Üstad Mustafa Özbağ

12 Mayıs 2012 Karabaş-i Veli Tekkesi

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 12 Mayıs 2012 · 56:35

Allah gecenize öylesin inşâAllah. Cenâb-ı Hakk'ın yüzünü de seyirle öylesin inşâAllah. Elınızı, yolunuzu da seyirle öylesin inşâAllah. Gece çalışmak cahit. Alışverişin yasak olduğu bir tek zaman var. Cuma günleri, Cuma saat. Bu ayetle sabitlenmiş, müminler Cuma'ya giden, Cuma'ya giden, Cuma bu noktada farziyetiyle alakadır, üzerine düşen insanlar Cuma saatinde alışveriş yasaklanmış. Başka bir zamanda çalışmanın yasak olduğunu bir gün yok.
O yüzden şu gün çalışılabilir mi, bu gün cahit mi, şu saat cahit mi, bu saat cahit mi sorgulması uygun değil. Bir hadis-i şerifte söz ve sözünü tutmama minafatı talâh ederiz. Kullar günahları için tövbe, Allah'a söz verilir. Ama bazen bu günahı tekrar cennet verilir, verilir, tutamamıştır. Buradaki büküm ne olsun? Kullar ne yapmıyor? Allah'a lazım. Öyle bir hadis-i şerifte söz verip sözünü yerine getirmemek, emanete ziyanet etmek, bir de bir tane daha var. Konuştuğunda yalan söylemek, münafık, münafığın elameti güçtür. Konuştuğunda yalan söyler, ahde vefâsılık gösterir. Bu da ne edeyim? Ahde vefâsılık, konuştuğunda yalan söylemek, emanete ziyanet etmek. Bu üçünü de bir kimsenin üzerinde tecelli ederse, o kimse münafıktır.
Tövbe eder, geri döner, bir daha işlememe, Cenab-ı Hak günahlarını ahledir, münafıklıktan kurtarır. Kul tekrar günah işler, tekrar tövbe eder, geri döner, Allah yine ahdılar. Kul tekrar günah işler, yine tövbe eder, geri döner, Allah yine affeder. Hadis-i Kudsi bu. E tabi... Orada Cenab-ı Hak diyor ki, kulum kendisini affedecek olan Allah onu hatırladı.
Allah onu affettir. Tabi bu yol böyle çok kirletilmemesi lazım. Sufiler bu noktada bir daha günah işlememeye kendi kendilerine kast ederler. Şimdi bir kimse bir şeye tövbe eder, geri döner. Bu eğer hakiki bir tövbe ise o kimse bir daha o günah aklından dahi geçmez. Kalbine dahi bir daha o düşmezsiniz. Bu hakiki tövbe der. Tövbenin diliyle olanı vardır. Allah rahmet eylesin Şeyh'im, Şeyh'im, Nevşeh'im, Abdullah Efendi derdik, onun tavuk tövbesi o derdi. Tavuk karnı acıkınca necaseti yermiş, necaseti yedikten sonra kargasını başlamış yere sürtme, temizlemeye, tövbe yarabbi bir daha yemeyeceğim diye, onun tavuk karnı acıkınca kadar derdi.
Karnı acıktığında yine gider necaseti yer, ondan sonra yine tövbe eder derdi. Böyle tövbe edenlere tavuk tövbesi derdi o Allah rahmet eylesin. Bu tövbe dil ile olan tövbe. Tövbenin bu noktadaki hali aslında fiilidir. Bir kimse bir günah işlememeye kastettiyse ve ondan tövbe ettiyse fiilen o günahtan uzaklaşır. Bir daha o günaha düşmez. Bu tövbesinin kabulünün işaretiyse o kimsenin gönlüne artık o günahla alakalı hiçbir şeyin gelmemesidir. Yani o kimse bir daha o günah onun aklına gelmez.
Kumar oynuyor o kimse, her gün tövbe ediyor ama ertesi gün yine kumar oturuyor. Bu kimse fiili olarak kumara tövbe ettiğinde bir daha kumara hiç oturmayacak. Ne zaman ki kalbinde, ne zaman ki gönlünde kumara karşı bir muhabbet olmadı ve kumarı unuttum. Artık o hiç kumar aklına gelmiyor. O zaman bunun tövbesi hakiki tövbe oldu. Böyle hakikat noktasında tövbe edenlerin Allah geçmiş günahlarını hayra çevirir. Böyle tövbe edenlerin geçmiş günahını hayra çevirir. Ama bir kimse ben yapmayacağım deyip de yapıyorsa ve gelip özür diliyor yine yapıyor. Gelip özür diliyor yine yapıyor örneğin. İnsanların arasında vardır ya bu. Yani insan bir hata yapar, bir kusur işler, bir yanlışlık yapar, birisine karşı yapar. Gelir ondan der ki özür dilerim, hakkını helal et. Sen de özür kabul edersin, helal edersin. O kimse bir daha yapıyorsa bunu, o seni istismar ediyor.
Bu Allah'ı da istismar ediyor. Ama Allah şefkat ve merhamet sahibi. O Allah lütuf sahibi. Allah kulların hatalarını, kusurlarını örtücü. Ama insanlar Allah'ı da kaldırdıklarını düşünmesinler. Yani her seferinde günahını işler, partisi gündeki tövbe ederim. Ve tövbe kapısı açık değil mi canım? Tövbe ederim, Allah benim günahımı affederler. E tövbe kapısı da açık, sen her türlü melaneti işler, ondan sonra tövbe ederim der. Her türlü melaneti işler, o tövbe ederim der.
Bu aklın işi, bu kalbin işi değil. Eğer gerçekten sen o işlediğin günahtan mızdırap duyuyorsan ve gerçekten sen Allah'tan utanıyorsan ve gerçekten sen Allah'tan hayâ ediyorsan ve gerçekten sen Allah'a iman etmişsen, imanını hakikate erdirdiysen, bir şeyden bir sefer özür dilersin. Bir şeye bir sefer tövbe edersin. Bir şeyi bir sefer bırakırsın. Onunla ilgin ve alakan kesilir bir daha. Bu, tövbenin hakikatidir. Yoksa sen iki devirde aynı melaneti işliyorsan, iki devirde insanların kalbini kırıyorsan, insanları incitiyorsan, iki devirde insanları üzüyorsan, yani insanlar, bir günah işlerler kendilerine aittir, bir günah işlerler topluma aittir. Ama hepsinden de tövbe etmek lazım. Günah işlerler Allah'a aittir.
Allah'a edepsizlik etmiştir. Allah'a hayâsızlık etmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine edepsizlik, hayâsızlık etmiştir. İnsanlara edepsizlik, hayâsızlık etmiştir. Kendisine edepsizlik, hayâsızlık etmiştir. Etmiştir. İnsanoğlu. Bir hayvana etmiştir. Bir böceğe etmiştir. Bir kuşa etmiştir. Yeşile etmiştir. Ağaça etmiştir. Ormana etmiştir. Terbiyesizlik yapmıştır. Duran suya hayâsızlık yapmıştır. Akan suya hayâsızlık etmiştir. O akan suda dair hesaba çekilirsin sen. İnsanların gölgelendiği yere hayâsızlık etmiştir.
Zannederiz ki biz, insan sadece kendi kendine. Sen gider bir insanların piknik yaptığın, gölgelendiği bir ağacın dibine beyledersen, sen orada piknik yapacak, bütün insanların hukukuna girdin. İnsanların gelip geçeceği, oturacağı yere yeri beylettin. Pislettin. İnsanların hukukuna girdin. Edepsizlik ettin. Hayâsızlık ettin. İnsanların gelip oturduğu yere sen yediğin içtin, pislikleri attın. O insanlara karşı edepsizlik ve hayâsızlık ettin. İnsanların gelip geçeceği yolu kirlettin. İnsanlara karşı edepsizlik ve hayâsızlık ettin. Gittin göle beylettin. İnsanlara karşı hayâsızlık ve edepsizlik ettin. Hatta gölün içerisinde yaşayan hayvanlar insanlara karşı edepsizlik ve hayâsızlık ettin. Gittin akan nehire beylettin. Akan nehire beylettin için sen o nehirden kullanacak olan bütün insanlara edepsizlik ve hayâsızlık ettin. İnsan Muhammed'i ise bu ince ahlakla ahlaklanmalı. Sen çocuğunun kakasını akıp giden dere suyunda temizleyemezsin. O dere suyundan ileride içen olur. E o dere suyundan
ileride tarlasını besleyen olur. O göl suyuna mecaseti dökemezsin. hiçbir belediye başkanı, hiçbir mülki irade sahibi bunu yapamaz mı göre göre bile bile? Neden? İnsanların gelecek nesillerin kullanacağı, gelecek nesillerin faydalanacağı gölü kirletemezsin sen, edepsizlik ediyorsun, hayâsızlık ediyorsun. Bunun gibi. Veya insanların içerisinde. O kimse hamile boyla insanları kırıyor, incidiyor, üzüyor, insanların hakkına, hukukuna riayet etmiyor, dedikot ediyor, kıymet ediyor, iftira ediyor. Her tür bir melaneti işliyor, ondan sonra geliyor. Hakkını helal et bana. İstediğin buysa helal olsun sana. Al. Helal olsun sana. Kurtulacaksan helal olsun.
Ama sen yine geleceksin. Sen necaset yemeye alışmışsın. Sen necaseti sen lezzet olarak tatmışsın. Sana necaset lezzetli geliyor. Yine yiyeceğim o güzel. Gönül arzu eder ki, bir kimseden bir seferlik helallık al. Gönül arzu eder ki, bir kimseye bir sefer özür diler. Bilmez ama. Cümle ümmeti Muhammed'i affetsin.
Bunun yolu, evet. Söz verdiğinde sözünü yerinde tut. Söz verdin Allah'a. Bir daha o günah işleme. Söz verdin Allah'a. Bir daha o yanlışlığı yapma. Söz verdin Allah'a. Bir daha o eksikliğe dönme. Sözünde dur. Sözünde durmazsan, ahde vefa göstermeyen insanın arkası devam ediyor. Hem yalancı oluyor, hem de emanete ihanet ediyor. Bakın, ahde vefasız olan bir kimsenin arkasından iki münahtaha ekleniyor. Ne? Ahde vefa, sen söz verdin, ahitleştin, yerine getirmedin, yalancılardan oldun.
Yerine getirmedin, emanete ihanet ettin. Ahde vefasızlık başlı başlığına bir münafıklık helameti değil. Verdiğimiz sözü tutalım, verdiğimiz sözün arkasında duralım. Verdiğimiz sözün peşinde koşalım. Eğer bu noktada biz duramazsak, Allah muhafaza eylesin, münafıklık helametini üzerimizde taşımış olur. O yüzden, o kimse öylesine tövbe etmedi. Öylesine tövbe ile hemhal olmalı ki, artık Hz. Mevlana'nın gibi, dediği gibi onun tövbesine de tövbe gerekmedi. Hz. Mevlana öyle der. Sen ne zamandan beri tövbe edeceksin? Senin tövbenin de tövbe gerekti.
Allah bizi onlardan eylesin. Rüyamda zikir yaparken sizi gördüm, hikmeti nedir? Zikre devam edin. Babam kendini çok rüyalara kaptırıyor, rüyalarınca hareket etmek caiz bir her şey için rüyaya yatıyor, Allah razı olsun. Yok, hayattan korkan insanların yaptıkları şeylerdir. Rüyalar evet, bir işarettir insana.
Eğer sahih rüya ise, sahih rüyalar insana mümeşrat kapısıdır. Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in dedilerini, Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür demiş, salih rüyalara. O salih rüyalar insana muhakkak bir işaret verir, ama rüyayla hareket edilmez. Bunu istişaresi olması gerekir. Muhakkak ki rüyalar bir kapıdır, ama bir iş yaparken istişare şarttır.
Yaptığımız ibadetlerin manasına nasıl dolarabiliriz? Bunlar için manaya ermek için uğraşmayın. İbadeti en kısa noktada Allah emrettiği için yapın. En kısa noktada sizi sevsin diye yapın. En kısa noktada Allah'ı sevdiğiniz için yapın. Gönül arzu eder ki Allah'ı sevdiğiniz için ifade edin. Namazın manasını düşünmektense Allah'ı sevdiğiniz için yaşayın.
Namazınız Allah'ı sevdiğiniz için olsun. Orucunuz Allah'ı sevdiğiniz için olsun. Zikriniz, fikriniz Allah'ı sevdiğiniz için olsun. Cömertliğiniz Allah'ı sevdiğiniz için olsun. Allah yolunda koşturmanız Allah'ı sevdiğiniz için olsun. Allah'ı sevdiğiniz için iyi amellerle amellenin. Allah'ı sevdiğiniz için hayır yolunda koşturun. Allah'ı sevdiğiniz için insanlara tebessümlü olun, güler yüzlü olun.
Allah'ı sevdiğiniz için insanları aldatmayın, insanları kandırmayın. Allah'ı sevdiğiniz için insanların arasında iyiliği misali ve timsali olun. Allah'ı sevdiğiniz için insanları yaralamayın. Allah'ı sevdiğiniz için insanlara hakaret etmeyin. Allah'ı sevdiğiniz için peygamberi sevin. Allah'ı sevdiğiniz için mevlileri sevin. Allah'ı sevdiğiniz için Müslümanları, müminleri sevin. Allah'ı sevdiğiniz için toprağınızı sevin. Allah'ı sevdiğiniz için şehirinizi sevin. Allah'ı sevdiğiniz için eşinizi sevin. Allah'ı sevdiğiniz için çocuklarınızı sevin. Allah'ı sevdiğiniz için arkadaşlarınızı, dostlarınızı sevin. Allah'ı sevdiğiniz için Kur'an'ı sevin. Allah'ı sevdiğiniz için Kur'an'ı okuyun. Allah'ı sevdiğiniz için Kur'an'ın hükümlerine sahip çıkıp onları yaşamaya çalışın. Allah'ı sevdiğiniz için peygamberi sevin.
peygamberi sevin ve peygamberi sünnet ve resulunun sünnetini ihya edin. O'nu kendinize sünnet edinin. O'nu kendinize edep ve adab edin. Allah'ı sevdiğiniz için yapın bunu. Menfaat beklediğiniz için değil. Cennet beklediğiniz için değil. Cehennemden korktuğunuz için değil. Sın Allah'ı sevdiğiniz için yapın. Hayatı yaşarken Allah'ı sevdiğiniz için hayatı yaşayın. Ve yol yürürken ve bir menzile koşarken Allah sevgisiyle koşun. Ve koştuğunuz menzil Allah sevgisi olsun. Ve ulaştığınız yerde Allah'ın sevgisini bulun. Ulaştığınız yerde Allah'ın sevgisi sizi karşılasın. Ulaştığınız yerde Allah'ın sevgisi sizi kucaklasın. Bununla hemhal olun. Eğer bununla hemhal olursanız heva hevestten kurtulursunuz. Bununla hemhal olursanız işin manasına varmış olursunuz.
Bununla hemhal olursanız işin özüne vakıf olmuş olursunuz. Bununla hemhal olursanız bu dünyada da ahirette de size korku ve hüzün yoktur. Eğer bununla hemhal olursanız size bu dünyada da öbür dünyada da mahkup ve mahzunluk uğramayacaktır. Sizi kurtaracak olan adetleriniz değildir. Sizi kurtaracak olan Allah sevgisidir. Allah'ı sevmekte hemhal olun. Ve seveceğinizde ne varsa Allah'ı sevdiğiniz için sevin. İnsanlar zannediyorlar ki Allah'ı sevince eş sevinmez, anne sevinmez, arkadaş sevinmez, ne bileyim işte komşu sevinmez. Hiçbir şey sevinmez zannediyorlar. Değil. Allah'ı seven her şeyi sever. Bir kimse Allah'ı seviyorsa her şeyi sever.
Makul ve malum olan her şeyi sever. Helal olan her şeyi sever. Eğer o kimse Allah'ı seviyorsa. Allah'ı seviyorsa her şeyi sever Allah'ı seviyor sayılmaz. Bir şeyi sever Allah'ı seviyorsa sayılmaz. Ya bir kimse bir çiçek sevecek çiçeği severekten Allah'ı sevmiş olacak. Bu biraz dar ve kısıtlı. Allah bize affetsin inşallah. Bir insanın arkasından iyi veya kötü konuşmak kıymet değildir. Bir insanın arkasından iyi konuşmak kıymet değildir. Bir kimsenin, bir kimseden bir iyilik gördüyse, o iyiliği etrafa anlatmasında fayda vardır. Bir sıkıntınız vardı, birisi sizin o sıkıntınızı giderdi. Sıkıntınızı gideren kimse hakkında siz Allah razı olsun filanca benim sıkıntımı giderdi derseniz, Biz bir hadis-i şeriften bu iyiliğe karşı yapılmış bir iyilik olarak görünmüyoruz.
Neden? Kimnet edilmesi lazım ki iyiler ve iyilikler çoğalsın. Bir kimse iyilik gördüğü kimseyi ve iyiliğini dillendirmesi Allah razı olsun. Allah razı olsun filanca kardeş bir sıkıntımız vardı, şöyle bir sıkıntım vardı, bana geldi borç para verdi, Allah ondan razı olsun. Benim cebime 100 lira koydu, Allah ondan razı olsun. Bu zamanda geldi benim imdadıma yetişti Allah'ın izniyle, Allah ondan razı olsun. Bana şöyle bir iyilikte bulundu, Allah ondan razı olsun. Bana şöyle bir iyilikte bulundu, Cenab-ı Hak ona mükafatını artırsın. Bu sünnet-i Resulullah. Ama insanlar iyilik gördükleri insanların iyiliklerini anlatmaktan uzak duruyorlar. Böylece iyilerin iyiliklerini örttüklerinden dolayı nankörlerden sayılıyorlar.
Bir kimsenin iyiliğini kasti bir şekilde örten bir kimse nankörlerdendir. Bir kimse bir kimseden iyilik gördüyse, o iyiliğe vefa göstermesi Allah'a vefadır. O iyiliğe teşekkür etmesi Allah'a teşekkürdür. O iyiliğe iyilikten dolayı Allah'a hamd etmesi gerek. O iyiliği örtüyorsa, iyiliği konuşmuyorsa, o iyiliği o kimsenin arkasından met etmiyorsa, o kimse nankördür. Nankörlükten Allah'a sığınırız. Bir kimsenin doğru dahi olsa hoşuna gitmeyecek bir şeyi arkasından konuşulması da kıymetdir. Bir kimse işte fahişe olmadığı halde arkasından bir kadın için fahişe denildi.
Bu iftira fahişe, o kadın için fahişe olduğu halde fahişe denildi. Açık olmadığı kimse kıymet etmiş olur. Zinadan daha büyük günah işleri. Veya bir erkeğin namusuna laf söylemek, bir kadının namusuna laf söylemek.
Bir şey hata yaptı o kimse, bir yanlışlık yaptı. Onun hatasını, onun yanlışlığını etrafa yaymak, kıybet. Bir kimsenin hoşuna gitmeyecek bir şeyi etrafında söylemesi, kıybet. Allah cümlemizi affetsin. Dinlerimizde uğursuzluk vardır okuduğum bir hadis şerifte kadın, at ve evin uğursuz olabilir açıklarsanız sevinirim. Bu başka hadisleri ters bir hadis şerifi. Bununla alakalı bu hadis şerife bakmak gerekir.
Kardeş bunu nereden okumuş? Ben böyle direkt hadis şerifleri uydurma demekten dilimi tutmaya çalışırım, gayret ederim. Ama Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin böyle bir hadis şerifini sahih kitaplarda okumadığı, hatta uğursuzluk diye bir şeyin olmadığını, uçan kuştan, havlayan, uluyan köpekten bir mana çıkartmanın küfür olduğuna inanıyorum. Kaldı ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri, bana dünyanın da üç şey sevdirildi. Güzel kuru, iyi kadın, güzel kadın, gözümün nuru da namazdırsın. Yani bu hadis şerif tezat oldu. Sizin için üç şey mümin için çok hayırlıdır, çok iyidir, dünya için başka bir şeye gerek yoktur, hayırlı bir ev, hayırlı bir eş, hayırlı bir binek.
Dünyalık bu üç şey size yeter. Bu hadis şerifler, şimdi aklımda kaldığı kadarıyla kelimelerde hata yapmış olabilir. Bu hadis şerifler sahih, bu hadis şeriflerle bu hadis şerifin tenakkuz oluşturdu. O yüzden bunu nereden okuduysa kardeş, okuduğu eserimize inşâAllah aktarırsa biz de bakalım oradan, oradan hata yapmaktan korunalım, Allah muhafaza eylesin. Ama yani burada bir sıkıntı var. Allah muhafaza eylesin. Böyle bir takvim arkasında veya böyle internette dolaşırken bulduğu bir şeydir. Allah muhafaza eylesin. Böyle insanları, Müslümanları saptırmak, Müslümanları bu noktada bohşaya düşürmek için bu tür cereyanlar fazla. O yüzden internette dolaşan, bilgilere internette dolaşan hadisleri, ayetleri tıpa tıp doğruymuş gibi algılamayın. Allah muhafaza eylesin.
Muhakkak ki o sahih eserlere dönüp bakın. Aldanmaca, kandırmaca olabilir. İnsanlar aldanıyorlar, kandırmıyorlar. Deccariyet gibi o internet şeyleri. İyiye, doğruye, üzere kullanılırsa çok isametli. Ama onları muhakkak bir doğrulamanız gerekir. Elinizdeki muteber bir takmarla. Hz. Mevlana ve Tebrizli Şems'i ilişkisi hakkında bilgi verir misiniz?
İlahi aşkı, herhal biri, dünyevi aşkı görünmü demiş. Kardeşler, bununla alakalı Şemsettin-i Tebrizli ile Hz. Mevlana'nın arasındaki ilişkiyi anlatsak ne olacak ki? Evet, Kuran-ı Kerim'de sen geçmiş Peygamberlerin kıssalarını anlat ayeti kerimesi var. Buradan Sufiler de geçmiş Üstadların, Peygamberlerin kıssalarını anlatırlar. Muhakkak ki onlardan bir ölçü alınır, ders alınır. Ama velakin hani bir şey çok konuşulur ya, bu da çok konuşulan bir şeydir. Muhakkak ki kardeş dinlememişler bunu. Ama inşallah birbir vaktimiz müsait olduğunda anlatalım. Çocukların küçükken eşini kaybetmiş, babalarını tanımıyorlar. Bu hangimizin imtihanıdır?
Bütün insanlar imtihanda. Yani bu çocuklar da imtihanda, anneler babalar da imtihanda. Allah'a alır Cenab-ı Hak öyle bir ecel yapmıştır. Yapacak bir şey yoktur. Annelerimizi her gün alalım, bir gün olmasın. E bu zaten normalde bize anneler günü batıdan gelmiştir. Batı kendi çarpık kültürünü, kendi çarpık fikrini, kendi çarpık hayat tarzını bir nebze olsun örtebilmek, bir nebze olsun onu telafi etmek için böyle sevgililer günü, anneler günü, babalar günü bir sürü gün koymuş.
O günlerde hatırlayacaklar. Çünkü Batı annesini hatırlamaz. Annesini götürür bir ihtiyar evine kapatırız. Babasını götürür bir ihtiyar evine kapatırız. Batı çocuğunu da hatırlamaz. Çocuğun küçükken kreşte, büyüdüğü zaman okulda. Ondan sonra kendisi de sabah saat beşte işe gider. Akşam yedide sekizde onda gelir. Yetmez ikisi de çalışır. Herkes çalışır. Ev bomboştur Batı'da. Orada kadınlar evde çocuklarını beklemezler. Orada kadınlar evde kocalarını beklemezler. Orada adamlar kadınlarını beklemezler. Orada adamlar çocuklarını da beklemezler. Görmezler bile birbirini.
O kapitalist sistem, o vahşi kapitalist sistem, ejderha gibi bütün herkesin üzerinde çökmüştür. Çökünce onlar sevgililerini dahi, sevgililerin dediklerini dahi hatırlamadıklarından hatırlamak için sevgililer günü yaparlar. Onlar hatırlamadıklarından dolayı evlilik yıldırını yaparlar. Onlar hatırlamazlar çünkü. Onlar hatırlamadıkları için anneler günü yaparlar, babalar günü yaparlar. Unutur onlar. Unutunca da hatırlama gereği duyarlar. Hatırlama gereği de ne zaman duyulacak? Evlilik yıldönümünde. Bizim kadınlarımız da ne yazık ki bu batı kültürünü almışlar. Adamlar sıkı mı evlilik yıldönümünü hatırlamasın. Bizim herifler de nasıl herifse o batının bize dayattığı şeyi herhalde kadınlar bizim çok şerli.
Kadınların şerrinden korktukları için kendi adını unutuyor adam evlenmeyen gününü unutmuyor. Kendi adını unutuyor adam. Sıkı mı evlenmeyi? Hitelemişler bize. Bizim tatilimiz batı kültürü, evlenmemiz batı kültürü, boşanmamız batı kültürü. Bizim her şeyimiz batı kültürü. Dayakmışlar bize. Biz batılı olacağız diye her şeyimizi biz onlara çevirmişiz onlarla onlara benzeyeceğiz diye. Onlar da her seferinde bize demişler ki daha senin kaşın benzemedi, gözün benzemedi, dudağın benzemedi, saçın benzemedi, yollarınız benzemedi, şehirleriniz benzemedi, kültürünüz benzemedi, inancınız benzemedi.
Ayrı kelime var ya, ey habibim sen onların dinlerine dönmedikçe onlar seninle mücadeleden vazgeçmezler. Siz onların dinlerine dönmedikçe onlar sizinle savaşmaktan, sizinle mücadele etmekten vazgeçmezler. Siz habire dönüştürün kendinizi. Döndür Allah döndür, fırında koy. Allah dön. Bize diyorlar ki ya bu dövmek biz kendi etrafımızda dönüyoruz.
Bu sene moda, yılın ortasında moda bu. Dön Allah dön. Ninesinin, dedesinin düğününü yapar gösterin bana. Dedesi gibi gösterin bana.
Modern dünya. Evlerimiz döndü. Dön Allah dön. Banyolarımız döndü. Çocuklarda şimdi işte eski tip tuvalet yok. Klozetlere uygarlığından.
Desem ki şimdi evlerinde klozet tuvaletlere oturan insanlar öyle bir gerici ki gericinin gerici taa helenistik çağına gidecek. Gene Mersin'e helenistik çağda helenistik çağdan kalma, mermer helenistik çağdan kalma. Mermerden aynı klozetler gibi böyle koymuşlar.
Alına da yol yapmışlar gitmek için. Pislikler gitsin diye. Aralarında bölme yok. Desiyen yana oturuyor. Oturuyor sıralım. Ben hiç Avrupa'ya gitmediydim. Bu kış bizim bir Piriştinaya şey Kosova'ya git.
Yunanistan'dan geçerken bir benzinlikte durdum. Bir benzinlikte sabah namazına abdest alacağım. Benzinli girdik. İhtiyacımı göreceğim. Bir baktım taharetlenecek hiçbir şey yok. Tuvaletin arkasında çeşme filan yok, su yok. Biz döndürüyoruz ya. Biz onu da kendimize döndürmüşüz orada gördüm ben. Bizim arkadan su fışkırtıyor hepimizin. Bizim idra icadımız bu. Kosova'ya gittim, Kosova'da otelmişiz. Kardeşim bizim kültürümüz değil. Bu Türklerin de kültürü değil ha.
Türklerin gidin orta asetli böyle bir tip oturma şeyi yok. Ey Hz. Muhammed Mustafa'nın sallallahu ve sellem hazretlerin de sünneti değil. Biz dönüyoruz biz. Kendimizi döndürüyoruz boyuna. Allah bizi affetsin. Derdi, sıkıntıyı daha çok kimlere verir? İmkan mıdır? Yoksa yaptığımız yanlışların, cinamların, eksikliklerimizin sonucundur. Dertler, sıkıntı vardır. Bir şekilde öyle düşünebiliriz. Diyebiliriz ki bizim önümüzde yaptıklarımız vardır. Öyle düşünelim. Ama şu adi şerifi de unutmayalım. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ölüme yakın günlerinde çok böyle hararetli, ateşli, hastalık geçiriyor, iki de bir de bayılıyor.
Sorarlar ya desin onlar, sıkıntı böyle çok büyük deyince dert-i bela, musibet, sıkıntıların büyüğü peygamberlere. Ondan sonra velilere, ondan sonra da büyük günleredirler. Hz. Ebu Vekil Efendimiz'in tekkenin üzerinden uçak gibi uçarken rüyamda gördüğü efendim neye tekaret eder? Allah'ın yaşamında haskiri, Suriye, Muhammadiye'ydik.
Şimdi ise hasakiri, Muhsuriye, Amerika'ya, İslaliye, Avrupa'ya, Avrupa'ya çalışıyoruz. Rahatsız olan evinde yatmayacak kardeş. Rahatsız olan evinde geçirmeyecek bir gecesini. Rahatsız olan geçirmeyecek bir gün, gün yüzünden. Rahatsız olan yolu demek güzel de, altını, üçünü doldurmak biraz zor. Son nereye okumuştuk, hatırlayan var mı burada? On üç bitti. On üç bitti. Bunları değiştireceğim zaten inşallah da. Ne gibi bir soluktaşı diriştiyat çekiliyormuş. Evet. Onu bitirdiydik değil mi? Evet.
Bu aklın mahremi akılsızdan başkası değildir. Dile de kulaktan başka müşteri yoktur. Gamımızla günler geçti, akşamlar oldu. Günler yanışlarla yoldaş kesildi de yandı gitti. Günler geçip gittiyse, de ki geçin gidin, pervamız yok. Sen kal ey dost. Temizlik de sana benzer yok. Balıktan başka herkes suya kandı. Rızkı olmayanın da günü uzadıkça uzadı. Han, pişkin kişinin halini hiç mi hiç anlamaz. Öyleyse sözü kısa kesmek gerek ve selam. Bu aklın merhemi akılsızdan başka bir şey değil.
Hani akıllı insana veya akla merhem akılsız insandır. Kendine bir akılsız insan bul da seni akıl hastalığından kurtarsın. Kendine bir akılsız bir kimse bul. Kendine kalbiyle hareket eden bir dost bul. Kendine kalbiyle yol yürüyen bir yoldaş bul. Kendine kalbiyle konuşan bir dil bul. Kendine kalbiyle duyan bir kulak bul. Kendini kalbiyle gören bir göz bul. Öyle bir göz bul ki senin yanında dolaşırken rüya anlatsın sana. Öyle bir kulak duy ki bul ki yanında yürürken başka alemlerden sesler anlatsın sana. Sen öyle bir dil bul ki yanına, dost bul ki dini öyle olsun.
Gönül aleminden konuşsun sana. Sen bu aklınla gidip eşekler gibi çomurun içerisinde debelenip duracaksın. Yoksa sen bu aklınla gidip şeytanlaşıp yürüyüp gideceksin. Şeytan da aklına vurdu ya, ben alemden üstünüm dedi. Şeytan da aklına vurdu ya, onun yaratılışından benim yaratılışım daha fazladır dedi. Şeytan da aklına vurdu ya, ben meleklerin hocasıydım dedi.
Şeytan da aklına vurdu ya, yer türünde fesat çıkaracak birini mi yaratıyorsun sen dedi. Şeytan da aklına vurdu. O yüzden sen bu aklınla şeytanlaşabilirsin. Bu aklınla şeytanın yolunda gidebilirsin. Bu aklınla sen İslam dini, mantık dini der çıkarsın. Bu aklınla sen bu dinin içerisinde aklıma yakmayan şeyleri kabul etmem dersin. Sen bu aklınla kendini çok bilgili zannedersin. Sen bu aklınla kendini çok yüksek zannedersin. Sen bu aklınla herkese tepeden bakarsın. Sen bu aklınla kibirlenirsin, beğenmezsin. Bu aklınla böbürlenirsin, kendini yükseklerde görürsün. Bu aklınla kendini sen aşağılarda dolaşır görürsün. Bu aklınla sen kalkarsın, kendi kendini peygamber bile görürsün.
Bu aklın seni mehdit eder, bu aklın seni peygamber de eder. Bu aklın seni istediğin heva ve hevese doğru götürür. Bu aklın merhemi bir akılsız bulmak. Akılsız demek kendini Kur'an ve sünnete teslim etmiş demek. Akılsız demek kendini Allah'ın hükmüne bırakmış demek. Akılsız demek kendisini Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sünnetine bırakan, ona rağmen eden. Akılsız demek kendini Üstad'ın yörüngesine oturtmuş, Üstad'ın bir dediliği iki etmeyen kimse demek. İnsanlar bu insanlara deliler. Akıllı insanlar bunlardan kaçar. Akıllı insanlar Peygamber'i kabul etmek istemez. Akıllı insanlar, yani akıllarını ilah edinenler. Akıllarını ilah edinenler, sağlığı kabul etmezler bütünüyle.
Otururlar akıllarını ilah edenler, şu Kur'an'ın hükümlerini kaldıralım derler. Şu Kur'an'ın bize indirdiği kısas ayetlerini, hüküm ayetlerini kaldıralım deyip, millet meclisinde konuşmaya çalışırlar. Akıllarını ilah edinenler, yeryüzünü fesada çeviriyorlar. Akıllarını ilah edenler, yeryüzünü zulümle idare ediyorlar. Akıllarını ilah edinenler, akıllarınca kendi kendilerini maskara ve madara ediyorlar. Akıllarını ilah edinenler meydanlar zaten. Allah tanımıyorlar, Peygamber tanımıyorlar. Kur'an tanımıyorlar, kitap tanımıyorlar, büyük tanımıyorlar, küçük tanımıyorlar. Hiçbir şey tanımıyor olma. Hayvanlar gibi yaşıyorlar, eşekler gibi yaşıyorlar. Hatta eşeğin başına bir yular koyuyorsun, eşek ondan daha ayrılıyor. Eşeyi yularından çekiyorsun, bağlıyorsun, orada duruyorsun.
Bunlara yular da bağlayamıyorsun. Bunlar ayet-i kerimenin tefsir deyimiyle hayvandan daha aşağı. Hayvandan daha aşağı. Çünkü akıllarını ilah edinmişler. Onlar akıllarını ilah edindiklerinden dolayı iflah etmiyorlar. İşte diyor ki sen bu aklınla git bir akılsız bul. Ya senin merhevin o akılsızda. Senin ilacın o akılsızda. Eğer senin böyle bir akılsızın yoksa yandın ha yandın. Senin aklın ilah olmuş sana. Nasıl Hz. Mevlana 850 yıl öncesinden bu günlere işaret ediyor? Akıllarını ilahlaştıran eşeklere, akıllarını ilahlaştıran hayvan durumuna. Akıllarını ilahlaştıran hayvandan aşağı olan mahlukata sesleniyor.
Akıllarını ilahlaştıran mahlukat. Görün kendi halinizi. Ve dönün. Ya sizi buradan döndüreceğim ona bir akılsız bulun. Bir şans bulun kendinize. Bir şans bulun da sizi bu akıl ilahından kurtarsın. Bir şans bulun da kendinize sizi bu aklın düşürdüğü mol çukurundan çıkarsın. Tabirlerim ağır olduysa affola.
Ama insanlarının düştüğü çukur bu. Sünnet-i Resul, Kur'an ve Zilet zorunu bırakmış. İlahi emirleri, vahyi terk etmiş. Vahyiyle alakasını kesmiş. Diyor ki, vahye itaat edin. Vahye dönün. Vahye dönün. Aklınız vahyi kabul ettiği anda nurlanır. Vahyi kabul etmediyse. O akıl eşekten daha aşağı bir mahlukun aklına olur. O akıl hayvandan daha aşağı bir mahlukun aklına olur ki, o bataklıktan kurtulamaz.
O pislikten kurtulamaz. O küfür derniyasında döner durur. İşte bu 21. yüzyılın aklını yahlaştıran insanlarına sesleniyor Hz. Mevlana. Çağlar öncesinden diyor ki, bu akla bir akılsız gerek merhem olarak. Dile de kulaktan başka bir müşteri yoktur. Nasıl dile kulaktan başka bir müşteri yoktur? Karşında duyan bir kimse varsa konuşursun. Bir kimse duymuyorsa ona konuşsan bir anlam olur mu? Olmaz. Ve konuşsan o kimse duymadığı için anlamsızlık kalır. Ve o kimse der ki ya ne diyorsun ki sen? Ben zaten duymuyorum. Boşu boşuna konuşuyor der. Duymadığından senin ne konuştuğunu da anlayamaz. Senin dudağının hareketlerini de okuyamaz.
Hiç duymamış o. Hiç duymamış kimse konuşmak aptallıktan başka bir şey değildir. Ona konuşacaksan kalbe konuşacaksın. İşte kulak varsa dil iyi esnaftır. Kulak yoksa dil iyi esnaf değildir. Dinleyene dil iyi esnaftır. Dinlemeyen olunca arif olan cevherini boş yere saçar mı? O da susar. Gamımızla günler geçti. Akşamlar oldu. Günler yanışlarla yoldaş kesildi de yandı gitti. Her gün gamla geçti. Her gün yandım Allah yandım. Her gün yandım Allah yandım. Her günüm yanışlarla geçti. Her günüm kavramışlarla geçti. Her günüm hüzünle geçti. Her günüm dertlerle geçti. Her günüm sancılarla geçti.
Her günüm koşuşturmakla geçti. Ve her günüm her güne eklendi. Ve günler yok oldu yandı gitti bitti. Baktın ki bir hiç kaldı. Günler geçip gittiyse de ki geçin gidin. Kervamız yok. Sen kal ey dost. Temizlikte sana benzer yok. Ne geldiyse gitti. Ne geçtiyse gitti. Ne günler geldi geçti. Ne dostlar geldi geçti. Ne sevenler geldi geçti. Ne nehret edenler geldi geçti. Ne tapanlar, ne tapılanlar geldi geçti. Ne koşanlar, ne koşmayanlar geldi geçti. Her şey geldi geçti diyor Hz. Mevlana. Gelen hep gitti gibi gitti. Gelen gitti, gelen gitti, gelen gitti. Günler geldi, günler de gitti.
Ey dost! Sen hep kalıcı ve bakisin. Temizlikte de senin üstüne hiçbir şey yok. Sen kal. Sen kal. Sen geçip gitme. Sen kal. Sen vefasız değilsin. Her şey geldi geçti de sen gelip geçmedi. Sen kal da seninle hep dostluğumuz daim olsun. Balıktan başka herkes suya kandı. Rızkı olmayanın da günü uzadıkça uzadı. Balık düşünün. Suya kanar mı? Kanmaz. Ona has. Ama bir kimse suya yürütülü herkes kanıyor mu? Kanıyor. Bir tek balık kanmıyor. Sudan hiç çıkmıyor. Rızkın diyor. Dar ise gün uzar bu uzar. Allah manevi o rızkımızı geniş etsin. Ham.
Burası çok önemli. Ham. peşkin olgun kişinin halini hiç mi hiç anlayamaz. Öyleyse sözü kısa kesmek gerek ve selam demiş. Hazreti Mevlana on sekiz beyti bağlamış. Bu on sekiz beyti bağlayıp sarığının ucuna buraya koymuş. Öyle dolaşıp dururken Hüsamettin Çelebi gelmiş. Demiş ki efendim sizin sohbetlerinizi yazsak, bir kitap haline getirsek demiş.
Hazreti Mevlana da sarığının ortasından bu on sekiz beyti çıkarıp Hüsamettin Çelebi'ye vermiş. Böyle bir demiş. On sekiz beyti önceden yazmış. Bu on sekiz beyt hayatın anatomisi gibidir. On sekiz beyt hayatın özü gibidir. On sekiz beyt tasavvufun özü gibidir. On sekiz beyt mesnevinin özü gibidir. On sekiz beyti otursan bütün mesneviyi şerh edersin. Hepsini kelime kelime tek tek, harf harf, harf harf şerhine otursan mesneviyi yazmış olursun. Mesneviyi şerh etmiş olursun. Bu on sekiz beytler öylesine bir kerame, öylesine bir iksir vardır. Ama söz öyle yumurucu bir şekilde bitiyor ki on sekiz beyt, herkes dersini alsın.
Ham, pişkin, olgun kişinin halini hiç mi hiç anlayamaz. Öyleyse sözü kısa kesmek gerek, es-selam. Ham, olgun kişinin halini anlamaz. Ham, pişkin insanın halini anlamaz. Ne der bunlar? Bu deli der. Ne diyor ashab? Tahmin ediyordu. Eğer siz diyor, pardon, tahmin temayike tahmin ediyordunuz. Eğer siz diyor ashabı görseydiniz, bunların deli derdiniz. Ashab da sizi görseydi, bunlar kafir olmuş, dinden durmuş der, sizi kılıçtan geçirirdi diyor. Allah bizi muhafaza eylesin. El-Fatiha'na selam.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi