Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Eylül 2011 · 43:50
Geceniz ailesinde, Cenab-ı Hak Gönü'niz ailesinde, bu hafta gittiğim yerde, aleyhissalâvî selamlar var. Hâlette nasibi yoktur böyle, işlerin yolunda gidilmesi için kendine yapılan mükemmel bir şeyler buna girerdi. Kulema kurtulmak için veya nazardan kurtulmak için, tüm şeylerden kurtulmak için bu tür şeylerden kurtulmak için bu tür şeylerin bir de bulmasını makul görmüşlerdi.
Fakat bu makul görülen şey, zamanla başka tarafa ters dönüyor. Yani insanlar ilk önce bunu öğrenmeye çalışıyorlar, büyüyü bozmak için diyorlar. Bir gün teslimi onlar da büyücü olur tüküyor, Allah muhafazaya. Bu noktada büyü hak, Peygamber sallallâhu aleyhi ve selam'ın yeteneği yapıldı çünkü, Cenab-ı Hak ona aileselerdi, felak ve nazsul ellerinde büyüden kurtuldu. O yüzden bu meselede kardeşlerinin, ağzılarının yapıldığı tek bir şey var. Ayet-ül Kürsi, felak nasıl okunlar? Fatiha okunlar. Yani, şimdi şöyle bir şey var. İnsanlar işlerine sahip çıkmıyorlar. Makul dairete durmuyorlar. Sebeplere sarılmıyorlar. Sebep, sebep şu.
Bir kimsenin dükkanını açması, çeşidini takip etmesi, işini takip etmesi, elemanlarını takip etmesi, kendini sıkı bir şekilde, bunun gibi. O yüzden kardeşler işlerine sahip çıksınlar, evlerine sahip çıksınlar. Yoksa insanoğlunun kendi başarısızlığını, kendi beceriksizliğini bir yere götürüyorlar. Beceriksiz, ben beceriksizim demiyorum.
Biz konuşmayalım. Lütfen Allah rızası için yanınızda sohbet başladığında, yanınızdaki bir şey oldu mu cevap vermeyin. Kendi kendisine de tartışmış. Kendilerine, kendimizce,
rabıta ne bürlediğimizde işte düşünmek, rabdetmek, kalbini yanıp tutmak, bir sürü tarifleri var. Ama bunlar tarikatların içerisinde, hiçbirisinde yerli yerinde kullanılmıyor. Yerli yerinde değil. O manen bir seyir üstlülük esnasında olması gereken bir şey. Ortasında da değiliz.
Nasıl yapılır dediğinde, herkese olan açık rabıta, işte üstadını düşüneceğiz. Üstadının iki kaşının arasını, iki kaşının arasını getireceğiz. Tabii bunun akşimendilerde, bu daha disiplinli bir şekilde. Daha böyle olmazsa olmaz. Ama derviş o hale gelmeyince, ortada değil isen, bu dervişte ters etki yapıyor. Dur, sabahtan akşama kadar üstadın. Kimse muhabbet ediyorsa, seviyorsa, rabıta kurmak demek, sevmek demek. Benim anladığım rabıta. Eğer sen seviyorsan, seviyorsan, sevdiğini düşünürsen, seviyorsan, sevdiğinle arasında bir yol oluşur, mal oluşur.
Sevmiyorsan, sabahtan akşama kadar sen rabıta edeceksin. Değil mi Gazi? Yani insanlar, birbirleriyle muhabbetleri yok. Birbirlerine muhabbeti yok. Üstadını hiç görmemiş. Üstadının, ona rabıta etmiş. Kataramından. Sohbetine katılmıyormuş. Üstadının zikri. Hiç hayatı boyunca, üstadıyla aynı zikir halakasında buluyor. Üstadıyla aynı sohbet halakasını, dervişlerle tanışıyor. Hamut ediyorlar, üstadlarına. Şeyhine ramut ediyorlar. Şeyhi vefat etmiş gibi, şeyhinle, hatta sağlığından da, sağlığında da derviş değil. Böldükten sonra ona demişler ki, bizim şeyhimiz şöyle güzel şeyhdi, böyle güzel şeyhdi, şöyle iyiydi, böyle güzeldi. Al bu şeyhimizin dersi, o şeyhin dersini çekiyor. Hayatında o şeyhle hiç, bir teşvik-i mesaisi yok.
Ona rabıta ediyor adam. Dünya üzerinde kaçık vaziyette. Yani adam o zaman kimseye rabıta edecekti, ne ama ölmüş bir şeyhe rabıta etsin, gitsin Abdülkadir Geylan Hazretleri'ne etsin. Veya neden Abdülkadir Geylan Hazretleri'ne etsin? Gitsin Hz. Ebu Bekir'e benimle etsin. Veya neden Hz. Ebu Bekir'e etsin ki? Gitsin Hz. Resulullah'a yapsın. O zaman bu tam yerli yerinde değil. Evet, rabıta var. Ama o derviş seyri sürükte girecek.
Seyri sürükte ise, o seyri sürükte olan kimse, rabıtanın tadını, lezzetini, mahiyetini ve hikmetini bilecek. Mahiyetini bilmiyor, hikmetini bilmiyor, onun tadını bilmiyor, lezzetini bilmiyor. Veriyorlar insanlara rabıta, boyuna, tavuk gibi düşünüyor bütün herkes. Sabahtan akşama kadar düşün. Bu esmasını alması lazım. Bu esmasından sonra, rüyasında halinde, rabıtayla alakalı bir şey görmesi lazım. Esmasına geldiğinde, onun rabıtası iyi çoğut olacak, yerleşecek. Üstadın neyine rabıt edecek? İki kaşının arasını, iki kaşını getirirken, pisiyken bunu düşünecek. Veya manen düşündüğünde, üstadın iki kaşının arası mı kalacak, halinde gördüğünde?
Üstadını ne olarak görecek ki o esnada? Bunun üzerine konuşulacak çok şey var. Ama ehli tasavvur, bu noktada, insan kendi kendine rabıta eder mi? Evet, kendi gözüne rabıta eder. Aslında o, kendi gözüne rabıta etmesi, kendi kendisini hesaba çekmesidir. Kendisini sigaya çekmesidir. Kendi kalbinde ne olup ne olmadığına bakmasıdır. Bir kimse, asıl önemli olan rabıta bu. Sen kendine rabıt et, kendi kalbine rabıt et. Kendi kalbindeki muhabbetleri bir gör. Kendi kalbindeki sevgileri bir tanın. Kendi kalbindeki putları bir tanın. Kendi kalbindeki putları tanın. O putları yıktıktan sonra, merak etme, bir ilah gelip oturacak, yerleşecek oraya.
Gönlündeki sahte ilahları, sahte putları yıkamamış olanların, birilerine rabıta etmesi kadar, gülünç bir şey olmaz. Nefsin hegemonyasında, inim inim, inlerken bir kimse, onun işte, üstadını rabıta edeceğim demesi kadar, gülünç bir şey olmaz. Kalbimize açıp baktığımızda, kalpteki olan, ne kadar gayri sevgi varsa, önce onları bir kırıp, yok etmemiz lazım. Biz o nefisle alakalı mücadelede, nefisle alakalı o muhasebete, biz neredeyiz? Önce ona bakmamız lazım ki, ondan sonra biz rabıta noktasında, daha iyi konuşalım. Allah bizi affetsin. Onlar namazlarından gafittirler diyor bir ayette. Bu gafi olma nasıl?
Adam namazını kılar, namazda çekler, senetle devam eder. Almaya devam eder namazda. Namazda başkalarıyla konuşmuyorlar, kötülüklere devam eder. Namaz sizi kötülüklerden alıkoy. O zaman öyle nasıl? Sizi kötülüklerden alıkoysun. Namaz o namazdır. Bir namaz kıldığınızı, kime namaz kılıyorsanız, namazda onu görün. Burada yukarıları, ileri görür. Peygamber sallallahu bütün namaz kılan, dünya üzerinde, hepsi de sabrı tutmuş.
Pazır kıldır, pazır kıldır, namazı kıldık attık. Namazı aldık, sattık, evlendik, boşandık, çocuklar oldu, torunlar oldu, çocukları evlendirdik, boşandırdık, torunlar oldu, torunların sünnetlerini yaptık, büyünlerini yaptık. Ondan sonra Esselamun Aleyküm Rahmatullah, Esselamun Aleyküm Rahmatullah. Bitti, hayat bitti. namazda. İki rekatlık namazda, bir hayatı bitirdik. Kılmalı. Yarası varmış, yarası yakılması gerekiyormuş. Demiş ki, namazda yaran yakındı. Namaza durmuş, Allahu Ekber namaz kılarken, yarasını yapmışlar.
Esselam vermiş. Demiş ki, yaranı yaptınız mı? Yaktık demişler, haberin olmadı mı? Hayır demiş. Hz. Ömer Efendimiz, namazda çıkarıldığı gibi. Kılın, son namazınızı kılın. Canını alacağım, sen nasıl namaz kılınlarız, öyle değil mi? Namazımız öyle olsun. Sevgi, yaşatmak için bir ıbıcı var mı? Tecediyacı vardır. Bir şey varsa, onun kokusu vardır.
Eğer bir şey anlatıyorsa, bir şey anlatıyorsa, demek ki o görülmüş, yaşanmış. Efsane gibi gelebilir. Evet. Ama yaşanmış demek ki, efsaneleşmiş. Yaşanmış demek ki anlatılıyor. Bir Leyla ile Mecnun yaşanmamış, diyebilir miyiz biz? Efsane olmuş. Bir kere bile asrı biz yaşanmamış, diyebilir miyiz? Efsane olmuş. İleyha'nın yaşadığı aşkı biz yok diyebilir miyiz? Efsane olmuş. Demek ki bir şey anlatılıyorsa, muhakkak ki onun bir gerçeği var. Muhakkak ki onun bir iyisi var. Siz, eğer ki bu noktada aşka ulaşmak istiyorsanız, teceddiyatının altında duran bir aşık muhakkak vardır. Ve siz aşığa ulaşırsanız, aşka ulaşırsınız.
Aşığa ulaşamayan, aşka ulaşmaz. Bilmediği, tatmadığı, duymadığı bir şeyin, peşine gitmesi zordur. İsmi var, ama izine, izini bulması lazım. Onun kokusuna ulaşması lazım. Onun izi ve kokusu aynak, ancak aşıktadır. İlahi aşk, ilahi aşkını, aşıklarının üzerinde tecelli ettirir. Allah bu noktada, kendisini gizlemiştir. Gizlediği şey ise, aşıklarıdır. Siz aşıkları bulursanız, aşka ulaşırsınız. Siz, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden buluşmadıysanız, ulaşmadıysanız, ona ulaşamazsınız. Nasıl ki, iman noktasında, Muhammed Mustafa'ya ulaşmazsan, Allah'a ulaşamıyorsanız, nasıl ki, İslam noktasında, Muhammed Mustafa'ya ulaşmadan, İslam'a ulaşamıyorsan, ortasında da, aşıklara ulaşmadıktan sonra, sen aşka ulaşamazsın.
Aşıklar padişahı, Muhammed Mustafa'dır. Hep gelen aşkın, dellalı olmuşlar. Anlatan, aşkı yaşayan insanlar olmuşlar. Aşığı bulmak gerek. Hismetçi ol. Her ikisinde olamıyorsan, git dağda taş mı olacaksın, toprak mı olacaksın, keçi mi olacaksın, böyü mü olacaksın, ne olursa o.
Bir şey verdiğinde, iffetini muhafaza edendirsin. Dediler ki, bu hangi beladır? Buyurdu ki, aşktır. Allah Allah. İffeti namus gibi algılarsınız, anlarsınız. Zahiri de öyledir. Anladığınızda, evet, bir kimse birisine muhabbet, desteni birisine aşık olursa, iffetini koruyacak. Eyvallah. Durumu farklıdır. Dışılmayın, kolaylaştırın diyor.
Bize, bize, özür dünyada, müzik dinleyenlerin kulaklarına kaynatılmış kuş. Hadi şerif var bu noktada. Nerede kadar, üzerinde, atışma da olsa, ben o tip tartışmalara girmek istemiyorum. Şafiler, bilhassa, bu tip birkaç tane hadis-i şerifi kendisine, sonraki Şafi'yi bilemazlığı, ölçanıp, eşitgal edenleri, çok büyük hitamlarda bulmuşlar.
Zem etmişler, Hanefiler bunlara katılmamış. Hanefiler onlara katılmadığı için, Hanefiler, o müzikle, müzikle alakalı meselelerde, daha farklı davranmışlar. Evet. Bu noktada, Şafiler, bu hadis-i şerifleri kendilerine ölçe almışlar. Hanefiler de, Resulullah'ın, bazısının, Hazreti Ebu ve Kireb'imizin kızının, kına gecesinde, kınanın yapılması, orada cariyeleri dinlemesi, işte cariyeleri susturmaması, ondan sonra, bayramlarda, davul çalanların, kendi halkoyunun, hatta Hazreti Aişe Validemizle beraber, mescidine vereceğim.
işte başka bir noktada, kapının önünden onlar geçerken, Hazreti Aişe Validemiz'in sırtına alıp, omuduna alıp, yolundan seyrettirmesi, Hanefiler genelde bunların kendilerini ölçe alıp, müzikle alakalı, bu kadar ağır şeyleri kullanmamışlar. Kertenkele öldürmenin hükmü nedir? Ya normalde, Kertenkele, sizde zarar veriyorsa, evinize zarar veriyorsa, bu noktada bir reis yok. Evde balık veya, İbduvana bakıyorum, bir sakindesi var. İbduvana ne ya? Bunların bakılmasında bir reis yok. Sevmekle, sevilmekle takmi sert et kendini ya. Sevmek mi daha kıymetlidir, sevilmek mi?
Sevilmekte biraz ilahlık vardır, tanrılık vardır. Nefis, sevilmek hoşuna gider nefsin. Hep sevinmeyi ister nefis. Gönlümüz hep sevinmeyi ister. Mesela isteriz ki, şeyhimiz bizi sevsin. İsteriz ki eşimiz bizi sevsin. İsteriz ki çocuğumuz bizi sevsin. İsteriz ki sevgilimiz dediğimiz kimse bizi sevsin. Her deriz ki o bizim benim sevgilim, ne biçim sevgililikse, deriz ki o beni sevsin. Herkes sevilmeyi ister. Burada sevilmeyi istemeyecek hiç kimse yok. Hepimizin içerisinde yarı tanrılık var biraz, yarı ilahlık var. Hepimiz de sevilmeyi isteriz. Şimdi burada erkeklerin hepsine de sorsan, size aşık bir kadın istemez misiniz desem, herkes şurada sizi kapının önünde, size aşık bir kadın bekliyor desem, yüzde doksan dokuzı dışarı çıkar.
Evet. Gönül onu ister. Kadınlar için de öyle. Deseler ki kocalarınız size aşık, kadınlar için mükemmel bir şey. Kendilerine aşık bir koca, mükemmel. Çocuklar kendilerine aşık bir baba isterler. Sevilmek o kadar gönlümün insanı hoş gelir ki, insanı lezzetlendirir, tatlandırır. Sevilmek insanın ayağını yerden keser. Birisi peşinizde koşuyor. Birisi uğurunuza her şeyini feda ediyor. Birisi her şeyini yok ediyor sizin için. Ve bütün herkes oturduğu sevilmeyi bekliyor. Bugün insanı, yani tarih boyunca değişmemiş bu. Hep sevilmeyi beklemişler. Birisi gelsin başını okşasın onu. Birisi gelsin onu sevsin. Biz hepimizle şimdi Muhammed Mustafa bizi sevsin diye bakarız.
Gelse derste başımızı okşasak öyle değil mi? Gelse gözümüzün önüne gelse, kalbimizin içine yerleşse, bir evladım dese neler feda ederiz? Öyle değil mi? Dağlara çıkarız. Aklımızı yitirmek isteriz. Neden? Ya bizi sevdi ya. Mükemmel bir şey. Ya bütün ben aynı şeyi ben de yaşadım. İnsan dervişliğinde ne yapar? Üstadının kendisini sevmesini bekler. Bir aniden seni arasa, yavrum evladım dese, ne güzel değil mi sevilmeyi? Harika bir şey. Sevme, duruyor, hayat duruyor sevmekte. Neden? Sevmekte, vermek var çünkü. Nefise zor gelen bir şey. Nefis onu aşağıya çekiyor. Neden sevecen ki?
Neden verecen ki? Neden peşine düşen ki? Neden seviyorsun ki? O seni sevmedi halde neden seviyorsun ki? O dönüp bakmıyor daha iyi sana. Sen neden bakacağım diye uğraşıyorsun ki? Sevmek gerçekten. En sonuç, sevmek için mangal bir yürek dağıtın. Sevmek için nefisten geçmek lazım. Sevmek için varlıktan geçmek lazım. Sevmek için kendinden geçmek lazım. Sevmek için hesap etmemek lazım. Sevmek için dünyanın hiçbir şeyin gözünün önüne gelmemesi lazım. Bu vallahi dünyanın en zor şeyidir. Ve ne acıdır herkes sevinmeyi bekler. Herkes sevinmeyi bekler. Biz namaz kılarız, Allah bizi sevsin diye bekleriz. Salatu selam getiririz, Resulullah bizi sevsin diye bakarız.
Derse geliriz, üstad bizi sevsin diye bakarız. Veya derste kardeşler, dervişler bizi sevsin diye bakarız. Ve bütün herkes kendisinin sevilmesini arzu eder. Ve her haliyle sevilmeyi celp edecek şeyler yapar. Sevilmeyi celp edecek. Tebessüm eder, sevilmek için. Sevmek için değil, sevilmek için tebessüm ederiz. Hoş görünürüz, sevilmek için. Tatlı görünürüz, sevilmek için. Yakışıklı görünürüz, sevilmek için. Güzel görünmeye çalıştığınız, sevilmek için. Ördününüzü bağlarız dışarı çıkarken. Sevilmek için. Mantığımızı usturu bu geyerek, sevilmek için. Gömleğimizi, kıyafetimize dikkat ederiz. Sevilmek için. Sevilmek için. Ve insanlar hep kendisinin haricindeki her şeyin kendisini sevmesini bekler.
Ağaçlar onu sevsin, çiçekler onu sevsin, kuşlar onu sevsin, böcekler onu sevsin, hayvanlar onu sevsin, sular onu sevsin, bütün taş, toprak, her şey onu sevsin. Ev onu sevsin, gelsin kapı onu sevsin, kendiliğinden açılsın. Hanım onu sevsin, onu ayakta karşılasın. Kocası onu sevsin, onu ayakta karşılasın. Ama sevmek, ciğerini yakar, kalbini eritir, ruhunu eritir, insanı bu noktada zorla zorla zorla yırtar insanı.
Sevmekten uzak dururur. Ama kutsal olan, ama mübarek olan, ama yüksek olan, ama sevimli olan sevmektir. Sevmekten sevilmek vardır. Sevmeyi önemli, ben onu sevdim. Diyeceksiniz ki sevilmek, evet sevilmek de Allah'a yönelik derim.
Ama sevmek kadar düştün. Bizi sevenlerden evin. Bu yaşta ne sakalı diyorlar, kesmeyi istemiyorlar. Ben kimseye sakalını kestemem. Kimseye sakalını bıraktırırım. Sünnetlere herkesin yaşamasını isterim. Komaktansa, sakal bıraktığından dolayı iş bulamıyorsun dediğin anda sen kendini tehlikeye sokuyorsun. Derdim ki bu makul ve mağazı olup da iş yapar, çalışanlar evini kalır.
Kendiniz yönlendirecek. Sen sakalı, müştahlar yaparlar ya.
Sen sakalını bırak. Sen cübbeye giy. Sen şalvarla dolar. Sağısın.
Kirli sakal, kendi işe olanlar, kirli sakal duyuyorlar. Sakala düşman olanlar, ateşten atıyorlar değil mi?
Sapkınlığına uğramışlar ya, bir cehennem olduğunu biliyorlar yani. Cezalandırılacak.
Kendi sapkınlığına, kendi dinsizliğine bir din süsü verip inanacak ya ne yapıyor? Bir tane ateş yapıyorlar ondan uydurup da onun üzerinden atladın, cehennem ateşinden kurtuldun. O ateşin üzerinden atladın, ne olur o seneki günahların affol. Şimdi o ateşin üzerinden atlayanlar bu anlayışta eğer atlarlarsa teclin, iman, teclin, nikah gerekli hepsine der. Ateşin üzerinden atladın, cehennem ateşinden kurtuldun düşüncesi var ise, teclin, iman, teclin, nikah gerekli evliyse. Atlayanlar başına atladıysa deli danalar gibi, deli danalar gibi atladılar ateşini. Evet, deli danalar ateşten korkarlar, çıvarlar, atlarlar. Hayvanlara ateş çok korkutursun. Ateş yalnızca hayvan ateşten sıçrar.
Korkar ateşten. Ne korkarmış ateşten? Hayvanlar korkar. İnsanlar korkar mı? Korkmaz. İnsan insanı kâmil olduysa, insan olduysa, sen onu ateşin içine atsan da o gımıldamaz bile. İbrahim kâmiladı mı? İbrahim ateş? Yok. Demek ki ateş hayvanları yakıyor. Sen hayvan isen ateş seni yakacak. O zaman da sen ateşten kaçacaksın, yürük sen, yürüceksin. K-i-i-b-i. Kaza ve nafile sayılır mı? Bir şey saymış olur.
Ne yapacaksın ben? Siz el gece züyanızdan ama normal bir nafı üç tane bize defnedilir. İnsan için ayağa kalkmanın hükmü nedir?
Hanefiler bu noktada üstadlara ayağa kalkmış, ustalara ayağa kalkmış. Bu noktada onlar da kendileri için fedva vermemişler ama.
Ayağa kalkmışlar. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Hazreti Osman efendimizin edebinden elini ayağını toplamış. Bir kimsenin dünyalık meta için hoş görülmemiş. Zalimler sultanlara ayağa hoş görülmemiş.
Hazreti Osman efendimizin beri olmak için, kurtulmak için ayağa kalkmanın da olabileceğine dair fetva verenler var. Çok hoş görmemişler. Bir kimse bir cemaata girdi, hiç kimsenin haberi olmadı. Ve oradan gittiğinde de işte oldum diyor, ona bakın. Bir yere girdiniz, kimse sizin gelip gidişinizden öyle bir heyecan duymadı. Yani siz çok önemli değilsiniz. Bu sizin için hayırlı bir şey. Ayağa kalkınmak gerçekten nefse ağır gelen nefse doğan.
Sevilmek muhakkak ki nefse çok tatlı gelir. Hep insan keskin kılıcın üzerinde yürür. Ama insan hep ateşin üzerinde yürür. Çünkü ona göre alimi istihab, irtidattır. İmamlardan biri olan Hafız el-İmam İbni Asakir diyor ki,
Kardeşim, Allah seni ve beni hayır yolunda hidayet etsin. Bilmiş ol ki, neti zehirlidir. Onların kusurlarını araştırıp açıklayanlara karşı. Kim ki alimlerin kusur ve ayıplarının birine dolarsa, Allah-u Teala ömrün. O kusur ile onu iptila eder. Nitekim Ayet-i Celle'de Allah'ın buyruğuna aykırı hareket edenler, Başlarına bir belanın gelmesinden veya can yakıcı bir azaba uğramaktan sayılsınlar. Hünnemizi affetsin inşallah. Bulaşımla alakalı. Geldim o cicafet. Üç ihlas müfazı yaşıyor.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.