mustafaozbag.org

12. Mesnevi Şerhi (71-78 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 24 Temmuz 2020 · 33:12

Hatırdaki hayal de yoka benzer. Sen dünyayı bir hayal ile yürüyüp gider. Hani padişah bir rüya görmüştü ya, o rüyası hatıratında gizliydi. Rüyasını hatırlıyordu. Diyor ki, hatırdaki hayal de yoka benzer. Sen dünyayı bir hayal ile yürüyüp gider gör. Kıymetli dostlar, bunun üzerinde bütün astrofizikçiler, bütün fizikçiler durması lazım.
Hazreti Mevlânâ, öylesine bir söz söylemiş ki, bütün dünyayı bir hayal üzerine yürüyüp gider gör demiş. Dünya ve dünyada kımlar hayal olarak görmüş. Ve hepsini de hayal üzerinde yürür gör demiş. Mecaz âlemini komple hayal görmüş. Yüzyıllarda yaşamış olan, kendisinden sonra gelmiş olan, Nuhiyyiddin Arabî'ye belki de kapar varmış. Bu âle, yani mecaz âlemini komple hayal olarak görmüş.
Ondan önce Hazreti Mevlânâ, bu âlemi hayal üzerinde yürür gör diyerekten, bu mecaz âlemini komple hayale bağlamış. Bu gördüğünüz madde âlemi de hayalden ibarettir. Bunu ileriki yıllarda hop ve bu görünen âlemin hayal olduğunu ve her şeyin bir hayalden ibarettir olduğunu insanoğlu bulacak. Bu meselenin üzerinde inşallah geniş bir zamanda durmayı yeğlerim.
Bugün hâle de uyuyen pek iyi değil herhalde. Bu kadar kısa kestirme göre kendi kendime. Dünyadakilerin barışları da bir hayale dayanmada, savaşları da, övünmeleri de, hayal ucundan yerinmeleri de. Dünya hayal olduğu gibi, dünyanın içerisindeki hal ve hareketler, dünyanın içindeki fiilyatlar, dünyanın içerisinde oluşan bütün her şey hayalden ibarettir. Bu öylesine uçlu nokta ki, bakın bu öylesine bir uç nokta ki, bu uç nokta ancak tefekkürle anlaşılacak, ancak tefekkürle zevk edilecek bir şey. Bu ışığına benziyor. Bunu böyle algılamak çok güç. Rüyanızda kolunuz kırıldığında o kadar çok üzülüyorsunuz, o kadar çok üzülüyorsunuz, o kadar çok acı çekiyorsunuz ki.
Uyandığınızda bir bakıyorsunuz ki kolunuz kırık değilmiş. Veya rüyanızda o kadar sıkıntılı rüyalar görüyorsunuz, o kadar sıkıntılı bir rüyalar görüyorsunuz ki. Uyandığınızda bakıyorsunuz ki sıkıntılı bir rüyaymış diyorsunuz. Veya rüyanızda sizi peşinizden koşturuyorlar yakalamak için. Siz ha bire kaçıyorsunuz, ha bire kaçıyorsunuz, ha bire kaçıyorsunuz. Bir uyanıyorsunuz ki, aa, arkanızdan koşan diyor ki siz kaçmıyorsunuz da. Bir derin nefes alıyorsunuz. Muhakkak ki hepiniz korktuğunuz, ürttünüz, üzüldüğünüz rüyalar görmüşsünüz. Hani rüyanızda bir molbo patlasa, ayaklarınızı kaybetseniz siz, rüyanıza çok üzülürsünüz. Veya da çok sevdiğinizin, sevdiğiniz birisi ölse rüyanında, siz sabah uyandığınızda baksanız ki işte eşiniz ölmüş yanı başınızda, sevinirsiniz, rüyaymış dersiniz.
Rüya, hayal yani. Hazreti Mevlana diyor ki, işte sizin bu dünyada da yaşadıklarınızın hepsi bu hayalden ibarettir. Bu dünya da hayalden ibarettir. Siz hepiniz uykudasınız. Hepiniz uykuda olduğunuzdan dolayı bu dünyada yaşadığınız savaşlar, barışlar, varlık, yokluk, sıkıntı, dert, bolluk, genişlik, hepsi de hayal. Uyandığınızda, uyandığınızda diyeceksiniz ki, bu hayalmiş.
Ve diyor insanlara mahşerde sorulur, Allah sorar, dünyada ne kadar kaldın? Bir günden bir gün kadar. Dünya hayatı size mahşerde bir gün kadar. Hatta bir günden azmış gibi gelecek. Bu neye göre? Sizin bir gününüz, sizin bin yılınız Allah nezdinde. Dünyanın bin yılı Allah nezdinde bir gün gibidir. Bir gün gibidir. Ahiret hayatında bin yılınız bir gün kadardır. Bir gün kadar bile değildir.
Siz bin yıl yaşamıyorsunuz. Bir güne oradan cevap verin şimdi. O zaman siz en fazla 60-70 yıl yaşıyorsunuz. 100 yıl yaşısanız bir günü bölün 24'e. Böldüğünüz zaman 60-70 yılı da bir daha bölerseniz bir saat, iki saat falan kalır. Dünya hayatı, ahiret hayatının yanında birkaç saatlik bir zaman dilimi kalır.
Birkaç saatlik bir dilim. Yani aslında dünya hayatı diye gördüğünüz çok uzun hayat, ahiret hayatı nispetinde birkaç saatlik daha ilerisi. Güneşin saman yolunun etrafında dönüşünü yaratıldığından beri tamamlayamadığını biliyor musunuz? O zaman güneşin bir yılı daha tamamlanamadıysa, siz dünya hayatının güneş yılına göre ne kadar zaman birimine tekabül ettiğini hesaplayabiliyor musunuz?
Işığın hızı saatte kaç derim? Saniyede 300 bin efendim. Saniyede 300 bin. Saniyede 300 bin kilometre hızla gidiyor. Dünya hayatını ışık hızıyla bakarsanız, dünya hayatı sizin bir saniye falan tutar mı? Tutmaz herhalde değil mi? 300 bin kilometre gittiğine göre tutmaz. Tutmaz. Dünya hayatı dediğiniz şey, Hz. Peygamber Salullah ve Selam Aklesi'nin deyimiyle göz açıp kapatmak kadar. O zaman göz açıp kapatmak kadar olan bu dünya hayatını ve içinde yaşananları, Hz. Mevla'nın diyor ki bir hayalden gör bunu. Nasıl rüyanda kolun kırıldığında, uyandığında kolunun kırıldığının acısını hissetmiyorsan bu dünya hayatı da böyle geçecek.
Tabii bunu böyle algıladığınızda, böyle algılamaya başladığınızda sizin için dünya hayatının, dünya yaşantısının hiçbir hükmü kalmıyor. Böyle hiçbir hükmü kalmayınca kapitalist sistem size savaş atıyor. Diyor ki sen böyle dünya hayatını hükümsüz görürsen o zaman benim moda diye ürettiğimi giymezsin. Moda diye yedirdiğimi yemezsin. Moda diye içirdiğimi içmezsin. Moda diye yutturduğum şeyleri yutmazsın. O zaman ne yapman lazım? O zaman bu dünya hayatı göz açıp kapatıncaya kadar olan felsefesini reddedip onu kötülemen lazım. Biz de de onu yaptılar. Yıllardan beri sufilere kızdılar siz bir lokma bir hırkacısınız diye. Bana öyle diyorlardı.
Sen bir lokma bir hırka mı diyeceksin? Sonradan gördüm ki bir lokma bir hırka felsefesi bütün felsefelerin üstündeymiş. Bütün felsefelerini şimdi bütün insanlar oran butan gibi yiyorlar. Şimdi ben de daimim buna. Şimdi bütün insanların bir hırkası yok. Binlerce yüzlerce hırkası var. En fukaranın evinde on tane on beş tane gömlek, üç beş tane pantolon, üç beş tane ceket var. En fukaranın evinde işte ne televizyon diyorlarına? Plazma televizyon var. Dünya hayatı. Göz açıp kapatıncak. Erenlere tuzak olan o hayallerse Allah'ın gül bahçesindeki ay yüzlerinin ışıklarının vuruşudur ancak. Velilerin de diyor, velilere de tuzaktır bu hayaller.
Ne velinin gördüğü rüya, velinin gördüğü hal, velinin gördüğü harikulade şeyler. Onlar da tuzaktırlar. Veli oradan kanar, oradan aldanırsa diyor evliyalar, temale ermemiş olanlar, onlar da yıkılırlar. Onlar onu kendilerinden görürlerse, gördüğü rüyayı kendinden bilirse, üzerinden tecelleden kerameti kendinden görürse veya bir hay ona gösterilirse, onu da o kendinden görürse o tuzağa düşmüş olur.
Diyor ki aslında o silsileden gelen bir şeydir. Yani gül bahçesindeki ay yüzlerinin ışıklarının vuruşudur ancak. Yani onu sen kendinden görme. Ey sufi, sen bunu ben hal gördüm, ben rüya gördüm deme. Benden şöyle keramet zuhur etti deme. O gül bahçesinden yani o salihler var ya, o peygamberler var ya, o peygamberlerin, o salihlerin dünyaya tecelliyatlarıdır onlar. O yüzden o velinin üzerindeki tecelliyatıdır. Sakın ben rüya görüyorum, ben hal görüyorum, ben iyi dermişim diye kendini bet etme. Kendini bir noktada görme. Kendini bir noktada da göstermeye çalışma. Ve her şey şeyhinden bir şeyhimin kerametidir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin himmetidir, şefhadidir.
Öyle bir tuzağa düşersin. Padişahın rüyada gördüğü hayal konuğunun yüzünde belirip durmadaydı. Padişah o hekimi rüyasında gördüyü ya, o rüyasında gördüğü o pırın pırın parlayan hekim, gerçekte de yüzünde pırın pırın parlıyordu. Rüyasında nasıl o nur yüzdüyse de, gerçekte de o nur yüzdüydü. Padişah, perdicilerin bulunduğu yere dek yürüdü.
O gayb aleminin konuğunun tapısına vardı. İkisi de yüzgeçlik öğrenmiş, birbirine tanış olmuş tek bir denizdi. İki can da dikilmeden birbirleriyle birleşmiş, bir olmuştur. İşte o sufi, o sufinin ruhaniyeti, ruhlar aleminde o mürşidi kamilin ruhanetiyle tanışmıştır. Ruhlar aleminde birbirleriyle tanışıp konuşanlar, birbirleriyle sevişenler, bu maddi, bu metat alemde de birbirleriyle tanışıp, konuşup, anlaşıp, sevişeceklerdi.
Hadisi kutsi, işte ruhlar aleminde birbirlerini tanıyanlar, burada da birbirlerini tanıyıp birbirlerine dost oldular. İki tanış gibiydiler. Önceden tanışıyorlarmış gibiydiler. Birbirlerine baktılar, birbirlerine haraşına gibiydiler. Ve iki deniz birleşiverdi. İki can birleşiverdi. Mürid, mürşidine vasıl oldu. Mürid, mürşidine mustat oldu. Mürid, mürşidine teslim oldu. Mürid, mürşidinin önüne gitti. Dedi ki, sen benim canıma canmışsın. Benim kanım senin kanındanmış. Benim ruhum senin ruhundanmış. Benim dilim senin dilindenmiş. Benim gönlüm senin gönlündermiş. Benim her şeyim sendenmiş. Bilememişim.
Bugüne kadar görememişim. Bugüne kadar anlamamışım. Düşmüşüm. Gafletin peşine. Düşmüşüm. Gül yabanilerin peşine. Düşmüşüm. Yabancıların peşine. Düşmüşüm. Gözlerim körmüş. Kulaklarım sağırmış. Kalbim mühürlüymiş. Görmemişim. Bilmemişim. Tanımamışım. Ne zaman ki Allah lütfetti, o zaman anladım. Benim ruhumu yoldaşı senmişsin. Benim canıma can, senmişsin. Benim kanıma kan, senmişsin. O zaman anladım dedi padişah. Padişah dedi ki, sevgilim senmişsin. O değil.
Padişah anladı ki, asıl sevgilisi cariye değilmiş. Oymuş. Padişah anladı ki, asıl sevmesi gereken cariye değilmiş. Yani nefsi değilmiş. Ruh anladı ki, asıl sevmesi gereken nefsi değilmiş. O işte o güne kadar nefsinin yaptığı bütün her şey hoşuna gidiyordu. Nefsi ona tat veriyordu. Nefsi ona lezzet veriyordu. Nefsi ona ayrı bir hayal dünyasında dolaştırıyordu. Ne zaman ki o ruh, mürcid-i kamil ile buluştu. O zaman ruh anladı ki, asıl sevmesi gereken o mürcid-i kamilmiş. Ruh o zaman anladı ki, asıl dinlemesi gereken o mürcid-i kamildir. Ruh o zaman anladı ki, asıl peşine düşürmesi gereken o mürcid-i kamilmiş. Ruh o zaman anladı ki, kendisini canını can eden o mürcid-i kamilin canıymış.
Kendisini kendisi eden o mürcid-i kamilmiş. O yoksa o mürcid-i kamil olmaz ise yine o yok pahasına satılacak bir şeymiş. Fakat dedi, dünyada iş, işten meydana gelir. Allah sebepten sebep hak eder. Allah bir şeyi hak eder, bir şeyden bir şey daha hak eder. Dünya sebepler üzerinde yürür. Sebepsiz bir şey üzerinde yürümez. Dünyadaki işler de sebepler üzerinde yürür. Manadaki hal ve hareketler de sebepler üzerine yürür. Sebepsiz mana alevi de yürümez. O yüzden bir manadan mana çıkar. Bir işten bir iş çıkar. İşten iş çıkar. İşten iş çıkarken menzile doğru gider insan. Dedi ki, sen bana Mustafa'sın.
Bense Ömer'im sanki. Sana hizmet için belime kemer kuşandım. Başınızda bulunan mürcid-i kamiller beni İsrail peygamberlerin mesapesindedir. Bir kimsenin mürcidi kendisinin mehdisidir. Bir kimsenin mürcidi kendisinin imamıdır. O yüzden o ruh diyor ki, sen benim Mustafa'msın.
Burada peygamber noktasına konulmuş olarak görmeyin. Mustafa demek, Safa ehli demektir. Safa ehli. Sen benim Mustafa'msın dedi. Sen benim Safa'msın. Sen benim Safa ehli misin? Sen beni Safa'ya ulaştıracak olan, hidayete ulaştıracak olansın. Sen beni Allah'a ustat edecek olansın. Buna sebep olacak olansın. Ben de Ömer'im. Ben de sana hizmet edeceğim. Ben de senin sana tabi olacağım. Ben de senin sözlerini yerine getireceğim. Önceden sana düşmandım. Önceden seni tanımadım ben. Seni tanımadığımdan dolayı mürcidi kamillere düşmandım. Velilere düşmandım. Hazreti Ömer Efendimiz düşman değil miydi? Hazreti Peygamber sallallahu ve sellem hazretlerini katletmeye gelmişti.
O güne kadar düşmandı ona. Bir kimse bir veliyi tanıyıncaya kadar veliye düşmandır. Ne zaman veliyi tanıdı o zaman der ki aa bu hiç de düşman olunacak birisi değilmiş. Ama onun kalbi mühürlüyse o veliye düşmanlığa devam eder. Kalbi mühürlü olanlar, kalbi mühürlü olanlar düşmanlık ederler. Onlar bakmayın eski derviş de olabilirler. Zamanın birisinde bir şeyhe intisap etmiş olabilirler. Eğer şu anki sağlıklarında bir şeyhe intisapları yok ise aslında bir önceki şeyhlerine vefasızlık etmiş, bir önceki şeyhlerine hainlik etmiş, bir önceki şeyhlerinin peşinden gitmemiş, bir önceki şeyhini tanımamış insanlardır. Bunlar o tanımamazlıktan, o hainlikten, o vefasızlıktan dolayı Allah onların gönüllerini mühürler, onların bu noktada tarikat-ı âliyede yolları biter.
Onlar kendi kendilerine şöyle derler, bu zamanda Mürşid-i Kamil mi var ki, bu zamanda Veli mi var ki, oysa kendilerini de bir şeyhe intisap etmezden önce öyle konuşuyor. Almanlardan önce herkes bana diyordu ki bu zamanda Mürşid-i Kamil mi var, bu zamanda Veli Zat mı var? Daha ileri söyleyeyim, Çorumlu Hacı Mustafa'nın vefat ettikten sonra Çorumlu Hacı Mustafa'nın peşinden gidenler şöyle demişlerdi, bana Mustafa'nın vefat ettiği yerine kimseyi bırakmadı, Türkiye'de Mürşid-i Kamil yok.
Dedim dünya özleminde yok mu? Var. Sende. Allah'ın velileri eksik mi? Değil. Hem hadis-i şerife hem ayetle sabit mi? Sabit. Ayet-i kerimede Allah'ın veli kullarının var olduğu söyleniyor mu? Evet. Onlar mahzun ve mahcup olmayacaklar diyor mu? Evet. Hazret-i Peygamber sallallahu ve sellem hazretleri velilerin devam ettiğini, kırk kişi olduğunu beyan etmiş mi? Evet.
Bunların vefat ederse yerlerine birisinin atandığı, birisinin geçtiği söylenmiş mi? Evet. Kim senin mürşidin? Senin mürşidin kim? Yok. Neden? Senin daha önce mürşidin var mıydı? Vardı. Kimdi? X efendi. İyi. Ne kadar güzel. Şimdi? Yok. Neden? Mübarek vefat etti. İyi. Hani sen de? Neden gözünü açıkmış görmüşüm? Şimdi gözün kör. Sen ne yaptın da köreldin? Sen hangi etsizliği yaptın ki? Allah sana velinin kapısını kapattı. Bir günahı işledin de Cenab-ı Hak sana, sana dostunu dost etmiyor.
Hazret-i Mevla ve der ki yürü. Kendine bir veli, kendine bir mürşid yürü. Kendine bir dost bul. O dostu bulursan Allah'a dost olursan. Yürü bul diyor onu. Elir. Senin kim mürşidi? E ben ölen şeyh efendiye bağlıydım. E ondan öncekine bağlanmadım ha? Neden ondan öncekine bağlanmadım? Ben öyle derdim. Siz kime bağlısınız şimdi? Çorumlanca Mustafa Efendi'ye. Öldü. Bakıyor şimdi. Onun kılıcı keskindir. Haa ondan önceki Ali Efendi'nin kılıcı keskin değilmiş demek ki. Nasıl yani? Ya madem Ali Efendi'nin kılıcı keskin değil miydi ki Mustafa Efendi çıktı? Ondan önce Ebubekir Baba'nın kılıcı keskin değil miydi ki Ali Efendi geldi?
Hazreti Peygamber'in kılıcı mı kör? Hazreti Ebubekir'in, Ömer'in, Osman'ın, Ali'nin kılıcı mı kör? Abdülkadir Geylan'ı, Ahmet Erre, Rıfay Ahmet Erpedevi, İbrahim Duzuki, Şahı Nakşimendi, Muhyiddin Arabi, Hazreti Mevlan Hacı Bektaşi, Üftadi Hazretleri, İsmail Akkıburtsevi, Eur Sultan Hazretleri. Kılıçları mı kör bunlar? Senin kalbin kör. Senin gözün kör. Sen perdelenmişsin, bir mürşid-i kamile bağlanmadıysan kör olarak göçüp gideceksin bu alemden. Gözünün açıp gördüğüne bakma. Gerçekte körsün. Eğer bir Allah dostuna dost olmadıysan Allah'a dostluk cakası satma.
Ben Allah'a dost değilsin. Bir Allah dostlarına bağlayayım diyorsan o zaman Muhammed Mustafa'ya gerek yoktur. İsa mı yoktu, Musa mı yoktu, İbrahim mi yoktu, Yusuf mu yoktu, Yakup mu yoktu, Yuşa mı yoktu? Ama Allah'ın peygamber Muhammed Mustafa'yı gönderdi. Son peygamber Muhammed Mustafa'yı gönderdi.
Dedi ki ondan sonra hiçbir peygamber, hiçbir nebi gelmeyecek. Eğer sen benim şeyhimden sonra şeyh gelmeyecek diyorsan sen de onu peygamber gibi gördün. O da küfür. Allah'ın velileri kıyamete kadar devam edecek. Yeryüzünde kıyamet, son velinin ruhu kabledildikten sonra kopacak.
Eğer yeryüzünde bir veli var ise kıyamet kopmayacak. Kıyamet'in kopuş sebebi veliliğin son bulmasıyla alakalıdır. Dünyanın ayakta durmasına sebeptir veliler. Yağmurun yağmasına, güneşin dolmasına sebeptir. Bitkilerin yeşermesine, toprağın sebze ve meyve vermesine sebeptir veliler. Eğer yeryüzünde veliler olmayacak olsaydı taş kesilirdi yeryüzü. Yeryüzü velilerin yüzü suyür metine yaşar. Hayvanat, insanat, böcekler, bitkiler velilerin yüzü suyür metine yaşar. Velilerin yüzü suyür metine. Ve sen daha önce bir veliye yolun uğradı da şimdi yolun oraya uğramıyorsa muhakkak çok tövbe, çok büyük isyanların içindesin.
Neden? Sen çünkü o kapıyı bildiğin halde sen şimdi kapısızsın. Üstadımız Allah rahmet eylesin derdi ki Evladım, bir insana muhakkak yaşayan bir mürşid-i kamil lazım. Rüyasını kime anlatacak? Halini kime anlatacak? Derdini kime anlatacak? Kime soracak? Oğlum der. Kime lazım olmaz bilir misin Mustafa Efendi? Kime efendim? Oğlum beşinci esmayı alırsa o kimse ona üstad lazım olmaz. Halife olursa ona üstad lazım olmaz. Sen bilin ya onların kalpleri çalışır. Sen bilin ya onlar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinde görüşürler. Onlar sen bilin ya onlar kabir ehliyle görüşürler.
Onlar alacak olduğunu onlardan alır. Mustafa Efendi buyurun oğlum biz öldükten sonra da sen bizden istediğini alın. Estağfurullah efendim. Başımıza geldiğinde istediğini sor oğlum. Estağfurullah efendim. Başımıza gelmene de gerek yok oğlum. Otur dünyadan sor. Estağfurullah efendim. Beşid-i Kamil'in hali budur. Gidip Emur Sultan hazretlerine huzur edip ondan sorunun cevabını alabiliyorsan sana lazım değil.
Gidip Emur Sultan hazretlerine, üstad hazretlerine rüyanı anlatıp ondan tevhidini alıyorsan sana üstad lazım değil. Sana lazım değil. Evladımız öldükten sonra sakın ha oldum deme. Ne dersiniz efendim? Ve edullah şahit olsun oğlum. Herkes istihara yapsın. İstihara etsin de kimi görürse ona gidip intisap etsin. Ne dersiniz efendim? Oğlum bak şahit olsun. Şahit olsun efendim. Bütün dergahata söyler. Emredersiniz efendim. Bir mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır. Kim için geçerli?
Daha önce bir mürşide bağlanan için geçerli. Bağlandın mı bir sefer? Senin bir daha mürşidin olması şah. İşte diyor ki sen bana Mustafa'sın. Bir mürşid müridinin safa sebebidir. Müridinin hidayet sebebidir. Müridinin cennet sebebidir. Müridinin vuslat sebebidir. Bunu ancak yaşayan anlarla bilir. Şemsi olan bilir. Bir üstadı olan bilir. Üstadı olmayana bu sivrisinek sazdır. Üstadı olmayana damun zurna gibidir bu.
Üstadı olana bir hikmettir. Bir işarettir. Üstadı olana bu bir ilimdir. Allah bizi onlardan eylesin. El-Fatiha. Allah'a selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi