mustafaozbag.org

117. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Eylül 2011 · 1:29:33

Allah gecenizi hayır etsin inşâAllah. Cenâb-ı Hakk'ın günümüzü hayırlı eylesin. Allah ayınıza inanışı mübarek eylesin inşâAllah. Namazın orucundan sonra oruçların en faziletmesi Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur. Faz namazlardan sonra kılınan en faziletli namazla gece namazıdır. Hazret-i Ali Efendimiz sonra, Ya Resulallah, Ya adam sormuş. Allah sallallâhu aleyhi ve sellem, Hazret-i Ali Efendimiz de oradadır.
O nakledir. Ramazan ayından sonra oruç tutacaksan Muharrem ayında tutul. O ayda bir gün vardır ki Allah bir kavmin terbesini o günde kabul ve diğer bir kavmin terbesini de o günde kabul edecektir. Tabi müfessirler o günün aşire günü olan 10. günü olarak tayin etmişler. Faz namazlardan sonra namazın en faziletlisi gecenin son üçte gününde kurman namazıdır. Ramazandan sonra oruçların en faziletlisi ise Muharrem dediğimiz Allah'ın ayında tutulan oruçtur. Kim arife günü oruç tutarsa iki senelik günahına kefaret olur. Bu kurban bayramının arifesiyle. Ve kim de Muharrem ayında bir gün oruç tutarsa her bir günü için 30 gün sevap yazarız. Muharrem ayında tutulması gereken bir ay. Aşire gününü ve gecesini barındırıyor.
Rivayet edilir ki İbrahim Aleyhisselam ateşten aşire günü kurtuldu. Rivayet edilir ki Hz. Musa kiramının zulmünden denizin üzerinden yürüyerekten aşire günü kurtuldu. Rivayet edilir ki Nuh Aleyhisselam'ın tufan aşire günü başladı. Tufanın bittiği gün de aşire günüydü. Hatta aşire pişirmek Nuh Aleyhisselam'dan itibaren insanlara bir kültür olarak kaldığını söylenir.
Nuh Aleyhisselam'ın son gününde malum kuş bir karaya ulaşınca ve gemide bir karanın üzerine oturunca Hz. Nuh gemide kalan yiyeceklerden hepsinden böyle birer avuç ne kaldıysa toplamış. Tatlandırmışlar onu aşire olarak. O yüzden aşire de evde pişirenler için evinizde ne var ise içine koyun.
Evinizde de var ise inşallah önümüzdeki perşembe günü aşire. Aşireniz de şimdi de mübarek olsun. İnşallah yukarıda aşire dağıtılacak. Burada da zikrullah olacak. İnşallah rağmen aşire gününde öyle Cenab-ı Hakk'ın izniyle kurtulacak. Tabi tek gün oruç tutmak bazı ayrı şeyler var. Yahudilere benzemeyiz diye. Onlar sadece aşire günü tek günler varmış Medine'de.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri onlara muhalefete 3 gün tutulmasını emretmiş. Tabi Yahudilere muhalefetten dolayı. Şimdi etrafımızda bir Yahudi yok ama yine de sünnettir. Bir muhalefet edeceğiniz bir kimse olmamasına rağmen etrafımızda. Biz yine mümkün olursa tutabilirsek çarşamba perşembe veya perşembe cuma 2 gün oruç tutmaya gayret edelim. Eğer tutabilenler muhalem ayında daha fazla oruç tutabilirler veya tutabilenler her ay daha fazla oruç tutabilirler Allah ibadetlerinizi kabul etsin aşağıda. Orucu Allah için tutun. Oruç Allah için tutulur. Oruç ibadeti öbür ibadetlerden bu noktada daha vasibetlidir. İnsanın kendini muhafaza etmez. Ben Mustafa'nın barbağılıyım ama annem babam avin bağlı değil. Bağlanması gerek yok. Bağlanmayan insanlar Allah'a ulaşabilir mi ve bağlanmayan insanlar da Allah'a ulaşabilir mi?
İnsan nefsinin kulu olur mu? Nefis insanın kulu olur mu? Nefis insanın nasıl kulu olur mu? Kur'an'da bir ayet bugün kumar oynayan günah olduğu halde devam ediyorsa onların bir yere evlendiği cehennemde kalacaklar diyor. Arkası var demiş bir de arkasından önce konuşurlar. Hayırlısı. İnsanlar insanlara bağlanmazlar. Biz hiç bir kardeşimiz bu manada bize bağlantın diye görmüyoruz.
Bu kardeş biraz belki de yenidir bilmiyordur o yüzden. Bizim bağlılığımız Kur'an ve sünnetedir. Bizim bağlılığımız Allah'a ve Resul nedir? İnsanlar şahısların üzerine şahıslara bağlanmazlar. Şahısların hepsi de gelip geçicidir. Bir kimse şöyle diyebilir. Biz onun istorlarını beğeniyoruz, ölçülerini beğeniyoruz. O yüzden onunla beraber olmaya gayret ediyoruz. Siz salihlerle beraber olun demiş. Biz de salih tanıdık, salih bildik. Onunla beraber olmaya çalışıyoruz. Bağlanma kelimesi biraz böyle evet ehli tasavvuf, ehli tarikat onu çok kullanıyorlar ama ne bileyim biraz yanlış anlaşılacak, yanlış algılanacak bir şey. Allah bizi affetsin. Allah'a itaat edin, Resulüne itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin ey Allah.
Bu manada bir manevi muhabbetimiz vardır, manevi bir sevgimiz vardır. Bu manada hep beraber manevi bir boğumuz vardır. Birbirimize ve Kur'an ve Sünnet'e karşıyız. Ama şadışsal noktada, ya biz inancı yere bağlıyız demek, inancı kimseye bağlıyız demek çok benim kuşma giden bir şey değil. Evet biz muhabbetimiz var, birbirimize karşı sevgimiz var, birbirimize karşı olan bir dostluğumuz var. Bu muhabbet, bu sevgi, dostluk çerçevesinde bağlılık algılanıyorsa buna söylenecek bir lafım yok.
Ben de bütün kardeşlere bağlıyım bu manada. Böyle bir meseleyi tekilleştirmek, meseleyi şahsileştirmekten yana değilim. Allah bize affetsin. Bu insanların nefislerini yücelten bir şey çünkü. insanlar bu manada kendinde bir şey görürlerse Allah muhafaza eylesin, hata yapmış onu. Bir insanın üzerinde bir fazilet varsa, o Allah'ın hikmeti, bereketi, yutufu, ikramıdır. Bir insanın üzerinde herhangi bir umutlu bir şey varsa, o Allah'ın hikmeti, yutufu, bu insanın kendisinin geleceği bir elbise değildir. Allah bize affetsin.
Evet insanlara düşen nazife gayret etmektir, mücadele etmektir, mücahade etmektir. İnsanlara düşen nazife tövbe etmektir, ifade etmektir. Allah yanında cihad etmek, koşturmak, bu noktada mücadele etmektir. Nefsini terbiye etmeden, nefsiyle mücadelede o kimsenin cihad etmesi gerekir. En kutlu, en mübarek, en faziletli, en yüksek, en ekber olarak nitelendirilen cihad, nefis olan cihaddır. Bu manada bütün kardeşlerle beraber, hep beraber, nefislerimizle cihad etmemesi gerekir. Bir kimsenin tek başına, kendi nefsiyle cihad etmesi yeterli değildir. Topluluk olarak, toplum olarak bütün herkes nefsine karşı cihad etmesi gerekir ki insanlar tek vücut olsunlar. Biz hep beraber, manevi bağımızla, bu manadaki, buradaki manevi bağ muhabbettir, sevgidir.
Tekrar söylüyorum, bizim birbirimizin arasındaki manevi bağımız muhabbettir, sevgidir. Biz birbirimize zahirsel manada bağlı değiliz. Böyle bir şeyi kabullenmek istemiyorum. Bizim bağımız muhabbettir. Bizim bağımız sevgidir. Bizim bağımız ortak değerlerde buluşmaktır. Bizim bağımız Kur'an ve Sünnet dairesinde durup, Kur'an ve Sünnet'e hizmet etmektir. Bizim bu manada bir bağımız ve kardeşliğimiz vardır. Hani Hadis-i Kudsi'de buyurur ya Cenab-ı Hak, onlar birbirlerine muhabbet desterler, birbirlerini severler. Ve toplandıkları da Allah'ı zikreder. İşte onlar arşalar, arşaların bölgesinde gölgelenecekler, mahşerler. Nurdan rimberler üzerine oturtulacaklar. Bu manevi bir bağımız. Bizim birbirimize olan bağımız ve bağlılığımız manevidir. O da muhabbettir. O da sevgidir.
O ortak noktada buluşmaktır. Eğer birbirimize karşı muhabbetimiz yok ise, birbirimize karşı sevgimiz yok ise, bizim bir manevi bağımız da yoktur. Yoktur. Bu muhabbeti taşıyamayanlar, bu sevgiyi taşıyamayanlar, bunu götüremeyenler, bu noktada o sevme becerisini, sevgisini, sevgisini büyütme, sevgisini derinleştirme, sevgisini genişletme, sevgisini ertesi güne taşıma ve ertesi günü yenileme becerisini gösteremeyen kardeşler muhakkak ki ayrılacaklardır.
Veya kalbinde, içinde bir sevgi beslemeyen, içinde bu noktada bir muhabbet beslemeyen ve muhabbet ve sevgisi olmadığından dolayı içinde muhalefet ve içindeki nefret büyütenler muhakkak ki bir gün gelecek yollarını ayıracaklardır. Ama Allah için birbirini sevenler, Allah için birbirine muhabbet besleyenler, Allah için birbirlerine kucak açanlar, Allah için birbirlerine bağırlarını açanlar, Allah için birbirlerine evlerini, sofralarını açanlar, Allah için birbirlerine ceplerini açanlar, zamanlarını açanlar, birbirlerine karşı fedakar olanlar o muhabbetlerini, o bağlılıklarını ebediyete doğru götürecekler.
Gönlüm arzu eder ki, gönlüm arzu eder ki, bu manevi bağlılık ve muhabbet, bu manevi sevgi, bu manevi sevgi sarmalı büyüyerekten devam etsin. Kittesel olarak hem de bireysel olarak, bireysel olarak muhabbetlerinizi birbirlerine karşı yükseltin. Bu, Allah'ın sevmenin yoludur. İçinizde kin beslemeyin. İçinizde nefret beslemeyin. İçinizde birbirlerinizle karşı olumsuzluk beslemeyin. Birbirlerinizi affedici olun. Birbirlerinizi sarıp sarmalayıcı olun. Birbirlerinizle destek olun. Birbirlerinizle kucak açıcı olun. Birbirlerinizle karşı yardımcı olun. Ve birbirlerinizin nefsine yardım etin. Sen o kardeşine muhabbet besliyorsan, nefsine yardım etmek demek, onu zulümden kurtar.
Onu sevgisizlikten kurtar. Onu muhabbetsizlikten kurtar. Bu kurtarman, onu sevmekle olur. Ona muhabbet beslemekle olur. Onu sarıp sarmalamak, onu eleştirmekle olmaz. Onu küstürmekle olmaz. Ona laf söylemekle olmaz. Onu iğnelemekle olmaz. Onu hor görmekle olmaz. Ona tepeden bakmakla olmaz. Ona kibirli davranmakla olmaz. Ona sırtını dönmekle olmaz. Ona katı davranarak da olmaz. Tasavvuf katılaşmış olanların işi değildir. Tasavvuf obur insanların işi değildir. Tasavvuf sabahlara kadar leş gibi yatanların işi değildir. Tasavvuf dünya hırsından, dünyadan dolayı ahiretini terk edenlerden, görmezlikten gelenlerin işi değildir. Tasavvuf merhametli insanların işidir.
Tasavvuf şefkatli insanların işidir. Tasavvuf muhabbetli insanların işidir. Tasavvuf tevazılı insanların işidir. Tasavvuf güzel ahlaklı insanların işidir. Tasavvuf Allah'ı sevmek, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin hilayetiyle hilayetlenmektir. O yüzden kıymetli kardeşler, bağlılığımız ebedi olsun. Bağlılığımız dahil olmasın. Biz Mustafa'nın bağlıyız demeyin. Ben sizleri seviyorum, sizleri seviyorum. Söylerken, içimde acaba şunu sevmiyor mu diye, içimde bir şey yok. Bir dışında bir insanım, Allah beni affetsin.
Birisine karşı yoksa sevgim, ben dönerim onu. Hiç muhabbetsizlik yok. Allah beni muhafaza eylesin. Allah beni muhafaza eylesin. Bizim bağlılığımız bu manada, bizim bağlılığımız bu manada manevizi sevenlerden, sevenlerden olacağız.
Mecnunluğu hem Leyla'da taşıyacağız. Hem seven olacağız bir veçemizle, bir veçemizle de sevilen olacağız. Veçemiz sevilen olacak. Biz de seven olacak bir veçemiz. Hemiz de maşuk olacağız. Tadını yaşayacağız bir veçede, hem de maşukluğun tadını yaşayacağız bir veçede. O yüzden sakın kendinizi sevilmeyen noktasında koymayın. Geçenlerde, Muharif telefon açmıştı bana, işte bir arkasına ne yazalım diye, ben de dedim ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Dedim bunu koyun. Bu benim çoğunuşuma gider bu ayet-i kerime.
Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Yani siz eğer diyor, yanlışlıklara düşer, eksikliklere düşer, şirke düşer, küfre düşerseniz, Allah öyle bir kavim yaratır ki, Allah öyle bir nesli getirir ki, Allah öyle bir insanlar getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı sever. Sen kendinize bir şey zannetme. Kendini dev aynasında görme. Kendini kibriya denizine atma. Kendine büyüklük denizine atma. Kendine olmaz, ben olmazsam olmaz denizine atma. Kendini şeytanın kucağına bırakma. Ya, sen kendi kendine vazgeçilmen zannedersin. Sen kendi kendine ben olmazsam, hiçbir şey olmaz dersin. Sen kendi kendine ben olmazsam, bu dergah yürümez.
Ben olmazsam, bu cemaat yürümez. Ben olmazsam, bu mahvede alır. Ben olmazsam, bu evde alır. Ben olmazsam, bu çocuklar meydanda kalır. Ben olmazsam, babasız kalır. Ben olmazsam, annesiz kalır. Ben olmazsam, şu olur bu. Kendini vazgeçilmez görme. Veya, cemaatın, cemaatın kongresi, kendisini vazgeçilmez görmesin. Ya, Cenab-ı Hak öyle bitirir ki, Allah, Cenab-ı Hak öyle bitirir ki, o cemaatın, onları sever, onlar da Allah'ı sever. Yeniler Allah. Kendisi yenidir. Ve yeniliğe kimse kalmaz. Sonu yine aynı, doğu burası.
Allah, resim getirir, onları sever Allah. Onlar da Allah'ı sever. O zaman, kimse ve hiçbir şey, vazgeçilmez değildir. Sen kendi kendine zannedersin ki, ben evi terk edersem, bu adam da resim olur, bu çocuklar da resim olur. Allah orayı hiç kimseyi de rezil etmez. Eğer sen hainlikten dolayı gittiyse, yok adam böyle kendini gördüyse, olmaz. Adam da gider, oraya yeni birisi gelir, o da her şeyi güzel yapar. Allah onları rezil etmez. Kaybeder, sevmeyen kaybeder, nefret eden kaybeder, cihesleyen kaybeder, kendini vazgeçinden gören kaybeder, kendinden sonrası harap olacak kaybeder. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bizim işimiz sevmekledir. Biz, Hz. Mevla seni sevdi, Cenab-ı Hak kendi üzerinden düşeni yaptı, seni sevdi, seni Müslümanların içinde yaptı, seni İslam'la müşerref kıldı, seni Müslüman bir ahleden babadan, seni Müslüman mahallesinde meydana getirdi,
seni Kur'an'la, seni cünnetle tanıştırdı, seni takvayla tanıştırdı, seni zikrullah halakasıyla tanıştırdı, seni zikirle tanıştırdı, seni veliyle tanıştırdı. Ya, hadi gel diyor, körlük etme, nankörlük etme. Allah'ı sevdi. Bizim işimiz Allah'ı sevmektir. Biz Allah'ı sevmekle, kendimizi mükelle tutuyoruz. Ve biz Resulullah, Sadullah'ı sevmekle kendimizi mükelle tutuyoruz. Allah'ı sevmekle kendimizi mükelle tutuyoruz. Onların o varislerinden gitmekle kendimizi mükelle tutuyoruz. Ve biz müminleri sevmekle kendimizi mükelle tutuyoruz. Hani demiş ya Cenab-ı Hak, ey Habibim de ki, eğer Allah'ı seviyorsanız bana uymun.
Ve Allah'ı seviyorum diyor. Muhammed, Sadullah'ı ve Sellem Hazretleri'ni. Onun o arislerini de seveceksiniz. Onun yolundan gidenler de seveceksiniz. Bu haber, Sadullah'ı ve Sellem Hazretleri'nin teceliyatıdır. Ben beni seviyorum, Sadullah'ı ve Sellem'i. İşte müminleri sevmiyorsun, velileri sevmiyorsun, dostlarını sevmiyorsun, etlerini sevmiyorsun, etrafını sevmiyorsun.
Vallahi sen Sadullah'ı ve Sellem'i de sevmiyorsun. Sevmiyorsun. Kim benim dost başlayacaksa ben de ona sevmiyorsun. Sen dostlarıyla uğrayın. Sen Allah'ı sevmiyorsun. Yalancısın. İnsanları kandırıyorsun. Ainsin. Ehli tasavvufun gittiği yola zikredenler.
Ve sen o sinsili meşahiye laf söylüyorsan, sen Allah'ı sevmiyorsun. Allah'ı sevmiyorsun. Sen Allah ve Resulü'nü sevmekten uzaksın. Sevmekten uzakta müşriksin demiyor. Ben sana kafirsin. Harcına değil o. Beni ilgilendirmiyor. Ama sen Allah'ı sevmiyorsun. Neden? Allah'ın doğal cederleşmez. Kardeşim, birbirlerimize muhabbetimiz var.
Birbirlerimize sevgimiz var. Ve bu muhabbetimiz bizi daha ileri götürecek. O yüzden birbirlerinizin yüzüne karşı eleştirmeyin. Birbirlerinizin arasından gıybet etmeyin. Birbirlerinizin delikodusunu etmeyin. Birbirlerinizi çekiştirmeyin. Merhametle. İnsanlara şefkatli olun. İnsanlara hizmet edin. İnsanların karşı kendi içinizde kin beslemeyin. İnsanlara karşı içinizde bir muhabbet, bir isyan beslemeyin. Beslemeyin. Herkese gönlünüzü açın. Gönlünüz merhamet kokusu. Gönlünüz şefkat kokusu versin etrafa. Yumuşak kalpte olun. Yumuşak kalpte. Benim uyum böyle besle. Hayır senin ahlakın bu. Şemiş senin kulağına gözüne.
Şemiş senin her tarafın. Derviş umur olmaz.
Dermişin gözü muhabbettedir, aşktadır. Dermişin gözü zikirdedir. Dermişin gözü ibadettedir. Dermişin gözü iyi ahlaktadır, hizmettedir. Koşuşturmadadır. Umurlu kalbi katılaştırıp, dedikodu gıybet, iftira kalbi katılaştırıp uzak durmaktır.
Dermiştik. Tasavvuf bunlardan uzak durmaktır. Allah bizi affetsin. O yüzden kardeşler birbirlerimize dua edelim. Birbirlerimize karşı yumuşak, şefkatli, merhametli davranalım. Birbirlerimize karşı adaplı, edepli, erkanlı davranalım. Etrafımızdaki insanlara güzel ahlaklı davranalım. Yollarda bağırıp çağıran insanlar ehli tasavvuf olamazlar. Evlerinde olan insanlar ehli tasavvuf olamazlar. Çocuklarına, eşlerine bağırıp karşı çocuklarınıza karşı seslerinizi yükseltmeyin. Erkekler ve kadınlarla sesi yükselmek, çıntır gibi bağırmak güzel ahlak değildir. Edeplice insanlar birbirlerine davranırlar.
Edeplice birbirlerine tavsiye ederler. Nasihal ederler. Yanındaki işçilerine bağırıp çağırıp hakaret eder. Eşine, çocuklarına küfür edip, hakaret edip bağırar. Önlü katılaşır, derviş kardeşlerine bağırıp çağıran hakaret eder. Ben çavuşum, ben amirim, ben memurum, ben başlarımdayım. Ben istersen bağırırım, çağırırım, hakaret ederim. Bu tasavvuf değildir. Bu güzel ahlak değildir. Bu tatlı ahlak değil. Vaktin çocuğu, vaktin... Biz her an zikredip, tatlı davranmakla mükellefiz. Bizi yıkabilir.
Şeytan tetikte bekler. Tetikte bekler. Sen yemek yerken bekler. Su içerken bekler. Evine girerken bekler. Evinden dışa çıkarken bekler. Tekkeye gelirken bekler. Tekkeden çıkarken bekler. Her an bekler. Senin şeytanın vesletesinden ve musallatından koruyacak olan Allah'ın zikri. Allah sevgisi, Resulullah sevgisi, Allah dostlarının sevgisi, mümin kardeşlerinin sevgisidir. Yıkar yoksa seni aldatır. Allah bizi affetsin. Bu yüzden birbirlerimize muhabbetle, şefkatle, merhametle yaklaşalım. Birbirlerimize aşkla sarılalım, aşık olalım, aşık, aşık, aşık olalım ve kardeşlerimize ve küçük çocuklara ve küçük semazenlere, küçük dermişlere, etrafımızdaki insanlara, hepsine merhametli ve şefkatli devralalım.
Onları edeble, onları aşkla, muhabbetle, Kur'an'ın sünneti ve tasavvufu öğretelim. Tasavvuf edebden ibarettesin. Edeb. Edebi olmayanın dini olmaz. Dini olmaz. Allah bizi affetsin inşallah. Bu manada bir kimse ilaki bir üstada bağlanacak diye bir şart yok. Üstada bağlanmadan da Kur'an ve sünneti yaşayıp cennete gidebilir inşallah.
Bu noktada biz başka ehli, tarikat, düşkünce sünneti olanlardan değiliz. İnsan nefsinin kulu olur mu? Olur. Nefsi onun kötü yola sevk etmeye çalışır. O da o yola giderse bu manada nefsinin kulu mu şükür olur? Nefis insanın kulu olur mu? Evet. Sen namaz kıldığında, namaz kıldığında nefis senin aklının perçesine düşmüştür. Senin imanının perçesine düşmüştür. Yani bu biraz şey olmuş, felsefik kaçmış soru ama ben şimdi soru yanlıştır deyip de kimseyi hatanın içine sürüklemeyeyim. Yani insan, Allah değil ki nefis onun kulu olsun. Ama bu manada bir şeyin sadece bir şeyin sorunlusu onun Mevlasıdır der tehdit asabı. Yani elinizin Mevlası sizsiniz.
Gözünüzün Mevlası sizsiniz. Bu manada bir kimse kendi nefsinin mevlası insanın kendisidir. Ama bu Tanrı, bu Allah bu noktada ilah noktasında değildir. Allah bize affetsin. Kumar oynayanlarla alakalı evet ayet-i kerime var, günah kebair işleyenler ve o noktada tövbe etmeyenler ve kumar oynamaya devam ediyorsa bir kimse ondan tövbe etmiyorsa, kumar üzerinde ölürse ebedi cehennem olur. Yani kendimi çok günahkar hissediyoruz. Zaten bu bataklıktan nasıl çıkarın? Aman kendini çok günahkar hisset. Az günahkar hissetmektense çok günahkar hisset, bu senin için daha iyi. Bol bol tövbe ve her tövbe de samimi ol. Her tövbe de samimi ol. Her tövbe de. O günaha tekrar dönmemen senin için büyük bir mücevherdir, büyük bir hazinedir.
Ama döndün o günaha yine tövbe, geri dön. Allah kabulun ahimdir. Tövbeleri kabul edendir. Şeytan sizi ümitsizliğe düşürmesin. Şeytan sizi yanıtmasın, aldatmasın. Şeytan baksın kaçıncı tövbe. Hep dönüyorsun yine tövbe ediyorsun deyip sizi olumsuz noktada kandırmasın. Biz döner tövbe ederiz. Bir daha günah işledik, döner tekrar tövbe ederiz. Bir daha işledik, döner tekrar tövbe ederiz. Ondan başka gideceğimiz kapı yok ki. Ondan başka bizi affedecek olan yok ki. Ondan başka elimizden tutacak olan yok ki. Ondan başka bizim elimizi yüzümüzü park edecek, temiz edecek kimse yok ki. Bizim elimizi yüzümüzü, gönlümüzü temizleyecek olan o. Ondan başka yüz süreceğimiz, el açacağımız yok ki.
Rabbin cümlemizi affetseniz. Allah'a emanet olun. Nasıl güzel ahlak sahibi olabilirim. Evet, birinci derecede gönlümüzü, Çin'den, kibirden, huğurdan, isyandan, insanlara kötülükten gönlünü temizler. Gönlünü temizle dediğim niye? Ya Rabbi, ben inşallah bundan sonra iyi ahlak sahibi olacağım. Gönlümü ne kadar kötülük varsa, ne kadar yanlışlık ve eksiklik varsa, Ya Rabbi, içinden silahat onları. Ben bir daha olamayın, bir daha ben oraya doğru, bir daha oraya doğru gitmeyin. Samimi olarak dur. Bir şeye kitabi olarak okuyamayabilirsiniz. Kitabi olabilirsiniz.
Gönlünüz temiz ise, gönlünüzde iyi niyet var ise, ihlaslı ve samimi iseniz, Allah sizi muhafaza edip koruyacak. İyi niyetinizden dolayı. Bilmiyorsunuz ama iyi niyetlisiniz. Bilmiyorsunuz ama Allah'ı zilt ediyorsunuz. Allah'a karşı tövbe ediyorsunuz. Allah'a karşı güçlü zam besliyorsunuz. Allah sizi koruyup muhafaza edecek. Niyetiniz çok önemli. Bir mal alırken tüccanla ödemezsiniz o borcun. Niyetinizle borçlanır, hayal kurum niyetinizle görüyoruz. Ödemek ki çocuğunuz da çocuğunuz niyetinizle, evinize gelen misafirlere yedirme niyeti.
Gösteriş için değil, şatası için değil, şatabası için değil. Bak ya adam kurmuş poşetleri doldurmuş getirdi desinler diye değil. Aman aban aban dakınlar ya ne kadar çok zerbalat alıyor, ne kadar çok evine bakıyorlar desinler diye değil. Vay kayınvalide kayınpeder ya evine iyi bakıyor damat desinler diye değil. Veya adam ben ne bak görüyor musun neler alıyorsun eve deyip de çoluğun çocuğun gözüne batırmak için değil. Bak bir bu aldıklarından çoluk çocuğun helal olarak yesinler de onlara ibadet olsun. Onlara nur olsun, onlara aşk olsun, onlara muhabbet olsun, onlara ibadet etmekte gayret olsun. Yemeği pişirirken Allah için niyet edin. Suyunu koyarken Allah için niyet edin.
Hemenizi temizlerken Allah için niyet edin. Bir şey şatata şatafata dalmayın. İyi niyet olun, iyi niyet olun. İçinizde iyi niyet besleyin. İçinizde güzellik besleyin. Ve günahlara karşı içinizde bun haftada bir soğukluk besleyin. Allah sizi o günahlardan koruyup kurtaracaktır. Allah sizi o borçtan kurtaracaktır. Allah sizi o eksiklikten, o noksanlıktan kurtaracaktır. Dua edin, oruç tutun, Allah'a yalvarın. Allah'a yalvarın. Borçta olduklarınızın ruhaniyetlerini okuyun. Alacakta olduklarınızın ruhaniyetlerini okuyun. Birisine zarar verdiğinize inanıyorsanız onun ruhaniyetini okuyun.
Birine zarar verdiğini oku. Gafletle geçirme. Ya Rabbi benim yüzümden zarar gördü. Üç ihlas müfat ya, ruhaniyetini oku. De ki Ya Rabbi onu affeyle, beni affeyle. Onun işine asan eyle, onun işini düzgün eyle. Ona ikram et, ona ihsan et. Ona genişlik ver. Dua edin, dua edin. Ben kalkayım, üç ihlas müfat diye okuyun.
Yolda gidiyorsunuz. Ya Rabbi kim bana selam verirse bugün, üç ihlas müfat diye okuyun. Ya Rabbi kime selam vereceksem, hepsinin ruhaniyetine boğuşladım. Üç ihlas müfat diye okuyun. Ya Rabbi kimle bugün karşılaşacaksam, hepsinin ruhaniyetine hediye etsin deyin. Dua edin. Ya ona karşılaşmışsın, sen daha karşılaşmışsın.
Onunla yüzleşmişsin zaten. Demişsin ki Ya Rabbi sahibim sensin. Onun gönlüne merhameti koyacak olan Allah. Adam diyecek ki ya, nasıl lan bunu dağılacağım var ama. Bekleyin birazdan. E seni ne alacağım ha? Cenab-ı Hak ona versin, adam gelsin sana borcunu ödesin. Ya Rabbi yeşil, ruhaniyetine boğuşla da ülfede olsun. O balışlayın.
Bütün derviç kardeşler iyilik yapmış ruhaniyetine boğuşla. Size birisi yardımcı olmuş ruhaniyetine boğuşla. İçinden dua et ona. Nankör olma. Teşekkür et. İstini versin diye Allah'a dua et. Cenab-ı Hak seni de bereketlendir. Allah seni de ihsanlandırır. Bunlar gerçek muhabbetin anahtarlarıdır. Muhabbet besliyorsan, bakın tekrar söylüyorum. Bugün selamlaştığına, size selam verecek, sizden selam verecek. Kimle karşılaşacaksanız dua edin.
Esnaflar, ya Rabbi bugün dükkanımıza girecek olanların hepsinde affet. Alışveriş emsilenmesin.
Komşularına dua et. Akrabalarına dua et. Gerçeksin ayı rahimler. Müdürlük yapıp etrafında bunları hediye almak, böyle maddesal olarak görüp göz etmemeliyizlik etme. Kenarda birikten. Bu, yumuşatacak, arındıracak.
Cinden, nefresten arındıracak. Arındıracak. Ve günahlara karşı kapıyı kapatacaksanız. Gönlünüzden, içinizden ikinci niyet orada. Ya Rabbi, bir daha bu yanlışlıkları işlemeyeceğim. Bu hataları işlemeyeceğim. Bir daha bu eksiklikleri yapmayacağım. Bir daha insanlara bağırıp çağırmayacağım. Bir daha insanlara hakaret etmeyeceğim. Bir daha eşime vurmayacağım, çocuklarıma vurmayacağım. Onlara yüksek sesle bağırıp çağırmayacağım. Hakaret etmeyeceğim. Çocuklarınızda güzel ahlak örneği olur. Erkekler, çocuklarınıza ve eşlerinizde güzel ahlak örneği olur. Ağzınızın babını bolmayın. Sesinizi yükseltmeyin. Allah bizi affetsin inşallah. Cenab-ı Hak cümlemizi korusun inşallah.
Ben okulumuzdaki Şevvaros Törenit'te Mevlana Hazretlerinin canlandıracağım. Efendim acaba ben de Mevlana Hazretleri gibi olabilir miyim? İnşallah. Bak canlandırma olarak başlamış. Demek ki yolun başındasın. İnşallah gerçeği de olursun. İnşallah. Bir hadis şerif vardır. Bütün alış şerifler hoşuma gider ama çok böyle imikbar eder insan. Kişi der, birisini sevdiğinde, bir şeyi sevdiğinde onun gibi olamazsa dahi diyor, o sevgisinden dolayı Cenab-ı Hak ona verdiği bir ona da verir. Bir kimse zikrullaha ulaşamaz, gidemez ama zikrullahı sever ya. O zikrullaha sevdiğinden dolayı Cenab-ı Hak orada zikretmiş ki ona sevap verir. Bakın sevmenin kerametine bakın, sevmenin faziletine bakın, sevmenin yüksekliğine bakın.
Biz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem gibi ecre sevaba nail olabilir miyiz? Olamayın. Onu seviyoruz ya, onu seviyorsak Cenab-ı Hak ona bahşettiği gibi bize bahşetecek. Onun halakasında oturamadık zahiren. Zahiren onun sahabesi olamadı. Ama demiş ya, ne kadar ümit var Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem anlete. Ve ne kadar şefkatli, ne kadar merhametli. Diyormuş ki, nerede? Benim dostlarım, benim kardeşlerim nerede? Demişler, biz senin kardeşin değil mi? Hayır demiş, siz benim arkadaşıysınız. Kardeşlerim demiş, ahir zamanında geldik. Kur'an'ın sünnetin rafa kaldırıldı. İnsanların Allah demekten uzak başlıyor. Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve sellem anlete.
Bir salat-ı selamı farza gören küstahların çoğaldığı bir zamanda. Onlar demiş, gelecekler. Yeniden Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışacaklar. Yeniden boyundurun altına girecekler. Yeniden. İnsanlar onlara deli edecek. İnsanlar onları küçük görecek. İnsanlar onları hakir görecek. İnsanlar onları tuğ kaka yapacak. Kenara itecek, atacak. Saf görecek, salak görecek. Embesül görecek, gelici görecek. İrticacı görecek, yovaz görecek. Onların toplumun birinci sınıf vatandaşı gibi görmeyecek. Üçüncü, dördüncü, beşinci sınıf vatandaşı gibi görecek. Elit görmeyecek. İşte diyor, onlar benim kardeş.
O sevgiye, o muhabbete layık olmak ve bir şeyi sevmek. İşte o sevgiye, o muhabbete layık olmak için üzerimize düşen vazifeyi yerine getirmek. Ve Hazret-i Mevlana'yı seviyorsak, buradan gitmeye çalışıyorsak, belki de yapamayacağız onun yaptığı gibi. Sorun gibi olamayacağız.
Ama ona karşı muhabbetimiz var ya, o inşallah bizi onunla dost edecek. İnşallah. Bizi onunla dost eylesin Cenab-ı Hak. Belki de buna yüzümüz yok, belki de bunun gücümüz yok, belki de bizim buna söyleyecek dilimiz yok. Ama Cenab-ı Hak metcanen verenlerdendir. İnşallah metcanen bizi ona kavuştursun inşallah. Amin. Ben arkadaşlarımın durmadan el şakası yapıyorum ve bu hareketimden hoşlanmıyorum. Bu hareketimi nasıl bırakırım? Her el şakası yaptığın zaman kendini katıksız orucu niyetlenmez. Her el şakası yaptığın kimseye elli lira kanan ona tasavvuk ettin. Reza keskinin.
Her el şakası yaptığın kimseye bin bir tane ihlas şerifi. Bunu yapan ki, Allah bizi affetsin. Tasavvuf dinle ile başlar demiştiniz. Gerçek manada dinlemek nasıl gelir? Her dinleyen tasavvuf ehliyemidir. Dinlerse her dinleyen tasavvuf ehliyemidir. Dinlemek duymak değildir. Dinlemek bu şeyleri uygulamaktır. Dinledin, namaz kıl, kat namazını kıl. Dinledin, demetten böyle söylenenler var.
Uygula. Tasavvuf ehli bu manada dinleyen bir şey. Dinlemek, itaat etmek, uymaktır. Dinlemek, hani beni dinle dersin ya bu ne demek biliyor musun? Benim söylediğimi itaat et. Benim söylediğimi algıla. Benim söylediğimi uygula. Hazır dinlemek. Allah bizi onlardan eylemesin. Amin. Şeytan iyi yaptığımız amelleri bize bir bela haline getirebilir mi? Şeytanın öyle bir gücü yok mu? Namazı sana bela haline mi getirecek? Orucu sana bela haline mi getirecek? Haşa. Zikri sana bela haline mi getirecek? Haşa. Bir şeyi yaratan Allah'tır. Şeytanın bir şeyi yaratmaya gücü yok mu? O sadece beslese verir.
Amelleri zayi etmek ister. Yani der ki bak sen ne kadar güzel sohbet dinledin burada. Senin yaptığın zikrullah gibi kimse burada yapmalıdır. Şunlar bir düzgün zikrullah yapsaydı ya senin yaptığın gibi yapsaydı ya. Şeytan amelleri zayi ediyor. Allah bizi affetsin. Üstadlarla hata yaptılar. Allah bizi affetsin. Allah bizi affetsin. Şunlar bir düzgün zikrullah yapsaydı ya senin yaptığın gibi yapsaydı ya. Şeytan amelleri zayi ediyor. Allah bizi affetsin. Allah bizi affetsin. Üstadlar da hata yapabilir mi? Bu durumda mühürit ne yap? Ne yapmalı? Bazı cemaatlerdeki kardeşler şeyhimiz yaptıysa bir hikmet vardır diyorlar. Doğru mu? Üstadlar da hata yaparlar.
Şeyhler de yapar. Mürşid-i kamiller de yapar. Mürşidler de yapar. Veliler de yapar. Dervişler de yapar. Sufiler de yapar. Peygamber sallallahu besledim hazretlerinin haricindeki, bütün herkes hata yapar. Geçmiş peygamberler de buna dahil. Bu hata kapısı kapanırsa o kimse peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleriyle eş değerli olmuş olur ki, bir kimse kendini bu noktada görürse tezidi iman, tezidi nikah gerekir.
Geçmiş peygamberler hayatlarını yaşamışlar. Biz geçmiş peygamberlerde küçük hatalar olmuştur. Ama Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine bu hata da olur. Bu hatayı yaptı diyenler var ise onlar sapıktır. Onlara kulaklarımızı tıkarız. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri hata yapmıyor. Biz de hata yaparız. Edeb etmişler, insanların içerisinde husisi hata işlemişler. Dinlendirilmemek için edebe mukayyir görmüşler.
O yüzden bir kardeş üstadın hatasını gördüyse, üstadın hatasını gördüyse sussun, Allah'ı zikretsin, onun mağfireti için tövbe etsin. Onun gözünde büyütmesin, onun içinde büyütmesin, beslemesin. Üstad dervişlerinde hata görürse o da içinden dua etsin, o da gözünde dervişinin hatasını büyütmesin. Büyüten şeytan ve nefisdir çünkü.
Hata olur mu olur. Ama hata olur deyip dervişler kendi aralarında fitne çıkarmasınlar. Nefis ve şeytanın oyunudur. A bu kapıyı kapatmak için üstad hata yapmaz, bu yanlış bir şeydir. Üstad günah işlemez, bu yanlış bir şeydir. Günah-ı kebalde devamiyet olmaz. Olsa da günah-ı kebal bunların üzerinde. Bir günahta devamiyet olmaz. Üzerinde olsa bile. İnsanız hata yaparız. İnsanız melek değiliz. İnsanız nefis taşıyoruz. Yapabiliriz. Bu kapı açık. Bu kapı aralı. Bu kapıyı kapatmak bizim yolumuzda yok. İnsanız hepimizde.
Her ne kadar Kur'an ve sünnete uymaya çalışsak da birisi gelir bir şey anlatır, o esnada duygumuz karışır ona. Diyemesek dahi ağırlar olmaması lazımdı diyebiliriz. Allah bizi affetsin. Allah bizi affetsin. Bir eksikliğimiz, bir yanlışlığımız olur. Bunu bu manada, bu eksikliği, yanlışlığı kabul etmeyin. Bu kapıyı kendisine örtenler veyahut da üstadlarında bu kapıyı örtenler doğru yolda değiller. Allah bizi affetsin.
Allah'ın ağzı, dini, İslam'a anlaşmaya kalksak bizden irtibatı kesiyorlar. Tebliğ yolunda nasıl hareket etmemiz? Tatlı tatlı, yumuşak yumuşak. Cenab-ı Hak Musa'ya diyor ya Musa aleyhisselam filanuna gönderdi. Ya Musa aleyhisselam filanuna benim Rab olduğum, senin de benim peygamberin olduğunu tatlı tatlı yumuşak yumuşak ona anladı. Kalbi katı olanlar, civri olanlar, etrafına böyle hızla bu meseleyi böyle strateji uygulamadan yapanlar başarıya ulaşamazlar. Hani Cenab-ı Hak Hz. Resulullah adı dedi ya sallallahu aleyhi ve sellem adı dedi ki yemek ver, bütün Kureyş'i topla, benim Allah olduğumu, senin de peygamber oldun onlara anlattı. Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem adı dedi.
Bütün Kureyş'in topla yemek verdi. Yemekte tebliğ etti ona. Ebu Cehil üç sefer onun sözünü kesti, onu böyle alaşağı etmek istedi, onu böyle lafa boğmak istedi. O sabırla hep tebliğini yaptı. Sabırla, yumuşaklıkla, tatlılıkla, insanları böyle keletirden başlıyor, başından aşağı döker gibi, keletirden döker gibi dökmeyin. Yumuşak yumuşak, tatlı tatlı. Siz iyi ahlakınızı, siz güzel ahlakınızı sergileyin. Siz bağırır, çağırır, hakaret ederseniz, etrafınıza katılık yaparsanız başaramazsınız. Cibrilik yapar, ketumluk yaparsanız başıramazsınız. Hoş gönüllü olun, tevazul olun, asfak gönüllü olun, ağzınız tatlı olsun, kendiniz tatlı olun. Şeker gibi olun, şeker gibi. Bakın şeker gibi olun. Şekerlenmek lazım.
Tatlanmak lazım. Allah hepimizi tatlanmasın. Düşünceler insanı mı yönlendirir, insan düşüncelerini mi? İnsanın hangisi muhteder? İkisi de muhteder. Yani düşünce insana dışarıdan gelen bir şey değildir ki. İnsan kendisi düşünür. Kendisi düşündüğü şey tatlı, güzel şeylerse onlarla mutlu olur. Çirkin, eksik şeyler düşünürse mutsuz olur. Güzel şeyler düşünün, tatlı şeyler düşünün.
Ve düşünceniz sizin kalbinizin aynasıdır. Kalbinizde güzellik varsa güzel şeyler düşünürsünüz. Kalbinizde incelik varsa ince şeyler düşünürsünüz. Kalbinizde merhamet varsa merhamet düşünürsünüz. Kalbinizde kin varsa kin düşünürsünüz. Kalbinizde kötülük varsa kötülük düşünürsünüz. Kalbinizde aldatma kandırmacı varsa aldatıp kandırmayı düşünürsünüz. Kalbinizde dünya hırsı varsa dünya hırsını düşünürsünüz. Kalbinizde gidin, yıkıvereyim, yıkıvereyim, altı devereyim diyorsanız onu düşünürsünüz. O zaman kalbinizdir düşüncenizin dolu şeridir. Bunun ortada merkezdir. O fokur fokur kaynar o. O her kaynamasında bir şey zuhur ediyor dışarı, her an. O zaman kalpte eğer ki İslam var ise, iman var ise, zikir var ise kalpte fukurlayacak olan budur.
Kalpte güzellik var ise, düşünceye güzellik gidecektir. E kalpte güzellik yok, düşünce nasıl güzel olsun? E kalp çirkinlik var, nasıl düşünce güzel olsun? Mümkün değil. Düşüncenin beslendiği yer kalptir. Düşüncenin trafosu kalptir. Kişi kalbe bağlı düşüncenin. Ve düşünce huzurlara sirayet eder. Düşünceden geçer. Kalpte kötülük var, düşünce de kötü. Düşünce huzurlara kötü bir şey yapması. İlham alır, onun adına biz vicdan deriz. Oradan ilham alır, onun sözüyle hareket eder.
Ya da deviz ve şeytandan alır, sözüyle hareket eder. Ama burada vicdan dediğimiz, o penceresini güçlendirir. Onun sesini kuvvetlendirir. Bu senin elinde. Bu neyle mümkün? Bu Allah'ı sevmek, Resulullah'ı sevmek, dostlarını sevmek, müminleri sevmek ve Allah'ı çok kez zikretmekle mümkün. Zikir ve sevgi seni, düşüncenin fark edecek, olumlu noktada ettirecek.
E kalbini bu noktada sen, islam ve iman üzerine, zikir üzerine, muhabbet ve sevgi üzerine oturtmazsan, farklı şeyler düşündük. O yüzden kendinizi bu noktada yönlendirip, o iradeyi, o iradeyi koyup, o iradeyi yerleştirin içinde inşallah. Rabıta hakkında bazıları şirte girer diyorlar.
Rabıta nedir, nasıl yapılır? Rabıta bir disiplindir tasavvufun içerisinde. Her ne kadar bazı ayet-i kerimeleri ve hadis-i şerimleri buna delil olarak gösterenler var ise de, buna, bu ayet-i kerimelere, bu hadis-i şerimlere karşı çıkanlar da vardır. Karşı çıkanlar bu manada insanların birbirlerine, benim rabıtadan anladığım şu, insanların birbirlerine muhabbet beslenir, birbirlerini sevmesin. Benim anladığım rabıta, insanın namazı sevmesi, orucu sevmesi, zikri sevmesi. Benim anladığım rabıta, arkadaşlarını, kardeşlerini sevmesi. Benim anladığım rabıta, işte, üstad olarak, mürşid olarak, veli olarak, sabit bir kul olarak gördüğü kimseyi sevmesi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerini sevmesi. Allah'ı sevmesi.
Rabıta sevmektir. Sevmekle bağlantılı olursa, rabıta o zaman, ben bu kendi şahsi durduğum nokta, o zaman rabıta gerçek bir rabıta olur. E bir kimse sevmediği bir şey düşünse ne olacak ki? Şimdi az önce söyledim, her sabah böyle kardeşlerimizle okuyuz. Yani her sabah bunu okuyan bir kimse mi? Ezi rabıta. Uyandığında, uyandığı anda kaygelen sevdiği mi? Uyandığı anda kaygelen sevdiği ise, o gerçek rabıta edildi.
Yürürken, sevdiğini aklına getirip, üç inat bir fatihe okutuysa, o rabıta edildi. Yürürken, Allah'ı ışanırken, yemek yerken, bir işle iştigal ederken, o kimsenin ne? O rabıta edildi. Hiçbir zaman kabullenmemişimdir. Bir adama diyeceğim ki, otur, şeyhini rabıta edin. On beş dakika, yirmi dakika. Ya sevmiyorsa adama zulmet ne ya? Zulüm olarak görür. Sevdiyse sevmiyorsa, onu böyle zorla, kalkma sevgiyle, sevgi açılanmaz. Serbest bırak, hür bırak.
Seviyorsa zaten düşünecektir. Seviyorsa zaten dualaşacaktır. Seviyorsa zaten kalbinden hiç çıkmayacaktır. Seviyorsa sevdiği onun dilinde olacaktır. Seviyorsa sevdiği onun gözünde olacaktır. Seviyorsa sevdiği zaten onun aklında olacaktır. Seviyorsa sevdiği zaten onun kalbinde olacaktır. Yemek yerken onu düşünecek, su içerken onu düşünecek, bir şeye binerken onu düşünecek, inerken onu düşünecek. Asıl rabıta odur. Allah rahmet etsin. Şeyh Efendi açardı telefonu. Mustafa Ali ne yedin oğlum der. Adam yapmış acılıyı komple. Şeyhine yemek yapıyor. Ya yemiyor acılı. Acını yemedin de biliyorsun. Acını yemediğini bildiğini aldın.
Neden acını yaptırdın yemeği? Yani ona de ki sen şimdi oturun 15 dakika krabıza etse. Ya ne alakası var? Adam zahmetleri sevseydi, sevdiğinin yiyeceğini yapar. Adam sevseydi, sevdiğini severdi. Sevdiğini, sevdiğini severdi. Allah bizi affetsin. O kimse o hal ve insanı içine koymak o kimseye zulümdür.
Merkepten sünnü sağlamasın. Tamam kapmak merkebe zulüm. At gibi koşturtturamazsın. Merkebi at gibi koşturtmaya kalkmak zulüm. Kendi nefsince sevdiği şeyi yapmaktan hoşlanırsın. Neyi seviyorsan o kimse onu yapmaktan hoşlanır.
Tat alırsın. Zikri seviyor. Hapire zikredeyimle uğraşır. Hapire zikredeyimle uğraşır. Öbür günler zikri o kadar sevmiyor. Onu kerim görürler. Derler ki ya zikir bunun aklını almış ya. İlkede birinde bu adam zikredeceğizle uğraşıyor. O zikri çok sevmiyor. Birileri Allah rahmet eylesin. Umur içinde yatırsın. Ahmet Turan abimiz vardı. Sivas'ta tanır eski arkadaşlar. Yeniler de tanırlar. Sivas'ta ufak bir karışıklık var. İstişare ediyoruz. Biz orada şimdi. Şeyh'e ben de dedi toplu oğlum çavuşları, nakikleri. Topladım ben şimdi Ahmet Turan abimizi çağırdım. Şimdi kulakları çırnasın. Oradaki bir hafız, çavuş, nakik şikayet ediyor Ahmet Turan abi. Diyor ki, efendim diyor.
Ahmet Turan efendi diyor. Ahmet Turan abi diyor. Sohbet ederken diyor. Habire sizi methediyor efendim diyor. Benim şeyhim böyle, bizim yolumuz böyle, bizim üstadımız böyle diyor diyor. Habire şikayet ediyor. Habire sizi methediyor diyor. Ben içimden bastırıyor. Ahmet Turan abi sus. Ayet eden kalbindeki sevgisizliğini koyuyor ortaya.
Kalbinde üstadına karşı aşırı bir muhabbet yok. Kalbinde üstadına karşı bir sevgi yok. Kalbinde üstadına karşı böyle bir bağlılık yok maneli olarak. İzhar ediyor. Kalbindeki çıkıyor. Kızmış Ahmet Turan abiye. Neden Şeyh Efendi'yi bu kadar methediyor diye. Neden Şeyh Efendi'nin sohbetini bu kadar ediyor diye. Dedim ki, bu nasıl? İçimden diyorum ki, ya buna bir şey söylenmeye gerek yok. Adam kendini şikayet ediyor. O zannediyor ki, Ahmet Turan abiyi şikayet ediyor. Gerçek manada kendini şikayet ediyor. Şimdi döndü Şeyh Efendi şimdi böyle. Kina edilince biz, Ahmet Turan ne öyle yapıyorsun oğlum dedi. Ne öyle çok methediyorsun bizi dedi. Ahmet Turan abi mübarek sabredemedik kendini.
O da bir aldı sağlayan. Dayanamadım artık. Yavaş yavaş gittim. Bir dokundum. Baktı bana sus dedim artık. Gezer misin? Sonradan dedim, mübarek iddia. Adam kendini şikayet ediyor dedim. Ya senin şikayet edildiğin şey ne? Üstadını sevmek. Şimdi o kimseye sen diyeceksin ki. Sevmiyor adamsın. Kardeş sen üstadı bilmem kaç dakika rabıt et. Kardeş zulüm ona o. Zulüm. Üstadın onun sevgisine ihtiyacı mı var? Üstadın onun muhabbetine ihtiyacı mı var? Yok. O kimse seviyorsa dağları yarar gelir.
O kimse seviyorsa denizleri yürür gelir. O kimse seviyorsa topraktan uçar gelir. O kimse seviyorsa duvarı yarar geçer. O kimse seviyorsa önemli değil. O sevdiğinin canındadır canında. O kimse seviyorsa yanında. O kimse seviyorsa yanında olsa nerede olacak? Yemen'dedir o. O kimse sevmiyor. Adam burada sevmiyor. Sevmeyince düşünüyor. Sohbet ne zaman bitecek ya gitsem de maça yetişsem de sohbet ne zaman bitecek ya. Ya bu kadar çok sohbet mi olur ya? Kessin artık ya sohbeti ya. Yeter ya ne konuşuyor bu kadar ya? İçinden onu söyle.
Sen ona rahat ver. Durur veriyorsun kardeşim onu. Şahsi kanaatın, şahsi düşüncem olarak söylüyorum. Başka tarikatlara, başka yolda giden kardeşlere, başka tasavvuf ehline, ekolüne laf söyleme değil derdim. Bize düşmez zaten. Kendi bu noktadaki duruşunu serdiremek istiyoruz. O yüzden biz kardeşlere illaki rabıt edin bu noktada değiliz. Bazı yerlerde de diyorlarmış işte. Mürşid-i Kamil olsaydı kendine rabıta verirdi filan. Tavrımızı, tarzımızı, düşüncemizi, bu noktadaki inanışımızı değiştirecek noktada da değil. Bundan yirmi yıl önce söylediğim söz budur. Bundan yirmi yıl sonra da söyleyecek olduğum söz bu olacak. Bir kimseyi zorla birisini sevdiremesin.
Bir kimseyi zorla katma aşılayamazsın. Sevmek insanın duygusudur. İçinden gelen bir şeydir. Evet insan aklıyla da sever. Kendini oturtturur portreyi karşısına. Der ki bunu sevmem lazım. Sever. Ama bir kimsene bakar. Bir görüşte aşık oldum der. Oturun. Ama bizim gönlümüz ilk görüşte aşık oldum. Sevmektir çünkü sevmiyorsa o kimse onunla beraber olmayı, onun etrafında dönmeyi, onun yolundan gitmeyi kendine şiar edecek.
Sevmiyorsa biz ona ne diyebiliriz kardeş? Doğru da mı sevmiyorsan? Sevmiyorsa onu kovarsın gitmez o. İnsanlar sevdiklerini söyler. Ben bazen seviyorum diyeni, ben sevmiyorum seni derim. Bırakır gider. Hani seviyordun ya. Adam seviyordun bir şey dersin ona. Çeker gider. Hani seviyordun ya. O bir şey mesela olur mu? Her şey olur. Tasavuk bu, tarikat bu. Kimse orada duruyorsa, hizmetine devam ediyorsa, benim bir nazarımda değil. Benim için o daha kıymetlidir. Adam bir hadise yaşamış. Ona bir şey demişim ben. Bunu böyle yapacaksın.
Neden böyle yaptın? Veya seni buradan aldım, kenara koydum. O devam ediyor yoluna. O beni daha fazla cezbeder. Onu içimden takdir eder. Dedim ki ya helal olsun. Bu seviyormuş. O belki de zarar dahi görebilir o hadiseden. Mahdi olarak görebilir, mani olarak görebilir, hiyerarşik olarak görebilir. Görebilir. Ama seven gerçekten seviyorsa durumunu, konumunu korur olmaz. Bekler. Adam benim kızımı istedik, evlenmeyi düşünmüyorsa, tergahı bıraktı gitti, muhalefet ediyor şunu. Ulan vermek zorunda mısın sana? Veya kız senden evlenmek zorunda mısın? Hoş var istiyor, yok şu esna döndürüyor, inanmıyor. Çekip gidiyor tergahda. Ya vermek zorunda mısın?
Yok o esnadı üstümde. Ondan sonra telefon açıyor. Selamünaleyküm, aleykümselam. Efendim benim kalbim soğudu senden. Hayırdır? E ben geldim senden borç para istedim, sen de vermedin. Allah'ım. Yok da o esnadı diyor. Çünkü az evlisi benden 10 lira para istese yok üstümde. Şimdi aklıma geldi. İnanmasın yine ara benim üzerimde 10 lira olmalı. Giden bir adamın var. Bir şey sevmek değil. İşte seviyorsa sen onu ne yaparsan yap. Allah rahmet eylesin.
Şeyh Efendi Hazreti öyle de derdi. Onun zaman sevdiği deriyi yerden yerine vurur da. Vururdu bazen yerden yerine mübarek bizi. Ondan sonra da öyle derdi. Bizim bu gönlümüz hoş alalım derdik ya zaman oldu. Bizi sevdiğinden yerden yer. Gerçekten de insan kendisini semenin üzerinden istediği gibi tasarruf eder. Şimdi birisi onu seviyor ya o sevdiğinin üzerine tasarruf eder.
Ya o kimse onu seviyor bak. O kimse seviyor. Ona der ki o seviyor ya onun üzerinde tasarruf eder. Der ki sen kenara çekin. O seviyor ya onu dinler çünkü onu. Ya sevmeyen dinlemez. Sevmeyen de dinlemeyeceği için ona laf söylemez. O da zanneder ki ben haklıyım. Ne edersiniz? Seni eşkıya görmüş.
Seni eşkıya gördüğünden sana gel buraya çekin kenara. Sen suçlusun dememiş sana. Neden? Bırakmış çıvı yönünü senin. Eşkıyasın çünkü sen. Dinlemeyeceksin. Serkeşsin sen. Sen serkeş olduğundan dolayı sana bir şey demiyor artık. Ya sevdiğine diyor ki gel buraya. Tamam ver şuna. Tamam al bunu buradan. Tamam bırak bunu. Neden? Sevdiği dinleyecek onu. Onu seviyor kimse o. Onu dinleyecek onu. Sevmeyen. O serkeş. O serkeş. O serkeş olduğundan bir şey olmuş olsa Mehmet beni seviyorsa derim ki Mehmet'in sevdiğine inanıyorsan Mehmet tamam çekin sen kendini. Tamam Mehmet beni sevdi. Hiç kimse beni dinlemeyecek.
Ben ona ne diyeyim ki ya. Fedakallıktır. Vermektir yani. Sevmek vermektir. Fedakallıktır. Sevmek feda olmaktır. Kendisine hem yoluna. Ne yaptı Hazreti Ebubekir Efendimiz? Malının tamamını getirdi. Malının tamamını getiriyor. Fedakallıya bak. Öbürkü ne yapıyor? Ya Resulallah bana bir şeyler ver. Verdiğine razı değil. Peygamber salınır. Ondan razı değil. Ondan hoş.
Çünkü seviyor. Seviyor. O veriyor. Diyor ki ver. O sevmiyor. Sarmış sarmalamış. Vardır vermeye çalışır.
Var vermeye çalışır. Seven odur. Seviyor ya. Seviyor o. Sakarlık yapıyor. Adam tekkede duruyor. Yürüyor. Sema var. Sema var. Şurada duruyor. Sema var. O neyini bu? Adam tekkede ya. Tekkede. Seviyor. Orada fedakarlık yapıyor. Dört gece. Fedakallık yapıyor. Seviyor. Yok. Burada para yok. Diyor. Tırın üstü son gidiyor. Diyor. Ya ben zannettim ki diyor orada sema edenlere para verecekler. Sema edenlere para vermiyorlarmış orada diyor.
O yüzden gitsin ben diyor. Annesi telefon açıyor. Hocam para vermiyorsunuz siz orada sema edenlere diyor. Yok. Vermiyoruz biz dedi. Zaten dedim. Vermiyoruz da dedim. E ben çocuğumu alacağım. Yok. Vermeyin. Vermeye gelecek artık. Vermeye gelecek. Sevmenin özü. Allah bize affetsin. İnşallah. Hakklarınızı helal edin. Kalan sorularımız için de hakkınızı helal edin. Kusura bakmayın. Saat on oldu. Cenab-ı Hak tüm memnisi muhafaza etsin. İnşallah. Üç ihlas. Allah'tan.
Allah'tan. Resulullah. Şuhaylar Resulullah. Ashab Resulullah. Allah'ın adına. İzlam-ı Azab-ı Muhammeder. Şehfazın üzerler. İzlam-ı Azab-ı Hakklar. Mehmet el-Medevi.
Mesteyd-i İbrahim'in de olsun ki, İzlam-ı Azab-ı Hakklar. İzlam-ı Azab-ı Hakklar.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi