Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Eylül 2011 · 1:22:20
Allah gecenizi ayır etsin, istenelim, salih amel işleyenlerle ilgilesin. Bu arada sınav olmanızı sağladığı için şeytandan Allah razı olsun, denir, demem. Şeytan, Allah'ın rahmetinden, bereketinden, gütfundan, İbrahim'den, İsa'ndan, üç tatlı olmuş var. Şeytan bu manada insanların kötülükleri besleseler, kötülükleri emreder var.
O yüzden bir kimse, ya işte imtihan olmamızı sağladı, o yüzden şeytandan Allah razı olsun demek, tehdit-i iman, tehdit-i nikâh gerekiyor. Bırakıcı muhafaza eylesin. Ama şeytan gerekliymiş, farklı bir şey. Ama razı olsun, denmez. Aynı apartmanda oturduğun bir hanım var, içi fesat tut, bize kırıcı hareketler sergiliyor.
Geçer geçer, rüyamda evlerinden şiddetli, ateş çektiriyor. Kırkaç kez sorduk ve rüyamda onlara çay içmeyin. Ve içimden nasıl oldu da ben bundan da çay içiyorum. Hiçbir şey olmamış gibi, nurundanlığını gördüm. Acaba tabir edebiliyor musun? Ben pek böyle rüya tabir etmiyorum ama, bu böyle siz etrafınızdaki insanları kötü görmeye devam ederseniz, kendimizdeki kötülüğü görürsünüz.
Kimse etrafındaki komşuların içeri görmüyor. Komşularının eksiklikleri, yanlışlıkları olabilir. Komşularının hataları olabilir. Komşularının ortada, Kur'an ve Sünnet'in uygun davranıyormuş gibi görünebilir, öyle davranabilir. Biz bu noktada onları böyle fesat dolu, içi fesat dolu olarak nitelendirirsek, Allah muhafaza eylesin. Biz kendimiz günaha gireriz. Komşularımızı öyle değerlendirebiliriz. İçi fesat dolu demeyeceğiz. Dua edeceğiz. Allah ona da rükayet etmesin. Dua edeceğiz. Cenab-ı Hak ona da merhamet etsin, ona da ünlü etsin, ona da ikram etsin. Ona da ihsan etsin. Etrafımızdaki insanları böyle yargılamayın. Yapmış olabilir, etmiş olabilir, yanlışlık yapmış olabilir.
Bu böyle insanlar kendi içlerinde iyi niyetli düşünceler. Eğer kendi içinde iyi niyetli düşünmezseniz, kendi içinde pozitif, hani bugün kendi içinde pozitif düşünmek diyorlar ya, bu İslami literatürde iyi niyetli olmak. İyi düşünmek, güzel düşünmek, hayır düşünmek. O kimse size yanlışlık yapamıyor. O kimse size karşı bir hatası olabilir. O hatasını, o yanlışlığına dahi hayra yok. İyiye, güzeli doğuruyor. Onu da bir hikmet görmek. Onu da bir hata yaptı. Onu sana zarar verdi. Bu zararda hikmet görmek. Yanlışlıklarla, eksikliklerle mücadele etmek farklı bir şey. Ama onlarda da bir hikmet görmek, onlarda da bir fayda görmek farklı bir şey. Komşunuzdur, dükkan komşusu olabilir, ev komşusu olur, tarla komşusu olur, işler de bilebilir.
Her şey olur. Etraftaki o kimse hassistlik yapabilir, eksik davranabilir, yanlış davranabilir. Dua edin. Siz iyi niyetli davranınız. Siz hoş davranmaya çalışınız. Siz ona karşı peşin hükümlü olmayın. Hepimizin yaptığı hatalar bunlar. Yani biz etrafımızdaki kimselere karşı peşin hükümlü olmuyoruz. Etrafımızdaki kimselere biz iyi düşünelim, hayır düşünelim, iyi amel düşünelim. Kendimiz o noktada oturtturursak bu bizim için daha iyi. Tasavvurta yaradandan ötürü yaradılanı sevmek var. Vakat Kur'an-ı Kerim'e göre de kafirlerin düşman bilmek gerekiyor. Bunu nasıl anlamalıyız? Biz kafirliği düşman biliriz. Bir düşman biliriz. Kafirler bizim için İslam olmaya aday insanlarımız. Yaradılanı sevmek aşk-ı mecazidir. Aşk-ı mecaziden aşk-ı hakikâye vardır.
Biz bir kafir insan olduğu için insanlığını severiz. Cenab-ı Hak onu insan yaratmış. Biz kafirlere de zulmetmeyiz. Biz kafirlere hakaret etmeyiz buna göre. Veya kafirlere haksız yere canına kıymayız. Onların namuslarına, onların akıllarına, onların mallarına tecavüzde bulunmayız. Bu noktada kafirlere karşı bizim bu noktada duruşumuz Allah'ın sevgimizden dolayı. Ve onlara karşı duruşumuz kafirliklerinden dolayıdır. İnsanlıklarından dolayı değil. O yüzden sonuçta kafir de olsa onun yaşam hakkı vardır. Kafir de olsa bizimle savaşmadığı müddetçe biz onunla savaşmayız. O bize kılıcını çekmediği müddetçe biz onu öldürmeyiz. O bize silahını doldurmadığı müddetçe biz ona silah doldurmayız.
O yüzden kafirleri bu manada dost tutmamak, onların afyaklarını, onların İslam dışı davranışlarını, onun Kuran ve Sünnet dışı davranışlarını ölçü almamaktır. Kafirlerin dost tutmamak, kafirlerin yolundan gitmemektir. Onların izinden gitmemektir. Onlar gibi yaşamamaktır. Onlar gibi düşünmemektir. Onların ahlakıyla ahlaklanmamak, onların edebiyle hedeflenmemek, onların hukukuyla hukuklanmamak, onların yaşam standartıyla standartlaşmamaktır. Yoksa biz kafirlerin dost tutmamak derken, onların kalkıp da katletmek, hepten kompresini yok etmek değildir derdimiz. Yoksa bir Hristiyan geldik, bizim onunla bir derdimiz yok. Oturuz, biz ona İslam'ı tebliğ ederiz. Oturuz, biz onu doğruyu, bize bir hakikati tebliğ ederiz. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretlerine geldiler.
Allah Resulü Sallallahu Aleyhi Vesellem Hazretleri onları misafir etti. Ve her gün onlara sevgi etti. Ve hatta onlar ibadet etmek istediler. Mescid-i Nebevi onları açtı. Mescid-i Nebevi de onların ibadet etmelerini de sağladı. Bizim bu noktada kafirlerle alık veremediğimiz yok. O yüzden biz her yaratılanın üzerinde yaratanın sıfatlarının tecelliyatını görürüz. Bu farklı bir şeydir. Yani onun kafirliğinin üzerinde dahi Allah'ın sıfatının tecelliyatı vardır. Cenab-ı Hak ona vahşeder, ona hidayet eder, onu İslam bulup bizden öne geçer. Biz de öyle düşünürüz. Ama o bizimle savaşır, bizimle mücadele eder, o bizimle cedelleşmeye kalkarsa biz bununla savaşırız, onunla cedelleşiriz.
Yoksa burada kafirlerin dost tutmamak, bu manada onların ahlakıyla ahlaklanmamak, onların hukukuyla hukuklanmamak, onların hedefleriyle hedeflenmemek, onların bu manada sapıklıklarıyla sapıklanmamaktır. Bu noktada eğer ki kendi ahlakımızı, hukukumuzu, örgümüzü, adetimizi, gelerimizi, inancımızı biz kendimiz olarak yaşarız. O yüzden kafirlere dost tutmayız. O yüzden onlar inandıkları gibi inanmayız. Onlarla dost olmak demek, dost dostun yolunda olur. Dost dostla beraber olur. Dost dostun izindedir. Kafirlerle dost tutmayınız demek, onların izinden gitmemektir. Sapıklığa düşmemektir. Başka bir noktadan değil. Bütün kafirler İslam olmaya adaydır.
Bütün kafirler. Biz kafirlere İslam olmaya aday ol gözüyle bakarsak bir sıkıntımız yok. Ama biz onların yoksa, işte yemek yemelerini, su içmelerini, giyinmelerini, kıyafetlerini, hukuklarını, ahlaklarını kendimize örnek alırsak o zaman batarız biz. Hani bir ara bir lider dediydi ya, biz onların her şeyiyle hemhal olacağız. Babamız vardı ya, kafirlere dost tutmayınız. Şeyde, Hollanda'da eşcinselilerin evlenme hakkı var. Din bunu yasaklamış, haram etmiş. Biz onların hukukuyla, eşcinselilerin birbirleriyle evlenmelerine cevaz vermeyeceğiz. İslam hukuku cevaz vermez. Hatta eşcinseliler fuhuş yapıyorlarsa ve yaptıkları fuhuş sabit ise, sabit ise, fuhuş tebliğ ise katlederiz biz onları.
İstanbul'unları katleder. Şimdi gavurlarla dost olanlar onların katta olmasını istemeyecekler. İstanbul hukuku evli bir erkek veya bayanın fuhuş yaptığı sabitlenir, kesinleşir ve o kimse itiraf ederse, rejim eder onu, katleder. Göz göre göre evli erkek veya bir bayan, nikahsız bir kadın veya erkekle beraber olur ise, rejim ederiz.
O zaman bu gerçekleşir, sabitleşirse, ama İslam hukukunda böyle, İslam hukuku olmayan yerde hiçbir suç yok. Biz şimdi kafirlerin hukukuyla hukuklanıyoruz. Kafirlerin, gavurların hukukuyla hukuklandığımız zaman biz onları dost tutmuşuz. Veya biz bu o hukuku desteklediğimizde, o hukuku olsun dediğimizde daha da ileri gidiyoruz. Tecvid, iman, tecvid, nikah gerekli. Dersek ki biz şimdi, fuhuşu, fuhuş da aran değil, fuhuşu bu ceza diyoruz. Açık ki, koca koca burası. Bu konuda ayet-i kerime, o yüzden rejim edilmez. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem anladığı rejim edilmez ama, işte onları kıvırttırıyorlar. Ama, yok işte Yahudiydi de, yok işte İslam değildi de, yok şöyle değildi de, yok böyleydi de, bulandırıyorlar.
Var mı İslam'da Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem anladığı uygulaması? Var. Açıkça bunu var kardeşim. İslam'ın uygulaması bu. İsteyemizliyorsan İslam olma. Sana zorla İslam ol diyen yok ki. Böyle bir şeyi ben kabul etmiyorum diyor. Sana İslam olmazsın, bu kadar basın. Allah sana zorla İslam ol demiyor. Müslümanlar da sana zorla İslam ol demiyor. Eğitip çevirtip kıvırttırmaya çalışma. Eğit tıkma. Eğit tıklan çalışıyor bana. Bu sefer ne oluyor? Gavurun hukukuyla hukuklanmış oluyorsun. Hoş, gavura gavur demek de o diyemezsin. Ben bir yasak çiğniyorum yapmış o abla. Allah bizi afferse.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem namazını gecenin sonunda bırakırdı. O yastır namazını kılar, yastır namazından sonra biraz yatar, uyur, gece kalkar, gece namazını kılar, gece namazını kılar, gece namazının sonunda bir daha yatar. Sabah namazına tekrar kalkardı. Tabi bu noktada ulema ümmetin uygulayabileceğini, uygularken de zor uygulayabileceğini görerekten vitir namazının vaktini öne almışlar.
Yastır namazına sonrasını hemen ilave etmişler. Vitir namazının sevabını kaçırmasın, vitir namazını kılmadan geçmesin diye. Biraz da İmam-ı Azam adetler. İmam ayına göre vitir namazı vacip değil. Sünnet, nazire hükmünde. Hanebiler böyle olmasına rağmen Osmanlı numarası, Türkler vitir namazını vacip hükmünde görmüşler. İmam ayına uymamışlardı. Yani hiç kimse, mesela biz vitir'i kılmazsa terk edilmiş vitir namazında kaza etmeye dair hüküm var. İmam-ı Azam'a göre. İmam ayına göre, İmam ayına göre vitir namazı nafile namazı. Genelde toplumun böyle olduğunu bilmez. Herkes vitir namazını, İmam-ı Azam'ın, İmam Yusuf'un nafile gördüğünü bilmez.
Bu malada aslında bir de Hanebiler kendi içlerinde derler ki, İmam-ı Azam'ın bir noktada görüşte birleştiyse, o geçerlidir derler. Yani diyelim ki İmam-ı Azam ile İmam-ı Muhammed birleşti, o geçerli. İmam-ı Muhammed ile İmam Yusuf birleşti, o geçerli. Yani iki İmam'da veya İmam Yusuf'un İmam-ı Azam ile birleşti, o geçerli derler. Öyle deseler de malı, meseleler de uygulamamışlar. Dünyalık mal niçin kazanılır? Bunun ölçüsü nedir? Çocuklarla miras bırakmak zorunda mı? Daha öyle arsa, tarla. Zorunluluğu yok. Böyle bir zorunluluk yok. Bir babanın, bir ebeveynin çocuklarından miras bırakma zorunluluğu yok. Ama Peygamber sallallahu ve sellem hazretler.
Hani bir sahabe malının tamamını dolu istiyor, diyor ki fazla. O zaman diyor yarısın diyor fazla. Diyor ki üçte birini fazla, dörtte birine lazım öyle değil mi? Diyor ki dörtte biri, bu yeter. Devam ediyor adı şerifte. Çocukların arkandan sana dua etmesini istemem misin diyor. Çocukların sana arkadan dua etsinler. Evet, dünya ahireti kazanmak için kazanılır. Dünya, dünyayı kazanmak için değildir. Dünya madem ki ahireti tarlası, bir kimse dünyanın içerisinde zengin olma şartı yoktur. Bir kimse zengin olmak için savaşmaz Müslüman. Zengin olmak için mücadele etmez. Zengin olmak için mücadele edenler, zengin olmak için savaşanlar zengin olamazlar. Böyle bir şey yok.
Dünyaya sahip olmak, dünyanın üzerine oturmak için dünyanın peşinden koşulmaz. Böyle bir şey yok. Madem ki dünya ahiretin tarlası, madem ki dünya ahirete gidişte bize bir basamak, madem ki dünya ahirete yürümüşte geçilecek olan bir yer, insanlar orada hazmer kadar üzerlerine düşen vazifeyi yerine getirecekler. Tembellik yapmayacaklar. Dünya bize lazım deyip de miskinlik yapmayacaklar. Boş vermeyecekler. Herkes kendince, sanatınca, evbabınca, bildiğince dünya üzerinde hayatını idam ettirecek. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri nasıl ticaret yaptıysa veya ashabı nasıl ticaret yaptıysa, sebeplere temessül ettiyse, biz de sebeplere temessül ederekten hayatımızı devam ettireceğiz.
Veren el Allah'ın elden üstündür. Biz veren el olmak için mücadele edeceğiz. Madem ki cömertleri, cennetin kapısını cömertler açacak, madem ki cömertlik, Allah'ın bu noktada en önemli sıfatlarından bir sıfat, biz cömert olmak için gayret edeceğiz. Cömertlik, insanlara mal dolaşmak değildir. Cömertlik, birinci derecede ailesini ve çocuklarını iyi geçirdirmeye çalışmaktır. Yoksa bir kimse dünyalık olarak kazanır, ailesini perişan bir şekilde yaşatır. Dünyalık olarak kazanıyordur, çocuklarını perişan bir şekilde yaşatır. Dünyalık olarak kazanıyordur, biriktirir. Ne kendi üzerine harcar, ne arkadaşlarına harcar, ne çocuklarına, ne işine harcar. Bu dünyalık, methedilmiş bir dünyalık değildir.
Biz dünyaya da düşman değiliz. Dünyalıya da düşman değiliz. Biz İslam olarak zenginliğe düşman değiliz. Biz haramla düşmanız. Biz haramla bazı keseceğiz. Haramı iştireceğiz. Yani bazılarımız var, İslam adına zenginliğe karşı, İslam adına dünyalıya karşı savaş açmışlar. Biz dünyalıya bakarak ailemizi terk edeceğiz. Dünya sepkisini gönlümüze koyacağız.
Yoksa işte adam bir ev yaptırmış, kapısından içeri hiç fukara girmiyor. Adamın evi var, evinde hiç fukara yatmıyor. Evinde hiç fukara yemek yemiyor. Kapısı fukaraya açık değil. Adamın iş yeri var, kapısından içeri fukara girmiyor. Adamın iş yeri var, adamın hali vakti yerinde birisinin bir şeye ihtiyacı var. O kimsenin aklına gelmiş. Bu da zenginliğe karşı gelmek değil. Bu ahlaka karşıyız.
Biz cimriliğe karşıyız. Biz dünyalığın üzerine oturup zulmedenlere kalmıyoruz. Böyle bir şeyimiz yok. Şeyin hala da dilenme noktasını ister. Dünyalığı seven insanlar dilenirler. Onun malının mülkünü değildir. Bu adam hep dilenmeye devam eder. Ticaret yaparken de dilenir o. Gidersin adamın işte kaç para hesabı var? On beş lira.
Ya bir yarasını silsen ya. Akit yapmışsın. On beş liraya satmışsın malı. Adam dilenir. Bir lirasını sil. İki lirasını sil. Ya kardeşim akit yaptın, böyle bu malı aldın. Neden üzerine geliyorsun daha silmek için? Dileniyor. Silseydin, almasaydın. Ya dilenme, borcun senin bu. Ölteceğim Allah'ın izninden de öyle. Allah sana götür onu. Dileniyor. Bu dünya sevgisi. Bunu seder. İllaki adam şu ara vermeyecek. Yani yok ayrılmak, bir makul bir ara vermeyecek. İllaki onu bilmek için dileniyor. Etrafı ara ediyor. Etrafı haşar ediyor. Biz dünya sevgisiyle mücadele ediyoruz. Adam malın mülkü var. Adam hala yok için durmuyor etrafa. Biz bu dünya sevgisine karşıyız. Dünya mücadele eder. Dünya ile mücadele etmez.
Biz hiç fakir değiliz. Dünyayı ağır. Dünya'yı ağır edip o kimse. Şöyle bir şey var. Müslümanların üzerinde, bilhassa ehli tasarruğunun üzerinde, ehlilerin üzerinde şöyle bir düşünce var. Hep bunlar fıkarı alacak. O yüzden ben nefsine uymuş bir şeyhim. Başka ben şeyhimi kabul ediyorum. Ben şey olarak görmüyorum kendini. Bizlerden öyle diyorlar. Nefsine uymuş bir şey. Neden? Yani ticaret yapıyor. Neden? Yani ben hala da dünyadan ben elime yeterli çekmedim. Dilense ayrı bir şey olur. Adam demiyor ya, adam ne yiyecek, ne işecek, nereden hizmet edecek, nereden koşturacak.
Ne yapacakmışım? Çalışmayacakmışım. Ne yapacak o zaman? Sohbete gideceğim ben. O zaman sohbete gittiğim yere telefon açacağım. Ben geliyorum. Benim aramanın nevizini de doldurun. İyiceğim, içeceğim de ayarlayayım. Yönüyemi de hazırlayayım. Buraya geleceğim arkadaşlar. Buraya geliyorum. Eee? Yani her hafta, kardeş eee? Ya biraz da tavuk eller çeker. Hep öyle yapanları görmüşler ya. Beni alacak, karama götürecek, içirecek, yitirecek, içirecek, yapacak bunu. Onu görmüşler ya. Yok bu şeyleri bozuyor. Hesabı kitabı bozuyor, ezber bozuyor bu iş. Yok. Biz ömrümüzün sonuna kadar, ömrümüzün sonuna kadar bilirmeyeceğiz. İstemek yok. Ta ilk başta şuraya, şu direğe yaslanarak bir şey konuşturdum.
Eğer bir günden bir günde sizden bir şey istersen dilimi koparım demiştim. O sözcümü unutmuş değilim. Bir günden bir günde sizden bir şey istersen dilimi koparım. Bir şey yok. Dilenme değil. Dervişlik dilenme değil. Müslümanlık dilenme değil. Gayret göstermiş çalışacağız.
Sebepler dairesinde. Dünyaya sahip olup, dünyaya hükmetmek için uğraşmıyoruz. Çoğumuzu, çocuğumuzu, terlimizi hiç kimsenin muhtaç etmeden Cenab-ı Hakk'ın lütfuyla, ikramıyla bu dünyada göçüp gideceğiz. Yoksa dünya sevgisi, dünyaya tapma, dünya için ahireti terk etme. Böyle bir dertimiz yok. Allah bize affetsin. Bu yüzden sebepler dairesinde herkes işine, gücüne bakacak, çalışacak. Sebepler dairesinde tembel olmak, çalışmamak, boş gezmek yok. Sebepler dairesinde işine, gücüne bakacak herkes. Orta yerde dolaşacak, dilenecek. Yok öyle bir şey. Orta yerde dilenecek. Dervişlik diyecek onun adına. Yok öyle bir şey. Böyle bir şey yok.
Dünyayı sevmek olarak, işi var namazını terk ediyor. İşi var dersi terk ediyor. Karayı kazanmak için, kandırıyor. Karaya sahip olmak için insanların ağırlığı parmağı sorduğu gibi deviriyor. Ödeyeceğiz kardeşim. Kuruşu kuruşunu ödeyeceğiz.
Alacağımız kuruşuna. Almak için, sana silmek zorunda mıyım? Başka bir fukaranın elinden tutarım. Sana ne? Sana mı varmak zorundayım? Ticaret yapıyorum ya. Benim dağılacağım ya. Adam dışarıdan diyor.
Ya silseydim. Ya sana silmek zorunda mıyım? Silmeyeceğim sana. Ben de ticaret yapmışım. Sen bu bana borcunu ödeyeceksin. Benim silecek olduğum, yardım edecek olduğum insanlar benim nazarımda var. Bu insanlar var. Ben sana mı yedireceğim? Yedirmiyorum sana. Sen bende ticaret yapmışım. Bana borcunu ödeyeceksin. Bu ticaretin hukuku. Kimse, hepinize aynı şey. Ticaret yaparlar bilir bunu. Yani sakallısın ya. Bir de öğrenirler. Bu oğul, Mevlevi'miş. Bu üstad'miş. Bu şeyh'miş. Zaten oğul öğrenildikten sonra hiç kimse ödemedir zaten. Bir sürü alacak var şimdi içeriden.
Ya sen de böyle icraya ayıracaksın. Ben dedim, sen benden iyisin. Ya dedim, çoğunun çoğunun oturacak evi yok dedim. Sende ev var, at var, araba var, her şey var. Böyle baktı. Şimdi bana diyorsun ki ben, sen de böyle icraya vereceğim. Biz tam da üzerinde. Ticaret'te de yok. Adam ödeyemezsin, naçar olsun. Biz yaşadık onları. Yaşadık. Bu borçtansın kardeşim. Üç gün sana oğul, Allah bize affeyse. Yani işte, dünyalıyı biz meyletmeyeceğiz.
İyi kardeş, dünyalıyı sevmeyeceğiz biz. Adam işine bakacak. Mali vakti yerinde olacak. Hz. Osman'a kaç tane savaşın, kaç tane savaşın konum ve masrafını çekmez. Para istediğim için söylemiyorum sizler. Yanlış anlaşılmasın. Doğalgızı var mı?
Çayın kahvesinin masrafı var mı? Yukarıda tekkenin masrafı var mı? Tekkenin yedi milyara yakın birileri var. Konuşmuyoruz, sanki böyle para konuşmuyor mu diye. Allah bizi affetsin. Böyle bir derdimiz yok. Dilenmek yok, istemek yok. İstersek dilimiz kopsun. Böyle bir şey yok. Yanlış anlaşılmasın. Ama biz dünyayı ahirete basamak edeceğiz. Çalışacağız, çapalayacağız, sorunumuzu, çocuğumuzun hakkını ayıracağız. Allah yolunda davranışmasını bileceğiz. Artıcı canın Allah yolunda. Kocası var. Bir ara eğitim tasavvumu bu hataya düşmüş.
Dergahların, o tekkelerin vakıfları varmış. O vakıflarda oturmuşlar. Biz dünyayı talep etmiyorduklar. Oralarda oturmuşlar. Miskinlik yapmışlar. Oranın zenginleri gelmiş. Onlar bakmış orada. Onlar da eş olacağını tatmin etmişler. Hep dervişler online'a dalgılanmış. Dilemem, istemem. Pezmur der. Ekşi ekşi ter kokar. Bir yemek bulduğunda yumulan. Bir para bulduğunda yumulan. Ondan bundan isteyen. İlk derviş olduğunda gördüğüm zamanlar. Bunları anlatmamlar. İlk derviş olduğunda gördüğümü yaşadım ben. Bunları anlatmamlar hiç.
Getirdi. Sanki biz onu getir demişiz. Buradan dört tane lastiği yeniledi de gitti. Dedi kardeş babayı taşıyom ben dedi. Burada dedi kaza yaparsak diyor. Babaya bir şey olursa dedi. Bunun sorumluluk bu kim olacak dedi. Baktım böyle. Doğru söylüyorsun dedim ben. Değiştirelim. Değiştirdik adamın lastiklerini. Bir daha getirecekmiş. O şey efendim. Getirme dedim ben. Getirme istemiyor. Bende de yok o zaman. Dört tane lastiği ödeyinceye kadar dibim çıktı benim. Bizim o tamirci şey var. Arabaya tanıtıyor. Hasan. Hasan orta yere girdi.
Hasan'ın lastikçisinden aldı. Ödeyinceye kadar canım çıktı. Adam Şeyh Efendi'yi getirecekmiş. Adamın Şeyh Efendi'yi getirdi diye adamın lastiklerini yeniledik de götürdük. Gönderdik. Bunları yaşadım ben hep. Yok İslam'da. Tasavutta yok. Tarikatta yok. Dergatta yok. Bunlar seyahate çıkarlarmış böyle. Seyahate çıkıyorlar dervişler. Aaa bir bakıyorsun on kişi gelmişler. Hep beraber üç gün dört gün kalıyorlar. Yiyorlar içiyorlar. Gezdiriyorsun bunlara. Bakıyorsun. Hürmet ediyorsun. Hizmet ediyorsun. Bunlar böyle seyahat ediyor. Haydi oradan başka bir yer istiyorlar. Her sene kışlı dolaşıyorlarmış bunlar. Kardeşim bu. Dervişlik bunun adı. Yok böyle bir şey.
İstemiyorum dedim bir daha. Bazen hani siz eski dergattan çok gelen gider olmaz ya eskilerden. Bunların yani hiç kimseye konuşma. Bunları da hiç konuşmazlar insanlar. Dervişlikten tiskilmesinler. Tasonluktan tiskilmesinler diye. Dervişlik değil ki. Yani şimdi buradan on kişi kalkacak. On beş kişi baba derviş ya bunlar. On kişi kalkacaklar. Buradan İzmir'e gidecekler. İzmir'de on kişi orada oturacak. Üç gün dört gün yiyecek, içecek, duracak. Oradan Bayındır'a gidecek. Oradan işte Konya'ya gidecek. Oradan işte Samsun'a gidecek. Oradan İstanbul'a gidecek. Oradan İzmit'e geçecek. Ya bunlar baba derviş ya. Ne bunun adı dervişlik. Yok böyle bir şey.
Dünyalığı meyletmeyeceğiz. Dünyayı sevmeyeceğiz. Farklı bir şey. Biz hamdadan geçineceğiz. Dileyeceğiz. Biz çalışmayacağız. Biz çalışmadan kendimize baktıracağız. Farklı bir şey. Yok böyle bir tasavvuf. Ya bir tane derviş işsizse canı sıkılıyor. Ona bakıyorum ben neden bu adam çalışmıyor. Neden işsiz diyor. Yok böyle bir şey. Çalışacak, adamı koşturacak. Allah rızası için, Allah için. O yüzden. Yok işte biz dünyalık kazanmayacağız. Miskinlik yapacağız. Yok böyle bir şey. Dilereceğiz. Yok böyle bir şey. İlteceğiz. Yok böyle bir şey. Bu tasavvuf değil. Kırk dokuz yaşındayım. Paraya girdiğimden beri çalışıyorum.
On beş yaşında babam vefat etti. Ben on beş yaşından beri ev bakıyorum. On beş yaşından beri ben ailemden bir zeytin daha yapamadım. Borçlandım, ifraz ettim, yan yaptım, çamur alattım, tarlalarda yaptım kalktım, banklarda yaptım kalktım, çaycılık yaptım, garsonluk yaptım, meyhanede garsonluk yaptım, meyhane çalıştırdım, ayakkabıcılık yaptım, konfeksiyonda çalıştım, çalışmadım, hiç dalı kalmadı. Çalıştım ama. Çalıştım ama. Ödemiş'e gittim. Ödemiş'te çalıştım. Ödemiş'te çalıştım. Ödemiş'te de dilenmedim. Şeyh Efendi ben ödemiş'e gittim. Ödemiş'e gittim. Ödemiş'te de dilenmedim. Şeyh Efendi ben ödemiş'e gittim. Ödemiş'e gittim. Ödemiş'e gittim. Ben o da çalıştım. Çalıştım. Çalıştım yerden Adil Irmağ'ın yanında çalıştım.
Adil Irmağ'ın yanında çalışınken şeyh Efendi bana özellikle dedi ki, oğlum ihtiyacını alacaksın buradan. İhtiyacı ne alacaksın? Maaş bile konuşmadım ben. Allah sığırtın. Maaş bile konuşmadım ben. Allah sizi inandırsın. Orada çalıştığım müddetçe. Yani halı satıyor, beyaz eşya satıyor, mobilya satıyor, her şeyi satıyor. Bir tane çelik tencere aldım parasıyla. Bir tane halı aldım. Kenarına fare yemişti. Özürlü. O hala daha o halı durur. Çelik tencereye parasını verdim. O kenarı fare yemiş halıyı aldım. Dedim ki kesin.
Paramdan maaş. Ne bilmiyor musun? Hala lan. Çıkarken aklınızı helal edin, helal olsun. Gerçekten zaten bir maaş var. Onlar kendilerim için konuşuyorlardı. Allah sizi inandırsın. Ekmek parası alıyordum, ekmek parası. İhtiraz etmiyordum. Çalıştım ama. Orada odun kömür deposu açtım. Odun kömür orta. Şehren Bursa'yı göçü deyince emredersiniz efendim. İş yerine ne yapayım dedim ben. Bırak oğlum ortağına dedi. Komple amatları ortağa bıraktım ben. Çekleri vardı. Paraları verdim. Bu kadar korku aldım. Bu kadar alacak o zaman. Sermaye bırakıyorum. Oğlum sana senin bir arkandan denikot etmesin dedi. Emredersiniz efendim.
Dedi ki şeyhim öyle bir yok. Arkamda dedi. Öyle bir şey yok. Bursa'ya geldik. Bursa'da her şey çok güzeldi. Karşı'da orada çok güzeldi. Adam bir ay içerisinde üç sefer benim önümde şeyi değiştiriyor. Ortaklık hukukunu değiştiriyor. Adam çevir kuvveti de komiserdi. Dükkan sahibi. Eşinin üzerini açmış. Adamla oturduk anlaştık. Adam on beş gün sonra işe attı diye geldi. Anlaşmıyor. Bir daha değiştirdi. Şeye ben de soruyorum. Devam et oğlum sen. Onun nedenini yap. Bir daha değiştirdi. Devam et oğlum sen. Onun dediği yok.
Üç tane anlaşma değiştirdi. Biz yok. Yokluk var. Çalışıyoruz ama. Tek başıma. Millet köfteyi beğensin sevsin de zikirle köfte yoğuruyoruz. Zikirler. Yarabbi bundan yiyenler derviş olsun. Bunlardan yiyenler Allah'a aşık olsun. Allah Allah. Millet dışarıdan bakıyor. Ben köfte yoğuruyorum içeride. Akşamdan yoğuruyor onu. Koyuyor bana basalım. Sırada millet. Sırada sırada. Bildiğiniz sırada. Sağın üç mütiği her şey. Hacı burada hacı çocuktu da o zaman. Ali filan babası var orada. Bundan gelip gidiyorlar. Attı beni oradan tam bir hikayesine. İş çok güzel yapıyor ya.
Gitti başkasıyla anlaştı. Cenab-ı Hak karşımdan bir dükkan verdi bize. O zaman Seyit Taş'la bizi tanıştık. Ondan sonra ondan dükkanı biz tramp ettik. Yer değiştirdik. Abimle ortak olduk. Oğlum abi seni kandırır ama ne yapacaksın dedi. Oldu ortak dedi. Olduk. Şimdi bu sefer aynı iş karşıya taşındı. Havada uçuşuyor tabaklar. Orası çok iş yapıyor diye adam benim elimden aldı. Anında ben orayı açtım. Adam yeşil bitti. Ne bulaşık yetişiyor ne tabaklar yetişiyor ne bişer. O zaman ben sağsa kulakların çığındasın. Bir usta vardı keravetin kendinden geliyor. Benim ne yaptım yenir diyor. Yenir usta diyordum ben.
Tek attı. Artıklı değil mi? Herkes kendini atar. Sen doğru ol. Yürü. Allah sana yardım eder. Sen çalış, koş. Mücadele. Azmet. Çalış, koştur kardeşim sen. İnsanlar çalışacak olduğum yere kaç para maaş verdim diye sorduğumu hatırlamıyorum. İşi bıraktırdığını hatırlamıyorum.
Hiç kimse bana senin işini bıraktırdın dememiştir. Daha zaten psikolojik bunalım geçerirdim herhalde. Böyle bir şey yok. İşime son vermemiştim ben bir yerde çalışırken. Hiç kimse. Hep kendini bırakmışımdır. Onlar gibi kapıda yalvarmışlardır. Gelin o dükkana. Dükkanın anahtarını kapının üstüne. Ben kapıyı kapattım. Üstümden kapının üstü açık atıyordum. Kapının üstünden. Git dükkana aç. Anahtar orada. Ben alıyordum anahtarı al kardeşim. Açmayacağım. Çalışmayacağım. Anahtarı basıp gidiyordu. Ayakkabıcım. Basıp gidiyordu. Anahtar elinde kaldı senin. Hem de oldu değil. O da bırakıp gidere açmaz dükkanı.
Ben gidiyordum dükkanı açıyordum gelmiyordu. İki gün üç gün gelse ben anahtarı vereceğim onu. Gitte miyordum dükkandan? İki gün üç gün dört gün gelmiyordum. Millet geldi gel bende çalış. Ne iş olursa olsun. Çalışacak insan. Çalışacak çalışacak. Şimdi herkes gözünü paraya dikiyor. Gözünü paraya dikmiyor. Gözünü paraya dikmiyor. Gözünü çalışmaya dikiyor önce. İşini doğru yap sen. Seni bir gören var. Sen işini doğru yap. Seni bir gören var. Patron görüyormuş diye düşünme. Seni Allah görse. Yardım edecek olan o. Çok insan. Doksan sekiz, doksan dokuzda bir milyon dolarım vardı. Baktım.
Bir milyon dolar borcum kaldı. İki bin yılına geldik de bir milyon dolar borcum vardı. Hiç kimseye söyleyemiyordum. Hiç kimseye. Herkes biliyordu iflas ettimi. Herkes biliyordu. Çok borcum olduğunu. Çalıştı. Allah. Üç yıl sonra dört yıl sonra çıkıp geliyor. Oradan borcum var daha bana diyor. Bakıyorum. Tamam öderiz. Ne kadar borcum var diyor. Bitmiyor benim borcum. Evet. Ne söylüyorsun? Borcum bitmiyor. Adam geliyor tekrar. Borcum var diyor. Tamam diyor. Ben ödeyim. Ne kadar var diyorum ben. Bu kadardır. Böyle ödememiş mi diyor. Benim de belgeler de var. Ödediydim ama bu kadar daha ödeyeceğim ben de.
Allah hamdolsun. Gerçekten doğru. Bir öderim. Bir tane diyorum. Hakkın helal olmayacak mı olacak? Öderim diyor. Ben ahirette seninle uğraşmak isterim. Bir de kalbim unutmayın değil ya. Sen de helal edeceğine de. Bir de kalbim unutmayın olsun. Sen bunu istiyor musun benden? İstiyor musun benden? İstiyor musun diyeceğim kardeşim. Bitti. Çalışacağım. Allah verecek. Olduğu bir şekilde. Cenab-ı Allah verecek. Bitti. Bitti. Bu dünyayı sevmek değil. Allah'ın 99 isminden hak ismi var. Doğruluğundan ayrılmayan.
Bu isme göre nasıl amel ederiz? Doğru. Kıymetli kardeşler. Doğru olun. İyi niyetli olun. Çalışın. Azmedin. Hiç kimse içinizden kötülük düşünmeyin. Kimse içinizden bir kötülük düşünmezseniz Allah size yardım eder. Aklınızın ucundan dahi geçmesin. Birisine kötülük yapmış. Bitti. Bitti. Bu size yeter başka bir şeye ihtiyaç yok. Allah bize affetsin. Senin kalbinin içine nasıl girelim? Ve oraya girdikten sonra o zaman hiç çıkmamış.
Ben hep şöyle bir şey hayal ediyorum. Bu çok muhteşem bir sarayda otur. Eline aşıklığını alaraktan aşkın kapısına alarak. O kapının yalnız dışından mandalı yoktur.
Anahtalı yoktur. Dışından bir işareti yoktur. Yapacak bir şey yoktur. Aşık. Aşık eline aşkın alıp gelir kapının önünde. Kapıyı tıklar. Ağlar. Sızlar. Teryat eder. Orada çamura batar. Yağmurda kalır. Sıcağa kalır. Çöle kalır. Aşık. Asla ayrılmaz. Ve hep ümit kapıyı açacak. Hiç ümit bitmez. Ben kendime aşık ve aşk felsefesini böyle tutturanlarım.
Ve aşık nefesi var olduğu müddetçe hep aşka ulaşmak için aşkın sarayının etrafına dolaşan insanımız. Aşkın sarayının kapısından, ranceresinden, duvarının dibinden ayırmayanımız. Aslında onun kapısı da yoktur. Ama kapısının var olduğunu düşünmek bir ümittir. Aslında kapısındır o. Duvarlarla çevrindedir. Ama mitolojik hikaye vardır ki içeri girerler olmuştur. Efsane vardır. Böyle bir rivayet vardır. Ve aşkın o duvarından içeri girer, aşkın o çatlağından, duvarındaki çatlağından sızan aşıklar olmuştur. Bu dilden girer, gönülden girer böyle bir rivayet vardır.
Böyle bir hikaye vardır. Böyle bir söz vardır. Ve o giriş, o içeri süzülüş hikayeleri vardır. Efsaneler vardır. Herkes bu efsaneye birer cümle, birer kelime ilave etmiştir. Efsaneye. Ama muhakkak oradan içeri giren birisi olmuştur. Ve muhakkak oradan içeriden bir haber veren olmuştur. Ve muhakkak o aşkın şatabasının, şatasının güzelliğini, letafetini, dışarı sızdıran bir muhbir olmuştur.
Muhakkak. Ve o muhbirlerin söylediği, o içeri gidenlerin söylediği, o hikayeler, o efsaneler aşıkları o aşkın sarayının etrafında pervane etmeye yeter. O aşıklar o sarayın etrafında pervane eder. Bir gün ağlarlar, bir gün cidenler, bir gün hicranı yaşarlar. Bir gün kahri yaşarlar. Bir gün hüsranı yaşarlar. Bir gün neşe içerisinde dolaşırlar. Bir gün harap ziyeti yaşarlar ki, öyle harap olurlar. Derler ki, bu bir de ayağa kalkmaz. Ama sabah olduğunda yine fırıl pırıl, fırıl pırıl pervane gibi dönüyor. O yüzden. O duvar bir gün açılacaktır. Ancak gerçek aşıklar açılacaktır.
O duvar, o gerçek ve gerçek olmayanı ayırt eden zorluklardır. İmtihandır. Hani Cenab-ı Hak sizi boşu boş bırakacağını mı zannettim? Hayır. O zaman o aşkın cilvesi, aşkın o girintileri, çıkıntıları, o aşkın tecelliyatı herkesin üzerinden başka tecelli edecek. Herkes üzerinde başka başka şeyler görecek. Ama sonuçta aşıksa o sarayın etrafında dönecektir. Aşıksa o sarayın etrafında sabahlayacak. O sarayın etrafında gecelecek. O sarayın etrafında yiyecek. O sarayın etrafında içecek. Ve bir gün muhakkak oraya girecek. Medine'ye gidenler önceden Medine münevverinin kapısı kapanırdı. Sabaha karşı 3'te kapılar açılırdı. Herkes bilirdi ki sabaha karşı 3'te Medine münevverinin kapısı açılacak.
Ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerine aşık olanlar. Saat 3'te girirler. Sanki o kapı 3'te açılacak değil mi? Ertesi gün gece saat 12'ye kadar açık. Yani hal bir saat sonra geldi öyle değil mi? Ama o gerçek aşıklar. O böyle erkenden gelecek, erkenden o Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerini ziyaret edecek. Sankona ulaşıvercek. Sankona kalışıvercek. Sankonunla kucaklaşıvercek. Sankonunla selamlaşıvercek. Sankonunla sarlaşıvercek. Büyük düğünün de kapının önünde bekler. Onları seyretmek çavuşuma giderdi. Bu ömrede kapatmıyorlardı genelde. Ömrede kapatmıyorlardı. O zaman taşla kapatıyorlar. Ve bekler, beklerler böyle kapının önünde bütün herkes.
Ya ilk önce o girdi. Biraz da o cennet bahçesinde namaz kılacaklar ya, oradan yer çıkacak bu kimseyle. Aşıklık böyle bir şey. Hiç gözünü kırpmadan sarayın etrafında dolaşmaktır. Hiç gözünü kırpmadan durmaktır. Gelir uykulasak o zaman sarayın duvarına yaslanaraktan uyur aşık. Ola ki uyku halinde rüyasında aşk verebilir. Ola ki bir tecelliyat olur. Bir an içeri giriverir. Hayalende olsa, rüyalende olsa, halende olsa içeri giriverir. Belki de aşk onun bir odasını gösterir. Bir ağacını gösterir, bir yaprağını gösterir. Belki de o yağar saçının teyini gösterir. Kaşının kemanını gösterir. Belki de serçe parmağını uzatıverir dışarı. Belki de bir laf, bir söz söyler.
Belki de bir harf söyler. Belki de bir damla. Biz seni damlatıverir. Aşık onu bekler. O yüzden hiç demez ki ben içine girdim diye. Allah bize aşk verdin. Buranın içlerinde ne anlatılmak istemiyorum?
Evet, böyle iman laf alet olacak ya, kemale ercek ya. O kemale eren iman sahibi yalan, şaka da olsa yalan söylemez. Ve o kimse gerçek iman sahibi, kimse cederleşmez denesiyle. Haklılığına, aksınlığına bakmaz. Burada şer yatan bir kimse, haklılığında cederleşir. Ama o kimse kendi nefsi için bu noktada cederleşmez. Allah bize affetsin. Bir insan imanın tadını alması için ne yapması lazım? Güzel ahlak sahibi olacak. Güzel ahlak olacak. Güzel ahlak insanda imanın tadını alır. Peygamber Efendimiz görmeden iman edenlere ne gibi müjdeler vardır demiş. Benim kardeşlerim sonra gelecek der ya, derler ki biz senin kardeşlerim değil miyiz? Hayır ver, siz benim arkadaşlarımızın.
Benim kardeşlerim ahir zamana yakın geldikler. Görmeden iman edecekler. Kardeşi olmak kadar büyük müjde var mı? Allah biz onlardan neyse. Kuba nedir demiş, cennette bir ağaç. Ölmeyelim inşallah. Huzun yazmıyor. Uludağ Üniversitesi, Tırpak, Desneriye'den, Karaciğer nakli olmuş, yoğun bakımlı bir hastamız için, altı ünite kan ve kanlar elde edilen durum meskidi ihtiyaç.
Ağrı ve araç pozitif. Rahimi. Kim bu? Ağrı ve araç pozitif kanı olamaz. Ne zaman verilecek kan? Durumu biraz acil. Durumu biraz acil. Yani hemen bir daha olabilir. Hap kullanmayan ağır grubu, araç pozitif kanı içecek. Hap kullanmayan, ilaç kullanmamış olacak. İlaç kullanmayan, 24 saat atıyorlar. Sigara içmemiş olacak. Evet. Grip olmayacak, sigara içmeyen olacak ağır grubuyla prostit. Bu gece veremeyecek olan. Bir, başka, iki, başka, dört, beş, altı, sekiz, sekiz, on, altı ünite kaç kişi lazım?
Altı ünite sadece kan, bir de trombosit için, bir ünite trombosit için yedi kişi gerekiyor. Yani yedi artı on beş, on beş kişi civarında, on, on beş kişi civarında yaş var. Hanım bu gece vermeyecek kan? Şu anda birkaç arkadaşımızı gönderdik. Şu anda alıyorlar. Evet. Bu gece veya yarın, yani, mürsünce de birisi olması daha hayırlı olacak. İnşallah. Evet. Kan verecek olan arkadaşlar, dersten sonra hemen orada şeyin, ne o? Masanın orada toplansınlar. Arkadaş onların telefonlarını, atlarını söyleyin. Asıl inşallah. Kardeşim içini gör. Allah sizden de razı olsun. Karitiyer nafinde isterler. Karitiyer ameliyatlarında isterler. Allah rahmet eylesin. Şeyh Efendi Hazretleri de ameliyat olduğundan, ona da lazım oldu.
Arkadaşlar, geldiler, kavradıklardı. Allah razı olsun. Şeyh Efendi de onun isimlerini yazdılar. Bana, onlara bu sesini dua edecek. Kim Allah'a kavuşmayı ümit ediyorsa, muhakkak Allah'ın belirlediği vade elbette gelecektir. Ve o her şeyi işitendir, bilendir. Kim cihad ederse, ancak kendisi için cihad eder. Şüphesiz Allah, alemlere muhtaç değildir. İman edip, salih amel işyerlere gelince, andolsun ki biz onların kötülüklerini elbette örteriz. Ve elbette onların yapabildikleri amellerden daha büzeliyle mütafatlandırırız. Kim Allah'a kavuşmayı ümit ederse, belli tasavvur Allah'ı sever.
Allah'a kavuşmayı ümit eder. Ve içinden Allah'a kavuşmayı niyet eder. Ve Allah'a kavuşmak için can atar. Allah'a kavuşmak için iştiyak halinde olur. O iman edenler Allah'ı şerit bir sevgiyle severler. Seven sevdiğine kavuşmak için can atar. Seven sevdiğine kavuşmak için ümit eder, ister. Seven sevdiğine doğru yönlenir, koşar ona doğru. O yüzden Allah'ı sevenler Allah'a kavuşmak için mücadele ederler. Onların cihatları Allah'a kavuşmak içindir. İnsanları katletmek için değildir. Onların mücadeleleri, nefis olan mücadeleleri Allah'a mustat olmak içindir. Allah'ı istedikleri içindir. Allah'ı arzu ettikleri içindir. Ona kavuşmayı istedikleri içindir. Ona kavuşmayı istedikleri içindir.
Onların nefisleriyle olan mücadeleleri, mücadeleleri dünyaya kavuşmak için, insanlara kendilerini sevdirmek için, insanlara hoş görünmek için değildir. Allah'a kavuşma ümidiyle oruç tutarlar. Allah'a kavuşma ümidiyle zikrederler. Allah'a kavuşma ümidiyle namaz durarlar. Allah'a kavuşma ümidiyle iman ederler. Allah'a kavuşma ümidiyle iyi amel işlerler. O yüzden iman edip salih amel işleyenler, Allah onların kötülüklerini örter. Allah onun günahlarını affeder. Hatta onların günahlarını iyiliğe çevir. O yüzden ehl-i zikrin günahları affedin. Ehl-i zikrin günahları örtün. Böyle deyip de günah işlemeye devam etmeyin. Böyle diyerekten hatalı ve huzurlu davranışlarının içerisinde bulunmayın.
Ama ehl-i zikrin Allah'a kavuşmayı dileyen kimsede. İman eden Allah'a kavuşmayı dileyen kimsede. Gerçek iman edenler. O yüzden bir kimse iman ettiyse Allah'a kavuşmayı diledi. O Allah'ı diledi. O Allah'ı artıladı. Hani İbrahim aleyhisselam, Azrail aleyhisselam gelmiş. Bunu kabz etmeye demiş ey Cebrail. Hiç öyle bir dost gördü mü ki dostunun canını alın? Dost demiş dostun canını alır mı? Cebrail aleyhisselam mı? Geri dönmüş demiş. Ya Rabbi İbrahim böyle dedi. Demiş ona söyle. Hiç dost dostuna kavuşmayı dilemez mi? İstemez mi? Cebrail aleyhisselammiş İbrahim'e. Demiş hiç dost dostta kavuşmayı arzetmez mi?
Demiş Cebrail aleyhisselam. Dost dostta kavuşmak istemez mi? Dost dostta kavuşmak ister. Aşık maşukuna koşmak ister. Olmak ister. Onu arz eder, onu ister. Onun peşine düşer. Ve onu ister. Allah'a kavuşmayı isteyin. Gözünüzde devamlı Allah'a kavuşmanız olsun. Gözünüzde devamlı Allah'a kavuşmanız olsun. Gözünüzde devamlı Allah'a devamlar. Hepimiz de hep aldık. Ve Cenab-ı Hak müjde veriyor. Eğer Allah'a... Biz onu kendimize kavuştururuz. Kim Allah'ı zikrederse, Allah'ını zikreder.
Ağzına icabet eder. Kimseden hiçbir şey istemiyor. Size cennetçiz söz vereyim. İsteğine cevap verin. Allah'tan ister. Ya Rabbi. Peynir ekmek ister. Kocandan çocuğundan isteğini ister. Sevgilinden isteyemediğini ister. Ya Rabbi. Kendine kavuşturuz. Sünnet-i Resulullah'ın kavuşmanın yolu o. Kendi kendine bir yol olmuştur.
Yani iman ettik. Hakip edecekler.
Hakip edecekler. Sünnet-i Resulullah. O eva kendi nesli yaptığımıza, kendi yolunuza böyle bir şey ilave etmeye hakkımız yok. O bizim yolumuz var değil. Kim Allah'ı kılmadan yürüyecek. Kim Allah'ı kuran ve sünnetten yürüyecek. O yüzden Allah, Allah'ı sever, Allah namaz kılmayı emretmiştir. Biz eğer Allah kavuşmayı arzu ediyoruz, biz namazımızı kıl. Yüz kere rivayet ediyoruz. Yüz kere Allah'a tövbe ederdik.
Neden? Allah seni de tövbe ederleri. Üzerinde bulunduran insanız. Peygamberler sağlığı ile sevgili hali ile halledecek. Sen istemek haklı.
O yüzden haklı. İçinizden kalbinizden niyet edin. Ya Rabbi. Konuşmak için. Seni istediğimiz için. Bu zikrimiz seni sevdiğimiz için. Bu zikrimiz sen zikredenleri sevdiğin için. Bu namazlar için. Seni sevdiğim için. Bu oruç seni sevdiğim için. Seni sevdiğim için. Bu nefesin seni sevdiğim için. Bu kıyafet seni sevdiğim için. Seni seviyor. Yeniden o gün Allah'a kavuşmaya arzu etmek. Ve öğlen içi dikmek.
Öğlen namazı. Ya Rabbi. Az kılmasaydın. Ve deseydin ki. Ben bunu severim. Bu kadının ağzı koyduğunu. Temizliğine neden dikkat etmiyor? Ağzı koştumuna neden dikkat etmiyor diyecekler.
Belki. Gönlü bir nifak içinde olanlar. Gönlü Allah sevgisinden uzak olanlar. İğrenecekler. Düşünce olarak kaybeden. Cömert ol. Fiil yatan. Cömert ol. Cebinde para var. Ben diye düşündüm ben öyle değil. Ver.
Cömert ol. Bir sanat öğret. Cömert ol. Bildiğini öğret. Cömert ol. Bir saklama. Cömert ol. Ev işini saklama. Kadınlar hani. Bir pasta tarifini saklarlar ya. Kimse olmasın. O kadın yapacak pastayı. Cömert ol. Neden? Ne? Ne? Egoist. Egoist cömert. Patron yapmaz. Egoist cömert. Öğret. Nasıl alınlar?
Öğret. Gece yapıyormuşum onu. Gittim öyle dedim. Gece yapıyor adam motoru. Kavpalar dedim. Siz motor duymuyor musun? Abi gece topluyor dedi. O dedi. Gece dedi. O dedi. Gece dedi. O dedi. Siz ne yapıyorsun lan? Bizi gönderiyor dedi. Ulan bu adam cömert. Bu adamı dedim. Büyük sanayi adam 5 vakit namazında al. Ne kadar hürmet ediyor bana ne? Dedim yok. Bu dedim cimri. Bu dedi paranın peşinde. Bu dedi insanın peşinde değil. İnsanın peşinde olsa yanında adımı tamir eder. Adam yanından usta çıkarmasın adam.
Adam gidecek dükkan açacak. Nefsine uydurmasın. Nerede bizim o... Aha Cevdet'in yanında kalpaydı bu. Şimdi dükkan açtık yani. Öyle değil mi? Selami. Öyle değil mi? Nefsini nefis yapmaz. Nefis yapmaz.
Biri sorar. Ondan ölür. Cömert. Cömert olacak. Öğretecek etrafını. Çavuşlar cömert olacak. Etraflarını öğretecekler. Dervişli adamı erkanı yaşadıklarından. Cimri olmayacak. Allah cömertleri sever. Mabdi mani. Adam sevgisini harcayacak cömert olacak. Sevmeyen cibridir. Cibriler sevmezler. Sevmeyenler cibridir. O zaman Allah'a kavuşmayı izleyenler. Resimler direkten Allah'ın istediklerini isteyecek. Allah'ın sevdiklerini sevecekler. O hâli üzerlerinde taşıyacaklar. Ve kim Allah'ı sever ise Allah onu sever. Kim Allah'a kavuşmayı dilerse Allah ona kapı aralar. Kendisine kavuşturur. Sen yan yıkıl. Sen vaktin saatin gelecek. Kavrulcan yancan pişir, sen sen. Sen şöyle bölüyor.
Elbette鈴 ekriyor. Elbette鈴 ekriyor. O zaman Allah'a kavuşmayı izleyenten. En iyisi de diyendiren. En iyisi deyilemez. Bunlar. Bizim de bireyekler. Allah'ın sevdiklerini yalkan. Onun sevdiklerini sevecekler. O hâli üzerler. Kim Allah'ı sever ise Allah'ın sevdiklerini sevecekler. O hâli üzerlerinde taşıyacaklar. Ve kim Allah'ı sever ise Allah onu sever. Kim Allah'a kavuşmayı dinlerse Allah ona kapı aralar. durur, sen yan yakıl, sen vaktin saatin gelecek, kavrulacaksın, yanacaksın, pişer, sen o aşkın duvarını delceksin, aşacak sana kapıyı bir sürdüğe içeri girer gibi, bir gatif bir ruh içeri girer gibi gireceksin sen, gireceksin, ümit et, ona kavuşmayı diler ama vücudunla gireceğim diye düşünme, vücudun dışarıda kalacak, vücudun dışarıda kalacak, sen giriverceksin, bir ruh girer gibi, bir gatif bir cisim girer gibi giriverceksin, var ya bir efsane var, girenler var, bir
efsane var, oradan haber verenler var, bir efsane var, birdenbile dolaşıyor, o aşkın peceriyatını yaşayanlar var, bir efsane var, o güzel görmüşler ve gördüklerini anlatmışlar, o dilden bile kulaktan kulağa doğrulmuş ve sen o dilden bile kulaktan kulağa doğrulmuş olan o mitolojik hikayenin peşindesin, yürü, ümit et, ve ister, ve azmet, ve mücadele et, ne diyor, cihad ederler, kendileri için cihad ederler, cihad et, cihad et, maddi manevi mücadele et, maddi manevi, nefsinle mücadele et, nefsinle cihad et, yürü, en büyük cihad nefis dolan cihad,
insanın sevdiği sıfatların üzerinde bulundur, cihad bu, Allah bizi onlardan ayırsın, o nefis de mücadele et, o gayreti bulundur, ve bu noktada Allah bize onlardan ayırsın, Allah bize onlardan ayırsın, 3 ihlasun var ya. Bütün peygamberi de cihadın ızlarına aynayin, Allah ve Cihab Resulullah, şöyeler Resulullah, Ashab Resulullah, İmam-ı Azam, İmam-ı Şafi, İmam-ı Bağd'i, İmam-ı Ambele,
Hz. Nullarına gelin, yürü, yürü, yürü, … bilmem.
Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür.
Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.