Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · 13 Kasım 2011 · 58:20
Bir adı içinizde en fazla kıskanç olanınız bendir dedi. Allah, kendisinin sevdiklerini kıskanır. Bir Allah'ı sevenler vardır, bir de Allah'ın sevdikleri vardır. Umum olarak Allah, bütün mühürlüler, bütün inananları sever ama şerid bir şekilde sevdikleri vardır ki, bunun başında Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selam Hazret'e gelir. O yüzden Cenab-ı Hak sevdiklerini kıskanır. Her seven sevdiğini kıskanır. Namazımı kılarken her zaman kafamı toparlayamıyorum, kafamda çok kaldı, çünkü celer geçiyor. Bir şekilde namaz kılmak istemiyorum. Nasıl daha doğru namaz kılabilirim? Gönül arzu eder ki, hiç böyle şeyler düşünmeden insanlar namazlarını ve ibadetlerini kılsınlar.
Ama bu biraz insanın günlük hayatının içerisinde zor becerediceği, başarılı diyeceği bir şey. Bunu normalde en aza indirmek, en böyle insanın namazın dışında, ibadetin dışında başka düşüncelere sevk olmayı, en aza indirmeye gayret edecek. Bu, Allah'ın zikirle mümkün. Bir kimse Allah'ı çok zikrederse, Allah'a karşı böyle kendisini biraz daha rahdettirirse, bu aza iner.
Ama bu bizim gibi vasat kullar için sıfıra inmez. Kur'an-ı Kerim'i okuduğumuzda ayetlerin açıklamalarını, meallerden anlamıyorum. Mealler anlaşılmaz geliyor. Tam olarak anlamlarını öğrenmek için ne yapmam lazım? Meali tam olarak anlam değildir. Tecirler de tam olarak anlam değildir. 16-B-0-221 araç bulunduğu yerden çekilmesi gerekiyor.
Normalde Kur'an-ı Kerim'in tam olarak anlamını, tam olarak neyi söylediğini bilmek biraz suç. Çünkü tefsir insanların anlayışıyla alakalı. Ve her zamanda, her zeminde, her ortamda onun anlayışı değişecektir. İnsanların anlayışı da değişecektir. İlahi kitap olmanın özelliğidir çünkü. O ilahi kitap, ilahi ise bütün zamanlara cevap vermeli. Bütün zamanlarda yaşayan insanlara da cevap verdi. Ve bütün zamanlarda yaşayan varlıklara da cevap verdi. Kur'an-ı Kerim sadece insanlara indirilmiş değil. O sadece insanların anlayacağı, anlayacağı bir kitap da değil. O yüzden yani Kur'an-ı Kerim bundan bin yıl önceki anlaşılması ve anlatılması ile bugünün anlaşılması ve anlatılması aynı olması mümkün değil.
O yüzden Cenab-ı Allah'ın adetindendir, sünnet-i Allah'tır. Her yüz senede bir müceddit gönderir. O mücedditle din kendisini yeniden yeniler. Her yüz yılda bir din kendisini yeniler. Aslında din her an kendisini yeniler. Ve her an anlamı ve anlaşılması değişir. Her an aslında onun tecelliyatı değişmiyor. İnsanların anlamaları ve idrakları değişiyor. İnsanların yaşam tarzlarına göre, geldikleri kültür seviyesine, eğitim seviyesine, görgüsüne, geleneğine, göreneğine, teknolojisine göre, ulaştıkları bilgiye göre ve buldukları yeni icatlara göre, Kur'an-ı Kerim'in tecelliyatı kendisini yeniliyor. Ben dini, Kur'an-ı Sünnet'i bir ruh gibi algılarım. O ruh her gün kendisini tazeliyor.
Ve o din her gün kendisini tazeliyor. Dini anlayış her gün, her an kendisini tazeliyor. O yüzden ayet-i kerimede ey iman edenler, iman ediniz diyor. İman edenler niçin imana davet ediliyor? Çünkü onun algılaması ve anlaşılması değişti. Senin dünkü idrakinle bugünkü idrakin aynıysa, haşa küfür ehlisin sen. Senin idrakin biraz daha genişlemesi lazım. Biraz daha ilerlemesi lazım. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem günahı olmadığı halde günde yetmiş kez tövbe derdi. Tövbe ettiği şey, Allah-u Alem bir gün önceki algılayışı ve anlayışıydı belki de. O yüzden din kendisini devamlı tamamlar, devamlı yeniler, devamlı kendisini geliştirir. Çünkü dinin yüzde yetmiş beşi yaşandı.
Daha yüzde yirmi beşi yaşanacağına göre o zaman Kur'an'ın algılanması ve anlaşılması daha değişecek demektir. Çocuklarımıza Allah'ı nasıl tarif edebiliriz? Bunun için uğraşmayın. Allah'ı sen kendine tarif edemezsin ki çocuğuna nasıl tarif edeceksin? Allah'ı kendine tarif ettiğin anda tarif ettin Allah, o değil.
Ama sıfatlarıyla tarif edebilirsin bildiğin kadarıyla, anladığın kadarıyla. Allah tarif edilmesi mümkün olmayan şey. Geçen haftaki sohbetinizde şeytanın Allah'ı birçok insandan çok sevdiğini söylediniz. Öyleyse İblis de bizim gibi yalancıymış. Sevdiği buyurdu, o ise aklına vurdu. Buyuruya uymadı ve huzurdan kovuldu. Adem Aleyhisselam da kurallara uymadı. Boş sözlere ve vesveseye kandı. Cennetten çıkarıldı. Şeytan gurur, kibir gösterdi. Köfründe inat etti, lanetlendi. Adem Aleyhisselam ise pişman oldu, tövbe etti ve af oldu. Öyleyse şeytan inadı Adem Aleyhisselam'ı peşmanlığı simgeledi. Şeytan ile insanoğluna ayıran isyan iki tövbeydi.
Dersek doğru olur mu? Allah'a sırt dönüp kuru kuruya inatlanan gazap her ne yaparsa yapsın yüzünü Allah'a dönüp ona el açan ise sonsuz rahmet diyebilir miyiz? Diyebiliriz bu noktada insanların anlayışları, itirakları nasıl kendilerine uygun geliyorsa öyle inanabilirler, öyle davranabilirler. Yani bu noktada Adem Aleyhisselam ile şeytan ayıran en önemli özelliklerden birisi evet Cenab-ı Hakk'a tövbe etmesi, Cenab-ı Hakk'a bu noktada tövbesinde ısrarcı olması.
Yani bu evet ikisini ayırt eden şey. Eyvallah. Öyle algılanabilir. Erkeğin karısı kadının da kocası üzerinde hakları nelerdir? Erkek karısının dinle boşamışsa ve bu iki defa tekrarlanmışsa ne yapılmalıdır? Evli erkekle evli bir kadının görüşmesi dine sakıncalarını nelerdir? Bu tür fetva konularında böyle yüz yüze görüşmekte fayda var. Yani dinen boşadı, nasıl boşadı, nerede boşadı, kaç talak söyledi, kaç talak söylemedi, hangi halde söyledi, bunları dinen normalde o kimseyle yüz yüze görüşmekte, yüz yüze konuşmakta fayda var. Şimdi biz deriz ki burada işte dinen iki defa tekrarlamışsa deriz, işte adam iki sefer boş ol dedi, adamın ilmini bilmiyoruz.
Bu noktadaki ilmi derecesini bilmiyoruz. Ben bir sefer üç talak boşadım desem, o kadın bir sefer de üç talakla boşanmış olur. Neden? Biliyorum ben o boşamanın kuralını, kaidesini. Ama bilmeyen bir kimse bunu söylerse onun konumu, kuralı, kaidesi değişir. Dar, hak, hukuku girer işin ortasına. İnsanlar dini bilmiyorlar. Bu noktada İslami bilgileri yok, İslami eğitimleri yok. Bu noktada nikahla alakalı neyi nerede ne yapacaklarını bilmiyorlar. Erkeğin karısı, kadının da kocası üzerinde hakları, bu böyle bir terslik bir mesele. Buna inşallah bir ders yapalım diyeceğim ama burası yeğe dek. Burada daha fazla böyle tasavvufi meselelerin konuşulmasını istiyorum, işin doğrusu.
Bunu perşembe günü inşallah veya dersleri takip eden kardeşler, perşembe günleri bu tip meselelere biraz genişçe yer veriyoruz. Oradaki dersleri takip edebilirler veya eski sohbetleri dinleyebilirler. Yemek yeme, içme ve cima etme gibi ihtiyaçlar fiziksel bir gereksinim. İken cennette neden bunlar vaat ediyor, cennette bunlara ihtiyaç var mı? Bunlar illaki ihtiyaç olarak görür insanlar. İnsanlar bunu ihtiyaç olarak gördüklerinden dolayı fiziksel gereksinim gibi görürler. Bunlar fiziksel gereksinim şarkı değil. Yemek yeme fiziksel bir gereksinim değil. İçme fiziksel bir gereksinim değil. Cima fiziksel bir gereksinim değil. Eğer bunu fiziksel bir gereksinim olarak algılarsak hayvandan bir farkımız kalmaz.
İnsan karnı aç karnı yemeyebilen, su içmeye ihtiyacı varken içmeyebilen, cima etmesi gerekirken etmeyebilen bir varlıktır. İnsan topken yemek yiyebilen, susamadığı halde su içebilen, cima gereksinimini ihtiyaç duymadığı halde cima edebilen bir varlıktır.
Bunu gereksinim olarak algılayan insanlar, kendilerini hayvanlaştırmış insanlardır. Mümin oruç tutuyor, yemek yiyor mu? Oruç tutuyor, su içiyor mu? Oruç tutuyor, cima ediyor mu? Hacca gidiyor, hacca gittiğinde Kıran Haccı'na niyet ediyor.
Kıran Haccı'na niyet edince cima ediyor mu? Hacca ifrada niyet ediyor. Hacca ifrada niyet edince 20 gün, 15 gün Mekke'de kaç gün kalırsa, İhramda duruyor. İhramda durunca hiçbir şey özürmüyor, Kırılır da ay koparmıyor. İnsanız biz, insanız.
Ve cennetteki yemenin, cennette yemek yemenin veya cennetteki yemeğiyle dünyadaki yemeği eş değerli tutan insanlar, cennetten haberi olmayan insanlardır. Cennetteki içmeğiyle dünyadaki içmeyi eş değerli tutanlar, ona benzetenler, cennetten hiç mi hiç kokulanmamış insanlardır. O yüzden bunu böyle sanki sadece dünyadaki yemeği içmeyi gibi, cennette de yemeği içmeyi o noktada, o merkezde, o menfezde görürsek, cennetteki nimetleri küçük görürüz.
Cennetten bir iğne, iğne ucu kadar bir nimet size dünyada bahşedilse, siz dünyada duramazsınız. Bir an önce ölüp, buraya gitmek isterseniz. Gerçek manada, saniyenin bilmem kaç bölümü kadar, cenneti rüyanızda görseniz, dünyaya dönüp bir daha asla bakmazsınız.
Dünyaya dönüp bir daha asla bakmazsınız. Cennet kadınlarının bir tanesinin saçının bir tek telini görseniz, hem vallada, hem milyada, bütün dünyadaki kadınları üst üste koysalar, dönüp bakmazsınız. Ve dünyadaki bütün kadınlar toplansalar, sizde aşıklarını ishar etseler, deseler ki, biz şöyle aşıkızsana, dönüp bakmazsınız bile.
Kadınlar cennet erkeklerinin bir tek saçının, telinin yarısını görseler, dünyada bir tane erkeğe bakmazlar. Bir tane erkeğe bakmazlar. Kendilerine cennette eş olacak, eş olabilecek bir kimse bakarlar.
Hani Hasan'ı bastırı Raviyatül Adevi Hazretleri'ne nikahlayayım seni diye haber göndermiş ya, Raviyatül Adevi Hazretleri de ona haber göndermiş. Son nefeste imanlı gideceğimi, kabirde sorguma, sualime cevap verirken yanımda bulunacağına, yani son nefesimde imanlı gitmeme sebep olacak, yanımda duracak. Kabire gireceğim, sorgumda, sualimde yanımda duracak. Mahşere çıktığımda, mahşerde hesap yerinde yanımda olacak. Ve orada diyorum, eğer buralardan geçeceğimi, altına imza atıyorsam, onun nikahının kapı ne değil? O zaman daha Hasan'ı bastırı olmamış. Diyor ki o gelen haberciye, bunlara kim garanti verebilir ki, ben sana garanti vereyim.
Raviyatül Adevi Hazretleri vefat eder, vefat ettikten sonra kabri şerifinin başına gider, Raviyat der. Eğer sen şimdi sağ olsaydın, sen şimdi sağ olsaydın, son nefeste imanlı gideceğine de imza atardım. Kabre girdiğinde, kabirde de sorgumuna, sualine cevap vereceğine de imza atardım. Mahşerde de mahşer yerinde beraber olacağıma imza atardım diyor. Ama iş işten geçiyor. İşte bir kadın, cennetten bir erkeğin saçının telinin yarısını görse, der ki cennette benimle beraber olacağına bir imza atıyorsam buraya, senin nevrenin. O yüzden cenneti, dünyadaki mimetlerle karıştırmayın. cennetin bir zerre nimeti, bir zerre nimeti, dünyadaki binlerce nimetin karşılığı bile olamaz.
Yani dünya nimetlerini toplasan, o bir zerre cennet nimetin karşılığı olmaz. Sakın böyle yani işte o şarkılarda, türkülerde var ya, cennet bile zindandır bana, daha sen cehennemi gör de bakalım, neresi zindan oluyor sana? Sen o mahşeri yaşa da, yok sevdiğim gibi olmadan girmezmiş cennete. Her şeyi unutursun. Yok cennete girmeyecekmiş arkadaş.
Cennet bile zindanmış olan ona. O ne diyeceksin hiç, sormaya çekildin mi? Sormayın seni, Rabbike nebike diye o dehşeti yaşadın mı diye bir soracağım. Ne olanlar? Ucuz aşık bunlar. Zindan bana ne olacak ki? Sen bir dehşete düşsen mi?
Hangi sözüne kaldı ki, Adem babamız Allah'ı unuttur. Adem aleyhisselamın üzerine bu kadar çok yüklenmeyin ya. Meleklerin nefsi yok hükmünde midir? Yani bizdeki nefis gibi kötülükleri emreden bir noktası yoktur. Melekler Allah'a sen yeryüzünde bozgunculuk yapacak, kan dökeceklerini mi yaratacaksın diye kendi düşüncesini, düşüncesini nasıl sorabilir? Onu soran melek değildi. Şeytan idi. Dildeki tevhidi nasıl kalbe indirebiliriz? Bunun yolu nasıldır?
Kalp vücudunun aklı mıdır? Asıl düşünce mi? Düşünce, düşünmeyi sağlayan kalp midir? Kalbi ele geçiren günahlardan alınır mı? Siz Allah'ı zikredin devamını. Allah'ı devamını zikredin ki, kalbiniz felaha ersin. 16 P 0 2 21 16 J A S 54 Oho, biz burada plak anonsu yapacağız ya. Mübarek insanlar. Burada her gelen soruyu sor, soruları okumaya gayret ediyorum. İnşallah bunları da gayret edelim. Alak suresi 4. ayette Kadınlarınızdan adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme suresi 3 aydır.
Hamile olanların bekleme suresi ise doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa Allah onu işitli bir kolaylık verir demektedir. Burada henüz adet görmeyenler tadımı bulu çağına erişmemiş kız çocuklarından mı kapsamaktadır? İlla ki buluğa ermemiş kız çocuklar olması şart değildir. Bir kadın 60 yaşındadır. 60 yaşında da adet görmüyordur. Bu onu da kapsar. Bunu sadece normalde adet görmeyen muhtedir. adet görmeye yakın buluğa ermemiş çocukların üzerine atfetmek mümkün değil. Bir kadın düşünün 60 yaşında boşadı adam onu. O kadın onu adam onu boşadıysa o kadın adetten kesildiyse o zaman o kimse 3 ay iddia bekler. Bu onunla alakalı.
Kız çocukları bulu çağına 20 yaşı 8 ile 14 yaş arası olduğuna göre bu yaştaki kızlarla evlenmek Kur'an-ı Kerim'e göre caiz midir? Bakın evlenmeye muhtedir olan bir kız evlendirilir. Buludan anladığınız kısım sadece adet görmesi değildir. 3 meselelere bahadice tek Kur'an-ı Kerim'in ayeti kerimeyi okuyaraktan hüküm çıkarmaya çalışmayın. Yanılırsınız. Kendi kendinize Kur'an-ı Kerim'den ayeti kerimeyi okuyup ondan hüküm çıkarmak çok affedersiniz. Bu soruyu soran kim bilmiyorum ama bizim gibi ben kendi nefsimi koyayım. Bizim gibi cahil insanların işi değildir. Bunu normalde kız çocuğu 18 yaşına gelse de buluğa ermemiş olabilir.
Yani ermemiş olabilir. Evlenmeyi akletmek alakalıdır. Cevap
caizdir. Kız çocuğunun verdiğin eşlerini Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları seninle beraber hicret eden amcanın kızlarını halının kızlarını dayının
kızlarını ve teyzelerin kızlarını sana helal kılın. Ayrıca diğer müminleri değil de sana has olmak üzere meyirsiz olarak kendini peygambere boyuşayan peygamberin de kendisini nekâhlamak istediği herhangi bir mümin kadını da sana helal kılın. Müminlere eşleri ve sahip oldukları ziyareler hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar sana herhangi bir zorluk olmaması içinden Allah çok boyuşlayıcıdır, çok merhamet edicidir. Ey Muhammed bunlardan hanımlarından delediğini geri bırakırsın, delediğini yanına alırsın. Müsağık torunlarından delediklerini yanına almakta sana bir günah yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olması hüzünler ve hepsinde kendilerine verdiği razı olmaları için daha uyumlu.
Allah kalp demedikini bilir, Allah hakkıyla bilerdir, halindir, hemen cezalandır demektedir. Sadece Hazreti Muhammed'e özel bir ayet indirmeye ihtiyacı neden duymuştur? Allah'ın galibet olarak Hazreti Muhammed'e verdiği kadından savaşır, kocaların ya da yakınları esir düşen kadından olur. Kur'an-ı Kerim tamamıyla Peygamber'e indirilmiştir. Cenab-ı Hak ismini ismine saydığı, ismini ismine kattığı Hazreti Resulullah için bizatihi ayet indirir, Yusuf için de indirmiş. Yakup'tan bahsediyor, Yakup'tan da bahsediyor, İbrahim'den de bahsediyor, Musar'dan da bahsediyor. Allah Peygamberlerinin üzerinden dini anlatıyor. Ve Peygamber sallallahu ve selam hazreti hakkında da özel ayet indirmiş.
İhtiyacı binayen değil. İhtiyacı değil bunlar. Allah'ın ganimet olarak Hazreti Muhammed'e verdiği kadınlar savaşta kocaları ya da yakınları esir düşen kadınlarındır. Evet, esir düşen bu savaşan erkeklere de bu ganimet var mı? Borç konusundaki şahitlikte neden iki erkek iki kadına eşit tutulmuştur?
Bir erkek iki kadına yani borç konusunda şahitlikte neden bir erkek iki kadına eşit tutulmuş? Sadece borç konusunda değil. Bütün şahitliklerde bir erkek iki kadına eşit tutulmuş. Bütün şahitlikler öler. evlilik yükümlüklerine aykırı davranan kadına eşit arınan bir takım müyediler uygulanması emredilirken erkeğin aykırı davranışlarda bulunması hayasızlık zina durumundan ne gibi müyediler uygulanıcı konusunda neden bir ömülüktür var? Evlilik ile alakalı erkekler husum ederlerse eşlerine onlar müyediler var. Neden olmasın ki? Siz okumamışsınız o zaman veya zina ile alakalı erkek evli oldu halde zina ederse had cezasından öldürülür olan. Erkek bu cezadan geri değil ki. Veya bir hayasızlık yaparsa yaptığı hayasızlığa göre sürgün cezası verilir.
Erkeklere de ceza var. Kur'an-ı kerime göre yalnızca kadınların hayasızlık yapması olasadır. Hayır hiç alakası yok. Hayasız erkeği de hayasızdır kadını da hayasızdır. Hayasız hayasızdır. hayasızlık yapanların yaptıkları hayasızlık göre yani edepsizliklere terbiyesizliklere göre cezai müedeleri vardır. Erkeklere de kadınlara da. Zinadaki cezaların erkek de kadın da aynıdır. Her ikisi de evlisi her ikisi de rejimidir. Kadın bekar erkek evliyse erkek öldürülür kadın sopa vurulur. Aynı şekilde adam bekar kadın evliyse kadın evlen. evlendirilir. Erkek sopa vurulur. Aynı zamanda sürgün cezası vardır. Sağ kalan sürgün edilir.
Zina eden bir erkek ancak zina eden bir kadın ile evlendirilir. Zina eden bir kadın zina eden bir erkekle evlendirilir. Zina eden bir kadın zina etti. Bekar bir kadın zina etti. Aynı şehirde duramaz. Sürgün cezası alır. Bekar olduğu için öldürülmüyor ya. O şehirde yaşayamaz. Ve onun zina ettiği bilinir. Zina ettiği bilindiği için öbür şehrin belediye başkanı onu almama yetkisine sahiptir. Zina eden bir erkek şehir şehir dolaşabilir. Onu hiç kimse almayabilir şehrine köyüne. Almadığı için bizim zalimiz canimiz hepsi de içimizde bizim.
Zina eden bir adam alır mısın apartmanla? Almazsın kimse almaz. Zina eden bir adama kızını verir misin? Vermezsin. Zina eden bir kızı kim gelin olarak alır kendine? Kimse almaz. Kim biliyor şimdi kimin ne yaptığını? Kimse bilmiyor. Ceza ile alakalı hukuk kadınları da erkeklerin içine alır. Değişmez bir şey. Bir kadın da haksız yere bir adamı öldürürse öldürülür. Bir erkek de haksız yere birisini öldürürse öldürülür. Kadını da erkeği de öldürülür dinde.
Birisi eline silah almış birilerini öldürülüyor. Öldürülür o. Ceza hukukunda şahsın kendisine göre değişmez. Öldüremez demezler. Veya kadın erkek öldürür ceza sadece kadın öldürür cezası fazla öyle bir şey yok ki İslam hukukunda. Şimdi biz besliyoruz zahineleri canileri boyuna. Bakıyor tecavüz gidiyor bir daha tecavüz ediyor bir de öldürüyor gidiyor cezaevine 10 yıl sonra çıkıyor geliyor bir daha zina ediyor zorla tecavüz ediyor bir daha öldürüyor bir daha giriyor içeri altından bir daha çıkıyor 10 yıl sonra bir daha çıkacak adam. Ceza evi yapıyor devlet onun başına memur dikiyor yediriyor içiriyor orada sen iyi zina ettin iyi tecavüz ettin iyi öldürdün diyor bir daha salıyor içimize tüfeğini tabancasını takır takır asker öldürüyor öldürüyor milletin evini yakıyor barkını yakıyor karındaki
çocuğunu öldürüyor küçücük çocukları katlediyor gidiyor cezaevine oyunun sonu çıkıyor içimizde vahşet mi diyecek kimse demez hukuk bellidir
silahı çekti adamın evini bombaladı yaktı arabasını iyi dalsın diyecek bitti arabasını yak dükkanını yak adamın sen kalk ya adamın hiçbir şeyden haberi yok öldür adam sarı yerde aramanın içerisinde dövdüler kırdılar denize attılar öldürdüler adamı eee şimdi cezaevinde on yıl sonra çıkacak adam idam edeceksin idam zina etmiş idam edeceksin idam edeceksin uyuşturucu satıyor idam edeceksin idam edeceksin uyuşturucu ney bu
uyuşturucu satıyor idam edeceksin kendisini satan bir kadın görmemişsinizdir kimse onu görüp ve hastaneye götürsün de yere bırakmışsınızdır siz psikolojiniz bozulur söylediğim şeyler benim
eşlerine doğrudan seslemeye neden ihtiyaç duymuştur Allah hiçbir şeye ihtiyaç duymaz ihtiyaç duyduğu hiçbir şey yoktur Allah emreder inananlar da yerine getirir Allah bir şey takkak söyler inananlar da şakkak yerine getirir Allah'ın söylediği Allah'ın söylediği her şeyde bize ihtiyaçtır Allah'ın vesele maddetinin üzerinden bütün ümmete seslenir Nuh tufanı hikayesinden milattan önceki 2500 yılında yazılan ve o tarihteki ilk yazılı eser olarak kabul edilen Kılgamış teştanın birebir aynı olması nasıl açıklanabilir olabilir
ama Nuh tufanından sonra önceki yazıtları ne yapacağız Kur'an-ı Kerim'de ilk defa bahsedildi belirtilen bir hikayenin Tevrat'ta da yazılı olması nasıl açıklanabilir Kur'an-ı Kerim'de de yazılırdı Tevrat'ta da yazılır Nuh tufanıyla alakalı ilk yazılı ilahi kitap olarak elimizde bulunan Tevrat'ta da vardır Nuh tufanı ve ondan önceki yazılı eserlerdedir Nuh tufanı yazılıdır Müslümanlığın kıblesi bir dönem Kudüs olmuş mıdır olmuşsa bunun sebebi nedir evet ilk yıllarında bütün Müslümanların kıblesi Kudüs'tür bunun sebebi
Allah öyle emretti için Kur'an-ı Kerim'de bazı ayetten hükmünün kaldırılması söz kımıldır Fakara Suresi 106. ayet Allah bazı ayetten gönderdikten sonra neden hükmünü değiştirme gereği duyar her şeyi bildiği için en baştan doğru bir kesin bir ayet yollayamaz diyor yollardır Allah adetullahı o hükmünü insanlar dini algıladıkça anladıkça icra ettiriyor bir önceki ayetini sonradan başka bir ayetle neşhediyor Allah bir önceki indirdiği kitabı neşhediyor ayeti neden neşhedmesin ki o bir terzi o bir terzi sana bol bir elbise
dikse sen dersin ki bu elbisem neden bol o sana dese ki 3 yıl sonra sana bu tam gelecek ya şimdiki elbise bitme şimdi bana yap dersin öyle değil mi Allah bazı ayetlerde neden fikir değiştirir Elfa Suresi ayet 65. ayette ey peygamber müminleri savaşa teşvik et eğer içinizde sabırlı 20 kişi bulunursa 200 kişiye galip gelirler eğer içinizde sabırlı 100 kişi bulunursa inkar edenlerden 1000 kişiye galip gelirler çünkü onlar anlamayın bir kavim der demektedir yani bir müslümanın 10 kafire bedel güçlü olduğu belirtilmiştir ne var burada neden fikir değiştirmiş ki Allah 20 kişi bulunursa 200 kişiye tamam 100 kişi bulunursa 1000 kişiye tamam 1'e 10 aynı sürenin 66.
ayetindesi şimdiyse Allah yükünüzü hafif etti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bilir eğer içinde de sabırlı 100 kişi olursa 200 kişiye galip gelirler eğer içinde de sabırlı 1000 kişi olursa Allah'ın izniyle 2000 kişiye galip gelirler Allah sabr edenler bir karam haluk etmiştir yani bir müslümanın gücünü iki kahire bedel gelecek şekilde düşürülmüştür Allah Cenab-ı Hak burada ayet-i kerimeler bu ayet-i kerimelerin iniş nüzul sebeplerine bakmak lazım nüzul sebebine göre bunları cevaplar ama yine de Cenab-ı Hak bak
sufi düşüncesi şudur bu ayet var mı var bu doğrudur tamam der kabul eder çok böyle sorgulamaz menfa suresinde bahsedilen Bedir savaşı Müslümanların Mekkeli müşriklerin kervanlarından saldırmalar yüzünden mi çıkmıştır evet doğru Allah neden bazı ayetlerde beddua etmek gereği hissetmiştir beddua eder neden beddua etmesi bize de kapatacak beddua etmek için İmam-ı Rahman'den nakledilen bir hadis hurman nahli ağaç için hanımız olan nahliye saygı gösterir çünkü bu ağaç Adem çamuruna kadar artıktan yaratılmıştır dediği vurulmuştur
Allah neden Hazreti Adem'in artık çamurdan bir ağaç yaratma gereği duymuştur öyle yaratmış kardeş manık Allah dilediğini yoldan çıkarıp dilediğini doğru yola koyuyorsa seçimlerimizin nasıl oluyor da tamamen bize ait oluyor aslında o senin dilemenle Allah'ın dilemesi tecelli diyor hoşgeldiniz şimdi bu meseleler uzun uzun da ama bu kardeş sormuş şimdi teğet geçti demesin diye söyleyeyim şimdi bir kimse iyiliğe doğru giderken Allah onun iyiliğinin önünü açar bir kimse kötülüğe doğru giderken Allah onun kötülüğünün önünü
açar buradaki Allah'ın insanların üzerindeki dilemesi budur bir de ayrıca özel dilemeleri vardır peygamberlere ait oruçlarla alakalı o halde o dönemde kutuplarda yaşayan bir kişinin oruç ile ilgili bir zorunluluğu var mıdır peygamber sallallahu aleyhi ve sallallahu aleyhi ve sallallahu aleyhi ve enteresan bir şey ve kutuplarda yaşayan insanlar neden kutuplara doğru yol aldılar biliyor musunuz topluluğu terk edenler hep topluluğun içerisindeki kötü insanlardır kötüleri dışlar topluluğun dışına
giderler birisini öldürmüştür kaçar gider o kısızlık yapmıştır kaçar gider o kalimlik yapmıştır kaçar gider o ve hiç kimse bulunmasın diye ayrı bir mecraya doğru yol alır ve ayrı bir mecraya doğru yol aldığında orada yeniden bir kurumlaşma kurumlaşmalıların hepsi de cahilhanedir dinsizdir birleşmeyi emreder şehrin dışına çıkmayı değil o yüzden kutuplara giden ilk insanlar cehalet insanlarıdır cahil insanlardır bu kardeşle özelde sohbet edebiliriz eğer bu noktada çok kafası karışıksa şeyle alakalı
mirasla alakalı sorumlu güzel bu kadar araştırma yapmış harika bir de bunların altlarına hadisleri bununla alakalı hadislere tefsirlere baksaydı daha iyi inşallah insan vefat edip kabre konulunca ruhlar kabirde mi olur mu yoksa başka bir alemde mi topladır ne yapacaksın nerede topladır hasta kalbelada ruhların eşleştiği ve dünyada da bu kişilerin evlendiği doğru mudur gelen nasibin doğru kişi olduğu nasıl anlaşılır ruhlar aleminde birbirleri tanışanlar görüşenler bu alemde de birbirleriyle tanışırlar görüşürler hadis var
maşukun aşıkına tecelliyatı nasıl olur maşuk nasıl isterse öyle olur bir kimsenin derviş kardeşin eleştirmesi veya gibet etmesi onun hangi vasfını gösterir onun günahı kebale işlediğini gösterir insandan insandan neden gaflete düşer unuttuklarından hakkınız helal şuradan bir hebbecik mesleği okuyalım gibi doğru oldu yaydan fırla çünkü şüphe yok yaydan her doğru olan fırlar uçar dış savaştan dönünce iç savaşa yüz tuttuk en küçük savaştan döndük ama
peygamberle beraber en büyük savaştayız şu kartlarını iğneyle yerinden kaldırmaya Allah'ın gücü kuvvet dilerim Allah'tan başarı isterim şunu bil ki safları yaran arslanla savaşmak kolaydır arslan odur ki nefsini alt eder o gibi doğru ol eğer siz doğru olmazsanız hedefe varamazsınız eğer bir kimse doğruluk vasfına sahip değil ise hedefine varması mümkün değildir hedef Allah'a ustaktır ev dünya hayatı hayırlı bir şekilde bitirip ahiret hayatına hazırlanmaktır hasreti mevlana o gibi doğru derken hedefine ulaşması gereken
kimsenin dost doğru olması gerektiğini anlatıyor hani hem ayeti kelimelerde hem adişlerlerde emredilir ya dost doğru olmak kur'an ve sünnete sımsıkı yapışıp o hal üzerine hayata devam etmektir baştan dönünce iç savaşa yüz tuttur dış savaşa hani burada peygamber sallallahu aleyhi ve sellem manzaretlerine hadis-i şerif var ya bir savaştan dönerken diyor ki küçük cihattan büyük cihada döndük ashab soruyor ya resulullah küçük cihattan büyük cihad ne büyük cihad alakalı nefsini gösteriyor diyor ki nefsimizde olan cihada
döndük nefisde cihad cihada ekberdir diyor hadis-i şerifin devamında o zaman küçük cihad insanın dışarıdaki mücadelesidir veya düşmanlığa yakapaça olmasıdır kafirle yakapaça olmasıdır hadis-i şerif küçük cihad olarak görüyor büyük cihad bizim kendi içimizdeki nefisimizde olan niyadımız bize diyecek ki kötülüğü emredecek biz yapmayacağız bize hasisliği emredecek biz yapmayacağız bize cimriliği emredecek biz yapmayacağız bize namaz kılma diyeceğiz biz kılacağız oruç tutma diyecek tutacağız yalan söyle malı satarken diyecek
biz satmayacağız aman şunu şurasında diyeceğiz kıymet etmeyecek bizi etmeyeceğiz kendi içimizde olan mücadele kendi içimizde iyiliği ve doğru bu sesin mücadelesi kendi içimizdeki iki savaş iyi ve kötünün savaşı biz hangi tarafta olacağız biz hangisini tutacağız işte hazreti resulun asr-u veselem hazretleri diyor ki nefis olan cihad cihadı ekberdir hazreti mevlana diyor ki en küçük savaştan döndük ama peygamberle büyük savaştayız biz bu nefis olan cihatta peygamberle beraber etti bize tavsiye etti bu büyük savaşı ve büyük savaşı
o tavsiye ettiği için biz onunla beraberiz biz onunla yaylanıyız o bizim en büyük destekçimiz bu konuda en büyük himmetçimiz en büyük şefaatçimiz iğneyle yerinden kaldırmaya Allah'tan genç kuvvet dilerim başarı isterim hikaye iğneyle kaldırmak için Allah'tan güç kuvvet isterim yani bu nefisle mücadele kalp doyur kadar büyük bir iş iğneyle kaldırmak ne kadar zor ise nefisle mücadele de bu kadar zor iğneyle kaldırmak nasıl akıl hayali gibi aklın haydi bir şeyse nefisle mücadele etmek nefisle savaşmak bu kadar zor onun için
Allah'tan bu konuda yardım diler içeri diler inayeti keremi lütfu ikramı olmazsa nefisle olan cihadan öne çıkamazsın nefisle olan cihadan sen nefsi halt edemezsin nefis öylesine hain kurar öylesine hain kurar ki seni kandırır yerle eksam eder kötülük yaptığını görürsün sen bu konuda yardım diler bunu ister senin işin Allah mücadele etmek
kolay diyor onunla savaşmak kolay veya yürütici bir ayman var onunla savaşmak kolay bu basit ama diyor ki nefsini alt eder nefsini alt etmek zor nefsini kırmak nefsini ayağının altına almak zor nefsinin tepesinin üstüne çıkmak zor asıl zor olan bu Allah her daim bize o mücadelede olanlardan eylesin hazreti resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin duasıyla sohbeti son duralım yarabbi göz açık kapatıncaya kadar bizi nefsimizin eline bırakma el fatiha başarılı başarılı anı iş anı
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.