Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 1 Ocak 2021 · 50:06
Cüzlerin yüzü küle doğrudur. Bülbüllerin aşkı güledir. Cüzlerin yüzü küle doğru. Bir şeyin bir küçük parçası büyük parçaya doğru gider. Bir damla su nereye? Okyanusa gideceğim diye uğraşır. Cüzlerin yüzü küle doğru koşar. Hani derler ya, aza sormuşlar, nereye gidiyorsun? Çoğun yanına demiş. Bu da onun gibi. Bütün cüzlerin ne yapar? Yüzü küle doğru, büyüye doğrudur. Öküzünün rengini dışından, insanın rengini sarı, kırmızı her neyse içinden ara. Her şeyin rengini dışarıdan anlarız. İslam, insanların rengiyle hiç kıyaslamamış. İnsanın rengine bakmamış.
Allah sizin suretlerinize değil, siretinize, içinize bakar. Ayet-i kerime mucibince, İslam insanların içine bakmış. Renklerine göre ayrıştırmamış. O sarıydı, o beyazdı, o esmerdi, o siyahtı, o kızıldı, o kumraldı, bakmamış. Renk renk sınıflandırmamış insanları. Ya içine göre sınıflandırmış. Sizin en üstünüz, takvaca üstün olanınızdır. Takvaca üstün olanı da Cenab-ı Hak kendine saklamış.
Kimin takvaca üstün olduğunu Allah biliyor. Bunu faş etmemiş. Faş ettiği şeyler var. Biz Allah-u Alem diyoruz ki, o ölçüler neticesinde bu kimse mümindir. Bunun gibi. Ama eğer diyor sen insanların haricinde bir şeyin rengine bakacaksan dışından tanırsın. Ama insanları da içinden tanırsın. İçinden bakacaksın. İçine bakman için de senin kendine göre ilminle dünün olması lazım.
Feraset ilminle olması lazım. Yani yoksa ilminle dün yoksa, ilminle dünle alakan yoksa, o zaman senin onu bilmen, onunla alakalı bir fikir sahibi olman mümkün değil. Birisinin üzerinde sen fikir sahibi olacağım diyorsan, o zaman onun kendisinden sudur eden fiiliyata bakman lazım. Kelama bakman lazım. Yine sen onun iç alemini bilemezsin. Hani savaşta bir kimse Müslüman olduğu halde öldürdü ya sahabeler.
Bunu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine naklettiler. Dediler ki, la ilahe illallah dediği halde filanca filancayı öldürdü. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o sahabeyi çağırdı. Kalbini mi yardım baktın, kalbini mi yardım baktın, kalbini mi yardım baktın dedi. Müslüman niyet okumaz, bizi ilgilendirmez o. Biz o kimsenin dışına sudur eden sözüne bakarız. Biz onun fiiliyatına bakarız. İlla ki her şey sözle alakalı değildir. Kaşını çattı. Söz söylemedi. Kaş çatmak da bir sözdür. Tebessüm etti. Tebessüm etmek de bir sözdür. Yani onu kabul etti çünkü. Tebessüm ettiyse onu kabul etti. Hani vardı ya, valilik olarak Yemen'e gönderiyordu.
Ne ile amel edeceksin? Kur'an'la ya Resulallah. Bulamazsan senin sünnetin ne ya Resulallah. Bulamazsan, kıyas ederim ya Resulallah deyince, Hz. Peygamber Efendimiz'in hoşuna gitti, okşadı onu. Bak biz oradan onun, onu kıyas etmesini, desteklediğini okuyoruz. Bu ne oldu? Fiiliyat da kelam oldu. Söz oldu. Senin tebessüm etmen sözdür. Senin yüzünü asman sözdür. Senin dudak bükmen sözdür. Veya hani tepeden bakman sözdür. Yüzünü buruşturman sözdür. Bakın bunların hepsi de sözdür. Sen bakışınla bir kimseyi aşağılayabilirsin. Bu sözdür. Bakın sözdür. Bakışınla bir kimseyi yüceltebilirsin. Bu sözdür. İnsan hani hümeze, lümeze meselesi var ya, mimiklerinle yapmış olduğun günah-ı kebayeler de var.
O yüzden minikler, mimikler de sözdür. E şimdi biz o zaman bir kimsenin rengini nereden bileceğiz? İçinin rengini dilinden gelenlerden bileceğiz. Biz, bizim kalp ilmimiz yok. Öyle herkesin gönlünden, kalbinden geçeni bilelim yok. Tahmin olabilir insanın. Tahmin eder. Ya bunu düşünebiliyor, bunu düşünüyordur belki de diyebilir. Ama bu zandan ibaret olur. Bu da yani kesin bir bilgi olmaz. Ama öbür türlü fiiliyatına bakarız. Biz onun sözlerine bakarız. Onun fiiliyatı ve sözleri bize ne olmuş olur? Delil olmuş olur. Neden iman, dil ile ikrar, kalp ile tasdik? Dil ile ikrar bize ait, halka ait, hukuka ait. O kimse dil ile ikrar etmezse biz onu Müslüman'dan saymayız.
Hukuk önünde de Müslüman'dan sayılmaz. O yüzden dil ile ikrar lazımdır. Kalp ile tasdik Allah'la kulunun arasındadır. Bizi ilgilendirmez. Bir kimse La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dediyse biz onu Müslüman olarak görürüz. Bizi hiç ilgilendirmez. Ama bizim yanımızda Kur'an ve sünnetle sabit olan, ayetle sabit olan bir şeyi reddetti. İnkar etti. Biz o esnada deriz ki bu halinle sen kafirsin demeyiz. Bir kimse, haram değil kardeşim, nereden çıkarıyorsunuz böyle şeyleri dedi. İçkinin haramiyetini reddetti. İçkinin haramiyetini o esnada reddeden kimseye deriz ki kardeş, bir kimse içkinin haramiyetini reddederse küfre düşer. Bakın sen kafirsin demeyiz yine.
İncitmeyiz onu. Sen kafirsin demek ayrı. Kardeş bunu yapan kimse küfre düşer demek. Bak küfre düşer, bu nasihat. Sen kafirsin, hüküm. Sufi hükmetmez böyle. Birisinin küfrüne hükmetmez. Din nasihattır. Biz deriz ki, Kur'an ile sünnetle sabit olan bir haram kabul etmeyen kimse küfre düşer. Bunu söyleriz. Bu nasihattır. Bu bilgidir, ilimdir bu. Bunda söylenecek bir şey yok. Ama birisinin yüzüne sen kafirsin demeyiz. Mesela bir kimse meşhur herhangi bir sünneti reddetsen.
Böyle sünnet olmaz. Bunun sünnet olduğunu kabul etmiyorum dese. Mesela sakal. Adem'den itibaren Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine gelinceye kadar bütün peygamberler sakallıydı. Sakallıydı sakal bırakmak sadece Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın sünneti değildir. İsa aleyhisselamın da, Musa aleyhisselamın da, Yakub'un da, Yusuf'un da, Yunus'un da, İsmail'in de, İshak'ın da bütün peygamberlerin sünnetidir. Sakal bırakmak. Bir kabze bırakmak, Hazreti Muhammed-i Mustafa'nın sünnetidir. Bir kabze bırakmak. Yani o kimse bir kabze nedir? Dört parmaktır. Böyle dört parmak sakalını bırakacak, buradan ucunu kesecek. Bak tam dört parmak. Bu bir kabze sakal bırakmak, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin genelde bıraktığı sakal şeklidir.
Bazen bu bir kabzeden kısa olmuştur, bazen bir kabzeden uzun olmuştur. Bakın bir kabzeden uzun olmuştur. Bu ulema hadislere bakaraktan kendilerince ölçü çıkarmışlar bunu. Bir kimse bakın, ya bir kabze bırak, bir kabze değil daha kısadır. Eyvallah kardeşim sen daha kısasını bırak. Öbürkü de biraz daha uzun bırakıyor. Sen biraz daha uzun bırak, ben seninle tartışacak değilim. Ama bir kimse sakal sünneti yoktur derse, o zaman o kimse sakal sünnetini tamamiyetle reddettiği için küfre düşer. Evlenmek ayetle sabittir. Bir kimse evlenmeyi reddederse, yok kardeşim ne alakası var ayetmiş, hadismiş, evlenmek işartmış. O kimse küfre düşer.
Mesela bir bayanın ben evlenmeyeceğim, bir erkeğin ben evlenmeyeceğim deme hakkı yoktur. Neden? Hakkında ayet var, hakkında hadis var. Hakkında imamların iştahı var. O kimsenin bir özrü varsa, bir sıkıntısı varsa, evliliğe bu noktada mahal olmayan bir problemi varsa, ailesi onu çözecek, yoksa kendisi çözecek. Evliliğe ne yapacak? Hazır hale getirecek kendisini. İbadettir evlilik. Evlenmek Müslüman için ibadettir. Anne babanın çocuğunun üzerinde vazifesidir. Anne baba evlenmek isteyen çocuğunu hızla evlendirmek zorundadır. Hızla. Geçen her zamandan anne baba sorunludur.
Anne baba sorunludur geçen zamandan. Çocuk evlenme çağına geldi mi geldi, anne baba çocuğuna söyleyecek, kız erkek hiç önemli değil. Seni evlendirebilirim, seni istediğin zaman evlendiririm. Seni istediğin kimseyle evlendirmeye çalışırım. Oğlan kız hiç önemli değil. Bizde bunlar kalktı. Bir erkek, bir baba, kız çocuğuna böyle bir şeyi söyleyemiyor.
Sünnet. Veya bir anne, kız çocuğuna bunu söyleyemiyor. Yavrum bak evliliğe hazırsın. İstediğin zaman kim ne istersen seni baban evlendirecek. Bitti. Ben bu akşam evleneceğim. Bu akşam evlendireceğim ben seni. Bu kadar. Ya işte isteme yapalım, nişan yapalım. Eyvallah nasıl canın ister. Dersi öyle yapalım. Hiç sıkıntı yok. Mesela bir kimse otomatikman evliliğe kendini kapatsa, herhangi bir mazeret olmamış olsa, sünnet-i seneyi red, bütün peygamberlerin sünneti. İsa aleyhisselamla alakalı tartışma var. Evlenip evlenmediğiyle alakalı. Hristiyan tarihçiler de bunu tartışıyorlar şu anda.
Bir türlü tartışma son bulmadı. Bizim için belli tartışma yok. İsa aleyhisselam evlenmedi. Tekrar yeryüzüne indirilecek, tekrar evlenecek, çoluğu çocuğu olacak, ölecek. Peygamber olarak gelmeyecek ama. Allah'ın veli bir kulu olarak gelecek. O da evlenecek. O da evlenme sünnetini yerine getirecek. Bunun gibi bir kimse sünneti inkar ederse, sünneti inkar etmek ne? Meşhur bir sünnet. Sarık, sünnet, mütevatir. Neden? Bedir'de bütün ashab takmış. Bedir'de bütün sahabe sarıklı. Bedir'den sonra bütün sahabeler sarıklı. Bedir'den sonra Hazreti Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de sarıklı.
Bedir'e kadar sarık yok. Şu anda Arapların taktığı böyle örtü var ya, evet. Bedir'e kadar öyle. Bedir'den sonra sarıklı. Mütevatir mi? Evet. Bir kimse sarıkla alay etse, sarığı inkar etse, sarığı küçük düşürse, sarık sarmayı küçümsese, sarık saranı küçümsese küfre düşer. Bir kimse sakalı küçümsese, sünnet seni olarak bir kimse sakal bıraksa, o sakal bırakanı küçümsese, sakalından dolayı, onun sakalına laf söylese, onun sakalını aşağılasa, o kimse küfre düşer.
Tecid, iman, tecid, nikah var. Bakın bunu böyle söyleyebilirsiniz. Ama birisine sen kafir oldun diyemez. Şimdi insanları içinden arayacağız. Takva sahibini bulacağız. İçinden bakacağız. O kimsenin fiiliyatına bakacağız. İçi dışına çıkacak çünkü. Bir kimsenin dil onun tüccarıdır. Fiiliyatı o kimsenin kalbinin tüccarıdır. Onun ne yapacağız? O zaman fiiliyat olarak içinin rengini fiiliyatından göreceğiz. İyi renkler temizlik küpünden hasıl olur. Çirkinlerin rengi ise kirli kara sudan meydana gelir. Yani iyi renkler temizlik küpünden. İyilikler sizin Rabbinizdendir. Bir kimse yani iyi renkler ne? Ondan sudur eden, ondan akseden iyilikler.
Senden iyilik sudur ediyorsa iyi insansın. Senden kötülük sudur ediyorsa kötü insansın. Ağzında küfürle ben iyiyim deme. Ağzında kaba sözlerle, kaba davranışlarla ben iyiyim deme. Eşine zulmederekten iyi olunmaz. Ay ben dergaha girdim bak işte ikimiz de dergahtayız. Gördün mü efendi ne dedi? Eee? Kadın eşine zulmediyor. Hadi bana bir şey diyeceksen. Zulmediyor. Biz insanlara iyiliği anlatıyoruz burada. Biz bütün kardeşlere iyi davranmayı anlatıyoruz. Bay bayan. Eşler birbirlerine iyi davranacaklar. Anne baba çocuklarına iyi davranacak.
İyiliği öğretecek. Herkes iyilik yolunda koşacak. Sufilik iyilik yolunda koşmaktır. İyilik yolunda bir kimse koşarsa sufili kemale erer. E birinci derecede iyilik senin birinci derecedeki halakanadır. Kadınsan önce iyilik kocana yap. Ellere iyi olup da kocana kötü olma. Ellere yumuşak müşfik, adama sert. Adamın kafasında tencere kıracak neredeyse. E erkekler ellere iyi, evde hatuna sert, acımasız. Öyle değil. Birinci iyilik dairesi insanın eşi, çocukları, annesi, babası. Sen onlara karşı iyi ol. Senden iyilik sudur etsin.
Senin ağzından iyilik sudur etsin. Birisinin zulmünü, kötülüğünü önlemek de iyiliktir. Eşin kötülük yapıyor. Sen evin reisisin. Onu önlemekle mükellefsin. Önle. De ki hanım yapma. Sakin ol. Frene bas. Sıkıntılı davranışlarda bulunma. Çocukları ezip geçme böyle. İki tarafından böyle ateşe verme. Hanım da kocasına nasihat edecek, tavsiyede bulunacak. Diyecek ki dur sakin ol. Birbirlerine iyilikte yardımlaşacak insanlar. Birbirleriyle iyilikte buluşacaklar. Birbirleriyle iyilikte destek çıkacaklar. Kötülükte değil. E çirkinin rengi ise kirli karasudan meydana gelir.
E çirkinin rengi dediği kötü. Onun da rengi nereden? Karasudan geliyor. Lağım suyu gibi. Onun da rengi ondan almış. Kötülükten renklenmiş. Tövbe edecek. Geri dönecek. Allah muhafaza eylesin. Bakara ayet 112. Öyle değil. Kim iyilik yaparak kendini Allah'a teslim ederse, onun mükafatı Rabbinin katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir de. O zaman kimler üzülmeyecekmiş? İyilik yapanlar. Ve Allah'a kendisini teslim edenler. Allah'a teslim eder, iyilik yaparsa, onlara bu dünyada korku ve hüzün yok. Onlara ötede de korku ve hüzün yok. O zaman sen iyi ol. İyilik yapmaya gayret et. Ve kendini Allah'a teslim et.
Allah'tan başka ilahlar edinme. Allah'tan kork. Allah'tan utan. Allah'ı sev. Allah'a yaslan. Allah'a dayan. Ona dua et. Ondan iste. Onu zikret. Onu zikret. Şeyhim, şeyhim, şeyhim, şeyhim. Böyle zikir mi var? Allah'ı zikredeceksin. Otur. En güzel isimler Allah'ın. Ayetle sabit. Bize mübarek böyle dedi. Böyle söylemeniz de Allah'ı zikir gibidir. Ne alakası var? Biz Muhammed, Muhammed, Muhammed diye mi? Sallallahu aleyhi ve sellem'in adını söylerek de mi zikrediyoruz? Böyle sufilik yok.
Sapık bunlar. Bunlar Husis'i dışarıda yetiştirilip İslam dünyasının içerisine gönderilmiş olan sapkınlar. Neymiş de cezbe geçiriyormuş. Gavs, gavs, gavs, … Ne oldu? E bu cezbeleniyor. Oğlum böyle yok. Allah diyeceğine gavs diyor. Yok bunlar. Kur'an sünnete dayalı bir tasavvufi hayatta, Kur'an sünnete dayalı bir tasavvufi felsefede bu tip şeylere yer yok. Bir kimse Allah'ı zikreder. İster Allah de, ister Rahman. Bütün güzel isimler Allah'ındır. Hadis-i şerif 99 isim tespit etmişler. Allah'ın ismi 99 tane de değil.
Bunlar ana isimler. Öyle söyleyelim. Otur Allah'ı zikret. Otur la laha illallah de. Otur Allah de. Eee nereden çıktı şeyhim şeyhim şeyhim şeyhim? Sapık. Bunlar sufilin yüz karası. Bunlar sufi filan değil. Neymiş? Gavs, gavs, gavs, … Nereden çıktı kardeşim böyle zikir? Böyle zikir yok. E cezbeymiş. Böyle cezbe de yok. Şeytani bu. Şeytani yapıyor. Bu ne?
Cezbeymiş. Şeytani bu. Nereden çıkardın bunu? Birisi de televizyonda ders istiyor efendim. Dersim kabul edildim. Gönderdiler bana videodan izledim. Duruyor böyle. Kabul edilmişsin. Aaa. Bu nasıl bir sufilik? Rüya haktır. Salih rüya haktır. Mübeşşirattandır. Hal görmek. Zikrullah'ta hal görmek. Ayrı bir perdede ayrı bir alem görmek. Haktır. Haktır. Zikrullah esnasında ayrı bir perdede ayrı alemler görmek. Haktır.
Bu da rüyanın içindedir. Rüyanın içindedir bunlar. Bunlar haktır. Rüya ayetle sabittir. Haktır. Salih rüya ayetle sabittir. Haktır. Hadis-i şeriflerle sabittir. Haktır. Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür diye hadis-i şerif var. Haktır. Kim salih rüyayı inkar ederse küfre düşer. Haktır. Söyleyecek. Laf yok. Bir kimse zikrullah yaparken de rüya görür mü? El cevap görür. Biz ona yakasa hali deriz tasavvufi literatürde. Ama o rüyadır o. Haktır. Sen otur gecenin karanlığında bir köşede. Başla tevhide. Başla Allah'ı zikrullaha.
Sıyrıl bu dünyadan. Geç. Neyin varsa at. Allah'la baş başa kal. O esnada kalbine gelen haktır. O esnada dizinin dibine oturan haktır. O esnada karşına gelip seninle beraber zikrullah yapan maneviyat Abdülkadir Geylan, Ahmet Er Rufai, Üstadın her kim geldiyse vallahi haktır, billahi haktır. Bunda söyleyecek laf yok. Asıl cezbe odur zaten. Asıl cezbe odur. Sen zikrullah alakasında yanındaki sarını yandan mı sarmış, örtüsünü ortadan mı bağlamış, bakma. Sen Allah'ı zikret orada. Kim Allah'ı zikrederse, Allah da onu zikreder. Haktır.
Sen her la ilahe illallah deyişinde seni zikreden bir Rab var. Seni zikreden bir Allah var. Bunu düşündüğünde sen la ilahe illallahı bitiremezsin zaten. Haktır. Bakın haktır. Sen Allah esmasını söyle söyleyebildiğin kadar. Allah, Allah, Allah, … sabaha kadar Allah'ı zikret. Haktır.
Ne şeytan bulaşır, ne cinniler bulaşır. Hiç kimse sana bulaşamaz. Haktır. Ama sen gider kargacık burgacık işlerle uğraşırsan, kafir cinnilerin elinde oyuncak olursun. Şeytanın elinde oyuncak olursun. Olursun. Sen erkeksen zikrullah yapan gelir bir tane siyah saçlı. Mavi gözlü. Farklı bir tenli. Bakarsın sen vay. Ben maneviyatım açıldı zannedersin. Geç. Cinni taifesi bulaştı sana. Neden? Şeyhin yok senin. Varsa da kamil değil. Kamil değil. Ya sen kargacı burgacık şeyhinin söylediği zikrullahı yapmadın. Farklı yerlere kaydın. Ya da senin şeyhin kamil değil.
Ne sana söyledi şeyhin? Tevhid çek dedi sayısız. Sana başka bir şey mi çek dedi? Ha şeyhin benim halimi anlamadı. Ben bin tane hay bir başkasına esmayı verirken duydu ya. Sen yüz tane yedi gün hay hay hay Allah çek. Ya anlamadı ya yedi gün verdi. Ben yüzden fazlasını yaparım. Hay hay hay Allah. Hay hay hay Allah. Efendim bir şeyler oluyor bana. Oğlum ne oluyor sana? Senin halin belli. Durumun belli. Hiçbir şey olmaz sana. Sen ne çektin? Onu söyle bana. Ekektik köktik de. Oğlum ne çektin? E ben böyle yaptım. Ben sana yedi günlük vermedim bu dersi. Yedi günlük verdin efendim. Ne ama çektin? E işte. Yürü git istemiyorum seni dergahta.
Efendim yapma. Oğlum neden yapmayayım? İstemiyorum seni dergahta. Git. Sen kendi nefsinin şeyhi olmuşsun. Kendi kendine ders tarif etmişsin. Kendi kendine ders çekeceğiz sen. Ne işin var bir şeyhin sofrasında? Yürü git nereye gidiyorsan git. Bir kimse bir kapıya bağlandı mı orada kalır. Ben çekemeyeceğim herhalde dersimi yade edebilir miyim? Et yürü git Allah yoluna açık etsin. E ben de geri dönmek istiyorum. Nereye dönüyorsun ya? Yazboz tahtası mı burası? Nereye geri dönüyorsun? E ben gelmek istiyorum bir daha. Nereye geliyorsun sen ya? Boyacı küpü mü burası?
Gideceksin geleceksin, gideceksin geleceksin. Süleyman Demirel misin sen? Yedi sefer gideceksin, sekiz sefer geleceksin. Böyle bir şey yok. O zaman sen iyi ol, dost doğru ol, dimdik dur, sımsıkı dur. Çirkinlik, sufilerin dışında haramlara bulaşmaktır.
Sufiler için çirkinlik istikametini saptırmaktır. Sufiler için çirkinlik nefsin heva ve hevesine uymaktır. Sufiler için çirkinlik, kendi nefsini kendi başına şeyh ilan etmektir. Kendi heva ve hevesini kendine şeyh ilan etmektir. Bu çirkinliktir. Çirkinlik, senin şeyhin belli mi belli. Şeyhinin haricindeki kimseleri şeyh görmendir. Çirkinlik budur. Çirkinliktir o. Adam şeyhinin sözünü dinlemiyor. He filanca abi böyle dedi. Oğlum şeyhinin sözü mü, filanca abinin sözü mü? O zaman filanca abiyi şeyh yapalım biz. Gelsin otursun başımızda şeyhlik yapsın. Filanca abla böyle dedi. Kızım, abla mı buranın şeyhi?
Çirkinliktir bunlar, sufilerin çirkinlikleri. Allah muhafaza eylesin. O yüzden biz iyilik yapıp Allah'a teslim olacağız. Teslimiyet niye? Allah'a. Bir şeyhi olan teslimiyet Allah içindir. Bir şeyhi olan muhabbet, sevgi Allah içindir. Allah için. Heva heves için değildir. Bir kimse şeyhine Allah için teslim olur. Allah için. Kur'an sünnet dairesinde bize bir şey söylediği müddetçe başımıza tac ederiz. Bizim ona olan muhabbetimiz Allah içindir. Biz şeyhimizi Allah için severiz. Heva hevesimiz için değil. Heva heves için değil.
Sen şeyhi seversin. Şeyh sevilen noktadadır. Seven noktada değildir. O ona aittir. Sen bir derviş oldun mu? Oldun. Sen onu sevmekle mükellefsin. O seni seviyormuş, sevmiyormuş, senin yüzüne bakıyormuş, bakmıyormuş. Senin dinliyormuş, dinlemiyormuş. Sen bunun için sevmiyorsun onu. Ya bir kez yüzüme bakmadı. İyi bin yıl senin yüzüne bakmaz. Sen hep yüzüne bakacaksın onu. Seni bir kez dinlemedi. Sen bin yıl dinleyeceksin onu. Sufilik bu. E dinlersem ben dinlerim. E seversem ben seni severim. Ya ben sevdikten sonra herkes sever beni. Ben birini seversem deli divane olur zaten.
Senin sevgine ihtiyacım kalmaz ki. Seveceksem seni ne seveyim? Ne özelliğin var? Ne özelliğin var? Seni neden seveyim? Benim seveceksem. Eyvallah sevdiğime değmeli. Değmeli. Ciğerimi yaktığıma değmeli. Yüreğimi kan akıttırdığıma değmeli. Gözümden kanlı yaş da değil. Kurumalı gözüm. Kanlı yaşı ne? Kurumalı. Değmeli. Sevmek öyle bir şeydir. Ciğerini yarmalı. Himalaya asmalı o kimse. Himalayalarda kim Himalayalara çıkarsa orada bir aşığın ciğerinin kokusunu aldım demeli. İnsan öyle sevmeli. Ve kim Himalayalara çıktığında buradan bir aşık geçmiş onun kokusunu aldım demeli.
Sevmek öyle bir şeydir. Sevmek öyle bir şeydir. İnsan değmeli. Ben öyle seveceksem şeyhimi severim. Ben öyle seveceksem Hz. Muhammed'i Mustafa'yı severim. Sallallahu aleyhi ve selleme. Ben öyle seveceksem onun üstünde Allah'ı severim. Bana lazım olan sevgi o. Bana lazım olan o. O zaman o kimse öylesine Allah'a teslim olmalı. Allah'a teslim olan bir kimse aramışlar mı? Allah'a teslim olan bir kimseden çirkinlik sudur eder mi? Allah'a teslim olan bir kimseden gaflet sudur eder mi? Allah'a teslim olan bir kimsenin ağzında küfür, hakaret olur mu? Allah'a teslim olan bir kimse isyankar olur mu? İnsanlara kötülük yapar mı?
İnsanları rahatsız eder mi? Allah'a teslim olan bir kimsenin etrafında kime zarar verebilir? Allah'a teslim olmuş. Onun yemesi Allah'tandır, içmesi Allah'tandır, yürümesi Allah'tandır, bakması Allah'tandır, dokunması Allah'tandır, onun yöneldiği yer Allah'tandır, otursa Allah'tandır, kalksa Allah'tandır, uyusa Allah'tandır, namaz Allah'tandır, oruc Allah'tandır, zikrullah Allah'tandır, onun hayatı Allah'tandır. onun her şeyi Allah'ladır. Her şeyi. Onun varlıkla işi kalmaz. Sen onu insan gibi görürsün. Sureten insandır. Allah'ın öyle kulları vardır ki, görüldüklerinde Allah hatıra gelir.
O öyle olmuştur. Ona baktığında Allah hatıra gelecek. Onun her şeyi Allah'tan olmuş. O Allah'la hemhal oluyor. Onun zikriyle hemhal oluyor. Allah'ın öyle kulları vardır ki, yağmur yağsın dese, Allah kabul eder, yağmur yağdırır orayı. Onların sözü, onun katında öyle geçerli hale gelmiştir. O zaman Allah'a teslim ol. Teslim olursan bu hal ile hallenirsin. E bu haram. E teslim olan haram işler mi? E bu eksik. Teslim olan eksik işler mi? İşlemez. Bu nasıl teslimiyet? Allah muhafaza eylesin. Ondan çirkinlik çıkar. Allah'a teslim olandan çirkinlik çıkar mı? Yok, hayır. Çıkıyorsa derhal tövbe edecek. Allah muhafaza eylesin.
Ey peygamber Allah'ın güzel bir sözü. Kökü sabit, dalları göğe doğru yükselen güzel bir ağaca benzettiğini görmez misin? İbrahim 24. Güzel bir sözü. Allah dalları göğe yükselen bir ağaca benzetiyor. Neden? Güzel sözler onadır. Güzel sözler ondadır. İyilikler ondandır. Hiçbir zaman o ağaç kurumaz. Hiçbir zaman o meyvesiz kalmaz. İyilikler ve güzellikler göğe yükselen bir ağaca benzetiyor Cenab-ı Hakk. İyilikleri ve güzellikleri. Sen iyiliklerin ve güzelliklerin peşinde ol.
Sufilik budur. O iyiliklerin ve güzelliklerin peşindedir. O çirkinliklerin peşinde değildir. Etraf çirkin kaynıyormuş. Bize ne kardeş? Biz gönlümüzden bir cennet bahçesi açarız kendimize. Biz orada yaşarız. Etrafımızı da o cennet bahçesine döndürmeye çalışırız. Kendimize değildir sadece. Kendimize değildir. Biz bataklığın içine düşsek, biz bataklıkta iyilik yapmaya çalışırız. Deriz ki, bu orası muhakkak kuru malı, burası muhakkak gül bahçesi olmalı. Sufilik budur. Gücümüz yetmeyecek. Biz burayla mücadele etme noktasında değiliz. Kaçarız.
Bu benim işim değildir. Kaçmak benim işim değildir. Ben bataklığın içine de düşsem, orada gül bahçesi oluşturmaya çalışırım. Derim ki, benim vazifem bu. Ben insanları ve cinnileri bana ibadet etsin, bana itaat etsin diye yarattım. Ayet-i kerime bu. O zaman ben ona ibadet ve itaati, bataklığın içerisinde de uygulamaya çalışırım. Bataklık tıkmıyor. Bataklık olsun. Ben orada namazımı kılarım. Ben orada haramlardan uzak dururum. Ben orada kendimi korumaya çalışırım. Ben orada insanları sufi edeceğim diye uğraşırım. Benim işim o derim. Kaçmak yok. Neden? O iyilikleri ve güzellikleri etrafımıza anlatacağız. Etrafımıza yaşatacağız. O gönül dünyamızda açılmış olan cennet bahçesini etrafımıza kokusunu vereceğiz.
Sen o cennet bahçesini gördün mü gönül dünyanda? Gördün. Oranın kokusunu aldın mı? Aldın. Bütün kardeşlerin, etrafın, herkes o cennet kokusunu alması için mücadele edeceksin. Kendine değil bu hayat. Otur evde zikullarını yap, cennet bahçesini de gör. Huriler de gelsin, kılmanlar da gelsin, oy sofralar da gelsin, vır patlasın, çal oynasın. Harika! Açtın gözünü. Eee? Dünyadasın gene. Sen orayı buraya taşıyan. Sufilik bu. Bir kişinin daha elinden tut. Bir kişiye daha Allah dedirttir. Bir kişiyi daha Allah'la tanıştır. Bir kişiyi. Bir kişiyi daha Allah'la buluştur. Bir kişiyi daha Allah'ın kokusunu koklat.
Cari hesabın devam etsin. Yolun devam etsin. Bir insanın sulbü oğlunla, kızıyla devam etmez. Bir insanın sulbü, sufilikte açmış olduğu kapıyla devam eder. Sen on kişinin ders almasına, yirmi kişinin ders almasına, elli kişinin ders almasına, yüz kişinin ders almasına vesile olmaya çalış. Onlar dersi çektikçe, onlar hangi dergaha giderse gitsinler, hangi şeyhe giderse gitsin.
Sana cari hesap yazılıyor hep. E otuz senedir ders veriyoruz biz, hamdolsun. E şimdi Şeyh Efendi'nin zamanında o kadar koşuşturduk, koşturduk, ders verdik millete. Hamdolsun. Şeyh Efendi'yle beraber. Onlar şimdi Mustafa Özboğ'a beğense ne olacak, beğenmezse ne olacak. Sevse ne olacak, sevmezse ne olacak. İsterse benden nefret etsin. Her gün bana bela okusun. O dersi çekiyor mu? Çekiyor. Mustafa Özboğ'a yazılıyor. İsterse gitsin bilmem hangi şeyhe bağlansın. Mübarek olsun. Ben o şeyhten ders aldım. Mübarek olsun. Sen o şeyhin dersini çekerken dahi Mustafa Özboğ'a yazılıyor. Hiç sevmedin adama yazılıyor. Sen sevmedin adama bile hizmet ediyorsun.
Nefret ettin adama bile hizmet ediyorsun. Ya ne yapacaksın? Ya bana olan kininden dolayı her şey dersi mersi bırakacaksın. Gideceksin gavurlaşacaksın. Onu da yapamazsın. Büyüklenmek gibi olacak ama Mustafa Özboğ'a bir çizik atmış sana. Senin eşkıyan olmuş. Sevenin de dilinde, sövenin de dilinde. Söven de sevdiğinden de konuşuyor. Seviyor ama ulaşamıyor yani. Ondan nefret ediyor. Böyle bir dokunsa bitecek. Ya ben ona dokunsam ihya olacak. Ama yok. Nefret ederken dahi ne yapıyor? Yazılıyor. Bakın yazılıyor. Şimdi İsmail Demirtaş'ı bütün hepsine ders verirse hepsinden nasibimi alacağım ben. İsmail de alacak. Allah'ı eksiltmez. Allah'ı eksiltmez.
İsmail Demirtaş'ı kaç kişi geçerse ondan hepsinden sevabını alır. Hadi işte sabit. Ya ben ne oturayım evde? Ben bir kişiye daha Allah dedirttirmenin yolunu ararım. Dünya geçecek gidecek gözümü yumacağım gideceğim. Yaş olmuş elli sekiz. Ben bir sefer daha Allah demenin yolundayım. Bir sefer daha Allah dedirtmenin yolundayım. E çoluk çocuk görmüyorum. Ben cennete iman ettim. Ben cennete iman ettim. Ben iyi ameller işleyenlerin cennete gireceğine de iman ettim. Ben Allah'a iman edip Allah'ı zikredenlerin cennetlik olacağına iman ettim.
Ben çocuklarımı sevmiyor değilim. Her bir burnumda tutuyor. Gözümde tutuyor benim. Ben kardeşlerimi, arkadaşlarımı sevmiyor değilim. Her biri gözümde tutuyor. İçimde tutuyor benim. Öteye saklıyorum bütün sevdalarımı. Ebedi. Düşünebiliyor musunuz? Ebedi. Ebedi, ebedi. Ebedi, ebediyeti düşündüğünüzde dünyanın hükmü kalmıyor o zaman. Ebedi düşündüğünüzde o zaman dünya zamanı küçücük bir zaman olarak kalıyor. Küçücük zaman olarak da kalmıyor. Ebedi düşünebiliyor musunuz? Ebedi.
Ebedi. Bunu düşündüğünüzde dünya ve içindekilerin hepsi de bir noktadan ibaret oluyor. O zaman Allah'a teslim olup iyilik yapmaya devam. Allah'ı zikretmek en büyük iş ise ayetle sabit. O zaman Allah'ı zikretmek en büyük iş ise o en büyük işe davet etmek en büyük iştir. O kimseyi nereye davet ettin?
Allah'ı zikret. Nereye? En büyük işe davet ettin. Dikkat edin. En büyük işe. Oturduk şimdi. La ilahe illallah. Muhammedun Resulullah. En büyük işi yaptık şimdi. En büyük işi yaptık. En büyük iş. Kim üç sefer la ilahe illallah dese bir rivayette yetmiş bin günahı affolur diyor. Şimdi üç sefer la ilahe illallah dedik. Farkında değilsiniz. Husisi üç sefer söylettim. Söyleyenlerin yetmiş bin günahı affoldu. Hadiste sabit. Allah'ın büyük iş size. Kim söylediyse yetmişer bin buradaki cemaatin günahının affına sebep oldum ben.
Alın sebep size. Bu kapıdan geçti hepsi de. Ben şimdi biraz böyle şataat yapacağım. Kalır mı bende bir şey şimdi? Düşünebiliyor musunuz? En büyük iş. Neden diyorum ey arkadaşlar bizim dergahımızda olanlar, bizim cemaatımızda olanlar hepinizde evlerinizde zikir bahçeleri kurun. Açın.
Zikrullah yaptırın orada. Yaptırın. Sebep. Kardeş. Ya zikrullaha vesile olacaksın ya. Allah'ın öyle kulları vardır ki onlar zikrullahın anahtarıdır. Anahtar ol. Ben neden engelliyim seni? Daha ben açıyorum kapını. Yaptır zikrullah. Gidin Ebu Zer'i gifari gibi yapın. Girin bir köye komple derviş yapın getirin. Girin bir ile, ilçeye gidin. Allah'ı zikrettirin. Derviş yapın. Koşun. Kapınız aralansın. Kapınız aralansın. Ben Şeyh Efendi'nin zamanında tek başıma zikrullaha gittiğimi hatırlamıyorum. Şeyhim gelirdi benim tireye.
Bayındır'da hiç derviş yoktu. Ben herkesi toplar götürürdüm. Bir gün çektim bıçağı, bıçak zorundan götürdüm. Yoruyun lan dedim hepinizde. Herkes güldür güldür güldür kahve boşaldı. Dedim meyhaneye götürürken geliyordunuz ya dedim. Bir de yolda onlara zikrullah ilahi. Araba sallanıyormuş yolda giderken. Diyorlarmış. Amma kafaları yüksek ha adamlar. Öyle olun. İyiliğe doğru kapar alın. Allah muhafaza eylesin. Hadis-i şerif. Kırk iyilik vardır. Bazı rivayetlerde farklı rivayetler var. Hani yetmiş bin perde vardır ya. İşte onun en aşağısı bir yoldan taşı atmak gibisinden. Bir hadis-i şerifte de kırk iyilik vardır.
En üstünü sağmal keçi bağışlamaktır. Bakın en üstünü ne? Bir kimsenin rızkını sağlayacak. Böyle sağmal süde olan bir keçi var ona bağışlıyorsun. Allah bizi öyle iyi olanlardan eylesin inşallah. Selamun aleyküm. Geceniz hayır olsun. Allah hepinizden de razı olsun. El-Fatiha.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.