hendeklerin önüne de birer tane put koydu. Bu puta secde edenler canlarını kurtarıyor. Puta secde etmeyenler de ateşe atılıyordu. Bu ateşe atılanlardan birisi de neydi? Bir kız çocuğuydu. Bu kız çocuğu da ateşe atıldığı için normalde işte ateşin içindeydi.
Ve ateşin içinden annesine sesleniyordu. Diyordu ki ana gel, gel de Allah'ın burhanını gör. Gör ki bu suretle hak haslarının zevk ve işaretini de göresin. Ana, hakikatte ateş olan fakat zahiren suya benzeyen bu alemden çık. Hakikatte ateş olan ama zahiren suya benzeyen bu alemden çık.
Bu ateşe gir de ateşe benzeyen suyu gör. Ateşe gir de ateş içinde gül ve yâsemin bulan İbrahim'in sırlarını gör. Malum ilk ateş imtihanı ile imtihanlanan İbrahim aleyhisselamdır. İnananlar her daim bir ateşin içindedirler. İmtihan içindedirler. Sıkıntı, dert, gam, kasvet, problem içeriden dışarıdan. Bu Müslüman'ın dünyadaki imtihanıdır. Müslüman için dünya çilehane gibidir. Mutlu olunacak, gülüp oynanacak bir yer değildir. Çünkü Müslüman'ın zindanı, müminin zindanı, gavrun, kafirin de nesidir? Bağı bahçesidir.
Müslüman'ın cehennemi, kafir için de cennetidir. O yüzden Müslüman, mümin iman ettiyse bu dünyada kendisine rahat yoktur. Bu dünyada rahat arasa dahi iman ehli ise, mümin ise bulamayacağı bir şeydir. O yüzden bulamayacağı bir şey aramak insan için boş muhabbettir, boş davranışlardan birisidir.
İşte ateşe gir de İbrahim'in sırlarını gör. Malum İbrahim Aleyhisselam Azer'in oğludur. Tabi Nemrut kendi saltanatının yıkılayacağını etrafındaki kahinlerden bilir. Ve o saltanatını da normalde yıkacak bir kimsenin doğduğunu da görür. Doğduğunu da onlara söylenince, bu sefer Nemrut o sene doğan bütün erkek çocuklarını katletmeye başlar.
Burada Muhyiddin İbni Arap Hazretleri'nin bir tezi vardır. Muhyiddin İbni Arap Hazretleri der ki, hangi peygamber doğacağı zaman, kahinler onun yaşadığını söylediğinde ve oranın zalimi doğan çocukları katletmeye başlayıncada, o peygamberin ruhaniyeti ve maneviyatı diğer peygamberlerin üstünde olur der. İbrahim Aleyhisselam doğduğunda bir rivayette Urfa ve etrafında ne kadar erkek çocuk varsa, hepsi teker teker tespit edilip katledilmiş.
Aynı şey Musa Aleyhisselam zamanında da var. Musa Aleyhisselam'ın da karşısındaki Firavun, kendisinin saltanatını yıkacak olan erkek çocuğun doğduğunu, oradaki Firavun'un etrafındaki büyücüler söyleyince, aynı hareketi Firavun da yapar. Nemrut da Firavun da isimleri farklı zaten. Nemrut, Firavun, Ebu Cehil, Kur'an ve sünnetin dışında peygamberlere düşman, peygamberlerin getirdiğine düşman ne var ise, hepsi de Firavundur.
Hepsi de Nemurididir. Adının ne olduğu önemli değildir. Onların işlevi önemlidir. Ve kim Kur'an ve sünnete sımsıkı yapıştıysa, o da peygamberi bir yoldadır. Peygamberi bir kimlik taşır. Onun kimliği nedir? Peygamberidir. Peygamber değildir. Peygamberidir. Kimliğin ne? Muhammed-i Mustafa. Biz Muhammediyiz. Kimliğimiz bu bizim. Bizden ne diye bahsederler? Muhammedi. Senden ne diye bahsedecekler? Muhammedi ise Muhammed-i Mustafa'ya tabi ol. Yok, Muhammedi bahsetmeyeceklerse, sen şeytana tabisin. O zaman sen, ister Nemuridi desinler, ister Firavuni desinler sana. İsterse son dönem Ebu Cehil desinler sana. İsim olarak değişmez bir şey. İsimlerin üzerine değil, fiiliyatların üzerinde, konuşulan sözlerin üzerine bakın.
Bir kimsenin ismi Ahmet olabilir. Ama Ahmet mi ki? Bir kimsenin adı Mustafa olabilir. Bak bakalım, Safa ehli mi? Bir kimsenin ismi Ayşe olabilir. Ayşe mi acaba ki? İsmi yanıltmasın bizi. İsimlere baktığımızda, hepimizin bir peygamber ismi veya büyük bir zat ismi çıkmış olabilir. Veyahut da insanlar şimdi son dönem, Kur'an'dan harfleri birleştirip, heceleri birleştirip, isimler üretiyorlar ya.
Yani Kur'an-ı Kerim'in oturuyor husisi, hece üretiyor. Oradan bir hece, oradan bir hece, onun çocuğunun ismi hiç kimsede olmasın. O özel bir isim. Hatice'lere ne oldu? Fatma'lara ne oldu? Sümeyye'lere ne oldu? Ayşe'lere ne oldu? Zeyneb'lere ne oldu? Bu isimler ne oldu? Demode oldu. Veya Ahmet'e, Mehmet'e, Mustafa'ya ne oldu? Veya Ali'ye, Hasan'a, Hüseyin'e ne oldu? İbrahim'e, Yusuf'a, Yakup'a, Yunus'a ne oldu? Demode oldu. Yani peygamber isimlerini demode görmeye başladık. Veya peygamber eşlerinin isimlerini veya sahabe isimlerini demode görmeye başladık. Kendimizce ya uyduruk bir şeyler buluyoruz, uyduruk bir şeyler. Ya da işte oradan iki tane hece, buradan bir tane hece derle toparla, hiç kimsede olmasın senin çocuğunun ismi canım.
Senin en özel çocuk senin çocuğun. Yani ismiyle de özel olsun. Tabii. Ne anlama geldiği de önemli değil. Bizde böyle bir şey de var. Ondan sonra işi gücü yoksa Mustafa Özbağ ayıklasın pirincin taşını. Bir tane isim, bunun manası ne? Meydan lorusuz ya biz, ansiklopedi gibi. Bas tuşa söyleyelim. E işimiz yok bir de isim. O manası olması lazım isminin. Veya onun isminin manasını da bilmemiz lazım. Koyaydın ya Hasan, koyaydın ya Hüseyin, koyaydın ya bir peygamber ismi. Sahabelerin isimlerinde ne oldu? Yok. Allah bizi affetsin. İşte İbrahim Aleyhisselam'da doğduğunda Nemrut ne kadar erkek çocuk varsa hepsini de katlettirdi. Katledildiğini İbrahim'in annesi biliyor.
Ve İbrahim'i aldı, götürdü bir mağaranın içerisine bıraktı. O böyle gün batınca, gece olunca gizliden gizliye geliyordu İbrahim Aleyhisselam'ı emzirmeye. Ama İbrahim öyle oluyordu ki, parmağını emiyordu İbrahim. Bir günde bir haftalık, bir haftalıkta bir aylık, bir aylıkta bir yıllık gibi oluyordu. Ve sonunda İbrahim Aleyhisselam'ı Nemrut ateşe attı. Ve Cenab-ı Hak ayeti kerimede ateşe serin ol, selamet ol buyurdu. Serin ol, selamet ol buyururaktan ne ateş onu yakıcı ne de üşütücü, dondurucu oldu. Ve İbrahim Aleyhisselam ateşe atıldıktan sonra başka inanan var mı dediğinde Sahre annemiz attı kendini ateşe. Kendiliğinden attı.
Ardından Sahre başladı feryat etmeye. Dedi ki anneciğim gel, senin dışarıdan ateş gördüğün burası ateş değil dedi. Ve İbrahim Aleyhisselam, Sahre'yi nikahladı kendisine ve ateşten çıktı. Mısır'a doğru hicret etti Allah'ın emriyle. Ve Sahre annemizden de uzun müddet çocuğu olmadı. Ondan sonra Hatice'den, Hacer'den oldu malum. Hacer'den olduktan sonra da yeniden Sahre'den de ne oldu? Çocuğu oldu. Ve İbrahim Aleyhisselam'ın kısasındaki gibi bu zini vasta ne yaptı? Bu zini vasta inananları hepsini topladı. Hepsini teker teker ateşe atmaya başladı. Ve ilk atılan kız çocuğu annesine bağırıyordu. Diyordu ki sakın ha o puta secde etme.
Sakın ha ateşten korkma. Tabi Hazreti Mevlana Cerahat-ı Ruhu Hazretleri meseleye müteşabih bakıyor. Diyor ki hakikatte ateş olan ama zahiren suya benzeyen bu alemden çık. Hakikatte ateş olan ama zahiren suya benzeyen bu dünya aleminden çık. Bu ateşe gir de ateşe benzeyen suyu gör. Tabi Hazreti Ali radiyallahu anh Hazretlerinin sözünü hatırlamamak mümkün değil. Hazreti Ali Efendimizin müthiş sözüdür. İnsanlar dünyada yaşadıklarını zannediyorlar. Ayaklarının altındaki cehennemi görmüş olsalardı dünyaya ayak basmak istemezlerdi. Hazreti Ali Efendimizin sözü. Dünya bu manada ateşten ibarettir. Mana ise ateş gibi görünür ama sudan ibarettir. İman etmek ateşten kor gibidir.
Hadis-i şerifte diyor ki ateşten kor gibi olacak. Elinde tutanın eli yanacak. Atan da dininden, imanından, ahiretinden olacak. Ahir zamanı yaşıyoruz ya ahir zamanda iman ettim demek gerçek manada. Gerçek manada dediğim şey şu, iman ettim dediyse bir kimse Allah'ın haram kıldığını haram, farz kıldığını farz olarak görür. Ve bunu icra eder, bunu yerine getirir gücünün, kuvvetinin yettiğince. İman etmek, evet dil ile ikrar, kalp ile tasdiktir. Bu avam işidir. Avam dil ile ikrar eder, kalp ile tasdik eder. Biz onun Müslüman olduğuna hükmederiz. Biz onun Müslüman değildir demeyiz. Bu bizim işimiz değil.
Ama iman etmiş olan bir kimse, iman etmiş olan bir kimse, Cenab-ı Hakk'ın günah-i kebalilerinden uzaklaşır, farzlarını yerine getirir. Hadis-i şerifler muhteşemdir. Hadis-i şerifte der ki, bir kimse, bir kimse iman üzerine zina edemez. Bir kimse, iman üzerine hırsızlık edemez. Bir kimse, iman üzerine rüşvet alamaz. Bir kimse, haksız yere, iman üzerine bir kimseyi öldüremez. İman üzerine. Bir kimse iman etti mi? Evet. O kimse, günah-i kebal işleyemez. İman üzerine duramaz. Bir kimse, namazı kasten terk edemez, iman ettiyse gerçek manalı. Çünkü bilir ki, bilir ki, namazı kasten terk etmek, iman üzerine değildir. O yüzden şafiler, namazı kasten terk eden, bir farzı kasten terk eden bir kimsenin, küfrüne fetva verirler.
Bir kimse, ahir zamanda iman ettim dediyse, gerçek manada, gerçek manada iman ettim dediyse, o günah-i kebal ile ilişkisini kesmiştir. Günah-i kebal ile ilişkisi devam etmez. Devamlı içki içmez. Devamlı kumar oynamaz. Devamlı namazı terk halinde olmaz. Devamlı yalan söylemez. Devamlı kibirli olmaz. Devamlı hiç fuhuşla ilgilenmez. Devamlı Müslüman kardeşlerine faiz satmaz. Devamlı bir günah-i kebali yoktur onu. Eğer bir kimsenin üzerinde devamlı bir günah-i kebali var ise, onun imanı kemale ermemiştir. O yüzden ahir zamanda iman ateşten bir kordur. O yüzden ahir zamanda la ilahe illallah Muhammedun Resulullah demek ateşten kordur. Ama la ilahe illallah yapacaksa, onun imanı dilinde olacaksa, kalbine tecelli etmeyecekse, fiiliyatlarına tecelli etmeyecekse, içine dışına tecelli etmeyecekse, la la ilahe illallah Muhammedun Resulullah der, Müslümandır.
Canı, malı, ırzı, namusu, şerefi bizim için kutsaldır. Bizi ilgilendirmez. Ama bu imanı destekleyen, bu imanı gösteren ameller gerekir. Ameller gerekir. Yoksa Yunus'un dediği gibi, dışı Müslüman içi gavur çoktur. Koca Yunus öyle demiş ya, dışı Müslüman içi gavur çoktur. Allah rahmet eylesin, Şeyh'im Abdullah Efendi Hazretleri söylerdi, Dışı yeşil türbe içi estağfurullah töbe derdi. Ya bir kimse böyle şey olursunca, derdi ki, Dışı yeşil türbe içi estağfurullah töbe. Allah muhafaza eylesin. Haç'ta diyordu, Ben Haç'ta sonradan, işte o üç aylık olarak gittiydi. Ben sonradan gittim. Yanında bir arkadaş vardı.
Daha yeni dakika bir gol bir, biz buluştuk. Ben birinci gün işte gittim, tavafları sayı yaptım. Ondan sonra onu arıyorum ben. Neyse buluştuk. O arkadaş da yanımızda. Ona kafasını kaldırdı. Hacı ne demek dedi? Ona. O arkadaş böyle boynunu büktü. Gücü yettiğince yalancı, gücü yettiğince hırsız, gücü yettiğince haksız olana hacı denir efendim. Ben kaldım. Gücü yettiğince hırsız, gücü yettiğince yalancı, gücü yettiğince haksıza hacı denir efendim. Dakika bir gol bir. Ben Şeyh Efendi'yi yemeğe götürüyorum. Yemek hazır diye. Aa, yemek yok. Bir telaş bizde.
Hani ya dedim, ya dedi yaptım buraya koydum yemeği. Dedim efendim hakkınızı helal edin. Estağ efendim. Sözü hatırla dedi. Hatırladım efendim. Hah dedi. Hah dedi. Gücü yettiğince hırsız. Ya oradaki yemek yenir mi? Senin mi? Değil. Yer. O terlik senin mi? Değil. Giyer. Oo, o Türkiye'de ne büyük iş adamıdır bir de. Neler nelerdir. Hani vardır ya askerlik hanıları. Ben albaya dedim ki albayım gel buraya. Ha nereye diyorsun albayım gel buraya diye sen. Veya biz işte tuğ generalliyle çok samimiydik. Olur.
Sen daha gördüğünde daha o seni görmeyecek. Sen selama duruyorsun iki kilometre öncesinden. Nereye? Değil mi? Ama yok. O asker böyle tuğ general bile takmıyordur ya. Öyle askerlik yapmıştır. Anlatırlar ya. Tuğ generali hiç görmemiştir halbuki o askerliği boyunca. Ancak sancak devir testinde veyahut da bir denetleme geçirdiğinde gördüğüsü görmüştür. Onu da çok zor. Doğru mu? Görmemiştir bile. Askerliği boyunca nereye tuğ generali göreceksin? Ama o tuğ generali arkadaştır. Haçta da aynıdır ya dinle. Dinlersen ooo Beytullah'a bile gitmezsin. Adam neler yapmıştır. Allah muhafaza eylesin. İşte iman ateşten kor gibidir. İnsanı normalde kıvrım kıvrım kıvrandırır. Herkes yerken sen yiyemezsin.
Herkes içerken sen içemezsin. Herkes konuşurken sen konuşamazsın. Herkes küfrederken sen küfredemezsin. İmanın seni tutar. Herkes hakaret eder sen edemezsin. İmanın seni tutar. Yaptırmaz. Dilini tutar, gözünü tutar, elini tutar, ayağını tutar. Kolay bir şey değildir bu. Bu büyük bir nefis mücadelesidir. Bakın büyük bir nefis mücadelesi. Sen onu böyle kendini korumak, kendini muhafaza etmek için ölür ölür dirilirsin. Bir de etrafında senin bu halini anlayacak hiç kimse de bulamaz. Ama dünya bu noktada su gibi görünen ateş, maneviyatta ateş gibi görünen sudur. Bir çıt ileride, burnunun ucundadır. Tık geçersin o tarafa.
Bir bakarsın ki peygamberler, salihler, dervişler, pir efendiler hepsi de ayrı bir perdede. Allah dersin ya burada hayat varmış. İşte kız annesine diyor ki gel, asıl hayat burada. Ateş gibi görünen maneviyatın içerisinde, suyun içinde senden doğarken ölümü görüyordum. Senden ayrılmaktan pek korkuyordum. Halbuki senden doğunca havası hoş, rengi güzel bir aleme gelip dar bir zindandan kurtuldum. Çocuk kendi lisanıyla anne karnında cennet hayatı yaşıyordur. Anne karnında cennet hayatı. Ve o anne karnından dışarı çıktığında çıkar çıkmaz. Oksijeni ilk nefesine aldığında başlar ağlamaya. Ona ölüm gibi gelir.
Çünkü o güne kadar havasız, susuz, etsiz, ekmeksiz, buğdaysız cennet hayatı yaşıyordu. Hiçbir endişesi yoktu. Anne karnındaydı. Ve anne karnından öteye doğru gitmek onun için ölümdü. Bize de ölüm gelir. Bu dünya anne karnı gibidir bize. Biz bu dünyada yaşarken kendi kendimize deriz ki ne kadar rahat bir hayat yaşıyoruz.
Oysa bu dünyadan dışarı çıkmak ölüm ya. Yani kabir alemi. Yani mana alemi. Yani cennet. Yani arşala. Yani levh-i mahfuz. Bir çıt dışarı. Bir çıt dışarı çıkmak ölüm. Gözümüzde korkutur bizim. Oysa bu dünyada her gün ölüp ölüp dirilmekteyiz biz. Onca ızdırabın, onca sıkıntının, onca derdin, onca çilenin içerisinde bin bir kez ölüyoruz. Ama dünyanın süsü, dünyanın şatafatı, dünyanın algısı bizi aldatıyor. Biz zannediyoruz ki biz bir cennet hayatı yaşıyoruz burada. Değil. Burası cennet hayatı değil. Burası la ilahe illallah Muhammedun Resulullah diyenler için cennet hayatı değil. Düşünebiliyor musunuz? 6 milyon Suriyeli evinden oldu.
Nerede cennet hayatı? Ne kadar Iraklı evinden oldu belli değil. Ne kadar Pakistanlı, Afganistanlı, Keşmirli, Bangladeşli kimseler nerelere göç ettiler bu dünyada belli değil. Günde kaç tane Müslüman öldürülüyor belli değil. Bunun çeteresi tutulmuyor. Bunun çeteresini tutan yok. Dünya Müslümanlar için cehennem hayatı. Her gün Suriye'de Müslümanlar öldürülüyor. Her gün Irak'ta Müslümanlar öldürülüyor. Her gün Filistin'de Müslümanlar öldürülüyor. Her gün herhangi bir İslam ülkesinde Müslümanlar öldürülüyor. Katlediliyor. Herhangi bir İslam ülkesindeki Müslüman kadınların ırzlarına geçiliyor.
Tecavüz ediliyor. Satılıyor. Zorla tecavüz ediyorlar. Bosna'da yaptıklarını bütün İslam ülkelerinde yapıyorlar. Irak'ta yaptılar. Küçücük kasabaların top sahalarına bütün kadınları topladılar. Sırayla tecavüz ettiler. Suriye'de yaptılar. Afganistan'da yaptılar. Keşmir'de yapıyorlar. Filistin'de yapıyorlar. Biz şimdi Yeni Zelanda'da 49 tane yeni şehit verdik. Herkes taze taze bunu konuşuyor. Bir gün konuşacağız, iki gün konuşacağız, üç gün konuşacağız. Dördüncü gün yine Müslümanlar normal günlük rütün hayatlarına devam edecekler. Ama Filistin'de her gün Filistinlilerin başına evleri yıkılacak, her gün bombalanacak, her gün ırzlarına, namuslarına, şereflerine, haysiyetlerine dokunulacak.
Her gün yaşayacak bunu Filistinliler. Her gün Suriye'de bunlar yaşanacak, yaşanıyor. Önceden Lübnan pavyonlarında, Lübnan genel evlerinde, Mısır pavyonlarında, Mısır genel evlerinde, Ürdün'de, Ürdün pavyonlarında, gece hayatında, Ondan sonra Birleşik Arap Emirlikleri kuvvet gibi, Dubai gibi o emirliklerin gece hayatlarında meze gibi kullanılan Iraklı kadınların ve kızların yerine şimdi Suriyeliler aldı.
Şimdi Suriyeliler aldı. Bosna'da babası belli olmayan Müslüman kadınları zorla tecavüz edip, o Müslüman kadınlar hamile kalıncaya tutsak tutup, ondan sonra o çocuklarla beraber onlarla kalanlar oldu. Hala da Bosna'da bunun acıları yaşanıyor. Bu zalim Sırpların hamile bıraktığı kadınlar çocuklarını doğurmak zorunda kaldılar ve o çocuklarını yanlarına da alamadılar. Bosna'da şimdi bu çocuklara bakan vakıflar kuruldu. Bu çocukların babaları belli değil. Anneleri Boşnak, Müslüman, babaları Sırp. Dünya ateş.
Bir kısmını kocalarının veya oğullarının gözlerinin önünde yaptılar. Çeçenistan'da da aynı şeyler yaşandı. Hala da yaşanıyor İslam ülkelerinde. Hala da yaşanıyor. Suriye diye bir ülke kalmadı. Yerle yeksan oldu. Yıkılmadık bir yeri kalmadı. Irak diye bir ülke kalmadı. Yerle yeksan oldu. Şimdi bütün batılılar toplandılar. Diyorlar ki Suriye'yi yeniden biz inşa edeceğiz. Irak'ı yeniden inşa edeceğiz diyorlar. Bu ne demek biliyor musunuz? Ben geldim yıktım.
Yıkmanın parasını da faturasını sana kestim. Şimdi geleceğim. Göstermelik bir yapacağım. Onun da faturasını senden keseceğim, alacağım. Bizim Cumhuriyet döneminde İngiltere'ye, galip ülkelere savaş tazminatı ödediğimiz gibi. Topraklar gitmiş elimizden. Bir de savaş tazminatı ödedik. İki tane geminin savaş tazminatı olarak İngiltere'de el kolunduğunu unutmayın. Paraları ödendiği halde. Şimdi aynı tezgahı yapmaya çalışıyorlar değil mi? Ne diyorlar? F-35'leri vermeyiz size diyorlar. Parasını ödemişiz F-35'lerin. Ne diyorlar? F-35'leri size vermeyiz diyorlar. Neden? Sen S-400'leri alamazsın diyorlar. Biz izin verirsek alırsın. Almayacaksın diyorlar. Alırsanız F-35'lerin üzerine otururuz diyorlar.
Sadece F-35'lerin üzerine oturmazlar ki. Amerikan Merkez Bankası'nda rezerv dolarımız var. Onun üzerinde oturabilir. İngiltere Merkez Bankası'nda 90 ton hala da altınımız var. 200 kusur tonunu getirdiler yenileyin. Bu dolar dalgılanmalarının bir sebebi de o. Sen İngiltere Merkez Bankası'ndan 200 kusur tonu altını alır gelirsen kendi altının. Bakın bu ülkede hiç kimse sormuyor. Bu 300 ton altını İngilizlere kim verdi diye kimse sormuyor. Kimse sormuyor. İngilizlere bu 300 ton altını İngiliz Merkez Bankası'na kim verdi diye hiç kimse sormuyor. Hiçbir siyasetçi sormuyor. Kimse sormuyor.
Kaç yıldır orada duruyor bileniniz var mı? Hangi yıl gönderildi? Hangi iktidar gönderdi? Hangi devlet başkanı gönderdi? Acaba 12 Eylül ihtilali bir yüzden mi oldu? 12 Eylül ihtilalinde mi gönderdi? İhtilali yapan insanlar mı gönderdiler? Suspay'ı mı gönderdiler? Kim gönderdi? 28 Şubat'ta mı gitti? 28 Şubat'ta Suspay olarak mı gitti? Ne zaman gitti bu 300 ton altın? Bu 300 ton altın ne zaman gitti? Var mı soran? Yok. Hiç kimse sormuyor. Sorsak cevap mı alacağız sanki?
Hiçbir açıklama yok. Bir açıklama yalnız. İşte 200-300 tona yakındı. 200 kusur tonu gelmiş. 90 kusur tonu var orada. Duruyor. Müslümanlar dünya üzerinde inim inim inliyorlar. Her yerde. Her yerde. Kanlara katılıyor her yerde. Namusları heder oluyor her yerde. Bizi de aynı şekilde yapacaklardı. Biz de 15 Temmuz'da birbirimizi öldürebilirdik. İç savaş çıkabilirdi. 15 Temmuz'da millet sokakları çıkmasaydı belki de bombalanabilirdik. Hala da ben aynı tehlikenin devam ettiğine inanıyorum. Bu normalde Doğu Akdeniz'de bu kadar uçak gemisi, bu kadar uçak, bu kadar gemi.
Yani Suriye için mi duruyor? Ben ona inanmıyorum. Ben Türkiye'nin bu son 10 gün önce 3 denizde 100 kusur parça gemiyle beraber Cumhuriyet tarihinin en büyük deniz tatbikatını yapmasını anlamlı görüyorum. Boş bir tatbikat olarak görmüyorum. Bir yerlere mesaj olarak olduğunu zannediyorum. Dünya Müslüman için ateş. Dünya Müslüman için zindan. Zindan. Hiç bitmiyor Müslüman'ın çilesi. Siz o adam, işte sapık ya, manyak ya, paranoyak ya. Yeni Zelanda'da o katliamı gerçekleştiren.
Paranoyak deyip geçiştirebilir misin ya? Bir öğreti alıyor, bir eğitim alıyor. Bir öğreti, bir eğitim alıyor. Batı çocuklarını böyle yetiştiriyor. Biz çocuklarımızı batıcı yapacağız diye uğraşıyoruz. Batı komple çocuklarını İslam düşmanlığının, Müslüman düşmanlığının, Türk düşmanlığının üzerine yetiştiriyor. Biz bunu görmek istemiyoruz.
Çünkü batının kuyruğu olmaya çalışıyoruz. Adım, adım, adım, adım onlara benzemeye çalışıyoruz. Adım adım kültürümüz, yememiz, içmemiz, oturmamız, kalkmamız, evlenmemiz, boşanmamız, hukukumuz, adaletimiz, kanunlarımız, sokaklarımız, evlerimiz, baklarımız, her şeyimiz batılılara benzetmeye çalışıyoruz. Kılık kıyafet dahil, kılık kıyafet dahil, bugün namazgahtan aşağı doğru iniyorum, 13-14 yaşında bir kız çocuğu.
Her tarafı yırtık bir tane kot pantolon giymiş. Her tarafı yırtık. Yırtık modası var ya, kendi kendime dedim ki, Ya bu insanlara dedim, yırtık bir şey giydirmek mümkün mü ya çoluğa, çocuğa, ona buna? Mümkün değil. Ama birisi bir tane yırtık modası çıkarıyor Avrupa'dan, bütün herkes yırtık giyiyor. Allah'ım dedim kendi kendime ya. Hadis-i şerif aklıma geldi. Adım, adım uyumadıkça kıyamet kopmaz. Adım adım uyuyoruz. Yırtık modası var, yırtıyoruz. Sökük modası var, söküyoruz. Oradan düşük bel modası geliyor, bütün beller düşüyor. Ardından bilmem hangi hatun poposunu gösteriyor. Popo modası çıkıyor, haydi kotlar yukarı çıkıyor, popolar dışarı.
Adım adım ya, adım adım, adım adım. Dünya Müslüman için zindan. Hadi iman ettim yapma. Ne acı değil mi? İman ettin yapma. Acı geliyor hepimize. Ondan sonra işte bir de dönüyoruz. Zalim adam, hain adam. Camiye girip ibadet eden. Şu anda 49 kişi. Daha yaralılar var. 49 kişi şehit etmiş. Birisi de çıkıyor diyor ki, İslam ülkelerindeki terör. İslam ülkelerinden çıkan terör. Suriye'yi Amerikan uçakları vurmadı. İngilizler vurmadı.
Ira, İngiltere, Amerika, Fransa, Hollanda, İtalya vurmadı. Libya'yı İtalya, Fransa vurmadı. Hiçbir şey yokken. Her gün sivil katliamı. Afganistan'da, Pakistan'da. Haa, sivilleri düğüne, düğünü, düğünü ya. Düğün. Düğünü bombalıyor. Amanikalılar, Afganistan'da. Bildiğiniz düğün. Millet toplanmış, düğün yapıyor ya. Normal. Bosna'da Sırplar, pazar yerini bombaladılar. En kalabalık nerede olur insan? Pazar yerinde olur. Bir bombayla fazlaca katliam yapalım diye. Bosna'da pazar yerini bombaladılar.
Bunlar için normal. Hiroshima'ya bomba atmış bir zihniyetten bahsediyoruz. İki tane şehri, iki tane atom bombasıyla yerle yeksan eden bir zihniyetten bahsediyoruz. Kimle dost oluyorsun? Bir zihniyet düşünün. Gidiyor atom bombasını atıyor. Biz atom bombası olarak biliyoruz. Atom bombası olup olmadığı da belli değil. Nasıl bir bomba geliştirdiyse, nasıl bir bomba geliştirdiyse, hala daha ot çıkmıyor oralarda. Bildiğiniz ot. Bildiğiniz ot. Çıkmıyor hala daha.
Zihniyet bu. Bu zihniyetten ne bekleyeceksiniz? Ama Müslüman dünya bekliyor. İslam dünya katiline aşık. İslam dünyası. İslam dünyası ne yazık ki zulmeden zalime aşık. İslam dünyası böyle kendi kardeşine, kendi arkadaşına değil. Müslüman mı kimseye değil. Nerede gavurlarla iş birliği tutan var ona aşık. Bizde de var böyle bir çarpıklık var bizde. Gavur aşığız her birimiz. Gavur aşığı. Gavurları Müslümanlardan fazla seviyoruz. Münafıkları Müslümanlardan fazla seviyoruz. Kafirleri Müslümanlardan fazla seviyoruz. Günah kebari işleyenleri harıl harıl, açıktan günah kebari işleyenleri Müslümanlardan fazla seviyoruz.
Bir Müslümanı eleştirmede üstadız. Evet. Bir mümini eleştirmekte, bir mümini yere batırmakta üstadız. Üstad, üstad. Bir mümin nasıl batırılır? Gelip Müslümanlardan öğrenecekler. Allah bizi affetsin. Halbuki senden doğunca havası hoş, rengi güzel bir aleme gelip dar bir zindandan kurtuldum. Önceden buradan kurtulmak, anne karnından kurtulmak ölüm gibi geliyordu. Ama şu dünyaya geldim, bu dünyaya gelince harika bir yere gelmişim. Daracık, karanlık bir yerden aydınlık, geniş bir yere gelmişim. Şimdi şu ateş içindeki sükun ve rahatı bulunca dünyayı ana rahmi gibi görmeye başladım. Şimdi bu mana alemini görünce bu seyri sülükteki manaları görünce manadaki perdelerde yaşamaya başlayınca sonsuz alemleri seyran etmeye başlayınca sonsuz alemleri seyran etmeye başlayınca dünya küçücük geldi bana.
Dünya daracık geldi. Dünyaya sığmaz oldum. Dünya o kadar küçüldü çünkü. Ya o manevi alem, o elhamdülillahi Rabbil alemin diyen Allah'ın alemlerini seyran etmeye başlayınca bu dünya bana küçücük bir şey geldi. Hani Hz. Ali radıyallahu anh hazretleri demiş ya, dünya benim tırnağımın üzerindeki su misali diye. Abdülkadir Geylan hazretleri demiş ya, dünya benim avucum kadar diye. Dünya onlara dar geldi. Bu ateş içinde bir alem gördüm ki, her zerresinde bir İsa nefesi var. Bu dışarıdan ateş görünen, bu manevi yolculukta, bu dışarıdan ateş görünen, garip görünen, hiçlik gibi görünen, yokluk gibi görünen, bu manevi yolculuğa başlayınca, baktım ki, buranın her adımında, adımında, bir İsa nefesi var.
İsa nefesinin özelliği neydi? İsa Aleyhisselam, ölüleri diriltirdi. Nefes ederdi onlara. İsa Aleyhisselam, alaca hastalığını geçirirdi. Nefes ederdi. İsa Aleyhisselam, kırılan, dökülen kolu, bacağı kırılmış, yanmış, yıkılmış, onları üfler, mest eder, onlar şifa bulurdu. İsa nefesi bu. Ölüyü dirilten manasına gelir. Hastalığa şifa veren manasına gelir. İşte diyor ki, sen bu mana alemine yürüyünce, bu manaya geçince, bütün hastalıklarına şifa bulursun. Ve İsa nefesi, bu hastalık zahir hastalıklar değildir. Bu hastalıklar manevi hastalıklardır. Bu manevi hastalıklarına şifa bulursun. Herkes sufilerin zahir hastalıklara şifa bulduğunu düşünür.
Değil. Sufiler zahir hastalıklarına dokunmazlar. Onlar için, zahir hastalıklar, sufiler için hand kapısı, şükür kapısı. Sufiler için zahiri hastalıklar, Allah'a her dem, her dem, zikretme, anma, Allah'ı hatırlama kapısı. Sufiler için zahiri hastalıklar, bir lütuf, bir ikram, sevgiliyle hediyeleşme, sevgiliyle aranı sıcak tutma işidir. O yüzden sufiler, zahiri hastalıklarından şikayet edip, onlara derman bulmak için fazla uğraşmazlar. Ta ki ölçü nedir? Etrafa zarar verilmeyeceği kadar. Etrafa zarar vermeye başlarsa, o zaman sıkıntıdır. Allah muhafaza eylesin. Şekli yok, kendisi var bir cihan. Bu mana aleminin şekli yok, ama kendisi var.
Bu mana aleminin tartısı, ölçüsü yok, ama kendisi var. Bu mana aleminin köşesi yok, ama kendisi var. bu öyle bir mana alemi ki, buraya giren dönmek istemez. Buraya giren dönmek istemez. Döndürüldüğünde de kendi kendine ahı efkan eder. Nereden gene düştün bu ateş, dünya ateşinin içine der. Ana, analık hakkı için gel. Gir, bu ateşin ateşlik hassası yok. Ana gel gir, tam talih ve devlet zamanı. ana gel gir, devleti elinden kaçırma. Ana gel, analık hakkı için gel. Yani ben, sen benim annemsin, benden bir hakkın var. Bu hakkın için gel. Bu ateşin, yakıcı özelliği yok.
Bu ateşin, yakma özelliği gitmiş. görüntüde, bu yakıcı ve yanıcı değil. Bu yakıcı ve yanıcı olmayan ateş, seni aldatmasın, seni kandırmasın. Tam talih ve devlet zamanı. İnsanlar öyle bir zamanda, öyle bir intihanna karşılaşırlar, o intihanna, ebedi hayatlarını kurtarırlar. Bir can verirsin, ebedi hayatı satın alırsın. Bir lira verirsin, ebedi hayatı satın alırsın. Bir nefes, La ilahe illallah dersin, ebedi hayatı satın alırsın. Bir kimseye, umulmadık bir yerde, umulmadık bir zamanda, elinden tutarsın, ebedi hayat kazanırsın. Ebedi hayat. İnsanların öyle bir imtihan, öyle bir cendere, öyle bir sıkıntı zamanları vardır ki, o zamanda orada bulunan, ebedi hayat kurtarır.
Bedir gibi. Bakın Bedir ashabı gibi. Bedir ashabının içinden, içki içenler dahi oldu. Onlara had vurulmadı, çünkü onların hukuku özeldi. Dediler ki, bu Bedir ashabı. Allah Resulü dedi ki, Bedir ashabı mı bırakın? Onlar bir savaştılar, ebedi hayatlarını kazandılar. Bir savaştılar, Bedir'de bulundular, Bedir'de bulunanlar ve bulunmayanlar diye ikiye ayrıldı ashab. Bedir'de bulunanlar ve bulunmayanlar diye ikiye ayrıldı. Bedir'de bulunanların, hepsinin teker teker künyeleri belli. Onların isimlerini anmak dahi şifadır. Bedir ashabının ismini anmak dahi şifadır. Bedir ashabının isimlerini anaraktan birisine dua etseniz, hastalığına şifa bulur.
Sıkıntısı def olur onun. Neden? Onlar öyle bir ölüm kalım savaşına girdiler ki, onlar öyle bir zor gün yaşadılar ki, öyle bir zor anda orada durdular ki, ebedi hayatlarını kurtardılar. Ebedi hayatlarını. Bakın, ebedi hayatlarını kurtardılar. İşte insanın öyle zor anları vardır. Zor zamanları vardır. Zor bir yoldan geçer. Ama şahıs, ama topluluk. O zor yoldan geçiş esnasında orada bulunmak, her baba yiğidin harcı değildir. Herkesin işi değildir. Orada bulunan kimse, hayatının kurtuluşunu, hayatının imtihanını, hayatın tabiri caizse altın vuruşunu yapar.
Hayatın altın vuruşudur o. Onu parayla, pulla, bir şeyle elde etmek mümkün değildir. Aklın işi değildir o. Aklın işi değildir. İşte diyor ki, gel, tam talih ve devlet zamanı. Ateşe, o esnada ateşe girmek, tam talih ve devlet zamanı. Ana, gel, gir, devleti elinden kaçırma. Hani bir kimse bir şey yapar, o bir şey yapmasıyla, ebedi hayatı kazanır derim ya, evet, o bir şey o, o esnada. O köpeğin kudretini gördün, gel, bir de Allah'ın lütuf ve kudretini gör. Bu zalim zünivasın kudretini gördün, bu zalim zünivasın köpekliğini gördün, bu zalim zünivasın nasıl adilik, nasıl şerefsizlik, nasıl kafirlik, nasıl gavurluk yaptığını gördün, ee, gel.
Allah'ın lütfunu, ikramını da gör. Ateşe gir. Gel, gir ki, Cenab-ı Hakk'ın lütfunu, ikramını gör. Ben sana acıdığımdan ayağını çekiyorum, yoksa neşenden zaten seni kayıracak halde değilim. Peygamberler, insanlara acıdıklarından dolayı onları davet eder. Veliler, mürşitler, insanları Allah ve Resulüne, insanları acıdıklarından dolayı davet ederler.
yoksa onlar gönüllerine arşaylay kurmuşlar, yoksa iman eden, imanını dolu dolu yaşayan, bir öteye, bir öteye sıçrayan, neylesin bu dünyayı? Bir öteden koku alan, bir öteden nefeslenen, bir öteye canını atıp da, canını orada rahata erdiren, bu dünyayla ne işi olsun? Ama bu dünyadaki nara acır, bu dünyadaki nara merhamet eder, şefkat gösterir. O yüzden der ki, gel, onların gel demeleri, onların çağırmaları, insanlara olan merhametlerinden dolayıdır. İşte bu kızcağız da diyor ki, anne gel, gel ki, hayatı yeniden gör. Buradan devam edeceğiz, inşallah. Haklarınızı helal edin, bizden yana da helal olsun, geceniz hayır olsun inşallah.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi