mustafaozbag.org

128. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 25 Eylül 2011 · 1:33:26

Ş diferença. Yıldız da ömrünizce . İnşallah kaynağıyla beraber getirsin de inşallah bakalım ona.
Haram deniriz. Soru şu, dergâhtan evlenmeye direten erkek derviş kardeşlerimizin bir bayana talip olduktan sonra sırayla en yakın arkadaşından başlayarak diğer bayanlara talip olması edebe uygun mudur?
Bu konu tespit enteresan bir şey. Okullarda çeşit çeşit konular gördük. Benim burada kafama takılan şey onca ders görüyoruz.
Hocalar geliyorlar, gidiyorlar ancak çoğu anlattıkları şeyler gereksiz gibi sanki. Bilmiyorum ancak özellikle bu cemaatı tanımaya başladıktan sonra ve özellikle bu sene daha çok olmaya başladım. Okulu bir engel gibi olmaya başladım ve buraya geldiğimde her an daha çok cesaretleniyorum sanırım. Tekrar konuya döneyim ama dersin ancak adamın biri çıkıyor bir harfe veya başka bir şeye rakam veriyor. Biz ise bu harflerle oynuyoruz, topluyoruz, çıkıyoruz. Adamın teki çıkıyor, ortaya bir teori atıyor, biz onu aşılamaya başlıyorlar, kendi kendime bir eşittir iki veya bir eşittir üç bu diyorum yani bir eşittir birinin tersini bozuyorum. Bu aslında dini bir konu da olsa eyvallah, tabi kabul ederim ancak daha Müslüman olmamış insanların uzun bir mesele.
Yani bu evet herkes çektiği sıkıntılardan birisi bu. Bugünkü normalde pozitif bilim dediğimiz okullarda öğretilen dersler, okullarda okutulan meseleler belki de bizim baktığımızda bizim inanç felsefemize aykırı ters veya belirli şeyler belirli noktalarda değil. Kabul ediyorum bunu ama yani bir kimsenin pozitif bilme veya pozitif bilime karşı gelmesi bu çok uygun bir şey değil.
Yani evet bakıldığında yüzeysel olarak hariklere sayılar verilir, işte onun üzerinden değişik matematiksel işlemler yapılıyor ama bunun bir temel değerinin yok olmadığını söylemek mümkün değil. O yüzden arkadaşlar, kardeşler bu noktada mevcut dünya ile ilişkileriyle dini, ahiret ilişkilerini ölçülü bir şekilde götürmelisiler. O ölçüyü, o dengeyi kurmasılar o kimsenin. Yani ona bakılırsa o zaman insanlar ticaret yapmasınlar, dünyayla içindirilmesinler, almasınlar, satmasınlar bu normal bir mantık değil. Bir kimse bu manada okunacak, okumlarında başarılı olacak, başarısını ileriye doğru götürecek, bunun üzerinde duracak, aynı zamanda da dini hayatını da kenara atmayacak, onu da yaşayacak.
Hangi söz ve davranışlarda Peygamber Efendimiz'i üzüp kılıyordur sallallahu aleyhi ve sellem. Bu, bakın din haramlarla çevrilir. Bir kimsenin sorumluluğu, birinci derecede haramlardır. İnsanların birbirlerine karşı olan sorumlulukları vardır. Birbirlerine karşı olan hükümlülükleri vardır. Birbirleriyle yoran ilişkileri vardır. Bu yükümlülük ve ilişkiler, helal dairesinin içerisinde özel hukuka tabidir. Ama genel olarak insanlar, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde ne zaman üzeriz? Hem onun ümmeti izler, hem gözümüzü dike dike haram işlersek o zaman üzeriz. Hem onun ümmeti izler, hem de göre göre kendi sünnetinin dışında bir hayat standadı kendimizi oturtursak o zaman onu üzeriz.
Bu noktada insanlar kendilerini birinci derecede haramlardan uzak, ondan sonra Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetiyle örülmüş bir hayat kurulamaları lazım. İşte o sünnetiyle örülmüş hayat kurulusu tarikattır, tasavvurdur. Haletmek isen hakikattır. Yükümlü olduğumuz şey haramlardan uzak durmuyor. İkinci derecede tasavvufun bu noktadaki merkezi, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnet sinniyesini icra etmek, yaşamaktır. Onun göz önünde bulundurmaktır, hayat standartını ona göre tutturmaktır ki, bugün insanların en fazla zorlandığı nokta burası, tarikatın da, ehli tasavvufun da, Müslümanların da, müminlerin de, bütün insanların en çok zorlandığı, sıkıntıya uğradığı şey, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine tabi olması.
Onu icra etmekte, onu yaşamakta zorlanıyor insanlar. Şimdi şunu diyorlar ya, bundan zorunlu değilsiniz. Bir sünnet, dişlerini misvaklamak, sorunlu değilsiniz diyor. Al test alırken ellerini hilal etmek, sorunlu değilsiniz. Yatarken sağınızın üzerine yatıp, işte sağ tarafında yatıp Allah'ı zikretmek, sorunlu değilsiniz. Şimdi böyle söyleye, söyleye söyleye, insanları sünnetten uzaklaştırıyorlar. Bir şeyi giyerken ayağından, sağ ayağından giymek, çıkarırken sol ayağından çıkarmak, yemeğe başlarken sonundan yemek, önünden yemek, yemeğe başlayacağın zaman en son başlamak topluluğun içerisinden. Bir şey yedireceğin zaman önce etrafındakınları yedirmek, önce etrafındakınları içirmek, önce etrafındakınları doyurmak, önce etrafındakınları giydirmek, önce etrafındakınları bindirmek, bir tehlike esnasında önce etrafındakınları korumak, önce etrafındakınları muhafaza etmek,
arasında hayatı sünnetle örmek. Yani sabahtan kalktığınızda hayatımızın günlük yaşantınızı, komple sünneti Resulullah ile örmek, sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine. Eğer öyle öğrensen zaten bütün günlüğü ibadetle geçirmiş oluyorsun. Ve içinde terk edilmiş sünnetler var. İnsanların hayatının büyük bir kısmı sünnetten uzak, terk edilmiş sünnetleri ihya ettiğiniz için ayrıca yüz şehit sevap alınıyor. Bir kimse namazını kılıyor, sünneti terk ediyor. Siz sünneti işleyeceksiniz. Camiye girerken sağ ayakta gelip, camiden çıkarken sol ayakta çıkmak gibi. Herkesin unuttuğu şeyler. Camiye girerken itikafa niyet edip, camiden çıkıncaya kadar itikafa niyet ederekten öyle yürümek.
Yolda itikafa niyet edip veyahut da yolda camideymiş gibi, mesciddeymiş gibi, zikir halakasındaymış gibi, hallazı zikrederekten yürümek. Hayatı kurgularken insanlar bu sünnet üzerinde kurgulamıyorlar. Ama hayatın bütün alanında var bu. Yani insanın mesela az önce sorunu var ya evlenmekle alakalı. Orada dahil sünnete tabi olmayışın zararı var. Yani insanlar hayatlarını sünnete göre dizayn etmiyorlar. Oysa birinci derecede önce haramlarla uzak kalmasını istiyoruz insanların. Neden? Yani haramdan uzak kalırsa ve karşındaki kimseyle sınırına haramı çizerse, ya birisine biz eğer sorumluluğu yükleyeceksek, bir şeyi yükleyeceksek veya bir şeyini eleştireceksek haram olması lazım.
Ya biz şimdi Adnan Oca'ya bakacağız, Adnan Oca'nın üzerinde bir tane haram bir şey göreceğiz, biz bileceğiz. Onu da eleştirmeye hakkımız yok. Ona dostumuzsa, arkadaşımızsa, sevdiğimizse tatlı bir şekilde biz ona bu noktada diyeceğiz ya Adnan Oca, şurası haramdı ya. Tatlı bir şekilde. Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Hadis-i şerifince onu nasihat ederekten haramdan geri döndürmeye çalışacağız. Ve bunu bizim gözümüzle görüp kulağımızla duymamız lazım. Bizim gözümüzle görüp kulağımızla duymamız lazım. Sadece kulaktan duyduğunuz yetmez. Sadece gördüğünüz yetmez. Göz şaşar. Sadece duymanız yetmez.
Hadis-i şerif var, başka sesler de duyabilirsin. Yani cinni tayfesi gelip sizin iktidarınızı seslenebilir. Şeytan gelip Adnan Oca'nın sesini taklit edip size onu konuşabilir. Telefon gelmiş gibi görürsünüz, telefonu açarsanız, telefondan sizinle cinni tayfesi konuşabilir. Şeytan konuşabilir. Sizin hayal gibi algıladığınız şeyler, ya olmaz diye düşündüğünüz şeyler, inanmadığınız şeyler. Açıkça konuşmak gerekirse. Oysa şeytan sizin aranızda finten çıkarabilir böyle. İnsanların arasında finten çıkarabilir. Madem ki insanların damarlarının arasında, damarlarında da dolaşıyor. Yapabilir. Hadisle de sabit. O zaman biz birisine bakarken, birisine bir şey derken, birisine bir şey yaparken, birisini bu noktada sorumlu tutacağımız zaman, yargılayacağımız zaman, onun haramını gözümüzle ve kulağımızla şahit olmamız lazım.
Yanımızda bir tane daha şahit lazım. Tek şahit, tek yanılabiliriz. Yani mahkeme nasıl ki tek şahitliğimizi kabul etmiyor bizim, o zaman biz bir şey gözümüzle gördük, kulağımızla duyduk, yetmez. Allah'a sınırlanmadığımızdan dolayı kendimizi, biz sıkıntılara düşüyoruz. O yüzden Resulullah sallallahu ve sellem Hazretleri, evet sünnetinin işlemeyişinden üzülür. Ama asıl üzüntü, haram işlememizden. Haramı işlemeyelim. Biz sen kizin ki Allah muhafaza edilsin, bu insanı evliya eder zaten. Kadir Geylana Hazretleri'nin bir edebine bir dervişini feda olsun diyor. Buradaki edeb ne ki bir dervişini feda ediyor. Kimsenin ben çavuşu tanımam demesi.
Çıkar ya öyle Bahadır'la, kendisini derviş görür o. Ona demişler ki mahallede filanca kardeş size ders yaptırsın, siz de orada ders yapın. O da Bahadır ya çok eski derviştir, çok gülen derviştir, çok cengaven derviştir. O der ki tanımıyorum ya ben o şeyi, çavuşu. O şeyhin arkadaşıdır da, şeyhin samimi görüştüğü kimsedir der.
Bana o yeter, şeyhin var benim der. Kimseyi dikmiş, kimi diktiyse dikti. Ben bunu tanımam dedim, yapmış şekilde onlar yine dergahta durdurlar.
Üstatlar genelde böyle çok atmak istemezler derviştirmiş yani. Zikir alakasından kopmasın, cemaattan kopmasın, Allah'ı zikretsin. Allah ki nefsine bir gün galip gelir, yener, işte o da doğruyu bulur diye sabrederler. En azından adam zikrediyor derler, orada bırakırlar, orada tutarlar. Ona çok böyle, vay sen öyle dedin filan böyle çok böyle ona sert davranmazlar. Gelenler. O kimse de kendini haklı zanneder. O kimse de kendini doğru noktadayım zanneder. Şeyh Efendi'nin merhametidir. O Üstad'ın ikramıdır. Böyle onun biraz şefkatidir onun o. O Üstad vefat ettikten sonra onlar bir daha asla bir Üstad'a gidemez. Örnekleri vardır.
Vefat ettikten sonra dervişler vardır. Şimdi arkadaşlarımın büyük bir çoğunluğuyla görüşmüşüz. Kalmıştı olanların hemen hemen hepsi de Allah affetsin büyüklendikten değil.
İşte biz bayındırlarken, ödemişlerken, Musa'dan ilk zamanlarda gelip benimle görüşmüşlerdir. Yani Abdullah Efendi'yi bırak, işte sen Musa Efendi Hazretleri'nin dergahına gel. Sanki ben başka bir dergahattaymışım gibi. İşte Karabit'te vardı bir Mustafa Efendi. Çolum'un acı Mustafa Efendi Hazretleri'nin o da Nakib'in'in Gabba'sıydı. Ankara'da vardı. Bir Nakib'in Gabba'sı Yakub abi vardı. Allah rahmet eylesin. Yakub abinin kardeşidir. Karabit'teki Mustafa Efendi'nin sağdağı herhalde bilmiyoruz sağa olması lazım. Yakub Efendi reba etti. Allah rahmet eylesin. Şeyh Fakir'in üzerinde olsun. Yani onlarla da görüştük. Çolum'un kendi içerisinde kalan hacı mevlüt vardı.
Onunla da görüştük. Oradaki bazı kimselerle de görüştük. Onların teyzleri şuydu. Bir şekilde kendi haklılıklarını söylüyorlardı. Ben de bir şekilde şunu söylüyordum. Bana üstadınızı söyleyin. Bana üstadınızı söyleyin. Kim üstadınız? Konuşurken daha 26-27 yaşındaydım. 28 yaşındaydım. Musa'ya geldiğinde 30 yaşındaydım. Nasıl söyleyin diyordum ben. Onlar diyorlardı ki Çolum'un hacı Mustafa Efendi. Diyordum ki ya senin üstadın kadar benim de üstadım o. Ben onun sağlığında korumun hacı Mustafa Efendi defterini talip ediyordum onlara. Birisine dedim ki ya ilk intikamımda dedim.
Ya işte şunu yaşadım, bunu yaşadım. Şöyle dedi, böyle dedi, şunu dedi, bunu dedi. Anlattın mı? Ya bana onu söylüyorsan. Sen görüşemiyorsun şimdi onunla dedi. Ben görüşüyorum. Bana üstad profili çizdim. Kim? Mustafa Efendi. Ben görüşüyorum kardeşim onunla. Sen görüşüyor musun? Kaldın. Bana üstadını söyle. Kardeşim Mustafa Efendi'nin mübarekliğini biliyorum ben. Bana anlatma üstadını söyle. Geleceğim üstadına intisam edeceğim seni. Ses yok. Cenab-ı Hak size yaşayan bir mürşid-i kamil kapısını kapattı. Derdim ki siz o kapı işemişsiniz kardeşim.
Övredin dersin ben kızının eşini hainlik yapmazsa silsilesinde devam et. Çünkü velilik kapısı kapanmayacak. Ne zamana kadar? Kıyamete kadar. Kıyamete. Büyükçiler var. Mürşidi kamiller var. Eldanlar var. Kırtlar var. Seksenler var. Dört yüz seksenler var. Beş. sen kim говорил? Biz bunların içinden gördünüz ya
şimdi herkes çok sevatsin. im Srasacağız'a gidelim diyen yok. Hadi Konya'ya gidelim diyen yok. Hadi Çorum'a gidelim diyen yok. Hadi Pentnot'a gidelim diyen yok. Hadi Margaret'e gidelim diyen yok. Hadi İstanbul'a vâ게 Gidelim diyen yok. Rödemiştire Bayındır'ın İzmir gidelim diyen yok. Konya-Antalya vaan. Maraş gidelim diyen yok. diyen yok. Malatya gidelim diyen yok. Gittin senede bir seferde ziyarede yap diyen yok. Kalkın şunu yap diyen yok. Yapma diyen yok. Sen yapmadın diyen yok. Yapma diye bağıran yok. Yok.
İlkisi verdiğinde başta ders yaptırma. Şimdi öyle. Erken kalkan ihtilal yapıyor. Ya çok maske. Hatta bir de üveysi olduk bizde. Oh tamam. Şimdi Şeyh Efendi'den kalan arkadaşlar baktılar, gördüler, yapacak bir çare yok. Üveysi yok. Sorsam ve sen kalan bana desem ki tırmağını talip et yok. O zaman nasıl ki Şeyh Efendi Hazretleri'ne bağlanmayanlara bunu söylüyordun. Şimdi de bir üstadı bulup bağlanmayanlar onu söylüyor.
Eğer bir veliyi bulamıyorsan, bir velinin kapısında değil isen, bir veli ile intisabın yok isen, Vallahi de, billahi de, kim dahil de yemin ediyorum sen daha önce üstadının kapısına ihanet etmişsin. İhanet etmişsin. O yolu hançerlemişsin. Allah sana kapısını kapatmış. Buna. Neyin var ise Abdülkadir Geylan Hazretleri der ki, benim bir edebime binlerce derviş feda eder.
Aslında kendisi feda etmez. O edebi yerine getirmeyen binlerce derviş feda olur. Neden? Aptallığından. Neden? Çünkü edepsiz adam, küstah adamdır. Küstahlar da aptal. Aptal velidir. Kapası çalışmayan, enmesin. Kapası çalışıyormuş kim görürsün.
Her gibi ekmeği ağzına götür, kendini akıllıyım zanneder. Her ekmeği ağzına götüren akıllı değildir bu manada. Kaplanlar da ağzına götüren, geceyi her ağzına götüren akıllı mahluk, kontek diye bir kaydı yok. Manevi manada diyor. Allah bizi affetsin. Aslında o söz çok enteresan, çok derinlemesine bir söz. Bir edebime binlerce derviş feda ederim diye, o ortak için normalde feda ederim. O kendisi feda etmez. Dervişler kendi kendilerini feda ederler. İşte X diye Üstad orayı filan cere demiş ki sen orada dersleri yaptın. Kaç tane dervişler orada? İşte şu kadar derviş yok. Onlar diyorlar ki ya Üstad bunu mu tayin etti bize ya? Olmaz ya.
Eee? Ya biz onu tanımayız. Onlar feda oluyorlar. Üstad gene onu tanı. Şimdi bir ara bunu böyle açık bir şekilde söyleyeyim. Ben bu insanın zakiriydim ya. Şeyh efendiden içindiği olardı ki ya neden hala ben bu adamı zakir olarak tutuyor? Onun takkeyi onun kafasına geçireceksin. Sen şey olmuşsun kardeş, kimi tutsan, kimi tutuncağını sen karar verceksin. Farkında değil küstahlığının. Veya bana birisi gelecek şimdi diyecek ki ya filan değil neden hala da çavuşluydu diyor? Ben hiyerarşik meselelerde Allah affetsin ben öyle çok yumuşak değilim. Ben hemen kafamda kimi geçirim ona al derim. Sen buraya da gel otur. Sen kimi tutup kimi tutacağına karar verirsin. Ya da sen git şuraya bir tergah aç sen kendine.
İstediğini çavuş et, istediğini zakir et, istediğini at, istediğini tut. Allah bize affetsin. O yüzden o ede, ede insanın haddini bilmesin. Allah bize affetsin. Tasavvufun, ne zaman tasavvufun ve bir mürşidik hamile bağlanmanın değeri ve kıymeti bilinecek? Bu 1400 yılda bilinmemiş, şimdi mi bilinecek? Yok. Bu böyle gerçek tasavvuf ehilleri, gerçek tasavvuf ehli olan insanlar böyle çok her tarafa yayınlanıyor. Herkes kabul etmez onu. Yani ders bitmiyor. Şu adam 19 yıldan beri burada 19 yıldan beri bir faysa ders gitmesin. Bitmiyor. Bir bitmiyor, ders bitmiyor, ders bitmiyor, çile bitmiyor, sıkıntı bitmiyor, program bitmiyor. Bitmiyor.
Evlen olunca herkese de gerçek gelemiyor erkek. Herkese devamlı olamıyor. Milletin malı var, mülkü var, kadısı var, çoluğu var, çocuğu var. E sizin de yok mu? Bütün var ama ne yapalım? Bizinkiler kapısınlar, kapınlar kızın da süpürge gibi. Yetişmiyor. Doğrulunca iki sene, üç sene sabrediyor, temiz bir şey kavuşmak için geliyor. Bir bakıyorsun evleniyor. Evlendikten sonra bitiyor. Kadın erkek değişmiyor bundan. Yani herkes diyor ki sadece erkekler evlenecek diyor. Yok kadınlar da aynı oluyor. Bunun sadece erkeklere ait veya sadece kadınlara ait değil mi? Yani kadın evlenince bir doğum yapıyor, onun çocuğu önemli, çocuğu hasta olur, üşütür, burada terin içerisinde, kokunun içerisinde, mikrop kapar, ölür, daha duruyor olur.
Daha duruyor olur. Aman buraya getirme çocuğu. E ne olacak? Evinde duruyor. Çocuk kıymetli. Biz sizi eşlerinizle, çocuklarınızla, mallarınızla, anne babalarınızla, canlarınızla imtihan ederiz. Çocuk oldu, hatun evden. Neden? E çocuk bakıyor. Çocuk hasta. Hadi bir üç ay gelsin, beş ay gelsin, altı ay gelsin. Ya bu sene gelsin. E çocuk yürümeye başladı. Ya şimdi de kırıyor, döküyor. Yine hasta oluyor. Hadi bir daha gelsin. Hadi bir daha gelsin. E geçip gidiyor mu? Bir bakmışsın, onun sonu dersi de bırakıyor. Dersi bırakınca biraz daha rahatlıyor. Ne yapsın kadınca? Evlendi. Adam da var. E adamla zat edilecek canım. Gençlikte oluyor bizim şeyler. Eee? Ya biraz da yol verin. Evlendiği kız, dergatla grup olmaması önemli değil. Aynı şekilde oluyor. Beni bırakıp oraya mı gidiyorsun sen? Ben burada korkuyorum. Rüzgar etsin bak. Yağmur yağdı bak. Bak şimşek çaktı.
Ya beni anama götür. Ya benim babama götür. Haydi anasına götür, götür. Adam bakıyor, lanet olsun ya diyor. Gitmeye verelim bari dersi diyor. Bizimki evde oturuyor. Bir şişler, bir de örgücü. Ne o? Yünü eksik. Sorun yazıyor. Efendim ben evde dersimi çektim olur mu? Olur kardeş. Aman zikrimi yap, bari evde bari yap diyoruz biz. Şeyh Efendi dedi ya diyor. Evde de çekilir. Karısına diyor. Bir de sen oraya gidiyorsun. Sen zaten hocanı seviyorsun ben. Benden fazla. Başlıyor o fırmızı etme. Kadınlar mı diyor ha? Sen git diyor Mustafa abinden. Yoluş filan diye. Aman aman bitti. Ya söylenilmeyen adam çok. Eşine muhakkak daha söylemiştir.
Dersle alakalı. Ben daha bir sefer duymadım. Bu akşam derse gitme diye. Veya gitmiyor. Kadınlar kocalarına. Veya kocalar muhakkak hanımlarına söylemişlerdir. Hasta her bugün evde kal. Bir de çocuk topucağında kadının. Acit ediyor ortalığı. Sen bunu bırakıp ne diyorsun şimdi?
İşi yükselsin o zaman soracağım sana dedim. Bitti. Neden kıymetli? Böyle olduğundan kıymetli. Herkes bir tıraş atmaya çalışıyor. Jilet atıyor. Bir bıçak atıyor. Bir hancar atıyor. Önüne bir engel atıyor. Kayınvalideler giriyor. Devreye kayınpederler giriyor. Akrabalar giriyor. Dayılar giriyor. Amcalar giriyor. Kız tarafı giriyor. Oğlan tarafı giriyor.
Herkes. Her şüphers. Ulan adam iyi ki bir derviş ol. İyi ki adam git de bir zikrla alakasına oturdu. Bakın bana söylenen bir rica'ya geldi. Ben günah canım diyor kayınpederim. Buyurun kardeşim hoş geldin. Hocam bizimkime söyle de seni dinlen ev biraz derslere gelmesin. Hocam kusura bakmama evde işte rahatsız yine derse gidiyor.
Şimdi ben başlıyorum kusura bakmama. Bu adam içki içseydi kızını verir miydim vermezdim diyor. Kumana oynasaydı verir miydim vermezdim. Ya bu adam içkiye gitseydi diyorum ben her gün içseydi veya haftanın beri günler arkadaşları ile toplanıp içseydi gidecek miydi buraya diyorum ben? E gidecekti diyor. Gidecekti diyor. E sen kızını da vermeyecektin değil mi bu yüzden diyorum ben? Vermeyecektim diyor. Sıralıyorum ben şimdi muhabbete uzatmayayım fazla. Hep vermezdim vermezdim vermezdim diyor. Adam göndermez. Kalıyor mu şimdi? Bu adamı ben tanıştım. İşine sahiptir, gücüne sahiptir, eşine sahiptir. Adam içki içmez, kumarı namaz, yalan söylemez, hırsızlık yapmaz, şunu yapmaz, bunu yapmaz, bunu yapmaz.
Sana Allah böyle bir damat vermiş. Bunların bu dergatı öğrenmiş. Böyle yaşamayı bu dergatı öğrenmiş. Sen bana diyorsun ki şimdi dedim ben. Sen bana diyorsun ki bizim damadı dergatmış. Şimdi dedim ben senin kızın boşası. Dur hocam. Lan bu damat yere gidecek şeyhi var, üstadı var, hizmeti var sen dermişsin de.
Ehli tasavvun kıymeti nasıl bilinecek? 4 tane damadı var, 3'ü de 4'ü de saygısız, merhametsiz, şefkatsiz. Döküyor, döküyor, eziyor, büzüyor. Bir tanesi var derviş. Eğer o vicdan sahibi ise dervişe bakıyor. Bir tane diyor merhametli, şefkatli birisi. Eğer vicdan sahibi ise, vicdan sahibi değil ise dervişi kayınmıyor. Bütünler kayıyor. Kendisi de dahinlerden dolayı. Allah'ın boyasıyla boyanman kavramını nasıl anlamalı ve yaşayabilmeli? Sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmek, Allah'ın boyasıyla boyanmaktır. Boyanmanın ölçüsü, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmektir.
Ahlakı üzerine olmaktır. Onun ahlakı ve hidayeti üzerine olmayan, kendi kendilerini Allah'ın boyasıyla boyandık noktasında görürlerse, şeytan onları aldatmış olur. Bir kısım ehli tasavvuf var ki, sünnet-i resulullah'a uymadan, sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin haliyle hallenmediği halde, onun hidayetine tabi olmadan, kendilerini Allah'ın boyasıyla boyandıklarını söylüyorlar ki, şeytan onları aldatıyor.
Bu ayet-i kerimeye ehli tasavvuf çok kullanıyor. Ölçüsüdür bir şekilde. Ama bu ölçünün delili, bu ölçünün hücreti, tecelliyatı, Hz. Resul Hazretlerinin haliyle hallenmektir. İnsanlar Hz. Kerime'nin tecelliyatının kendinde var olduğunu söylemeleri kadar, kolay ihanetleri olmaz, Allah bize affet eder.
Ölçü, Hz. Resul Hazretlerinin haliyle hallenmektir. Kim kendisinin bu noktada olduğunu iddia eder, bu noktayı kendisine böyle süs ile süslediğini söylerse, onun haline bozacak. Aklın sonu yok, onun sınırı yok.
Bu noktada kendisini gören kimse aldanmıştır. Ümmeti bir iddia noktasında kendisini tutamamız. Arada bizim tasavvuf anlayışımız acziyettir, mahviyettir. Bizim tasavvuf anlayışımız, Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem anlayışımız. Bu sözü bizim anlayışımızla açıklar. Bizim hakkıyla sana kumluluk edemedik, evet bu. O yüzden tasavvuf çizgimiz kesinlikle ve kesinlikle hazriyete ve mahviyete dayanırız. Hakliyete dayanırız. Biz zehiriz. Hakkıyız. Hakkıyız.
Allah bizi affetsin. Bunlar şataha sözlerdir. Böyle söyleyenler zaten tasavvuf yoluna taş attırmışlardır. Kendilerinin böyle olduğunu iddia edenler, kendilerini böyle gösterenler bu yola taş attırmışlardır. Allah bizi affetsin. O yüzden kıymetli dostlar, varsın insanlar bizi hiçbir şey bilsinler. Nefsini duymayın. Kendinizin bir şey olduğunu ispat etmeye çalışmayın. Kendinizin bir şey olduğunu anlatmaya çalışmayın. Kendini bir makamda gören, bir mevkide gören, kendini hiyerarşik olarak bir yerlerden birilerinden üstün gören insanlar, bizim acziyetimizi onlar başka türlü anlasınlar. Varsınlar bizim mahviyetimiz, onlar başka türlü anlasınlar. Varsınlar bizim hakkiyetimiz, onlar başka türlü anlasınlar.
Kibirlensinler bize, varsınlar kibirlensinler. Varsınlar bir his sayısından bir şey saymasınlar. Biz neyiz ki zaten? Ama asla çizginizden değiştirmeyin. Çizginizi asla bolmayın. Halinizi asla bolmayın. Siz hitmet ehli olun. Siz fakir ehli olun. Siz acv ehli olun. Siz mahv ehli olun. Siz avçak gönüllü olun. Siz beğenmemezlik etmiyor. Sokan olmayın.
Her şeye en uza tam olmayın. Yadın geri durun. Yadın geri durun. Samimiyetle sökşi bir dünyanın içerisinde yaşıyor. Kimin arkadaşı? Kimin canı?
Bazen kendi kendime düşünüyorum. Ya insanlık ölüyor diyorum ya insanlık. Yani İslam dini, Hristiyan'dı, Yahudi'ydi. Gerçekten bazen... İnsanlık, insanlık. Yani hangi dinden olduğunun önemli değil. Hangi ırktan, hangi mezhepten, hangi mezhepten... Bu kimin? Bu kimin? Kimin bu? Kadın kocasını ançerliyor.
Ançerliyor. Anne baba çocuğunu ançerliyor. Ve tarikat geçirdiler mi?
Geçirdilerse sebebi nedir? Hakkak ki etkilenirler. Her fikir etkilenir. Her düşünce etkilenir. Etkilenmemesi... Bu noktada hangi yerde, hangi şehirde, hangi bölümde, hangi dairede, hangi menfezde olursa olsun insanların başında nöbüvvettir, tasavvufi ekoller, kurumlar, kuruluşlar fazla etkilenmişler. Yaşadığı hayatı İslam zannetmişler, yaşadıkları hayatı tasavvuf zannetmişler.
Yaşadıkları hayatı dersizlik zannetmişler. Dilencilik dersizlik zannetmişler. İstemelik dersizlik zannetmişler. Bökürlenmeyi dersizlik zannetmişler. Kibirlenmeyi dersizlik zannetmişler. Başkalarını beğenmemeyi dersizlik zannetmişler. Şatan etmeyi dersizlik zannetmişler. Konuşurken mangavda kim bırakmıyorum? Hazreti Resulullah haşa onun emrinde. Hazreti Allah haşa onun emrinde. Ben bir dua ederim helak olursun diyor. Eyvah! Bunları duya duya, bunları yaşaya yaşaya gelmiş bir kardeşimiz var. Bunları duya duya, bunları yaşaya yaşaya gelmiş bir kardeşimiz var. Ödemişte bir buçuk odanın içerisine yirmi tane misafir, yirmi üç, yirmi üç, yirmi beş tane misafir verilmiş bir kardeşimiz var.
Benim bir buçuk odam olduğum bildikleri haline. Tasavvuf adına adam şey efendim ağrısını getirmiş, Ruslar efendim bunun lastiklerinin değişmesi lazım. Bir kaza yanılırsa sorumlusu sayesinde. Önceden anlatamadık. Hep içimizde böyle saklamak, gizlemek değil. Yani bu yol değil dedik kendi kendimize. Öptük. Adam arabasının lastiklerini değiştirecekmiş. Nasıl olsa burası araba yata ya. Buradaki dervişler de zengin ya. Öyle görülüyor ya. Ne tanemiyorlar herhalde bunlarda. Nasıl olsa Mustafa Öztürk'e dervişlerden parayı topluyor, para çok oldular. O da kendince belki de kendi dairesinde onu dervişlik biliyor.
Adam şeyinki getirdi ya. Önemli bir iş yaptı. Ben sonra kendim cevaplandırdım. Evet şeyhide hizmet edeceksen bak ben de şeyhidi senin ayağına getirdim. Senden lastik istemiyor. Senden benzin parası, mazot parası istemiyor. Senden yüvemiye istemiyor. Bunları dervişlik olarak gördük biz. Adam şeyhefendi'yi ziyarete gidecek, para toplayayım dedi. Ne için dedim ben? Oğlum şeyhe ziyarete gidiyor mu ya dedi. Bu mu dedim ben? E tabi dedi. Ben dedi önceden Mustafa Efendi'yi ziyarete giderken dervişler para toplarlardı dedi. Yani yol paranı çekerler. Ben sizin adınıza onunla görüşeceğim. Sizin adınıza sohbet edeceğim. Sizin adınıza rüya anlatacağım. Geleceğim anlatacağım.
Allah Allah. Öyle yaparlarmış önceden. Ama bir sefer yaptım. Yani yaptım derdim para toplamadım. Yani verdim cebine ağaçlık koydum. E bir daha istedi bir daha geçen de. Dedim biz bu dedi normal bir şey değildi. Ben bunu yapamam da isteyemem de kimsenin. Şimdi ehli tasavvuf bunları söylerken onları eleştirdiğimden, yerdiğimden veya onları kötülüdür, kötülediğimden değil. Öyle görmüş. Bunu dervişlik zannetmiş. Bunu tasavvuf zannetmiş. İşte ev, ev kalacak orada. Bir Ramazan boyunca her evde iftar edecek, sahur edecek. Ertekilerin onu. Um dervişlik bilmiş. Ya hüra, nereye gidiyoruz? Haydın burası'ya gidiyoruz. Kaç kişi, otuz kişi, kırk kişi. Gelecek burada. Üç gün, beş gün, on gün kalacak herkes.
Ne yapmaya geldin buraya? Dermişliğe geldi. Ne yapacaksın kardeşim? Bana yapacağını söyle. Bu arkadaşlar zikir yapmasını mı bilmiyor? İlahi söylemesini mi bilmiyor? Sohbet mi edeceksin? Sohbet edeceksen şey efendim var. Şeyhin gelmiş. O konuşacaksan sen mi konuşacaksın? Zikir yaptıracaksan şeyhin gelmiş. Şeyhin zikir yaptırmayı bilmiyor da sen mi yaptıracaksın? Şeyhin ilahi söylemesini bilmiyor, söyletmesini bilmiyor. Sen mi biliyorsun? Dervişlik olarak görmüşler. İşte bunun, buradan kurtuluşun yolu. Ya bunları ayıklamayın. Bir yerden bir sığırıntı gelir, bir yerden bir çıkıntı çıkar. En iyisi kestirat.
De ki kardeş sünnette varsa kabul ediyor. Sünnette yoksa reddediyor. Dilim kopsun diye çıkıyor. Bir daha hiç gün şey istemesin. Var mı şimdi bir şey isteyeyim yok. Hüseyin'in içinizden Hüseyin kardeşin sizden dersle alakalı, dervişlikle alakalı istediği bir şey. Var mı aslanız sizden dersle, dervişlikle alakalı istediği bir şey. Var mı Hacerkan'ın istediği bir şey. Var mı Ali'nin istediği bir şey. Bitti. Neyi sizden ilahi öğretiyorum filan diye. Var mı biz çavuşuz deyip de gelip bizden ticaret edeceksiniz, bizden alacaksınız, bizden satacaksınız diye anlılar ve gelse. Bitti. İstersen kendi adıma, kendi nefsime tekrar bunu beyan ediyorum. Dilim kopsun.
Hem de en kökünden kopsun. Lal olsun, konuşmasın bir daha. Konuşmasın, nefsime bir şey istersin. İstemiyorum. Yemektir, içmektir, benzindir, arabadır, kattır, yaktır. Hiçbir şey istemiyorum. 50 yaşındayım, Cenab-ı Hakk'ın dostum. Çalışıyorum da. İbret halim için çalışıyorum da. İhtiyacım yok. Bu ilerlemektir. Tasovuf andırmak değil. Tasovuf, harsaybırdık, bizim evde bundan yok deyip onu evine götürmek değil tasovuf. Salça istemek değil, andırmak değil. Kaşov, tasovuf, bidon, andırmak değil.
Yok bunlar böyle bir şey. İğren yok. İğren yok, iğren yok. İnsanların dostlukları vardır, arkadaşlıkları vardır, muhabbetleri vardır. Birbirinden doğum hesabı kitabı olmaz. Bu farklı. Dostsuz arkadaşsın değil mi? Bu tip şeyler tasovuf değil. Bu gece ben sana sorarım nasıl dua edeceğim bak.
Et hadi bakalım. Yap kardeşim. Evli tarikat bunlardan etkileyecek. Etkileneceksin. Allah bize affetsin inşallah. Doğru ya, sünnete ve imanların iştahına uygun olan edeb ve alı çiğnemek de yok. Kendi içerisinde oluşmuş olan, kendi ahlak içinde muhakkak doğru olan, üzülüp gelen huzurlar var. Bunları reddetmek, yok.
Allah bize affetsin. Evet, gelinim evlenmemek. Dergahtan evlenmeyi direten erkek derviş kardeşlerimizin bir bayana talip olduktan sonra sırayla en yakın arkadaşından başlayarak diğer bayanlara talip olması edebe uygun olur. Hiçbir sıkıntı yok. Bir adam evlenmeyken talip olur. Esma valide, Hz. Ebu Bekir Efendi'nin, Hz. Osman'a, Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e teksip etmiş.
Yani ondan sonra Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini teklif etmiş. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, sen bunu daha önce Hz. Ebu Bekir Efendimiz'e teklif ettin. Sonra Hz. Osman'a teklif ettin. Sonra bana teklif ediyorsun deyip de, onu kendisine nikahlamamazlık etmemiş. İnce bir perde var. Mesela, onlarda eksiklik, kusurluk aramak değil, çok gerrak bir şekilde analiz etmiş olsaydı, direkt Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gitmesi gerekirdi.
Ufak sürçmelerini, Hz. Ebu Bekir Efendimiz gibi aşık olmayıştı. Vahiy mi ya Resulullah? Şeyle alakalı, kudeybiyan taşmasıyla alakalı. O da değil ya Ömer'den. Sürçmedir bu. Hani, alakalı mesele olur ya, Miraç'la alakalı meselede de, ben bir Hz. Resulullah'a sorayım, böyle bir şey demiş mi?
Hz. Ebu Bekir Efendimiz de, o dediyse saddak doğrudur. Bunlar, bunlar tasavvufun içerisinde ders konudur. Efendimize müşrikler derler ya, Hz. Ali Efendimiz anlaşmanın katilidir. Müşrikler derler ya, Allah'ın elçisi Muhammed ismini sil derler. Zaten derler, senin Muhammed olduğuna inansak, işimiz var derler.
Antlaşmadan o ismi sileceksin derler. Hz. Resulullah sallallahu ve sellem Hazretleri der ki, Ya, sin! Allah'a yemin ederim, sinmem. Hz. Resulullah sallallahu ve sellem Hazretleri alın kendi yüzüne anlaşmanın. Antlaşmanın sonuna da ibaret düşerler ya, bu antlaşma işte Allah'ın elçisi Muhammed Mustafa sallallahu ve sellem Hazretleri ile müşriklerin elçisi filanca narasını mizalanmıştır diye, müşrikler derler, onu sinirler.
Hz. Ali Efendimiz der, vallahi sinmem ya Resulullah. Züçmedir bunlar, züçme. Hz. Rebubakir Efendimiz'e hiç böyle bir şey yok. İsabet de farklı, isabet. Kardeşlerinde bir isabetsizlik var. Ben de farklıydım. Bir kısmı, büyük bir kısmı, hiç kimse üzerine alınmasın. Bana geliyorlar işte ben bir filancayı istiyorum veya filancayı isteyeceğiz, ben içimden yazıyorum şimdi. Ondan o zaman, bu işte filancayı da filancayı da filancayı da filancayı da istedi. Bunların üçü de birbirlerini tanıyor. O üçü de kızları, evlenecek olduğu bayanları karşıma koyuyor.
Bunların hepsi de birbirini tanıyor. Birisi birini istediği zaman hepsi de birbirini duyuyor. İlk baştaki reddeden kimse, birisi onu reddettiği zaman arkasındakiler de reddediyor. Erkek kardeş X bir bayana talip oldu. X bir bayana talip olunca o X bayan onu reddettiyse, ikincisi, üçüncüsü, dördüncüsü, beşincisini de reddediyor. Sanki kardeş ısrarla hala görülecek. Habetsizlik. Habet ettirmeli ki durmayı gözünden vurmalı. Kardeşlerin ailesi, ben kardeşlerin kendine güvenli bir şekilde yetişmesini isterim öyle söylerim.
Bayanlara da erkeklere de. Habetsizlik, büyük rahatsızlık. Bu sefer erkekler de bekar, bayanlar da bekar. Bir kimse kendisini iyi tanımlamalı, karşıdaki kimseyi iyi tanımlamalı. Bu iki analizden sonra o kimse, evet ben bunu başarabilirim, ben bunu alırım.
Dediğim ki derviş kardeşler, erkek derviş kardeşler öylesinin basiretli, öylesine hedefe doğru yürüsün yok. Üzüntüm şu, kendi kendime diyorum ki Mustafa Özbağ bir tanesi sana çekmemiş ya. Hani meşhur fıkra var ya, adam demiş ya size bir görüşte aşık oldum, seni çok sevdim.
Beni neylenir misin? Kız adama demiş ki ya dur acele etme, neden? Demiş ki ya o kadar güzel bir ablam var ki demiş. Dönmüş geriye, bakmış ki çok berbat bir kız. Demiş geçti, sen bir sefer döndürdün kendini mevcut. Hedef bu, dolaştı hedef.
Bir sürü kimse olmadı. O duyuldu, indirdi aşağıya. Kimse, dört tane, beş tane, altı tane derviş kardeşe gitti, değerini düşürdü kendi kendine. Aslında değeri düşük mü? Değil. Ama her kapıdan dönünce değeri düştü. E şimdi bayanlarda da nefis var. Filancanın beğenmediğini ben mi beğeneceğim? Filancanın evlenmediğiyle ben mi evleneceğim? Filancadan benim neyim eksik ki onun evlenmediğini ben evleneyim. Hayat bitti. Keşmekeş şu anda. Kardeşlerim arasında böyle bir keşmekeşliğin olmasını istemem.
Ama bunun sorumlusu birinci derecede erkek kardeşler. Bir de yani bana geliyorlar, bana gelmelerine hiç gerek yok. İşin ennenin terazlarını da mutlaka. Üç kimseye evlenme noktasında zorlama. Bu sünnete aykırı. Geliyor ya kızın birisi. Demin bana nikahlamış, tabi oldu. Ya Resulallah ben onu istemiyorum ki. Nikahı feshettar. Ya Resulallah ben feshedip onun boynunu da bükmek istemiyorum. Ama bu benim hakkım mı değil mi? Bu senin hakkın değil mi? Kızın hakkıdır. Erkeğin hakkıdır. Herkese bir ağda alanı kendince bir böyle sünnete geleni oluşmuş.
3 dakika diyelim. Denirken insanlar bir şeyi gözden kaçırıyorlar. Sünneti. Hazretlerinin çizdiği çizgiden yürümüyorlar. Bir kimse eğer bir bayanla evlenecekse bir erkek gözüyle konuşuyorlar.
Bir bayanla evlenecekse evinize gelip kızınızla görüşeceğim. Sistemim bu, stilim bu. O işte kardeşim benden ne alakası var? Benden ne istiyorsun? Adnesi var, babası var kendisi karar verecek. Bir şey var.
Benim üzerimden ders işi kolaylaşacak. Onu düşünüyorum. Ben onların farkındayım. Ama değil o. Bu belli. Kimsesi kimdir? İşte Hacı Erkan'dır. Ya Hacı Erkan abi selam aleyküm aleyküm selam. Dana bir randevu ayarlar. Ben filanca kimsenin kızıyla evlenmeyi düşünüyorum. O kızla görüşmek istemiyorum. Bettey. Kendimde yaptığım icraları örnek veriyorum. İşte evlendirdim.
Kızlar var. Meydandan. Bu meselelerde iyi gibi davranmıyor. Davranmıyor. Kendi kendimi onlar okundan izliyor. Kimse arkadan dolaşıp puan toplamaya çalışıyor. Yanlış. İçerisinde herkes birbirinin yüzüne bakarken aşıp puan almaya çalışmayın. Bu çok büyük yanlışlıkla. Bu büyük bir edepsizdir. Ancak. Bu da sizin insanlar evlensinler.
Aynı dergaptan, aynı cemaatten devam etsinler. Ama bunun yüzünü bilerek de yapsınlar. Ya kıymet bil. Yani aynı cemaattan bir kızla evlenecek. İşin kolaylaşmış senin. Sünnete uygun evleneceksin. Sünnete uygun davranacaksın. Hayatın zorlaşmayacak senin. Ama sen de o kızın kıymetini bil. O ailenin. Oranın kıymetini bil sen de. Ben bakıyorum ben evlenenlere. Yani o kıymet bilinmiyor. Evlenenlere aynı dergaptan evlenmiş. Yani kıymet bilmiyor adam. Erkek derviş kıymet bilmiyor. Bu acım işe. Evinize bakın, çocuklarınıza bakın, eşinize bakın, yiyeceğinize, işlerinize bakın. İşte şuna bakın, buna bakın.
Derviş kardeşler evine normalde pazar masrafı görmüyor. Derviş kardeşler evine bakmıyor. Derviş kardeşler evinin elektriğiyle, suyuyla ilgilenme. Onlar da acı. Anlayayım şey değil mi? Evlenen kıskanlılıkça aynı dergaptan değil mi? Aynı yerden değil misin?
Yani o güne kadar evleninceye kadar kıskanmıyordun da evlenince mi kıskanmaya başladın? Sohbetine de geliyordu. Evlendikten sonra otosofbetine birer adım geri çıkıyor. Yani bakıyor örnek.
Filan cevapla evlenmiş. Aynı cemaattan. Kocası derse göndermiyor. Kendi geliyor ama. Kayınvalide bahane, kayınpeder bahane. Ders günü kayınvalidesini eve getiren derci kardeş var. Herkes burada toplanıyor mu? Annesine telefon atıyor. Sen gel bizim eve. Annesi perşembe gün gelinin evine geliyor. Oğlunun evine. E anneyi bırakıp derse mi gelse şimdi gelin? Yok. Evde bekle. Oğlan derse geldi. Gelin de evden. O gelin sav ya, salak ya. E bir sefer denk geldi, iki sefer denk geldi. Ulan her hafta o denk geldi. Otomatikman soğuyun.
Ne kadar altın var, para baktın var. Adam el köyde gidiyor satıyor. Müsaade de istemiyor. İşte diyor ki gelinin altınlarını ve parasını almak dinen cahit midir diyor. Ondan sonra eve gidince bu soruyu sen sordun diyor. Onun boğazına yapışıyor. Yeni evlenen benim şeyhimin önünde rezil ettin beni diyor. Ha sen gece rezil olmadın yani. Evlendiğimin sabahı o altınları, o paraları istemekle o hakimlerin önünde servisler olmadın. Benim önümde mi rezil oldun? Kardeşler otomatikman çöküyorlar. Örneklere bakıyorlar harika. Ama bir örneklere bakıyorlar çöküyorlar.
Allah bizi affetsin. Evliliklerinizi kolaylaştırın. Kutleştirin. Açık ve net. Kafirleşmeyin. Kafirleşmek ne demek? Evliliğini zorlayanlar, evlenmeyi zorlayanlar, kız alırken verirken zorlayanlar kafirleşenlerdir.
Sünnete uygun davranık. Hep çıkarıp yürüyor. Kıymet bilerekten yürüyor.
Çizgisi olmuyor bir kimseyle mi? Allah bizi affetsin. O yüzden evet. Yani sancılı bir durum dolaşıyor herkes. Sancılı tefekkür etsin. Bunun dizaynesini düzenle.
Bununla giren herkes senin hanımın değil. Senin annesi, ablası, teyzesi. Ya dur dakika bir koyun. Kendisinin eksikliğini biliyor. Dört beş tane kapı dolaştı. Kimse olan ona kızını verdi. O daha yeni geldi ya o kız. Yeni gelir gelmez hemen ülke et attı o iste. Sahibi vermesin diye. Şimdi köyde yaşamıyorlar. O soruyor. Bilince kimdi hemen onlar diyorlar. Seni istedim. Bitti. Üçünüzde adı çıkmış erkekler var şimdi böyle. Şimdi kahret bu dergattan bir daha kızı istersen falan da demeyin.
İnşallah düzeltmeye çalışalım düzeltelim. Birbirlerinize yardımcı olun. Öbürlerinizde destek olun. Evlenme ile alakalı. Büyüklerinizden, büyüklerinizden yardım alın. Ölç alın. Hüseyin'dir, Adman'dır. Tabi onlar biraz tırsıyorlar bu tip şeylerden. Ben çünkü özellikle onlara diyorum sakın bu işlerin içine girmeyin diyorum. Azıcıkça konuşuyorum. Burnunuzu kısar diyorum bu meselede diyorum ben. Bunlar da ne yaşadığınızı bilmiyorsunuz. Neler yaşandığını bilmiyorsunuz diyorum ben. Onlar bir adını geri tutan beri. Onlara da üzülüp kızdın. Yalnız akıl almam. Ben de bu menuzunda o kadar çok yara var ki anlatacak. O kadar çok yara var ki bende.
O kadar çok menkıbe var ki. Yani kalasın onları usta. Onun başında böyle demedim diyeceğim. Benim sen köstek takacaksın bizim kıza. Bana demedin ki diyorum ben. Bizde dört tane bilezik takacaksın. Bana dedin ki bu kız senin. İstedin mi evlendi. Böyle demedin mi? Dedeydim ama. Aynı dört bileziğini aldık. Kösteğini aldık. Sevdi kendini aldı taktı kıza. Kız zannediyor ki Erkek tarafı taktı kösteğine bilezik.
Nasıl yaptı? Orta yerde Mustafa Özbağ'a gitti. Şimdi dergarda yoklar. Döndükten dört beş ay sonra gittiler. İster tamam. Düğüne bir hafta var. Benim kızım çamaşır makinesi olmadığına gelmez. Neden? Çamaşır makinesi, bulaşır makinesi olmazsa valla da billa da kızı vermiş. Artık hesabım, kitabım kalmadı. Şeyhim sağdı.
Dergah için yapıyordum. Düştahım için yapıyordum. Allah için yapıyordum. Aman diyordum dergahta bir sıkıntı çıkmasın, bir problem çıkmasın demesinler. Bak böyle böyle nişanlandılar da düğün haftası bozulurlar. Tamam bacı alalım bacı. Ben bir de şey tevazi yapıyorum ya ben. Saklayacağım. Ben söylerim onları aldıklarım. Tamam. Çocuğa diyorum abicim böyle böyle bir şeyim. Kalsın abi ya. Yok Alçep'te için. Ne o spotçu meşhur var ya şeydeki.
Karakolun üstündeki. Gürkay'ın. Orta kadar bir seviyor bir seviyor beni. Orta benzinlerin altında kadar neyden istiyorlar ha. Bir tovker de kır. Önce çile çekeceksin, darda kalacaksın, şöyle olacaksın, böyle olacaksın. Kabul ediyor musun? Evet. Ben kendim evlenirken ben üzerine evlendim ya. Üç yüz gram var ya çay kum paketleri.
Üçük paket. Onlardan alalımız var. Allah'a emanet olun çay paketlerini şimdi. Çay paketlerinden Ben az bir şey bir toz şekerim vardı evlendim ya. On beş kadar çay bardağı ve çay kaşığı, çay tabağı yok. Bir tane demliğim vardı. Dedemden kalma bir tane kaput bir tane şey tek kişilik bir minderim vardı. Çakma bir tane tahta divanım vardı. Dedemden kalma bir tane eski bir battaniye vardı. Biz tahtanın üzerine yattık. Şimdi derviş evlendiriyoruz. Muz dalımını al, çamaşır makinesini al. Kim bu?
Derviş. O yüzden bu kuzucuklar diyorum ki Mustafa Özbağ çok yalnız siz gelmeyin. Siz bir adım geri durun. Siz bir adım geri durun. Eski derviş kardeşlerden akıl alın. Allah rızası, Allah için söylüyor. Sünnete buyurun. Biz sünnete göre yapın. Evliliklerinizi böyle çanak, çömlek, mal, mülk hesabı güderekten yapmayın. Yıkın. Allah bizi affesle. Falevenler.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi