Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 29 Aralık 2019 · 1:04:09
Selamun aleyküm, Allah gecenizi hayırlı eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Kaldığımız yerden devam ediyoruz, on altıncı sayfada kalmışız. Genel anlamda ehl-i sünnetin siyasi tecrübeyi siyaset doktrinine ya da kelami bir siyaset doktrinine dönüştürmesi ve siyasetin olması gereken hukuki çerçevede yeterince ele alınmamasını araştıralım. Konu başlığı bu. Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem hayattayken dini ve dünyevi işleri yürütmek üzere yerine herhangi bir kimseyi imam, halife olarak bırakmadı. Doğru değil. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri sefere çıkacağı zaman, Medine-i Münevheri'den dışarı çıkacağı zaman yerine bir halife atıyordu.
O yüzden bu eksik bilgi. Mesela atanan halifelerden birisi Ümnü Mektum. Yani âmâ olan Ümnü Mektum bir de. Yani onun âmâ olmasını, kendisinden sonra Medine-i Münevheri'de halifelik yapmasını, valilik yapmasını, orada idare etmesini herhangi bir şey demeli. Ümnü Mektum'u halife olarak atadı. Hatta bir sefer cihada giderken de komple sadece Medine için değil, kendisinden sonra bütün her şeyden sonra Hazreti Ali radiyallahu anh hazretlerini atadı.
Hatta Hazreti Ali Efendimiz şeyhe gitmek istedi, cihade gitmek istedi. Ona dedi ki, Musa'nın Harun'u neyse sen de benim için öylesin dedi. Dikkat edin, Musa'nın Harun'u neyse. Hani Musa aleyhisselam da Tur-i Sina'ya gidiyordu. Tur-i Sina'ya gidince normalde Cenab-ı Hak'ya yalvardı. Dedi ki, benden sonra bir halife, benim kendimden bir halife tayin et. Benden sonra birisine tayin et. Harun'u istedi Cenab-ı Hak'tan. Cenab-ı Hak da Harun aleyhisselam'a onu halife olarak verdi. Hem peygamberlik halifesi olarak. Sonra Harun aleyhisselam'a da peygamberlik verildi. O yüzden Musa'nın Harun'u neyse sen de benim için öylesin dedi. O yüzden burada hemen hemen paragrafa girdim.
Yani dini ve dünyevi işleri hayattayken, dini ve dünyevi işleri yürütmek üzere yerine herhangi bir kimseyi imam, halife olarak bırakmadığı sözü doğru değil. Mesela bir hadis-i şerifte var. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir kavim veyahut da bir köy veya bir kasaba İslam olunca oraya bir tane nakip atıyordu. Hadis-i şerifte nakip olarak geçer. Ve sufilerin organizasyonu, sufilerin teşkilatlanmasının temelidir bu. Sufilerde de nakip denilir çünkü. Oraya, o beldede ders yaptıran, o beldede şeyhin adına, şeyhin adına ders yaptıran, şeyhin adına orada zikrullah yaptıran, orada insanlara dini, İslam'ın sufiliği öğreten kimsedir nakip.
Nakip atardı Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri. O nakipler ay boyunca çalışırlar, işte herhangi bir meselede ne yapmaları gerekiyorsa yaparlar. Her ay, bazı rivayetlerde kırk gün, Medine-i Münevvere'de toplanır. Onların başına da bir tane adı Nakib-i Nugabba. Hadiste de Nakib-i Nugabba olarak geçer. Bir Nakib-i Nugabba atıyordu. O Nakib-i Nugabba, bütün nakiplerden almış olduğu bilgileri, ne yapıldı, ne yapılmadı, ne edildi, ne edilmedi, hepsinde rapor ediyorlardı Nakib-i Nugabba'ya. Nakib-i Nugabba da Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine rapor ediyordu. Henüz daha vali tayin edilmezden önce buna, sonradan siyasi teşkilat veya devlet teşkilatı olarak nitelendireceğimiz vali atamaları var.
Ehli sünnetin siyaset anlayışının kelami temelleri sorununa geçmeden, Kur'an'da din-siyaset ilişkisi açısından bazı tespitler yapalım. Din-siyaset ilişkisinde en çok gündeme getirilen halife ve imam kavramları iddia edildiği gibi, Kur'an'da siyasi erkeği elinde tutan kimse anlamında kullanılmamaktadır. Ve bu ayetlerden hilafetin, Kur'an'ın bir emri olduğu sonucu da çıkarmaz. Ne olsun, Profesör Sönmez Kutlu Ehli Sünnet siyaset anlayışının dini temellerinin sorgulanması, Bakara 30, Enam 165 soru işareti koymuşlar. Şeyden, içeriden benim bilgisayar çantamı, bilgisayarı, mouse'unu bir de kablosunu. Bu Bakara 30'da Enam 165'e döneceğiz.
Şimdi, böyle söylemiş buradaki bu Profesör Sönmez Kutlu ama, ben hemen kalbime geleni söyleyeyim. Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Eğer normalde burada hilafetle alakalı bir şeyin konuşulup konuşulmaması değil, burada Müslümanların kendilerinden olan bir emire itaatleri var.
Yani bir emir var kendisinden. Başka bir hadis-i şerifte ise, sizin başınıza kulağa kesik bir emir tayin edilse ona itaat edin der. Hatta başka bir hadis-i şerifte, onun derisinin rengini de söyler. Yani kara derili bir kimse de size emir olarak tayin edilse ona itaat edin der. Öyle olunca, yani Müslümanlar için işte halife söz konusu değil, Müslümanlar için imam söz konusu değil demek doğru olmuyor.
Ben bu kardeşin yazılarından, Hakan'ın yazılarına güvenmediğimden değil, onun alıntı yapıyor çünkü o. Ben o alıntı yapılanları özellikle dikkat çekmek istiyorum. O alıntıları görmek istiyorum. Biz bir tane bilgisayar öyle su döktük üstüne. Bakar ayet 29.
Yerde ne varsa hepsini sizin için yaratan, sonra göğe yönelip onları yedi gök haline düzenleyen odur. O her şeyi bilendir. Bakara 30. Hani Rabbin meleklere ben yeryüzünde bir halife yaratacağım demişti de, Melekler biz seni hamd ile tesbih takdis eder dururken yeryüzüne fesat çıkarıp kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın demişlerdi. Allah da sizin bilmediklerinizi ben bilirim buyurmuştu. E tabu bu Bakara 30'da insanın halife olarak yaratılması var. Bu manada siyasi olarak şey değil, söyle ver şunu, siyasi olarak değil. Enam 165. Salim gelsin şunun internetini bağlasın bana bir.
Ben şimdi soruları daha öncesinden okumadığımdan dolayı burada spontane cevaplıyorum. Yoksa sorular elimde olmuş olsa ben bunların karşı fikirlerini daha erıntılı bir şekilde anlatırım. Size daha doğrusu toplarım bu konuda bir sıkıntım olmaz. Ama normalde böyle spontane bir şey olduğu için yine bu 165 aynı manada sizi verdikleriyle denemek için yeryüzünün halifeleri yapan ve kiminizi kiminize derecelerde üstün kullanan odur. Şüphe yoktur, o gafurdur. Evet, normalde burada şimdi, buradaki bu iki ayet-i kerime siyasi manada bir halife noktasında değil. Bakın buradaki iki ayet-i kerime. Ama normalde az önce benim söylediğim Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Olanmayacaksa uğraşmayalım hiç. Bu F klavye yalnız dikkat edin.
Ben milliyetçi insanım. O yüzden ben asla Q klavye'yi kullanmıyorum. Ben her ne kadar 3-4 parmak yazabiliyorum ama F yazıyorum. Evet, normalde bu ayet-i kerimelerde bu manada kullanılmamış. Ama az önce söyledim. Hani Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Bu normalde Müslümanların, teşekkür ederim. Tamam, sıkıntı değil ya biz de. Tamam. Bu Müslümanların siyasi olarak, bakın siyasi olarak bir halifeye, bir imama bu manada bağlanmaları gerektiğine dair ayet-i kerimedir.
Sizden olan emir sahiplerine. Hatta Hanefi İmam Maturidi Ekolü'nde, Cuma ile alakalı bu meselede de geçer. İştahat noktasında. Yani Cuma'yı kıldıracak olan bir kimsenin, bir halifenin veyahut da bir emirin, yani İslami bir noktada duran kimsenin, İslami bir emirin Cuma'ya kıldırması. Eğer Cuma'yı bu noktada o kıldırmıyorsa, onun tayin edeceği bir kimsenin kıldırması. Daha ileri. Bundan daha ilerisiniz. Hanefiler, cami yapımının dahi halifenin iznine bağlıdır. Emirin iznine bağlıdır. Siz mesela cami ile mescit hükmü farklıdır. Mescit yapabilirsiniz Darül Harp'te. Yani İslam hukukunun ve hükmünün geçmediği yerlerde mescit yapabilirsiniz. Ama cami yapamazsınız. Cami yapabilmeniz için orada İslam emirinin veyahut da devlet başkanının müsaadesi olması gerekir.
Müsaadesiz bir şekilde siz cami yapamazsınız. Yaptınız camiyi. Müsaadesiz yaptınız değil mi? Siz yine emir müsaade etmezse orada Cuma kılamazsınız. Bunu Hanefi'ye göre söylüyorum. O yüzden bu normalde halife öyle mi olacak, böyle mi olacak noktası doğru bir şey değil. Madem ki mevzu böyle oldu, şimdi bu işi daha da... Kur'an'ın siyasi ve hukuki konularda hakimiyet yetkisini tamamen insanlara bıraktığı ve topluma ait işlerin insanın birikimin sunduğu imkanlardan faydalanarak toplum tarafından düzenmesini ve yürütülmesini istediği çağdaş araştırmacılar tarafından da bilimsel olarak tartışılmaktadır. Ahmet Akbulut, Kur'an'da egemenlik meselesi 1995.
Evet normalde zaten dünya üzerindeki sağlığı solluğu yanaşın. Zaten dünya üzerinde kıyametin koptuğu mesele, siyasi ve hukuki meselelerde dinin bu noktada etkinliğini, dinin bu noktada müdahalesini ortadan kaldırmak.
Yani normalde bu şu demek, yani Kur'an ve sünnet bir şeyi haram etmiş ama biz, onlar diyorlar ki, din bizim dünya işlerimize karışmasın. Yani bir şeyi haram etme veya helal etme noktasında durmasın. Veya din hukukla alakalı ilgilenmesin. Zaten kıyametin kopma sebebi bu. Yani hukuku olmayan, tekrar söylüyorum, hukuku olmayan, ahlaki kuralları olmayan, sadece vicdani ve işte ibadet noktasında duran bir din olarak istiyorlar.
Zaten Müslümanlar eğer sadece ibadet ederler, sadece ibadet ederlerse, dinin diğer ahkamıyla alakalı, hukukuyla alakalı, ahlakıyla alakalı veya siyasetiyle alakalı herhangi bir şeye karışmazsa, o zaman Müslümanlar için, gayrimüslimler için veya dünyayı yöneten emperyalistler için bir sıkıntı yok. Yani Müslümanlardan istedikleri şey şu, asıl, bir, siz İslam'ın hukukunu istemeyin, iki, cihat anlayışınızı değiştirin.
Sıkıntı bu iki problem. Onların problem gördüğü şeyler bunlar. İşte herhangi bir şeyi de siz din adına yasaklamayın. İçkiymiş, yasaklama, kumarmış, yasaklama, zinarmış, yasaklamayacaksın, karışmayacaksın. Din bunu yasaklıyor, sen yasaklamayacaksın, sen karışmayacaksın. Yani onu sadece kendi nefsine yasaklayacaksın. Başka bir şey değil. Umuma ait bir şey de yasaklamayacaksın. Aynı Türkiye gibi yani. Türkiye'de haramlar yasak mı? Değil. Serbest mi? Evet. Yani bu Süleyman Demirel'in sözü. Camiler açık mı? Açık diyor. Yani ne demek bu? Siz sadece ibadet etmek için camiye gidebilirsiniz. İbadetinizi edin. Sizin namazınıza karışan var mı? Yok. Bunun üstünde bir şey isteyemezsiniz.
Bakın bunun üstünde bir şey istemeye kalkarsanız siz bu sefer tanrılara çatmış olursunuz. Tanrılarla başınız derde girer. Ya nasıl basbayağı? Her dönemin firavunları vardır, tanrıları vardır. Her dönemin putları vardır. Siz la ilahe illallah Muhammeden Resulullah der ve dinin emrettiği gibi yaşayacağım derseniz onlara çatmış olursunuz. Şimdi size başka bir şey söyleyeceğim. Kıyametin koptuğu şeylerden birisidir bu. Ayet-i Kerimelerden birisidir. Biraz sıkıyorum sizi ama böyle bekletiyorum ama hakkınızı helal edin.
Maide Suresi Ayet 38 Hırsız erkek ve hırsız kadının yaptıklarına karşılık Allah tarafından bir ceza olarak ellerini kesin ve Allah azizdir, hakimdir. 39 Kim de zulmettikten sonra tövbe eder, düzelirse muhakkak Allah'ın tövbesini kabul eder. Ayet 40 Bilmez misin ki göklerin ve yeryüzünün mülkü Allah'ındır. Dilediğini azap eder, dilediğini bağışlar. Bakın bunlar hukukla alakalı. Bunlar da sıkıntıları bu. Ayet 49 Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet.
Bakın Maide ayet 49 Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların heveslerine uyma. Seni Allah'ın sana indirdiğinden vazgeçirmelerinden sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki bir kısım günahları yüzünden Allah onları cezalandırmak istiyor. Gerçekten insanların birçoğu fasıktır. Ayet 50 Cahiliyet hükmünü mü istiyorlar? Ama yakığa getiren bu kavim için Allah'tan daha iyi bir hüküm veren kimdir? Cahiliyet hükmünü mü istiyorlar? Normalde şimdi aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların heveslerine uyma. Şimdi burada Cenab-ı Hak peygamberine diyor ki Allah'ın indirdiğiyle hükmet.
Maide suresi ayet 51 Ey iman edenler! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden her kim ki onlara dost edinirse o da onlardandır. Şüphesiz ki Allah zalimler ruhunu hidayete erdirmez. 52 Kalplerinde hastalık olanların bize bir felaket gelmesinden korkuyoruz diyerek onlara koşuşturduklarını görürsün. Görürsen olur ki Allah fetih verir veya katından bir emir getirir de onlar içlerinden gizlediklerinden dolayı pişman olurlar. İman edenler derler ki sizinle beraber olduklarına bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır? Amelleri boşa gitmiş ve hüsrana uğramışlardır. Maide suresi. Daha fazla sizi sıkmayayım.
Kısaca devlet ve siyasetin sosyal hukuki ve beşeri bir olgu olması ve değişmesi sebebiyle Kur'an doğrudan siyasi bir sistem önermez. Siyasi bir yapılanmanın ayrıntısını ortaya koymaz. Ve siyasi erki elinde tutacak kişinin kimliği, özellikleri ve sorumlulukları üzerinde durmaz. Çünkü o Kur'an'ın ana gayesi ve esas ilgi konusu siyasi oluşumlar ve bunların faaliyetleri değildir. Katılmıyorum. Kur'an bir devlet sisteminin nasıl olması gerektiğini de önerir. Mesela hukuk öneriyor. Diyor ki eğer bir kimse hırsızlık yaptıysa kadın erkek onun elini kesin diyor. Bir kimse hırsızlığı kendisine hırsızlığı kendisine meslek haline getirirse yalnız böyle işte baklava çalmış, ekmek çalmış, süt çalmış, bir gitmiş oradan bir meyve çalmış.
Öyle değil. Hırsızlığı meslek etmiş. Girmiş adamın işte kasasını patlatmış. Girmiş adamın dükkanını soymuş. Bunlarla alakalı bu. Hanefiler bunu ayırt etmişler. Yani bu ciddi ciddi hırsızlığı meslek edinenler için. Ne diyor? Elini kesin. Şimdi bunu vahşet olarak görüyor bütün herkes. Öyle değil mi? Haşa. Kıyamet oradan kopuyor zaten. İslam'ın hukukuyla alakalı meselelerden çıkıyor. Ama şu anda dünya üzerindeki emperyalistler diyorlar ki İslam'ın hukuku uygulanması mümkün değil. Bundan biz feragat edelim. Sizler de feragat edin. Hukuku rafa kaldırın. Bakın hukuku rafa kaldırın. Zaten bir dini ayakta tutan bu şekilde bu manada hukukudur.
Dinin hukuku yok ise dindarların ayakta durması mümkün değildir. Yani kısasta hayat vardır diyor ayet-i kerimede. Bakın kısasta hayat vardır. Siz kısasta hayat vardır deyince haksız yere bir kimse bir kimse öldürdü. Onun öldürülmesi gerekir. Haksız yere öldürmüş. Onun öldürülmesi gerekir. Normalde şimdi ya onu öldürmek demek işte hapsetmek demek değil. Çünkü fiiliyatı öldürülmüş. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bütün ayetlerin bütün ayetleri kendi sağlığında yaşamış ve yaşatmış. Yaşanmamış bir din yok elimizde. Bütün ayetleriyle hukukuyla yaşanmış bir din var elimizde. Eğer yaşanmamış dinin bir bölümü olmuş olsaydı diyecektik ki ya burada Hazreti Peygamber nasıl hükmetti bilmiyoruz.
Mesela müteşabihlerle alakalı böyle bir mesele var. Ama müteşabihlerle de alakalı deniliyor ki onların üzerine siz çok tartışma yapmayın. Herkes kendince algılayabilir onu. Eyvallah. Ama hukukla alakalı öyle bir şey değil. Veya İslam'ın kendi içerisindeki devlet sistemiyle alakalı öyle bir şey yok. Çünkü mesela İslam'da devlet başkanının İslam olması da önemli.
Neden? Ya siz orada ana erksinizdir, ana toplumsunuzdur ya da değilsinizdir. İslam'da bir devlet başkanının nasıl olacağı dahi nasıl olacağı dahi hükme bağlanmıştır. Birinci derecede mümin olması istenir. Bir Müslüman'ın devlet başkanı ancak mümin olur. Mümin olmayan bir kimse Müslüman'ın devlet başkanı olmaz. İslam hukuku bu. Müslüman'ın başındaki bir komutan ancak Müslüman olur. Müslüman'ın başındaki komutan askeriye olarak. Müslüm değil ise o komutan olmaz. Mesela örnek bir Müslüman orduda gayrimüslim unsur olmaz. Gayrimüslim unsurlarla siz savaşa çıkamazsınız İslami bir orduda.
Örnekliyorum aklıma gelenleri. Mesela bir İslam milletinde, devletinde gayrimüslim bir hakim savcı olamaz. Gayrimüslimler için olur. Bir Müslüman, bir Müslümana hükmedecekse o kimsenin Müslüman olması gerekir. Müslüman olmayan bir kimse bir Müslümana hükmedemez. O yüzden hani burada söylüyorlar ya Kur'an'ın ana gayesi esas ilgi konusu siyasi oluşumlar ve bunların faaliyetlerinden değildir.
Nedir Kur'an'ın ana gayesi o zaman? Yani yeryüzünde hukuka karışmayacak. Devletin nasıl işlemesi gerektiğine karışmayacak. Bir şeyi yaptırım uygulamayacak. Ne yapacak? Bunlar böyle süslü kelimelerle Müslümanların kafalarını, akıllarını karıştıran şeyler. Müslümanlar zayıf, Müslümanların zayıflığından etkilenen şeyler. Yani sizin başınıza bir devlet kuracaklar. Bu devlet Türkiye Cumhuriyeti devletiyle alakalı değil. Dünyayı oraya doğru götürmeye çalışıyorlar. Büyük, global bir devlet kuracaklar. Tek devlet. Sömürecekler. İki bin tane, üç bin tane, dört bin tane, beş bin tane şirket toplanacak.
Büyük bir global devlet kuracaklar. Komple sömürmeye devam edecekler. Aslında o devlet, onların hayalindeki devlet İsa Mesih'in devleti. Onların inancına göre. Onlar bir İsa Mesih dünya devleti kurmaya çalışırlarken, siz deccalsınız. Bunları böyle açıktan hiç kimse de konuşmaz. Onlar bir dünya devleti kurmak istiyorlar.
O dünya devletin adı İsa Mesih devleti. Ve o devletin başına gelecek olan İsa Mesih. Hristiyanlar için. Yahudiler de, onlar da bir dünya devleti kurmanın peşinde. Çünkü onlara vaat edilmiş topraklarda bütün dünya devleti kurulacak, bozuk Tevrat'ta geçen ve bütün dünya insanları onlara köle olarak yaratıldı. Şimdi, bir İsa Mesih devletini dünya üzerinde tartışan yok.
Vaat edilmiş topraklarla alakalı bütün insanlığı köleleştiren bir Yahudi devletini tartışan yok. Ama bizim içeriden ve dışarıdan tartışma şu. Kur'an'daki cihat ayetlerini, Kur'an'daki hukuk ayetlerini kaldıralım. Ve Kur'an size bir devlet sistemi önermiyor. İyi seviye öneriyor. Mu seviye öneriyor. Müslümana önermiyor. İyi seviye öneriyor. Ne diyor Irak savaşında? Bu bir Haçlı savaşıdır diyor. Ne diyor Yahudiler? İsrail devleti, Yahudiler demeyeyim. İsrail devleti. Ve İsrail devletinin felsefesidir bu. Yahudi felsefesi değildir. İsrail devlet felsefesidir bu.
Masum Yahudileri o yüzden ayırıyorum. Masum Hristiyanları o yüzden ayırıyorum. Yani onların bunda bir suçu yok. Yani bir Müslümanın birisi çılgın bir Müslüman bir şey yapınca İslam'ın ve Müslümanların suçu olmadığı gibi. Aynı şey Hristiyanlar ve Yahudiler için de geçerli. İsrail devletinin devlet politikası ve felsefesi. Arzu mevdut. Yani vaat edilmiş topraklarda büyük bir İsrail devleti kurulması ve bütün dünya insanlığının onlara köle edilmesi. Ya köleliğinizi kabul edersiniz ya da öldürülürsünüz. İkisinden biri. Şimdi karşımızda iki tane büyük felsefi İtopya var. Felsefi İtopya.
Bu ne? Büyük İsa Mesih devleti ile büyük İsrail devleti. Bunun karşısında bir büyük Müslüman devlet olarak çıkmıyorum. Böyle bir şey değil. Böyle bir şey değil. Ama İslam'ı bu noktada, daha doğrusu Müslümanları bu noktada, çok özür dilerim ama kısırlaştırıyorlar. Yani sen, benim dinim bana bir devlet modeli tayin etmemiş, o zaman hangi devlet modeli olursa olsun. Önemli değil. Bize şimdi onu da söylemiyorlar mı? Hatta bir kısım aydınlarımız, bir kısım hocalarımız, hacılarımız, şeyhlerimiz, alimlerimiz, öyle görünenler bu ülkede yaşanmaz deyip de Avrupa'ya, Amerika'ya gitmiyorlar mı? İngiltere'ye gitmiyorlar mı? Ve Amerika'dan, bizi oradan ver yansın etmiyorlar mı? Almanya'dan ver yansın etmiyorlar mı?
İngiltere'den ver yansın etmiyorlar mı? Ya bütün Müslümanlar dini yanlış anlıyorlar. İçinden birkaç tane soytarı çıkıyor, o soytarı doğru anlıyor. Ve oradan ahkam kesiyorlar. Bakın, oradan ahkam kesiyorlar. Şunu cesaretle söyleyemiyorlar. Müslümanların da kendilerine ait bir devlet sistemi vardır. Müslümanların da kendilerine ait bir hukuk sistemi vardır. Dinlerinin emridir. Dinlerinin emri. Bakın, dininizin emridir. Allah'a itaat edin. Allah'a itaat nedir? Kur'an'dır. Resulüne itaat edin. Bu nedir? Sünnet-i Seniyedir. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. İtaat var burada. Zaten sizden olan emir sahipleri dendiğinde, İmam-ı Azam'dan, İmam-ı Maturi'den, İşte aşağı doğru gelin istediğiniz kadar, Hangi büyük fıkıh kitabını açarsanız açın, Hepsinde sizden olan emir sahipleri dendiğinde, O emir sahiplerinin özelliklerini görürsünüz.
Mesela Cuma bahsinde bunu görebilirsiniz. Cuma bahsinde çok basit görürsünüz hem. Açın iki ciltlik şeyi, Fıkıh kitabı neydi? Emanet ve ehliyet. Emanet ve ehliyetini açın, Normalde Cuma bahsinde, İmam'da olması gereken özellikler. Emanet ve ehliyeti açın, Devlet başkanında olması gereken özellikler. Bulursunuz orada. Çünkü Cuma aynı zamanda siyasi bir ibadettir. Neden siyasi ibadettir? Evet, Cuma Müslümanların özgürlüğüyle alakalıdır. Hanefi'ye göre baksanız, İmam-ı Azam'a göre, İmam Muhammed'e göre, İmam Yusuf'a göre Cuma kılınmaya bilinir ülkede.
Neden? E dar-ı harp meselesi çıkıyor ortaya. Aslında Hz. Peygamber'in devlet başkanlığı, Misyonu ilahi dini kaynaklı olmayıp,
Tamamen içinde yaşanılan, Sosyal ve siyasi gelişmeler sonucunda elde edilmiştir. Burada önemli bir parantez açalım. Peygamberimiz, İslam toplumunun başkanıydı. Kendilerinden başkan ve İslam toplumunun yöneticisi olarak, Sözler ve fiiller sadır olmuştur. Kafirlere, harici olan asilere, Peygamber sallallahu alaihi ve sellem hazretlerinin zamanında, Harici yok ki daha. Harici olan asilere ve savaşılmasına karar verilen kimseler üzerinde ordular gönderilmesi, Beytülmal'ın mallarının mahallerine harcanması, Gelirlerinde yerlerinden toplanması, Vali ve kadıların tayin edilmeleri, Ganimetin Taksim'e ve başka fiiller. Bir, başka fiiller. Normalde bir yere vali tayin edince devlet olmuyor musun?
Bir yere ordu komutanı tayin edince devlet olmuş olmuyor musun? O günkü manada. Bir yere kadı tayin ediyorsun, hükmetecek. Onu oraya tayin edince devlet olmuş olmuyor musun? Bir devletin devlet olması için başka ne lazım ki? Ama yok illa ki onun devlet başkanlığını kabul etmeyecek. Yani onu Müslümanların başında bir kimse, öyle göreceksiniz. E savaşa gönderdiği, İnsanları normalde seriye, eski dilde seriye gönderdiklerini ne yapacaksınız? Savaşa gönderdiği, gönderdiği o topluluğun başına bir tane komutan tayin etmesini ne yapacaksınız? Veya bir Müslümanı katletti, Beni Kurayza Yahudileri, Onun intikamını almak için asker gönderdi. Onu ne yapacaksınız? Bir, imamet ve İslam topluluğunun başkanlığı görevi, Peygamberlik ve elçilik mevhumunu içine girer mi?
Normalde peygamberler Allah'ın tayin ettiği kimselerdir. Ve peygamberlik vazifeleri Allah'ın tayiniyle çizgisi çizilir. Eğer sadece İslam topluluğunun başı olarak kabul edilmiş olsaydı, Hristiyan ve Yahudilere hükmetmezdi. Medine-i Münevvere'de bir tane Hristiyanların devlet başkanı, Bir tane de Yahudilerin devlet başkanı olurdu. Veyahut da Medine-i Münevvere'de ayrı bir unsur olarak bir devlet başkanı olur, Müslüman topluluğunun lideri bu, Hristiyan topluluğunun lideri bu, Yahudi topluluğunun lideri bu denirdi. Bu Müslümanların hükmünün geçmediği yerlerde Müslümanlar adına birisi imam olur.
Bu var İslam fıkıhında. Bu Hanefilerde var. Bu ama Darül Harf fıkıhının içine giriyor. Orada Müslümanların bir devleti yoksa, Orada Müslümanların bir hukuku yok ise, Müslümanlar kendi aralarında bir Darül Harf imamı seçiyorlar. O Darül Harf imamı Müslümanlar adına yaşamış oldukları devletle pazarlık yapıyor, Değişik haklar almak için mücadele ediyor. Ama orada Müslümanların bir devleti yok çünkü. Devleti olmadığı için bir Müslüman topluluk lideri altında toplanılıyor. Bu Darül Harf fıkhının içerisinde var. Mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini Mekke'de orada onlar işte Mekke'nin kendi küfür meclisine onu davet ettiler. Dediler ki sen de gel bizim meclisimize katıl.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Eğer kendisini Müslümanların, Müslüman insanların bir topluluk başkanı olarak görmüş olsaydı, O mecliste gider, Müslümanların haklarını korumak için orada dururdu. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri Mekke müşriklerinin hiçbir devlet toplantılarına katılmadı. Hatta Mekke müşrikleri toplandılar, dediler ki ona, Eğer senin davan, senin meselen devletse buyur gel devleti sana verelim. Sen devlet başkanımız ol. Yok eğer senin meselen paraysa gel hazinenin başına oturalım, oturtturalım. Senden daha emin bir kimse bulamayız. Yok mesele kadın ise Mekke'de hangi kadını beğeniyorsan, dikkat edin.
Mekke'de hangi kadını beğeniyorsan, eğer evli ise kocasına söyleyeceğiz, boşatacağız, onu alacaksın. Yok bekar ise zaten bir sıkıntı yok, babasına söyleyeceğiz, sana onu alacağız. Bakın Müslümanların vurulduğu üç nokta. Müslümanların vurulduğu üç nokta. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir, Mekke müşrik devletinin başına geçmedi. 2. Mekke müşrik devletinin hazinesinin başına da geçmedi. 3. Mekke müşrik kadınların da kendine nikahlamadı. Cevap muhteşem. Bir elime güneşi verseniz, bir elime de ayı verseniz, Vellahi de billahi de, eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve resuluhu demekten vazgeçmeyeceğim dedi. Bakın burada Müslümanın derdi, müşrik bir devletin başında devlet başkanı olmak değildir.
Müslümanın derdi, müşrik bir devletin hazinesinin başına geçeyim, orada idarecilik edeyim, hazineder olayım demek de değildir. Müslümanın derdi, Müslümanın derdi kadın da değildir. O zaman Müslüman, kendi la ilahe illallah davasını, 1. Devletin herhangi bir kademesinde görev almak için satmaz. Müslüman, 2. Hazinenin başına oturmadığına göre, müşrik bir hazinenin başına oturup, o müşrik hazineyi yöneteceğim diye uğraşmaz.
3. Müslüman, kadına bozulmaz. Peki, hadis-i şerifte ne dedi Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri? Ümmetimden korktuğum 3 şey dedi. Dünya, para, kadın. Başka bir hadis-i şerifte makam, para ve kadın. Başka bir hadis-i şerifte ahir zamanda ümmeti bozacak olan 3 şey. Makam, para, kadın. Bugün ümmetin bozulduğu 3 şey. Makam, para, kadın. Ümmetin bozulduğu 3 şey. Bugün Türkiye'deki Müslümanların, Türkiye'deki Müslümanların en büyük imtihanı ve Türkiye'deki Müslümanların bozulduğu 3 unsur. Makam.
Bir makama gelsin de nasıl gelirse gelsin. Ehliyetli mi, değil mi, önemli değil. Kimi torpil edeyim de bir makam sahibi olayım. Ve bir makam sahibi olunca da zulmetmeye. Bir makam sahibi olursa, hırsızlık, arsızlık, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik. Ne ararsan var, makam sahibi, gösterişi, şataatı, şatafatı. Ne ararsan var.
Ne yazık ki Müslümanlar, ne yazık ki bu imtihanını kaybettiler. İkincisi ne? Para. Ne yazık ki Müslümanlar bunu da kaybettiler. Önceden ihale nedir bilmezlerdi. Adam kayırma, adam kandırma. Oradan buradan 3 lira, 5 lira devşirmeyi bilmezlerdi. Yok, yoksulluk içerisinde mücadele ederlerdi. Kur'an ve sünnet tarihinde. Şimdi ne verirsen, ne verirsen elinden o gidiyor seninle. Herkes rüşvetin peşine düşmüş, haksızlığın peşine düşmüş, arsızlığın peşine düşmüş, paranın peşine düşmüş. Gösterişli arabalar, gösterişli villalar, gösterişli evler, gösterişli kafelerde, gösterişli örtüler, gösterişli mantolar, gösterişli kılık, kıyafet, takım, taklavat.
Gösterişli mi gösterişli, şataatvari mi şataatvari. İşte örtü vakkodan 5 bin lira, gözlük gucci'den 5 bin lira. 5 milyon. Altında araba 6 trilyon, 7 trilyon. Evini siz hesapla, 30 trilyon, 40 trilyon, 50 trilyonluk evler. Müslüman her şeyin en iyisine layık. Haa, en iyisine layık ya. Gidin sarayda yaşayın. Kaybettiler. Kaybettiler. Çünkü cihat ruhlarını kaybettiler. Parayı görünce bozuldular. İhaleleri görünce bozuldular. Peşkeşleri görünce bozuldular. Hak zannettiler. Hep başkaları yedi ya biz de yiyelim biraz dediler. Yediler, doymadılar.
Yediler, doymadılar. Kapıyı tık tıklıyor. Kadın. İstanbul'da. İstanbul'da. Pencereyi tık tıkladı. Ben bir şey lazım diye açtım. Buyur bacı dedim. Bir ihtiyaç var mı dedi. Estağfurullah bacı dedim. Bir ihtiyaç varsa söyle. Bir yere gideceksen. Hani kinaya yapıyor zannedin mi? Arkaya döndü bağırdı. Bu bildiğimiz acılardan değilmiş ya dedi. Bildiği hacılar var. Bildiği hacılar ne? Arabanın camını tık tıklayınca alıyor içeri. Kaybettiler Müslümanlar. Kaybettiler. Evet. Türkiye'deki Müslümanlar kaybettiler. Görmek istediğimiz fotoğraf bu değildi.
Görmek istediğimiz fotoğraf bu değildi. Ben bazen kendi kendime bile yakın arkadaşlara söylüyorum bazen. Diyorum ki paramız yoktu. Arabalı üç dört tane derviş vardı. Cafer'e dedim geçenlerde. Cafer Kartal'dan kaç kişi indiniz? On altı kişi dedi. Biz böyle derslere gidiyorduk. Biz böyle zikirlere gidiyorduk. Yayan gidiyordum ben. Cebimde para yoktu. Dik kaldırıma derse gidiyordum. Çıkıyordum yayan. Cebimde para yoktu. Otobüse binecek biletim yoktu. Hiç unutmadığım bir gece var. Ben karla Bursa'da tanıştım. Bir gün dik kaldırımdan dersten çıktım.
Kar yağıyor. Cebimde para yok. Ben dik kaldırımda dersten çıktım. Kar yağıyor. Ben o karın altında yürüyorum. Çekirge meydanına geldiğimde tutamadım kendimi. Dedim ki Mustafa Özbağ sabret. Gözümden yaş iniyor. Dedim bu yol böyleymiş. Sen dedim yürü. Toparladım kendimi. Başladım çekirge meydandan aşağı doğru gitmeye. Yol da bilmiyorum çünkü. Başladım Allah, Allah, Allah, Allah. Altı parmaktan doğru böyle şey çekirgeden altı parmaya doğru geldim. O meydanlık var ya ne meydanı? Altı parmak meydan. Stadın üstü. Oraya geldim de nefes alamaz hale geldim. Bursa'da bu dergah öyle kuruldu.
Evet. Şimdi insanlar iki saatlik yere, iki dakikalık yere derse gitmiyorlar. Eskiler burada. Said var mıydı paramız? Hoca var mıydı paramız? Abdurrahim var mıydı yavrum? Biz hala da aynıyız. Yani ben kendimizin çok fazla değiştiğine inanmıyorum. Ama Müslümanlar kaybettiler. Şimdi o gün için müşrik bir devletin başkanını kabul etmeyen Hazreti Peygamber, Medine-i Münevvere'de bir devlet başkanı mı atadı birisini? Hristiyanlardan bir devlet başkanı mı vardı? Yahudilerden bir devlet başkanı mı vardı?
Yoksa Hristiyan, Yahudi ve Müslümanların ortak seçtikleri bir devlet başkanı mı vardı? Hayır. Bizi aldatmasınlar. Bizi kandırmasınlar. Bizi süslü sözlerle uyutmasınlar. Uyumayacağız. Allah muhafaza eylesin. Yani burada Müslüman peygamberin devlet başkanlığı misyonu ilahi dini kaynaklı olmayıp tamamen içinde yaşanılan sosyal veya siyasi gelişmeler sonucunda elde edilmiştir dediği doğru değil.
Hepsi de içinde. Biz Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin devlet başkanlığını kendiliğinden oluşan bir şey. Şartlar onu devlet başkanı yaptı. Şartlar öyle olmamış olsaydı devlet başkanı olmayacaktı. O bir peygamber o vahiy ile hareket ediyor. Şartlar onu o noktaya getirdi diyemeyiz. Bu onun peygamberliğinin üzerinde şüphe getirir bizde. Allah muhafaza eylesin. Sonra da diyor peygamberimiz İslam toplumunun başkanıydı. Hayır, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazreti'nin İslam devletinin başkanıydı. Çarşıya karıştı, alışverişe karıştı, İslam'ın hukukunu koydu. Buğdaya elini attı, kaldırdı altı yaş. Aldatan bizden değildir dedi.
O kimseyi çarşıdan çıkarttırdı. Uyanık tüccarlar çarşının dışında durup insanların mallarını ucuz alıyordu. Onları men etti. Dedi ki çarşıya gelecek mal dedi. Çarşıda uyanık insanlar kendilerince bir sınıfsal olarak kendini üstün görenler çarşının içerisinde belli merkezlere el koymaya çalıştılar. Onları men etti. Dedi ki kim erken gelirse o konacak buraya. Çarşıların erken açılmasının sebebi odur. Çarşıda hiç kimsenin özel yeri yoktur aslında. İslam hukukunda. Kim erkenden gelirse o orayı kaplar. Oturur. Kimsenin özel yeri yoktur. O yüzden çarşılar erken açılırdı önceden. Sonradan tabii herkes paraları bastırıp yerler sahip olmaya başladılar.
Filan fişman. Şimdi o yüzden normalde sadece işte Beytülmal'ın mallarını dağıtan işte Beytülmal ne? Devletin parası. Devletin parası. Bir devlet var çünkü. Bir hazine var. Hani geldi birisi dedi ki ya Resulallah ben geçinemiyorum. Ne kadar maaş alıyorsun dedi. Bakın memur var maaş alıyor. Dedi ki beş dirhem alıyorum. Söyle dedi hazineye. Senin maaşını üç dirheme indirsinler. O gitti hazinedere dedi. Hazreti Peygamber'in emri var bana üç dinar ödeyeceksiniz. Bir müddet sonra onunla karşılaştı. Sordu ona geçinebiliyor musun? Allah razı olsun ya Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem.
Üç dirhem olduğundan beri çok rahat geçiniyorum dedi. Biz de şimdi geçinemiyorum diyene biz beş lira daha veriyoruz. Geçinemiyorum diyor. Beş lira daha veriyoruz. Geçinemiyor beş lira. Bereket yok. Sünnet geçinemiyorum deyince beşten üçe indirsen. Evet. Çocuğa harçlık veriyorum örneğin. Aylık ne kadar? İki yüz lira. Yetmiyor. Yüz elli liraya düşüreceksin. Bu cimriyiz değil bu sünnet. Yetirecek, bereketlenecek. Bereketini istesin Allah'tan. İki öyle ki Peygamberimiz şu fiilleri işledi veya şu sözleri söyledi dediğimizde onları Peygamber ve Resul olarak mı yapmıştır? Yoksa başkan olması sıfatı ile mi yapmıştır?
Muhammed T. Tancı, İslam mezhepleri tarihi ders notları. Evet böyle ayrıştırmak istiyorlar. Yani Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri onları Peygamber ve Resul olarak mı yaptı? Yoksa başkan olması sıfatı ile mi yaptı? Biz onu Müslümanların başkanı olarak kabul edersek onun arkasından bu gelecek. Yok değil. Biz onu her şeyle bir peygamber olarak kabul ediyoruz. Ve Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesselam Hazretleri'nin sözlerini ve fiillerini hepsini de ilahi görüyoruz. Çünkü hadis-i şerif ayet-i kerimede o heva ve hevesinden hiçbir şey yapmadı diyor. Öyle olunca biz ilahi görüyoruz. Evet. Halbuki Kur'an sen onlar üzerinde zorba değilsin. Kaşi'ye 22. Evet der. Ama bu o manada değil.
Buradan devam edelim inşallah. Saat 22.08 çünkü. Bayilik sadece devlet yönetimine olan isyan mıdır? Yoksa bir iş yerinde patrona yönetime karşı yapılan isyan da bayilik olur mu? Burada öldürülenler şehit olur mu? Yok. Bayilik sadece İslam devletine ve başkanına olan karşı başkaldırıdır. O yüzden eğer İslam devletinin başkanı zorba ise, zalim ise, oradaki Müslümanlar ona karşı ayaklandılarsa, o ayaklanmanın neticesinde eğer oradaki Müslümanlar galip gelirlerse, bayi hükmünden çıkarılır. Yok, Müslümanlar orada zorba, bu noktada Kur'an ve sünneti uymayan o başkana karşı başkaldırı yaparlarla, eğer başarılı olmazlarsa, o zaman başkan onları bayi hükmünde görüp katleder.
Bu iş yerleri için veya ev için geçerli değildir. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun inşallah. Aslında soru sahibiyle bir görüşeyim de, bu soruları normalde böyle alıp daha teferruatlı cevap vermek daha hoş olacak gibi geliyor bana. Bunlar çünkü kalbi meselelerden fazla teknik meseleler.
O yüzden bizim onunla olan anlaşmada soruları hiç kopya etmemek var. Ama bunlar böyle sufilikle, tahrikatla, ne bileyim işte tasavvufla alakalı sorular değil, siyasi sorular. Kendisinden bir sorayım inşallah. Bir müsaade alırsam, normalde bunların cevaplarını daha teknik vermek isterim inşallah. Geceniz hayır olsun.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.