Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Eylül 2011 · 1:08:17
Cenâb-ı Hak, gündüzünüze hayırlı eylesin, hayırlı eylesin. Bir üstada bağlı olma zikirlerde nefsi tezkiye eder. Zikir öylesine büyük bir ibadet ki, öylesine erin, öylesine geniş, öylesine önemli bir ibadet ki, kim Allah'ı zikrederse, Allah onu zikreder. Ayet-i Kerîm'e. Böyle olunca zikri bir üstada bağlamak, zikri bir cemaate bağlamak, zikri bir hocaya bağlamak, zikri bir zâkire, bir çavuşa bağlamak, zikri herhangi bir kuruma bağlamak, o büyük ibadete gölge düşer.
Allah mafaza eylesin. Bir kısım ehl-i tarikat bu noktada, muhakkak ki zikrin bir üstada bağlı olarak yapılması gerektiğini söyler. Bu yalnız adabı ve erkanıyla alakalı. Tasavvufun adabı ve erkanıyla alakalıdır. O kimsenin üzerindeki zikrullahın tecelliyatıyla alakalıdır. Ama bu noktada bir dersek ki, Allah'ı zikredecek olanlar muhakkak bir üstada bağlı olmaları gerekir. Bu doğru bir söz olmaz.
Bunu böyle söyleyen cemaatlar var, böyle söyleyen tarikatlar var, böyle söyleyen üstadlar var. Buna ben katılanlardan değilim. Bir kimse bir hadis yerini okusa, kim yetmiş bin tevhid çekerse, günahkar olsa dahil Allah'ın cennetine kor, hadis yerini okusa. La ilahe illallah benim kalamdır. Kim bunu söylerse benim kalama sığınmıştır. Benim kalam ne güzel kaladır. Hadis-i kutsisini okusa, kim dese ki, zikrin en faziletlisi La ilahe illallah'tır. Bu hadis şerifleri ve bu hadis-i kutsileri okusa, ve oturduksa o kimse La ilahe illallah demiş olsa, Cenab-ı Hak bunun o zikrini kabul etmeyecek mi? Cenab-ı Hak bunun zikrini red mi etti? Red mi edecek? Haşa!
Bir üstada bağlı olman, nefsi teskiye etmede ondan bilgi almaktır, ondan eğitim almaktır. Siz bilmediklerinizi ehli zikre sorunuz, ayeti kerimesinin tecelliyatıdır. Üstad ona ne zaman hangi esmayı çekeceğini söyler. Veya rüyasında halinde bir olayla, hadiseyle karşılaştığında onun ne yapması gerektiğini söyler. Örneğin, Envare, Levame, Mülhüme, Mutmain, Nalaziye, Maldiye, Safiye, Nefis meratiplerin Kur'an'la samit mi? Evet.
Kur'an'la denildi mi? Evet. Bu nefis meratiplerin hangisinden hangisine geçerken, görmüş olduğu halin, görmüş olduğu zuhuratın ona esmasını verir, girdini verir. Üstadın yapacağı şey olur. Yoksa eğer ki biz dersek, zikrullah üstadsız olmaz, hata yapmış olur. Allah muhafaza eylesin. Böyle söyleyenler vardır, vardır. Eyvallah. Bunu böyle illa ki bu noktada tutanlar vardır, vardır. O zikrullahın evrenselliğine, zikrullahın gürlüğüne, zikrullahın genişliğine yakışacak bir şey değil. Çünkü, kim anladığı zikrederse, adamını zikreder.
Bitti. Ona bir üstad gerekliyse, Cenab-ı Hak onun da unutmayacak. Ona bir üstad lazım ise, Allah ona verir. Ona bir üstad muhakkak lazım olur. O da üstadı bulur zaten. O da üstadı bulur. Bu şu demek değildir ben. Bazıları vardır, çevrenizde bir onu söylüyorsunuz siz. Ya bana bir şey lazım olursa, Allah onu bana getirir. Kıymetli ya arkadaş. Önemli yan. Üstadın onun ayağına götüreceksin. Bir işaret bekliyor ya. O manevi bir işaret bekliyor. O çok kıymetli çünkü. O çok önemli çünkü. Bu kibirdir Allah'ın mafaza eylesini. Ben bir hata yapsam, üstadın beni rüyamda uyarırlar ya. Bu kibirdir. Ben o bir veyi olsaydı, ben onu rüyamda görürdüm.
O kibirdir. Onda bir şey olsaydı, bana bildirirlerdi. Bu kibirdir. Allah kibirlenenleri sevmez. Allah kibirlenenlere, cennetin kokusunu gaybı sermez. Allah kibirlenenlere, yolunu açmaz. Allah kibirlenenlere zikrini açmaz. Allah kibirlenenlere nurunu açmaz. Nurunu göstermez. Allah kibirlenenlere, Muhammed-i Mustafa'nın kokusunu, izini göstermez. Sabrular ve sellem. Allah kibirlenenleri asla ve asla, etrafına yaklaştırmaz. Ne yaptı? Şeytan kibrinden dolayı huzurdan kovuldu. Kibrinden dolayı atıldı cennetten. Kibrinden dolayı, Cenab-ı Hak onun lanetleri, lanetlenenlerden oldu.
Şunu unutmayın. Tersinden bakıldığında, ehl-i tasavukta kibir alameti vardır. Kendisini ben ehl-i tasavuk mu? Ben iyilerdenim. Ben yükseklerden uçarım. Ben yüksellerdenim. Benim yaptığım gibi kimse yapamaz. Benim ettim gibi kimse edemez derse, Allah manfaza eylesin. Şeytanın haliyle hale eder. Tövbeye ihtiyacı var. Tevazuya ihtiyacı var. Ancak tevazu edenler, Allah yanında kıymetlidir. Ancak tevazu gösterenler, Allah'a dostlar. Eğer bir müminden kendini kıymetli görüyorsa, eğer bir müminden kendini üstün görüyorsan, derhal tövbe et. Sende şeytanın tecelliyatı var. O yüzden ben hata yaparsam, beni rüyamda gösterirler, kibirdir.
O söz dahi tövbeyi gerektirir. Biz dervişiz, hata yapmayız, kibirdir. O söz tövbeyi gerektirir. Biz ehl-i tasavukuz, iyilerdeniz. Bizim nereye bağlı olduğumuzu biliyor musun sen? Kibirdir, tövbe gerektirir. Allah manfaza eylesin. O yüzden bir zikr, zikrullahı üstada bağlamak, eğer bu bir üstad söylerse, tövbe etsin. Kibirdir. Allah muhafaza eylesin. Zilgi Allah'a aittir. Hikmet Allah'a aittir. Bir kimse bilgiyi ve hikmeti kendinden görürse, Allah muhafaza eylesin. Kibre düşmüştür. Tövbe etmesi gerekir. Ve gerçek zikrullah ehli bilir ki zikrinin arkasında dahi Allah vardır. O yüzden Hz. Ali Efendimiz'in sözü çok manidardır.
Eğer Allah beni zikretmeseydi, ben Allah'ı hiç zikredemezdim demiştir. Burada Hz. Ali Efendimiz yaptığı ibadeti, yaptığı ameli kendi nefsinden görmemektedir. Direkt ayet-i kerimeye bağlar. Siz iyilikleri Rabbinizden, kötülükleri nefsinizden bilin. Eğer siz bugün buraya zikrullaha, evet, bir veçede kendi ayaklarınızla geldiniz, cüz iradeniz der. Ama sakın ben zikrullaha gittim. Ehli tasavuf böyle düşünmez. Ehli tasavuf oradan geriden Hz. Ali Efendimiz'in yolunu tutar. Der ki sen bize bahşetmeseydin, sen bize yutfetmeseydin, sen bize ikram etmeseydin, sen bize hidayet etmeseydin, sen bizim elimizden tutmasaydın, bizim gözümüzden tutmasaydın, yüreğimizden tutmasaydın, kalbimiz senin iki elinin, iki parmağının arasında zikrini çevirmeseydin, biz asla bu zikrullaha nakasını oturan yardım olamadık.
Bizi irademizi de bu noktaya sevk ettiren sensin. Çünkü lütuf senin, ikram senin. İhsan senin, hidayet senin, zikrullah da senin. Sen ancak kıymet verdiklerini zikrullaha götürürsün. Sen ancak değer verdirdiklerini zikrullaha nakasını tutturursun. Sen ancak ihsan ettiklerine zikrullaha nakasını tutturursun. Yarabbi, bize iyilik ver. Hani Cenab-ı Hak der ya, Bakara'da, farizasını yerine getirdikten hemen sonra, atalarınızı ağzınızdan daha şerif bir şekilde Allah'ı zikredin. Büyük bir farizadır. Büyük ibadeti yaptın. E o en güzel ibadeti yaptın.
O en derin ibadeti yaptın. İbrahim gibi çocuklarından geçtin. İbrahim gibi eşinden geçtin. İbrahim gibi mahükünden geçtin. Melkinden geçtin. Makavından her şeyi attın kenara. Lebey! Buyur Allah. Sana geldim. Geçtin mecazi sevdalardan. Geçtin mecazi ve sana geldim. Sana yöneldim. Ve kurban etsin. Ve kurban etsin. Ve böyle bir... Cenab-ı Hak diyor, şeytana uyma. Benliğine uyma. Kibirlerine gelmişliklerin geçmişte, o işlerin yaptıkları gibi yaptın.
Sakın ortaya uyma, soyuna uyma. Hadi diyordun ya, mülkün var, çocukta, eşin var. Zikretme. Boğaz geçtin.
O zikretmeye devam et ki. Felaha kavuşacaksın. Kurtuluşa kavuşacaksın. Nura kavuşacaksın. Ve Cenab-ı Hak ayet-i kerimede devam ediyor. Siz sakın bize dünyalıklar, dünyada verenlerden, sadece dünyada ver diyenlerden olmayan. Sadece dünyada yelik istemem. Siz dünyaya gözünü dikme. Sadece dünyada rahatsız. Sadece dünyada dünemem. Ya! Bize dünyada da iyilik ver. Bize ahirette de iyilik ver. Bize ateşin azabından bizi koru. Bakın, devam ettiriyor Cenab-ı Hak.
Diyor ki, sakın ha! Nefsine uyma. Ya Allah'ı zikret. Ve dua et. Ve dünyalık isteyenlerden olma. Ya ah! Ve dünyada iyilik iste. Dünyada iyilik. Kıymetli kardeşler. Dünyada iyilik istemek. E yapmışlar, demişler ki dünya. Hayır, biz dünyaya sırtını çevirenler. Dünyada iyilik, dünyada rahmet isteriz. Bereket isteriz. Dünya. Tatlılıkları içine alan şey. Ne kadar iyilik varsa, ne kadar güzellik varsa, ne kadar ne kadar bereket. Evet, isteriz. Onu isteriz. Yani bizim ibadetimizin tecelliyatı değildir o. Allah'a yalvarışımızdır.
Allah'a yakalışımızdır. Allah'a bağlıdır. Allah'a yürüyüşdür bizim. Biz dünyayı sırtını çevirenlerden değiliz. Ve müfessirler dünyada iyidir eğer. Dünyada iyilikdir. Kimsenin iyidir. Kimsenin iyi bir adı iş var. Sahabelerden birisi demiş ki Ya Rabbi, ahirette bana ne vereceksen ceza olarak, sıkıntı olarak dünyada ver demiş.
Müfessirler diyor ki, nakledenler. O sahabe civciğine dönmüştü. Küçüldü, yamudur, gitti, perişan olur. Allah'ın Resulü sallallahu aleyhi ve sellem özetlerinin hastalığından haberdar olunca gitti diyorlar. Ona demiş ki, sen nasıl dua ettin? O bir peygamber, o bir nebi. Onun kalbi ilham alıyor. Onun bakışı Allah'ın bakışı. Onun bilişi Allah'ın ilişi. Onun söyleyişi Allah'ın söyleyişi. Onun eli Allah'ın eli. Onun ayı Allah'ın ayı. Onu aldatmak mümkün değil. Onu kandırmak mümkün değil. Allah onu terbiye eder. Ve beni en güzel şekilde terbiye etti diyen peygamber. Onu asla kandırmaca yok. Asla onun gönlünde zerrece gaflet yok. Gönlünce zerrece, zerrece bir boşluk yok.
Şimdiki bazı adı profesör diyenlere bakmayın siz. Onlar peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini tanımaktan uzak olan ham beyinler, saf beyinler. Onlar ihanetle yoğrulmuş ruhları. Onların içleri dışları ihanet olmuş. İhanet ediyorlar Muhammed Mustafa'nın ümmetine ve Muhammed Mustafa'ya sallallahu aleyhi ve selleme. Ve Kur'an'a ediyorlar. Kur'an'a ediyorlar. O nefsinden konuşmadı diyor Cenab-ı Hak. O nefsinden konuşmadı. O heva ve heves maddi diyor. Kur'an-ı Kerim. Ve işte o peygamber gidiyor. Sen nasıl dua ettin? Bakın enteresan bir şey. Diyor ki ya Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme. Ben diyor ahirette vereceklerini dünyada kember edin diyor.
Allah'ın Resulü müşrik, merhamet diyor. Diyor ki neden öyle dua ettin? Allah Allah yumuşaklığa bak. Deseydin ya diyor Rabbena adına fethin ya haseneten. Ve vid ahirette hasenet. Ve kına azabenna Rabbin. Rabbin bakın muhabbete bakın. Samimiyete bakın. Allah'ın dua samimiyetine bakın. Rabbin. Yakınlığa bakın. Rabbin. Yakınım sanki burnunun ucunda, sanki dudağının ucunda, sanki dilinin ucunda. Zaten Cenab-ı Hak dememişmiş. Şah damarınızdan daha yakınım diye. Allah'ın samimiyete bak. Samimiyete bize sevk ediyor. Neden? Seviyor çünkü. Rabbin. Hadi sevgimin dersin ya, eşim dersin ya, çocuğum dersin ya, arkadaşım dersin ya, aşkım dersin ya, dersin ya sevdiğine.
Rabbin yanı başında hemen. Dibinde hemen, içinde hemen. Hemen gönlünün kıyısında, hemen gönlünün içinde. Hemen dilinin ucunda, hemen başında. Sannetme, sakın başka yerlerde zannetme. Rabbin hemen istiyorsun orada, o esnada. Evet öyle değil mi? Dünyada iyilik var. Allah Allah. Bana dünyada iyilik var. Dünyada, bütün dünyadaki iyilikleri için alıyorum. Bu ev, bu yat, bu araba, bu eş, bu çocuk, bu arkadaş, bu dost. Her şeyin iyisi. Sana lazım olacak olan her şeyin iyisi. Sana lazım olacak olan. Ve devam ediyor. Ahirette de iyilik var. Ahirette de. Bu ne?
Kurtuluş. Bu ne? Cennet. Bu ne? Cemalullah ve beni ateşin. Bakın zikrullah devam ediyor. Ve zikrullah duayla, hamdla devam ediyor. Zikrullah kesilmiyor. Evet. Bu zikrullahı talim ve talbi edeceklerisi lazım. Eyvallah. Kur'an-ı Kerim'i bizi tilavet ettireceklerisi lazım. Eyvallah. Fıkıhımızı öğreteceklerisi lazım. Eyvallah. Hadisleri bize öğreteceklerisi lazım. Eyvallah. Eyvallah. Başka türlü zikrullah yapamazsın. Sen zikrullah yapıyorsun muhakkak bir üstada bağlanacaksın. Biraz biz affet seni. O yüzden bir üstada bağlı olmadan bir kimse zikrullah yapar.
Ve o zikrullah ona faydası olur. Bir üstada bağlı zikrullah yaparsanız onun faydası olmaz. Neymiş? Taşın üstündeki rüzgar eserse taşın üstündeki tozu aldığı gibi olurmuş. Neymiş? Taşın üstüne yağmur yağarsa taşın üzerine yağan yağmur gibi olurmuş. Yani içine işlemezmiş. Bu Allah'ın zikrini hafife almaktır. Bu Allah'ın zikrinin o ayet-i kerimeyi inkar etmek gibi karşı gelmektir. Zikir en büyük iştir. Hiç kimse Allah'ın zikrini küçümseyici bir hâle kendisini katamaz. Zikrullah'ı da bu noktaya götüremez. Allah'ın mafaza eylesin. Bu insanı helaka götür. Bu insanı Allah'ın rahmetinden uzaklaştırır. Allah'ın bereketinden uzaklaştırır. Zikrullah bir berekettir. Zikrullah bir hikmettir.
Zikrullah bir vütuftur, ikramdır. Zikrullah Allah'ın kendisini hatırlatmasıdır. Zikrullah Allah'la kulunun arasında vasıtası sohbettir. Zikrullah kulu ile Rabbi arasında bir anlaşmadır. Zikrullah kulu ile Rabbi arasında özel hususi sohbettir, muhabbettir. Bunu birisine bağlamak, bir şeye bağlamak çok hoş bir şey değildir. Allah bizi affetsin. Muhakkak ki belirlik bir makamdır, bir mevkidir, vardır. Muhakkak ki Allah'ın belirleri vardır. Muhakkak ki Allah'ın mürşitleri, mürşidi kamiller vardır. Bunlar birer öğreticidir. Eyvallah. Bunlar yol, yordam öğreticisidir. Eyvallah. Bunlar insanların nefsini, nefislerini tezkiye etmesi için, Kur'an ve sünnet dahilinde kalarak da, insanlara birer ışıktır, nurdur.
Eyvallah. Ama bunu böyle zikrullahı taraftan, zikrullahın üzerinde bir gölge düşüren gibi göstermek, Allah muhafaza eylesin, uygun değildir. Veliler de, mürşidi kamiller de, Allah'ın zikrinin hizmetçileridir. Eğer o veliler, Allah'ın zikrine hizmet etmezlerse, velin işlerinin bir hükmü yoktur. Kim Allah'ın zikrine hizmet ederse, o Allah'ın dostudur. Zikrinin yayılması, zikrinin çoğalması, zikrinin genişlemesi, zikredenlerin yayılması, çoğalması, genişlemesi, Allah'ın zikrine hizmettir. Allah'ın zikrini koşmaktır. Ama veliler, zikrin üstünde değillerdir.
Değiller. Mürşidi kamiller zikrin üstünde değildir. Kaldı ki, Hz. Resulullah sallallahu ve sellem adetleri, bütün arz, La ilahe illallah deyinceye kadar savaşmakla emrolundum derken, İllallah, kelime-i tayyibesine hizmet ettiğini, açıkça beyan ederken, velileri zikrin üzerinde görmek, velileri zikrin üzerinde gölgeymiş gibi koymak çok hoş bir şey değil.
Allah muhafaz eylesin. Muhakkak ki eski kitaplarda, eski yerlerde veya bazı sohbetlerde bu tip şeyler duyabilirsiniz, bu tip şeyler işitebilirsiniz. Bunları kalkıp da, bunları kalkıp da reddetmek noktasında değiliz. O günkü anlayışlarındaki, o günkü bakışlarındaki, o günkü durdukları noktada bunlar doğru bir anlayış gibi olabilir. O gün doğrudur. Kardeşler bazen bu noktada hataya düşebilirler, yanımdığa düşebilirler. Bazen böyle eski derviş kardeşler kıyaslama yapabilirler. Ya önceden şeyhimiz böyle diyordu da, şimdi böyle söylüyor, bu arkadaş, bu kardeş, bu abi, ya biraz böyle şeyhimizin dediklerine karşı çıkıyormuş gibi size algılanabilir. Eski kardeşlere böyle algılanabilir.
Bu karşı çıkış değildir. Hukuku vardı, on emirle geldi. Ama sonraki peygamberlere on sayfa geldi. Bir ondan sonra otuz sayfa geldi. Ondan sonra kırk sayfa geldi. Önden sonra yüz sayfa geldi. Bu geçmiş peygamberlerin hukukunu genişletti. Geçmiş peygamberlerin hükmünü kaldırıp yeni bir hüküm koydu Cenab-ı Hak. Ardından Cenab-ı Hak Tevrat'ı gönderdi. E Tevrat'ın hukukunu da kaldırdı. Allah İncil'i gönderdi. Gönderdi Cenab-ı Hak. Ve mesela ilk Müslüman olanlardan bazıları kitapların arasında bir fark yoktur anlayışıyla hareket edip, mesela Tevrat'a göre veya İncil'e göre ibadet etmek istediler.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri ondan nehyetti. Dedi ki Kur'an'a tabi olacaksınız, Kur'an'a. Niçin? Müslüman olduysanız Kur'an'a tabi olacaksınız. Onların hepsini Kur'an'a tabi etti. Kimse Müslüman ise Tevrat'a veya İncil'e göre hükmedilmesi, Müslüman ise Tevrat'a veya İncil'e uyması mümkün değildir. Altını çiziyorum. Çünkü yeni yeni böyle şeyler oluşuyor ya, yani kitapları birleştirelim, böyle işte bir şeyler yapalım kendilerince. Hayır, buna müsaade etmez. Buna İslam dini müsaade etmez. Sana indirilene uy. Peygamber'e diyor sallallahu aleyhi ve sellem'e. Sana indirilene uy. Müslümanlar Kur'an'a göre hareket etmek zorunda.
Kur'an'a göre hareket etmezler ise kabul değil. Eee? Kur'an indirilmiş. Kur'an da kendini bazı yerlerden eshetmiş. İlk indirilen ayetleri sonradan ne eshetmiş Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nin dilinden de değil. Kendi dilinden. E Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri'nde bazı şeyleri ne eshetmiş sonradan? Kendi diliyle. Bunda kadınların kabir ziyareti gibi. Mesela örnek. Yukarıdan çok ses geliyor. Birbirlerinize kırmadan, incitmeden lütfen Allah rızası için birbirlerinizle konuşmayın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de ne eshetmiş? O zaman bir Kur'an'ın anlayışı, dinin anlayışı her zaman, her devirde değişecektir.
Hukuk değil. Zaten Müslümanlar ayak uyduramazlar. Sohbetlerde derim ya, dinin bir ruhu vardır, canı vardır. Kendini yeniler. Mücedditlerin işi odur. Dinin yeni anlayışını insanların önüne koyarlar. Kur'an'ın yeni anlayışını insanların önüne koyarlar. Eyvallah. İşte tasavvuf. Bu noktada da yeni anlayışını koyar ortaya. Evet, eski kitaplarda şunu görebilirsiniz. Veya eski mürşitlerin, eski üstadların şu sözünü duyarsınız. Üstadsız zikretmeniz mümkün değil de der. Bunları yalanlamak değil işimiz. Hürmet ediyoruz hepsine de, hepsine de saygı duyuyoruz.
Asla amacımız herhangi bir veliyle cedelleşmek değil. Allah'ın velilerine kim düşmanlık ederse, Allah'a düşmanlık etmiş olursun. Asla öyle bir şey yok. Asla. Hepsi de başımızın tacı. Hepsi de dönümüzün sultanı. Abdülkadir Geynan Hazretleri'ne söyleyecek bir söz mü var? Ahmet el Rufay Hazretleri'ne söyleyecek bir söz mü var? Pirimiz. Ahmet el Bedevi İbrahim Duzaki pirimiz. Hacı Bayramlı Veli pirimiz. Hacı Bektaşı Veli pirimiz. Şahı Mevlana pirimiz. Şemsi Tebrizi pirimiz. Hazreti Üftade pirimiz. Bütün pirlere, bütün velilere sonsuz saygımız var. Asla hiç öyle bir derdimiz yok. Birileriyle cedelleşmek, birileriyle kavga etmek derdimiz değil.
Allah muhabbet eylesin. Bu noktada kendi tasolufi anlayışımız. Allah'ın zikrini yapmak için belli insanların, belli zümrenin müsaadesine ihtiyacımız yok. Otursunuz, Allah'ı zikredersiniz. Beni zikredin, ben de sizi zikredin. Tövbe edin, Allah'ınızı affedin. Ayet-i Kerim.
Tövbe etmek için bir üstada gitmek gerek. Bir üstadın önünde diş çöküp, önün önünde tövbe etmek gerek. Evet, fazileti değil. Ama şart değil. Birisi ya Rabbi beni affeyle deyince Cenab-ı Hakk'ın öyle mi diyecek? İşte o eski, şimdi Hüseyin Ağa diyor ki, bazı yerlerde diyor, üstaddan ders alacak olanı diyor, husus ettirip, tövbe ettiriyorlar.
Ne diyeceğiz diyor da, evet eski usullerde var bu. Var, devam ettirenler var, var, bizim onlara neden yaptırırlar deme noktasında değiliz. Ama velakin, tövbe eden için hiçbir şey lazım değildir. Yok. Allah size şah damanızdan daha yakın. Şah damanızdan daha yakın. Allah bizi muhafaza eyleye inşallah. Kişi Allah'ı severse, Allah'ın o kişiyi sevmesi vacip olur. Sözündeki vaciplik, kime göre vaciplik ve bu söz nerede geçiyor? Evet, bu bir hadisi kutsi, aklımda kaldığı kadarıyla tevaranide geçiyor bu. Büyük bir, yani ihtimalle, ben de okuduğum yeri arıyorum bunu. Çünkü bir İstanbul'dan kardeş bir şey hazırlıyor, böyle daveti gibi bir şey.
Ben ona tavsiye ettim, böyle bir hadisi kutsi var, bunu yaz. E şeye, davetiyeye diye. İnşallah Cenab-ı Hak vakit bahşetsin de bunu okuduğum yerden inşallah net şeyiyle beraber, ravisiyle, geçen kitabıyla beraber inşallah o kardeşe de bildireceğiz. Evet, bu hadisi kutsi, kul Allah'ı severse, Allah'ın onu sevmesi vacip olur. Kul Allah'ı severse, Allah'ın onu sevmesi vacip olur. Cenab-ı Hak bazı şeyleri kendi üzerine alır, kendi emanına alır. Mesela rızkınızı kendi üzerinize almıştır, kendi emanına alır. Bu vacibiyet böyle kulların vacibiyeti gibi değildir. Cenab-ı Hak bir şekilde buna senet verir.
Bir şekilde bunun sözünü verir. Bir şekilde bu kimse bunu yaptığında karşıda alacağını bilir, gözüyle görür. Yoksa bu kulların vacibiyeti gibi değildir. Öyle algılanmaması gerekir. Ama Allah bunu kendi üzerine almıştır. Kendi üzerine, mesela kutsiyle alakalı, o açıklamasında geniş bir açıklama var orada.
Bunları zaten şerh etmiş. Okuduğum yerde nerede okuduğumu şu anda hatırlamıyorum hala da. Allah beni affetsin inşallah. Yani böyle yanlış anlaşılmasın. Zahirde mi okudum, batında mı okudum onu da bilmiyorum. İşin doğrusu. Okudum yalnız. Cenab-ı Hak inşallah bulutturacak. Bununla alakalı bulunduğumda inşallah bir ders yapalım unutmayalım inşallah. Güzel bir şey oldu. Bir Müslümanın bunalarının cezasını çektikten sonra cennete gireceğine inanıyordum. Böyle olmadığını, insanın ya cennetle bir yerde cehennemekli olacağını duydum. Doğrusu nedir? Doğrusu ilk inandığın gibidir. Ehl-i sünnet böyle inansız. Der ki bir Müslüman eğer günahkar ise cehennemte günahlarının cezasını çeker ve ondan sonra cennete girer.
Bununla alakalı hem ayet var hem hadisler var. Bilgi için acil karını fıkı ekber şerhine bakabilirler. Anlaşıldı? İnşallah. Her cemaat kendi üstadının Mehdi olduğunu zannediyorlar. Ve Mehdi gelmiştir, gitmiştir diyorlar. Siz bu konuda ne diyorsunuz? Diyor ki biz öyle inanmıyoruz. Bizim arkadaşlar da öyle inanmıyorlar. Bizim arkadaşlar da benim Mehdi olduğuma inanmıyorlar. Benim de böyle bir sözüm yok. Böyle bir inancım da yok. Arkadaşlar kendi aralarında böyle bir fısıltığı yayarlarsa hakkım helal olmaz. Rüyaların da hallerinde böyle rüyalar haller görebilirler.
Birkaç tanesi anlattı böyle rüyalar. Birkaç tanesi demeyin bayası anlattı. Onlara o bana anlatanlara da direk olarak söyledim. Bu dedim bizim Mehdi'ye de hizmet ettiğimize dedim. Mehdi'ye der. Biz Mehdi'ye de hizmetçiyiz. Mehdi'ye de hizmetçi. O yüzden bu kendi üstadlarının Mehdi gibi görenler veya ölmüş, vefat etmiş üstadlarını Mehdi gibi görenler. Ya işte bizim vefat eden üstadımız Mehdi'ydi. Geldi, öldü, yaşadı, Mehdi'liğini yaptı gitti. Eee siz farkında değilsiniz. Mehdi geldi sizin haberiniz yok.
Mehdi yaşıyor sizin haberiniz yok. Kim? Bizim üstadımız veya bizim işte şeyhidimiz. Bunların hepsi de boş lak lakadan başka bir şey değil. Boş lak laka. Boş. Bunlar Müslümanları tembelliğe iten şeyler. Bunlar Müslümanları ayrılığa iten şeyler. Bunlar Müslümanları gaflete iten, mücadele etmekten uzak tutan şeyler. Otur Mehdi geldi gitti kardeşim. Eee sen otur hiçbir şey yapma. Bunlara karnını tokart. Ve hala da Mehdi Muhammed'in bunlarla ilgilenmesine vallaha da billaha da üzülüyor. Mehdi gelecek şahıs noktasında da. Ama Mehdi'ye şahıs noktasında değil.
Mehdi'ye şahıs noktasında değil. Bir kişi yetecek olsaydı, bir kişi yetecek olsaydı. O kişi Muhammed'in Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden başka hiç kimse olmazdı. Ve tek başına Mekke'ye de Mehdi'nin üzerine o kadar şeyler yükleniyor ki. Mehdi peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinden daha fasiletli, daha maniyatlı, daha sözü geçer gibi görünüyor.
Muhafaza eylesin. Bir hareketiyle her şeyi yapacak. İyi Mehdi böyle anlattın. Seni şeyhin yapsa ya o zaman şu senin insan ne yapmıyor ki? Bu şekilde bir işaretle bütün her şeyi halledecek. İyi kardeşim aha Mehdi var ya senin şeyhin Mehdi ya. Hadi senin imamın Mehdi ya yapsa ya ne yapmıyorsun? Ve geldi geçti. Ne yapmadı kardeşim geldiğinde? Bunlar hepsi de Ümmet-i Muhammed'i oyalamak için vurulmuş bir hançer. Mehdi ve Mehdiyet'in üzerinde Müslümanları inançsızlığa iten, ümitsizlığa iten şeyler. Tembelliğe, aymazlığa iten şeyler.
Müslümanları birbirlerine düşürmeye iten şeyler. Herkesin şeyhin Mehdi, Mehdiler savaşı çıkacak bir de. Senin Mehdin benim Mehdi'imi döver, benim Mehdin senin Mehdi'imi döver. Ertesi gün peygamber oluyorlar, ertesi gün bir daha Mehdi oluyorlar. Ondan sonra yok Mehdi de olmaktan vazgeçiyorlar. Bunların hepsinde psikolojik rahatsızlığı var. Herkesi hasta hepsinden. Kim kendi kendisine ilan ediyorsa, kim üstadını Mehdi ilan ediyorsa ve üstad ona seslenmiyorsa psikolojik rahatsızlık var. Psikolojik rahatsızlık.
Ya tövbe, tövbe. Bana da kitap indirildi, ondan sonra tövbettim.
Yazık ya. Ümmet-i Muhammed'e yazık. Mehdi'yete ihanet ediyorlar. Mehdi'yete ihanet ediyorlar. Mehdi hala resim bakıp Türkiye'de ihtilal oldu gibi yaptıkları gibi sabahiyaten kakan Mehdi doğuyor. Mehdi ki uyanıyor. Söyleyince, ya böyle olmaz deyince ondan sonra da meyzeniyorlar bana. Sen bizim Mehdi'mize karşı mı çıkıyorsun? Ne diyecekler bana? Birisi de demiş ki sen küfür ehlisin Mehdi'ye çünkü itaat etmedin. İtaat etmediğim için, kabul etmediğim için küfür ehlisin oğlum.
Cevap yazdım. Kim la ilahe? Kendisi ehli küfür olur diye adış yerim var. İhanet, ihanet. Bizim üstadımız Mehdi'dir. Bize ihanet ediyor. Bize ihanet ediyor o kardeş. Gerçekten bize düşmanlık ediyor. Bize vefasızlık ediyor. Bize hainlik ediyor o. Bizi hançerliyor. Biz Mehdi'yete hizmetkarız. Biz Mehdi'ye hizmetçiyiz. Biz Mehdi'nin yoluna hizmet ediyoruz.
Biz Mehdi'yete hizmet ediyoruz. Ümmet-i Muhammed'in birine hizmet ediyoruz. Hizmet ediyoruz. Biz ümmet-i Muhammed'in resulullah'ın sevmesini, İslam'ın hakikine hizmet ediyoruz. Bizim derdimiz nefsimiz değil. Bizim derdimiz şeyhlik, velilik, mürşitlik, mürşidik amirlik değil. Bizim derdimiz havalarda uçmak değil. Değil. Derdimiz Allah bir zerre de olsa, bir zerre de olsa. Oraya bir toz. İnsanlar resulullah'ın sevsinler.
İnsanlar Allah'ın sevsinler. Başka derdimiz yok. Başımız onların hayatlarının altında toz toz. Başsınlar başsınlar, çiftsinlar yukarı. Onlar kâmil olsun. İsterim ki hepiniz de bir işaret gönderin çektiklerini. Oraya hiç aday olmazlar.
Nefislerine ağır gelir. Kenarda oturup da belirlik olmuyor. Kenarda oturup da mürşitlik olmuyor. Herkes sana hizmetkar, öyle mürşitlik yok. Herkes seni el üstünde tutuyor, öyle mürşitlik yok. Herkes seni ayağından, kesiyor ayağından, uçuruyor seni. Öyle mürşitlik yok. Öyle belirlik yok. Yok. Bu kadar bir şey. Onunla mücadele gerek. Allah yolunda mücadele gerek. Allah'a revan olmak gerek. Allah'ın boyasıyla boyanmak gerek. Belanın büyüğü, sıkıntının büyüğü, ızdırabın büyüğü, pek. Ondan sonra ya. Ondan sonra. Belirliğe de ihanet edin.
Onu herkese. Ya Rabbi sana sığdırır. Rabbana adın. Şu gün peygamber artık bizler biz de olamadık diyor.
Psikolojik rahatsızlık var. Psikolojik dengesizlik var. Ehli velayet. Çukur değildir bu. Bu çukur çok. Bir şey olmuşlar. Şeytanın zevim olmuşlar. Şeytanın emrine girmişler. Nefislerinin emrine girmişler. Üç kişi alkışlayınca, beş kişi popo olayınca uçuyorlar göklerde dolaşıyorlar.
Kaşını oynarsan, peygamber atatır, sırtını döner sana. Ne demek biliyor musunuz? Seniz de gözünle sütse geçse bir şey demese. Onun manevi, onun hallerinde, onun rüyalarında utanırlardır.
Görüşsüz ikami. Onlar rüyayı.
Vallahi kendilerini mehdi görmezlerdi. Hayır. Nereden bu kadar uzak, nereden bu kadar uzak, insanlar yapabilirler ancak bunu. Bir kez bir veliyi manevi veçesiyle gören bir kimse asla kendi kendine kalkıp da ben mehdiyim demez. Sahabe ile. O kimse Hz. Ebu Bekir Efendimiz'in o nurunu görecek de ondan sonra ben mehdiyim diyecek. O kimse Hz. Ali Efendimiz'in o nurlu veçesini görecek veya inini görecek veya ayağını görecek. Veya onun kablasını görecek, kılıcının kablasını veya onun bir cübbesini görecek veya sarının ucunu görecek. Ondan sonra diyecek ki ben mehdiyim.
Hayır. Ne diyecek? Vallahi ne ya? Hayır. Yalan söylüyor. Yalan üzülüyor. Aman dergın kader.
Bir sürü yalancılar çıkacak ki meydana çıksın. O vakikati gelecek. Hakkınızı helal edin. Ama yemin ediyorum üzgünüm. İşte ne yapayım? İçinden çatlayacak, çatlayacak sanki.
Bunca böyle yalançlıkları, düzenbazlıkları gördükçe yaşamaktan istemiyorum. İçtim de gündüm de sata alıyorum. Nereyi vuracağımı sesini yok. Anadolu şakşettiği için. Evet var ya. Allah'ın olası olabilir. Yanlışlıkımız olabilir. Ama gerek yok. Hesap verilecek ya. Gerek yok. Gerek yok. Bir kişi şakşaklasın diye ya. Gerek yok ya. Şakşaklanmayı var ya. Yapma. Mehdi'in deme ya. Deme ya. Mehdi hala Resul'a yazık ya. Kendine yazık ediyor ya. Yersin insan var ya. Uzak insanlar, derinlikten uzak insanlar, halden uzak insanlar.
Bir tat almamışlar, bir nefes almamışlar. Görmemişler rüyalarında bile. Ahmetli Şeyh Efendi Hazretleri. Gittiydik birisi, millilik böyle. Kendisini belli görüyordu. Gidim mübarek ay. Oturduk böyle. Hala ettirecek. Anlattı böyle. Biz de genci daha. Taziyiz. Şeyh Efendi ile tabii o zaman da konuşuyoruz işte. Allah affetsin. Hakkınızı helal edin. Ben büyüklenmek gibi değilim. Hakkınızı tekrar tekrar helal edin. Allah size affetsin. Şeyh Efendi Nevşehir'den yola çıkıyor rüyamda görüyorum. Yarın sabah İzmir'e inecek diyorlar. Ben ertesi gün sabahın Şeyh Efendi'yi karşılıyorum İzmir'den.
Diyorlar ki sırtında kahverengi takımı var. Kahverengi takımıyla Şeyh Efendi iniyor. O zamanlar öyle bir Cenab-ı Hakk'ı daş yetmişler. Diyorlar ki işte filanca yerden beşinci makamda bir kimse geliyor filanca yere. Gidiyor bu adamı görüyor bu arada. Ha diyorum ki bu beşinci makamdaymış. Hali buymuş. Yeni dervişiz daha o zaman heyecan var. Gençlik var. Adam da velilik böyle şey yapıyor ya. Biz hiç böyle şeylerden haberimiz yok ki. Gittik. Adam veliyim dedikçe ben de kendi kendime işte rahatsız ediyorum. Veli mi değil mi soruyorum işte. Sorulacak yerlere. Bilir bazı arkadaşlar. Sormayın sorulmayın. İkinizde en iyi de İsmail bilir. Buradan mı bizim yurtuluk?
Yok mu? Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin ona çok zor dururdu. Şeyh Efendi ne dedi muvarek ne sabırlıymış ya. Kafasını birden kaldırdı böyle. Hiç dedi Hz. Resulullah'ı sallallahu aleyhi ve sellem'i rüyanda gördün mü dedi ona. Böyle Şeyh Efendi'yle bir göz göze geldiler. Ben böyle baktım Şeyh Efendi'nin bakışına. Sanki Şeyh Efendi'nin bakışına ateş çıkıyor böyle. Dedim eyvah adam ya. Yalan söylerse yanacak şimdi. Böyle bir şey oldu. Adam hayır dedi. İtiraf ediyor. Yanında iki üç tane de vermişi var. Eyvah dedim ben. Gitti adam dedi içimden. Hani o Şeyh Efendi'nin nazarından kendini kurtaramadı.
İtiraf etti. Hayır dedi. Hiç sahaleden birisini gördün mü dedi. Hayır dedi. Hiçbir efendilerimizden birisini gördün mü dedi. Hayır dedi. Hiç veli zaatlardan birisini gördün mü dedi. Hayır dedi. Ama böyle bomba patlayacak gibi. Böyle bir hal oldu ki. Böyle ortalık sanki devran ediyor. Böyle sanki meveran ediyor. Yıkılacak sanki bir anda böyle. Öyle bir celaliyet var. Ben başladım. La la illallah. Devran böyle hararetlendi. Ya benim de canım sıkılıyor o adama çünkü. Efendi döndü. Oğlum sen şeyhim adamı oynayın öyle dedi. Oğlum sen şeyhim dedin. Adımı da her rüyanda görmedin dedi. Cereyan böyle.
Efendim bir sefer sırt sırta gördüm. Oğlum yüzünü söylüyor sana dedi. Yüzünü. Görmedin dedi. Oğlum sen nereye bir ililik yapacaksın? Nereye mırşitlik yapacaksın? Senin daha şeyhim mırşit değildi. Ortalık bir anda böyle indi. İçimden dedim ki adam kurtardı kendini. Şimdi bir mevillik yapıyor yanında. Kurtardı ama nefis insanı tutmuyor. Şimdi gene kendince şehir yapıyor. Rüyasında dahi, rüyasında dahi Hazreti Resulullah'ı görmekten uzak, Hazreti Peygamberleri görmekten uzak, Hazreti Sahabe Efendilerimizi görmekten uzak, Hazreti Pir Efendilerimizi görmekten uzak, Hazreti Velileri görmekten uzak insanların.
İnsanların önünde mırşitlik yapmaları, Mehdi demeleri kadar Allah muhafaza eylesin. Herhalde Allah'ın gücüne giden başka bir şey olmaz. Allah muhafaza eylesin. Bunlar psikolojik problemler olan hasta, grip hastası gibi. Bunları hasta mesabesinden göreceksin. Bunların akılları gelip gidiyor. Hasta. Bugün Mehdi'yim der, yarın şeytanım der. Yarın peygamberim der. Ertesi gün İbrahim'im ben der. Ertesi gün elinde bir siyah kaplı kitap. Aha bana indirilen kitap der. Yazar kendisi bir der. Benim Kur'an'ın tefsiri der. Ben kitap gelmedi bana der. Bunların hepsi der. Ama hepsi der. Rahatsız. Eğer gerçekten rahatsızlıklarından böyle yapıyorlarsa ki birkaç tanesi rahatsız.
Onlar sorunlu değil, aklı yok. Arkasından gidenlere yazın. Yok hayır. Rahatsızlık değil der. Nefsinden böyle yapıyorsan. Bunlar sorunlu. Onlar ahirette onun hesabını nasıl verecekler? Yetmiyormuş ki bir de ümmetin hesabını yükleniyorlar. Etrafında insanlar var. Etrafındaki insanların hesabını yükleniyorlar. Mehdi para istedi götür. Bir veli insan bunu altını çizerekten söylüyor. Bir veli dervişlerini ütmez. Dervişlerinden para toplamaz. Dervişlerinden para almaz. Böyle bir şey yok. Yok böyle bir şey. Alınırın terini yer. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri alınırın terini yedi. Bütün pil efendilerimiz, bütün sahabeler alınırın terini yedi.
Bütün veliler gerçek manada alınırın terini yerler. Yok böyle bir şey. Dervişleri telefon açıyor. Sizin telefonunuzu şundan bundan aldık. Buyurun kardeşim. Bizim velimiz. Aynen böyle. Birisi diyor ki bizim Mehdi Efendi. Aynen bu bana gelen telefon. Bizim Mehdi Efendi benden 5 milyar istedi. İslami hizmetler için kullanılacakmış. Dedim kardeşim Mehdi ise parayı ne yapacak? Veli ise parayı ne yapacak dedim ya. Yok böyle bir şey. Almanın terini yiyecek. Çalışmasının terini yiyecek. Koşturacak.
Koşturmasının terini yiyecek. Böyle bir şey yok. Allah bizi affetsin. O yüzden kalmayın. Aldanmayın. Etrafınıza bunları söyleyin. Bunları tebliğ edin. Tebliğ edin. Veliler para toplamaya çıkmazlar. Bir parası olanlar. Üçmeye çalışmazlar. Hizmet parayla oldu kimse kendi nefsine. Adam evini satmış.
En sonunda götürmüş olmuş. Ahmaksın sen deyince kızdı bana. Böyle bir şey yok. Allah bizi affetsin inşallah. Hakkınızı helal edin. Cenab-ı Hakkın soruları sorup da cevaplandıramadıkların da haklarını helal etsinler inşallah. İnşallah başka bir gece. Üç ihlas tutar. Yaşar. Peygamber Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem'e gelmiş geçmiş. Bütün peygamberin inşallah efendilerimizle nuhlarına ayla ayla inledik.
Lâsır ve seda aleyhi ve yarabbim. Hizmetlerine şeffafatlar eyleme yarabbim. Hizmetlerine şeffafatlar eyleme yarabbim. Hizmetlerine şeffafatlar yapan efendimizi. Resulullah rica etsiz Resulullah şükrede. Resulullah ashab ve sSublar ruhlarına. İmam-ı Azam-ı Hans Beg'ine, İmam-ı Şat'a, İmam-ı Meinung Hamd-ı Hazretleri'nin nuhlarına hayla ayla inledik. Bă user ve seda aleyhi ve yarabbim. Hizmetlerin şeffafatların üzerlerimizden ehteralля. FTe-pik ki oluyor. Fihlim biz Seyyidat-i Hazretleri'nin BENEVİR, Fihlim biz Seyyidat-i Гsifatlu計, Muhammed-i Bahadîn-i Şah-ı Mevzana Celalettin Rumah-ı Bektaş Veliyat-i Bayramı Veli Mehmet-i Üncün İktat Hazretleri'nin ruhlarına haydari lehdi zikvası ve sedariyeye yararlıyım.
Allah'ın hihmetleri şeffahtan özelliklerimizden eksik evleme yahut. Allah'ın bir itibliyası bir kâtiha. Hücud-i Kamillerin velilerin evliyat hükmünlerin ruhlarına, gümün üstü kâdımız, Üçküden'in canımız, canımız, sultanımız, bayınırlar, Mustafa Benel Hüseyin ruhlarına, mektan ve Resul'un ruhlarına, yaşayan uçudu Kamillerin velilerin evliyat hükmünlerin hükmünlerin ruhlarına, dolu ki ailemize gelmiş geçmiş, Osman ailemize gelmiş geçmiş, akrabayı fazlaslarımızdan gelmiş geçen noktalarına, ruhlarına, ruhlarına, hayrâhile hiddir, bası ve seda'a