Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Mesnevî Şerhi · 1 Ocak 2021 · 30:32
Yedi yüz elli beşinci beyt. Onlar bu meşhur yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler. Birbirlerine bitişik ve birbirlerinden ayrı olmayan bu yıldızlar Allah'ın nurlarının ışığında dururlar. Hani geçen derste bu yıldızların ardında yıldızlar vardır, onlar sönmezler, onlar bozulmazlar deyip zamanın mürşidi kâmillerini, velilerini anlattılar. Aynı şey, aynı şey devam ediyor, aynı konu. Onlar bu meşhur yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler. Hazreti Pir böyle söyleyerekten aslında sekiz yüz elli yıl önce saman yolunun dışını anlatıyor bize. İşin zahir tarafı. Güneş sisteminin dışında sistemler olduğunu, saman yolunun dışında değişik saman yolları olduğunu anlatıyor bize.
Onlar meşhur yedi kat gökten başka, yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler. Demek ki öyle yıldızlar var, öyle gezegenler var. Bu yedi kat gök dediği bu güneş sistemi. Bunun dışında, bunun dışında, diğer göklerde, diğer gökte de değil, göklerde, saman yolunun dışında, diğer saman yollarında ne yapıyorlar? Yıldızlar seyir ve hareket ediyorlar. Birbirlerine bitişikler, birbirlerine bitişik ve birbirlerinden ayrı olmayan bu yıldızlar. Şimdi bunlar hem böyle birbirlerinden ayrı değil, birbirlerine de bitişik sistem olarak. Sistem olarak. Bunlar böyle ne yapıyorlar? Orada devam ediyorlar. Ve bunlarda yanma olmuyor, değişme olmuyor. Bunlarda bozulma olmuyor.
Yani güneş sisteminde bozulma söz konusu olmuş olsa, güneş sistemi komple kıyameti yaşar. Çöker güneş sistemi. Güneş kendi yörüngesinden milim kaymış olsa, komple güneş sistemi çöker. Güneşte ısı bilmem kaç derece, bilmem kaçta kaç eksilmiş olsa, dünya buzhaneye döner. Bildiğiniz buzhane olur. Ay buz kesilir anında. Dünya buz kesilir anında. Anında. Bakın anında. Dünyaya dışarıdan herhangi bir etki olmuş olsa, dünyanın bütün yörüngesi, bütün çalışma sistemi bozulur. Çünkü dünya tek başına bir şey değil, bağlantılı.
Bağlantılı olan yıldızlar, bağlantılı oldukları noktaya göre hareket ederler. Ama öyle yıldızlar vardır ki, onlar bağlantısı yoktur. Onlar başlı başına kutuptur. Hazreti Pir diyor ki, o başlı başına kutup olanlar Allah'ın nurundan alırlar. Zamanın kutupları, zamanın kutupları direkt Allah'ın nurundan alırlar.
Direkt Allah'ın nurundan. Bir kısım veliler vardır. O veliler bir velinin nurundan alır. Bir Pir'in nurundan alır. Bir Sufi, şeyhinin nurundan alır. Şeyhinin nurundan alır. Sufinin hamı, Sufinin bilmeyeni, yetişmemiş olanı nereden aldığını bilmez. Ama Sufi, direkt şeyhinin nurundan alır.
Direkt. Başındaki şeyhi kutup ise, o direkt Cenab-ı Hak'tan alır. Eğer başındaki şeyhi kutup değil ise, o bir kutuptan alır. Hani Hazreti Pir yine başka bir beytinde der ya, bir mumdan yanmaya bak. Hangi mumdan yanmışsın önemli değil der. Bir mum, öbür mumdan yanar. O öbür mumdan yanar. Mumların arasında bir fark var mı da? Yoktur. İstersen şeyhinden al. İster Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemden al. İstersen sen Cenab-ı Hak'tan al. Bu senin istidadınla alakalı. Bu senin onu kaldırıp kaldırmamanla. Buna yetişip yetişmemenle alakalı. Bu normalde işte ampul kaç vat? 220 vat. 220 vatla yanan bir ampule sen bakabiliyor musun? 60'lık, 70'lik, 80'lik, 100'lük bir ampule.
Bakıyorsun gözün buna dayanıyor mu? Evet. Peki oraya 500'lük bir ampul koysak sen ona çıplak gözle bakabilecek misin? Hayır. Ne olacak? Gözlerin kamaşacak, gidecek. Hiçbir şey görmeyeceksin sen. Bakın hiçbir şey görmeyeceksin. Hiçbir şey tanımlayamayacaksın. Bu onun gibi bir şey. Hiçbir şey tanımlayamaz o manevi olarak. Bazen sufiler böyle hal görürler. Hal gördüklerinde mesela Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gerçeğine yakın bir maneviyatta görürlerse gözleri kamaşır, göremezler. O bu noktada mesela direkt nur olarak tecelli ederse hiç bakamazlar zaten. Bakın hiç bakamazlar. Kafasını kaldırıp bakamaz bile. Ama kalben bilir mi o Hz. Muhammed Mustafa'nın nuru diye bilir.
Kafasını kaldırıp bakamaz ama. Bakın tekrar söylüyorum. Kafasını kaldırıp bakamaz. Gözünü kaldırıp bakamaz ona. Sebep? O daha henüz o hale gelmedi. Ve yine Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin gerçek nur tecelliyatıyla bir Müslümanın kaldırması çok zordur yine. Onun bakması yine zordur. O ayrı mesele. İşte bunlar nedir? Bunlar bildiğimiz evliyaların üstünde olan kimselerdir. Evliyaların üstündedir bunlar. Evliya nedir? Dördüncü, beşinci makamdakılar evliyadır. Üçten sonra evliyadır. Altıda veli olur o kimse. Nefis menatibi olarak altıncı makama geldiğinde o kimse veli olur.
O yedinci makama geldiğinde Mürşid-i Kamil olur. Ey Muhammed de ki ey mülkün sahibi Allah'ım mülkü dilediğine verir dilediğinden de o mülkü alırsın. Dilediğini aziz dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz ki sen her şeye kadirsin. Ali İmran ayet 26 Bir kimse böyle olduysa onu hasislenme. Onu bu hale Allah getirmiştir. Dilediğine verir. Dilediğine hikmeti verir. Dilediğine veliliği verir. Dilediğini peygamber yapar. Yapmış. Sen neden o veli oldu ben olmadım diye hasislenme. Neden o evliya oldu ben olmadım diye hasislenme. Sen çalış gayret et.
Yürü sen. O normalde eğer onu aziz ederse bir kimseyi Allah aziz edecekse bütün dünya insanları toplansa onu zelil edemez hiç kimse. Allah bir kimseyi de zelil edecekse bütün insanlar toplansa onu aziz edemez. Hani yine bir ayet-i kerime var ya Allah sana yardım edecekse diyor bütün insanlar onu engellemeye kalksa onu engelleyemez. Allah sana yardım etmeyecekse bütün insanlar sana yardım etmeye çalışsa hiçbir kimsenin yardımı sana dokunmaz. Dokunmaz edemezler. Yardımın gerçeği hakikati sahibi Allah'tır. iyyâken abdü ve iyyâken estâin ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz. Cenab-ı Hak sebepler daresinde insanların üzerinden yardım ettirir ama onun arkasında gerçekte Allah vardır.
Biz bu noktada Allah'ı göreceğiz. Hazreti Enes naklediyor. Yeryüzünde alimler gökteki yıldızlar gibidir ki kara ve denizlerin karanlıklarında onlarla yollar aydınlanıp bulunur. Yıldızlar batınca rehberlerin yolu şaşırmaları an meselesidir. Ahmet bin Hanbel'den nakletmiş. Demek ki yeryüzündeki alimler yeryüzündeki veliler yeryüzündeki kutuplar yeryüzündeki Allah dostları bunlar nedir?
Gökteki yıldızlar gibidir. Bunlar güneş karanlığa gömüldüğünde çekildiğinde dünya karanlığa gömüldüğünde nasıl ki yıldızlar karanlıkta kalan bir kimseye yol gösterici hükmünde ise alimler şeyhler bunlar da Ümmet-i Muhammed'e yol gösterici yıldız hükmündedir. Onlarla yollar aydınlanır. Onlarla insanlar yönlerini bulur. Yönsüz yolsuz insan bir yeri bulamaz. Ama İslam toplumunu dejenere etmek için İslam toplumunu Kur'an ve sünnetten ayırmak için içerideki batıcılarla dışarıdaki gavurlar bir oldular. Bizim nezdimizde şeyhleri alimleri yol göstericileri tuğ kaka ilan edip onların hepsini gözümüzden düşürdüler.
Bir kısmını bu kimselerin kendileri de sebep oldu. Nasıl sebep oldu? Nefislerine uydular. İnsanlardan şeyhenillah dediler. İnsanlardan istediler. Yaptıkları amellerin karşılığını insanlardan para, pul, makam, mevki olarak istediler. Alimler bozuldu. Şeyhler de bozuldu. Şeyhler de dünyaya tamah ettiler. Şeyhler de etrafındaki insanların mallarına, mülklerine tamah ettiler. Onlar da bozuldular. Zaten dışarıdan bozmak istiyorlar. İçeriden bozmak istiyorlar. E bunlar da kendi kendilerini bozdular. Hepsi de böyle tevafukan bozuklukta birleştiler. Ve böylece toplumun nezdinde değer kaybettiler.
Toplum nezdinde değersiz. kimler? Alimler, şeyhler, hocalar, din adamları. Toplum nezdinde itibarsızlaştırıldılar. Yol gösterici hükmünde olan kimseler ne yazık ki itibarsızlaştı. Farkında değil toplum. Böylece din itibarını yitirdi. Siz hiçbir kimseye yavrum tıp okumana gerek yok, evde kitabı oku doktor olursun diyenin duydunuz mu? Siz hiç evladım senin kalkıp da böyle işte eğitim fakültesinde okumana gerek yok. Al sen kitaplarını oku öğretmen çıkarsın. Hiç duydunuz mu böyle bir laf? Sen hukuku evde çalışaraktan mı kazandın?
Okula gitmedin mi? Gittin. Birisi demedi sana değil mi? Oku kitapları sen avukat olursun demedi. Hiç kimse demez bunu bakın. Siz birisine gitseniz ben kendi kendime bütün tıp kitaplarını okudum doktor oldum kardeşim. Gel bana tedavi ol, gel bana ameliyat olsa dese kim burada ameliyat olur? Kimse olmaz. Kim tedavi olur? Kimse olmaz. Hatta klasik otla, çöple tedavi edeceğiz diye uğraşanlara da yükleniyorlar siz de. Gitmeyin onlara, yapmayın, etmeyin, ota çöpe gitmeyin. Ya bu deccelliler, deccellilerin kurduğu bu hapları yutum oyna. Neden? Onlar bu işin ilminde değil. Hala. Ya tıp olunca ilmine gideceksin, okuyacaksın, iktisat olunca okuluna gideceksin, okuyacaksın, ne bileyim işte herhangi bir meslek sahibi olunca gideceksin bir yerde okuyacaksın veya gideceksin bir yerde çalışacaksın, çıraklık yapacaksın, öğreneceksin.
Bütün dünya ilimleri için, bütün bilimler için bu geçerli. Bir tek İslam dini için geçerli değil. kitabını oku sen evde, öğrenirsin evde. Oku Kur'an'ını evde. Ha sen Kur'an'a alim olursun. Elif'ten haberi yok benim gibi, B'den haberi yok. Bir tane meal alacak arkadaşı eve, meali okucak, dini öğrenecek. Ya buna alim lazım değil mi? Değil. En güzeli de şuydu. Ne o? İşte aracı kullanmayın, bilmem kimsenin, işte hiç kimseye şey yapmayın diye, reklam var, bilmem kimin kitapları, bilmem kaç tane, 25 bin lira.
Gece saat 3, kendi kendime dedim, ulan şu adamlara bakın, Kur'an yeter diyorlar dedim ben, bilmem kimin kitapları, bilmem kaç tane, 25 lira. Ulan Kur'an yeterse, sen ne yapma, 25 tane kitap yazdın. Yetmedim de mi, 25 tane kitap yazdın sen. Hem Kur'an yeter dedin, eee, sen ne yapma, kitap yazdın o zaman? Ne kitabı yazdın sen? Roman mı yazdın? Yok, ne yazdın? Dini kitap. Kur'an'ı anlama, Kur'an'ı öğrenme, Kur'an'ı tabi, indirilmiş din, gönderilmiş din, yok indirilmiş, bir sürü ismi var orada. Sen ne amma yazdın ya? Ne amma yazdın sen? Ah yok, buradaki amaç ne? Aslında amaç şu, dini hiç kimse gerçek manada anlamasın.
Gerçekten. Siz o derdi, Kur'an'ı mı zannediyorsunuz onlara? Öyle gelene diyorum, doğru söylüyorsun, faiz haram, alan veren, hepsi de haram, Kur'an haram etmiş mi diyorum ben? Etmiş. Bağırsana ya dedim ben, faiz haram diye. Bakıyor şimdi bana, Kur'an'ı yasak etmemişim kardeşim. Biz faiz haram derken, helal mi diyoruz dedim. Biz de Kur'an'a tabiyiz. Arkadaşlar, faiz haram, fuhuş haram, kumar haram, falotları haram, domuz eti haram, kan haram, leş haram, temiz yiyecekler helal. Paketlenmiş yiyeceklerin hiçbirisi de temiz değil.
Kur'an diyor, helal yetmiyor. Size temiz ve helal yiyecekler size diyor, emredildi. Ve bir daha, tehdit var, eğer bundan saparsanız diyor. Yani siz temiz ve helal yiyeceklerden saparsanız, tehdit var. Evet, büyük tehdit var. Neden? Allah insanı koruyor. Dertleri bu değil. Dertleri ne? İtibar kaybettiriyorlar. Ve insanlar dini öğrenmesin. Dini tam manasıyla anlamasın. Bakın, İslam dünyasına, buna Türkiye de dahil, buna Türkiye de dahil, bütün dinini yaşamaya çalışan, yaşayan, biraz mürekkep yalamış, biraz böyle bir şeyler söyleyen kimselerin, hepsi de itibar kaybına uğratılır.
Hepsi de. Hepsine de laf söylerler. İslam dünyasında en rahat laf söylenecek insanlar, alimlerdir, şeyhlerdir, sufilerdir. En rahat. En rahat. Neden? İtibarsızlaştırırlar. İslam'la mücadele eden gavurlar, itibarsızlaştırır. Müslümanlarla uğraşan gavurlar, onları itibarsızlaştırır. Onların aleyhinde konuşur. Onların aleyhinde yazarlar. Televizyonda, basında, yayında, her yerde, onların aleyhine konuşulur. Onların aleyhine konuşulur. Ve insanlar bilir bilmez, ne yazık ki onlara düşman olur.
Onların aleyhinde konuşmaya başlarlar. Hiç tanımalarına gerek yok. Bilmelerine gerek yok. Ben bir dikkana girdim. Selamünaleyküm, aleyhine konuştum aleyhine konuştum. İşte, ooo, işte, Mustafa abi hoş geldin filan. Böyle baktı. Mustafa hoca dedikleri sen misin? Ben hoca değilim. Senin hakkında çok şeyler konuştum da dedi. Allah verirsin hesabını. Hakkını helal et. Etmiyorum dedim. Böyle baktı şimdi bu. Dedim, beni tanıyor musun? Hayır dedi. Böyle hafif sakalı da var. Dedim ya, sakallı Müslüman dahi, tanımadığı bir kimsenin arkasından konuşuyorsa, vay bizim dinimize dedim, vay bizim Müslümanlığımıza, vay bizim dindarlığımıza dedim.
Neyse ya, hakkını helal et. Bak nasıl tepeden davranıyor der. Ya ben sana etmiyorum dedim. Sen daha hakkını helal et diyorsun bana dedim. Bir de kibirlenerekten söylüyorsun dedim. Tepeden bakaraktan söylüyorsun dedim. Sen kimsin dedim ya? Bu böyle baktı. Sen kendini ne zannediyorsun dedim ya? Ne zannediyorsun sen kendini? Sen beni normal, böyle dedim, vasıfsız, kimliksiz, kişiliksiz, kimselerle karıştırdın herhalde dedim. Mahşerde dedim böyle, senin gırtlağından tutacağım, kaldıracağım böyle dedim havaya dedim. Mahşer dedim, bana ait dedim. Senin dedim, böyle gırtlağından tutacağım, kaldıracağım, silkeleyeceğim böyle dedim. Diyeceğim ki dedim ben, Ya Rabbi, ben bunlardan davacıyım.
Bunlar çünkü benim namusuma, şerefime, haysiyetime, benim kızlarıma, damatlarıma, çocuklarıma, aileme, bunlar laf söyledi. Bunlar benim namusuma, şerefime, haysiyetime laf söyledi. Bunlar benim dinime, imanıma, yoluma laf söyledi. Bunlardan davacıyım diyeceğim dedim. Bunun rengi gitti. Mahşerde dedim, beni bekle. Zaten bekleyeceğiniz de dedim. Ama ben dedim, büyük bir ihtişamla geleceğim oraya dedim. Benimle olan hesabını dedim, toplayacaklar böyle dedim. Sizin hesabınız bekliyor. Neden? Mustafa Özbağ gelecek diyecekler dedim. Böyle kaldı bu şimdi.
Ha dedim. Siz dedim, dünyanın kralısınız şimdi. Dünya size güzel dedim. Filanca kimse, at, fişmanca kimse, at, fişmanca kimse, at, at arkasından dedim. Benim arkamdan söylediklerinin yüzde birini benim yüzüme söyleyebilir misin sen dedim ben. Böyle baktı bana. Bak söyleyemiyorsun dedim. Sen delikanlı, yiğit adam değilsin ki dedim. Sana hakkımı helal edeyim. Mahşer benim dedim. Şimdi o kimse, o kimse tanımadığımız, bilmediğimiz, Müslümanların arkasından konuşmayı, neden biz kendimize distur ediniyoruz? İtibarsızlaştırıyorlar çünkü. Bu bütün İslam dünyasında Osmanlı'dan sonra oldu. Osmanlı'da başladı bu.
Siz Mısır'da, Mısır'daki şeyhlerin ilaçla uyutulup, kadınlarla fotoğraflarının çekilip, gazetelerde basıldığını bilir misiniz? Evet. İtibarsızlaştırma adına. Siz Suriye'deki şeyhlerin böyle olduğunu bilir misiniz? Böyle yapıldığını? Bunu bana söyleyen Suriye, bir iki önceki Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Keftari. Bu bütün İslam dünyasında oynanan bir oyun mu? Bakın önce alimleri, şeyhleri itibarsızlaştırdılar.
Ardından mezhepleri itibarsızlaştırdılar. Bir mezhepsizlik ürettiler. Ardından hadisi şerifleri itibarsızlaştırdılar. Sahih miydi, değil miydi, sahih değildi de atalım hadislerin hepsini. Ben otuz yıldır bağırıyorum ya sıra Kur'an'a gelecek uyanın diye. Bundan otuz yıl önce ben kendim için konuştuğumu zannettiler. Birisi bunları bana dedi ki ya sen itibarsızlaştıracaklar diye sen böyle söylüyorsun dedi. Dedim ki Kur'an'ın üzerinde itibarsızlaştırma hareketi başladığında beni hatırla dedim. bunu çünkü Cumhuriyet'in ilk yıllarında mecliste bunu tartıştılar. Kur'an'ın içerisinden bazı ayetleri kaldıralım diye bunu beceremediler, yapamadılar.
Şimdi kim söylüyor bunu? Elin Fransız'ı söylüyor. Ne diyor? Kur'an'ın içindeki belli ayetleri kaldıralım diyor. İncil'deki ayetleri kaldıralım demiyor. İncil, aynı cezalar İncil'de de var. Kur'an'daki cezalar var ya fazlasıyla İncil'de var. Neden biliyoruz? Fazlasıyla, fazlasıyla Tevrat'ta var. Kim bunun tartışmasını yapıyor? Kimse yapmıyor. Ama ne diyorlar? Kur'an'da belli ayetleri kaldıralım. Neyin tartışmasını yapıyorlar? Kur'an tarihsel mi bakacağız? Evrensel mi bakacağız? Evrensel bakalım, tarihsel bakmayalım. O zaman evrensel bakınca Kur'an'ın hukukla alakalı bu ayetlerini geçersiz kabul edelim.
Bunu tartışıyorlar şimdi. Bakın, itibarsızlaştırma nereye geldi, dayandı. Biz şimdi ilk önce alimleri, ardından şeyhleri, ardından mezhebi, ardından mezhepleri yani, ardından hadisleri itibarsızlaştırdılar. Şimdi sokakta 18 yaşındaki çocuk diyor, hocam hadisler sahih mi? Ya oğlum sen kaç yaşındasın dedim. 17 yaşındayım dedi. Sizin evinizde hiç hadis kitabı var mı dedim ben. Yok amca dedi. Oğlum hadis kitabı yok evinizde dedim. Sen hadislerin sahih olup olmadığını nereden tartışacaksın? Tartışamazsın. Onlar söylüyorlar. Herkes din alimi. Adam oradan bir meal okuyor. Kur'an'ı Kerim'de böyle ayet var. Kardeşim o ayet nerede indirildi?
Niçin indirildi? Hangi olayın neticesinde olduğu? Esbab-ı nüzülünü biliyor musun? Hayır. Ya esbab-ı nüzülüne bakmadan o ayete nasıl mana vereceksin sen? Kur'an kendi kendini tefsir eder. Hocam ben başka ayetlere baktım onu tefsir ettim. Ya kardeşim Kur'an muhakkak kendi kendini tefsir eder. Ama o esbab-ı nüzülüne bak. Sebebine bak. O ayetin sebebi ne? Ona göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri o ayetin tecelliyatını hükmünü nasıl vermiş? Ona bak. Yok bakmayacak. O mealden okudu bitti. Allah bizi muhafaza eylesin. İşte böyle alimler alimler şimdi ta başa geldim. Alimler insanların karanlıkta kaldıkları zaman yol göstericileridir.
Asıl alim odur. Vakkaya iştahat eder. O esnada o kimse ne yapacağını ne edeceğini ne tarafa gideceğini bilemez. O esnada yaşayan bir veliye yaşayan bir alime fıkıhla alakalıysa o kimseye danışır o kimse ona yol gösterir. Işık hükmündedir. Işık hükmünde. Eğer onlar olmazlarsa o zaman zaten kıyamet kopar. Hani en son Allah denilen de vefat ettikten sonra kıyameti bekleyiniz. Hadisesi tecelli eder. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Ben yine Hazreti Pirden bunu şerh ederekten bitireyim. Ben de yaratılışta sizin gibi karanlıktım. Fakat vahiy güneşi bana böyle bir nur verdi.
Güneşlere nispetle biraz karanlığım. fakat insanların karanlıklarına nispetle nurluyum. Dikkat edin. Tahammül edebilsin diye nurum zayıf. Çünkü sen parlak güneşin eri değilsin. Balla sirkeden meydana gelen sirken cebin gibi ben de nurlu zulmetten meydana geldim. Ve bu suretle kalp hastalığına yol buldum. Faydalı oldum. Hasta adam hastalıktan kurtulunca sirkeyi bırak baliye gör. Gözü tahammül edemediği için tipile yıldız ışık verir. O da bu suretle yol bulur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin zeyde bunun sırrını faş etme gözet demesi. Peygamber sahabem yıldızlar gibi yola gidenlere ışık şeytanlara taştır dedi.
Herkes uzaktan görebilseydi gökyüzündeki güneşle nurlanırdı. Ve ey aşağılık kişi güneşi nuruna delalet etmek üzere yıldıza ne lüzum kalırdı. Ay buluta toprağa ve gölge der ki ben de sizin gibi insanım ancak bana vahiy geliyor. Allah bizi hayırda buluşup hayırda ileriye doğru koşanlardan eylesin. Selamun like you.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.