mustafaozbag.org

123. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Eylül 2011 · 41:47

Allah gecenizi hayır etsin, inşallah. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayırınızı, yılınızı, hayırlı eylesin. Amin. Allah'ın veli olduğunu anlar mı? Üç sınıftır. Dostların veliler üç sınıftır. Bir sınıf vardır ki onlar kendilerini bilmezler. Onların veli olduğunu muhakkak.
Allah bilir, melekler bilir. İhsar etmemişler. Kendileri de bilmezler veli olduklarını. İhsar'ı mükayıp değerler ya, bunlar bunlardandır. Bunlar veli olduklarını bilmezler. İnsanlar da veli oldur. Bir gün vefat eder, ölürler. Öldükleri zaman bazı maneviyatı iyi olanlar onların veli olduklarını bilir.
Kısım veliler vardır ki onlar kendilerinin veli olduklarını bilir. İnsanlar onun veli olduklarını bilmezler. Malum, Allah ve maneviyat onların da veli olduklarını bilirler. Bunların hepsi de velidir. Üçüncü anlatacağım veli, en kıymetli olana. O veliler ki onları kendisi de bilir, insanlar da bilir.
Allah ve maneviyat zarifler. Bunlar tasavvuf literatüründe mürşid-i kamil olarak geçerler. Bunlar o rüyada görülenlerdir. O ayet-i kerimede bahsedilen o veliler ki onlara dünyada da ahirette de bu bütün velileri kapsar. Devam eder demeyiz ayet-i kerime. Dünyada da ahirette de müjdeler var. Bu üçüncü sınıf veli, dünyada müjdeyi alan velidir.
Ahirette zaten hepsi de müjdeyi alırlar. Ama o üçüncü sınıf, müjid-i kamil olan veliler dünyada kendilerine müjdeyi alırlar. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine sorarlar. Ya Resulallah, ahiretteki müjdeyi üç aşağı beş yukarı tahmin ediyoruz. Ama dünyadaki müjde nedir? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri cevap verir. Onların gördükleri rüyalar ve onların görüldüğü rüyalar. Yani demek ki bunun ölçüsü, bunun delili neymiş? Bir, insanlar onu rüyalarında görecekler. Ölçü olur. Bir kimse kendisi rüya görür, kendisi nedir ölçüsü? Kendi kendisine rüya görüyorsa, o rüya onun kendisine ölçüdür. Ben ona inanırım inanmam. Ama onun nedir o? Kendisine ölçüdür.
İşte mürşid-i kamiller de insanların rüyalarında hallerinde görülür, rüyalarında hallerinde görülenden mürşid-i kamillerdir. Onlar yeryüzünde fesadı kaldırmak, karanlığı durdurmak, insanların Kur'an ve sünnet noktasında yaşamalarını ve yaşatmalarının mücadelesini verirler. Kirmizi'nin naklettiği hadis-i şerife göre, onlar bu hale çok namaz kılmakla, çok oruç tutmakla erişmezler. Onlar bu hale çok ibadet etmekle erişmezler. Onlar bu hale, onun içinde durup onların eziyetlerine katlatmak, Mustafa'nın güzel ahlakı, ahlaklanmak, o türlü ki yanlış olsalar dahi insanların içerisinde iyiliğe devam etmektir. Kıymetli kardeşler, beni iyi dinleyin. Yukarıdakiler, aşağıdakiler, bizim yolumuz cennete gitme yolu değildir.
İstiyorsanız buraya gelin, onu kendi kendinize halledebilirsiniz. Beş vakit namazınızı kılar, orucunuzu tutar haramlardan, inşallah cennetliksiniz. Bizim yolumuzun ölçüsü, bizim yolumuzun kuralı, bizim yolumuzda gidecek olan, bizimle beraber olacak olan kardeşler, üzerini cennete dikmeyecekler. Gözünüzü dikecekseniz, gözünüzü dikin.
Güzel ahlaklı olmak ve insanlara iyilik yapmaktan geçer. Birisi size eziyet edecek, birisi size iftira atacak, birisi sizin arkanını konuşacak, çekiştirecek, birisi sizi hançerleyecek. Güzel ahlakla bizi yükselteceksiniz.
Ve insanlara iyilik yapmaya devam edecek. Birisi sizi hançerlecek, iyilikten geri çevirmeyeceksiniz. Aileniz aptal diyecek, etrafınız salak diyecek, etrafınız geri zekalı diyecek.
Ya böyle olur mu, sen de bir laf söylesene diyecek, sen de hareket etsene, sen de ona büyük şeyler müdahale etsene, sen de ona karşı dursana, sen onunla mücadele etsene, iki laf da sen söyle. Hayır! Sizin vekiliniz Allah, sizin veliniz Allah, sizin sahibiniz Allah, sizin muhininiz Allah. Herkes bir şey örecek arkanızdan. Dostluk kapısını ağırlamak istiyorsanız, siz ona teslim olacaksınız.
Ve arkanızdan örenlere, elinize fırsat düşerse iyilik yapacaksınız. Elinize fırsat düştü, iyilik yapacaksınız. Onlar bize tutuşturur, onları susturursanız, insanlar sizi süzdan beslemez. Çocuklara şşşt yapmayın.
Durmaya gayret edin. Demişler ki, darül hakkı arasında faiz yoktur. Kupet var, bu cevabı.
Bu kuruşlar. Olmazsa olmazsa evet yap. Ticarette geri kalmamak için. Olur ki, çok sıkıntıya düştün. Küçük bir şeyle sıkıntını halledeceksin. Önün açılacak. Eyvallah! İşinle alakalı bir şey yapacaksın, yetişmiyor. Bugünkü dünya şartlarının arasında senin o meseleye yetişmem mümkün değil. Örneğin. Eyvallah! İşinle alakalı. Ama öyle nefsinle alakalı. İyi bir ara verilecekmişsin, uzak dur. İşte iyi bir ev alacakmışsın, uzak dur. Evin yoksa, git mahkum diye ev al kendine. İşini çok çok genişletmek istiyormuşsun. Niçin? Ütüyorlar çünkü. Ütülüyorsun.
Allah bizi affetsin inşallah. Peygamber Efendimiz diyor ki, din kolaylıktır. İsteyen kimse ona yenik düşer. O halde orta ürün tutunuz. Elinizden gelen en iyisini yapmak için işiniz. O zaman size müjdeler olsun. Günün başlangıcında, sonunda ve bir miktarda geceden faydalanmaz. Evet. Din kolaylıktır. İslam kolaylık dinidir. Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız. Nefret ettirmeyiniz, sevdiriniz. Dini zorlaştırmak takva değildir. Zorlaştırmak takva değildir. Kendi yaşantını zorlaştırmak takva değildir. Size takvayı başka türlü anlatıyorlar.
Ayet-i kerimede o kolaylaştıranlar var ya, onlar gerçek takva sahipleridir der. Din yaşanmak için indirilmiştir. Yaşanmayı zorlaştırmak için değildir. Tasavvuf dini, dini yaşanmak için uğraşır. Dini yaşanmaz hale getirip zorlaştırmak için değil. Din insanlardan uzak, çevreden uzak, akrabalardan uzak, arkadaşlardan uzak, mahalleden uzak, etraftan uzak bir şekilde yaşanacak bir şey değildir.
İslam dini böyle bir şey değildir. Muhammed-i Mustafa'nın peygamberlik germezden önceki bir altı aylık, on üç gün, on dört gün, on beş gün, en fazla on altı, üç gün, beş gün, sülaveden uzaklaşmıyoruz derlerken, kendi kendilerine get dolaşıyorlar, sınır koyuyorlar.
Her sınıf sizi içinize kapatacaktır. Sınır koymayın kendinize, iyiliğinizi her tarafa. Koyduğu düşünceniz evren süncesine uygun ise, siz kahvizi, gönlünüzü, aklına, sünnete uygun değilse, sefensel mesaja uygun değilse, siz kendinizi kapatacaksınız.
Siz düşüncenizi kapatacaksınız. Siz insanlara özel kıyafeler bişeceksiniz. İnsanlara özel mekanlar bişeceksiniz. İnsanlara özel fetvalar vereceksiniz. İnsanlara özel mezhepler uygulayacaksınız. Zorlaştırmak, işin en zorunu almak İslam değildir. Kolayı varken siz kolayı tercih edersiniz.
Siz kolayı tercih edersiniz. Ne der sahabe? Ya Resulallah, ben orucu çok seviyorum. Ayın başında ortasında solukta tut. Gücüm yeter ya Resulallah. Saatesi perşembe tut. Daha fazlasına gücüm yeter ya Resulallah. Bir gün boş bir gün dolu tut. Bu da Davut kardeşim. Ne güzel oruçtu. Bu sana yeter. Yaşlandı keşke Muhammed Mustafa'nın ilk söylediğine tabi olsaydın. Ayın başında ortasında sonunda tutsaydın. Şimdi yaşlanınca nefsime ağır gelmekten. Siz kolay olanı tercih ediniz.
Ömür boyu oruç tutun. Nasıl tutun? Başında, ortasında, sonunda tutun. On dördünde, on beşinde, on altısında tutun. Ama ömür boyu tutun. Haytan üç gün oruç tutarsanız Allah en az biri on verir. Bütün ayı oruçlu geçirmiş gibi sevap alırsınız. Başka bir hadis-i şerifte Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Diyor ki kim böyle üç gün oruç tutarsa bütün ayını oruçlu geçirmiş gibi. Siz kolay olanı tercih ediniz. Zorluğu tercih etmek tatma değildir. Zorluğu tercih etmek nefs-i eziyettir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bazı insanlar veyahut da tarikata girdin. Ben orada özet deme noktasında kendisini zora koşacak, zora tutacak bir şeylerle iştigal ediyorsa bu İslam değil.
Allah bizi affetsin. O yüzden muhakkak ki kim kolaylaştırdı, kim kolaylaştırdı o takva sahibi. Kim sevdirdi o takva sahibidir. Dinden insanları nefret ettirmeyin. Tasavvuf insanları nefret ettirmeyin. İbadetten insanları nefret ettirmeyin. İnsanların arasında iyi güzelliği doğruyu hayrı yayın. İnsanların arasında sizin Peygamberiniz Muhammed'in adında birisi size iftira attı.
Birisi sizin hakkınızda. O yüzden asıl takva eziyetlere katlanmaktır. Takva olsun. Yoksa sarı sünnettir. Şakal sünnettir. Tübbe sünnettir. Ama güzel ahlak onlardan daha evladır. Bakın dilek sahip çıkmak. Sarığı sararsınız kendinizedir.
Çıkmak, çıkmamak başkasınadır. Götü bir söz söylersiniz başkasını incitirsiniz. Elinize sahip çıkmak başkasınadır. Siz elinize sahip olmazsanız başkasına zarar verirsiniz. Allah muhafaza eylesin. Dertli adamın kararsızlıklarla, dumanlarla dolu bir gönül evi vardır. Derdini dinlersen o eve pencere açmış olursun.
Dert dinlemek. Mesnevi'den o zaman şeyden devam edelim. Divan-ı Kebir'den. Dert dinlemek. Dert dinlemek. Vücudun zekatıdır. Dert dinlemek. İşi değildir. O derdi yurtacak, yanacak, içinde kaybedecek. Dert dinleyen gönlü geniş olacak.
O dert onu daraltmayacak. Dert dinleyen gönlü kasvete alışkın olacak. O dert onu kasvetlendirmeyecek, ürünsizlendirmeyecek. Herkes dert dinleyemez. Müjdeler olsun. Dert dinleyip de o derdi başkasına yaymayanayamaz. Dert dinleyip de o derdi derman olmaya çalışan. Yoksa dinle sabahtan akşama kadar. Yok. Sen onun derdine bir merhem olmaya yüksek gönüllüsün. İşte o insanlara hayır penceresi açar. İnsanlara iyilik yapan kimsesin. Eğer derdi dinleyip derdine derman olmaya çalışıyorsan. Yoksa muhakkak ki kuru kuru dert dinlemek de güzel bir şey. Eğer sen kendini düşünüyorsan yalancı aşıksın demektir.
Sevgiliyi elde etmek mümkün değilse aşıklığın şartı da o yolda ölmektir. Allah Allah. Aşık. Kendini düşünen aşık olmaz. Kendini düşünmez. Eğer kendini düşünüyorsa o aşık değildir. Maşukundan başka bir şey görmeyen ve düşünmeyene demez. Sevgilisinden başka bir şey görmez ve düşünmez. Sevgilisinden başka bir şey sikletmez. Sevgilisinden başka bir şey konuşmaz. Sevgilisinden başka bir şey duymaz. Sevgilisinden başka bir şey hissetmez. Onun yemesi sevgilidir. İçmesi sevgilidir.
Duyması sevgilidir. Konuşması sevgilidir. Onun nefesi sevgilidir. Alması sevgilidir. Vermesi sevgilidir. Öyle aşk. Bu can da o. Edebiyatta güzeldir bunlar. Edebiyatta. Kimse de o aşkı durdur. Öylesi almıştır. Hani Sufi deriz ya. Kerviş deriz ya. Bu size uçuk bir şeydir. Bir gün öyle dedim. Sen şeyhini sevgilin gibi sevmedikçe sen o yola giremezsin dedim. Birisine kapıyı karıştırdı. Sustum bir daha. Hiç konuşma. Şeyhini sen sevgili gibi sevmezsen bana öyle dedi.
Oğlum nasıl seviyorum dedi. Bana sevgilim gibi seviyom dedi. Eş sinseldikten eş tutar. Hz. Mevlana'ya da öyle demediler mi Şems-i Tebrizi'yi sevdiği için? Şems-i Tebrizi'yi gözünün gördüğü her şeyden fazla sevdiği için ona böyle bir iftira etmediler mi? Kendileri o iftiraya attıkları şeye maruz kalmadılar mı?
Gidip kendileri o işi kendileri yaptırmadı mı? Çünkü sen Allah'a bir iftira atarsın başında tecelli olur. O senin başında durur. Oğlum Şems-i Allah gibi görmez. Öyle değil.
Şems-i Allah değildir. Şems-i Peygamber de değildir. O yüzden aşık kendini düşünmez. Aşık sevilmeyi düşünmez. Aşık hoş görülmeyi düşünmez. Aşık okşanmayı düşünmez. Aşığın kendinde hesabı yoktur. Tek hesabı vardır o da. Kendini ona. Çünkü aşığın sevgilisi Allah'tır. Gelen eziyeti. Ama genel eziyeti. Gelen eziyeti. snaps-i Ben anlat ofte qui σu a".
Geldi. İftirayı, kıymeti, dedikoduyu duymaz. Onları kendine bir çiçek bahçesi gibi görür. Bilir ki onların ardında Allah vardır. Bilir ki onlara sabrederse Allah onunla sohbet edecektir. Bilir ki o eziyet, o sıkıntı, o dert, o gam. Allah kimle bizi onlardan eylesin. İkinizde eğer Ümmet-i Muhammed Aleyhisselam demişsiniz, zarar verenlerin isimleri söylenmesi kıymet değil demişsiniz. Bazı cemaatler bu şekilde rand haline çevirmişler. İsimlerini söyleyebilir misiniz?
Çok basit ki bu ölçü. Kur'an-ı Kerim'de Cenab-ı Hak buyurur ki sizden ücret isteyenlerin peşinden gitmeyin. Birisi sizde dini bir hizmet yaptığını söyleyip sizden bunun karşılığını istiyorsa çok basit. Peşinden gitmeyiniz. Birisi size burada bu var, içeri giren bin lira verecek diyorsa gelmeyin. Ben bir gün gelir sizden para istersen vermeyin.
Sizden yemek, ekmeği, içirmeyin. Hem valla bir günden bir güne gelir sizden para dilenirsem hem valla da verin. Dersin ki bize sohbet için bizden bir lira istedin, bir lira istedin, beş kuruş istedin, bir tabak yemek istedin. Uyumak istedin, bir kişi derse hemen buradan çekeceğim, gideceğim, Bursa'dan çekeceğim, gideceğim.
Sizden ücret isteyenlerin peşinden gitmeyin. Biz burada Müslümanlara şu hizmeti yapacağız, bu parayı verin bize. Git kardeşim ne yapıyorsan yap beni iblanda. Bu hangi cemaat olursa olsun. Tabii millet böyle istenmeye alıştığında isteyecekler ya, o da böyle kaybettirilecek ya, derdim diye böyle gidecek, baş köşeye oturacak ya, bunu yapmıyoruz ya biz.
Bana telefon açıyorlar, bu tekkenin değirmenin suyu nereden geliyor? Tekkenin kapısında tuttu, hocam ne dedi, bu değirmenin suyu nereden geliyor dedi, Allah'tan dedim ben de. Allah'a inanmıyor ki adam, Allah'tan deyince baktı, inanmıyor Allah'tan olduğunu. Dedim, senden hiç para istediler mi? Hayır dedi. İsterlerse sakın vermez dedim, vermem ki dedi, ne soruyom ki dedim ben.
Birisi deyip de, sizden yaptığı bir işin ücretini istiyorsa o alkan kılası için değil. Bir kardeşim burada namaz kıldırıyor, sen Allah rızası namaz kıldırır mısın? Şimdi Kur'an-ı Kerim öğretiyorsun. Şafiler köşeye oturmak olarak, müşteriye denirim, şikayet edilmişlerden hiç birisi gelmiyor.
Gelmek zorundan mı? Kimse gitmiyormuş, gitmek zorundan mı kardeşim? Yapıyor. O bir kap yemeğe sohbeti değişti. Telefonu açarlar. Bunları yaşayarlar. Mustafa Efendi, biz geliyoruz baka, iyi hava, hoş geldiniz. Yemeğimiz hazır mı? Yatacağımız yerimiz hazır mı? Dervişliğe mi geldiniz, gezmeğe mi geldiniz? Dervişliğe geldiysen yemek bekleme, içmek bekleme. Dervişliğe geldiysen yatmak bekleme. Misafir ederler diye bekleme. Beklersem ben de, ben de beklersen dilim kopsun.
İsm-i şart değil, bu ism-i şart değil. Para istiyor mu senden birisi? Biz Allah için şu hizmeti yapıyoruz. Bize şu kadar para ver. Veya para dolduruz. Veya yardım bıraktın kardeşim bizden. Sizden üşiret isteyenlerin peşinden gitmeyin. Biz talebe okutuyoruz, bize şu kadar para ver. Biz talebelere yemek alacağız, bize şu kadar para ver. Biz burada Kur'an kursu çalıştırıyoruz. Kocamıza ne verecek?
Maaş verdin. Biz burada Kur'an kursu açtık. Eee, bu işte şuraya, şuradan para lazım. Kur'an kursu açtık. Burada talebelere para lazım. Kurs açıyoruz. Tekkeye o kadar çok kurs açmak isteyenler var ki. Ben diyorum ki, para istemeyecekseniz gerçek olan. Efendim buyurun, kursu açın, istediğiniz kursu açın. Ebrumu açsanız, halkımı açsanız, ne istiyorsanız açın. Hiç kimseye yanaşmıyor. Neden? Gelecek oraya. Mekan güzel, ambiyans güzel. Oradaki insanlar Allah rızası için. Getir çay, götür çay getirip götürüyor. Kaldırıyor elini bana, çay getir diyor, geliyor. Eee, o arkadaş da oturacak orta para kazanacak. Ya tam yeri. Ben de zaman diyorum ki, sen burada fi sevimullah yapacaksın.
Biz burada hiçbir şeyden para istemiyorum. Böyle şey olur mu diyor bana. Neden? Para kazanacak. Buraya gelecek bir şey satacak. Telefon açıyor. Ben orada kapıda bir şey satsam olur mu? Yok kardeşim olmaz. Kadınların sohbetine gerçekten bir şey satacak. Ne satacak? Kazak satacak, mendil satacak, örtü satacak. Satmak yasak diyemden gelmiyor. Dervişlikler bitiyor. Sizden ücret isteyenlerin peşinden gitmeyiniz. Birisi size ayağa katmanızı söylüyorsa, birisi gelecek köşeye oturmak istiyorsa, birisi kendisine saygı gösterilmesini istiyorsa, bunların hepsi de ramptır. Birisi size sohbet etmeye geldim diye, sizden yemek istiyorsa, yatacak, kalkacak, yiyak istiyorsa, bunların hepsi de ramptır.
Allah bizi affetsin. O yüzden başka bir şey aramadığımıza gerek yok. Birisi sizden ne ücreti istiyorsanız, şunu diyeceklerdir size, bunlar parasız olmuyor ki. Değil mi? Para istemeden de oluyor. Para istemeden de oluyor. Cenab-ı Hakk'ın güne kadar yeterdi.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi