mustafaozbag.org

115. Mesnevi Şerhi (757-759 Beyit)

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 1 Ocak 2021 · 32:19

Her kimin talihi, o yıldızlardan olursa, o kimsenin zatı, kâfirleri taşlayıp yakar. Hani bu sönmeyen, kaymayan, bozulmayan yıldızlardan bahsediyordu ya geçen hafta, Hazreti Pir. Bunlarda bozulma yoktu, bunlarda sönme yoktu, bunlarda kayma kaybolma yoktu. Biz bunları kime bağladıydık? Bunları zamanın büyük velilerine, mürşid-i kâmillere bağladıydık.
İşte Hazreti Pir devam ediyor. Her kimin talihi, o yıldızlardan olursa, o kimsenin zatı, kâfirleri taşlayıp yakar. Her kim bu yıldızlardan olursa, yani büyük velilerden olursa, o büyük velilerin etrafında, yanı başında olursa, o velilerle beraber olursa, bunlar ne yapıyormuş? Bunlar, kâfirleri taşlayıp yakıyormuş. Çünkü başka bir hadisi, Kudsi'de, Allah dinini bunlarla ayakta tutar diyor.
Allah dinini bu velilerle ayakta tutar. Katede naklediyor. Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı. Bu mevcut yıldızlarla alakalı söylüyor. Bir, Allah onları semaya ziynet ve süs kıldı. Bu bildiğimiz yıldızların yaratılış maksatlarından birisi neymiş? Bu semaya süsmüş. İkincisi, şeytanlara atılacak taş kıldı. Demek ki ne yapıyormuş? Bu semadaki yıldızlarla şeytanlar taşlanıyormuş. Üçüncüsü, geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunların dışında bir tevil ileri sürerse, hissesine hataya düşer. Nasibini kaybeder, manasız bir yükün altına girer. Ve hakkında bilgisi olmayan, peygamberler ve meleklerin bile bilmekte aciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur.
Allah'a yeminle söylüyorum. Allah hiç kimsenin ne hayatını, ne rızkını, ne ölümünü herhangi bir yıldıza irtibatlı kılmamıştır. Aksini iddia edenler Allah hakkında yalan söyleyerek iftira ediyorlar. Rezin. Şimdi bu yıldızların ne görevi varmış? Üç. Birincisi neymiş? Bunları gökte, semada birer süs, birer ziynetmiş. İkincisi ne? Yıldızlar, bu yıldızlarla Cenab-ı Hak ne yapıyor? Şeytanları taşlıyor. Üçüncüsü neymiş? Geceleri istikametini kaybedenlere yol gösteriyor. İşte gökteki yıldızlar gibi yeryüzünde de insanların içerisinde yaşayan Allah'ın velileri, dostları vardır. Bu veliler, bu dostlar bir, yeryüzünün süsü ve güzellikleridir. Eğer onlar yeryüzünde yürümemiş olsalar, yeryüzü ne yazık ki hiçbir nimet üretmez, bahşetmez.
Hadis-i şerifte dedi ki, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem aleyhi zedleri, Yağmur bu zatlar yüzüsü hürmetine yağar. Yine bu zatlar yüzüsü hürmetine topraktan nebadat biter. Bu zatlar yüzüsü hürmetine Cenab-ı Hak hayatı devam ettirir. Bu zatlar yeryüzünden kaldırıldığında kıyamet kopar. En son Allah diyen nefesini verdikten sonra kıyamet kopar der başka bir hadis-i şerifte.
İşte nasıl gökteki yıldızlar insanlara gece karanlıkta kalıp yol yordan bilmeyen insanlara yol gösteriyorsa, bu yıldız hükmünde Allah'ın dostları, velileri, alimler yolunu kaybetmiş olan insanlara manevi yol göstericileridir. Yolunu kaybetmiş, sapkınlığa düşmüş, çok özür dilerim küfre düşmüş, bataklığa düşmüş, yolunu kaybetmiş, izini kaybetmiş, istikametini kaybetmiş, ne tarafa gideceği belli değil, ne yapacağı belli değil, kararsız, her an için bataklığa düşebilir, bataklığa düşmüş insanlara ne yaparlar?
Bunlar Allah'ın izniyle insanlara yol göstericidir. Sufiler insanların içerisinde yol göstericidir. Her türlü zorluya, her türlü sıkıntıya, her türlü derde, her türlü çileye, her türlü probleme göğüs gererekten, insanların içerisinde, insanların karanlıktan aydınlığa ulaşması, eğrilikten doğruluya ulaşması, yanlışlıktan, eksiklikten tamlığa doğru yürümesinde, onlar birer yol göstericidir. Onlar aynı zamanda da, şeytanla her daimi savaşan, Allah'ın askeri hükmündedirler. Onlar yeryüzünü, şeytan ve şeytani düşünceler, duygular, hareketler, yeryüzünü işgal etmesin diye, şeytanla ve kafir cinnilerle amansız bir savaşın içindedirler. Onlar her daim, şeytanla ve kafir cinnilerle ve kafirlerle savaş halindedir.
Bir sufi, bir Allah'ın dostu, bir Allah'ın velisi, kafirlerle savaş halindedir her dem. Her dem. Öyle bu gavurcuklar da bizim dostumuz, mürşidi kamiller de yoktur. O böyle kendi kendine, hümanizmin, kendince büyülü bir dünyası varmış gibi, oradaki hevaya, hevese kaptıranlar, işte biz bütün herkesle dostuz. Kimle dost olacaksın? Sivil insanların üzerine olanca bombasını, kurşununu yağdıran gavurlarla mı dost olacaksın? Kiminle dost olacaksın? Müslümanların her gün, her an kanını akıtanlarla mı dost olacaksın? Ramazan mübarek gün, Müslümanları aç, açık, meydanda şanı, şerefini kaybetmiş, namusunu, haysiyetini kaybetmiş bir halde getiren gavurlarla mı dost olacaksın?
Kiminle dost olacaksın? Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyen, Allah'ın indirdikleriyle hareket etmeyen, Allah'ın vahyine tabi olmayıp, şeytana heva ve hevesine tabi olanlarla mı dost olacaksın? Bir kimse ya mümindir ya da değildir. Mümin ise, onun dostu Allah, peygamber ve müminlerdir. Onun başka bir dostu yoktur. Bakın, onun başka bir dostu yoktur. Mümin ise. O yüzden bu Allah dostları, Allah'ın velileri, Allah'ın mürşidi kamilleri, ancak Allah'a, peygambere ve iman edenlere dost olurlar. Ve iman edenlerin içerisinde yolunu şaşırmış, yolunu kaybetmiş, hasberkader gözü kararmış, onlara yol gösterirler. İşte, o yüzden, her dönemin, her zamanın velileri ve mürşidi kamilleri vardır.
Her şehrin, her şehrin, bir manevi kutbu vardır. Her mahallenin, her kazanın, her köyün bir manevi kutbu vardır. Her evin, her evin bir manevi kutbu vardır. Onlar, evin içerisinde mesela Kur'an ve sünneti doğru olanı tebliğ eden bir kimse vardır evde. O der ki, bu haram, bundan uzak durun. İnsanların nefislerine bu acı gelir. Her mahallede, her toplulukta, her şehirde bu tip insanlar vardır. Ama biz tanıyamamışızdır, görememişizdir, bulamamışızdır. Bu ayrı meseledir. Ama vardır. Ve onlar, insanların doğru yola ulaşması için gayret gösterirler. İyilik yolunda koştururlar. İyilik yolunda. Hidayet yolunda koştururlar. Hidayet yolunda.
Siz onları şeytanın yolunda göremezsiniz. Siz onları şeytanla kol kola göremezsiniz. Siz onları şeytanın direktiflerini dinlerken göremezsiniz. Böyle onlar Kur'an ve sünnet eseniyeye sımsıkı yapışıp, Fisebillillah Allah yolunda cenk ederler. İşte bunlar hem şeytanın düşmanıdırlar. Şeytan da bunlara düşmandır. Hem bunlar yeryüzünün ziyneti, süsü hükmündedir. Allah'ın öyle kulları vardır ki onlar görüldüğünde Allah hatıra gelir. Onlar yeryüzünün bu noktada süsü hükmündedir. Onlar yürüdüklerinde sanki bir peygamber yürüyormuş gibi olur. Sünnet-i seniyyesiyle, ahlakıyla, simasıyla, her şeyle peygamberin yolunda giderler. Allah bizi onlarla beraber eylesin.
Onun hışmı bazen galip gelen, bazen mağlup olan ve tesiri böylece değişerek yürüyen merihin hışmına benzemez. Galip nur noksandan ve karanlıktan emindir. İşte bu mürşid-i kamiller, bu veliler, bu peygamberler tamamı Adem'den Hazreti Muhammed Mustafa'ya gelinceye kadar. Ve bu peygamberlerin varisi hükmünde olan Allah'ın dostları, veliler, evliyalar. Bunlar hiçbir zaman kah o tarafa, kah bu tarafa, kah mağlup'tu, kah galip'ti değildir. Bunlar Cenab-ı Hakk'ın Kur'an ve sünnetinden hiç sapmayan, bunlar Kur'an ve sünnetten ödün vermeyen, Kur'an ve sünneti yaşamaktan ve yaşatmaktan geri dönmeyen kimselerdir. Can verilecekse can verirler, mal verilecekse mal verirler, nefes verilecekse nefes verirler.
Ama onlar kendi hayatlarını bu noktada Kur'an ve sünnetin dışında istihdam etmezler. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine Mekkeli müşrikler geldiler, dediler ki ey Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme ne istiyorsan söyle. Bu Mekke'de hangi kadını istiyorsan söyle, onu sana nikahlayalım. Evliyse boşatacaklar yani. Ki hangi kadını istiyorsa, dikkat edin. Söz konusu olan devletin başına geçmekse, aha dediler, geç devletin başına, bizi idare et. Dikkat edin buraya. Burası imanın kemal noktası. Bir müminin, bir Müslümanın olması gereken nokta. Üçüncüsü, dediler ki derdin hazine ise, para ise, aha dediler sana Mekke devletinin hazinelerinin anahtarı.
Ve tarih boyunca Adem'den itibaren bozulma üç şeyden olmuştur. Bir kadın, iki para menat, üç devleti yönetmek. Lat menat uzza, lat menat uzza.
Kur'an'da geçer ya üç tane put ismi. Tarih boyunca Adem'den itibaren inananları bozan üç şeydir. Bir, kadın derken evdeki eşleriniz değil. Kadın derken nikahlı eşleriniz değil. Buradaki kadından kasıt zina etmek. Buradaki kadından kasıt rüşvet olarak verilen kadınlar. Buradaki kadından kasıt bir işini göstermek için peşkeş çekilen kadınlar. Buradaki kadından kasıt heva ve heves, nefsaniyet. Buradaki kadından kasıt aman şu ihalimiz şöyle olsun, aman buramız böyle olsun, aman şu işe girsin, aman bu işten çıksın, aman şu bürokratik olarak biz şu noktaya gelelim. Kadın ne lazım kadın lazım, verelim paşam padişahım demek.
Tarih boyunca bozulmanın ana faktörleridir. İkincisi menat, para. Helal kazanca hiç kimsenin söyleyecek bir lafı yoktur. İslam, Müslümanlık, müminlik, helal kazanca düşmanlık değildir. Bir Müslüman helal bir kazanca düşman olamaz. Alın teriyle kazanılmış bir para kadar helal ve hak olan bir para yoktur. Bir kimse alın teriyle kazanmış, çalışmış, ticaret yapmış, helalından kazanmış.
Buna söyleyecek hiç kimsenin bir sözü yoktur. Buradaki paradan kasıt haram kazançtır. Haram paradır. Rüşvetten, kayırmacılıktan, üçkağıtçılıktan, beşkağıtçılıktan, çabuk köşeye dönmekten, ona bunu kayırmaktan, ona buna peşkeş çekmekten kazanılan paradır. Tarih boyunca İslam toplumlarını bozan, hatta İslam'ın dışında bütün toplumları bozan en önemli nesnelerden birisidir.
Bundan nefsini terbiye etmeyenler, bununla nefsini terbiye etmeyenler, devlet kademelerinde veyahut da sivil kademelerde nereye gelirlerse gelsinler, ne yazık ki harama bulaşırlar. Bir ülkenin batışıdır haram para, bir ülkenin batışıdır zina, bir ülkenin batışıdır ne halde, nasıl, ne şekilde olursa olsun idarenin başına geçme. Zulümle, zalimlikle, hainlikle, darbeyle bir ülkenin idaresinin başına geçme. Ve o gücü, o gücü, kendi zalimliğini, kendi zulmünü, kendi iktidarını götürmek için kullanma. Uzza! Allah muhafaza eylesin.
Bunlar tarih boyunca İslam ümmetinin ve diğer ümmetlerin handikapı olmuştur. Hangi devlet yönetimi, hangi iktidar, hangi sistem, olursa olsun, eğer orada, eğer o memlekette, o er o sistemin içerisinde rüşvet alıp götürdüyse, kayırmacılık alıp götürdüyse, insanlar işlerini görebilmek için bürokrasiye üst kademedeki kimselere rüşvet vermek zorunda kalıyorlarsa, ve insanlar arasında hukuk değil de kayırmacılık galip ise ve o topluluklar bunlara dur demiyorsa, bunları suskun bir şekilde kabulleniyorlarsa, o topluluklar batmaya mahkumdur.
Bir toplulukta kadınlar herhangi bir işin olması için tabakların içerisinde erkeklere sunuluyorsa, ve bir toplulukta kadınlar etlerini pazarlıyorlarsa, ve o toplulukta kadınların etlerini pazarlamalarına hiç kimse ses çıkarmıyorsa, ve kadınlar bu noktada insanların önünde peşkeş çekilecek bir nema haline geldiyse, ve o toplulukta namus kavramı yok oluyorsa, zina serbest olduysa, ve herkes zinaya makul, malum olabilir gözüyle bakıyorsa, o topluluk batmaya mahkumdur.
Bunlar tarih boyunca toplulukları batıran en önemli meselelerdir. İşte Hz. Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine dendi ki, gel sen eğer kadın istiyorsan Mekkeli istediğin kadını al kendine, para istiyorsan al Mekke devletinin hazinesini sana verelim. Yok, sen yönetmek istiyorsan, iktidar olmak istiyorsan al Mekke devletinin iktidarını da sana verelim.
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin çağlar aşan cevabı. Çağlar aşan cevabı. Çağlar aşan. Ve bütün çağlara ışık tutan. Ve bütün her şeyi yerle yeksan eden. Ve her şeyi bir merkezde toplayan cevabı. Bir elime ayı verseniz, bir elime de güneşi verseniz. Ben la ilahe illallah demekten vazgeçmeyeceğim. Vazgeçmeyeceğim. Bir elime acı verseniz, bir elime de güneşi verseniz.
Biz aydan ahiret alemini kastetti diyelim. Dünyayı, şeyden, güneşten ahiret alemini kastetti diyelim. Aydan da dünya alemini kastetti diyelim. Ne ahiret için, ne de dünya için. İkisini de bana verseniz, ben la ilahe illallah demekten vazgeçmeyeceğim. İşte bu peygamberlerin, bu velilerin, bu evliyaların halet-i ruhiyeleri budur. Onların siz kadınla, onları siz parayla, onları siz makamla davalarından vazgeç ettiremezsiniz. Onlar bir gün dünyaya yönelik, ertesi gün ahirete yönelik. Bir gün ona kanmış, bugün ona kanmış, bir gün o kandırmış, bir gün bu kandırmış. Bir noktada göremezsiniz. Onlar her daim Kur'an ve sünnetle dipdiridir. Necm Suresi Ayet 2-3-4 Arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı.
O hevadan, yani arzularına göre konuşmaz. Onun konuşması, kendisine vahyedilinden başkası değildir. Hz. Muhammed-i Mustafa, heva ve hevesinden hiç konuşmadı. Hiç azmadı, hiç sapmadı. Sapmak, fikridir. Fikri plandadır sapışlar. Azmak ise zahirdir, fiili plandadır. Azmak. O kimse azar, fiili plandadır. Azgın ve sapkın. Azmak, fiili planda. Gidip zina etmek, gidip kumar oynamak, gidip haram işlemek. Haramı, helalı hiç dikkat etmeden önüne gelene hiç önemli değil hayatını devam ettirmek. Bu azmış insandır. Adam rüşvet yemiş, azmış.
İnsan kayırıyor, azmış. Haram işliyor, azmış. Haramların içerisinde dolaşıyor, azmış. Sapkın. Felsefi noktada. Hadisleri inkar etmiş. Sapkın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri de haşa günah işlemiş olabilir. Sapkın. Kadere iman yoktur. Sapkın. Sapkın. Bu ayetlerin bazılarının değişmesi lazım. Sapkın. Sapkın. Kur'an ve sünnetin içerisinde hükmedilmiş bir şeyin üzerine hüküm koymaya çalışmak. Sapkın. Sen kimsin kardeşim hüküm koyacak ya? Sen kendini ne zannettin iki kitap okumakla?
Vahiyle mi yarışıyorsun? Sapkın. O heva ve hevesinden konuşmaz dedi. Ayetle sabit. Hz. Muhammed-i Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin komple hadislerini inkar edenler. Sapkın. Sapkın. O sapmadı. O azmadı da. O heva hevesinden de konuşmadı. Ne konuştuysa vahiy. İşte bu veliler vahye tabi olurlar. Kimsenin hevasına hevesine değil. Bu evliyalar vahye tabi olurlar. Ahmet'in, Mehmet'in hevasına hevesine değil. Bu peygamberler Allah'ın emrine tabidirler. Hiç kimseye değil. Hiç kimseye değil. O zaman bunlar bir gün kuvvetlenip bir gün zayıflamazlar.
Bir gün ışığını çok verip yarın az vermezler. Beş gün çok kuvvetli ışık verip üç gün sönük olmazlar. O velilerin nuru her daim aydınlatır. Gece, gündüz. Yıl üç yüz altmış beş değil, ömür boyunca. Onlar bir gün fersiz, bir gün ferli. Bir gün maneviyatlı, bir gün maneviyatsız değildir. Hani dervişler zannederler. Bir gün kuvvetlenip bir gün zayıflamazlar. Bir gün ışığını çok verip yarın az vermezler. Beş gün çok kuvvetli ışık verip üç gün sönük olmazlar. O velilerin nuru her daim aydınlatır. Gece, gündüz, yıl üç yüz altmış beş değil, ömür boyunca. Onlar bir gün fersiz, bir gün ferli. Bir gün maneviyatlı, bir gün maneviyatsız değildir.
Hani dervişler zannederler ki, ham olan dervişler. Ya üstad bizden feyzini kesti herhalde. Üstad feyzini kimseden kesmez. Sen heva ve hevesine kapılmışsındır. Sen kendi kendini perdelemişsindir. İşi gücü yok, üstad seninle mi uğraşacak? Bizim ipimizi kesti canım, sen kendi kendinin ipini kesersin. Sen kendi kendinin ipini kesersin. Bu ara herhalde maneviyatı düştü galiba efendinin. Ne? Bunlar geçmiş dönemden bize konuşulan laflar. Tecrübe. Oğlum sen ne diyorsun? Şeyh efendinin maneviyatı mı kesilirmiş? Ne bileyim abi ya. Önceden rüyamda görüyordum da bu ara göremiyorum. Kendine bakmıyorum. Hani meşhur bir kıssa var ya. Dervişin birisi gelmiş efendi hazretleri öyle bir hal oluyor demiş.
Çok özür dilerim ama ben sizin merkep suretini görüyorum demiş. Evladım demiş. Yanında hiç çakı biçay yok mu? Var efendim demiş. Bir daha öyle bir hal olduğunda benim kulağımı kes de getir demiş. Madem merkebe dönüyorum ben. Emredersiniz efendim demiş. Dervişin kibirlisi böyle olur. İtmiş tabi gece yine aynı hal olunca rabıt ediyor ya arkadaş. Rabıtada la ilahe illallah ne çekiyorsa çekmiş bir bakmış ki şeyhi gene merkep suretine döndü. Çıkarmış hançerini. Caart kulağını kesecek. Yandım Allah kulak elinde. Koşa koşa kendi kulağı. Efendim ben sizi merkep suretinde görüyorum dedim. Kulağını kes dediniz. Ben kendi kulağımı kestim. Evladım sensin merkep suretinde manasında.
Ona bir cevap vermiş. Dervişin safı, Dervişin cahili, Dervişin kibirlisi Üstadının feyzinin düştüğünü zanneder. Cahildir o. Oysa onlarda sönme olmaz. Onlarda değişme olmaz. Onların nurları floresan lambası gibi yanar Allah'ın izniyle. Sen perdelenmişsindir. O yüzden Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde de böyle hata yapmıştır, Günah işlemiştir diyenlere cevap Necm suresi. O heva ve hevesinden hiç konuşmadı. Enfal ayet 29. Ey iman edenler Allah'tan korkarak hareket eder ve takva dairesinde bulunursanız, Allah size hakkı batıldan ve doğruya eğriden ayıracak bir kabiliyet, bir nur verir.
Peygamber azmadı, Peygamber azmadı, heva hevesinden konuşmadı. İman edenler siz de Allah'tan korkarak takvaya ulaşırsanız haramlardan uzak durur, farzları yerine getirir, sımsıkı Kur'an ve sünnete bağlı kalır. Allah'ı çokça zikrederseniz bakın devam ediyor. Allah size hakkı batıldan ayıran, doğruyu eğriden ayıran bir nur verir size.
Sen Kur'an ve sünnete sımsıkı yapışır, haramlardan uzak durur. Tövbeyle, zikirle hayatına devam edersen, iyiliklerde bulunur, iyi insan olursan, sen şeytanla heva hevesle mücadele edersen, sen yanlışta değil doğruda durursan, sen hakikate doğru yol alırsan, Cenab-ı Hak senin kalbine, senin kalbine bir nur verir. Feraset nuru dediğimiz nur bu. Senin kalbine bir nur verir. Sen bu nurla görürsün, bu nurla duyarsın. Benimle duyar, benimle işitir, benimle yürür, benimle konuşur dediği. Hadis-i Kudsi bu. Bu Cenab-ı Hak'ın sana altın tepside bir lütfu artık. Sen öylesine sımsıkı Kur'an ve sünnete yapışmışsın.
Sen öylesine Allah'ın ipine tutunmuşsun. Sen öylesine sünnet-i Resulullah'ı yaşıyorsun. Artık senin Allah kalbine bir nur verdi. Bu nurla sen görmen gerekeni görürsün. Bu nurla sen duyman gerekeni duyarsın. Bu nurla sen konuşman gerekeni konuşursun. Cenab-ı Hak bu nurun üzerinden sana ye, yeme, iç, içme, git, gitme, sev, sevme. Doğruya doğru seni ne yapar? Sevk eder. Artık sen o nurla nurlanırsın. Senin kalbinde o feraset nuru bir müddet sonra hakikat nuruna dönüşür. Bir müddet sonra hakikat nuruna dönüşünce artık sen hakikatin yeryüzünde yürüyen bir misali olursun. Senin döndüğün yere hakikat döner. Senin baktığın yere hakikat doğar.
Senin tutunduğun yer hakikat olur. Artık sen hakikat üzerine yürürsün ki Allah senin üzerine nurunu tamamlamış olur. Artık sen hakikatin bir perdesi olursun. Hakikatin perdesi. Sana bakan hakikati görür. Seni dinleyen hakikati dinler. O zaman öyle bir kimsenin kimseyi dinleyen kimse eğer kalbinde münafıklık var ise bir eğer hüsnü zan beslerse onun kalbindeki münafıklık giderilir.
O mümin olur ama onda hüsnü zan yok ise onun münafıklığı artar mühürlenir gider. O yüzden o hakikat nuruyla nurlanan Allah'ın velileri dostları yeryüzünde delildir. Ona bakanlar ya hidayete ulaşırlar, hidayet nurları artar ya da ona bakanlar küfrün en şedid noktasına giderler ki mühürlenirler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kim bu noktada Kur'an ve sünnete sımsıkı yapıştı, haramlardan uzak durdu, heva ve hevesinden uzak durdu, onun kalbine bir feraset nuru tecelli etti. Allah bizi onlardan eylesin. Buhari Kulumun farz kıldığım şeylerle bana yaklaşmasından iyisi yoktur.
Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder. Öyle olur ki artık onu severim. Onu sevdim mi işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli ve yürüdüğü ayağı olurum. Benden isterse kesin kes veririm. Bana bir sığınsın onu muhakkak korurum. Allah bizi böyle kulların kullardan olan, böyle kulların yanında olan kullarından eylesin. Böyle kullarla hemhal olan, o salihlerle beraber olanlardan eylesin inşallah. Önümüzdeki haftaya Allah izin verirse buradan devam edeceğiz. Allah nurunun iki parmağı arasındadırdan devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Geceniz hayır olsun. Selamun Aleyküm.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi