mustafaozbag.org

112. Mustafa Özbağ Efendi Dergah Sohbetleri

Mustafa Özbağ Efendi sohbeti · Dergâh Sohbetleri · 10 Eylül 2011 · 49:10

Allah gecenizi hayır etsiniz. Cenâb-ı Hakk'ın cinsini hayırlı etsiniz. Hayrınızı, yırınızı, ömrünüzü hayırlı etsiniz. Dünyada kaç tane cinmeye şeytan vardır, açıkçası. Allah verersin. Dört büyük melekler, başka melekler var mıdır? Büyüs melekten bulundur. Geçen sohbetlerinde bir hadis yerinde Allah hınzası için bir şey isteyen memnundur.
İsterdiği takdirde vermeyen de memnundur dediniz. Kadi Şerif vermemezsin, dışarıda dilenciler hep Allah hınzası için öne katarak dilenmekte, bu durumda ne yapmalıyız? Bununla alakalı imamların fetvası var. Yani bunu böyle dilenmeyi meslek haline getirenlere verilmemesinin bu noktaya katmayacağına, günah-i kemahiyet noktasına katmayacağına dair imamların intifakı var.
Ama başka bir hadis-i şerif daha var. Yani az da olsa sizden bir şey isteyene siz veririz diye. Böyle bir şey var. Az bir şey de olsa birisi bir şey verirse vermek bu noktada sıkıntılı, sakıncalı değil. Ama dilenmeyi meslek haline getirmiş olan insanlara da vermemek sıkıntılı ve sakıncalı değil. Kurbanımızı bekaret yoluyla Pakistan'a göndermemiz cahil miydi?
Bu noktada fıkıhi yönden bir sıkıntı yok. Yani bir kimse kurbanı oraya buraya başka bir yerlere gönderebilir. Ama ve lakin nasıl zekat bulunduğu yerdeki Müslümanlara verilecekse, zekat bulunduğu yerde Müslümanlara verilecek. Zekatı bir yerden bir yere taşımak cahil değil. Yani siz Bursa'da para kazandınız, Bursa'da oturuyorsunuz. Ben zekatımı, ben bayındırıyım, bayındırızdaki memleketime gönderelim. Hareket ederek de insanlar kurbanlarını, bu tip şeyler yapıyorlar. Bu belki de cevazlık açısından cevazlığı vardır. Ama şunu unutmayın. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri, kurban ibadetini bizatihi kendisi yaptı. Son dönemleri de başında bulundu. Yani yaşlandığında işte biraz böyle, belki de artık bununla, o da bir cevazlık oldu.
Son dönemlerinde başında bulundu. Hazreti Aişe validemize dedi ki, kurbanın kesilirken başında bulundu. Kurban bir ibadet. İnsanlar et yesin diye böyle bir işlem yok. İnsanlar et yesin diye gönderin hayvanı. Bu farklı bir şey. Bu ibadet. O ibadeti bizatihi bir kimsenin kendi eliyle yapması sünnet.
Biz bu noktada Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerine tabi olmaya gayret ederiz. O başında bulunmuş veya işte kendisi boğanlamış, bilgimiz yeterse, bilgimiz var ise kendimiz boğanlamaya çalışırız. Bilgimiz yoksa öğreniriz. Hayvan kesmeyi öğrenmek de sünnet. Bir kimse kendisi kurbanını kesebilmeli, bir kimse kendi ölüsünü yıkayabilmeli, kefenleyebilmeli, bir kimse yakın bir babasını, abisini, çocuğunu, amcasını, dayısını neyse onu dehnedebilmeli.
Sünnet. Bugün İsmail Kardeş bir şey söyledi, Gürsu Belediyesi Kasaplar Odası'nınla beraber ortak bir beş günlük kurban eğitimi, kurban kesme eğitimi, kasaplık eğitimi verecekmiş. Ha burada yazmışlar zaten. Aklımıza gelmişken onu da söyleyelim. Arkadaşlar müsait olanlar o eğitime katılsınlar mesela. Hem elinde bir meslek, bir sertifika olur. Yavru gün hacca gideceğiniz zaman işte kur, yani kasap olarak hacca falan götürüyorlar ya.
Orada yardım olun, elinizde bir sertifika olur. İşte benim kasaplık sertifikam var dersiniz. Çünkü yol bulabilen meytimi tavaf etsin. Yol bulma. O yüzden müsait olanlar, bu noktada zaman açısından sıkıntısı olmayanlar, İsmail Kardeşler'in öğrensinler. İnşallah onunla da ilgilensin arkadaşlar. Kurban kesmeyi, kesebilmeyi derviş kardeşler başarabilmeli. Bakın gün geçtikçe, gün geçtikçe bu tip ibadetlerin yapımında zorluk yaşanıyor.
Yani adam kurbanını alıyor, kasap bekliyor, kurbanı kesecek birisini bekliyor. Kurban kesme yerlerimiz yok. Yok. Barçak yerlerimiz yok. Kurban kesebilme yeteneğimiz de yok. Pakistan'a gönderilir mi? Gönderilir. Ama unutmayın geçenlerde bir, geçen sene miydi mi? Önceki sene mi? Geçen sene mi? Şirketlerde veyahut da vakıflarla böyle bir sıkıntı çıktı.
Kurbanlar kesmemişler kurbanları. Diyecekler ki namazlarınızı da kılalım sizin, oruçlarınızı da tutalım. Yeterim bize parayı bastırın yalnız verin bize. Hacca gidenler var böyle şeyler var. Yani o hac işi yapan şeyler var ya şirketler.
Hac işi yapan şirketler böyle diyor ki işte biz sizin yerinize hacca götürelim. Adam gidemiyor ya. Alıyor parayı adamlar. Götürüyor götürmüyor bilmiyor. Gidiyor gitmiyor bilmiyor. Şimdi haccını yapacak şirket var. Ondan sonra zekatını göndereceği şirket var. Kurbanını göndereceği şirket var. Ne kaldı? Namazda oruç kaldı. Ya bir müddet sonra bir fetva daha namazlarınızı kılıverelim. Bir fetva daha oruçlarınızı tuttuk. Bir fetva daha imanınızı da biz yerine getirelim. Biz iman edelim sizin etmenize gerek yok. Allah bize meziyet insanın doğrusu. İnsanın meziyeti oluşur. Bir şeyle ilgilenirsiniz. O konuda terbiye olursunuz. O konuda çalışırsınız. O hale gelirsiniz.
Bir soru soruyorsunuz. Okuyamam ki burada insanların hakkına tedavi etmiş olunuz. Allah muhakkudu etmiş olunuz. Bir müslüman bir rojidi kamile biat etmeden Allah ve Resulüne aşık olabilir mi? Ben hepsini terbiye edebilir mi? Neden olmasın ki? Bakın bu tip şeyleri böyle bir üstada veliye bağlamak, böyle bir kuruma bağlamak, bir teşkilata bağlamak, işte sunu kulliye bağlamak, direkt böyle olmazsa olmaz demek ehl-i tasavvufun içine düştüğü, ehl-i tasavvufun içine düştüğü en büyük yanlışlıklardan birisi. Şunu unutmayın.
Biz değişik cemaatlerin veya değişik tarikatların kendilerini makul ve haklı göstermek için bu tip şeylere ihtiyacımız yok. Kendimizi meşhur göstermek, kendimizi makul göstermek gibi bir derdimiz yok. Tasavvuf, Allah'ı sevme, herkese açıktır. Kaçılını sevmek, herkese açıktır kapısı. Müminleri sevmek, herkese kapısı açıktır. Kimse zaten Allah'ı seviyorsa Allah'ın sevdiklerini sever. Allah'ın sevdiklerini seviyorsa Allah'ı sever. Yani bu sevgi noktasında birisine karşı bir muhabbeti kaynadıysa o yolunu bulur. Hatta ben Allah affetsin daha ilerisini söylerim.
Yani bir kimse birisini seviyorsa, bir şeyi seviyorsa o Allah sevgisini bulur. Yeter ki o sevgisi, o sevgisi yolda kalmasın. Yeter ki o sevgisi samimi olsun, nedensiz, niçinsiz olsun. Yeter ki o sevgisi, o kimseyi nefsani tarafa çevirmesin. Züreyha'nın sevgisi nasıl çirkin görülebilir ki? Mecnun'un sevgisi nasıl çirkin görülebilir ki?
Ferhat'ın sevgisi nasıl çirkin görülebilir ki? Bu noktada sevginin kaynağı tektir. Sevginin kaynağını iki görmeyin. Sevginin kaynağı tektir. Ama bazen mecazi olarak tecelli eder, bazen hakiki olarak tecelli eder. Eğer o sevginin kaynağına nefsaniyet ulaşmadıysa, mecazi de olsa o hakikate doğru yol alır. Leyla bir sultanın kızıdır. Mecnun da bir sultanın oğludur. Ve Leyla ile Mecnun bir tören esnasında veya bir düğün esnasında Mecnun Leyla'yı görür. Ve Mecnun Leyla'yı görünce Leyla'ya aşık olur. Leyla'nın anne bundan haberler saraylarına. Mecnun'a Leyla'yı göstermezler.
Çünkü Mecnun'un da babası ve annesi ilk etapta Leyla'yı istememişlerdir. Sonra çöllere düşer, atar kendini. Ve her an bir müddet sonra Mecnun'un annesi babası dayanamaz. Oğulları gidiyor ellerinden, giderler Leyla'yı isterler. Yine vermemezlik ederler. Bir yolunu bulur, Mecnun'u bulur. Neden Ceylan'la konuşuyorsun? Onlarla düşüp kalkıyorsun.
Der ki gözleri Leyla'nın gözlerine benziyor Ceylan'a. Suayet ediliyor ya Leyla'yı gösterirler. Derler ki Leyla bu. Fakat hayır bu Leyla değil. Benim sevdiğim Leyla bu değiller. Leyla'yı da kahreder. Döner geri, bu sefer onu bir başkasıyla evlendirler. Bir başkasıyla evlendirdikten sonra o evlenir, evlendi adama kendisini teslim etmemek için der ki bende cinni bir hastalık var.
Eğer bana dokunursan der, bana ilişirsen bu hastalıktan perişan olursun. Mah olursun. Bu hastalıktan kurtulamazsın. O adam bu dediğinden korkar ona ilişemez. Ve bir müddet sonra Leyla kahreden ölür. Mecnun'a derler ki Leyla ölür. O hiç bir şey yapmaz. Cevap vermez. Gider Leyla'nın kavrinin başına. Der ki, sevenin sevdiği bu dünyadan gittikten sonra, sevene bu dünya haram olsun der. Küt, o doğrudur. Mecazi dediğimiz sevgi eğer gerçekten bütün ise, o hakikate doğru yol alırsın. O yüzden ehli tasavvur demiş ki, kime bağlanırsan bağlar.
Bağlandığın yer önemli değildir. Bağlanan önemli. Sen sevdiysen yol alırsın. Sen aşıklığa adım ettiysen yol alırsın. Sen münafıklar vardır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dizinin dibindeydi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin eksikliği mi vardır? Noksanlığı mı vardır? Onlar münafıklıklarına devam ettiler. Münafık her yerde münafıktır. Müşrik her yerde müşriktir. Yalancı her yerde. Sen git yalancıdır. Adamın sevgisi bu manada samimi ise, dervişin sevgisi samimi ise, birbirlerine olan insanlar muhabbet beslediklerinde muhabbetleri samimi ise, o hakikate doğru yol alır.
O hakiki sevgiye doğru yol alır. Ama onun önüne menfaat çıktığında, onun önüne işte herhangi bir şehvet çıktığında, onun önüne nefsaneye çıktığında, o yıkılmaz. Onun önüne herhangi bir şey çıktığında, o geri gitmez. O sıkıntılara, o gelen musibetlere, ondan gelecek olan darlıklara sabreder. Hakiki sevgi. Geçen hafta neydi ders? Namazı devamlı kıl. İyiliklere emret. Kötülüklerden neydi? Başına gelecek olan bela ve musibetlere sabret. Karşında seviyorum dediğin, seviyorum dediğine samimi davran. Seviyorum dediğine ihlaslı davran.
Seviyorum dediğine git teslim ol. Ne dedi Şemsi Tebrizi Hazreti Mevlana'ya? Toprağın bahçıvana teslim olduğun gibi teslim ol dedi. Toprağın bahçıvan teslim olduğun gibi teslim ol. Teslim olduğun gibi teslim olursan merak etme. Bahçıvan sana kötülük yapmaz. Sana tertemiz güller diker. Seni gül bahçesi haline getirir. Seni meyve bahçesi haline getirir. İhlaslı ol, samimi ol. O yüzden bir kimse gerçekten sevgisi ve sevdası samimi ise, muhabbeti ve bağlılığı samimi ise, Cenab-ı Hak onu bir yol vur.
Seven kimsenin duruşu, bu noktadaki hali onu hakikate götürür. Hakikada doğru samimiyet, o muhabbet, onun buradaki kimliksizliği, kişiliksizliği, bu noktadaki onun teslimiyeti hem pişirip hem de istikametini düzeltip onu doğru bir noktaya doğru götürecektir. Önemli olan o kimsenin sevebilmesidir. Önemli olan o kimsenin sevgisinin samimi olmasıdır, ihlaslı olmasıdır. Diyeceksiniz ki, sevgi ile samimiyetsizlik olur mu? Evet. İnce bir çizgidir. Nefsaniyetinden bağlanır. Nefsinden sevdiğini zanneder. Aslında fakat seslenmez. Hoşuna gider.
O bu noktada şehvete doğru insanı yönlendirir. O şehvete dahi yönlendirse dahi gerçekten, bakın gerçekten, hakiki manada ve hakikati hükümetine, hakiki aşka doğru, hakiki sevgiye doğru götürecektir. O yüzden şunu söylemeyin hiç kimseye. Sen Allah'ı seveceksen muhakkak bir virşidin yoluna git. Bu hakikattir. Ama o kimseye bunu söylerken sert söylerseniz, etrafı anlatmazsanız o şunu zannedebilirsin der. Ya bu kendi şeyhine illaki bizi götürmek istiyor. İllaki kendi dergahına götürmek istiyor. İllaki kendi topluluğuna götürmek istiyor. Kıymetli kardeşler.
Bizim öyle bir derdimiz yok. İnsan anlamaya çıkmadık. Biz bu noktada insanları böyle toplayalım, peşimize takalım. Hüra bir sürü insan olsun. İşte dergahımızın kalabalıklığıyla övünelim. Çokluğuyla işte şatahat edelim. Böyle bir derdimiz yok bizim. Bizim derdimiz Allah'ı sevmek ve sevdirmek. Bizim derdimiz Resulullah'ı sevmek ve sevdirmek. Bizim derdimiz Kur'an'ı sevmek ve sevdirmek. Bizim derdimiz Kur'an'ı yaşamak ve yaşatmak. Bizim derdimiz Sünnet-i Resulullah'ı yaşatmak. Bizi tanımayıversin hiç kimse. Bizi tabi olmayıversin. Hiç kimse kalmayıversin. Yeter ki Allah'ı sevsin insanlar. Sadımız sanımız duyulmayıversin. Sadımız sanımız konuşulmayıversin.
Böyle bir derdimiz yok. Vallahi yok. İnsanlar o Allah'ı sevsinler. Yeter ki o insanlar Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem adetlerine tabi olsunlar. Bizler bir harf öğrenirlerse Cenab-ı Hak bunu arttırır, eksiltirir.
O sevgililer sevgilisinin bir deyişi. Böyle bir derdimiz yok. Mustafa Özbağ'la böyle bir derdim yok. Tanınayım, bilineyim, meşhur olayım. Orketimize gelsin, bağlansın. Bizim cemaat kalabalıklaşsın, çoğalsın. Böyle bir derdim. Hiç olmadı böyle. Allah'ı sevdirecek.
İnsanların gönüllerine ihap edecek. İnsanları çekip çevirecek ona. Biz ona teslim olun. Onun peşine düşelim. Biz şunu seni çok sevmek istiyoruz. Başka bir derdimiz yok.
Şurada bulunuyor gitsinler. Bırakın insanlar hangi cemaate gitsinler. Bırakın insanlar nasıl sevsinler. Bırakın insanlar gitsinler onlara tabi olsun. Beni dinleyen burada teker teker bir şey bulup, teker teker bir üstad bulup gitsinler Koçuncağımız bir şey yok. Biz yine Cenab-ı Hakkı sağlıksız, afiyet verdiği müddetçe yirmi yıldır yaptığımızı yapacağız. Yine anlatacağız, yine anlatacağız, yine anlatacağız. Yine zikredeceğiz, yine zikredeceğiz, yine zikredeceğiz.
Biz ona teslimiz. Biz onun yolunda olmaya çalışıyoruz. Biz insanlar bizi sevsin de uğraşmıyoruz. İnsanlar bize tabi olsun, bizim peşimize düşsün diye uğraşmıyoruz. Allah bizi bundan muhafaza eylesin. Cenab-ı Hakkı bizi bundan korusun. Hazretlerini sevip İnsanların Muhammed-i Mustafa'yı uymaya, onun sünneti Resulullah'ını yaşatmaya çalışın.
İslam'ın hükümlerini ve İslam'ı sevip Gönlünüzde İslam aşkı olsun. Gönlünüzde iman aşkı olsun. Gönlünüzde Muhammed-i Mustafa aşkı. Bunlar birbirlerinden ayrı veren çıkma sevdalar değil. Bunun çıkış noktası tek. Dünya üzerinde bütün sevgilerin çıkış noktası tektir. Çocuğunuzu siz sever, sevdiğinizi zannedersiniz. O şefkattir.
Çıkış noktası o sevgidir. Seversen şefkat gösterirsin. Sevmezsen şefkat göstermezsin. İnsanın gönlünde burada bir sevgi varsa, bir sevda tohumu var ise O neşkine vah olun isteriz. Ve bütün herkesin gönlünde o sevda tohumu vardır. Cenab-ı Hak hepsinde neşkine vah eylesin inşallah. O yüzden kıymetli kardeşler, davamız, derdimiz insanlar Allah'ı sevsin, biz de Allah'ı sevelim. İtaat ve biat aynı şeyler mi? Aynı şeyler değil. Biatlaşma severekten gider kiat edersin. Ve biat ettiğine itaat edersin. Ama bazen insan sevmediğine de itaat etmek zorunda kalabilir. 28-21 mal indiriyorlarmış arkadaşlar.
16 ve 28-21 aşırı yağış ve sel felaketleri bize bir uyarı mıdır? Yani her meseleye uyarı gözüyle bakılacak olursa güneşin doğması da bir uyarıdır, batması da uyarıdır. Neden felaket olarak görüyorsunuz, rahmet olarak görüyorsunuz?
Daha bol olan iman ehli ise şehit hükmünde felaket olarak onlara rahmet almadım şimdi. Bize felaket gibi gelir. Rahmettir. Neden rahmet gözüyle bakıyorsunuz her şeye? Devrem, felaket değil mi? Neden rahmet gözüyle bakıyorsunuz? Mümin ise şehit oldu. Mümin değiller ise Cenab-ı Hak onların nefeslerini kısalttı. O da rahmet oldu. Sen felaketin. Mümin ise şehit oldu. Mümin değiller ise Cenab-ı Hak nefeslerini kısalttı. Geride kalanlara rahmet oldu.
Cenab-ı Hak dünyada felaketle muamele etmiş olsa yeryüzünde taş taş üstünde kalmaz. Eğer yeryüzü hala dağıttırıyorsa rahmetinden dolayıdır, bereketinden dolayıdır, zutfundan, ikramından dolayıdır.
Yoksa yeryüzünde bu kadar isyan, bu kadar küfür, bu kadar şir, bu kadar yanlışlık, bu kadar zulüm, rahmeti, Cenab-ı Hak'ın bereketi, Cenab-ı Hak'ın ihsanı yeryüzünde ayakta tutuyor. O yüzden olan hadiselerin rahmet ve bereket açısından bakın. Ümmet açısından bakın. Allah bizi muhafaza eylesin. Cennette alt kademede bulunan kişi üst kademede bulunan kişiye gıptayla bakacak mı? Bakacak mı? Bakacak. Nasıl gıptayla bakacak? Selam getirenlere selam gönderin inşallah. Bir delikler iki kere ısırılmaz.
Yani hadis-i şerif yani insanlar bir hata yaptı, bir eksiklik yaptı, bir yerden böyle bir darbe yedi, ayrı yerden bir daha darbeyi yemezler mümin ise. Pazartesi günü Gürtü Halk Eğitiminde beş günlük kasaplık kursu vardır. Ücretsiz, sertifika da verilecektir. Kardeşleri dururur. Bu konuyla alakalı bilgi almak isteyenler Gürtü'nden bizim İsmail kardeşlerimiz gaza teslimlerdir. Ashab Suresi ayet 42. Sabah akşam onu tesbih edin. O sizi karanlıklardan uğra çıkarmak için size salat getirebilir. Melekleri de o müminlere çok merhametlidir. Melekleri de salat getirir ve o müminlere çok merhametlidir. Sabah akşam Allah'ı tesbih etmek, zikretmek. Bu genel manada müfessirler namazla bağlantılamışlardır.
Sabah namazı ve yatsı namazı olarak bağlantılamışlardır. Ama evli tasavvur, bunun namazın haricinde namazın devamını zikretme. Zikretme bağımından alıp hem sabah dersi koymuş kendisine hem de akşam dersi koymuş. Biz her ne kadar arkadaşlara tek ders veriyorsak da umumlu olarak bazen söylüyoruz. Yapabilenler sabah akşam çeksinler. Üç sefer, dört sefer, beş sefer çeksinler. Sabah akşam Allah'ı zikretmek, tesbih etmek. Sabah akşam Allah'la alışverişte bulunmak. Sabah akşam Allah'la hemhal olmak. Sabah akşam onu anmak. Onunla konuşmak. Onunla sohbet etmek. Onunla bu noktada ondan istemek, dua etmek. Onunla ilimliği koparmamak.
Onunla bu halada muhabbeti koparmamak. Allah'ı sevenler sevdiklerini sabah akşam zikrederler. Sevenin gözünden sevdiği hiç gitmez. Sevenin dilinden sevdiği hiç eksilmez. Sevenin kulağından sevdiği hiç eksilmez. Sevenin etrafından sevdiği hiç eksilmez. Sevenin her daim sevdiğiyle konuşmak ister. Sevenin her daim sevdiğini görmek ister. Sevenin her daim sevdiğini memnun etmek ister. Sevenin her daim sevgilisinin yörüngesinde yürümek ister. Hakiki sevdaya düşenler, gaflete düşmezler. Hakiki aşkın hakikisine doğru dalanlar, gaflet onlar için büyük günahtır. Büyük günahtır.
Hatta ihanettir. Hakiki sevenler, gafleti kendilerine büyük bir ihanet olarak görmüşler. O yüzden seven her daim sevdiğini zikretmeliyiz. Çünkü onun sevdiği, onu karanlıklardan nura çıkarmak için ona devamlı dua ediyor. Ona selahat ediyor. Sabah akşam beni zikredin. Ben sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size selahat ediyorum. Yani sizi karanlıklardan nura çıkaracağım. Ve sizi karanlıklardan nura çıkaran benim. Ve beni zikredin. Ve beni zikretmeye devam ettiğinizde sizin nurunuzu artıracağım. Melekler de size yardım ediyor. Melekler de size dua ediyor. Melekler de size selahat getiriyor.
Sen zikre devam et. Melekler dua ederler insana. Siz zikrettiğiniz anda melek yanınızda dua eder. Ya Rabbi günahlarını affet. Ve siz zikrettiğiniz anda meleksinizin zikrinizi Allah'ın katına çıkarır. Der ki bunu zikredeni affet. Siz zikrettikçe, namaz kıldıkça, oruç tuttukça, Allah'ın ellerini yerine getirdikçe, ve iyilikleri emrettikçe, kıldıkça, Allah'ın size selatını artıracaktır. Size olan selatını artıracaktır. Allah'ın size olan merhametini, rahmetini, bereketini artıracaktır. Cenab-ı Hak size olan hidayetini artıracaktır. Cenab-ı Hak size olan nurunu artıracaktır, parlatacaktır. Melekler size olan dualarını çoğaltacaktır. Onu zikretmeye devam edin. Ve Cenab-ı Hak tüm minlere karşı şefkatlidir, merhametlidir.
Merhametli. Rabbi dediğin anda o seni sağacak, sarmalacak. Niçin? O seni seviyor çünkü. Hani sen onu seviyordun ya. Sen onu sevip de onu da sevmek vacipti ya. Hani sen onu zikrediyordun ya. Zikrettiğin zaman seni zikretmek de onun üzerine vacipti ya. Kendine vacip et değildi ya. Hani sen onu zikrediyordun ya. Onu zikrettiğin için isteklerine, onu zikrettiğin için ihtiyaçlarına zaman bulamıyordun ya. Allah birbirine karşı şefkatli. Senin zaman bulamadığın, senin yapamadığın şeyleri o merhametiyle yapacak. Habini caizse o senin elinde sanki bir alet gibi olacak. Ama senin önünde alet gibi olacak. Bu sözümü yanlış anlamayın. Çünkü kul öyle, Allah öyle sevdiğini kaptırır. Kendisini sevdasına yükler ki onun önünde yerine celal etmeye başlar.
Onun elini kuluna oynatmasına gerek kalmaz. Gönlünden bir şeyi geçirmesi Cenab-ı Hak onu şeyi yerine getirtirir. Hani diyor ya, Haddet Ömer Efendimiz. Onlar bir şeyi yemin ederse onun yerine getirir. Hani Hazret Efendimiz'in üzerine diyor ya, Ya Rabbi, gözünüz kulak. İşte Cenab-ı Hak dostlar.
Kul ama dost. Dostluma yazdığı için Allah ve mene deyince, Hazreti Abbas Efendimiz dedi ki, Ya Resulallah, bu senin için.
Deyince Cenab-ı Hak bu ayeti gerime imanlar. Bu da ümmet için. İşte ümmetin, ümmetin fasileti. Fasileti. Muhammed'in üstünlüğü. Üstünlüğü. Namaz kılar. Gece namazına kötülük derler. Karşı şefkatli ve merhametli.
Size şefkat ve merhametini gösterdi. Bu dünyada, hem öbür dünyada size şefkat ve merhametini gösterdi. Çünkü siz iman ettiniz, iyi amel işlediniz. Çünkü Allah'ı zikrettiniz. Çünkü Allah'ı tesbih ettiniz sabah akşam. Ve namaz kıldınız. Ve en önemlisi, Allah'ın emirlerini tebliğ ettiniz. Allah'ın iyiliklerini, güzelliklerini, doğruluklarını anlattınız. Ve insanların kötülükleri, kötü olmayı. İyi olun. İyi ahlak, takva sahibi. Sizin bu hallerinize baktı. Ve Cenab-ı Hak dedi ki, Sizi rahat ediyorum.
Sizi şereflendirdi. Sizi yükseltti. Sizi yükseltti. Sizi öbür ümmetlerden, öbür insanlardan daha... Çünkü siz, size karşı şefkat ve merhametini yaydı. Önünüze serdi sizi. Böyle bir Allah sevinecek de kim sevinecek ki? Sevginizi hakikate doğru yol aldırın. Sevdanızı hakikate doğru yol aldırın. Allah'ı sevin. Allah'ı sevmek yüce insanların işidir. Allah'ı sevmek yüce gönüllülerin işidir. Allah'ı sevmek erkeklerin bu manada cinsiyet noktasında değil. Yani burada güçlülük manasında kadınlar da erkekler de güçlü olanlar, yürekli olanlar sever Allah'ı. Geniş yürekliler sever Allah'ı. Allah'ı sevmek herkesin işi harcı değildir çünkü.
Allah'ı zikretmek herkesin işi harcı değildir. Herkese o kapı açıktır. Ama herkesin yüreği yedip de o kapıyı tıklayamaz. Gücü yedip de o kapıyı tıklayamaz. Çünkü Allah adına ulaş olmak vardır. Allah'ı deliler gibi zikredir. Dışarıdan görenler desinler ki bunlar deli olmuşlar. O deli olmuşların yahtasına sahiptir Allah'ı zikrederler. Ve dışarıdan bakanlar ki bunlar deliler gibi kafalarını sallıyorlar. Ne dediklerini bilmiyoruz. Ne yaptıklarını bilmiyoruz. Bırak ya şunları. Orada çok terliyor insan. Orada çok sıkıntı oluyor. Bir adamın birisi konuşuyor konuşuyor herkes dinliyor. Gidilmez oraya.
Evet. Allah'ı zikir böyle kıymetlidir. Allah zikir hazinesini göstermez. Meydandadır. Herkes gidip alamaz onu. Herkes gidip orada oturamaz. Devam ettiremez. Kıymetli kardeşler. Burası çok önemli. Devam ettiremez. Devam ettiremez. Zikir husisi manada tecelli eder.
Husisi manada. Husisi manada. Husisi manada tecelli. Allah'ı seviyorum diyemez. Şunu yere gelene. Etrafını çek. Müdür ne diyecek. Amirlerin ne diyecek. Komşuların ne diyecek. İş yerinden oraya. Kim Kur'an ve sünür.
İnsanlar katında bir sınıf olmaz. İnsanlar onu sevmezler. Neden? Nefislerine uyarmak çünkü. İnsanlar onlara kaldıramak. Nefislerine uyarmak. İnsanlar onları kaldıramak. Yıllardan beri yaşarım ben. Kafidir.
Allah yeter. Allah kafi. Allah yeter. Allah veki. Allah yeter. Allah hakim. Allah yeter. Allah kudret sahibi. Allah yeter. Allah alim. İlim sahibi. Her şeyi çekip çevirir. Cenab-ı Hak onu bir imtihan olarak yaşatır size. Yaşarsınız. Ama şunu unutmayın. Her musibetler. Her sıkıntıda. Hor görünüşler. Rahmet vardır. Bereket vardır. Ve onda Allah'a yaklaşma vardır. Allah. Muhammed-i Mustafa'yı kendilerinin üzerine yürüten Allah. Onu kendine yaklaştırdı. Başına işkembe koydurtan Allah. Onu kendine yaklaştırdı. Muhammed-i Mustafa'nın başına işkembe koydurt. Size haydi haydi bir sürü şeyler olacaktır.
Allah. O Allah'ın dediği kötülüklerden ne yetmeyi söylüyorsanız. O Allah'ın dediği iyilikleri evrediyorsanız. O Allah'ın dediği hani başka bir yöne çevirme. Putlara yönünü çevirme. Hadi geldiler ya müşrikler. Dediler ki ne mal istiyorsan söyle. Malımızın yarısını sana verelim. Dediler ki malımda tek yer. Sen bizim lazım. Onların yönünü çevirme. Yüzünü çevirme. Kendisini seviyorum. Diyelim.
Yüzünü ve yönünü başka bir yere çevirmesini istemez. Hani iman eden bir kimse imanından geri çevirirse müşrik olur. Katli caizdir ya. Seviyorum diyen bir kimsenin sevdiğinden başka bir şey görmemesi gerekir. Yoksa sevgisine ihanet etmiş olur. Yüzünü gözünü çevirme. Allah dedin devam et. Allah'ı zikret. Sakın gözünü başka bir tarafa çevirme. Sakın gözünü dünyalıklara çevirme. Sakın gözünü parafula çevirme. Sakın gözünü parafula çevirme. Sakın gözünü insanlara çevirme. Sakın gözünü insanlara çevirme. Sakın bu noktada Allah var ise bir şey çevirme. Allah'ın emirleri meydanlar. Onun emirleri dışına çıkma. Allah bizi affeder. İsterimizi koruyay inşallah. Cenab-ı Hak.
İçimizi dışımızı aşkıyla, sevgisiyle, muhabbetiyle dolduran. O uğurda yol yürüten inşallah. Hakkınızı helal edin. Allah razı olsun. Hale-i. 司le. Üzerimizi koruyayın inşallah. Hale-i. Cenab-ı Hak. İçimizi dışımızı aşkıyla, sevgisiyle, muhabbetiyle dolduran. Hale-i. O uğurda yol yürüten inşallah. Hale-i. Hakkınızı helal edin. Allah razı olsun. Hale-i.

Bu metin konuşmadan otomatik çıkarılmıştır, hatalar içerebilir. Esas olan videodaki sözdür. Bir cümleyi aktarmadan önce kaydın kendisinden doğrulayın.

bütün sohbetlerin metinleri · söz fihristi