Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Eylül 2011 · 1:15:33
Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hakk'ın yüzünüzü hayırlı eylesin. Bayrınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Kulun zannı üzerine kovduğunu, Allah kulunun zannı üzerine nasıl olacak? Hadis-i Kudsi kul hesap yerine getirilir, hesabı, kitabı görürür, onun cehennemlik olduğunu bildirilir.
O cehenneme doğru götürürürken, hesap yerine kul döner bakar. Allah bildiği halde sorar, kulun neden hesap yerine döndü baktı. Melekler, kula sorarlar, neden hesap yerine döndü baktın? O kul da cevap verir, ben Allah'ı affedici bilirdim.
Beni affedecekler ümit ederdi. Ümidim oydu, zannım oydu der. Cenab-ı Hakk nida eder. Allah kulunun zannı üzerindenir. Affettim, koyun onu cennetime'da. Ümit kesmek küfürdür. Ve yine hem Hadis-i Kudsi var, hem Hadis-i Şerif var. Cenab-ı Resulullah buyurur ki, sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, siz Allah'ın üzerinde hüsnü zannı besliyiniz. Kimse Allah'ın üzerinde hüsnü zannı besler ise, Cenab-ı Hak onu o hüsnü zannından dolayı, ona iyilik ve rahmet ve merhametle muamele eder.
Ne zaman ki insanlar Allah'ın üzerinde hüsnü zannı kaldırırlarsa, o zaman Cenab-ı Hak onların hüsnü zannı üzerinde hareket etmez. Bu aksi seda gibidir. Siz iyilik düşünürseniz, iyi olursunuz. Ve iyiliklerle karşılaşırsınız. Eğer siz kötülük düşünürseniz, kötü olursunuz. Ve biçtiğiniz şey sizin için kötü olur. O zaman, hatta öyle der, Hadis-i Kudsi'de, Ey Allah'ın kulları! Allah'a hüsnü zannı beslenir der. O zaman bize Allah'ın üzerine hüsnü zannı beslemek düşer. Ama bir kısım, ehl-i tasavvufun düştüğü bir varta vardır. Bu varta da şudur. Harama, helala dikkat etmeden, Allah'ın hukukunu, dinin hukukunu gözetmeden hayatı yaşamak.
Yani böyle halk ve reca noktasını terk etmemek. Bu bir kısım, tekrar söylüyorum, ehl-i tasavvufun düştüğü en büyük yanlışlıklardan birisidir. Allah muhafaza eylesin. Yani tarihte bunlar görülmüştür. Tarihte veya bugün günümüzde de vardır. Yani Cenab-ı Hakk'ın aklına güvenerek de, bile bile bir kimsenin günah-ı kebâir işlemesi, buna devam etmesi, bile bile fuhşiyata, fahşiyata devam etmesi, bile bile bir kimsenin işte şeytana uyması, ve şeytanın kollarına kendisinin bırakması, bunların hepsi de Allah muhafaza eylesin.
İnsanı yanlış bir çizgiye doğru götürür. Tabi bunlar ameldeki sıkıntılar, ameldeki sıkıntılar telafi edilir de, itikattaki sıkıntılar telafi edilmesi çok güç. O yüzden itikad noktasında gevşekliğimiz olmayacak, isteriz ki amel noktasında da hiç kimsenin gevşekliği olmasın, ama bu noktada insanlar, Allah'ın üzerinde hüsnü zanını kaybetmesinler. Bugünlük hayatta da öyle. Yani işte, ya ben bu işten iflas ederim. İflas edersin sen, hüsnü zanını kaybetmişsin. Ya ben bu borcu ödeyemem. Ödeyemem. Ödeyemezsin. Hüsnü zanını kaybetmişsin. Ya ben bu işte başarılı olamam. Olamazsın. Neden? Hüsnü zanını kaybetmişsin. Allah'ın izniyle ben bu işte başarılı olurum. Allah'ın izniyle ben bu mücadeleyi de bitiririm.
Bu mücadeleyi ben götürürüm. Allah'ın izniyle ben bu borcu da öderim, bu işi de götürürüm. Allah'ın izniyle ben bu evliliği de götürürüm. Allah'ın izniyle ben çocuklarımı da eğitirim. Allah'ın izniyle ben bu dükkanı çalıştırırım. Allah'ın izniyle ben bu işte başarırım. Çalışmam lazım, gayret etmem lazım. Allah'ın izniyle ben nefsimle olan mücadelede nefsime karşı galip gelirim. Allah bana yardım eder. Allah kullarının yardımcısıdır. Kim Allah'a güvenir, Allah'a yaslanır, Allah'a dayanır. İşini Allah'la çözmeye çalışırsa Cenab-ı Hakk'ın işini asan eder. Allah'ın işini asan eder. Bu yalnız bizde bizim toplumumuzun bazı kesimlerinde çalışmayı, gayret etmeyi, mücadele etmeyi, cihad etmeyi, bu noktada ter akıtmayı, kan akıtmayı, yaş akıtmayı, bu noktada fedakar olmayı, bu noktada mücadeleci bir ruh'a sahibi olmayı, koşmayı, uçmayı, göze alması lazım insanlar.
Hüsnü zanla bu noktada yürüyecekler. Bu noktada hiçbir noktada ümitsizlik yok. Hiçbir noktada. Hayatınızı öyle bir dizayn edeceksiniz ki, günlük hayatınızı, günlük yaşantınızı, her şeyinizi. Ümitsizlik yok. Gayret var, çalışmak var, mücadele etmek var, cihad etmek var, koşmak var.
Kim? Bir zamanda, Kur'an ve sünneti azı dişlerinle sımsık yapışıp, kurtuluşa yer alan halinde şey var, hadis-i şerif var. Azı dişinle sımsıkı bir şeyi tutmak. Bir şeyi, hani azı dişi çok basar. En kuvvetli yerdir. İnsanın ağzının en kuvvetli yeridir. Siz bir şeyi azı dişinizle basarsınız. Kuvvetli tutmaktır bu. Kuvvetli mücadele etmektir bu. Kutup, ikram, ihsan, başarı Allah'tandır. Kula düşen pasife, mücadele etmek, gayret etmek, çalışmak, ümit etmek, hüsnizam beslemek. Bu noktada insanın kendisini istihdam etmesidir. Eğer kendinizi bu noktada istihdam etmezseniz, pasif, zayıf, kişiliksiz, kimliksiz, ümitsiz, böyle işte kuvvetli bir rüzgar nereye eserse o tarafa savrulan bir kimlik haline gelirsiniz.
Müslüman bu değildir. Sufi bu değildir. Derviş bu değildir. En inatçı kimlik Sufilerde var. Sufi en inatçı kimsedir. Neden? Doğruda, iyide, güzellikte, hayırda, mücadelede, cihatta, çalışmakta, o en inatçı kimliğe sahip. Sufiler, onların o yumuşak görüntülerinin altında, kırsın en şedidi, kırsın en şedidi, inadın en şedidi vardır. Su gibi, su inatçıdır. Bir yere vurur, tıf tıf tıf … deler mermel.
Sufi onun gibidir. Bakarsınız dışarıdan su gibi. O yayılır sular, topraktan neşe neva olur, her şey biter. Su bir. O bir şey eritilecekse eritir su. Bir şey denilecekse deler su. Madenleri deler su. Madeni delerler suyla beraber. Su hem soğutur hem ısıtır. Hem yakar, hem kül eder. Hem deler, hem yapar. Sufi bu manada inatçı bir kimliğe sahiptir. Doğru da, iyi de, güzellikte, o menziline ulaşmaya çalışır. Onu geri döndüremezsin. O hayırda durur. Orada o noktada hırs besler kendisinden. Der ki, ben bu hayırı işleyeceğim.
Ben bu güzelliği yapacağım. Hırslanır. Uyumayacağım da. Bugün uyumamam gerek verir. Uyumaz. Hırslanır. Bu orucu bitirmen lazım. Denizler. Bitirin orucunu. Yani, sufi gevşek bir kimse değildir. Sufi laik bir kimse değildir. Sufi hırsla, hırsla, ümitle ve inatla hiç kimse onun ümidini kıramaz. Hiç kimse onun hayırda koşmasını durduramaz. De, aşık, en hırslı olandır. O, maşukuna karşı hırslıdır. Aşık, zannedersin ki, laik, gevşek, yumuşak, ne, geç. Aşık, en hırslı olandır. O yüzden, aşık, en ümit var olandır.
Aşık, en hüsnü zam besleyenlerdir. Aşık, en fazla korkandır. En fazla korkandır aşık. En fazla ümit edendir. En fazla maşukuna karşı hırslı olandır. En fazla maşukuna karşı ümit var olan, ümitli olan. O yüzden Allah kulunun zannı üzerindedir. O zaman biz Allah'ın üzerine hüsnü zam besleriz. Biz Allah'ın üzerinde hep iyi şeyler düşünürüz. Allah kullarını aldatıncı değildir. Allah kullarına zalim değildir. Allah kullarına karşı kötü değildir. Böyle bir şeyler yok. Allah kullarına icabet edendir. Hüsnü zam icabet eder o bizim duamıza. Zikrederiz, o bizi zikreder. Kulu kendisini zikredince, Allah da onu zikreder.
Kulu onu sevince, o da kulunu sever. Suizan beslemeyiz. Biz onu sevdik, yani o bizi sevmez, o zaman suizandır. Biz onu zikrettik, o bizi zikretmez. Suizandır. Biz ondan af dilendik. Yalvardık. O bizi affetmez. O zaman bu suizandır. Allah muhafaza eylesin. Bunlar şeytanın vesvesesidir. Şeytanın kaldırmasıdır. Allah'ın üzerine hep hüsnü zam besleyin. Allah'ın üzerine hep ama hep hüsnü zam besleyin. Kendi üzerinizde de hüsnü zam besleyin. Kendi üzerinizde de öyle suizan beslemeyin. Arkadaşlarınızın üzerinde suizan beslemeyin. Etrafınızın üzerinde suizan beslemeyin. Kendi hayatınızın üzerinde suizan beslemeyin. Bilmediğiniz, görmediğiniz, duymadığınız şeylerin üzerinde suizan beslemeyin.
Gözünüz görecek, kulağınız duyacak. O zaman o kimsede çalırsa itiraf edecek. O zaman onun ne olduğunu anlayacaksınız. Gözünüzün gördüğüne dahi inanmayın. Suizan beslemeyin. Kulağınızın duyduğuna inanmayın. Suizan beslemeyin. Yanlış duymuş olabilirsin. Eksit duymuş olabilirsin. Neden iki tane şahit istenli? Herhangi bir meselede. Zinada iste. Dört şahit istenli. Kendi kendine suizan besler. Kadınlar besler. Erkekler besler. Şeytanın vesvesesine kanar. Oturur kadın kocasının üzerinde suizan besler. Oturur adam karısının üzerinde suizan besler. Oturur adam çocuklarının üzerinde suizan besler. Oturur kadın çocuklarının üzerinde suizan besler. Oturur cemaatin üzerinde suizan besler.
Bir kimse oturur cemaatin işte üstadına, dervişine, nakibine, nükabasına suizan besler. Bu suizan insanları helaka götürür. Cemaatleri helaka götürür. Ümmeti helaka götürür. Bu şeytanın vesvesesidir. Şeytan onu tırmalıyor. Şeytan onun kalbine işiyor. Aviyane tabirinde. Sabah tanrıda Mehmet'e hesap eder.
Gürt'te başka iş, güç kalmadı. Yapacak bir şey kalmadı. Oturur Mehmet'e suizan besler. Adamın işi gücü kalmadı. Oturur Hüseyin'e atla mı? Suizan besler. Ne yaptıdı da, ne ettirdi de, nasıl ettirdi de, nasıl yaptı da, şöyle mi oldu da, böyle mi oldu da. Beste Allah besler. Bu devam eder. Adam peygamber sallallahu aleyhi ve sellem'in üzerinde dair suizan beslemen haftasını. Bir çıt atarak Allah'ın üzerinde suizan besler. Allah muhamaza eylesin. Bu yüzden kula teşekkür, Allah'a teşekkür ya. Kula suizan, Allah'a suizandır. Kula suizan, Allah'a suizandır. Hani kula teşekkür ederse bir kimse Allah'a teşekkür etmiş olur ya. Kula nankörlük, Allah'a nankörlük.
Abbet nereyi? Hüsnü zam. Hüsnü zam besleyen Allah'ın üzerinde de hüsnü zam besler. İnsanlar kullara suizan ederken Allah'ın üzerinde suizan ettiğini. Aslında farkında değildir kullara düşmanlık, mümine düşmanlık ederken Allah'a düşmanlık ettiğini.
Aslında farkında değildir müminlere iftira atarken Allah'a iftira attığını. Aslında farkında değildir müminlerin hakkını gasp ederken Allah'ın hakkını gasp ettiğini var bunda değildir. O zaman bir kimse zanlı üzerine ekler. Sen neyse onu zannedersin. Senin ahlakın o. Sen oturur insanların hepsinde kötü olduğunu düşünürsen sen kötüsün.
İnsanların, herkesin iyi olduğunu düşünürsen sen iyisin. Yardımını sever görüyorsan sen yardımsever bir insansın. İnsan kendisi gibi görür etrafı. Fokak görür. Cesaretli herkesi cesaretli görür. Cömertler herkesi cömert görür. Cömertlik yapacağım diye yarışır. Cömert ya o. Cömertlikte yarışır. O da cimrilikte yarışır. Herkes sonuçta bir yerde yarışır. Allah'a hüsnü zan besleyenler hüsnü zanda yarışırlar. Şu zan besleyenler de şu zanda yarışırlar. Allah muhafaza edersin. Bizim mahalle çavuşunun ve sizin sohbetlerinize rağmen eşime ve çocuklarımla iyi davranamıyoruz.
Onlara zulüm ediyoruz. Bunun da çok cezasını çekiyorum. Bu konuda ne yapmam gerekiyor? Hep nefsime yenik düşüyorum. Hakkını helal et demiş. Hakkımız helal olsun inşallah. Ama suyumetli kardeşler. Bir kimse eşlerine, eşine, etrafındaki eşinin akrabalarına, çocuklarına, kadınlar, erkekler. Yani eşlerine dediğimde kadınlara, erkekler kadınlara, eşler arasında, çocuklara, etrafındaki derviş kardeşlerine, iş yaptıklarına, yanında çalışanlara bu noktada zulmâne davranıyorsa ve zalimlik yapıyorsa ve onların haklarını gözetmiyorsa.
Onların bu noktada Kur'an ve sünnet tanesinde davranmıyorsa, samimiyetimle söylüyorum bunu gerçekten bu dünyadan insan olarak göçüp gidemez o kimse. Kadın erkek hiç önemli değil bakın bunda bu dünyadan insan olarak göçüp gidemez. O sureten insandır, sureten insandır, güzel ahlak.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki beni Rabbim terbiye etti, ne güzel terbiye etti. Hakkı tamamlamak için indirildi. Ve dedi ki güzel ahlak, nafile namazdan, oruçtan bir kimse bu manada Kur'an ve sünnetin terbiyesine, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin terbiyesine tabi olacak. Bizim derviş kardeşlerimizden, derviş kardeşlerimizden, erkeklerden ve kadınlardan bunları duymak istemiyor.
Bizim erkek kardeşler asla ve asla eşlerini dövmeyecekler. Bir şey için eşini dövmek yok, çocuklarına olur olmaz meseleler için dövmek yok, eşlerine olur olmaz bir şey için tartışmayacaklar, atışmayacaklar. Eşlerine tabi olacaklar, Kur'an ve sünnet tanesinde. İzinsiz evden dışarı çıkmayacaklar, eşlerin izin vermediği bir şeyi yapmayacaklar. Çocuklar evleninceye kadar çocuklarına zulmetmeyecekler. Kur'an ve sünnet tanesinde bu hukuk. O zaman hayatını koruyamayız, muhafaza edemeyiz.
Muhafaza edeceğiz, neyle koruyacağız? İslam hukukuydu. Herkesin bu noktada hakkı, hukuku belli. Bu kadın erkek, hiç kimsenin hakkına girme kardeşim. Peki selamün aleyküm, sepeti koluna, herkes yoluna. Kadınsın, o hukuk, de ki kocana beni boşa, ben bu hukuk içerisinde yaşamak istemiyorum.
Bitti. Erkeksin, o hukuku uygulayamayacaksın. Çocuklarına bakmak, üzerine almak zorunda dinin hukuku götüremeyeceksen. Evine bakamayacaksan evlenme.
Bir kadını iyi de bakmak zorunda değilsen, o da değilsin. Zulmetmek yok.
Çocuklarınıza İslam ahlakı verin. İslam terbiyesi verin. Ama siz de bu noktada sabit durun. Azın dışınızda sıkın dini. Dinin hükmünü koyun ortaya var. Kim dinin hükmünü koyarsa ortaya var. Dinin hukukuyla devam ederse, onun sahibi ve vekili Allah'tır. Onu meydanda bırakmaz. Birisi derviş kardeşlerden birisini bıraktı gitti. Bıraksın gitsin dedim ben. Gidiyorsa gitsin. Dinledim meseleyi, adam bu noktada haklı. Dedim bırakıyorsa bırakacak, gidiyorsa gidecek. Çocuk biraz böyle ırgaladı. Dedim bırak olur. Gidenin yerisine Allah daha yenisini getirdi. Daha yenisini getirdi. Sünnet önemli. Dinin hukuku önemli. Sen dinin hukukuna uy.
Sen dinin ahlakına uy. Sen dinin sana vermiş olduğu hakkı kullan. Sınırdaki hanım olmak istiyor. Hiç özgür bir şekilde kullansın. Verin o hakkı ona. Onun dini hakkı ver kardeşim onu. Senin dinin hakkın. Sen de kullan. Allah'ım bitti. Betmeden olacak. Bizim kardeşlerimiz, tekrar tekrar söylüyorum. Bu noktada zulüm sahibi olmayacak. İçlerinizden eşlerine haksız yere dövenler var. Celalinin sebebi o. Hiç kimse eşine de telefon açıp veya eşine gidip sen mi şikayet ettin demesin. Hiç kimse bana şikayet etmedi. Hiç kimse hiçbir bayan bu son günler veya işte bir aya kadar bizim dergaptan hiçbir bayan şikayet etmedi.
Ama bildiklerim var. O yüzden bu sözlerim onlar. Eşlerinize zulmetme haksız yere. Yani tasavvuf, şeye benliği imtisab ederlerdi, bağlarlar, şeye benliği de almışlar. Bizi övendirek zannediyorlar.
Hani övendirek vardır ya o güzdenin arkasından bir türkü tersi. Yani kuru bir sopadır, odundur o. Yani maneviyatı olmayan insanlara eski dilinde tasavvuf ehli, övendirek denir. Yani o tasavvuf ehlinin maneviyatı yoktur. O kimse rüyayla ikaz ve irşad edilmez. O kimse halinde bir şey görmez. O kimsenin kulağına maneviyattan hiç kimse bir şey fısıldamaz. Ona övendirek denir maneviyatta. Abi rica etsiyo, gözü kördür ona. Ona övendirek. Bizim dergâhı bunun kafana sok. Bunu o küçücük beynine yerleştir ya da çek git. Cümlemizi affetsin.
Amin. Bizler kıymetli kardeşler. Özellikle küçücün simgesi ya. Elini kaldırdığı zaman vurur ya elimi kaldıralım. İçimden söz verdim de elimi kaldırmayacağımdır. Şu ana kadar Allah beni muhafaza etti.
Haksız yere, zulmetme. Sür git ya Allah yoluna çıkın. Bu noktada Cenab-ı Hak bizi muhafaza eylesin.
Bir metin yazmış ama kendisiyle söylemiş. Hakkınızı ilan edin. Kendimi kaleme alamadım, detaylı yazamadım demiş. Detaylı yazarsanız inşallah. Neye nasıl cevap vereceğimizi biz de anlayalım inşallah. Hakkınızı ila edin. Kredi çekip yatırım yapmak uygun mudur? Bunu normalde Hanefi fıkhına göre sorarsanız uygun diyeceğim. Ama kredi çekecek olan kimse eğer ki ticaretten, almaktan, satmaktan, yatırımdan herhangi bir şeyden haberi yoksa yapmasın.
Yapmasın, ütülür. Yani bir kimsenin hani dönen bir çarkı vardır, mecbur kalır, bir şey olur, bir böyle mecburiyetten dolayı, bir sıkıntıdan dolayı onun böyle bir nefes alması lazımdır. Olabilir. Hanefiler bunun Darül Harp noktasından müsaade etmişler. Darül Harp'te müsaade etmişler. Darül Harp'te harbiyle müminin arasında faiz yoktur demişler. Buna müsaade etmişler. Hiç kimse de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni Darülistan diyemez derse zaten devletin layık, demokratik, ne o hukuk sistemini, ne o irticaya, ne o sana dini bir hukuka döndürmekten kütürtek içeride bulur kendini. Türkiye Cumhuriyeti Devleti dini bir hukukla hukuklanmamıştır. Yani dini yoktur, layıktır.
Hareket ederekten hıkıh ıslahı noktasında Hanefilerle demişler ki orası Darül Harp'tir. Bu noktada öyle olunca bir kimsenin işte mevcut bankalarla ilişkilerinde faiz işlememiş olur. Ama ütülür, ütülüyorlar. O kimsenin o meselede ehil olmadığını görür.
Allah muhabbet, işin içinde değilse, bir iş yapmıyorsa, bir döner çarpı yoksa, bu noktada böyle bir şey yoksa zor, özel konuşulacak meseleler bunlar. Şahısla o fetvayı alacağı yerle alakalı bir şey. O kimse çünkü bir şey söylüyorsun, bana derler sen ki İstanbul hukukuna göre ne? Hanefi'ye göre bir kimse krediyle iş yapabilir mi? El cevap yapabilir. E yok, kardeşler ki bana soruyorlar şimdi telefonda veyahut da arkadaşlar da soruyorlar. Banka kredisiyle araba almam caiz, mücahiz kardeşim. Ev almam caiz, mücahiz kardeşim. Hanefi'ye göre caiz. Mücahiz, mücahiz kardeşim. Hanefi'ye göre. Hiç kimse bankadan içeri girmesin. Böyle bir şeyde gerek kalmasın.
Hazır gıdalar maneviyatımızı etkiler mi? Natural olmayan, otantik olmayan, her şeyden uzak durun, evet etkiler. İnsanlar yediklerinden, içtiklerinden etkilenirler. Yaşadıkları havadan, şehirden etkilenirler. Yiyecekler yiyin, natural içecekler için. Natural olsun. İlaçlı olmasın. Böyle özel dondurulmuş olmasın. Özel hazırlanmış olmasın. Kimyasal olmasın. Hakkınızı helal edin. Bisküvi dahi yemiyorum ben. Bildiğiniz bisküvi, onu dahi yemiyorum. Bildiğiniz çikolata, kaçabildiğin kadar kaçıyorum, yemiyorum. Süt, hiç içmiyorum.
Kolay kolay, bir gün kalmadıkça hazır yoğurt yemiyorum. Süt getiriyor, Allah razı olsun. Hazır içecekler, almayın. Hazır meyve suyu, alma kardeşim, içme. Sağlığını bozacak, vücudunu bozacak, içini bozacak, dışını bozacak, cebini bozacak, bozacak. İçinceye kadar al oradan iki tane limon, limon, şey limon, limonata iç. Oradan yarım kilo mandalin, mandalin yiyin.
Al oradan bir kilo bakal, portakal ye. Al oradan bir kilo ye. Ne yaptın çikolata yiyipte? Hastalık, konserve, bir sürü al. Alma kardeşim ya, alma. Yazın, yaz, yiyin, kışın. Adam kışın, yaz konserve, yiyin. Yeme. Yeme, gerçekten. Natural, ne çıkmış kardeşim, ıspanak, ıspanak ye. Ne çıkmış karnabağa, karnabağa. Çıkmış şimdi mevsiminde, lana, lana. Biz gideceğiz, lüks yiyecekler yiyeceğiz, hazır gıdalar yiyeceğiz, lüks lokantalar da yiyeceğiz, lüks restoranlarda yiyeceğiz. Ne bileyim, işte böyle hadde aşacağız, hududu da aşacağız.
Orta seviyede yaşamayacağız. Bizim içimize soktular. Gideceğiz o devasa alışveriş merkezlerine, oradan da para yiyeceğiz, para harcayacağız. Hoş kardeşler bundan kurtulmular artık. Bursuva yaşayanımız kalmadı, meyancıkçı. O yüzden eleştiriliyoruz da, ben kardeşleri Burcuva yaşantısından uzaklaştırıyorum. Tatil kültürü kalmadı insanlar, tatil yapamıyorlar, beş boynuzlu otellere gidemiyorlar, eller havada yaşayamıyorlar.
Gece hayatları kalmadı, tatil hayatları kalmadı, deniz hayatları kalmadı, yazlık hayatları kalmadı. Ya böyle bir suhiyane bir hayat yaşatıyorum size, hakkınızı helal edin. Ne yapayım, benim de tarzım bu demek ki. Kardeşleri bu noktaya sevk ediyorum. O yüzden böyle çok, böyle kendisini zengin gören, paralı sununu görenler gelmiyorlar zaten. Yıllarımız çok iyi konuşuyor, çok doğru konuşuyor ama işte, yani beş boynuzlu otel dedi, alındık diyorlar. Bana telefon açıyorlar. İşte efendim sohbetlerinizde beş yıldızlı oteller için beş boynuzlu otel demeseniz. Gidiyorum ben de götürsünler beni beş yıldızlı bir otela, eğer orada huğuş yapan bilmem nereli kadınlar yok ise, o otelde hiç huğuş olmuyorsa ben beş boynuzlu otel demeyim.
Böyle bir otel gösterebilirler mi? Gösterebilirler mi? Senin peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri karnı hiç doymamış.
Nasıl gider atlayıncaya kadar yediren bir otelde tatil yaparsın? Açık büfe, ye Allah ye. Patlayıncaya kadar yiyor herkes. Yiyor mu? İş için gittiğim otel üç yıldızlıydı. Orası dahil sabahları açık büfe, kahvaltı yapıyor.
Bakıyorum ben insanlara şimdi sabahleyin kahvaltıya iniyorsun, adam bir tabağı tepeleme doldurmuş, öbür tabağı da tepeleme doldurmuş, on günde iki yiyor sanki. Ben adam evinde bir yumurta ya, iki yumurta yiyemez. Adam iki tane yumurta almış, üç tane yumurta almış. Bir de sağımda yumurta söylemiş, nasıl olsa bedava ya. Adam sucuk, sosis, salam doldurmuş. Karşıma geldi oturdu. Ben tabii, Allah'ım dedim, benden utanacak şimdi adam dedim. Yok utanmadı, hepsini yedi. Bir yumurta baktım orada otantik bizim aranın peynirinden işte peynir, zeytin, bende sucuk yok, salam yok, sosis yok onlara dokunmuyor muyuz?
Bunları nasıl yiyorlar hayret ederim zaten ben. O sosis, o salamı nasıl yiyorlar hayret ediyorum ben. Hala da hayret ederim. Daha ağzıma koymuşluğum yok benim salamdan. Bir yarım, bir sosisin bir ucundan bir parça, sosismiş o, bölmüşler. Öyle yedim dediler bu sosis, Allah'ım nereye kusayım diye düşündüm. Ağzıma salam koymuş değilim ben. Tadını bilmiyorum yani. Hiç otantik yaşayın, otantik yiyin, otantik için. Otantik, natürel. Kışın domates yener mi ya? Yeme kışın domates.
Battıcan yeme, kışın biber yeme. Bizim orada kuruturlar. Evet kurutulmuş şunu ye otantik. İlaksız. İlacı yok mu? Kurutmuş güneşte. Otantik, natürel. Eyvallah. Yeter. Şimdi rahat mıydı ama? Bir kimse normalde 4 ile 6 saatlik uyku yeter. Yetişmiş bir kimseye. E uyuyor o insanlar. Sünneti terk etmiş. Uyuyum uykudan kurtulmaya çalışıyor. Ben de böyle biliyorum.
Deliksiz 2 saat uyusam diyor kendi kendime. Dinleneceğim için. 2 saat uyusam diyorum deliksiz. Allah bize affetsin. Aynı şey. Al uyumak istiyorum ama yapamıyorum. Yapmak istediğim birçok şeyi çok uyuduğum için yapamıyorum. Ve bu beni çok huzursuz ediyor. İlk huzur tutsun. Bir de huzurlu olsa ne çözülüşecek demek. Huzursuz çok uyuyor. Bir de huzurlu olsa demek hiç uyanmayacak arkadaşlar. Allah bize affetsin. Kıymetli kardeşler. Bir derdiniz olsun. Bir derdiniz olsun. Bir hedefiniz olsun. Deyin ki günde 10 bin tevhid çekeceğim. Deyin ki sabahsızı kalkacağım bin tevhid çekeceğim. Deyin ki günde 3 sayfa kitap okuyacağım. Deyin ki günde 5 sayfa tefsir okuyacağım.
Deyin ki günde 10 tane hadis ezberleyeceğim. Deyin ki günde 3 tane fıkıhi bir şey ezberleyeceğim. Bir hedefiniz olsun. Günde 2 sayfa kitap okuyacağım deyin. Bir hedefiniz olsun. Nereye kadar gidecek? Nereye kadar sürdüreceksin? Çocuğun yarın öbür gün bir şey soracak. Eşin yarın öbür gün bir şey soracak. Arkadaşın yarın öbür gün bir şey soracak sana. Deyeceksin ki ya işte namaz kılanı. Bizde çünkü namaz kılanı hoca gördük. Bir dergaha tabi olur. Gelir bir soru sorar. Ne cevap vereceksin? Dine hizmet edeceksin. Allah'a hizmet edeceksin. Memleketine, insanlarına hizmet edeceksin. Çoluğuna, çocuğuna Kur'an ve sünneti öğreteceksin. Allah rızası için bir hedefiniz olsun.
Bir hedef koy. Deyin ki bir yılda örneğin. İşte el hidayeyi bitireceğim. Deyin ki bir yılda emanet ve ehliyeti bitireceğim. Deyin ki bir yılda işte Buhari'yi bitireceğim. Veyahut da bir hadis kitabını bitireceğim. Bir şey koy. Hedef. İki sayfa, üç sayfa, dört sayfa kitabı. Günde en az on bin tevhid çek. Beş bin tevhid çek. Sufisin. Sufi tevhid çeker. Allah'ı çok sikredin. Çok sikredin. Önüne bir hedef koy Allah rızası için. Bir derdin olsun. Deyin ki ben günde beş kişiye tebliğ edeceğim. Deyin ki ben üç tane arkada da eğitmeye çalışacağım. Ona yardımcı olmaya çalışacağım. Halakalarınızı genişletin.
Oturun. İnsanlara hizmet edin. Kur'an'a ve sünnete hizmet edin. Hedefiniz olsun. Gayretiniz olsun. İstikametiniz olsun. Varacak olduğunuz bir yeriniz olsun. Hayaliniz olsun. İşinizde, arşınızda, eşinizde, dergahınızda bir hayaliniz olsun. Doğru, iyi bir hayaliniz olsun. Hayırlı bir hayaliniz olsun. Yetiştireceğiz.
De ki ben yüz tane bendirzen yetiştireceğim. De ki yüz tane semazen yetiştireceğim. Kendi durduğu noktada en iyisi olsun. Hayal kur kur.
Ben de ki cami yaptıracağım. Evet o ne güzel bir hayal. Ama yürü. Cami yaptırmak için arsa al, toprak al, kireç al. Yürü. O camiyi yaptırırsın. O hedef olmaz. Bir şeyi unuttuğumuzda salatu selam getirdiğinizde aklımıza gelir mi? İnşallah gelir. Sekirde, namazda ders çekerken aklımıza bazen günlük bazen farklı düşünceler gelir. Bu neden olur? Ne geliyorsa gelsin. Devam et sen ibadetine. Zikirine ne geliyorsa gelsin. Aldın, sattın, evlendin, boşandın. Çocukların olduğu, torunların olduğu her şeyi bitirdin. Bir baktın ki namazlasın.
İyi tamam olsun. Namaza devam etsen. Zikirde başladın. İyi tamam olsun. Zikre devam etsen. Namak uyandıracak inşallah. Ve SVS'den uzak durun. Tabi bunlar muhakkak insanın kalbine bir karanlık, bir soğukluk ulaştırır. Ama tövbe etsiz. Devam etsiz. Ya ben şimdi desem ki namazda aklına böyle bir şey geldi. Boz namazı yeniden başla. Adam hiç sabaha kadar öğle namazı kılacak. Yok. Sen namazını kıl. Aklına gelen geldi. Gelecek zaten o. Şeytan boş yere gitmez. Şeytanın ne işi var meyanedeki adamla? Buradaki adamla uğraşır şeytan.
Meyanedeki zaten kucağına almış öpüp duru. Şeytanın kucağında o. O da demiş zaten şeytanın. Nereden öpersen öp, nereden ellersen eller. Şeytana teslim olmuş o. Zaten şeytanın yeryüzünde dolaşan ilk ayaklısı. Gönlü şeytanlaşmış onu zaten. Kötülük düşünüyor. Gönlü şeytanlaşmış. Sen suizan ediyor. Gönlü şeytanlaşmış onu. O seni yoldan alıkoyar. O seni namazdan alıkoyar. O seni zikirden alıkoyar. O seni her şeyden alıkoyar. Öyle insanlar. Koduk, gıybet, iftira, her türlü fitne, her türlü suizan vardır ona. O burada konuşulanları gider akşama kadar, sabaha kadar başka bir şey araştır.
Sen araştırmaz. Gider ayet, hadis araştırır. Sabahın önüne gelip efendim dün akşam söylediklerinizin hepsini de düşündüm. Buralarda, buralarda, buralarda ayeti buldum, hadisi buldum da bunu bulamadım der. Allah da onu benim önüme getirir. Ben de ona derim bilen diye kitabı bak, bilen diye yere bak. Allah razı olsun der, bakar. Bunun geçer ama ilim sahibi olur. Şüphe onu ilim sahibi eder. Bu suizan o ya, insanlara suizan var ya, yıkar insanları. Berişan eder. O yüzden bulundun yarın, senin şeytan başlamış, değil mi sana meselesi etme? Doğru iş yapıyorsun. Geliyor sana.
Doğru iş yapmamış olsan gelmez. Allah Allah. Kıyamet koyduk. Kendinin şialığını mı söylemediler?
Şeyh Efendi'ye kızılbaş mı demediler bana? Şeyh Efendi için alevi mi demediler? Aha, dediler. Nefşehir'de dolaşırken adam böyle selamun aleyküm aleyküm selam. Nefşehir'de dolaşıyor. Böyle bildiğiniz Nefşehir'de. Caddesi, bir caddesi var zaten bir caddinde dolaşıyor. Ben o zaman ama Bayındırlı Mustafa olarak ünlüyorum. Herkesi tanıyor beni. Birisi geldi selamun aleyküm aleyküm selam. Kardeş, Bayındırlı Mustafa sen misin dedi. Ha benim dedim ben. Hemen kartını verdi. Kuyumcu bilmem kim. Bu ne dedim ben. Benim kartım dedi. Dedim ne iş? Öyle ya. Sen dedi, Abdullah Bey'e mi bağlısın dedi. Evet dedim ben.
Böyle yaptı böyle. Ama dedim ben, ya Abdullah Bey iyiydi dedi. İyi dedim ben. Ya dedi işte. Böyle döndürdüm. Gençlik var ya bende o zaman. Ama neden yaptım diye de sorgulamıyorum. Doğru yaptım o zaman. Böyle keşke yapmasaydım dediğim bir şey yok. Ben hiçbir şey yaptıysam yapmışımdır. Allah beni affetsin günah işlediysen. Döndürdüm böyle ben bunu duvara. Ben Bayındırlı Mustafa'yı dedim. Benim bir adım daha var dedim. Ne biliyor musun dedim ben. Bilmiyorum dedim. Bana dedi ki bir de deli Mustafa derlerdi. Böyle baktı. Ben adamın dedim normal yerinden sarı su almam dedim ben. Bir delik daha açarım dedim.
Oradan sarı su alırım dedim. Ben buna bir böyle lafla giydirdim bu durdu. Ben buna bağlandım kardeşim. Var mı düzenledim? Bakın o mümkün tespitimdi benim. Şimdi de tespitimdir bu. Ben hiçbir zaman Allah'ın izniyle yaptığım bir şeyden, tespitimden geri dönmemişimdir. O gün dedim ki. Siz bir mürşide kamile ihanet ettiğinizden, bir mürşide kamile nankörlük ettiğinizden, bir mürşide kamile bağlanıp yol gidersiniz demiştir.
Bende gizli evler, gizli çocuklar, gizli paralar, gizli dikkatlar. Ondan sonra banka hesapları, nereden geldi belediyiz. Bir bulsam şunları. Dinliyorum şimdi mesela doğrudur diyorum ya vardır ne diyeyim şimdi diyorum ya. Ne diyeyim şimdi adam var biliyor. Her şeyine kadar ha namusa varıncaya kadar.
Uyusam katil olursun. Uyusam katil olursun. İlki ayaklı şeytan çoktur. Bunu açık bir şekilde söyleyeceğim. Şeytanın kucağındadır. Onları pişmişler boyuna. Haberi onlara suizam verir. Haberi akıtır. Hani benim meşhur tabirim var ya bunların canı sıkıyor insanlar. Onların kalplerini işer şeytan. İşer. Onlar da bundan zevk alırlar. Kimisi vardır şeytanın işemesinden zevk alır. Bok böceği gibi. Bok böceği bokun içerisinde dombarlamaktan zevk alır. Sabahtan akşama kadar bok dombarlar o. Bildiğiniz bok. Yani bok böceği çünkü böyle başka bir süslü lafını bilmiyorum ben.
O sabahtan akşama kadar bunu dombarlar. Onun fıtratı ona müsait. Onun bilgisi ona müsait. Onun gönlü ona müsait. Aç kalınca bok böceği hiç dinlemeyecek. Yiyecek. Tavuğu üç gün saklamışlar orada. Ondan sonra bu sisi bakmışlar. Ona arpa, buğday, darı yedirmişler. Üç gün sonra yemişler. Neden? E tavuk bu. Fıtrat ona müsait. Bok de yer, böcek de yer. Soğulcan de yer. Yer. O yüzden tavuğu üç gün, dolaşan tavuğu üç gün kenarda beslerler. Daha tedbirli davrananlar yedi gün beslerler. Neden eskiler neydi belli olmayan bir hayvanı kırk gün beslerlerdi? Neden insanlar kurbanlıklarını önceden alır, kırk gün önceden damlarını koyar, kırk gün kurbanlığına bakardı?
Ahman mıydı insanlar? Yok. O hayvanın ne yediğini bilmiyor. Neyle beslendiğini bilmiyor. Kendi kendini garantiye alıyor. Diyor ki kırk gün ben bunu besleyeyim. Kırk gün beslenirse hayvan temiz bir yiyecek de büyük başlar. Bazıları onları yedi gün demişler ama kırk gündür. Büyük başlar kırk gün temiz yiyecek diye yenirse eti temizlenir. O küçük kuş misali, tavuk misali hayvanlar en az dört gün en fazla yedi gün. Kenarda temiz bir yiyecekler, beslenirlerse evet onların da etleri temizlenir. Ve ahman hayvan kırk günde temizlenir. İnsan da kırk günde temizlenecek. Kırk gün tabi tutacak, kendini muhafaza edecek, kendini koruyacak. Neden dedi Resulü Vesselam'a defteri kırk gün devam ederse o yediğe kalmaz diye temizlenir insan.
Yiyeceğine işyane de dikkat edecek. Tövbesine de dikkat edecek. O yüzden şeytan gönüllüler, şeytanın vazifesini yapanlar, şeytanın piyonu gibidir onlar, piyon. Şeytan onları sürer, orta yarar. O kimse hep kendini haklı görün. Şimdi o zamanda Şeyh Efendi Hazretlerine karşı kendilerini böyle haklı görenler, git sonra haklı görün kendisini. O hâlâ da terenlerinde devam eder. O der ki o, Mürsid-i Kamil değildi. O da bize affeder. Şeytan bir şey demesi yok ki. Çık git şuradan. Doğru yoldasın, doğresin. Sabit dur, inat et oradan. Bakmışlar gelir sana, yapma, etme, gitme, basılca önceden vardı da şimdi yok artık basılmak oldu. Önceden bir de o vardı, basılırdı.
Bakmışlar. Yakında sizi basacaklar. Yakında sizi basacaklar. Tam ders günlerinde bir şahaya çıkartmış. Bu gece basacaklar sizi. Ulan duruyorlar, duruyorlar, ders günü basacak diyorlar. Ve biterinde herkese de en korkağına söylerler bunu, o herkese söylerler. Bana üfler şeytan. Ama o da şeytan bekler ha. Ya sen şeytan bekleme, şeytanlar birbiri gelir sana söyler. Bayındır'da da, 315 kişiyiz. Bir bakayım birisi geliyor. Abi basacaklarmış bu dedi. İyi oğlum gelme o zaman sen. Duruyor şimdi. O basacaklar diyen zaten sonra benim öğretmenim ne olacak dedi, ayrılıyor zaten. Siz gidiyoruz benim.
O şimdi normalde, o zaman Şeyh Efendi'nin zamanında ayrıldığı basınma korkusuyla benim öğretmenim ne olacak dedi. Aynı şeydir. Böyle bir şeyden birisini bulur, piyon. O piyonlunu yapar. Aynı şey Bursa'da olduğu defalarda. Biz bir ders yapıyorduk işte, 120 kişi. Şeyh Efendi'ye kadar söylediler, basılacağız. Biz basıldığımızda bizim çeklerimizi Mustafa abi mi ödeyecek? Bizim dükkanlarımızı Mustafa abi mi açacak? Bizim evimizi, çoluğumuzu, çocuğumuzu Mustafa abi mi bakacak? Bu ders ne efendim? İptal edelim. Biz bunu iptal ettirir mi? İşsiz iptal ettirir. Şeyh Efendi'nin iptal etti dersi. Arkadaşlar var basılanlar düzgünümüzde. Onların baskıyı yedirdiler, damgaları da var anında.
Basıldık bir kast eder. Bakın şimdi arkaya döndüğümüzde basılmış olmanın mutluluğunu yaşıyorsunuz. Değil mi? Var mı bunun mutluluğu yaşamayan? Yok. Şimdi bazılarda diyordur ya keşke biz de basılsaydık. Değil mi? Evet o gün öyle diyemiyorsun. Ama şimdi bak ne kadar tatlı bir anlıyordu ya. Değil mi? Al kemini koy böyle. Önden. Değil mi? Orada da kamera çeksin seni. Herkesi bir sıraya katsınlar. Elinde kemini kamera. Ben Mustafa Özbağ. Adresi bir şey var. Adresinde herkes doğru söylüyor. Tabii. Bir şey yok yani. Kandırmaca yok bizde yani. Hiç kimse yok.
Onlar da geliyorlar. Mustafa Özbağ kim diyorlar. Benim de arkamda kim var? Bana bakıyor adam. Ben de arkamda kim mi diyorum? Seni çağırıyor herhalde. O da hemen kalktı. O da gitti. Ondan sonra tabağından birisi kalktı geldi ya. Ben o zıbardan anladım. Ulan dedim ya. Mustafa Özbağ. Bunu tanımıyorum. Aslında bir ders verecektim. Lan nasıl adamsın? Mustafa Özbağ'ın adamsın biraz. O tabii gitti. O gidince. Demişler ki Mustafa Özbağ'ın. Geldi. Ne oldu dedim ben. Mustafa Özbağ'ın. Bağırıyorlarmış dedi. Ha iyi o zaman. Şimdi en arkada duran Abdurrahim var. Demir taştı. Abdurrahim birkaç tane böyle uzun boylu. O da aynı arkadaşın kafasını böyle öleniyor.
Kimse beni görmesin diye. Onlar şimdi böyle 3-5 tane cengaver çıktılar. Set olmuş durdular böyle. Hiç ha böyle konuşmak yok. Konuşsak anlayacak adamlar zaten. Bakın Allah koruyacaksa onu koruyor. Hiç böyle birkaç tane uzun boylu çıktı. Adamlar odanın birisini tezgah kılmışlar. Ahmet Okurlar'ın evindeyiz o zaman. Adamlar kurdular tezgahı. Herkes odaya giriyor. Elinde kimlik, kimliğini söylüyor. Adresini söylüyor çıkıyor. Ben de o zaman kredi kartı var başkasının. Ondan sonra üzerinden. Kimlik var başkasının. Ehliyet var başkasının. Ulan hemen ehliyet birisine, kimliği birisine, kredi kartlarının birisinin üzerine. Ben de ne kredi kartı var, ne kimlik var demişler.
Ben çıktılar desem ki Ahmet oğlu Ömer ama kimlik yok elimde işte. Bu sefer kimliksizden götüreceklerdi. Ben şimdi kapının önüne geldim. Bizimkiler orada set ediyorlar arkadaşlar. Cenab-ı Hak setdar etti. Setretti. Ben normal işte kimliği cüzdanı, tankı içeri girmişim de kimliği cüzdanı koyuyormuş gibi koydum. Yürüyom ben şimdi. Hiç kimse nereye gidiyor demediler. İçeri girdim, çıktım sözle ben. Neyse koydum ben kimliği, yürüdüm, çıktım. Ayakkabıları giydim. Yani dedim şimdi bunlar arabaydı dedim. Gözetim altına almışlar mıdır? Almışlardı. Arabaya geldim dedim. Yürüdüm yayağı. Basıldık o. Tabii sonradan büyük işlerimi çıkardılar benden beni. Bir aldılar ki o aldı.
O ayrı mesela. Ama o basınmak dahi tatlı değil mi? Bize de o iki ayakkabılar gelirdi. Ödün bayındır doldurum, Gepiş doldurum, Bursa doldurum. Onlar iki ayakkabıdır. Onları böyle sülüyet gibi duvardan bekleme. Sülüyet gibi duvardan gelenler manevidir o. Şeytan manevi olarak gelir, gösterir kendini. Ama kendini böyle bir mürşidi kamil gibi, peygamber gibi göstermez. Kendini böyle daha farklı gösterir. O esnada işte tasavvufun delilidir. Eğer üstadına rabıta etsin de o hemen kaybolur senden. Hemen çeker gider. Hemen oradan kül olur gider. Hemen yanar gider. Hemen uzaklaşır gider. Bu tasavvuf da delildir. Bir üstadın mürşidi kamil olup olmadığına delildir bu. Evet. Bu manevi delildir.
Ama o iki ayakkabı da gelir buradan. Birisine der ki basılca bu adamın peşinden gitme, şuraya gitme, buraya gitme. İflat edersin bak. Ben de hepsine de doğru derim. Doğru. Neden? O niyetini bozar ki. O kendini bozar. O yüz küzdanlı kaygıdır. O hale gelir. Allah'ın haklarımızı helal edin. Saat 10. Tabii sorularına cevaplayamadıklarımla da hakkını helal etsinler.
Bu Şevru Avruz törenleri için çalışan, çalışmayan, gayret eden, etmeyen, koşan bir işine. Bu noktada katkıda bulunan, bulunmayan, bütün kardeşlerden Allah razı olsun. Tabii koşamasa dahi icabet eden, gelen, etrafına söyleyen, bu noktada hizmet eden, bu noktada koşturan, bu noktada çalışan kardeşlere ayrıca teşekkür ediyoruz. Ayrıca Allah razı olsun diyorum. Güzel bir şebuanız haftası geçti. Böyle bayağı şey değil, hareketliydi. Belki de kardeşler hep beraber yoğunduk. Ne bileyim işte biraz uykusuz kaldık. Fazla yoğunduk. Koş daha bitmedi pazar günü de. İnşallah gelip onu programla gelip olaya gideceğiz. Koş bizde program bitmez, koşuşturma bitmez.
Cenab-ı Hak alhamdolsun şikayetçi değiliz ama. Yani biz her hafta deli yarım gün bayram gibi. Bize her bir şey bağırız. Her hafta şey bağırız. Yani dert bir çek değil, tatil yok. Önümüzdeki perşembe yine buradayız. Mademiz gün yine yukarıda tek yediyiz. Pazar günü gelip oldayız. Bir dahaki pazara yine var. Bir dahaki pazara yine var. Yine var. İşte ayın 11'i mi 13'ümüne İzmit'te yine orada mevlevi sohbetleri başlayacak. İşte ne bileyim yine orada ayda bir İzmit'te programlar olacak. Velhasıl kelam bitmeyecek. Ama bu arada şu ana kadar bugüne kadar yapılan hizmetlerden, çalışmalardan dolayı hem erkek kardeşleri hem de bayan kardeşleri. Sevdik ediyoruz.
Allah razı olsun hepsinden de. İyi bir çalışma oldu, iyi bir hizmet oldu. Bayan kardeşler de bu sene böyle bir atak yaptılar. Tekkede güzel bir program yapmışlar. Herkes teşekkür etti, telefon açtı. Güzel bir program olmuş orada da. Böyle gayet fisikliğimi, gayet çok hoş bir şey olmuş. Allah gayretlerini atırsın inşallah. Ama bizim kapalıdaki program da güzeldi, hoştu. Ama şeydeki en son Kutlu Doğum'daki kalabalıklığı yakalayamadık. Her ne kadar geri dönenler olduysa da yargılamadığından dolayı. Ama Kutlu Doğum'da daha da unutuluydu. Başarı insanları gevşetmesin. Bu noktada inşallah gevşemeyelim. Böyle kendi kendimize ya sabırı doldurduk falan öyle düşünmeyelim.
Yer gök almasın. Öyle çalışalım, öyle çabal gösterelim. Allah hızası için yapıyoruz bunu. Daha fazla insanı Allah'ı sevdirelim. Daha fazla insanları Peygamber'e tanıtalım. Daha fazla insanları doğru tasavvuflu, doğru tasavvuflu. Yani Kur'an ve sünnet dairesinde tasavvuflu insanlara anlatalım, aktaralım inşallah. Bu noktada emeği geçen bütün herkese Allah razı olsun. Geler, gelemeyen, çaba gösteren göstermeyen. Bütün kardeşlere de Cenab-ı Hak inşallah sonsuz nimetiyle nimet vermesin. İnşallah daha derin, daha geniş çalışmaları Cenab-ı Hak kapar vermesin. Üç izah, Fatiha-i Şerif. Asıl olan sevap hali kainat ve sahibi evcidat. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve geliş etmiş bütün peygamberimiz, işan eplerimizin ruhlarına ayrı ayrı hediye gvasir ve sedar eyle ya Rabbi.
Önceli çapalardan izellerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Fikir, Sıddık, Ömer, Fahrib, Osman, Üzündürüyen, Ali Al-Murtaza radıyallahu aleyhi ve sellem. Evladı Resulullah, Zevcatu Resulullah, Şehaday Resulullah, Ashab Resulullah'ın ruhlarına. İmam-ı Azam Ebu Hanef, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, İmam-ı Muhammed'in ruhlarına. Hediye gvasir ve sedar eyle ya Rabbi. Allah'ın üzerlerimizden eksik eyleme ya Rabbi. İklas-ı Fatiha. Birimiz deyil Ahmet'e Rufay, birimiz deyil Ahmet'e Lbedevir. Birimiz deyil İbradimiz, Ulus'u Kibrimi, Şahül Essel-i Şahz ile Şah'ın Ökşimendi, Muhammed-i Bahattin'i.
Şah-ı Merala Celalettin Ruh'ine, Hac-ı Bektaş ve Hac-ı Bayram-i Velik. Mehmed-i Muhiddin İktade Hazretleri'nin ruhlarına ayra ile hediye gvasir ve sedar eyle ya Rabbi. Amin. Ya Rabbi, teyzatlarına, hibmetlerine, şefaatlerine, güzellerimizden eksik eyleme ya Rabbi. Amin. Müştü kâmillerin, velilerin, evliyaların, sermişlerin, mühannetini ruhlarca.
Şeyhimiz, ustazımız, müştü, canımız, canımız, sultanımız, mayıncılarımız, Mustafa Efendi Hazretleri'nin ruhanetini seyredir. Ced ve cedadarın ruhlarına, metni adresinin ruhanetini seyredir. Yaşar, müştü kâmillerin, velilerin, evliyaların, sermişlerin, mühannetini ruhanetini seyredir. Turuki alemiz de gelmiş geçmiş, Osmani aile de gelmiş geçmiş. Akrabayı talikatlarımızdan gelmiş geçmiş.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.