Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Eylül 2011 · 1:21:57
Allah gece bize eylesin. Cenab-ı Hakk'ın yüzümüzün hayırlı eylesin. Hayırlı eylesin. Hayırlı eylesin yaşında. Üstadın nazarı, himmet mi yoksa kader mi? Müdünler şey kaderdir. Kaderin cebriyecilerin baktığı gibi bakmayız.
Cebriyeciler veya kaderliyeciler filyata bakarlarken, bunun iradesinin olmadığını söylerler. Her filyat, bunun iradesi olmadan zuhur eder derler. Ortalama. Bu manada, bunun kendi üzerindeki istemeyi kesmeyi hevdederler. Bir kısmı da genelde batığlı bunlar, bu manada filyatın üzerinde sadece kulun görürler.
Kesbi, yani kulun istemesini görürler. Ehliflilik ise, filyatın üzerinde hem kulun kendi istemesini hem de Allah'ın yaratmasını görürler. Bir fiilde iki kuvvet vardır derler. İmam muhaturetinin ve İmam Nesefi'nin yolunu takip edenler böyle bakarlar. Ehlif tasavvuf da bu manada, genel olarak bu ölçüyü kendilerini ölçü etmişler. İçlerinden bir kısmı çıkmış, bunu uygulamamışlar veya bunu uygulamamışlar. Hatta dua etmeyi dahi, dua etmeyi istemeyi dahi reddedenler olmuş. Ama biz onlardan değiliz. Biz bu girişi yapalım ki bunun cevabı anlaşılsın. Himmet dua etmektir. Nazar etmek dua etmektir. Dua ise ibadettir. Biz dua ederken Allah'ın sınırını aşmayı dilemeyiz.
Biz dua ederken Allah'la cedelleşmeyi düşünmeyiz. Dua ederken kaderle yaka paşa olmayı bu manada düşünmeyiz. Ve Cenab-ı Hak duayı kabul eder, etmez. Allah bu noktada dilediği duayı tecelli ettirip ettirmemekte serbesttir. Hürdür. Ben dua ettim, Cenab-ı Hak tecelli ettir mi diyemez bir kul. Ve Allah'a, Allah'tan bir şey istendiğinde ya Cenab-ı Hak ona bu dünyada ya da ahirette tecelli et deriz. O yüzden üstadın himmeti evet kaderdir. Bu noktada üstadın duası kaderdir. Ama Cenab-ı Hak'ın bu noktada kaderdir derken cebir değildir. Sevdiren bu manada Allah'tır. Sevdirten bu manada Allah'tır.
Velilerin öyle bir halleri vardır ki, o hallerinde velinin kendi idraki yoktur. Tam anlamıyla teslimiyet noktasında velinin o esnadır, onun üzerinde idraki yoktur. İdraki olmadığı anlarda direk o Cenab-ı Zülcelal'ın tecelliyatıdır. Ama öyle halleri vardır ki velinin orada idraki vardır. O velinin idraki olduğu anlar ise farklı anlardır. O yüzden idrakinin olmadığı anlar farklı, idrakinin olduğu anlar farklıdır. Ama bunun ayırt etme noktasında dervişan ayırt etmeyi çok beceremez. O yüzden hangisi ne taraftan hangisi o taraftan da onu da bilemez. Ama dervişe ana düşen burada devamlı doğruyu iyi, güzeli talep etmektir. Ve üstadın bu manada duasını almaktır.
Derler ya kötü nazarından uzak tutun eski tasavun kitablarında. Üstadın kötü nazarı olmaz ki. Onu kabul edenlerden değilim ben. Yani bir üstad dervişinin helakı için uğraşacak, bir üstad arkadaşlarının yoldan satması için uğraşacak. Bir üstad etrafında peşinde koşan, yolda koşan insanları yani cumura uğratmak için mi uğraşacak? Hayır. Bu yanlış bir şey. Buna en güzel cevap Abdülkadir Geylan Hazretlerine. Biz kimseye vurmayız. Kılıcımız havada durur. Atmaklar gelir bizim kılıcımıza çarparlar. Bu normalde hani bazı sohbetlerde bazı üstadlar işte biz onu helak ederiz. Yok biz onu perişan ederiz. Yok biz onu çarparız. Yok biz onu manevi tokat vururuz.
Yok biz onu manevi tokat vururuz. Yok işte biz onu manevi hallederiz. Bunlar doğru sözler değil. Bunların hepsi de benli. Ve dervişlerin arasında da bu tip sözler muhabbetler çok olur. Sen manevi tokat yedin. Üstad sana manevi tokat vurdu. Sen manevi yıkıldın. Sen tokat yedin. Sen perişan olun. Veya işte seni perişan ederiz. Sen benim kim olduğumu biliyor musun? Ben seni manevi perişan ederim. Allah muhafaza eylesin. Bunları zaman zaman uyarıyorum. Bu hatalara düşünmesin diye. Bunların hepsi de benlik. Bunların hepsi de insanın kendisinde kudret ve kuvvet görmesi. Veya hanımına diyor. Sen benim nasıl bir derviş olduğumu biliyor musun? Veya hanım kocasına diyor.
Sen benim nasıl derviş olduğumu biliyor musun? Allah muhafaza eylesin. Bunlar yanlış sözler. Bizim yolumuzda bizim tasavvufu anlama noktasında yanlış sözler. İnsanı kahreden de Allah'tır. İnsanı aziz eden de Allah'tır. Zevif eden de Allah'tır. İnsanı yukarı çıkaran da Allah'tır. Aşağı indiren de Allah'tır. Allah'tır. Biz yapmış olduğumuz hatalardan sorunluyuz. Hepimiz üstadımızdan en yeni girmiş dervişe kadar. Yapmış olduğumuz her türlü hata ve kusurdan sorumluyuz. Yapmış olduğumuz her türlü iyilikten ve güzellikten de Allah dilerse bize sevabımızı verir. O yüzden üstadın nazarı, velilerin nazarı, müminin mümine nazarı, müminin mümine duası, müminin mümine hirmeti haktır.
Musa aleyhisselam, ya Musa bana temiz ağızla dua et. Musa aleyhisselam münacatında diyor ki yarabbi temiz ağız var mı ki sana dua et. Aynı bu meseleyi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri söylüyor. Hadi şerifte diyor ki birbirlerinizle, pardon özür dilerim, diyor ki temiz ağızla dua edin. Allah resim de diyor ki, soruyor sahabe ya resulallah, temiz ağızla dua nedir? Siz birbirleriniz için günaha girmezsiniz. Birbirlerinizle dua edin ki bu temiz ağızla dua edin. Bu himmettir. Himmeti sadece üstada bağlamışız. Ehli tasavuk bunu sadece üstada bağlamış. Bu kardeşlerin arasında ürfettir. Bu kardeşlerin arasında kardeşlerin sağlamlaşmasıdır.
Birbirlerinize temiz ağızla dua edin. Bu birbirlerinize karşı hasitlenmeyi, kıskanmayı, birbirlerinizle karşı şu insanı önler. Birbirlerinize dua edin. Bu birbirlerinizle olan himmettir. Evet, muhakkak ki veliler de dua eder. Muhakkak ki üstadlar da dua eder. Muhakkak ki üstadların, velilerin, mürşid-i kamillerin, peygamberlerin, anne babaların, kocasının talebelerine olan duası müstecaptır. Ebeveynin duası peygamberlerin ümmetine yaptığı dua gibidir. Anne babanın duası. Eyvallah. Bir veyinin, bir mürşidin duasının adıdır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin duası gibidir. Eyvallah. Gibidir. Yani o hayata değildir yani.
Eyvallah. Bunları reddet şu noktasında değiliz. Allah'ın öyle kulları vardır ki bir şeye yemin etse Cenab-ı Hak tecelli ettirir. Hasret Ömer Efendimiz'in adı. Eyvallah. Allah'ın öyle kulları vardır ki Cenab-ı Hak onların dualarını hiç geri çevirmez. Anında tecelli ettirir. Eyvallah. Buna söyleyecek, itiraz edecek bir noktamız yok. Ama eğer veli o esnada iradesi çıktıysa, iradesi kendisinde değilse evet onun diline gelen her şey Rabbani'dir. Ve onun diline getiren de Allah'tır oluyor o esnada. Ve Cenab-ı Hak onun diline getirir, onun dilinden duaya ettirir, kendisi de kapatır. Velinin iradesi yok. Gönlüne düşürmüş onu, ilham etmiş. Onun muhabbetini onun gönlüne düşürmüş, ilham etmiş onu.
O ama bir yakaza halinde, ama bir hal aleminde, ama rüya halinde. Ama normal işte namazını kılarken, ama oturup bir tekerken, zikrılar yaparken, ama gecenin yarısında, ama gündüzün ortasında Cenab-ı Hak onu aklına getirmiş. Veyahut da daha ferdiye aralayın. O dervişin süliyetini getirmiş onun önüne. O işin süliyetini onun önüne getirmiş. Bu arada süliyetlerle batılıyor ya, süliyet. O derviş o esnada onun gözünün önüne tecelli etmiş. O dua istiyor o noktada. Dervişin haliyle, çiftçisi var. Bu sadece dervişlerle alakalı değil.
Dervişlerin üzerinde tutmak, Allah velilerinin, Allah dostlarını belli bir zümrenin üzerine koymak gibidir. Allah'ın dostları, Allah'ın sadece etrafında bulunanlara değildir, ümmetin velisidir. Eğer bu maden sadece ışığını, duasını, ümmetini, gayretini kendi dervişlerinin üzerinde kullanıyorsa, o veli değildir tam manasıyla. Veli, Allah'ın velidir, ümmeten bir tarihtir. Yani bu senin dervişin, bu benim dervişin, ayırmaz. Bu derviş de bu değil de ayırmaz. Gözünün önünde ne tecelli ettiyse ona dua eder. Kardeşler, irtibatınızı da sağlamlaştırır. Evet Cenab-ı Hak bir şeyi sebep eder. Bir şeyi vesile eder.
Allah sebepsiz ve vesilesiz bir şey vermez. Cenab-ı Hak muhakkak dağları kabul edendir. Cenab-ı Hak muhakkak bizden yakındır. Bize şan damarımızdan yakındır. Bütün her şeye yakındır. Ve Allah'ın duymadığı, Allah'ın hiçbir şey yoktur. Ve Cenab-ı Hak her düşüncenizi bilir.
Abinizden geçeni bilir. Aziz ne yapmak istediğini bilir. Allah sizin nereye sonuçlandıracağınızı, nereye gideceğinizi bilir. Bu farklı bir şeydir. Ama Allah bu bildiğinden dolayı bazı dostlarına, bazı velilerine bildiklerini aktarır. Senaryoyu izler gibi okursun. Veyah da o eskabini inham eder. Kalbinden kalbinden bu noktada sudur eder. Ne zaman sudur eder, nasıl sudur eder? Bu Allah'ın güzel bir iştir. Sen vermiş olarak, yol olarak devamlı, devamlı duanı isteyen ol. Devamlı koşan ol. Zikreden ol. Devamlı tövbe eden ol. Sana düşen vazife bu. Ve Allah kendi yolunda yapılan şeyleri red etme noktasında değil. Cenab-ı Hak onları kabul etmedi.
Allah darin değil ki. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden üstadın himmeti de, üstadın nazarı da kaderdir. Ama biz onu bilmiyoruz. Ama bu kadere bakan cebriye noktasında bakmıyor. Veya bu kadere bakan kaderiye sınıfından olarak ortamın oluşması. Hem kesbin hem de fiilyatın aynı noktada buluşması. Yani eğer ki, ben her zaman için söyledim, red neye devam ettireceğim. Biz birer makine değiliz. Bir. İkincisi, biz rüzgarın önünde lodos ediyor ya, lodosun önünde biz kağıt parçası değiliz. İki. Biz ne birer makineyiz, otomatiğe bağlanmış, ne de lodosun önündeyse kuru yaprakız. İrademiz var, biz buraya gelirken irademiz de geldiğimiz.
İrademiz de geldiğimiz için Cenab-ı Hak bize sevap verecek. İrademiz var. Evet üstadın da iradesi var. Ya nasıl iradesi var? Yani koşuşturuyor. O koşuşturan, orada hizmet eden, orada duran, orada dimdik duran bir kimseye. Yani üstad neden dua etmesin ki? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem az eteri sahabeye dua etmedi mi? Ashab'a dua etmedi mi? Ashab'a özel, içinden bazılarına özel dualar etmedi mi? Evet ettiğini. Bu herkese niye özel dua ediyorsun? Bana neden etmiyorsun?
Bunu sorgulamaya hakkımız yok. Bilancanın özelliği vardır, hususiyeti vardır, dua etmiştir. Alınacak, kurculunacak bir şey değil mi? Hani gelmiş ya serviş, efendim himmet demiş, evladım hizmet demiş. Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem az eterek, Hz. Ebubekir Efendimiz'e himmet nazar ettiği gibi Hz. Vahşeyer mi?
Hz. Ali Efendimiz'e dua ettiği gibi bir başka sahabe üzerine dua et dedi. Mesela ne dedi? Ya Rabbi, alemin döndür, döndüğü yere hakkı döndür. Bu duruşa tüylerin diken diken olur. Ne muhteşem bir şey. Hz. Ali radiyallahu anh hazretler için. Muhteşem bir şey. Necran Hristiyanlarıyla lanetleşileceği gün bütün sahabe sabaha kadar kim ehli beyt olacak diye ehli beyt olmak için ehli beytte kimler var diye hepsi dua ettiler biz ehli beyt olalım diye. Halbuki ertesi gün lanetlenilecek.
Lanetleşilecek yani ertesi gün. Ve ashabın bu noktadaki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin olan muhabbetine, bağlılığına, sıdkıyetine bakın. Yani lanetleşilecek ertesi gün. Kafalarında, gönüllerinde zerrece bir şüphe yok. Ve herkes dua ediyor. Sabaha kadar dua ettiler ashab. Ya Rabbi biz de ehli beytten olalım. Lanetleşilmeye biz de gidelim. Muhteşem bir sevgi. Ve ne kadar muhteşem bir bağlılık, sıdkıyet, ihtişamı hissedebiliyor musunuz? Ve ertesi gün soğuk bir gün. Ve Peygamber sana ehli beyt olarak diye.
Hazret-i Hasan, Hazret-i Hüseyin, Hazret-i Fatımat-ı Zehra, Hazret-i Ali-i Kerim, Allahu Recep. Ehli beyti diyor ki, Ya Rabbi bunlar benim ehli beytimdir. Onları severse sen de onları sev. Ehli beyti sevmek imandandır.
Adışır ehli beyti severiz. Ehli beyti olan muhabbetimizden dolayı bu fakiri daha önce alevi manevi dediler. Üstürü. Arkanda lah söylediler benim. Bu ayında da söylediler. Ödemiş de söylediler. Bursa da söylediler. Dedim elhamdülillah. Delil oluyor bunlar dedim ben de. İnşallah öyle bir sevgimizde de var. İnşallah. O zaman kim ehli beyti severse peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerin duasına mazhar olacak. Düşünebiliyor musunuz? Bakın dua orada edilmiş duruyor. Yani şuraya yağmur yağıyor. Şuraya yağmur yağıyor.
Buraya yağmur yağıyor. Kapının dışındasın. Sen iradenle yağmurun altına gireceksin ki yağmurdan rahmetten faydalanacaksın. Nazar ve himet odur. Ben bu hazretlerim. Yani sen neredesin evdesin. Biz neredeyiz dersteyiz. Bizim önünde sohbet etmiyoruz. Ben o sohbete gelen kardeşlerle göz göze geleceğim. Duruyorlar. Ona değil oğlum. Şimdi alınmasın onlardan. İncedir tasavvuf. İnce. Efendiyi ziyaret etmezdi.
Şeyh Efendinin de haberi olurdu ona. Oğlum ne yapalım görmek istememiş bizi derdi. Veya hatta şey efendim Bursa'ya gelirdi. Adam Bursa'dan çeker giderdi. Bana derdi evladım gidince nerede? Susardım ben şimdi. Oğlum görmek istememiş bizi demek giderdi. Şimdi sen oğlum o kadar ki himmet etsin bana. Kardeşim üstadımızdaki sen neredesin? Nevşehir'den çıkmış gelmiş yol tep etmiş. Kim için? Kardeşleri için. Dervişler için. Onlar ki birbirleriyle alışverişleri yoktur. Akraba da değillerdir. Allah için birbirlerini severler. Ve toplanırlar.
Toplandıklarında da Allah'ı zikrederler. İşte Allah onları, onları hiçbir gölgenin olmadığı mahşerde kendi gölgesinde gölgelendirir. Başka bir hadislerde Allah onları nurdan minberler üzerine tutturur. Onlara nurdan elbiseler giydirir. Onlara nurdan taç giydiririr. Peygamberler ve şehitler onlara kütle ile bakarlar. Biz bu hadis-i şerifi kendimize hedefliyoruz. Ne işi burada burada? Diyor ki para toplamaya etmiş. Bekliyorlar ne zaman para isteyecekler. Gözünün içine içine bakıyorlar. Kim? O aşktan nasibini almayan. Onun gözünde para bürümüş. Onun gözünü mal bürümüş. Onun gözünü hırs bürümüş.
O tembel. O tamakkar. O meseleye oturuyorsun. İhtiyaç yok. Halimiz vaktimiz yerinde, her şeyimiz yerinde. Adam inanası gelmiyor. İçinden diyor ki, muhakkak demişlerdir, toplanmıştır. İcin kurusun diyeceğim. Allah bizi affetsin. Yok. Gözünde o var. Biz diyoruz bakın. İhlasdır. Siz sevmektir. Ya Allah ve Resulü sevenleri sevmemizi sevmektir. Kardeşleri.
Sevmektir. Bizim için din. Eşhedüle la ilahe illallah. Diyenlerin. Hani demiş ya İbrahim'e. Ne yaptın benim için. Oruç tuttum. Demiş nefsin içindi. Hamaz kıldım. Nefsin içindi. İşte şunu nefsin içindi. Benim için ne yaptın. Ey İbrahim. Aleyhisselam bir an düşürmüş. Sevdim seni yarın. İşte bu benim içindi İbrahim demiş. Dostum oldu şimdi. Onu sevdiğimiz için tutuyoruz. Biz sizi.
Onu sevdiğimiz için seviyoruz. Biz üfstağın sevgimiz için sevdik. Biz Resulü. Biz sahabe ya Allah. Biz Allah. Bir derdimiz yok. Zikir için. Bize yakın bir şey için. Kimse diyor. Hiçbir kimse. Tarikat. Hiçbir kimse. Açık. Derviş kardeşlerini de Allah için sevmektir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem azetlerini Allah için sevmektir.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azetlerini Allah için sevmektir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem azetlerini Allah değil. Biz Allah değiliz. Biz Allah değiliz. Resulullah da sallallahu aleyhi ve sellem azetlerini kurulur. Geçmiş peygamberler de kurulur. Veliler de kurulur. Kurulur. Biz tasavrufu o göz açıyoruz. O için sevmektir. Yani himmet sevmektir. Nazar sevmektir. Sevmektir. Bu geneldir. Bir veli, bir mürşid etrafındakileri sever mi? Hepsini de sever mi? Ben hangimizi sevmeyeceğim ki? Hayır.
Önce Allah sevmiş, sizi zikrular nakasına getirmiş. Seni sevmemek. Müküm mü? Musa'ya geldiğimden beri yanı başımda duran insanlar var. Ben yan yapmışım, çamura batmışım. Yıkılmışım, ezilmişim, çarpılmışım, Börülmüşüm, düşmüşüm, kalkmışım. İnanmışlar, yanı başımda durmuşlar benim. Yol koşmuşlar benden beraber. Müsaadeniz, onların bir özelliği olsun. Şimdi bakıyorum, içimizden hiç sarsılmadan duran kardeşlerimiz var. Hiç sarsılmamışlar. Hakkak bir özelliği olacak. Olacak.
Şimdi Cenab-ı Hak, Cenab-ı Resulullah Bedir Ashabından bahsederken, bırakın onları diyor, onlar Bedir Ashab'ı diyor. Bedir Ashab diyor. Hukuku özel. Özel. Şimdi özel hukuklu dolu insanlar olacak. Herkesin olacak. Buradaki herkesin olacak. Biz daha yeni derviş olduk, eğer bizi sevmiyor. Hayır. Öyle bir derdim de yok. Onlar da müşterini ispat edecekler. Onlar da koşturacaklar. Onlar da türlü imtihanlar yaşayacaklar. Onlar da yol herkede. Onlar da varlıktan, yokluktan, zorluktan, sıkıntıdan, oradan buradan imtihan olacaklar. Olacaklar.
Zaman, onların da imtihanı çekecekler. O yüzden herkede yok. Allah bizi affetsin inşallah. Allah gibi sıfatları da sonsuzken, küm sıfatı da kıyametten sonra gitmeyeceğine göre, neyi yaratmaya devam edecek? Siz kıyameti algılayışınıza bağlı. Kıyamet yaratmanın sonu değil ki.
Allah'ın hiç sıfatı sonu değil. İş zamanla değişti. Siz kıyameti her şeyin sonu olarak görüyorsunuz. Kıyameti başka bir başlangıç olarak görüyorsunuz. Siz son, ben başlangıç görüyorum.
Aramızdaki fark bu. Allah'ın kün ism-i şerîfi bitmez ki. Cenab-ı Hak kün demiş. Kün deyin bak. Kün. Dudağınız kapandı mı? Hayır. Yaratmanın sonu açık. Allah devamlı yaratıyor. Devamlı. Kıyamet onun yaratacağı bir şey. Kıyametten sonrası da onun yaratacağı bir şey. Ve o yaratma devam edecek. Yaratma ezeli olarak devam edecek. Ebedi olarak devam edecek. Ezer ve eber. Başlangıcı yok. Yaratmanın da başlangıcı. Yalnız zannediyorsunuz ki Cenab-ı Hak kün dedi. Kün dediğinde zahir alem.
Bu gördüğünüz alem yaratılmaya başladı. Ondan önce de Cenab-ı Hak'ın yarattığı bir şey yoktu diyemeyiz ki. Onu bilemeyiz ki. Bütün her şeyi yok eder var eder yeniden yarar. Ben de başka bir olarak nitelendirmeyeyim diye düşündüm ama başka bir alemde başka şeyler yaratmaya devam ediyor. Açıkası gelmiyor.
Hiçbir şeye vakası gelmiyor. Ama öyle yapınca da azlandığını görüyorsun. Diyorsun ki hayır öyle değilmiş demek ki. Ya kuramıyorsun ne? Devam edeceksin hizmete. Koşuşturmaya devam edeceksin. Devam edeceksin. Hani içerilerde kapatmışlar kendilerini kırk gün, elli gün, yüz gün, yüz yirmi gün. Eyvallah bir şey dediğiniz yok. Bu devir için çok olmuş olabilir. Şimdi derse giden sen çok kıymetli. Şimdi bir yere böyle sohbete giden, zikrullaha giden, bir yerde derlensin, toparlansın, bir hizmet eden çok kıymetli. Çok kıymetli. Birisinin Allah temesine vesile olan çok kıymetli. Birini derste zikrullaha, Allah sohbetle tanıştırmak çok kıymetli.
İnsanın kıymeti, insan asla işini, gücünü terk eder. O zaman hiçbir iş yapmamı dünyadan kesilir. Allah muhafaza eylesin. Bundan da Allah muhafaza. Çift kanat devam edecek. İkisi çırpacak. Remzi abi iş yerini satayım, devredeyim diyor. Satmayacağım diyor. İş yerinde olsun. İki kanat çırpacak. Para kazanmak değil de. Boş kazansın bütün parasını sunduğundan yiyor mu ya onu? Deysem yalan olur. O yüzden çalışacak o. Allah'ın kanını veriyorsun. Arkadaşımın annesi sizi internetten izlemiş. Mevlana'yı geçmişte araştırmış.
Sizin Mevlana'ya ve yoluna bakış açınıza ilgi duymuş. Bir kitap istedik benden. Hangi kitapları tavsiye edersiniz? Bir şey söylemişsene şataat olacak şimdi. Biz Hz. Mevlana'yı rüyalarımızdan tanıyoruz. Biz Hz. Mevlana'yı yazdığı eserlerden tanımadık. Şimdi öyle dersem yalan söylemiş olurum.
Allah bizi affetsin. Veyahut da onun felsefesini, onun bu noktadaki düşüncesini, Kur'an ve sünneti, algılayışını, anlayışını kitaptan tanıdık desek, biraz sonra kendi kendimize ihanet etmiş gibi oluruz. Bir olduğumuz yola ihanet etmiş gibi oluruz. Ben o yüzden önemli olan o içinde bulunduğumuz yolla alakalıydım. Şeyh Efendi Hazretleri öyle çok çeşitli kitap okumasını, okunmasını tavsiye eden bir kimse değildi.
Hoş bana hiç karışmadı, ne okuyup ne okumadım. Ama bir tek Arabinin bende şeyi vardı, yok fütahatı vardı. Fütahattı Mekke'ye vardı. Bir böyle ilk zamanlar kitaplıktan çekti böyle. Ondan sonra açtı, okumuslar beni şöyle dedi. Tehrik ile alakalı bir bahisti. Ben bir pararak okudum. Ne demek istedin dedi. Ben anlattım. Ne demek istedin? Sen okuma oğlum daha. Ben kapattım, koydum. Aradan iki yıl falan geçti, üç yıl geçti. Allah rahmet eylesin. Tekrar o kitap orada duruyor ama. Hiç kapağını da açmadılar. İki, üç yıl geçti. Herhalde iki yıl kadar falan geçtirdi üstünden. Tekrar geldi. Tekrar böyle gözlüğünü taktı, kitaplığa baktı.
Orada yine arabanın fütahatı yine orada. Açtı. Tekrar oradan bir bahisti açtı. Oradan tekrar yine tehmikle alakalı bu iskerle. Başka bir paragraf ama yine tehmikle alakalı. Oku dedi, okudum ben o paragrafı. Ne demek istiyorsun dedi, anlattım. İyi oğlum okumaya devam etti. Dedim ki tamam, şimdi fütahatı okuyabilirim artık. Ama ben genelde birinci derecede Kur'an-ı Kerim mehali. Yol miktarda hadis, ondan sonra tefsir. Hadis ile tefsirin arasında fıkıh. Yani işin temel noktasını. Fıkıh. Okumuşumdur kendime yetecek kadar. Hadis okumuşumdur kendime yetecek kadar.
Ben ilk zamanlarda, ilk böyle gelmiş olmadan önce harf işe mesnevi okumuştum. Ama yani sonradan mesneviye duran kafudum. Asıl Hz. Mevlana ile alakalı veya Mevliye Minik ile alakalı öyle haplandırılacaksa halimiz, durumumuz zahiri değil. Tasavvuf, zahiri mantıkla insan kendisini yönlendirmez. Mantıkla yönlendirirse bir yerde tasavvuf ver. Asıl fıkıh. Şeriatan değil. Saplanabilir bir tarafa. Allah muhafaza eylesin. Saplanmak demek kötü manada değil. Hareket edemezler. Ama manemi giderse onun yolu açılır, onun önü açılır. Hz. Mevlana ile alakalı mesneviye okuyacaklarsa işte gölpunarlıyı okuyabilirler.
Dili biraz böyle değişik ama Ankara'nın Ankara avuyu var. Onun çevirisini veyahut da onun şerhini bulabilirlerse onu okuyabilirler. Ama yine de hep böyle bunlar böyle insanlara ağır gelecek şeyler. Şimdi ağır gelecek derken zamanı olacak o kimsenin. Bir de temeli olacak. Bir üstadı olacak. Ya ben her zaman için söylediğim bir şey var. Bir üstadı yok. Bir üstadı olmayın canım. Hz. Mevlana'nın şemsi olan muhabbetini nasıl tasvir edecek ki? Bunu nasıl kendinde oturtturacak? Veya bir ehli tasavvuf bir cemaat olacak ki oradaki kardeşliğin tasavvur etsin. Onlardan etkilensin.
Onlardan kendince kendine bir paye çıkarsın. Birisi üstadı için ağlıyor. Birisi üstadı için ağlarken o kimse birisi bakacak ona. Decek ki ya aşka bak, aşka bak, muhabbete bak. Üstad için ne kadar güzel ağlıyor. Öbürkün de ne ağlıyor bu adam için diyecek. Ne olacak dermişlerin içerisinde. Birisi Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adresine bahsedilince içi kıpır kıpır olacak. Sevinecek, ağlayacak, üzülecek. Öbürcün diyecek ya Peygamber peygamber işte geldi gitti diyecek. Sallallahu aleyhi ve sellem için. Televizyonda birisini dinliyorsun. İşte Hazreti Resulullah'tan sallallahu aleyhi ve sellemden bahsederken asker arkadaşı gibi bahsediyor. Ve okul arkadaşı. Kendince karnı oluyor.
Cebrail aleyhi ve sellem hütbeye çıkarken. Cebrail aleyhi ve sellem geldi. Dedi ki diyor. Kim Ramazan ayına ulaştı da. Kuş tutmadı. Cebrail aleyhi ve sellem. Ben de amin dedim diyor. İkincisi. Kim diyor. Annesi babasının yanında ihtiyarladı da. Cennete hak etmedi. Bir mecliste benim adım anılır da. Barat-ı selem kim getirmezse ona lanet olsun diyor. Ben de amin dedim diyor.
Karnışın kendimizi birilerine özünü göstermeye ihtiyacım. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Seviyor iser. Yerilme. Ona selam selam getirmekten çekinme. Ona selam selam getirmezsen. Cebrail aleyhi ve sellem. Hazreti Cebrail'in kendi kamasından çıkardı. Kendi peyninden çıkardı. Kendi aklından, kendi idrakinden çıkardı. Dular değil. Ya Allah'ın duvar. Aleyhi ve sellem bin melek. O ne söylediyse, ne yaptıysa Allah'ın yok.
Kendi düşünceleri yok. Kendi fikirleri yok. Kendi idrakleri yok. Özgür bir şekilde. Direkt anlamıyor. Cebrail aleyhi ve sellem'de bir farkı yok. Allah'ın emriyle bir iş yaparlar. Allah onlara etmiştir. Onlar direkt işlemler. O zikredenin etrafında. Sen zikrettikçe onlar sana dua ederler. Gerekmesine gerek yok.
Onun halini görüyor. E şimdi o kulun zaten isteyecek hali yok ki. Zikrediyor. Her adı reddikçe etrafında bak. O kestikasın diye etrafında. Bizi bilseniz ve her zikrılarda. La ilahe illa batırdı ya Rabbim. Gittik yanına bize hiçbir şey konuşmadı. Kardeş sormadı. Ben de konuşmadım. Boş laklak istemedi. Boş laklak istemedi. Beni Cebrail aleyhisselam da aynı.
O da edirler. Onun da idrak yok bu noktada. Eee? O zahmet etsin dedi. Allah'ın sözü o. Bir adama. Karşında Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden bahsederken asker arkadaşı gibi bahsediyorsa adı şeyh olsun, üstad olsun, mürşid olsun, mürşid olsun, profesör olsun, alim olsun, hoca olsun, adı iman olsun, adı mehde olsun, peygamber olsun, adı ne olsun?
Mestevi bir tefsir kitabı. Benim nazarımda Mestevi tefsir bakımı arasından bakarsan tefsir. Benim açımdan bir hadis şerfi olarak bakarsan hadis şerfi. Bir fıkıh kitabı olarak görürsem bir fıkıh kitabı Mestevi. Bu yolda bir yol gösterici. Aşıklara. Bu yolda gidecek olanlara bir yol. Bu yolda gidecek olanlara gerçekten de bir ölçür, bir cistür. Keşke bütün herkes Mestevi'yi okuyup Hz. Mevlana'nın edebiyle edeplense. İnsanlara biz bakarken, sohbetler ederken onun kullandığı tabirleri, teriflere biraz bir adım geri duruyoruz. Neden? Yani yolun özünü, yolun içini, cevizin içini anlatmış. Eyvah eyvah!
Yani o kimse bir şeyi sevmediyse, bir şeyi sevemiyorsa, sevgisi yoksa, sevdası yoksa, eşek kimidir demiş. Şimdi insanlara bakıyorsun. Yani sevmemiş. Eşini sevmiyor, çocuğunu sevmiyor, eşini sevmiyor, arkadaşını sevmiyor, şeyhini sevmiyor, dervişleri sevmiyor. Sevmiyor. Seve'nin gözü yaşlı olur. Seve'nin kalbi mahcup olur. Seve'nin kalbi mahcup olur. Seve'nin dili kırık olur. Seve'nin gözü eğik olur. Seve'nin dur... O sev, o... Aşığı tarif etmiş. Aşığı tarif ettiğin zaman duruyorsun.
Ve insanlar o, onu bilseler, veya yolu tarif ettiklerini, yolu bilseler, derler ki yok hayır. İlk önce, Kur'an-ı Kerim'in meali, bol bol hadis ve fıkır okuyunlar. Ve tasavvuf... Kim olur?
Seve'si mümkün değil. Bu mümkün değil. Veya bir şey diyecek, iki tasavvuf kitabı okuyacak, olacak derviş. Veya biraz okuyacak, biraz bilgi sahibi olacak, onun dışında oturacak şeyhin diyecek. Yok böyle bir şey yok. Hayır. Tasavvuf edeptir. Tasavvuf varlılıktır, muhabbet. Nasıl olmaz. Allah bize... Bir aferin istariye atılır mı? Hayır.
İstariye ile alakalı hadislerimiz ne? Açık. Bir konuda eğer tereddüt ettiyseniz, tereddütümüz varsa istariye yaparız. E tereddüt var mı? İstariye etmiyor kardeşim. İçki satmanın tereddüdü mü var? Sıkmanın tereddüdü mü var? Haramın tereddüdü olur mu? Siz insanları seçin. Dini bütün insanları seçin. Dini bütün insanları seçin. Üniversitesi hiç dur belli. Nikahlanacak olanlar, en kesin olanları seçiniz. Siz dindar olanı tavsiye edin. Allah Resulullah. Nikah, dört şey için. Güzelliği için. Siz dindar olanı. Kim olursa olsun. Kimsenin dinine bakmıyor, ısrar yapacak. Sen dindar olanı seç.
Derviş isen. Sen bir yol gidiyorsan, bizi işaret eder, evlenirsin. Yani kesinlikle onun evrini alır. Sen dindar olanı seç. Derviş isen. Sen bir yol gidiyorsan biz işaret eder, evlenirsin. Sen dindar olanı seç. Derviş isen.
Sen bir yol gidiyorsan biz işaret eder, evlenirsin. Sen gitmesin yine onun evrini alacaksın.
Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini görse derviş, dervişin adamıdır. Gelir şeyhine söyler. Ben dünyamda böyle böyle gördüm. Her ne buyurursunuz? Dervişin adamıdır bu. Üstadlar istişare etmezler. Ona gelirse böyle bir emir, kimseyi dinlemez. Herkes yıkılır. Hiç önemli değil. O gider bunu yapar. Şeksiz şüphesiz. Dervişsiz. Şeyhimin Allah rahmet eylesin. Bana böyle söyle. Yani işte. Yönülüm, yanılabilirim. Allah beni affetsin. On taneyi geçmemiştir veya on taneyi geçmiştir. Böyle mesele vardır.
Şeyh Efendi demiştir bana. Oğlum bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hanım diye tek söyledi. Böyle yapacak bir şey. Bitti. Sorumluluğu olan ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi ve sellem ona söyledi. O da geldi bana söyledi. Ben hiç de reddirsiz yaptım. Şükür alıyorum. Bunu Cuna'da getirmek. Yıkıldım. Etraf yıkıldı. Öyle bir değer. Ahtap o. Yol bu. Tiftikten değil.
Tavuk gibi yolundum. Yolundum. Her kişilerden bir isimdir. Hiç unutmam. Dükkana böyle bir baktı. Sat Mustafa'nı buraya dedi. İki günde sattım. İki günde sattım. Götüyorlar onu dedi. İş yerini yapmıyor dedi. Bir gün de var. Şeyh'e doldu. Gittim ortağa verdim ben iş yeri. Ne geç?
Adamın birisine diyecek ki. İş yerini bırak adamı. Satılıp dedi. Kırmızı ışıklar.
Kırmızı ışıklar. Ben gittim şeyh'e bende bıraktım. Bırakacağım yere. Kartta telefon açtım. Adamın da triko toplantısıymış. Bittim selamun aleyküm aleyküm selamun. Vur aşağı vur yukarı adama ağrıyı sattı. Selamun adım ben. Bir şey vardı. Yeşil bir ağrı vardı. Gümrükten çıkardı. O kırmızı sonraki. Kaç para? Ne oldu? Ben dedim ki iki gün sonra gel. Hem satışını alın. Hem arabeye al. Ya da dedim nasıl yapacaksa böyle yapalım. Tamam tamam. İş bitti adama dedim ki. Adam böyle karlı alışveriş ettin sana diye.
Dedim karlı alışveriş ettim diye düşünme dedim ben. Neden dedi. Dedim ya beş lira verseyim bile verecektim dedim. Neden ya dedi. Şeyh'im sat dedi. Çünkü dedim. Böyle yaptım. Gerçekten böyle yaptım. İş işten geçti. Buradan haber ver. O kadar. Sevmediği, onun istemediği bir şey bende olacak. Mümkün mü ya? Mümkün değil. Bunlara istahare yapılmaz. Dindar olanı seçin. Git dindar olanı seç kardeşim. Bunun ne istaharesini yapıyor? Seni istahareye yönlendirmek. Tamam. Tamam.
Ya neyle istaharesin? Sermayen yok.
Bir şeyin yok. Herkes tutacak olacak. Neyse.
Tekerliyatın neyse. Göreceğim kardeşim. Hadi bir de İsmail pişirir de. Bir de içine tatlısını dolayı atsa. Çıtır çıtır çıtır lokma. Derviş kardeşin yapmış. Demek ki tekerliyat öyle değil mi? Otası delik olsun. Nar gibi kızarsın. Tatlısın içerisine dikirsin. Çıksın. Vur hala dur. İsmail abi çok güzel olmuş. Be lokma. Ama öbür türlü delik olmazsa Hamur yapıyor be İsmail abi. Onu kıymet etme. Derviş kardeşin senin. Ne kıymet ediyorsun? Yok. Kardeş.
Yok. Yok öyle bir şey. Hayatı yaşayın. Olursun, olumsun. Baktın, çıktın, çıktın. Yan yattın, yan yattın. Çamura battın, çamura battın. Ne yaptın? Boşanmağa kalk kardeşim. Allah yolundan çekersin. Kardeşim boşanmağa kalk. Ne yapalım? Olacak. Ulan zakiye ne? Ne yapalım? Bu sefer. Ne zaman bana? Mal gidiyormuş, mal batıyormuş. Kötülüğü de yaşayın.
Acıyı da yaşayın. Yaşayın. Tatlılığı da yaşayın. Hüznü yaşayın. Kederi yaşayın. Soyduruz mu? Böyle hücrelerini de hissetmek isterdi.
Demek ki soyunurdu üstünü. Yağmur üstüne yağdı. Hiç öyle yağmur yağdı. Hiç ıslandınız mı iber gibi? Hiç yağmur da su akıncaya kadar. Üstünüze. Hiç kar yağarken yok. Lastikleriniz patladı mı hiç? Karabeyi kaygırdığınız aramanın bir tanemini cahdattınız mı? Ya çıkar vur diye. Litvus'la vur telefonuna. Biz yanmayacağız. Biz çok olacağız.
Aç kalmayacağız. Falan istihar yapın. Yarın ne yapacağız diye. Seveyim ne? Terk edeyim. Kimisi kumaranın yok. Kimisi dua ediyor.
Kimisi namazda. Kimisi zikirde. Kimisi kıyamda. Kimisi aç. Kimisi tok. Kimisi ağlıyor. Kimisi hastanede. Kimisi ağır bakımda. Kimisi yoğun bakımda. Ben bu ihayet diyorum. Asiyesi değil. Ben sevdiğiyle de. Ben o oyna. İstihar yapıyorum onu. Çile çektiriyor millerde.
Geçmiş adam işinde bütün de derviş namazında abdesinde evlenmeye kalkmış. Kız da onu çile çektiriyor. İstihar yapacak. Bu herkes çok önemli. Allah bu sisi bir şey gösterecek. Ulan vur pırıl pırıl. Ben gidecek, aşacak. bir şey kaçacak. Ondan sonra bir de işte közülü deyicek. Gördün mü Allah'tır bize? Hayat suizam besleyecek. Yok böyle bir şey. Allah bizi affetsin. Bir arkadaşım abdest alırken önlük takıyor. Abdest suyu sıçramasın diye dine edepsizlik bildir hakkını zelalın. Yani herkesin önlük takmaya, çarşaf giymeye başlanışa abdest alırken, işte ne bileyim doktorların anı yatana girer gibi böyle kıyafetler giyip abdest alırken. Hakkı var. Ha bu giyeni bir ritel mi değil. Ama hakkı var.
Kimisi abdest alacağım diye anı da durmayan söylüyor, abdest alıyor tekrar giyin. Rahatsızlıkların sonu yok ki. Kimisi abdest alacağım diyor, gömleğini çıkarıyor, pantolonunu çıkarıyor, abdest alıyor, tekrar ayrı bir gömlek, ayrı bir pantolon yiyor, devam ediyor. Rahatsız. Rahatsız olanların da yaşama hakkı var bu dünyada.
Özürlülere gülmek yok. Özürlülere kalkıp da laf söylemek yok. Özürlülü hakları var. O yüzden abdest alırken önlük takanlar var. Ondan sonra ne bileyim kıyafetini komple çıkaranlar var. İşte ne bileyim değişik haller, hareketleri yapanlar var. Onu yok mu? Tasavvufta edeb nasıldır? Edebi olmayanın dini yoktur demiştiniz. Yanlış anlamadıysam günah işlemek edepsizlik mu? Günah işlemek edepsizlik mu? Günah işlemek edepsizlik. İçimde şehvet duygusunun var olmasından dolayı kendimi çok günahkar hissediyorum. Böyle duygular insan haklarından mı verir yoksa kişinin kötülüklerinden bir sonucu mudur? Hayır. Şehvet düşüncesi kötülük değildir. Burada yanımlı var kardeşler. Arkadaşlar, kardeşler, Müslümanlar, ehli tasavvuf, şehvet duygusunu kötülük olarak görüyor.
Şehvet duygusu kötülük değildir. Şehvet fıtrattandır. Her erkekte, her kadında var olması gereken bir şeydir. Ve şehvet ancak harama giden kimse için kötülük olur. Allah'ıma vazgeç. Kötülük, şehveti kötü görmeyiz biz onlardan değiliz. Bir kimse sevdiğini iddia ediyorsa, neden seviyorsun sonrasına karşı cevap olarak bir neden mi söylenmesi gereken? Yoksa nedeni yoksa bize seviyorum demesi mi gereken? Sevginin nedeni yoktur. O neden sorusu ardından hep gelir. Allah için seviyorum, bitti. Seviyorum kardeşim. Şimdi bir kimse diyebilir misin? Neden para kazandın? Yemek yemek için. Neden yemek yemeyi istiyorsun? Karnını doyurmak için. Neden karnını doyurmak istiyorsun?
E lezzetle olduğun için. Neden lezzet alıyorsun? Sonu yok ki. Neden buraya geldiği zikretmek için? Neden Allah'ı zikretiyorsun? Allah'ı emrettiği için. Neden Allah'ı emrettiği için? Sonu yok. Emretmiş, temizlik edilmiş. Neden demiş? Kaldın. Tekrar başladın. Bir erkeğe diyecekler ki, bu kadını neden seviyorsun? Neden kadın seviyorsun? Yaşamak için. Ne istek sevdi?
Bir kimseye arz etmeyen kimse, bir kimseden bir şey istemeyen kimse, vakar o. Kimse, halini birisine açmaz, vardır da, yoktur da, böyle bir şey şey yapmaz, acındırmaz kendini. Bunlar nedir? Birisi bir hediye verir, onu redder. Birisi bir yardım eder, onu redder. Birisi ona bir şey verir, onu redder. Bir başkasından kendisini üstün görür. Bir başkasından kendisini farklı görür. Tepeden bakar. Bunlar kibirli. Allah bize affetsin inşallah. Bakamadık. Saat 10 hakkımızı helal edelim. 3 İhlas, bu kadar yaşadık.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'i geçmiş geçmiş bütün peygamberimizin şan efeindelerimizin ufalarına. Ayla ile hileye bir basır veselaleyle ya Rabbi. Allah'a gün teyze atanlı himmetler, nişatlarından güzelce sizlere eksik eyleme ya Rabbi. Ebu Bekir, Sıddık, mavi,paalık, osman, ziduriyen,aleel musuzlarzilerden efeindemize evlad Resulullah, tecaf, resullullah, ashab Resulullah'ın onlarından, İmam-ı Azamen, Muharife, İmam-ı Şahi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Mahanbele, Hazretleri bunlarına, ayla ile ile ile … ya Rabbi.